SAĞLIK
Göz tansiyonu kalıcı görme kaybına yol açabiliyor 12 Mart 2026 Perşembe - 10:54:22 Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybı ve körlüğe neden olabiliyor. Toplam körlük vakalarının yüzde 30’undan sorumlu olan bu rahatsızlıkta hastaların yalnızca beşte biri durumunun farkında bulunuyor. Göz içi basıncının yavaş yavaş artmasıyla birlikte görme sinirinde hasara neden olan glokom, uzun süre belirgin bir şikayet vermeden ilerliyor. Hastalık nedeniyle oluşan görme kayıplarının geri dönüşü olmuyor. Genetik yatkınlık, rahatsızlıkta en önemli risk faktörlerinin başında geliyor. Anne, baba ya da kardeş gibi birinci derece akrabalarında hastalık bulunan kişilerde risk 10 kata kadar artabiliyor. İleri yaş, diyabet, tansiyon, migren ve göz yaralanmaları da riski artıran diğer etkenler olarak öne çıkıyor. Açık açılı ve dar açılı olmak üzere iki türü bulunan glokom, erken teşhis edilmediğinde kalıcı hasarlar bırakıyor. Körlük nedenleri arasında ikinci sırada Acıbadem Kent Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Deveci, hastalığın sinsi ilerlediğini ve kişinin günlük hayatta durumu fark edemediğini belirterek, "Dünya üzerinde 70-80 milyon kişi glokom hastası ve bunların 7-8 milyonu körlükle sonuçlanabiliyor. Şu anda körlükle sonuçlanan göz hastalıkları içinde ikinci sırada. İlk sırada katarakt var ama kataraktın tedavisi var. Glokom ise geriye dönüşsüz bir göz siniri hasarı oluşturuyor" dedi. Kırk yaş sonrası kontroller önemli Hastalığın hiçbir belirti vermediği için ancak muayenelerle ortaya çıkabildiğini ifade eden Deveci, "Yaşla beraber sıklık artıyor, o yüzden 40 yaş sonrası kontroller çok önemli. Ailede varsa genetik etmenler devreye girdiği için daha sık takipler, göz tansiyonunun ölçülmesi, bazı filmlerin çekilmesi ve görme alanı testinin yapılması büyük önem taşıyor. Hastalık sinsi seyredip görme alanında daralmaya yol açıyor. Bu daralma en çevreden, yani perifer dediğimiz alandan başlayıp merkeze doğru geliyor" şeklinde konuştu. Erken teşhis ve acil müdahale Erken teşhis ve uygulanacak tedavi adımlarının önemine değinen Uzm. Dr. Deveci, "Çok fazla gecikilmeden tedaviye başlanması son derece önemli. Tedavide ilk aşamada göz tansiyonu damlaları veriyoruz. Eğer hasta bundan fayda görmezse lazer tedavisi, yine fayda görmezse cerrahisi var. Özellikle dar açılı glokomda ’açı kapanması’ dediğimiz akut bir olay ortaya çıkabiliyor. Şiddetli ağrı ile başlayan görme bulanıklığı, ışıklar etrafında hareler görme gibi oldukça şiddetli semptomlar var. Ciddi bir baş ağrısı ile seyreden bu tabloya hemen müdahale edilmesi ve göz içi basıncının birden düşürülmesi gerekiyor" ifadelerini kullandı.
