SAĞLIK
Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41:16 Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Bakanlık onayladı, Karabük’te ilk kez yapıldı
03 Haziran 2025 Salı - 14:55 Bakanlık onayladı, Karabük’te ilk kez yapıldı 10 yıldır yürümekte zorlanan 69 yaşındaki Hayriye Kalender, Sağlık Bakanlığının onayı ile Karabük’te ilk kez gerçekleştirilen total femur protezi operasyonu sayesinde sağlığına kavuştu. Bartın’da yaşayan ve yaklaşık 10 yıldır yürüme güçlüğü çeken Kalender, Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğine başvurdu. Yapılan tetkikler sonucu hastaya total femur protezi ameliyatı uygulanmasına karar verildi. Operasyon, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Uygar Daşar ve ekibi tarafından hastanede ilk kez gerçekleştirildi. Kalça ve diz eklemleriyle birlikte uyluk kemiğinin tamamının protezle değiştirildiği ameliyat başarıyla tamamlandı. Ameliyat sonrası yeniden yürümeye başlayan Hayriye Kalender, sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, "Uygar hocamız ve ekibi sayesinde ben yürümeye başladım. On senedir yürüyemiyordum. Allah’ım bin kere razı olsun. Ekibinden de hastanesinden de çok memnunum" dedi. Daha önce iki kez ameliyat olduğunu belirten Kalender, bu süreçte zorluklar yaşadığını ancak Karabük’teki operasyonla umut bulduğunu ifade etti. Ameliyat süreci hakkında bilgi veren Prof. Dr. Uygar Daşar, hastanın daha önce farklı merkezlerde birçok kez ameliyat geçirdiğini aktararak, "Hem diz hem kalça protezi daha önce yapılmış ancak bu operasyonlar sonrası kemik dokusu protezi tutamayacak hale gelmişti. Bu nedenle standart protezlerle çözüm mümkün değildi" şeklinde konuştu. "Burada bu ameliyatı gerçekleştirmenin teknik olarak zor olduğunu çünkü kullanılacak malzemelerin çok farklı olduğundan bahsettik" diyen Daşar, "Ancak anladığım kadarıyla başka bir yere gidecekti. Maddi manevi çok fazla imkanları yoktu. Çok sabır gösterdi. Altı aylık süre içinde biz böyle bir hastamızın bilgilerini, filmlerini, kan sonuçlarını hepsini birleştirdik. Sağlık Bakanlığı’nın bir uygulaması var. Bilimsel kurula böyle hastaları bilgilendiriyoruz ve bu konuda çeşitli özel implant talebinde bulunuyoruz. Bu özel protez, genellikle kemik tümörlerinde kullanılan ve tüm uyluk kemiğini, kalça ve diz eklemleriyle birlikte kapsayan bir yapı" ifadelerine yer verdi. Ameliyatla birlikte hastanın diz ve kalça ekleminin implanttan oluştuğunu, diz ile kalça eklemi arasındaki uyluk kemiğinin tamamen alındığını kaydeden Daşar, Sağlık Bakanlığının desteğiyle yaklaşık 300-400 bin lira değerindeki implantın ücretsiz olarak temin edildiğini söyledi. Prof. Dr. Daşar, bu operasyonun Karabük’te ilk kez gerçekleştirildiğini dile getirerek hem hastane hem bölge için önemli bir adım olduğunun altını çizdi.
Bakanlık onayladı, Karabük’te ilk kez yapıldı
03 Haziran 2025 Salı - 14:39 Bakanlık onayladı, Karabük’te ilk kez yapıldı Yürümekte zorlanan 69 yaşındaki Hayriye Kalender, Karabük’te ilk kez gerçekleştirilen total femur protezi operasyonu sayesinde sağlığına kavuştu. Bartın’da yaşayan ve yaklaşık 10 yıldır yürüme güçlüğü çeken Kalender, Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğine başvurdu. Yapılan tetkikler sonucu hastaya total femur protezi ameliyatı uygulanmasına karar verildi. Operasyon, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Uygar Daşar ve ekibi tarafından hastanede ilk kez gerçekleştirildi. Kalça ve diz eklemleriyle birlikte uyluk kemiğinin tamamının protezle değiştirildiği ameliyat başarıyla tamamlandı. Ameliyat sonrası yeniden yürümeye başlayan Hayriye Kalender, sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, "Uygar hocamız ve ekibi sayesinde ben yürümeye başladım. On senedir yürüyemiyordum. Allah’ım bin kere razı olsun. Ekibinden de hastanesinden de çok memnunum" dedi. Daha önce iki kez ameliyat olduğunu belirten Kalender, bu süreçte zorluklar yaşadığını ancak Karabük’teki operasyonla umut bulduğunu ifade etti. Ameliyat süreci hakkında bilgi veren Prof. Dr. Uygar Daşar, hastanın daha önce farklı merkezlerde birçok kez ameliyat geçirdiğini aktararak, "Hem diz hem kalça protezi daha önce yapılmış ancak bu operasyonlar sonrası kemik dokusu protezi tutamayacak hale gelmişti. Bu nedenle standart protezlerle çözüm mümkün değildi" şeklinde konuştu. "Burada bu ameliyatı gerçekleştirmenin teknik olarak zor olduğunu çünkü kullanılacak malzemelerin çok farklı olduğundan bahsettik" diyen