SAĞLIK
Anne adayları "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla korkularını yeniyor 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:41:16 Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması, Kastamonu’da anne adaylarına doğum sürecinde eğitim ve danışmanlık hizmetleri sunarak stres ve korkularını yenmelerine yardımcı oluyor. Koordinatör ebeler, anne adaylarıyla telefonda irtibat kurarak gerekli sağlık kontrollerini yapıyor ve eğitim desteği veriyor. Sağlık Bakanlığınca hayata geçirilen "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Kastamonu’da görevlendirilen koordinatör ebeler anne adaylarını doğuma hazırlıyor. Kastamonu Merkez Toplum Sağlığı Merkezinde görevli koordinatör ebeler, "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında anne adaylarına gebelikten doğuma, lohusalıktan bebek bakımına kadar geniş kapsamlı destek sağlanıyor. Uzman ebeler tarafından yürütülen uygulamada, gebeler ve yeni anneler düzenli olarak bilgilendiriliyor. Özellikle ilk gebeliği olan ve ev ziyareti talep eden anne adaylarına yönelik ev ziyaretleri de yapılıyor. "Annelere verilen ebe desteğiyle anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda düşüş sağlandı" Kastamonu Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışan ebe Neslihan İdrisoğlu, normal doğum eylemi planı kapsamında ‘Her Gebeye Bir Ebe’ uygulamasının hayata geçirildiğini söyledi. Doğum sürecindeki normal gebeler 28. hafta sonrası, riskli gebeler HSYS/MBYS sistemine düştüğü anda ve doğum süreci sonundaki anneler ise hemen doğumu müteakip aranarak uzman ebeler tarafından bilgi verildiğini anlatan İdrisoğlu, "Gebelik, doğum ve gebelik sonrası süreçler sadece biyolojik süreç olmayıp psikolojik ve sosyal boyutu olan bütüncül bir dönem olmaktadır. Bu dönemlerde annelere verilen ebe desteği ile müdahaleli doğum oranları azalmakta, anne ve bebeğe yönelik komplikasyonlarda da düşüşü sağlamaktadır. Yine biz gebelik ve doğum sonrası süreçte annelerinizin yanındayız. Onları arıyoruz. Özellikle doğum sonu süreçteki yolculukta annelerimizin yanındayız" dedi. Gebelere psikolojik destek de verildiğini ifade eden İdrisoğlu, bilinmezliklerin ortadan kaldırıldığını belirtti. Gebelerin nasıl bir süreçle karşılaşacağını öğrendiklerini anlatan İdrisoğlu, "Bebekle ilgili nasıl bir bakımda bulunulacak, doğum eyleminde nelerle karşılaşacak, bebeğin bakımıyla ilgili hangi konularda destek olacağımız konularında bilgi veriyoruz" diye konuştu. Normal doğumun sağladığı yararlardan bahseden İdrisoğlu, normal doğum eylemi ve sezaryen arasındaki farklılıklara deyindi. İdrisoğlu, iyileşme süreci, bebeğin anne ile uyumu, beslenme sürecindeki kolaylıklar yönünden normal doğum eyleminin sezaryenden daha sağlıklı ve avantajlı olduğuna dikkat çekti. "Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" Gebe Okulu eğitmen ebesi Gürcü Gündoğmuş da Sağlık Bakanlığı’nın öngördüğü konular dahilinde gebelere bilgi verdiklerini söyledi. Haftanın 5 günü çeşitli eğitim programı olduğunu söyleyen Gündoğmuş, "Eğitim programımızda pazartesi başlıyoruz. 5 günlük bir eğitim programımız var. Hem online eğitimlerimiz var hem yüz yüze eğitimlerimiz var. Her gün bu eğitimlerimiz devam etmekte. Online eğitimlerimizdeki amacımız da ilçelerde olan kişiler için, yine ikinci, üçüncü doğumları olanlar için ulaşılabilir olmak, bilgiyle faydalandırmak diyoruz. Gebelik süreci, bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, yine gebelikte sık rastladığımız bulantı, kusma, kas ağrısı gibi bir çok şikayete çözüm önerilerini konuşuyoruz. Gebelik döneminde yapılması gereken tarama testlerini konuşuyoruz. Her salı günü ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimimiz Fulya Koca geliyor ve gebelerimizin ağız-diş muayenesini yapıyor, eğitimini veriyor. Yenidoğan da ağız bakımı nasıl yapılmalı, bunları aktarıyor bize. Her salı günleri yine ben, gebelikte ve lohusalık döneminde beslenme nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Doğum çantamıza neler koymalıyız, neler koymamalıyız bunları konuşuyoruz. Her çarşamba doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemlerimiz, aromaterapi, müzik, akupunktur bunlardan bahsediyoruz. Her çarşamba fizyoterapist eşliğinde egzersiz ve pilatesimiz var. Burada da 20. gebelik haftasını doldurmuş olması gerekiyor. Doktor tarafından herhangi bir egzersiz yapmasında sakınca olmaması gerekiyor. Pelvis kaslarını esnetmek için iyi olmuş oluyor egzersiz. Hem de buraya geldiklerinde sosyalleşmiş oluyorlar. Her perşembe eş refakat destekli eğitimimiz oluyor. Buradaki amacımız da eşinizin, yakınınızın doğumda ve gebelik sürecinde, lohusalık döneminde gebeye nasıl destek olması gerektiğini. Yine baba adaylarına özellikle alt değiştirme, gaz çıkartma gibi uygulamalar yaptırıyoruz birebir. Büyüklerin "sarılık olmasın" diye sarı örtü, tuzlama gibi bunların sakıncalarını konuşuyoruz. Buradaki amacımız tamamen " gebelerimize destek " diyoruz. Cuma günleri anne sütü eğitimini veriyoruz. Emzirme pozisyonlarını gösteriyoruz. Doğum sonrası nelere dikkat etmeliyiz bunları aktarıyoruz. Eğitim bitiminde katılım belgesi veriyoruz. Mor bileklik uygulamamız var. Yine eğitim bitiminde kadın doğum servisi ile doğumhaneyi gezdiriyoruz ki nasıl bir ortama geleceklerini görsünler, güven duygusu oluşsun diye. Kastamonu’da gebe okuluna gelmeyen gebe kalmasın" şeklinde konuştu. "İlk hamile kaldığımdaki o cahiliyet şu anda yok" Gebe Hicran Çelebi Ekin ise 28 haftalık hamile olduğunu belirterek, her gebeye bir ebe uygulamasını çok faydalı bulduğunu dile getirerek, "Benim sağlığımdan, hamileliğimden, doğacak bebeğimin sağlığından her şeye bana bilgi veriyorlar. Emzirme olsun, bebekle alakalı doğum öncesi, doğum sonrası bakımı, kendi bakımım, bebeğin bakımı her şeyi bana çok detaylı şekilde anlatmaya çalışıyorlar. Şu an ilk hamile kaldığımdaki o cahiliyet diyeyim size, o şeyim yok mesela. Doğum daha yapmamış olsam da neyle nasıl karşılaşacağımı, nasıl tepki vereceğimi anlatıyorlar. İnternette görmüştüm, sağlık ocağımda da bana söylediler. Gebe Okulu’nda bu tarz bir eğitim aldığımıza dair. Ben de şimdi hamileyim, bilmiyorum, acemiyim. Telefonla da arayıp zaten sürekli söylemişlerdi, ‘Gebe Okulu’muz var, böyle böyle eğitim veriliyor.’ diye. Katılmak istedim, katıldım, faydasını da gördüm. Hala daha da geliyorum. İstediğim kadar da gelebileceğim söylendi, doğuma kadar. Bence herkesin kesinlikle gelmesi gerekiyor. Çünkü doğumda zaten direkt bir acemiliğe düşüyorsunuz, sudan çıkmış balık misali. En azından burada size ne yapmanız gerektiğini, nasıl davranmanız gerektiğini, yalnız olmadığınızı, her şeyi anlatıyorlar. Siz de kendinizi diğer gebelerle birlikte çok rahat hissediyorsunuz" ifadelerini kullandı. "Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz" Anne adaylarından mobil uygulamayı telefonlarına indirmesini isteyen ebe Duygu Çulluk da, "Bu uygulamayla hafta hafta gebeliğinizi takip edebilirsiniz. Beslenme ve egzersiz önerilerine ulaşabilir. Gebelik rehberiyle doğumunuza hazırlık yapabilirsiniz. Emzirme ve lohusalık desteği alabilirsiniz. Aşı ve muayene hatırlatma ile bebeğinizin aşılarını ve muayenelerini kolayca takip edebilirsiniz. Bebeğinizin 0-2 iki yaş gelişimini kaydedip anı günlüğü oluşturabilirsiniz. Bebeğiniz için seçmiş olduğunuz isimleri kaydedip puanlayabilirsiniz" dedi.
