SAĞLIK
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde iki başarılı böbrek nakli 23 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:41:26 Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı böbrek nakli operasyonlarının ardından sağlıklarına kavuşan iki hasta taburcu edildi. Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı ve Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Önder Özcan, Op. Dr. Asım Onur ve organ nakli ekibi tarafından gerçekleştirilen ameliyatlarla yaklaşık altı yıldır hemodiyaliz tedavisi gören iki hasta, bağışlanan organlar sayesinde yeniden sağlığına kavuştu. Nefroloji Kliniği takibinde diyaliz tedavisi alan hastaların böbrek nakilleri, alanında uzman ekip tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Tedavi süreçlerinin tamamlanmasının ardından hastalar şifa ile taburcu edildi. Taburculuk öncesinde hastalar; Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Huddam, Genel Cerrahi Kliniği adına Op. Dr. Asım Onur, anestezi ekibi, ameliyathane ve yoğun bakım ekipleri ile patoloji, radyoloji, girişimsel radyoloji ve organ nakli klinik ekipleri tarafından ziyaret edilerek geçmiş olsun dilekleri iletildi. Organ bağışının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Önder Özcan, "Organ nakli, yaşam umudunu kaybetmek üzere olan birçok hasta için yeniden hayata tutunmadır. Bir insanın başka bir insana verebileceği en büyük ve en paha biçilmez hediyedir" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Bülent Huddam ise Türkiye’de binlerce hastanın organ bağışı beklediğini belirterek, "Organ bağışı hiçbir karşılık beklemeden bir insana hayat sunmaktır. Hastalarımızın sağlıklarına kavuşmalarına tanıklık etmek bizler için büyük bir mutluluk ve motivasyon kaynağıdır" dedi. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yetkilileri, vatandaşları organ bağışı konusunda duyarlı olmaya davet ederken, sağlığına kavuşan hastalara mutlu ve sağlıklı bir yaşam temennisinde bulundu.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00 Yalova Eğitim ve Araştırma’da nükleer tıp uzmanı göreve başladı Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez "nükleer tıp uzmanı" olarak atanan Dr. Salih Demir hasta kabulüne başladı. Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Nükleer Tıp Kliniği’nde, radyoaktif işaretli ajanlar kullanılarak organ ve dokuların fonksiyonel değerlendirmesi gerçekleştiriliyor. Modern tıbbi yöntemlerin kullanıldığı klinikte, birçok hastalığın erken tanısı ve tedavi planlamasına katkı sağlanıyor. Kliniğin altyapısında bulunan 1 adet SPECT (Tek Foton Emisyon Bilgisayarlı Tomografi) cihazı sayesinde; kemik sintigrafisi, kalp sintigrafisi, böbrek sintigrafisi, tiroit sintigrafisi ve diğer organ sistemlerine yönelik görüntüleme işlemleri başarıyla uygulanabiliyor. Özellikle kanser, kalp-damar hastalıkları, tiroit rahatsızlıkları ve bazı organ fonksiyon bozukluklarının tanısında nükleer tıp uygulamalarının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Nükleer tıp uygulamalarının, hastalıkların yalnızca anatomik değil fonksiyonel olarak da değerlendirilmesine imkân sunduğu belirtilirken, bu sayede erken teşhis oranlarının artırılması ve tedavi süreçlerinin daha doğru planlanmasının amaçlandığı ifade edildi. Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hizmete başlayan yeni klinik ile birlikte vatandaşların ileri tetkik ve görüntüleme işlemleri için farklı illere sevk edilme ihtiyacının da azalması bekleniyor.