Daşar, "Ancak anladığım kadarıyla başka bir yere gidecekti. Maddi manevi çok fazla imkanları yoktu. Çok sabır gösterdi. Altı aylık süre içinde biz böyle bir hastamızın bilgilerini, filmlerini, kan sonuçlarını hepsini birleştirdik. Sağlık Bakanlığı’nın bir uygulaması var. Bilimsel kurula böyle hastaları bilgilendiriyoruz ve bu konuda çeşitli özel implant talebinde bulunuyoruz. Bu özel protez, genellikle kemik tümörlerinde kullanılan ve tüm uyluk kemiğini, kalça ve diz eklemleriyle birlikte kapsayan bir yapı" ifadelerine yer verdi. Ameliyatla birlikte hastanın diz ve kalça ekleminin implanttan oluştuğunu, diz ile kalça eklemi arasındaki uyluk kemiğinin tamamen alındığını kaydeden Daşar, Sağlık Bakanlığının desteğiyle yaklaşık 300-400 bin lira değerindeki implantın ücretsiz olarak temin edildiğini söyledi. Prof. Dr. Daşar, bu operasyonun Karabük’te ilk kez gerçekleştirildiğini dile getirerek hem hastane hem bölge için önemli bir adım olduğunun altını çizdi. (RB-
Prof. Dr. Ayşegül Karalezli: "Tütün kullanım oranlarının yüzde 28’lerden genel anlamda 35’lere çıkmış olduğunu gördük"
03 Haziran 2025 Salı - 14:04 Prof. Dr. Ayşegül Karalezli: "Tütün kullanım oranlarının yüzde 28’lerden genel anlamda 35’lere çıkmış olduğunu gördük" Ankara’da 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü dolayısıyla ‘Tütün ve Zararlarına Mültidisipliner Yaklaşım’ paneli düzenlendi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği İdare ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Ayşegül Karalezli tütün kullanım oranının yüzde 28’lerden 35’lere çıktığını belirtirken, Psikiyatri Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Erol Göka ise sigara bağımlılığının bir gençlik sorunu oldruğunu ve gençlerin beyin gelişimini, davranışlarını doğrudan etkileyen maddeler içerdiğini söyledi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde 31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü etkinlikleri kapsamında ‘Tütün ve Zararlarına Mültidisipliner Yaklaşım’ paneli düzenlendi. Tütün bağımlılığına yeterince dikkat çekilemediği düşüncesiyle düzenlenen panelde, tütün kullanımının zararları ve psikolojik etkileri üzerinde duruldu. Moderatörlüğünü Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği İdare ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Ayşegül Karalezli’nin üstlendiği programa alanında uzman doktorlar ve hastane personeli katıldı. "Tütün kullanım oranlarının yüzde 28’lerden genel anlamda 35’lere çıkmış olduğunu gördük" Prof. Dr. Ayşegül Karalezli, hastanede ve çevrede farkındalık oluşturmak istediklerini söyleyerek, "Bu tütünsüz gününde çeşitli aktiviteler düzenliyoruz. Tütün kullanım oranlarının yüzde 28’lerden genel anlamda 35’lere çıkmış olduğunu gördük çok yakın bir istatistikte. Buna dikkat çekmek amacıyla özellikle çalışanlarımıza yönelik bir sempozyum yapmak istedik. Çünkü genç arkadaşlarımız var. Bunların da sigara içme oranlarının arttığını düşünüyoruz. Sadece dikkat çekmek ve farkındalığı arttırarak belki sigara bırakmaya faydası olur düşüncesiyle düzenledik" dedi. Düzenlenen sempozyumda tütün kullanımına dair farklı konuların ele alınacağı bilgisini veren Karalezli, "Psikiyatriden nikotin bağımlılığının temellerini öğreneceğiz. Tüm organlara olan kardiyoloji, kanser hastaları ve göğüs hastaları. Ayrıca elektronik sigara ve elektronik sigara gibi kullanılan diğer tütün ürünleri de var. Belki insanların bilmediği bir üçüncü el maruziyet var. Bunların da farkındalığını artıracağımızı düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Sigara bağımlılığının en büyük tehlikesi küçümsenmesi" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Psikiyatri Kliniği İdari ve Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Erol Göka ise, sigara kullanımının birçok kişinin arka plana attığı, çok ciddi zararlar veren bir bağımlılık türü olduğunu aktararak, "Mesela pandemi sırasında Covid pandemisinden 7 milyon vefat oldu dört yıl içinde. Halbuki sigaradan dünyada her yıl 8 milyon ölüm oluyor. Ayrıca sigara bağımlılığı sorunu bir gençlik sorunu. Bu da gözden kaçıyor. Halbuki gençlerin beyin gelişimini, davranışlarını doğrudan etkileyen maddeler içeriyor sigara, nikotin bağımlılığı. Gençlerin sonraki ruhsal rahatsızlıklarında çok önemli roller oynadığını biz biliyoruz. Hiç gocunmadan böyle tütün bağımlılığının büyük tehlike arz ettiği bizim gibi ülkelerde bu savaşı her yerde, her alanda sürdürmek zorundayız" şeklinde konuştu.