12 Mart 2026 Perşembe - 10:49 Prof. Dr. Koca: "Raynaud Fenomeni, romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor" Raynaud Fenomeni hastalığının soğukta ve heyecanda ortaya çıkan parmak uç kısımlarda deri renk değişimi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Süleyman Serdar Koca, "Raynaud Fenomeni bazı romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor. Bunlardan bir tanesi el romatizmasıdır. Bu nedenle bu belirtileri yaşayan kişilerin en az bir kez romatizma hastalıklarıyla ilgilenen bir doktora başvurması önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süleyman Serdar Koca, özellikle kış aylarında daha sık görülen Raynaud Fenomeni hakkında önemli bilgiler verdi. Prof. Dr. Koca, "Raynaud Fenomeni, soğukta, heyecanda ortaya çıkan parmak uç kısımlarda deri renk değişimidir. Solukluk, morarma oluyor, hafifte kızarıyor ve geçiyor. Bu sıralarda ağrıda söz konusudur. Normal popülasyonun yüzde 5’inde görebiliyoruz. Oldukça sık görülen bir hadisedir. Bu hastalarımızın özellikle kış aylarında sıkıntıları çok daha fazla olur. Raynaud Fenomeni bazı romatizma hastalıklarının habercisi olabiliyor. Bunlardan bir tanesi el romatizmasıdır. Bu nedenle bu belirtileri yaşayan kişilerin en az bir kez romatizma hastalıklarıyla ilgilenen bir doktora başvurması önemlidir. Raynaud Fenomeni’nin altında farklı nedenler olabilir. Bazı romatizma hastalıkları, kullanılan bazı ilaçlar veya hormon tedavileri bu duruma yol açabilir. Bu nedenle nedeninin mutlaka araştırılması gerekir" diye konuştu. Tedavi süreci hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Koca, "Hastalara damarların daralmasını önleyen ve kan dolaşımını rahatlatan ilaçlar verile bilinir. Yaşam tarzı da hastalığın seyrinde önemlidir. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulmalı, kahve tüketimi azaltılmalı, mümkün olduğunca soğuktan korunulmalı ve stresten uzak durulmalıdır. Bu faktörler şikayetlerin artmasına neden olabilir" şeklinde konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 10:45 ’’Kolon kanserinde, erken tanı konulduğunda tedavi başarısı oldukça yüksek’’ Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Günaldı, ’’Kolon kanseri, erken tanı konulduğunda tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biridir. Bu nedenle özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerin düzenli tarama programlarına katılması büyük önem taşımaktadır’’ dedi. Mart ayı, dünya genelinde Kolon Kanseri Farkındalık Ayı olarak kabul ediliyor ve toplumda kolorektal kanser konusunda bilinç oluşturmayı, erken tanının önemine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Kolon kanseri dünyada ve Türkiye’de en sık görülen kanser türleri arasında yer almakta olup, özellikle erken evrede tespit edildiğinde büyük ölçüde tedavi edilebilir bir hastalık olarak öne çıkmaktadır. Kolon ve rektumdan gelişen kolorektal kanserler çoğu zaman başlangıç aşamasında belirti vermeden ilerleyebilir. Ancak düzenli tarama programları sayesinde henüz kanserleşmeden önce saptanabilen poliplerin çıkarılması ile hastalığın gelişimi önlenebilir veya erken evrede teşhis edilerek tedavi başarısı önemli ölçüde artırılabilir. Liv Hospital Ulus Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Günaldı, kolon kanserinde tarama programlarının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Kolon kanseri, erken tanı konulduğunda tedavi başarısı oldukça yüksek olan kanser türlerinden biridir. Bu nedenle özellikle 50 yaş ve üzerindeki bireylerin düzenli tarama programlarına katılması büyük önem taşımaktadır. Ailesinde kolon kanseri öyküsü bulunan kişilerde ise tarama testlerine daha erken yaşlarda başlanması gerekebilir." Kolon kanserinin en sık görülen belirtileri arasında dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, uzun süren kabızlık veya ishal, dışkıda kan görülmesi, açıklanamayan kilo kaybı, kansızlık ve karın ağrısı yer alıyor. Uzmanlar, bu belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguluyor. Prof. Dr. Günaldı, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kolon kanseri riskini azaltmada önemli rol oynadığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Lif açısından zengin beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı kilonun korunması, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınılması kolon kanseri riskini azaltan önemli faktörler arasında yer alır. Bununla birlikte düzenli tarama testleri kolon kanseri ile mücadelede en etkili yöntemlerden biridir." Uzmanlar, kolon kanserinin erken tanı ile büyük ölçüde önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek toplumun tarama programlarına katılımının artırılmasının büyük önem taşıdığını belirtiyor. Liv Hospital Ulus, Kolon Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında erken tanının önemine dikkat çekmeye ve toplumda farkındalık oluşturmayı sürdürmeye devam ediyor.