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:21 8 yıldır devam eden dava aileyi mağdur etti Diyarbakır’da 8 yıl önce Özel Bağlar Hastanesine açtıkları davaya gidip gelen aile mağduriyet yaşıyor. 6 çocuk annesi Nefes Çakırbeyli daha önce 3 çocuğunu sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmiş ve 2015 yılında ikiz çocuklarının olacağı haberini aldı. Özel hastane arayışına geçen aile, 2016 yılında Özel Bağlar Hastanesinde ikiz çocuklarını dünyaya getirdi. 1 kızının yaklaşık 2 ay diğer kızının ise 4 aydan fazla yoğun bakımda kaldığını iddia eden aile, bir kızlarının hastanenin ihmalkarlığı nedeniyle yüzde 99 engelli olduğunu söyledi. Ailenin iddiasına göre kızlarının oksijensiz kaldığı ve hastanede bulundukları zaman zarfında gerekli müdahalelerin yapılmadığını söylediler. Aile bir kızlarının gelişimini normal şekilde olduğunu diğer kızlarının ise sadece uzandığını ve hiç ses çıkarmadığını fark etti. Bunun üzerine başka bir Özel hastaneye gittiklerinde ise acı haberi aldılar. 10 ay sonra kızlarının hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile soluğu mahkemede aldı. 2018 yılında açılan davanın halen sürmesi ise aileyi mağdur etti. Anne Nefes Çakırbeyli, ikizlerinde önce 3 çocuğunun sağlıklı olduğunu söyledi. Çakırbeyli, "3 çocuğumu da Devlet Hastanesinde doğurdum. İkizlerimin olacağını öğrendiğimde daha rahat ve daha temkinli bir biçimde doğum yapmak için Özel Hastane tercih etmek istedim. Özel Bağlar Hastanesine gittim. Benim çocuğum canından oldu. Benim çocuğumun sadece görüntüsü var. Hareket edemiyor. Sadece işaret dili ile anlaşabiliyoruz. Benim kızım konuşamıyor, duyamıyor ve yürüyemiyor. Benim kızım ağır engelli yüzde 99 engeli var. Kızım yoğun bakımda 4 ay kaldı. İkizi Toprak Nisa 2 ay kaldı. Ömür’üm ise 4 ay yoğun bakımda kaldı. Beynine oksijen gitmedi. Bebeğimi ne zaman alabilirim diye sorduğumuzda. Yoğun bakım ünitesi sorumluları ‘oksijeni bebeğin ağzından çektiğimizde bebek morarıyor, nefes alamıyor. Biz o yüzden bebeği şuan size veremeyiz’ dendi bize. Aradan 2 gün geçti bize dediler ‘Gelip bebeğinizi alabilirsiniz’. 2 gün önce bana veremeyiz dediğiniz bebeği nasıl bana veriyorsunuz. Zaten kızım yoğun bakımda oksijensiz kalmış, beynine oksijen gitmemiş, morarmış, ağır bir hasar almış daha sonra bizi arayıp ‘gelin bebeğinizi alın’ diyorlar. Bana çocuğun engellidir denmedi. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Çocuğumu kucağıma koydular ve hadi git dediler" ifadelerini kullandı. 10 ay sonra kızının gelişiminin olmadığını fark eden Çakırbeyli, başka bir özel hastaneye gittiğini ve burada kızının hem zihinsel hem de fiziksel engelli olduğunu öğrendiğini söyledi. Çakırbeyli, "Aradan 10 ay geçti. Kızımın ikizi emeklemeye başladı, diş çıkarmaya başladı. Hareketleri normal önceki 3 çocuğum gibi gayet normaldi ama Ömür kızım sadece tavana bakıyordu ve hiç ses etmiyordu. Buda beni tedirgin etti. Özel bir hastaneye gittik doktor benim kızımın ayak tabanına ve parmaklarına dokunur dokunmaz ‘senin kızın engelli’ dedi. Orada dünyam başıma yıkıldı. Benim hiçbir şekilde aklımın ucundan geçmiyordu ki Özel Bağlar Hastanesi de bize böyle bir açıklama yapmadı. 8 yıl önce dava açtım hastaneye. Bir avukatla görüştüm kızımın tüm epik kriz dosyaları, hastanede ne tedavi gördüğü, hangi ilaçları kullandığını tüm belgelerini verdim kendisine. Bir dava 8 yıl sürmez. Bu bana hiç mantıklı gelmiyor. Neden benim kızımın davası bir türlü sonuçlanmıyor. Ben 1 avukatla davaya gidiyorum onlar ise 3-4 avukatla geliyorlar. Neden bunlar bu kadar güçlü, arkaları bu kadar güçlü. Bizim kimsemiz yok diye mi bize bunu yapıyorlar. Bir çocuğun hayatı bitmiş halen kendilerini savunmaya çalışıyorlar. İlk önce Devletimden istediğim tek şey. O Özel Bağlar Hastanesini araştırsınlar, denetlesinler. Sadece Ömür değil, Ömür gibi kaç tane çocuğun hayatını mahvetmişler araştırılsın. Özel Bağlar Hastanesi için ne gerekiyorsa yapılsın ve ceza alsınlar. Benim çocuğumun davası artık sonuçlansın ki benimde içim artık rahat etsin. Benim şuan 6 çocuğum var 5 çocuğum sağlıklı sadece Ömür’üm yarım kaldı. İkizi okula gidiyor anne diyor ‘bugün Ömür yürümüş olsaydı aynı sırada, aynı sınıfta okumuş olacaktık. Anne ben üzülüyorum. Neden benim ikizim benimle birlikte oyunlar oynamıyor, okula gelemiyor.’ şeklinde konuştu. Kızını yoğun bakımdayken görmeye gittiğinde çok enteresan bir şeye şahit olduğunu dile getiren Çakırbeyli, sözlerine şöyle devam etti: "Ben kızımı görmeye gittiğimde ağlayan bir sürü bebek vardı kuvözde. Çığlık çığlıyaydı hepsi. Oradaki hemşirler, hemşireler hepsi genç stajyer öğrencilerdi. Ben neden bu çocuklar bu kadar ağlıyor, neden müdahale etmiyorsunuz dediğimde. Bana dönüp ‘mama saatlerine var’ deyip geçiştirdiler. Şimdi düşünüyorum kafama yeni yeni oturmaya başlıyor. Belki o gün Ömür’ümün yoğun bakımda olduğu dönem Ömür gibi birçok bebek hasar almıştır. Sadece bunu araştırsalar yeter" Yetkililere ve avukatlara yardım çağrısında bulunan acılı anne şu ifadeleri kullandı: "Vicdanlı, merhametli benim kızımın davasıyla ilgilenen avukatların bana yardım etmesini istiyorum. Cumhurbaşkanımdan, Devletime, Sağlık Bakanlığına, Adalet Bakanlığından bu konuya bir el atmalarını istiyorum. Bir insanın canı bu kadar ucuz olmamalı. Bir kızın, bir çocuğun hayatını bu kadar kolay bitirip hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam edemezler. O hastane araştırılsın artık başka annelerin evlatları yara almasın. Başka anneler ağlamasın. Çocukların hayatları bitmesin" Özel Bağlar Hastanesi yetkililerinden yapılan açıklamada ise dava sürecinin devam ettiği, bu nedenle konuya ilişkin açıklamayı dava sürecinden sonra yapılacağı söylendi.