Kesilmek üzere olan bacak doktorların dikkatli müdahalesiyle kurtarıldı
03 Haziran 2025 Salı - 13:53 Kesilmek üzere olan bacak doktorların dikkatli müdahalesiyle kurtarıldı Manisa’nın Akhisar ilçesinde ateş başındaki benzin bidonunu uzaklaştırmak isterken benzinin dökülmesi sonucu bacağında ağır yanıklar olan genç sporcunun kesilmek üzere olan bacağı Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen operasyonla kurtarıldı. Yüksek teknoloji ürünü yapay derinin hızlı temin edilmesi sonrası ameliyat edilen genç sporcu Zeynep Seren Çetin, ağır durumda geldiği hastaneden yürüyerek taburcu oldu. Manisa’nın Akhisar ilçesinde yaşayan 15 yaşındaki voleybol sporcusu Zeynep Seren Çetin, kuzeniyle beraber ateş başında oturdukları sırada ateşin benzin bidonuna doğru yaklaştığını fark etti. Genç sporcu Çetin, benzin bidonunu ateşin başından uzaklaştırmaya çalıştığı sırada bidonun altının delinmesiyle alevler içinde kaldı. Sol bacağından ve kolundan ağır yaralanan Çetin, ilk olarak Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesine kaldırıldı. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından Çetin Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesine sevk edildi. İlk etapta bacağının kurtarılamayacağı ve kesilmesi gerektiği düşünülürken hastane yönetimi ve doktorlar genç sporcu Çetin’in bacağın kurtarılabileceği düşünülen bir yönteme başvurdu. Yanıkların bacağını kaplaması ve dolaşımı engellemesi nedeniyle ilk aşamada bacakta derin kesiklerle dolaşım sağlandı. Hastane yönetiminin hızlı bir şekilde temin ettiği yüksek teknoloji ürünü yapay deriyle örtülen bacakta dokuların yeniden oluşturulması sağlandı. Son aşamada Çetin’in kendi derisinden yapılan nakille işlem tamamlanırken genç kızın yeniden yürümesi sağlandı. 54 gün süren ağır tedavi sürecinin ardından 14 yaşındaki voleybol sporcusu Zeynep Seren Çetin, ailesiyle birlikte yürüyerek hastaneden taburcu oldu. "İlk geldiğinde bacağı kesilmek üzereydi" Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzman Hekimi Uzm. Dr. Bilal Arıkbaşı, Zeynep Seren Çetin’in kendilerine gelen en ağır hastalardan biri olduğunu belirterek "Bizim en ağır hastalarımızdan biriydi. Maalesef bir benzin yaralanması sonucu sol kol ve sol bacakta kemiğe kadar ilerleyen derin yanıkları vardı. 54 günlük yoğun tedavinin ardından zor süreçlerin ardından bugünlere geldik. Artık yürüyebiliyor. Aktif voleybol oynayan bir kızımız önümüzdeki süreçte de voleybol oynayabilecek" dedi. Yapılan tedavi hakkında bilgi veren Arıkbaşı, "Burası Manisa’daki tek yanık ünitesi. Zeynep’te tıbbın en ileri düzey tedavilerini uyguladık. 3 basamaklı bir operasyon süreci geçirdik. İkinci basamakta yapay deri kullandık. Yapay deri 6-7 saat süren operasyonla monte ettik. Bu yüksek teknoloji malzemeyi bize temin eden idarecilerimize teşekkür ediyoruz. Tabi her aşamada çok büyük bir emek var. İlk geldiğinde bacağı kesilmek üzereydi. Bizler de sevinçliyiz. Hem bacağını kurtarmanın sevinci hem de buradan yürüyerek kızımızı taburcu edebilmek sporcu hayatına geri dönmesini sağlamak bizler için sevinç ve gurur verici bir şey. Bundan sonra da bu tedavilerimize tüm çocuklar ve bebeklerde devam etmeyi planlamaktayız. Umarım bu kadar kötü yanıklar gelmez ama gelirse de biz burada hazırız" ifadelerini kullandı. "Bacağın kaybına kadar gidebilirdi" Yüksek teknoloji ürünü olan yapay derinin hızlı bir şekilde temin edilmesiyle operasyona başladıklarını ve başarıyla tamamladıklarını aktaran Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Hekimlerinden Op. Dr. Gökçen Aksoy Hüvez, "14 yaşındaki yaşındaki hastamız bize 54 gün önce sol bacağı tamamen saran ağır bir alev yanığıyla geldi. Yanan deri artık zırh gibi bacağını sarmış ve sıkmaya başlamıştı. Tıbbi olarak kompartıman sendromu olarak adlandırılan bu durum akut acil bir durumdur. Bacağın kan damarlarındaki dolaşımı bozarak bacağın kaybına kadar gidebilirdi. Biz acil müdahale ettik. Deriye geniş kesiler uygulayarak bacaktaki basıyı kaldırdık. Akut dönemde bacağı kurtardık. Sonrasında ileri bir teknoloji olan yapay deri uygulamasını yaptık. İlk aşamasında bu yapay deri aslında yanan derinin yerine geçen bir biyolojik