Bu tedavi kadınların daha geç yaşlanmasını sağlıyor
06 Şubat 2026 Cuma - 09:38 Bu tedavi kadınların daha geç yaşlanmasını sağlıyor Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, hormon replasman tedavisi (HRT) alan menopoz sürecindeki kadınların daha geç yaşlandığını ve birçok hastalığa karşı daha dirençli olduğunu söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, hormon tedavilerinde doğru olarak bilinen yanlışlara açıklık getirdi. Özellikle HRT’nin menopoz dönemindeki kadınlarda hayati önem taşıdığını ifade eden Doç. Dr. Feyzi Gökosmanoğlu, "Türkiye’de hormonlarla ilgili hastalıklarla ilgili klinik ve bilimsel bir farkındalık mevcut değil. Hormon hastalıklarına genelde endokrinoloji klinikleri bakmaktadır. Bu hastaların başka kliniklere hormonlarının takibi için gittiklerinde yetersiz tanı ve takip edildiklerinin farkındayız. Son zamanlarda bir gelişme olmakta. Endokrin kliniklerine daha sık hasta gelmeye başladı. Erkeklerde hormonal hastalıklarda kişiler genelde üroloji kliniğine gitmektedir. Endokrin klinikleri bu konuda daha geride kalmaktadır ancak asıl hormon klinikleri endokrin klinikleridir. Kadınlarda da hastalar hormon bozukluğunda ilk gittikleri klinik kadın hastalıkları ve doğum kliniği oluyor. Ancak bunda da yine endokrin kliniğinin görüşü mutlaka alınmalıdır. O nedenle toplumda bir farkındalık oluşması gerekiyor" dedi. Menopoz dönemindeki hastaların mutlaka tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Gökosmanoğlu, "Menopoz süreci fizyolojik bir durumdur. Kadınlarda yumurtalık fonksiyonlarının kaybıyla meydana gelir ancak bu fiziksel sürece müdahale etmemek ya da yerinde bırakmak kadınlar için büyük bir şanssızlık olur. Çünkü bu dönemde kadınlarda çok ciddi cilt yaşlanması, kemik erimesi, kalp-damar hastalıkları ve kansere karşı birçok yatkınlık oluşur. Bu dönemde hastalar mutlaka tedavi edilmeli. Hatta son zamanlarda popüler de oldu. Hormon ilaçlarının üzerinde siyah bant var. Bu kaldırıldı. Uygun hastaların mutlaka hormon replasman tedavisi almaları gerekmektedir" diye konuştu. "Kadınlar hormon replasman tedavisi alırsa daha geç yaşlanıyorlar" HRT tedavisinin kadınlar üzerindeki etkisine de değinen Doç. Dr. Gökosmanoğlu, "Kadınlar hormon replasman tedavisi alırsa daha geç yaşlanıyorlar. Ayrıca kemik erimesi daha az oluyor. Kalp-damar hastalıkları daha az görülüyor ve bazı kanserlerin sıklığı da daha az görülmektedir. Bu nedenle uygun olan kadınların hormon tedavisi alması hayati derecede önemlidir" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Gökosmanoğlu, doğru bilinen yanlış bilgiler hakkında ise şunları söyledi: "Hormon tedavilerinin kanser yaptığıyla alakalı yanlış bir bilgi var. Bir çalışma üzerinden yürütülen bir durumdu bu. Menopoz dönemindeki kadınların hormon ilacı aldıkları zaman kanser olmalarıyla ilgili bir çalışmaydı. 60 yaşından sonraki kadınlarda böyle bir durum vardı ama bu çalışmanın tamamen kurgulanmasındaki yanlıştan kaynaklanan bir durumdu. Bu uygun hastaların hekim gözetiminde tedavi olmasında ciddi bir kanser riski artışı olmadığını biliyoruz. Bu ilaçların hastalara faydası, yan etkilerinden daha fazladır."