23 Mayıs 2026 Cumartesi - 13:17 Kilometrelerce uzaklıktan Denizli’ye gelen 2 hasta başarılı bypass ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu Bolu ve Düzce’den tedavi için Denizli’ye gelen iki hasta, Özel Tekden Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Kemalettin Erdem tarafından gerçekleştirilen farklı yöntemlerdeki bypass ameliyatlarının ardından taburcu edildi. Kalp ve damar rahatsızlığı nedeniyle tedavi arayışına giren Yunus Saral (70) ile Cemal Topkara (49), tedavi için Denizli’ye gelerek Özel Tekden Hastanesi’nde ameliyat oldu. Her iki hastaya da yapılan anjiyografi sonrasında bypass operasyonu uygulanmasına karar verildi. Bolu’nun Gerede ilçesinden Denizli’ye gelen Yunus Saral’ın, yapılan tetkiklerde aort damarında yaygın kalsifikasyon tespit edilmesi üzerine küçük kesili bypass yöntemi uygun görülmedi. Bunun yerine klasik sternotomi yöntemiyle, ancak kalp durdurulmadan gerçekleştirilen operasyon başarıyla tamamlandı. Ameliyat sonrası iyileşme süreci olumlu seyreden hastanın, operasyonun ardından 6’ncı günde taburcu edildi. Düzce’nin Yığılca ilçesinden gelen Cemal Topkara için ise günlük yaşamına kısa sürede dönebilmesi amacıyla küçük kesili bypass yöntemi tercih edildi. Özellikle aktif çalışma hayatı bulunan hastalarda tercih edilen bu yöntemin, hem estetik açıdan hem de iyileşme süresinin kısalığı bakımından avantaj sağladığı belirtildi. Operasyon sonrası hızlı toparlanan Topkara’nın taburcu olduktan sonra Düzce’ye özel aracıyla dönebilecek sağlık durumuna ulaştığı ifade edildi. Ameliyatları gerçekleştiren Prof. Dr. Kemalettin Erdem, kalp durdurulmadan yapılan bypass operasyonlarının hastalarda daha az kan kaybı, daha düşük komplikasyon riski ve daha hızlı iyileşme sağladığını belirtti. Özellikle uygun hastalarda küçük kesili yöntemlerin iş ve sosyal yaşama dönüş süresini önemli ölçüde kısalttığını kaydetti. Tedavi sürecine ilişkin konuşan Yunus Saral ve Cemal Topkara ise, tavsiyesiyle Denizli’ye geldiklerini ve ameliyat sürecinin beklentilerinin üzerinde olumlu geçtiğini belirterek, Denizli Özel Tekden Hastanesi çalışanlarına teşekkür etti.
Cilt kanserine karşı güneşten korunmak önem taşıyor
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:01 Cilt kanserine karşı güneşten korunmak önem taşıyor Mayıs ayı "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" dolayısıyla açıklamalarda bulunan Denizli Devlet Hastanesi Dermatoloji (Cildiye) Uzmanı Dr. Selim Gümüş, cilt kanserinin dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer aldığını belirterek güneşten korunmanın hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Cildiye Uzmanı Dr. Selim Gümüş, özellikle ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre ve korunmasız maruz kalmanın en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu belirterek güneş ışınlarının en yoğun olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında kalınmaması gerektiğini söyledi. Güneş koruyucu kullanımının yalnızca yaz aylarıyla sınırlı olmaması gerektiğini de vurgulayan Dr. Gümüş şöyle konuştu: "Cilt kanserini önlemek için güneşten doğru şekilde korunmak büyük önem taşır. Güneş ışınlarının en yoğun ve zararlı olduğu saatler 10.00 ile 16.00 arasıdır. Bu saatlerde mümkün olduğunca doğrudan güneş altında bulunulmamalıdır. Dışarı çıkılması gereken durumlarda geniş kenarlı şapka, UV korumalı güneş gözlüğü ve açık renkli koruyucu kıyafetler tercih edilmelidir. Güneş koruyucu ürünler yalnızca tatilde değil günlük yaşamda da kullanılmalıdır. En az 50 faktörlü güneş koruyucu kremler dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce sürülmeli ve özellikle terleme ya da yüzme sonrası tekrar uygulanmalıdır" dedi. Çocukluk döneminde yaşanan güneş yanıklarının ilerleyen yaşlarda cilt kanseri riskini ciddi ölçüde artırdığına dikkat çeken Dr. Selim Gümüş, açık tenli kişiler, çilli bireyler, çok sayıda beni bulunanlar, uzun süre güneş altında çalışanlar ve ailesinde cilt kanseri öyküsü bulunan kişilerin risk grubunda yer aldığını söyledi. Solaryum kullanımının da ciltte kalıcı hasara yol açabildiğini ve cilt kanseri riskini arttırdığını belirten Gümüş, solaryumun kesinlikle önerilmediğini ifade etti. Benlerde meydana gelen değişikliklerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Gümüş, "Bir benin büyümesi, renk değiştirmesi, koyulaşması, düzensiz kenarlı hale gelmesi, asimetrik görünüm kazanması, kaşınması, kanaması ya da yara görünümü alması önemli uyarı işaretleri olabilir. Aynı şekilde sonradan ortaya çıkan ve hızla büyüyen lekeler de ihmal edilmemelidir. Hastalarımızın kendi ciltlerini düzenli olarak gözlemlemeleri ve şüpheli durumlarda dermatoloji uzmanına başvurmaları gerekmektedir" diye konuştu. Uz. Dr. Selim Gümüş, cilt kanserinde erken teşhisin tedavi başarısını büyük ölçüde artırdığını vurgulayarak düzenli dermatolojik muayene yaptırmanın büyük önem taşıdığını ve özellikle risk grubunda bulunan kişilerin yılda en az bir kez dermatolojik muayeneden geçmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir"