örtü. Kendi dokularını, damarlarını bağ dokusunu içine işleyerek kaliteli bir doku oluşumunu sağladı. Bu süreçte biz hızlı bir temin sağladık. Sonrasında enfeksiyon riski azaldı ve daha estetik görünümlü bir altyapı oluşturabildik. Sonrasında ise hastamızdan kendi sağlıklı cildinden aldığımız incecik deriyi yerleştirerek operasyonu tamamladık" diye konuştu. Hastane ekibinin başarılı bir iş çıkardığını söyleyen Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Fatma Neslim Yağlı, "Hastanemiz Manisa ilindeki tek yanık ünitesinin bulunduğu bir hastane. Şu an İl Sağlık Müdürümüz olan Dr. Fatih Zeren o dönemde burada başhekimdi onun da katkılarıyla kızımızı artık taburcu edeceğiz. Gülerek gönderiyoruz. Ekibimize çok teşekkür ediyorum. Ekibimiz Manisa’da bir ilki başarı" dedi. "Bacağımı kurtardıklarını söylediklerinde rahatladım" Tedavi sürecinde hastane yönetimi, doktorlar ve hemşirelerin kendisini hep rahatlattığını söyleyen Zeynep Seren Çetin, taburcu olmanın mutluluğunu yaşıyor. Çetin, "Kuzenimle ateş başında oturuyorduk. Tam oturduğumuz yerde ateşe yakındık aramızda benzin şişesi vardı. Ateş benzin şişesine geliyordu. Ben de benzin şişesini kaldırırken altı yandı ve alevler benim üstüme sıçradı. İlk geldiğimde bacağı kaybetme riski olduğunu söylediklerinde çok korkmuştum. Bacağımı keseceklerini düşünmüştüm. İlk ameliyatımda yapay deriyle bacağımı kurtardıklarını söylediklerinde rahatladım. Doktorlar ve hemşireler bu süreçte yanımda oldular. Çok zorlu bir süreçti ama sabrettim. Voleybol oynayabilecek miyim? Diye sormuştum onlar da oynayabileceğimi söylediler" ifadelerini kullandı.
Kesilmek üzere olan bacak doktorların dikkatli müdahalesiyle kurtarıldı
03 Haziran 2025 Salı - 13:46 Kesilmek üzere olan bacak doktorların dikkatli müdahalesiyle kurtarıldı Manisa’nın Akhisar ilçesinde ateş başındaki benzin bidonunu uzaklaştırmak isterken benzinin dökülmesi sonucu bacağında ağır yanıklar olan genç sporcunun kesilmek üzere olan bacağı Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen operasyonla kurtarıldı. Yüksek teknoloji ürünü yapay derinin hızlı temin edilmesi sonrası ameliyat edilen genç sporcu Zeynep Seren Çetin, ağır durumda geldiği hastaneden yürüyerek taburcu oldu. Manisa’nın Akhisar ilçesinde yaşayan 15 yaşındaki voleybol sporcusu Zeynep Seren Çetin, kuzeniyle beraber ateş başında oturdukları sırada ateşin benzin bidonuna doğru yaklaştığını fark etti. Genç sporcu Çetin, benzin bidonunu ateşin başından uzaklaştırmaya çalıştığı sırada bidonun altının delinmesiyle alevler içinde kaldı. Sol bacağından ve kolundan ağır yaralanan Çetin, ilk olarak Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesine kaldırıldı. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından Çetin Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesine sevk edildi. İlk etapta bacağının kurtarılamayacağı ve kesilmesi gerektiği düşünülürken hastane yönetimi ve doktorlar genç sporcu Çetin’in bacağın kurtarılabileceği düşünülen bir yönteme başvurdu. Yanıkların bacağını kaplaması ve dolaşımı engellemesi nedeniyle ilk aşamada bacakta derin kesiklerle dolaşım sağlandı. Hastane yönetiminin hızlı bir şekilde temin ettiği yüksek teknoloji ürünü yapay deriyle örtülen bacakta dokuların yeniden oluşturulması sağlandı. Son aşamada Çetin’in kendi derisinden yapılan nakille işlem tamamlanırken genç kızın yeniden yürümesi sağlandı. 54 gün süren ağır tedavi sürecinin ardından 14 yaşındaki voleybol sporcusu Zeynep Seren Çetin, ailesiyle birlikte yürüyerek hastaneden taburcu oldu. "İlk geldiğinde bacağı kesilmek üzereydi" Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzman Hekimi Uzm. Dr. Bilal Arıkbaşı, Zeynep Seren Çetin’in kendilerine gelen en ağır hastalardan biri olduğunu belirterek "Bizim en ağır hastalarımızdan biriydi. Maalesef bir benzin yaralanması sonucu sol kol ve sol bacakta kemiğe kadar ilerleyen derin yanıkları vardı. 54 günlük yoğun tedavinin ardından zor süreçlerin ardından bugünlere geldik. Artık yürüyebiliyor. Aktif voleybol oynayan bir kızımız önümüzdeki süreçte de voleybol oynayabilecek" dedi. Yapılan tedavi hakkında bilgi veren Arıkbaşı, "Burası Manisa’daki tek yanık ünitesi. Zeynep’te tıbbın en ileri düzey tedavilerini uyguladık. 