Deprem sonrası Osmaniye’de 10 sağlık tesisi hizmete girdi
05 Şubat 2026 Perşembe - 18:29 Deprem sonrası Osmaniye’de 10 sağlık tesisi hizmete girdi Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Osmaniye’de sağlık altyapısı güçlendirildi. Bu kapsamda kent genelinde 10 sağlık tesisi hizmete alındı. Osmaniye’de deprem sonrası yapılan yatırımlar doğrultusunda 900 yataklı Osmaniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Düziçi’nde 150 yataklı, Bahçe’de 55 yataklı devlet hastaneleri vatandaşların hizmetine sunuldu. Toprakkale ve Sumbas ilçelerinde yapımı tamamlanan devlet hastanelerinin ve birinci basamak sağlık hizmetlerini güçlendirmek amacıyla yapımı tamamlanan 5 Aile Sağlığı Merkezinin de yarın düzenlenecek törenle hizmete girecek. Deprem sonrası süreçte sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi ve vatandaşların daha nitelikli sağlık hizmetine erişiminin sağlanması amacıyla Osmaniye ve ilçelerinde çok sayıda aile sağlığı merkezimiz hizmete açıldı veya açılma aşamasında olup yatırımların kararlılıkla devam edeceğini belirtildi. Deprem sonrası süreçte sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve etkin şekilde sürdürülebilmesi amacıyla yapılan planlamalar kapsamında 10 yeni sağlık tesisinin hizmete açıldığını söyleyen Osmaniye İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Emrah Ceviz, "6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve ’asrın felaketi’ olarak nitelendirilen depremde Osmaniye ilimizde bin 10 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, vefat eden vatandaşlarımızdan 9’u sağlık çalışanımız olmuştur. Deprem sonucunda il genelinde 273 bina yıkılmış, 8 bin 809 bina ise ağır hasar almıştır. Sağlık altyapımız da afetten ciddi şekilde etkilenmiş; 7 sağlık tesisimiz ağır hasar görmüş ve yapılan teknik değerlendirmeler sonrasında yıkımları gerçekleştirilmiştir. Depremin hemen ardından yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde, 27 Şubat 2023 tarihinde Osmaniye Eğitim ve Araştırma Hastanemiz hizmete açılmıştır. Hastanemiz, yalnızca ilimize değil, depremden etkilenen çevre illerden gelen vatandaşlarımıza da sağlık hizmeti sunarak bölge hastanesi rolünü üstlenmiş; afet sonrası sağlık hizmetlerinin koordinasyonunda ve sunumunda kritik bir görev üstlenmiştir. Deprem sonrası süreçte sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve etkin şekilde sürdürülebilmesi amacıyla yapılan planlamalar kapsamında 10 sağlık tesisimiz tamamlanarak hizmete açılmıştır" diye konuştu. Osmaniye’de sağlık yatırımları sürüyor Sağlık konusunda yatırımların devam ettiğini söyleyen Ceviz, "Sadece ikinci ve üçüncü basamak değil, birinci basamakta da 6 ilçemiz ve merkezimizde birçok aile sağlığı merkezimizde hizmete açılmakta veya hizmete açılmış durumda devam etmektedir. Bunların dışında bu yıl içerisinde hizmete alınacak olan Kadir ilçemizde 100 yataklı devlet hastanesi ek binamız ve hemen yanında 20 ünitli Kadirli Ağız Diş Sağlığı Merkezimiz hizmete açılacaktır. Diğer bir ilçemiz Hasanbeyli’de de 10 yataklı devlet hastanemiz yine kısa bir süre içerisinde hizmete alınacaktır. Yarın itibariyle resmi açılışı yapılacak 5 aile sağlığı merkezimizin dışında bu yıl içerisinde 8 aile sağlığı merkezimizin daha ihale süreçleri ve yapım süreçleri devam etmektedir. Asrın feraketi sonrasında ilimizin sağlık altyapısını güçlendirmeye, insan kaynağını artırmaya yönelik çabalarımız devam etmektedir" dedi.
Büyükşehir ile geleceğe sağlıklı bakış
05 Şubat 2026 Perşembe - 18:12 Büyükşehir ile geleceğe sağlıklı bakış BURSA-Çocukların sağlıklı gelişimini önceleyen Bursa Büyükşehir Belediyesi, erken yaşta göz sağlığı bilincinin artırılması amacıyla Göz Nuru Koruma Vakfı ile iş birliği protokolü imzaladı. Sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda halk sağlığını önceleyen projelere imza atan Bursa Büyükşehir Belediyesi, Göz Nuru Koruma Vakfı ile imzalanan protokol kapsamında okul öncesi ve ilköğretim öğrencileri için kentte geniş çaplı olarak göz sağlığı hakkında bilinçlendirme dönemi başlatılıyor. İş birliği çerçevesinde Bursa genelindeki okullarda öğrencilere yönelik göz sağlığı bilgilendirmeleri gerçekleştirilerek çocuklarda görülebilecek görme bozukluklarının erken teşhis edilmesi, gerekli durumlarda ilgili sağlık kuruluşlarına zamanında ve doğru yönlendirmelerin yapılması sağlanacak. Uzman ekipler tarafından yürütülecek proje sonucunda aileler