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:53 Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir" Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, bağırsak hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunarak makattan gelen sıvıların dikkate alınarak hemen doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltihaplı bağırsak hastalıkları olarak temelde iki türlü hastalığın olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Bir tanesi crohn yani regional iletis, diğeri de kolitis ülseroza diğer bir adıyla ülseratif kolit hastalığıdır. Bu iki hastalık birbiriyle çok karşılaşabildiği gibi, bu iki hastalığın arasında yer alan indetermine kolit dediğimiz bir başka grup daha vardır. Bu iki hastalığın da genel cerrahide yeri vardır. Özellikle kalın bağırsak kanseri gelişimi açısından ülseratif kolit oldukça önemlidir. Özellikle 8 yıldan uzun süredir tanı konulmuş olan ülseratif kolit vakalarında kalın bağırsak kanseri gelişimi riskinde çok ciddi bir artış olmaktadır. O nedenle 8 yıldan uzun süredir tanısı olan tüm hastaların yılda bir kere kolonoskopi olmalarını öneriyoruz. Hatta bu hastaların uygun bir anda hastalıkları aktif olmadığı bir süreçte ileal J-Poş ve total kolektomi dediğimiz bir ameliyat geçirmeleri, ülseratif kolitten ömür boyu kurtulmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle ülseratif kolitte 8 yıldan uzun süredir tanınız varsa, çok dikkatli olmanızda büyük bir fayda var" diye konuştu. Baysal, "Crohn hastalığını ise ince bağırsakların son kısmına özellikle yerleşen bazen kalın bağırsakta da aralıklı olarak seyreden, ağızdan makata kadar olan tüm sindirim sistemine tutabilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanser gelişim riski düşüktür ama bu hastalıkta makatta apseleri, fissürleri, fistülleri olan hastaların mutlaka kolonoskopi yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopide ince bağırsakların son kısmına baktırmaları ve orada gelişen bir crohn hastalığı varsa tekrarlayan apseler ve fistüller oluşur. Bundan dolayı da uyanık olmaları gerekmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklar birbirine yapışarak fistüller ve bazı başka cerrahi problemler ortaya çıkartabilirler. Bu yönden crohn hastalarının uyanık olmaları gerekiyor. Düzenli tedavi kullanmaları gerekiyor. Bu iki hastalık genel cerrahide bizim en çok önem verdiğimiz bağırsak hastalığıdır. Ülseratif kolit kalın bağırsak gelişimi riskini arttırdığı için, kron hastalığı ise genellikle makat üzerinde apseler ve fistüller, fissürler geliştirdiği için bizim için çok önemlidir" ifadelerini kullandı. İltihaplı bağırsak hastalıkları hakkında bilgi veren Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar fistüller ve apseler olması crohn hastalığını şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır. Bunların ilaç tedavileri de vardır. Bu ilaç tedavileriyle hastalar tedavi olabilirler ama en önemli şey, bunların oluşturduğu komplikasyonlardır. Bu hastalıklar sebebiyle oluşan rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların karaciğer, safra, göz, eklemler ve cilt üzerine de bazı komplikasyonları ve bulguları vardır. Bunlar açısından da hastaların kontrol edilmeleri gereklidir. Makattan gelen balgamsı, sümüksü ve kanlı akıntılar, çok önemli akıntılardır. Karın ağrısı, kramp tarzında ağrılar çok önemlidir. Böyle durumlarda derhal bir doktora başvurmalarında fayda var" ifadelerini kullandı.
Hemoroidde ’ekran bağımlılığı’ etkisi: "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı"
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:52 Hemoroidde ’ekran bağımlılığı’ etkisi: "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" Ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin burada kalınan süreyi uzattığını söyleyen uzmanlar, hastalıklara karşı uyardı. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı, artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip çok fazla vakit geçirmekte. 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroit veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda. Hemoroit bir anatomik yapı, hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla, dikkat etmeliyiz" dedi. Halk arasında ’basur’ olarak bilinen makat bölgesindeki hemoroit dokusunun sarkması, genişlemesiyle kaşıntı, kanama, ağrı gibi şikayetlerle kendini gösteren hemoroidal hastalığa karşı uzmanlar uyarıyor. Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Ahmet Sürek de yaşam şeklinin değişmesi, yoğun işlenmiş gıda tüketimi, aşırı acı ve baharatlı gıdaların tüketilmesi, tuvalette uzun süre kalınması, ıkınma, hareketsizlik gibi nedenlerle hemoroidal hastalığın daha sık görüldüğünü belirtti. Doç. Dr. Sürek, son dönemde özellikle genç yaş grubunda ekran bağımlılığının tuvalette de sürmesinin hastalık üzerinde etkili olduğunu söyledi, önemli uyarılarda bulundu. "Sıklığının artışının ana nedenlerinden biri; ekran bağımlılığı" "Son yıllarda özellikle genç yaşlarda dijital bağımlılık oldukça arttı artık insanlarımız tuvalete bile telefonlarıyla gidip telefonla çok fazla vakit geçirmekteler" diyen Doç. Dr. Ahmet Sürek, "Bu da tabii çeşitli sağlık problemlere yol açmakta. Uzun süre tuvalette, telefona bakarak vakit geçirmek, bağırsağımızın alt noktasında makat dediğimiz bölgede kan akımının durmasına neden oluyor. Kan damarlarında kan birikmesine neden oluyor. Bu da hemoroit, anal fissür dediğimiz makat çatlaklarına yol açabiliyor, kas disfonksiyonları (kas yapısındaki bozulmalar), ıkınmalarla prolapsuslar (dışarı çıkma, sarkmalar) meydana geliyor. Daha çok genç yaşlarda gördüklerimiz; anal fissür ve hemoroit olarak söyleyebilirim. Ekran bağımlılığı çok önemli bir konu, tuvalette çok fazla vakit geçiriyorlar hem de maalesef Z kuşağımız, gençlerimiz biraz daha artık aktivite, spor yerine herhalde bilgisayar başında vakit geçiriyor. Oyunlar oynuyorlar, devamlı oturarak vakit geçirdikleri için bu hastalıkların şu an görülme sıklığının artışının ana nedenlerinden biri aslında bu; ekran bağımlılığı. Alt bölgedeki damarlarda basınç artışı sağlayarak bu hastalıkların genç yaşlarda görülmesine olanak sağlamaktadır" şeklinde konuştu. "Telefonumuzu yanımıza almayalım" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Sürek, "Bu hastalıkların en büyük nedenlerinden biri kabızlık, tuvalete girdiğimizde çok ıkınmamız, ekran başında veya iş yerinde çok fazla oturmak, hareketsizlik, tuvalette 3-5 dakikanın üzerinde vakit geçirme olduğunda hemoroit veya makat bölgesinin hastalıklarında artış meydana geliyor. Makat bölgesinde her kanama hemoroit olmayabilir. En büyük önerilerimden biri; tuvalete gidiyorsak telefonumuzu yanımıza almayalım. Hemoroit sık görülen bir hastalık, yaklaşık yüzde 30-40’larda hemen hemen herkesin etkilendiği bir hastalık. Hemoroit zaten herkeste olan kan damarları, bağ dokusu ve düz kaslardan oluşan, büyük abdestimizin, gazımızın makat çevresini kaplayarak kaçmasını önleyen bir anatomik yapı. Yediğimize, içtiğimize, hareketlerimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Hastalığa hemoroidal hastalık diyoruz çünkü hemoroit bir anatomik yapı. Evresine göre tedavi uyguluyoruz, 4 evreye ayrılıyor. Yaşam tarzını değiştirme, bol su içme, lifli gıdalar yeme, yürüyüşlerini artırması belki bir spor fiziksel aktiviteyi artırmasını öneriyoruz, bunlarla zaten çoğu geçebiliyor. Geçmezse medikal ilaçlar verebiliyoruz. Etkili olmazsa endoskopik müdahalelerimiz oluyor, en son aşamada artık hiçbir tedaviden fayda görmüyorsa cerrahiye hastaları yönlendirebiliyoruz" dedi. "Kabızlık uzun sürüyorsa mutlaka doktora gidip nedeni araştırılmalı" Hastalıkların oluşmaması için yapılması gerekenleri sıralayan Doç. Dr. Sürek, "Engellenmesi için şunu söyleyebilirim; hareketli bir yaşam, çok ekran başında veya işyerinde oturarak çalışıyorsak da mutlaka kısa bir yürüyüş yapmayı öneriyorum. Lifli gıdaları bol tüketmemiz gerekiyor hem bağırsak sağlığımız hem de bağırsak hareketleri, büyük abdestin formundaki yumuşaklıklarla bu hastalıklara yakalanmayı azaltmakta. Toplardamarlarda kan birikir ve bu hastalıklar meydana gelir, hemoroidin içinde kan birikirse hemoroidal hastalık meydana geliyor. Kabızlığı yenebilmemiz için aktiviteyi artırmamız, bol su içmemiz, lifli gıdalar yememiz gerekiyor. Uzun sürüyorsa mutlaka bir doktora gidip nedeninin araştırılması gerekiyor. İşlenmiş gıdalar hem kabızlık artışına hem de bağırsak floramızın bozulmasına, hastalıkların gelişmesine neden olabiliyor. Bağırsak sağlığımızı korumak için tahılları ön plana almamız gerekiyor, taze sebze, meyveleri bol tüketmemiz gerekiyor. Z kuşağı fast foodu aşırı seviyor, tüketiyor. Bu da bu hastalıkların gelişmesinde ve oluşmasında büyük etkenlerden biri" ifadelerini kullandı. "Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı" "Kesinlikle sosyal medyadan hasta kendini tedavi etmemeli" diyerek sözlerine devam eden Doç. Dr. Sürek, "İnternetten araştırıp tedavisini kendisi yapmamalı, bazen bunların altından kanserler de çıkabiliyor, özellikle 45 yaşından yüksek insanlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekiyor. İnternette yazan her şey kişi için doğru değil. Kolorektal kanseri artık 20’li 30’lu yaşlarda da görüyoruz. Geçmeyen bir kanama, kronikleşmiş bir kabızlığı varsa vatandaşlarımızın mutlaka bir hekime başvurması gerekmekte. Belki kolonoskopi belki başka görüntülemeler yapılacak. Bu hastalıkların da yaşı biraz daha düştü, sebebi de yaşam tarzındaki değişiklik. Son zamanlarda 20’li 40’lı yaşlarda oldukça pik yaptı. 20 ile 40 yaş arasında bayağı bir hastamız özellikle genç 20, 30 yaş arasında daha da fazla hastamız bize başvuruyor. Hemoroidal hastalık, makat çatlağı, alt gastrointestinal sistem hastalıklarından başvurular oldukça fazla. Bağırsak sağlığımız çok önemli, insanın ikinci beyni derler, bütün vücudu etkiliyor, bağırsağımıza çok iyi bakmamız gerekiyor" diye konuştu.