3 basamaklı bir operasyon süreci geçirdik. İkinci basamakta yapay deri kullandık. Yapay deri 6-7 saat süren operasyonla monte ettik. Bu yüksek teknoloji malzemeyi bize temin eden idarecilerimize teşekkür ediyoruz. Tabi her aşamada çok büyük bir emek var. İlk geldiğinde bacağı kesilmek üzereydi. Bizler de sevinçliyiz. Hem bacağını kurtarmanın sevinci hem de buradan yürüyerek kızımızı taburcu edebilmek sporcu hayatına geri dönmesini sağlamak bizler için sevinç ve gurur verici bir şey. Bundan sonra da bu tedavilerimize tüm çocuklar ve bebeklerde devam etmeyi planlamaktayız. Umarım bu kadar kötü yanıklar gelmez ama gelirse de biz burada hazırız" ifadelerini kullandı. "Bacağın kaybına kadar gidebilirdi" Yüksek teknoloji ürünü olan yapay derinin hızlı bir şekilde temin edilmesiyle operasyona başladıklarını ve başarıyla tamamladıklarını aktaran Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesi Çocuk Cerrahisi Hekimlerinden Op. Dr. Gökçen Aksoy Hüvez, "14 yaşındaki yaşındaki hastamız bize 54 gün önce sol bacağı tamamen saran ağır bir alev yanığıyla geldi. Yanan deri artık zırh gibi bacağını sarmış ve sıkmaya başlamıştı. Tıbbi olarak kompartıman sendromu olarak adlandırılan bu durum akut acil bir durumdur. Bacağın kan damarlarındaki dolaşımı bozarak bacağın kaybına kadar gidebilirdi. Biz acil müdahale ettik. Deriye geniş kesiler uygulayarak bacaktaki basıyı kaldırdık. Akut dönemde bacağı kurtardık. Sonrasında ileri bir teknoloji olan yapay dermis uygulamasını yaptık. İlk aşamasında bu yapay deri aslında yanan derinin yerine geçen bir biyolojik örtü. Kendi dokularını, damarlarını bağ dokusunu içine işleyerek kaliteli bir doku oluşumunu sağladı. Bu süreçte biz hızlı bir temin sağladık. Sonrasında enfeksiyon riski azaldı ve daha estetik görünümlü bir altyapı oluşturabildik. Sonrasında ise hastamızdan kendi sağlıklı cildinden aldığımız incecik deriyi yerleştirerek operasyonu tamamladık" diye konuştu. Hastane ekibinin başarılı bir iş çıkardığını söyleyen Manisa Merkezefendi Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Fatma Neslim Yağlı, "Hastanemiz Manisa ilindeki tek yanık ünitesinin bulunduğu bir hastane. Şu an İl Sağlık Müdürümüz olan Dr. Fatih Zeren o dönemde burada başhekimdi onun da katkılarıyla kızımızı artık taburcu edeceğiz. Gülerek gönderiyoruz. Ekibimize çok teşekkür ediyorum. Ekibimiz Manisa’da bir ilki başarı" dedi. "Bacağımı kurtardıklarını söylediklerinde rahatladım" Tedavi sürecinde hastane yönetimi, doktorlar ve hemşirelerin kendisini hep rahatlattığını söyleyen Zeynep Seren Çetin, taburcu olmanın mutluluğunu yaşıyor. Çetin, "Kuzenimle ateş başında oturuyorduk. Tam oturduğumuz yerde ateşe yakındık aramızda benzin şişesi vardı. Ateş benzin şişesine geliyordu. Ben de benzin şişesini kaldırırken altı yandı ve alevler benim üstüme sıçradı. İlk geldiğimde bacağı kaybetme riski olduğunu söylediklerinde çok korkmuştum. Bacağımı keseceklerini düşünmüştüm. İlk ameliyatımda yapay deriyle bacağımı kurtardıklarını söylediklerinde rahatladım. Doktorlar ve hemşireler bu süreçte yanımda oldular. Çok zorlu bir süreçti ama sabrettim. Voleybol oynayabilecek miyim? Diye sormuştum onlar da oynayabileceğimi söylediler" ifadelerini kullandı. (AY-
ALKÜ’den Kurban Bayramı’na sağlıklı beslenme rehberi
03 Haziran 2025 Salı - 12:55 ALKÜ’den Kurban Bayramı’na sağlıklı beslenme rehberi Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) akademisyenleri; Kurban Bayramı’nda etin doğru şekilde kesimi, saklanması ve pişirilmesinin yanı sıra dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ), bilimsel çalışmalarının yanı sıra toplum sağlığına katkı sağlayan çalışmalarıyla da fark oluşturmayı sürdürüyor. Kurban Bayramı yaklaşırken ALKÜ’nün uzman akademisyenleri; bayram sürecinde vatandaşların dikkat etmesi gereken hijyen kuralları, mutfak güvenliği ve dengeli beslenme konusunda önemli bilgiler paylaştı. Kurban kesiminden sofraya kadar uzanan bu süreçte sağlığın korunması için nelere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan akademisyenler, özellikle bayram boyunca sıkça karşılaşılan