Uzmanından anne adaylarına hayati öneriler
03 Haziran 2025 Salı - 11:46 Uzmanından anne adaylarına hayati öneriler Kurban Bayramı tatili için yola çıkacak ve kurban eti tüketecek anne adaylarına uzmanlardan uyarı geldi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, yola çıkan hamilelerin 2 saat üzerindeki yolculuklarında molayla birlikte yürüyüş yapmaları, et tüketirken ise pişmesi ve yağ oranına dikkat edilmesi noktasında önerilerde bulundu. Bayram tatili öncesi yola çıkacak anne adaylarının yolda geçirilen sürenin 2 saat üzerine çıkması halinde mola verilerek 5 dakikalık yürüyüş tavsiyesinde bulunan uzmanlar, anne adayında bacak ödem, varis artışı ve emboli gibi risklerin en aza indirilmesi noktasında önem taşıdığını vurguladı. Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Özellikle araçla seyahat planlanıyorsa, 2 saat ve üzerinde bir yolculuk yapacaksak mutlaka anne adayının kısa kısa molalar verip 5’er dakikalık yürüyüşler yapmasını istiyoruz. Bu sayede anne adayının bacaklarında ödem, varis artışı ve emboli gibi riskler minimalize olacaktır. Bunun dışında annenin seyahat etmeyi planladığı bölgede, sıcak mekanlar olan kaplıca, hamam, sauna gibi bölgelerden uzak durması gerekiyor. Çünkü vücut ısısının 39 derece ve üzerinde olduğu sıcaklıklarda fetus olumsuz etkileniyor ve bunu da unutmamamızda fayda var. Yine seyahat süresince tropikal bölgelere ve hijyen probleminin olduğu yerlere gebelik boyunca seyahat önermiyoruz enfeksiyon riski nedeniyle. Bunların yanı sıra anne adaylarına, gebelik boyunca önerdiğimiz yarım saatlik günlük yürüyüşlere seyahat süresince de devam edebilirler. Bunu yaparken özellikle yaz aylarında olmamız nedeniyle, saat 12.00 ile 15.00 aralığı dışındaki zaman dilimlerinde tercih edilmelidir. Yürüyüşler sırasında koruyucu şapka, gözlük ve koruyucu krem kullanımını özellikle gebelik maskesi gibi cilt lezyonlarını minimalize etmesi adına öneriyoruz" dedi. "Enfeksiyon riskinin daha az olması nedeniyle denizi öneriyoruz" Tatile giden hamilelere deniz konusunda öneride bulunan Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Deniz mi, havuz mu bizlere çok sorulmakta ve biz deniz olarak öneride bulunuyoruz. Nedeni ise tabii ki çok daha güvenli alternatif, enfeksiyon riskinin daha az olması nedeniyle ve takip eden hekim görüşü, seyahat öncesi mutlaka alınmalıdır. Çünkü bizler bazen özellikle yüksek risk grubundaki gebelere, seyahat yasağı koyduğumuz dönemler olabiliyor. Ve son olarak da seyahat planlanan bölgede acil bir durumda başvurulacak olan sağlık noktası, sağlık kuruluşu neresi daha önceden not edilmeli ve bilinmeli. Biliyorum olmasın ama acil durumlarda büyük kolaylık sağlayacaktır" şeklinde konuştu. "Az pişmiş olan et grubunda enfeksiyonların ihtimali devam etmekte" Kurban Bayramı nedeniyle et tüketimi noktasında da uyarılarda bulunan Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Tüketilecek olan etlerin mutlaka iyi pişmiş olarak tüketilmesi gerekiyor. Az pişmiş olan et grubunda brusella, toksoplazma ve tenya gibi enfeksiyonların ihtimali devam etmekte. Çok aşırı pişmiş et grubunda, protein içeriğinin azaldığını biliyoruz ve yine yanmış et grubu da akrilamid içeriği nedeniyle anne adaylarına önerilen besin gruplarında değildir. Bunların yanı sıra özellikle etlerin çok yağlı ve çok tuzlu tüketilmesi de hem tansiyon hem de kolesterol dengesiyle ilgili problemleri beraberinde taşıyabileceği için anne adaylarına önerilmez. Bize çokça sorulan sakatat grubu besinleri de gebelikte hamileliğin başından sonuna kadar önermiyoruz. Bunun sebebi de yüksek doz A vitamini fetus bebek üzerinde toksik etkileri olabilir. Bu nedenle gebelikte güvenli besin grubu değildir. Etleri tüketirken daha sağlıklı olması adına bol yeşillik ve salatayla alınmış olması durumunda etin içeriğindeki demirin çok daha iyi emileceğini biliyoruz. Beslenmeyle ilgili bir de tatlılarla ilgili şunu söyleyebiliriz. Özellikle glisemik indeksi yüksek şerbetli tatlılar yerine, süt tatlılarının tercih edilmesi anne adayı için çok daha sağlıklı bir alternatif olacaktır" diye konuştu.