bilgilendirilerek öğrencilerin eğitim hayatlarının olumsuz etkilenmesinin önüne geçilecek. "Çocuklar ve gençler için önemli bir adım" Bursa Büyükşehir Belediyesi Ana Hizmet Binası’nda yapılan imza töreninde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, öğrencilerin sağlıklı yetişmeleri adına üstlenilen sorumluluğun son derece kıymetli olduğunu belirtti. Başkan Bozbey, imzalanan protokolün, göz hastalıkları olan ve ailelerinin farkında olmadığı birçok öğrencinin hastalıklarının teşhis ve tedavilerine destek olacağını belirterek, "Protokolümüz ile yapılacak faaliyetler gelecekte oluşabilecek göz hastalıklarının erken teşhisine de vesile olacak. Çocuklar ve gençler için attığımız bu önemli adıma yaptığı katkılardan dolayı Göz Nuru Koruma Vakfı’na teşekkür ediyorum" dedi. Göz Nuru Koruma Vakfı Mesul Müdürü Birtan Öztürk, Büyükşehir Belediyesi’nin örnek davranışı dolayısıyla Başkan Mustafa Bozbey ve ekibine teşekkür ederek, bu girişime dahil olmaktan vakıf olarak memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Kanseri yendi, herkese çağrı yaptı
05 Şubat 2026 Perşembe - 14:11 Kanseri yendi, herkese çağrı yaptı Manisa Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Doç. Dr. Engin Kut, kanserde erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çekerken, 26 yıldır meme kanseriyle mücadele eden Vesile Küçük de yaşadıklarını anlatarak vatandaşlara kontrollerini ihmal etmemeleri çağrısında bulundu. Manisa Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Doç. Dr. Engin Kut, kanserle mücadelede erken tanı, düzenli takip ve tarama programlarının hayati önem taşıdığını vurguladı. Uzman hekim, erken teşhisin doğru tedaviyle birleştiğinde hastaların yaşam süresi ve kalitesini önemli ölçüde artırdığını belirtti. Kanserin erken dönemde tespit edilmesi halinde tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Engin Kut, "Kanser, erken dönemde fark edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bugünkü hastamız da 20 yıl önce meme kanseri tanısı almış, düzenli kontroller ve doğru tedaviyle sağlığına kavuşmuş bir hastadır. Bu nedenle tüm kanser türlerinde bireylerin kendi sağlıklarını yakından takip etmesi, tarama ve kontrollerini ihmal etmemesi ve herhangi bir belirti ya da değişiklikte vakit kaybetmeden hekime başvurması büyük önem taşımaktadır." dedi. Yıllardır meme kanseriyle mücadele eden Vesile Küçük ise tanı ve tedavi sürecine ilişkin duygularını paylaşarak, düzenli takiplerin önemine vurgu yaptı. Küçük, "26 yıllık meme kanseri hastasıyım. Şu anda bütün tahlil ve tetkiklerimi yaptırıyorum. Her şey yolunda. Çok şükür, çok iyiyim. Bundan şüphe duyan, sağlığıyla ilgili problemi olduğunu hisseden bütün arkadaşlarımın hiç çekinmeden hastaneye gelip kontrollerini yaptırmasını, gerekirse teşhis konulup tedavisinin yapılmasını tavsiye ederim." ifadelerini kullandı.
Ani işitme kaybında zamanla yarış şart
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:53 Ani işitme kaybında zamanla yarış şart Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde "Ani İşitme Kaybı" başlıklı konferansta konuşan Asist. Dr. Cemal Bartu Bektaş, ani gelişen işitme kaybının zamanla yarışılan bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek, erken tanı ve hızlı müdahalenin kalıcı işitme kaybı oluşmaması için hayati önem taşıdığını vurguladı. Günün sıradan bir anında çevrenizdeki seslerin aniden silikleştiğini fark etmek çoğu kişi için beklenmedik ve endişe verici bir durumdur. "Ani işitme kaybı" olarak tanımlanan bu tablo, zamanla yarışılan bir sağlık sorunu olması nedeniyle erken tanı ve doğru yaklaşımı zorunlu kılıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen "Ani İşitme Kaybı" başlıklı konferans konuyu bilimsel bir çerçevede ele alarak, sağlık profesyonellerini bir araya getirdi. Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine devam eden Asist. Dr. Cemal Bartu Bektaş tarafından verilen konferansın moderatörlüğünü Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gamze Mocan ile Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Koordinatörü Prof. Dr. Emrah Ruh üstlendi. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleşen konferans sağlık alanında çalışan akademisyenler ve hekimler tarafından ilgiyle takip edildi. Ani işitme kaybının klinik özellikleri, hastalığın ortaya çıkışında etkili olabilecek faktörler, tanı sürecinde dikkat edilmesi gereken noktalar ve güncel tedavi yaklaşımlarının ele alındığı konferansta erken tanı ve zamanında müdahalenin tedavi başarısı üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekildi. Erken tanı ve zamanında müdahale son derece önemli Ani işitme kaybının ortaya çıkışında birden fazla etkenin rol oynayabileceğini belirten Asist. Dr. Cemal Bartu Bektaş, işitmenin sağlıklı biçimde sürdürülebilmesi için iç kulağa giden kan dolaşımının düzenli ve yeterli olması gerektiğini vurgulayarak, dolaşımın bozulmasının işitme hücrelerini doğrudan etkileyebildiğini söyledi. Asist. Dr. Bektaş, özellikle viral enfeksiyonlar, iç kulağı besleyen damarların tıkanması ya da dolaşımın yavaşlaması gibi durumların ani işitme kaybına yol açabildiğini aktardı. Yüksek tansiyon ve kontrolsüz diyabet gibi kronik hastalıkların da iç kulağın kan akışını olumsuz etkileyerek işitme kaybı riskini artırdığına dikkat çeken Asist. Dr. Bektaş, bu hastalıklara sahip bireylerde ani işitme kaybının daha yakından izlenmesi ve düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Hastaların başvuru nedenlerine de değinen Asist. Dr. Bektaş, ani işitme kaybının çoğu zaman kulakta ani bir dolgunluk hissi, işitmede belirgin azalma ve çınlama ile ortaya çıktığını, buna karşın ağrı ya da kulaktan akıntı gibi belirtilerin genellikle görülmediğini ifade etti. Bu durumun hastalar tarafından önemsenmemesine yol açabildiğini belirten Asist. Dr. Bektaş, geciken başvuruların tedavi başarısını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Çocuklarda belirtiler daha geç fark edilebiliyor Ani işitme kaybının nadir de olsa çocuklarda da görülebildiğine dikkat çeken Asist. Dr. Cemal Bartu Bektaş, "Bu durum çoğunlukla 15 yaş sonrası bireylerde karşımıza çıkıyor ancak çocukluk çağında da görülebiliyor. Çocuklarda işitme kaybını fark etmek her zaman kolay olmayabiliyor. Ailelerin, çocuğun seslere verdiği tepkilerde azalma, televizyon ya da telefon sesini yükseltme, söylenenleri tekrar ettirme veya konuşmalara geç yanıt verme gibi değişiklikleri dikkatle gözlemlemesi erken tanı açısından son derece önemli" ifadelerini kullandı. Tedavi sürecine ilişkin bilgiler de paylaşan Asist. Dr. Bektaş, ani işitme kaybının acil değerlendirilmesi gereken bir durum olduğunu vurgulayarak, erken dönemde başlanan tedavinin iyileşme şansını önemli ölçüde artırdığını ifade etti. Tedavinin hastanın başvuru zamanı, işitme kaybının derecesi ve eşlik eden hastalıklara göre planlandığını belirten Asist. Dr. Bektaş, uygun tedavi ve düzenli takip ile birçok hastada işitmenin kısmen ya da tamamen geri kazanılabildiğini aktardı.
Kanseri yendi, herkese çağrı yaptı
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:52 Kanseri yendi, herkese çağrı yaptı Manisa Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Doç. Dr. Engin Kut, kanserde erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çekerken, 26 yıldır meme kanseriyle mücadele eden Vesile Küçük de yaşadıklarını anlatarak vatandaşlara kontrollerini ihmal etmemeleri çağrısında bulundu. Manisa Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Hekimi Doç. Dr. Engin Kut, kanserle mücadelede erken tanı, düzenli takip ve tarama programlarının hayati önem taşıdığını vurguladı. Uzman hekim, erken teşhisin doğru tedaviyle birleştiğinde hastaların yaşam süresi ve kalitesini önemli ölçüde artırdığını belirtti. Kanserin erken dönemde tespit edilmesi halinde tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Engin Kut, "Kanser, erken dönemde fark edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bugünkü hastamız da 20 yıl önce meme kanseri tanısı almış, düzenli kontroller ve doğru tedaviyle sağlığına kavuşmuş bir hastadır. Bu nedenle tüm kanser türlerinde bireylerin kendi sağlıklarını yakından takip etmesi, tarama ve kontrollerini ihmal etmemesi ve herhangi bir belirti ya da değişiklikte vakit kaybetmeden hekime başvurması büyük önem taşımaktadır." dedi. Yıllardır meme kanseriyle mücadele eden Vesile Küçük ise tanı ve tedavi sürecine ilişkin duygularını paylaşarak, düzenli takiplerin önemine vurgu yaptı. Küçük, "26 yıllık meme kanseri hastasıyım. Şu anda bütün tahlil ve tetkiklerimi yaptırıyorum. Her şey yolunda. Çok şükür, çok iyiyim. Bundan şüphe duyan, sağlığıyla ilgili problemi olduğunu hisseden bütün arkadaşlarımın hiç çekinmeden hastaneye gelip kontrollerini yaptırmasını, gerekirse teşhis konulup tedavisinin yapılmasını tavsiye ederim." ifadelerini kullandı.