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir"
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:51 Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Makatta ağrılar ve apseler crohn hastalığının belirtisi olabilir" Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar, akıntılar ve apseler crohn hastalığından şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, bağırsak hastalıkları hakkında değerlendirmelerde bulunarak makattan gelen sıvıların dikkate alınarak hemen doktora başvurulması gerektiğini belirtti. İltihaplı bağırsak hastalıkları olarak temelde iki türlü hastalığın olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Bir tanesi crohn yani regional iletis, diğeri de kolitis ülseroza diğer bir adıyla ülseratif kolit hastalığıdır. Bu iki hastalık birbiriyle çok karşılaşabildiği gibi, bu iki hastalığın arasında yer alan indetermine kolit dediğimiz bir başka grup daha vardır. Bu iki hastalığın da genel cerrahi de yeri vardır. Özellikle kalın bağırsak kanseri gelişimi açısından ülseratif kolit oldukça önemlidir. Özellikle 8 yıldan uzun süredir tanı konulmuş olan ülseratif kolit vakalarında kalın bağırsak kanseri gelişimi riskinde çok ciddi bir artış olmaktadır. O nedenle 8 yıldan uzun süredir tanısı olan tüm hastaların yılda bir kere kolonoskopi olmalarını öneriyoruz. Hatta bu hastaların uygun bir anda hastalıkları aktif olmadığı bir süreçte ileal J-Poş ve total kolektomi dediğimiz bir ameliyat geçirmeleri, ülseratif kolitten ömür boyu kurtulmalarını sağlayacaktır. Bu nedenle ülseratif kolitte 8 yıldan uzun süredir tanınız varsa, çok dikkatli olmanızda büyük bir fayda var" diye konuştu. Baysal, "Crohn hastalığını ise ince bağırsakların son kısmına özellikle yerleşen bazen kalın bağırsakta da aralıklı olarak seyreden, ağızdan makata kadar olan tüm sindirim sistemine tutabilen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kanser gelişim riski düşüktür ama bu hastalıkta makatta apseleri, fissürleri ,fistülleri olan hastaların mutlaka kolonoskopi yaptırmaları gerekiyor. Kolonoskopide ince bağırsakların son kısmına baktırmaları ve orada gelişen bir crohn hastalığı varsa tekrarlayan apseler ve fistüller oluşur. Bundan dolayı da uyanık olmaları gerekmektedir. Crohn hastalığında bağırsaklar birbirine yapışarak fistüller ve bazı başka cerrahi problemler ortaya çıkartabilirler. Bu yönden crohn hastalarının uyanık olmaları gerekiyor. Düzenli tedavi kullanmaları gerekiyor. Bu iki hastalık genel cerrahide bizim en çok önem verdiğimiz bağırsak hastalığıdır. Ülseratif kolit kalın bağırsak gelişimi riskini arttırdığı için, kron hastalığı ise genellikle makat üzerinde apseler ve fistüller, fissürler geliştirdiği için bizim için çok önemlidir" ifadelerini kullandı. İltihaplı bağırsak hastalıkları hakkında bilgi veren Baysal, "İltihaplı bağırsak hastalığından şüphelenmek için makatta ağrılar fistüller ve apseler olması crohn hastalığını şüphelendirir. Bunun haricinde makattan balgamsı ve sümüksü akıntıların olması, kanamaların gelmesi, şişkinlikler ve karın ağrıları iltihaplı bağırsak hastalığını düşündüren bulgulardır. Bu tür durumlarda derhal kolonoskopi yapılmalıdır. Bunların ilaç tedavileri de vardır. Bu ilaç tedavileriyle hastalar tedavi olabilirler ama en önemli şey, bunların oluşturduğu komplikasyonlardır. Bu hastalıklar sebebiyle oluşan rahatsızlıklardır. Bu hastalıkların karaciğer, safra, göz, eklemler ve cilt üzerine de bazı komplikasyonları ve bulguları vardır. Bunlar açısından da hastaların kontrol edilmeleri gereklidir. Makattan gelen balgamsı, sümüksü ve kanlı akıntılar, çok önemli akıntılardır. Karın ağrısı, kramp tarzında ağrılar çok önemlidir. Böyle durumlarda derhal bir doktora başvurmalarında fayda var" cümlelerini kullandı. (MK-CK-
Rinoplastiye ilgi artıyor