Kurban bayramında aşırı ve yanlış et tüketimine dikkat
03 Haziran 2025 Salı - 11:40 Kurban bayramında aşırı ve yanlış et tüketimine dikkat Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, "Kurban Bayramı’nda et tüketimi artarken, özellikle yeni kesilen etlerin tüketimi konusunda dikkatli olunması gerekiyor" dedi. Dyt. Tayşi, bayramın ilk günü kesilen etlerin hemen tüketilmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Bayram haftası ve özellikle bayramın ilk günü hafif bir kahvaltıyla güne başlamak çok önemlidir. Çünkü hafif bir kahvaltı ile başlandığı zaman gün içerisinde yapılacak olan et tüketimlerinin sindirimi daha kolay kılınmış olacak. Kesilen kurban etleri de mümkün mertebe bir gün dinlendirildikten sonra tüketilmelidir. Bunun nedeni ise ilk kesildiği zaman etlerin sert olduğu için sindirimi zorlaştırmasıdır" şeklinde Diyetisyen Tayşi, sağlıklı bir bayram geçirmek için etin miktarına, pişirme yöntemine ve tüketim zamanına dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatarak, bayram sofralarında denge ve ölçünün önemine dikkat çekti. "Etler pişirilirken dikkat edilmesi gereken hususlar" Etin pişirilme yöntemi de sağlık açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Saadet Tayşi, "Etler haşlama, fırın ya da ızgara yöntemiyle pişirilmeli; iyi pişmiş olmasına özen gösterilmelidir. Mangalda pişirme tercih edilecekse, et ile ateş arasında en az 15 cm mesafe bırakılmalıdır. Etin ateşe çok yakın tutulması, yanmasına ve dolayısıyla kanserojen maddelerin oluşmasına neden olabilir. Kebap yapılacaksa kuyruk yağı kullanımı sınırlandırılmalıdır. Fazla miktarda kuyruk yağı, kolesterol seviyelerinde artışa neden olabilir. Kavurma yapılırken ise etin içine ayrıca iç yağ veya zeytinyağı eklenmesine gerek yoktur; etin kendi yağı yeterlidir. Haşlama et tüketilecekse, et suyu bir süre soğutulup üzerindeki yağ tabakası alındıktan sonra tüketilmelidir. Bayram süresince kırmızı et tüketimi ölçülü yapılmalı, yanında mutlaka sebze, yoğurt gibi sindirimi kolaylaştıran gıdalar tercih edilmelidir. Ayrıca bol su tüketilmesi, sindirimi desteklemek açısından önemlidir. Etin sadece lezzeti değil, nasıl pişirildiği ve ne miktarda tüketildiği de sağlığımız için belirleyicidir" diye konuştu.
Yaz mevsiminde alerjik astım tetiklenebilir
03 Haziran 2025 Salı - 11:30 Yaz mevsiminde alerjik astım tetiklenebilir Yaz mevsiminin gelmesiyle açık hava aktiviteleri ve tatil planları artarken, alerjik astım hastaları için riskli bir dönemin başladığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Ocak, "Yüksek sıcaklık ve nem, astımlı bireylerde hava yolunu daraltarak solunumu zorlaştırabilir. Bu yüzden güneşli saatlerde dışarı çıkmaktan kaçınılmalı, bol sıvı tüketilmelidir. Klimaların filtre temizliği düzenli yapılmazsa, bakteri ve mantarların üremesi kolaylaşır. Bu da hem alerjik reaksiyonlara hem de astım krizlerine yol açabilir" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Ocak, yaz aylarında sık görülen alerjik astım hakkında açıklamalarda bulundu. Yaz mevsiminin gelmesiyle açık hava aktiviteleri ve tatil planları artarken, alerjik astım hastaları için riskli bir dönem de başlıyor. Uzm. Dr. İbrahim Ocak, özellikle polen, klima ve ani ısı değişimlerinin astımı tetikleyebileceğine dikkat çekti. "Polenler astım ataklarını artırıyor" İlkbahardan yaza geçiş döneminde havadaki polen yoğunluğunun arttığını söyleyen Uzm. Dr. Ocak, "Özellikle ot, çayır ve ağaç polenleri alerjik astımı olan bireylerde solunum sıkıntısı, öksürük ve nefes darlığı gibi şikâyetleri artırabilir. Sabah erken saatlerde dışarı çıkmak riskli olabilir. Polene maruziyeti artacağı için bu saatlerde mümkünse evde kalınması gerekir. Dışarı çıkılacaksa maske kullanılması önemlidir" dedi. "Klimalar ve ani ısı değişimleri tehlikeli olabilir" Yazın vazgeçilmezi haline gelen klimaların da dikkatli kullanılması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Ocak, "Klimaların filtre temizliği düzenli yapılmazsa bakteri ve mantarların üremesi kolaylaşır. Bu da hem alerjik reaksiyonlara hem de astım krizlerine yol açabilir. Ayrıca, dış ortam ile iç ortam arasındaki ani sıcaklık farkı, solunum yollarında tahrişe neden olabilir" dedi. "Güneşin etkisi göz ardı edilmemeli" Güneşe uzun süreli maruz kalmanın da dolaylı yoldan nefes darlığına sebep olabileceğini belirten Uzm. Dr. İbrahim Ocak, "Yüksek sıcaklık ve nem, astımlı bireylerde hava yolunu daraltarak solunumu zorlaştırabilir. Bu yüzden güneşli saatlerde dışarı çıkmaktan kaçınılmalı, bol sıvı tüketilmelidir" uyarısında bulundu. "Korunmak mümkün" Yaz aylarında astım krizlerini önlemek için alınabilecek bazı basit önlemler olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Ocak, "Polen yoğunluğunun arttığı günlerde pencereleri kapalı tutmak, açık havada spor yapmaktan kaçınmak, evde klima kullanılıyorsa filtre bakımını ihmal etmemek, düzenli doktor kontrolünü aksatmamak ve ilaçların her zaman ulaşılabilir bir yerde olması oldukça önemli" dedi.