Kolorektal kanser tedavisi için yeni umut
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:33 Kolorektal kanser tedavisi için yeni umut Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) geliştirilen yeni nesil antikanser bileşikleri, kolorektal kanser tedavisinde umut verici sonuçlar ortaya koydu. TÜBİTAK destekli proje kapsamında sentezlenen 32 yeni molekülden 2’sinin, mevcut kemoterapi ilaçlarına kıyasla tümör hacmini yüzde 70-80 oranında küçülttüğü ve düşük toksisite gösterdiği belirlendi. Çalışma, dünyada en yaygın üçüncü kanser türü olan kolorektal kansere karşı daha etkili ve daha az yan etkili tedavilerin önünü açabilecek nitelikte değerlendiriliyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz ve Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz’ın geliştirdiği yeni antikanser bileşikleri, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ndeki Araştırmacılar Dr. Şeyma Aydınlık ve Dr. Arzu Ekiz tarafından gerçekleştirilen hücre kültürü ve hayvan deneylerindeki kolorektal kanser tedavisinde umut verici sonuçlar ortaya koydu. Yürütülen bilimsel araştırmada, kolorektal kanserde kullanılan mevcut kemoterapi ilaçlarından daha etkili ve daha düşük yan etki profiline sahip yeni bileşikler geliştirildi. Proje kapsamında 32 yeni molekül sentezlenirken, bunlardan özellikle 2 tanesinin yüksek antitumor etkisiyle öne çıktığı bildirildi. Dünyada en sık görülen 3. kanser türü olan kolorektal kanserin, tüm kanser teşhislerinin yaklaşık yüzde 11’ini oluşturduğuna dikkat çekilen proje raporunda, 2022 yılında 2 milyon yakın yeni vaka ve 901 bin ölüm yaşandığı vurgulandı. Mevcut tedavilerde yaygın olarak kullanılan 5-fluorourasil ve oksaliplatin gibi kemoterapi ilaçlarının toksisite ve etkinlik sınırlılıklarını aşmak amacıyla KTÜ’lü araştırmacılar yeni nesil metal kompleksleri geliştirdi. Araştırma kapsamında sentezlenen 32 bileşiğin kolorektal kanser hücreleri ve sağlıklı kolon hücreleri üzerinde karşılaştırmalı olarak test edildiği, 26 yeni bileşiğin mevcut ilaçlara kıyasla daha yüksek antikanser etki gösterdiği belirtildi. Özellikle seçici etki gösteren bazı bileşiklerin, kanser hücrelerini öldürürken sağlıklı hücrelere çok daha az zarar verdiği tespit edildi. Laboratuvar testlerinde öne çıkan 5 yeni bileşiğin hücre ölümü mekanizmaları detaylı şekilde incelendi. Bu bileşiklerin, 5-fluorourasil ve oksaliplatine göre kanser hücrelerinde ölümü çok daha hızlı başlattığı belirlendi. Çalışmanın hayvan deneyleri aşamasında ise 2 yeni bileşiğin tümör hacminde belirgin küçülme sağladığı, buna karşın toksisitesinin düşük olduğu kaydedildi. Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz: "Yaklaşık 2 milyon insanın kanser türüne yakalandığını biliyoruz" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Rektörlük Senato Salonu’nda düzenlenen ve KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Faruk Ursavaş, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevdegül Aydın Mungan’ın katılımıyla gerçekleştirilen basın toplantısında, kolorektal kanser tedavisine yönelik geliştirilen yeni antikanser bileşikleri kamuoyuyla paylaşıldı. Tanıtım toplantısında konuşan KTÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz, kanserin günümüzde ölümcül olan hastalıkların başında yer aldığını belirterek "Özelikle kolorektal kanser; hem kolon dediğimiz hem de rektum bölgesinde ortaya çıkan kanser türü başlangıçta 60 yaş ve üzeri grupta