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:56 Rinoplastiye ilgi artıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. İsmail Aytaç, burun estetiğinde doğal görünüm trendinin ön plana çıktığını belirtti. Doç. Dr. İsmail Aytaç, rinoplastinin yalnızca estetik bir işlem olmadığını vurgulayarak, "Burun estetiği operasyonları, kişinin yüz hatlarına uygun doğal bir görünüm sağlarken aynı zamanda nefes alma problemlerinin giderilmesine de katkı sunuyor. Günümüzde hastalar abartılı değişimlerden çok, yüz yapısıyla uyumlu ve doğal sonuçlar talep ediyor. En çok tercih edilen uygulamalar arasında yer alan rinoplasti (burun estetiği), hem estetik hem de fonksiyonel faydaları nedeniyle yoğun ilgi görmeye devam ediyor" dedi. Teknolojik gelişmeler sayesinde ameliyat süreçlerinin daha güvenli ve konforlu hale geldiğini ifade eden Dr. Aytaç, kişiye özel planlamanın başarılı sonuçlar açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Ameliyat öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının gerekliliğine dikkat çeken Dr. Aytaç, operasyon sonrası süreçte doktor önerilerine uyulmasının iyileşme sürecini olumlu etkilediğini belirtti. Sosyal medyanın etkisiyle estetik operasyonlara yönelik farkındalığın arttığını kaydeden Dr. Aytaç, rinoplasti operasyonlarının özellikle genç yetişkinler arasında yaygınlaştığını, erkek hastaların da son yıllarda bu operasyonlara daha fazla ilgi gösterdiğini ifade etti. Rinoplastinin estetik kaygıların yanı sıra travma sonrası deformasyonlar ve solunum problemleri nedeniyle de tercih edildiğini belirten Doç. Dr. İsmail Aytaç, Türkiye’nin sağlık turizmi kapsamında burun estetiği alanında uluslararası hastalar tarafından yoğun talep gören ülkeler arasında yer aldığını sözlerine ekledi.
Diyabet tedavisindeki yapay zeka gelişmeleri masaya yatırıldı
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:47 Diyabet tedavisindeki yapay zeka gelişmeleri masaya yatırıldı SIBIONICS, Çin’in Shenzhen kentinde düzenlenen 4’üncü AGP & DTx Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Çin merkezli sağlık teknolojisi şirketi SIBIONICS, diyabet tedavisinde CGM, CKM ve yapay zekanın entegre geleceğini vurgulayarak 4. AGP & DTx Zirvesi’ne ev sahipliği yaptığını duyurdu. Şirket, dijital diyabet yönetiminin bir sonraki aşamasını tartışmak üzere dünyanın dört bir yanından yaklaşık 300 uzman, klinisyen, araştırmacı, içerik üreticisi ve sektör ortağını bir araya getirdi. "Glikozun Ötesinde Diyabette CGM, CKM ve Yapay Zekanın Entegre Geleceği" teması altında düzenlenen zirve, klinik uygulamaların geliştirilmesinde ve hasta odaklı bakımda sürekli glikoz izleme (CGM), sürekli keton izleme (CKM), dijital terapötikler ve yapay zekanın giderek artan rolüne odaklandı. Foruma, aralarında Andrej Jane, Sofianos Andrikopoulos, Shannon Lin, Rodrigo Nunes Lamounier’in de bulunduğu, 30’dan fazla uluslararası konuşmacı katıldı. Gündem, diyabette dijital terapötiklerin uygulanması ve sağlık hizmeti değeri, CGM tabanlı metabolik fenotipleme, CGM teknolojisinin karşılaştığı zorluklar ve geleceği, dijital terapötiklerde CXM uygulaması ve gelecekteki CGM ve dijital diyabet yönetimine ilişkin hasta perspektifleri dahil olmak üzere çok çeşitli konuları kapsadı. Zirvede ana forumun yanı sıra üç paralel akademik oturum düzenlendi: Klinik Oturumu, Hemşirelik Oturumu ve Örnek Klinik Vaka Sunumu Oturumu. Bu oturumlar bir araya gelerek klinik araştırmalar, hemşirelik uygulamaları, gerçek hayattaki uygulamalar ve hasta bakımı konularında multidisipliner bir fikir alışverişi platformu oluşturdu. Zirve boyunca ele alınan temel konulardan birinin, glikoz izlemeden daha entegre ve uygulamaya yönelik bir diyabet yönetimine geçiş olduğu belirtildi. Zirve sırasında şirket, AI Meal Insight ve AI destekli olay günlüğü dahil olmak üzere GS3’e entegre edilen yapay zeka çözümlerini de tanıttı.