Kurban Bayramı öncesi gıda denetimleri sıklaştırıldı
03 Haziran 2025 Salı - 11:19 Kurban Bayramı öncesi gıda denetimleri sıklaştırıldı Niğde’de Kurban Bayramı öncesinde halk sağlığının korunması ve güvenilir gıda temininin sağlanması amacıyla gıda denetimleri artırıldı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sorumluluğunda yürütülen denetimler, 5996 sayılı ’Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’ kapsamında gerçekleştiriliyor. Niğde Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, kurban etlerinin hijyenik şartlarda parçalanması ve kıyma haline getirilmesi için yalnızca et ve et ürünleri üzerine faaliyet gösteren, kayıt ya da onaylı gıda işletmelerinin kullanılmasının teşvik edildiği, bu işletmelerde kullanılan kıyma makineleri, bıçaklar ve diğer ekipmanların temizliği, dezenfeksiyonu ve uygun şekilde depolanmasına yönelik denetimler yapıldığı ifade edildi. Kurban Bayramı ile birlikte artan tatlı, şeker ve şekerli mamul tüketimi nedeniyle bu ürünlerin üretim ve satış noktaları ile toplu tüketim alanlarında da denetim yapan ekipler, hem tüketicilerin sağlığının korunması hem de işletmelerin mevzuata uygun hizmet vermesi için kontrollerin titizlikle sürdürüyor. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada; vatandaşların karşılaştıkları olumsuzlukları Alo 174 Gıda Hattı’na bildirmeleri istenirken, Kurban Bayramı süresince güvenli ve sağlıklı gıda tüketimi için tüm tedbirlerin alındığını vurgulandı.
Gül hastalığı ihmal edilmemeli
03 Haziran 2025 Salı - 11:06 Gül hastalığı ihmal edilmemeli Hayat Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Mediha Yılmaz, halk arasında ’gül hastalığı’ olarak bilinen ve sık görülen rozasea hakkında önemli uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Mediha Yılmaz, yüzde kızarıklık, kılcal damar genişlemesi ve iltihaplı sivilcelerle seyreden bu hastalığın kronik ve ilerleyebilme potansiyeline sahip bir deri rahatsızlığı olduğuna dikkat çekti. Dermatoloji Uzmanı Dr. Yılmaz, gül hastalığının yüzdeki damarların çevresel ve fiziksel uyaranlara aşırı yanıt vermesiyle ortaya çıktığını belirterek, "Güneş ışığı, sıcak hava, acılı ve baharatlı yiyecekler, çikolata ve alkol gibi tetikleyici faktörler damarların genişlemesine neden olur. Başlangıçta geçici olan kızarıklık, zamanla kalıcı hale gelir ve genişlemiş kılcal damarlar gözle görülür hale gelir. İlerlemiş vakalarda bu tabloya iltihaplı sivilceler ve ödem de eşlik eder" dedi. "Lazer tedavisi en etkili yöntemlerden biri" Gül hastalığının seyrinin alevlenme ve sakinleşme dönemleriyle karakterize olduğunu belirten Uzm. Dr. Yılmaz açıklamasında, hastalığın ilerleyici özelliği nedeniyle tedavisinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Hastalığın tedavisinde ilk adımın tetikleyici faktörlerden uzak durmak olduğunu söyleyen Hayat Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Mediha Yılmaz, "Güneşten korunmak, düzenli güneş kremi kullanmak, sıcak ortamlardan kaçınmak ve diyete dikkat etmek çok önemlidir. Krem tedavileri ve iltihaplı sivilceler fazlaysa ağızdan antibiyotik tedavisi uygulanabilir. Yüzde belirginleşen kılcal damarların tedavisinde ise lazer uygulamaları en etkili yöntemlerden biridir" şeklinde konuştu.