sindirim sorunlarının da önüne geçebilmek adına sağlıklı beslenme önerilerinde bulundu. Doç. Dr. Nebioğlu: "Etler 12 ila 24 saat arasında dinlendirilmelidir" ALKÜ Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Oğuz Nebioğlu, etin kesim anından tüketimine kadar geçen sürecin titizlikle yönetilmesi gerektiğini belirtti. "Kurban kesiminde kullanılan ekipmanların temizliği çok önemli. Kişisel hijyen kurallarına mutlaka uyulmalı, atıklar çevreye rastgele bırakılmamalı, uygun şekilde bertaraf edilmelidir" diyen Doç. Dr. Oğuz Nebioğlu, etin kesildikten sonra serin ve hava alan bir ortamda en az 12 ila 24 saat dinlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Doç. Dr. Nebioğlu açıklamasının devamında, "Etin dinlendirilmeden tüketilmesi sindirimde zorluklara ve mide problemlerine yol açabilir. Etler oda sıcaklığında uzun süre bekletilmemeli, soğuk zincir korunarak buzdolabı ya da derin dondurucuda uygun durumlarda saklanmalıdır. Çözündürülüp tekrar dondurulan etler kesinlikle tüketilmemelidir. Sağlıklı bir pişirme için etin iç sıcaklığı en az 70-75 dereceye ulaşmalıdır. Çiğ ya da az pişmiş etler bazı hastalık risklerini beraberinde getirebilir. Mangalda pişirme yapılacaksa et doğrudan ateşle temas etmemeli, kömürleşmiş kısımlar ise kesinlikle tüketilmemelidir. Etin yanında sebze, yoğurt ve tam tahıllarla dengeli tabaklar hazırlanması hem lezzet hem de sağlık açısından önemlidir" ifadelerine yer verdi. Kurban etinin paylaşımına da değinen Nebioğlu, "Bu ibadet, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve yardımlaşma kültürünün bir parçasıdır. Etlerin dağıtımı temiz ortamlarda yapılmalı, hijyenik ambalajlarla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmalıdır. Gıda güvenliği açısından bu çok kıymetlidir" dedi. Kavurmanın püf noktalarına değinen Nebioğlu, "Kavurma yaparken etin mutlaka dinlenmiş olması gerekir. Yağsız dana etinde kavurma sırasında az miktarda sıvı yağ eklenebilir. Ancak kuzu eti gibi yağlı etlerde ilave yağa ihtiyaç yoktur. Etin kendi suyunu çekerek yavaş yavaş pişirilmesi hem lezzeti artırır hem de besin değerini korur. Tuz ise en son aşamada eklenmelidir; bu sayede etin yumuşaklığı korunur’’ diye konuştu. Dr. Öğr. Üyesi Toptaş Bıyıklı: "Kırmızı et, yüksek besin değeri taşır" ALKÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Ezgi Toptaş Bıyıklı ise bayram süresince sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekti. Bayram dönemlerinde kırmızı et tüketiminin artmasının yanı sıra hamur işleri, şerbetli tatlılar, çikolata ve şekerlemelerin de sofralarda sıkça yer aldığını belirten Toptaş Bıyıklı, bu durumun özellikle kronik rahatsızlığı olan bireylerde sağlık risklerini artırabileceğini söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı: "Kırmızı et, yüksek besin değeri taşır; özellikle protein, demir, çinko ve B12 vitamini açısından oldukça zengindir. Ancak içerdiği doymuş yağ ve kolesterol nedeniyle mutlaka ölçülü tüketilmelidir. Kalp-damar hastalığı, hipertansiyon ve diyabet gibi sağlık sorunları olan bireyler, yağsız et bölümlerini tercih etmeli ve porsiyon kontrolüne dikkat etmelidir. Etin yanında tüketilecek sebzeler ve salatalar yalnızca sindirimi kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda etteki demirin emilimini artırır ve lif alımını yükselterek sindirim sistemi sağlığını destekler. Bayram sofralarında her öğünde kırmızı et tüketimi doğru değildir. Öğünlerde çeşitliliğe önem verilmeli; çorba, yoğurt, ayran, zeytinyağlı sebzeler ve kuru baklagiller de sofralarda yer almalıdır. Etlerin pişirilmesinde ilave yağ kullanılmamalı, kavurma gibi ağır yöntemler yerine haşlama, fırın veya ızgara gibi daha sağlıklı pişirme teknikleri tercih edilmelidir. Ayrıca öğün atlamak kan şekeri dengesini bozabilir; bu nedenle düzenli beslenmeye dikkat edilmelidir. Tatlı tüketiminde de ölçü kaçırılmamalıdır. Şerbetli tatlılar yerine sütlü ya da meyve bazlı tatlılar daha sağlıklı bir alternatif olacaktır. Bayram boyunca su tüketimi asla ihmal edilmemeli, günde ortalama 2 litre su içilmeli ve her gün yapılacak yaklaşık 45 dakikalık yürüyüşler hem sindirim sistemine hem de genel sağlığa büyük katkı sağlar.’’