Yeni yüzyılın yeni hastalığı: "Parlayan nesneler sendromu" uyarısı
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:40 Yeni yüzyılın yeni hastalığı: "Parlayan nesneler sendromu" uyarısı Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, akıllı telefon, tablet, sosyal medya ve parlak ekranların insan beyninde dikkat dağınıklığına yol açtığını belirterek, ’parlayan nesneler sendromu’nun özellikle gençler arasında hızla yayıldığını söyledi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte insanların "Parlayan Nesneler Sendromu (PNS)" ya da İngilizce adıyla "Shiny Object Syndrome (SOS)" tehdidiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Özkaya, özellikle çocuklar ve gençlerin akıllı telefon, tablet, televizyon ve bilgisayar oyunlarından uzaklaşamadığına dikkat çekerek, bu durumun zamanla ciddi dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemlerine neden olduğunu belirtti. "Beynimizi esir alıyor" Sürekli yeniliklere, parlak ekranlara ve moda akımlara yönelme isteğinin "Parlayan Nesneler Sendromu" olarak tanımlandığını kaydeden Özkaya, "İnsanlar artık nihayetinde ne kadar faydalı olduğuna bakmaksızın yeni ve dikkat çekici olana yöneliyor. Parlayan ekranlar önce gözümüzü, sonra dikkatimizi, en sonunda ise beynimizi esir alıyor" dedi. Teknolojinin günlük hayatın merkezine yerleştiğini vurgulayan Özkaya, insanların ders çalışırken, kitap okurken ya da işine odaklanmışken gelen bildirimlerle dikkatlerinin dağıldığını söyledi. Özkaya, "Bir bildirim sonrası dikkatin yeniden toparlanması kişiden kişiye değişmekle birlikte 15 dakikaya kadar sürebiliyor. İnsanlar internette araştırma yapmak isterken kendilerini bambaşka mecralarda bulabiliyor, reklamlar ve sosyal medya içerikleri tüketim çılgınlığını artırıyor" diye konuştu. "Ailelerin çocukların ekran sürelerini kontrol altında tutması gerekli" Parlayan nesnelerin sadece çocukları değil her yaş grubunu etkilediğini belirten Özkaya, sosyal medya paylaşımlarını merak etme, sürekli yeni ürün satın alma isteği ve kısa sürede değişen düşüncelerin de bu sendromun belirtileri arasında yer aldığını kaydetti. Özkaya, özellikle sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve dijital ekranların yoğun kullanımının insanları gerçek dünyadan uzaklaştırdığını ifade ederek, ailelerin çocukların ekran sürelerini kontrol altında tutması gerektiğini sözlerine ekledi.
Opr. Dr. Çelik: "Obezite kanser riskini artırabilir"
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:19 Opr. Dr. Çelik: "Obezite kanser riskini artırabilir" Obezitenin yalnızca kilo artışıyla sınırlı olmadığına dikkat çeken Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Salih Can Çelik, "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, eklem hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi pek çok hastalıkla doğrudan ilişkilidir. Bunun yanı sıra meme, kolon ve pankreas kanseri gibi bazı kanser türlerinin görülme riskini de artırabilir. Obezite, bireyin yaşam kalitesini de düşürür, hareket kabiliyetini kısıtlar ve psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir" dedi. 16 Mayıs Avrupa Obezite Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Gastroenteroloji Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Salih Can Çelik, obezitenin yalnızca estetik bir sorun olmadığını, tüm vücut sistemlerini etkileyen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Obezitenin, vücutta aşırı yağ birikiminin sağlığı bozacak düzeye ulaşmasıyla ortaya çıktığını belirten Op. Dr. Çelik, "Bu durum metabolik, hormonal ve sistemik birçok sorunu beraberinde getirir. Tanı koymada en sık kullanılan yöntem vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplamasıdır. Ancak sadece VKİ’ye bakmak yeterli değildir. Bel çevresi ölçümü, vücut yağ oranı ve kişinin mevcut hastalıkları birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle karın bölgesinde yağlanma, kalp ve metabolik hastalıklar açısından daha yüksek risk anlamına gelir" şeklinde konuştu. "Obezite artışı yaşam tarzıyla ilişkili" Obezitenin günümüzde giderek yaygınlaştığını