Sağlık-Sen: "Hemşire ve ebelerin nöbet tutma sıklığı arttıkça iş kazası riski de artıyor"
03 Haziran 2025 Salı - 10:17 Sağlık-Sen: "Hemşire ve ebelerin nöbet tutma sıklığı arttıkça iş kazası riski de artıyor" Sağlık-Sen’in iş yeri kazalarına yönelik gerçekleştirdiği araştırma sonuçlarına göre hemşire ve ebelerde aşırı nöbet, uzun çalışma süreleri, ağır çalışma koşulları gibi nedenlerden kaynaklı dikkat dağınıklığı ve yorgunluk iş kazalarına neden oluyor. Hemşire ve ebelerin iş yerinde yaşadığı kazaların nedenlerini ortaya koymak için sağlık tesislerinde "İş Yeri Kazaları" araştırması yapan Sağlık-Sen, sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Yaklaşık 10 bin çalışanın katıldığı anket ile iş yerinin sosyal olanakları ve dinlenme alanlarının çalışan memnuniyetini etkilediği kadar iş kazalarını önleme noktasında da önem arz ettiği belirtildi. "En çok kas-iskelet sistemi yaralanması geçiriliyor" Araştırmada yer alan "Son bir yıl içinde herhangi bir iş kazası yaşadınız mı?" sorusuna "evet" cevabı veren hemşire ve ebelerin yüzde 63,5’i ağır kaldırma, düşme, çarpma, takılma, kayma gibi nedenlere bağlı kas-iskelet sistemi yaralanması geçirdiğini bildirdi. İş kazası geçirdiğini söyleyenlerin yüzde 51,2’si iğne batması kazası yaşadığını dile getirirken, yüzde 42,6’sı kan-vücut sıvıları bulaşmasına maruz kaldığını kaydetti. Hemşire ve ebelerin yüzde 38’i ise kesici-delici aletle yaralandığını belirtti. "Aşırı nöbet, uzun çalışma süreleri ve ağır çalışma koşulları iş kazalarının temel nedeni" Araştırma sonuçları, iş kazalarını etkileyen faktörleri de ortaya koydu. Aşırı nöbet, uzun çalışma süreleri, ağır çalışma koşulları veya iş ve aile yaşamının dengelenememesinden kaynaklı dikkat dağınıklığı ve yorgunluk iş kazalarının temel sebepleri arasında yer aldı. Öte yandan çalışılan kurum ve görev tanımları dışında yapılan işler gibi faktörler de iş kazalarını artırıcı nedenler olarak sıralandı. "60 saat çalışanların iş kazası riski, 40 saat çalışanlara göre 3 kat daha artıyor" İş yükü artıkça iş kazası yaşanma oranının da arttığı belirtilen araştırmada, hemşire ve ebelerde nöbet tutma sıklığı arttıkça iş kazasının da katlanarak arttığı kaydedildi. Araştırmaya göre haftalık 60 saat ve üzerinde çalışanların iş kazası riski, haftalık 40 saat çalışanlara göre 3 kat daha artıyor. Aynı zamanda görev tanımı dışında çalışanlarda iş kazası yaşanma oranının daha yüksek olduğu ortaya koyulan araştırmada, dengelenmiş iş ve aile hayatı uyumunun iş kazaları oranını düşürdüğüne dikkat çekildi. "İstihdam artışı ile iş yükünü azaltabiliriz" Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Faruk Doğan, araştırma sonuçlarını değerlendirdi. Doğan, "24 saat kesintisiz hizmet gerektiren sağlık sektöründe yetersiz istihdam ve iş yükü maalesef hemşire ve ebelerin nöbet tutma sıklığını artırıyor. Bu durum da düzensiz bir yaşamı olan yorgun hemşire ve ebelerin iş kazası yaşama olasılığını artırıyor. Uykusuzluk ve yorgunluğa bağlı dikkat dağınıklığı da iş kazalarını artıran etkenler olarak karşımıza çıkıyor" diye konuştu. İş kazalarını önlemek veya en aza indirmek için önerilerini sıralayan Doğan, "Hemşire ve ebelerin görev tanımları net olmalı ve bu tanımlara göre görevlendirme sağlanmalıdır. İstihdam oranları artırılmalıdır. Böylelikle iş yükü de azalacaktır. Bununla birlikte çalışma süreleri ve nöbet sıklığının azaltılması gerekmektedir. Aynı zamanda çalışanların iş ve aile hayatı uyumu dengesini destekleyici çalışmalar yapılmalıdır" dedi.