Bu belirtiler kalp krizi ile karıştırılabilir
03 Haziran 2025 Salı - 12:23 Bu belirtiler kalp krizi ile karıştırılabilir Eskişehir Özel Ümit Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Serdar Akyüz, "Hipertansiyon, panik atak ve kalp krizi birbirine benzer belirtilerle karşımıza çıksa da, sonuçları birbirinden çok farklı olabilir. Kesin tanı için mutlaka uzman kontrolü şarttır" dedi. Dr. Akyüz, hipertansiyonun çoğu zaman sessizce ilerlediğini hem de panik atak ile kalp krizinin benzer belirtiler gösterebileceğini belirterek, halk arasında sık yapılan yanlışlara dikkat çekti. Hipertansiyonun toplumda yaygın olarak yalnızca baş ağrısıyla ilişkilendirildiğini belirten Dr. Akyüz, bu algının doğru olmadığını vurgulayarak, "Pek çok kişi, ‘başım ağrımıyor ki, tansiyonum yüksek olamaz’ şeklinde düşünüyor. Oysa hipertansiyon uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Sessiz bir tehlikedir. Bu nedenle, tansiyonun düzenli olarak takip edilmesi çok önemlidir." şeklinde konuştu. Haftada en az bir ya da iki kez tansiyon ölçümü yapılmasını öneren Akyüz, 130 ve 80 üzerindeki değerlerde mutlaka bir kardiyoloji uzmanına başvurulması gerektiğini ifade etti. Panik atak ve kalp krizi sıklıkla karıştırılıyor Panik atak ve kalp krizinin benzer şikâyetlerle ortaya çıktığını ifade eden Dr. Akyüz, her iki durumda da hastaların göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı gibi belirtilerle acil servise başvurduğunu ancak aradaki farkın yalnızca uzman değerlendirmesiyle anlaşılabileceğini söyledi. Akyüz, "Panik atak; genellikle stres, anksiyete ya da kişinin psikolojik yapısıyla bağlantılı olarak gelişir. Göğüste sıkışma, kalp çarpıntısı, nefes alamama hissi gibi semptomlar kalp krizine çok benzer. Ancak panik atakta yapılan EKG ve kan testlerinde kalp krizine dair herhangi bir bulguya rastlanmaz" ifadelerini kullandı. Kalp krizi belirtileri geçici değil Kalp krizinin belirtilerinin panik ataktan farklı olarak kalıcı ve ilerleyici olduğunu hatırlatan Dr. Akyüz, bu farkın hayati olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: "Panik atakta hastanın sakinleştirilmesiyle belirtiler hafifler, bazen tamamen geçer. Ancak kalp krizinde göğüs ağrısı geçici değildir, genellikle giderek şiddetlenir ve başka belirtilerle birlikte seyreder. Kalp krizinde evde beklemek çok ciddi risk taşır, zaman kaybı hayati sonuçlar doğurabilir." Ne zaman hastaneye başvurmalı? Dr. Akyüz, göğüs ağrısı yaşayan, çarpıntı hisseden ya da nefes darlığı şikâyeti olan kişilerin bu belirtileri hafife almadan bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiğini belirtti. Özellikle ailesinde kalp hastalığı öyküsü olan bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini söyleyen Akyüz, erken müdahalenin hayat kurtarıcı olduğunu vurguladı.