karşımıza çıkarken günümüzde daha çok 45 yaş ve altında daha sık karşımıza çıkıyor. Baktığımızda dünya genelinde ölümcül olan en yaygın kanser türlerinin üçüncü sırasında yer alıyor. Yaklaşık 2 milyon insanın kanser türüne yakalandığını biliyoruz. Yapılan istatistiklere baktığımızda 2035 yılında bu sayısının yaklaşık 2,5 milyona ulaşılacağı tahmin edilmektedir. Ölümcül riskinin oldukça yüksek olması ve kanserin daha küçük yaşlara inmiş olması oldukça ciddi bir problem. Kolorektal kanserinin tedavisine baktığımızda klinikte kullanılan 2 ilaç var. Biri 5-florourasil dediğimiz organik bazlı bir ilaç, diğeri de metal bazlı platin iyonları içeren oksaliplatin bir kanser ilacıdır. Günümüzde daha çok ikisi kombinasyon şeklinde kullanılmaktadır" dedi. "Kolorektal kanseri tedavisinde günümüzde kullanılan bu iki önemli ilaçlara rakip olabilecek yeni aday bileşikler sentezlemiş olduk" Projedeki asıl hedefimiz kolorektal kanserinde ilaç olan 5-florourasil molekülünü, paladyum 2 ve platin 2 iyonlarına bağlayarak kolorektal kanserindeki antikanser etkisini iyileştirebilir miyiz noktası ile yola çıktık. Projemizde, paladyum 2 ve platin 2 iyonlarını içeren ve farklı bir moleküllerin de olduğu 32 adet yeni 5-florourasil kompleksi elde ettik. Bunlar literatürde yenidir. Literatürde bu konuda büyük bir boşluk vardı. Paladyum 2 içeren 5-florourasil kompleksi örneği ya da bileşiği hiç yok. Platin ile ilgili birkaç çalışma var ama antikanser etkileri hiç çalışılmamış. Dolayısıyla projemizde konu olan çalışmamız oldukça özgün bir çalışma. 32 adet yeni bileşik sentezledik. Bu yeni bileşikleri 5 farklı insan kolorektal kanser hücre soyundan ve 1 tane de sağlıklı kolorektal kanser hücresine karşı antikanser etkilerine bu iki ilaçla test ettik. 32 bileşiğimizin 26 tanesi oldukça yüksek seçicilik gösterdi. Farklı kolorektal kanser türlerine göre, bu kolorektal kanser tedavisinde kullanılan 5-florourasil ve oksaplatin ilacına göre oldukça yüksek antikanser etkisi gösterdiler. 26 bileşen için ileri çalışmalar gerçekleştiremezdik. Seçiciliği yüksek olan 5 bileşiğimizi seçtik. Seçicilik oldukça önemli bir faktördür. Kanserli hücreleri öldürme gücü yüksek olacak, sağlıklı hücrelere ise verdiği zarar az olacak. Bileşiklerimizin en büyük avantajı da farklı kolorektal hücrelerine karşı seçicilik göstermesidir. 5 tanesi için ileri çalışmalar yaptık. Hayvan deneylerini de gerçekleştirdik. Yaklaşık 24 günün sonunda hayvanlardan tümörler çıkarıldı. Tümör boyutları karşılaştırıldı. 5 bileşiğimizde 2 tanesinin oldukça önemli sonuçlar elde ettik. 2 tanesi 5-florourasil ve oksaplatin dediğimiz iki ilaca göre tümör boyutlarını yaklaşık yüzde 70-80 oranında küçülttü. Kolorektal kanseri tedavisinde günümüzde kullanılan bu iki önemli ilaçlara rakip olabilecek yeni aday bileşikler sentezlemiş olduk" şeklinde konuştu. "İki bileşiğimiz kanser anlamında oldukça umut verici" Projenin araştırmacılarından olan KTÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nden Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz ise, "İki bileşiğimiz kanser anlamında oldukça umut verici. Çok önemli bir adım atmış olduk. Asıl serüven bundan sonrası. Biz şimdi bir tohum ektik. Bu tohumun fidesi çıktı. O fide büyüyecek onu koruyup kollayacağız. Ondan meyve alabilecek ve ülkemize milli ve yerli ilaç kazandırabilecek duruma getirirsek bilim insanları olarak görevimizi yapmış olacağız" ifadelerini kullandı.