Kanserde nokta atışı tedavi: ‘Proton Terapisi’ için çalıştay düzenlendi
03 Haziran 2025 Salı - 09:48 Kanserde nokta atışı tedavi: ‘Proton Terapisi’ için çalıştay düzenlendi Bahçeşehir Üniversitesi, kanser tedavisinde kullanılan Proton Terapi Teknolojisi’nin Türkiye’ye de kazandırılmasının gerekliliğinin ele alındığı çalıştaya ev sahipliği yaptı. Prof. Dr. Berrin Pehlivan, proton tedavisinin özellikle pediatrik hastalar üzerindeki önemini vurguladı. ABD, Japonya, Avusturya başta olmak üzere 24 ülkede kanser tedavisinde kullanılan 120’den fazla Proton Terapi Merkezi bulunurken, bu teknolojinin Türkiye’de de kullanılmasıyla ilgili görüş alışverişinin yapıldığı bir çalıştay düzenlendi. Bahçeşehir Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen çalıştayda Türkiye’de Proton Terapi Merkezi’nin eksikliği vurgulandı. Birçok kanser türünde kullanılan ve tümörlerin ortadan kaldırılması sırasında, hedef tümöre odaklanabildiği için düşük yan etkisi olduğu belirtilen proton terapisiyle ilgili çalıştaya Sağlık Bakanlığı, SGK yetkilileri, sağlık alanındaki özel sektör temsilcileri, onkoloji uzmanları, Türk ve yabancı akademisyenler katıldı. Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu’nun açılış konuşmasını yaptığı çalıştayda, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Eugen Hug, "Protonterapi ve dünyadaki durumu", Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Berrin Pehlivan "Proton terapisinin sağladığı avantajlar", Akdeniz Üniversitesi Nükleer Fizik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Boztosun ise "Hızlandırıcı teknolojilerinde Türkiye’nin bugünü ve yarını" konulu sunumlar gerçekleştirdi. CERN’den ilham alan tedavi yöntemi Konuşmasında proton terapisinin önemine işaret eden Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "Bugün Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN’de kullanılan hızlandırıcı prensiplerinin, sağlık alanında kansere karşı lazer hassasiyetinde kullanılan ışın teknolojilerine ilham verdi. Bu teknoloji, ışını neredeyse ’fırçayla boyar gibi’ tümöre yönlendiriyor; yalnızca hedef dokuyu hücre hücre tarayarak yok ediyor" dedi. Proton tedavisi yan etkileri azaltıyor Onkoloji hastalarının tedavisinde foton terapi yöntemine göre yan etkisi çok daha az olan proton terapi teknolojinin özellikle pediatrik hastalarda kullanılmasının uzun vadeli yan etkilerin önüne geçtiğini belirten Pehlivan şunları söyledi: "Proton terapi, özellikle pediatrik vakalarda uzun vadeli yan etkileri azaltan; ışının hedeflenen tümörde en yüksek etkiyi bırakırken çevre dokuları maksimum düzeyde koruyan bir yöntem olarak öne çıkıyor. Kliniksel ‘Flash’ terapi, online adaptif tedaviler, hareketli organ takibi ve ark tedavisi gibi yaklaşımlar artık proton terapinin klinik standartları arasında yer alıyor. Bu teknolojiler yalnızca tıbbi değil, operasyonel ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da entegre edilmeli." 600 hasta proton tedavisi için yurt dışına gidiyor Bu teknolojiyi kullanmak için Türkiye’de her yıl yaklaşık 600 hastanın yurt dışına gitmek zorunda kaldığını belirten Pehlivan, bunun 60 milyon euroluk bir kaynağın yurt dışına gitmesine sebep olduğunu ifade etti. Bu tesislerin ülkemizde kurulabileceğine vurgu yapan Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "Doğru planlama ile bu sistemler ülkemizde kurulabilir, hem kendi vatandaşlarımızın ihtiyacı karşılanabilir hem de bölgesel sağlık hizmeti sunan güçlü bir merkeze dönüştürebilir. Bu aynı zamanda stratejik olarak ve Türkiye’nin kendi sağlık teknolojisini oluşturma konusunda çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Türkiye’nin mühendislik gücü ve insan kaynağı, bu sistemi sadece kullanan değil, geliştiren ve ihraç eden bir yapıya dönüşme potansiyeline sahip" dedi. "Proton hedefe odaklanabiliyor" Çalıştayda konuşan Akdeniz Üniversitesi Nükleer Fizik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Boztosun da proton terapisine imkan sunan hızlandırıcı teknolojisiyle ilgili bilgiler verdi. Türkiye’de proton hızlandırıcıları ve fotonükleer reaksiyonlar alanında öncü çalışmalara imza atan isimlerden olan Boztosun, proton terapisi ve klasik yöntemleri karşılaştırarak şunları söyledi: "Proton bir parçacık olduğu için nokta atış yapma imkanı sunuyor. Bu sayede tüm radyasyonu kanserli dokuya boşaltarak kanserli hücreyi öldürüyor. Klasik teknolojilerde X ışını çok kalibre edilemediği için durdurulması da çok zor olduğu için sağlıklı hücreyi de tahrip ediyor." "Ülkelerin makas değişmesini sağlar" Boztosun, proton hızlandırıcı teknolojilerinin yeni nesil malzeme üretiminden, tarihi eserlerin gerçek mi sahte mi olduğunun belirlenmesine, malzemelerin özelliğini değiştiremeden tarım ve gıda güvenliğine birçok alanda kullanıldığını söyledi. Doğanın binlerce yılda yaptığı tohum mutasyonunun, hızlandırıcılarla saniyeler içerisinde gerçekleştiğini belirten Boztosun, "Hızlandırıcı teknolojiler ülkelerin makas değiştirmesini sağlayan teknolojilerdir. Yani bu teknoloji sayesinde, sanayi dönüşür, endüstri dönüşür, imalat teknolojisi dönüşür, bu teknolojinin yaygın kullanılması önemlidir" diyerek bu teknolojinin ülkemizde yaygınlaşması gerektiğini belirtti.