Sağlığınız için sokak aralarında bıçak bileyip et kıyanları tercih etmeyin
03 Haziran 2025 Salı - 12:07 Sağlığınız için sokak aralarında bıçak bileyip et kıyanları tercih etmeyin Denizli Esnaf Odaları (DESOB) Genel Sekreteri Yunus Emre Gönç, yaklaşan Kurban bayramı öncesi, sokak aralarında bıçak bileme ve et kıyma yapan kayıt dışı yerlerden bu hizmetin alınmaması gerektiğini belirterek "Hem sağlığınızı hem de kayıt dışı olarak kazancınızı tehlikeye atmayız" dedi. Yaklaşan Kurban Bayramı öncesi gerek alışveriş, gerek ise bayrama hazırlık konusunda kayıtlı esnafların tercih edilmesi gerektiğine dikkat çeken Denizli Esnaf Odaları Genel Sekreteri Yunus Emre Gönç, özellikle sokak aralarında sağlıksız olarak, kayıt dışı çalışan kişilerin tercih edilmemesi ve gerekli yerlere haber verilmesi gerektiğini belirterek "Kurban Bayramı hazırlıklarında gerek alışveriş gerek ise bayram için, bıçak bileme, et kıydırma için kayıt dışı kişileri tercih etmeyin. Hem sağlığınızdan olmayın hem de kazancınızı kayıt dışı kişilere vermeyin" dedi. "Kayıt dışı hizmet sunanlarla çalıştığınız için ceza bile yiye bilirsiniz" İlgili kurumlar tarafından denetimlerin sıklıkla devam ettiğini belirten DESOB Genel Sekreteri Gönç, "Vatandaşlarımızda bu kayıt dışı kişiler hakkında ilgili kurumlara haber vermeleri gerekmektedir. Sokakta tedbirsizce yapılan bıçak bileme konusunda, gerekli önlem ve tedbirler alınmadığı için yaşanabilecek bir kazada vatandaşlarımız zarar görebilir. Örneğin bıçak bileme konusunda anlaşmazlık olduğunda da muhatap bulamazsınız ve kayıt dışı çalıştığınız için vergi kaybı yüzünde ceza bile yiye bilirsiniz" şeklinde konuştu. "Kayıtsız bileme ve et kıyımı yapanlar halkın sağlığını tehlikeye attığınızın farkında mısınız" Steri ortamlarda çalışılmadığı ve sıcak havalarda etin bozulma ihtimalinin yüksek olduğunu ve bunun büyük bir tehlike olduğunu dikkat çeken DESOB Genel Sekreteri Gönç, "Örneğin sokaklarda et kıyma yapan kişilerin sağlığınızı tehlikeye attığınız farkında mısınız. Açık havada, steril ortam olmaksızın, sıcak havada et kıyma işleminin yapılması uzmanlara göre de tehlike saçmaktadır. Temizlik ve hijyen kurallarının uygulanmadığı sokaklarda kıyma yaptırmanın tehlikesini bir kez daha düşünmelerini istiyoruz. Bizler Denizli Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği olarak gerekli denetim ve uyarıları yapmamıza rağmen burada en büyük destekçimiz ise bu tür kayıt dışı çalışan kişileri tercih etmeyen vatandaşlarımızdır. Kayıtlı esnaflarımız iş yerlerinde, bu işi bayramdan bayrama değil her zaman yapmaktadırlar. Bu yüzden, kayıtlı esnaflarımızı tercih edin, hem sağlığınızı hem ekonominizi tehlikeye atmayın" ifadelerini kullandı.
İzmir’de polen seviyelerinin yükseleceği öngörülüyor, alerjisi olanlar dikkat
03 Haziran 2025 Salı - 11:50 İzmir’de polen seviyelerinin yükseleceği öngörülüyor, alerjisi olanlar dikkat İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Tuğba Arıkan, havaların ısınması ile birlikte polen salınımının yoğunlaştığını belirterek polen alerjisi olan bireyleri uyardı. Özellikle Ege Bölgesi zeytin ağacı polenlerinin, çayır, çimen, yabani otlar, çam, kavak ve selvi ağaçlarından kaynaklanan polenlere dikkat çeken Prof. Dr. Arıkan, alerjik bireylerin dikkatli olması gerektiğini söyledi. Polenlerin özellikle sabah erken saatlerde ve öğlen saatlerinde yoğun olarak havada bulunduğuna dikkat çeken Arıkan, alerjik bireylerin mümkün olduğunca bu saatlerde dışarı çıkmaması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Arıkan, sabah ve öğlen evi havalandırılmamasını söyledi. Sıcak ve rüzgarlı havaların polenleri daha geniş alanlara taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Arıkan, bu koşulların alerjik reaksiyonları tetikleyebileceğini belirtti. Polen alerjisi olan bireylerin yaşam kalitelerini korumak adına bazı önlemler almaları gerektiğini söyleyen Arıkan, "Pencereleri kapalı tutmak, dışarıdan eve gelince kıyafetleri değiştirmek ve duş almak, ev içinde hava filtreleri kullanmak gibi önlemler oldukça etkili olabilir. Ayrıca doktor tavsiyesiyle kullanılan antialerjik ilaçların da düzenli alınması önemlidir" dedi. İzmir’de önümüzdeki günlerde polen seviyelerinin çok yüksek seyredeceği öngörülürken, Prof. Dr. Arıkan özellikle çocuk ve genç yaş gruplarında gözlenen burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşıntı gibi semptomların hafife alınmaması gerektiğinin altını çizdi. Polen alerjisine dair daha fazla bilgi ve uzman görüşü için İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Birimi’ne başvurulabileceği belirtildi.