ifade eden Çelik, bu artışın tesadüf olmadığını belirterek, "Fiziksel aktivitenin azalması, masa başı çalışma düzeni ve uzun süre ekran başında kalmak günlük hareketi ciddi şekilde kısıtlıyor. Bunun yanında yüksek kalorili, işlenmiş ve katkı maddesi içeren gıdaların kolay ulaşılabilir olması da kilo artışını hızlandırıyor. Fast-food tüketimi, şekerli içecekler ve düzensiz beslenme alışkanlıkları obezitenin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Ayrıca stres, uyku düzensizliği ve hormonal değişiklikler de iştah mekanizmasını etkileyerek kilo artışına yol açabiliyor" ifadelerine yer verdi. "Birçok hastalığın zeminini hazırlıyor" Obezitenin yalnızca kilo artışıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Opr. Dr. Çelik, "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, uyku apnesi, eklem hastalıkları ve karaciğer yağlanması gibi pek çok hastalıkla doğrudan ilişkilidir. Bunun yanı sıra meme, kolon ve pankreas kanseri gibi bazı kanser türlerinin görülme riskini de artırabilir. Obezite, aynı zamanda bireyin yaşam kalitesini düşürür, hareket kabiliyetini kısıtlar ve psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilir" diye konuştu. "VKİ risk hakkında önemli ipuçları veriyor" Vücut Kitle İndeksi’nin (VKİ) pratik bir değerlendirme aracı olduğunu belirten Opr. Dr. Çelik, "18.5’in altı zayıf, 18.5-24.9 arası normal, 25-29.9 arası fazla kilolu, 30 ve üzeri obez olarak sınıflandırılır. VKİ yükseldikçe diyabet ve kalp hastalıkları riski de artar. Ancak özellikle kas kütlesi yüksek bireylerde tek başına yeterli olmayabilir, bu nedenle kişiye özel değerlendirme önemlidir" dedi. "Sağlıklı beslenme ve düzenli spor, genetik riskleri azaltabilir" Ailesinde obezite öyküsü bulunan bireylerde riskin daha yüksek olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Çelik, "Genetik bir zemin söz konusu olsa da sonucu belirleyen daha çok yaşam tarzıdır. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak ve düzenli egzersiz yapmak, genetik riskleri önemli ölçüde azaltabilir" ifadelerine yer verdi. "Tedavi süreci çok yönlü ele alınmalı" Obezite tedavisinin tek bir yöntemle çözülemeyeceğini vurgulayan Opr. Dr. Çelik, "Diyetisyen eşliğinde planlanan beslenme programları, düzenli fiziksel aktivite ve davranış değişikliği tedavinin temelini oluşturur. Gerekli durumlarda ilaç tedavileri de devreye alınabilir. Ancak ileri düzey obezite hastalarında cerrahi yöntemler etkili ve kalıcı çözümler sunabilmektedir" şeklinde konuştu "Cerrahi yöntemler doğru hastada etkili sonuçlar veriyor" Opr. Dr. Çelik, bariatrik cerrahinin belirli kriterlere göre uygulandığını ifade ederek, "Vücut kitle indeksi 40 ve üzeri olan ya da 35’in üzerinde olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan bireyler cerrahi için uygun adaylar arasında yer alır. Tüp mide ve gastrik bypass gibi ameliyatlar, yalnızca kilo kaybı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda metabolik hastalıkların kontrol altına alınmasına da yardımcı olur" dedi. "Hızlı kilo verme yöntemlerine karşı uyarı" Hızlı kilo verme vaat eden yöntemlere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Çelik, şu ifadelere yer verdi: "Şok diyetler ve bilinçsiz uygulamalar kas kaybına, vitamin ve mineral eksikliklerine ve metabolizma hızının düşmesine yol açabilir. Bu durum, verilen kiloların kısa sürede geri alınmasına neden olur. Sağlıklı kilo kaybı haftada ortalama 0.5-1 kilogram olmalıdır. Önemli olan hızlı değil, kalıcı kilo vermektir." "Kalıcı başarı yaşam tarzı değişikliğiyle mümkün" Sürdürülebilir kilo kontrolünün ancak yaşam tarzı değişikliğiyle sağlanabileceğine değinen Opr. Dr. Çelik, "Dengeli ve düzenli beslenme alışkanlığı kazanmak, porsiyon kontrolü yapmak, düzenli egzersiz alışkanlığı edinmek ve uyku düzenine dikkat etmek büyük önem taşır. Kişinin motivasyonunu koruması ve gerektiğinde profesyonel destek alması da sürecin başarısını artırır" diyerek sözlerini tamamladı.
Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Kayar: "Yanlış beslenme çölyak riskini artırıyor"
15 Mayıs 2026 Cuma - 09:07 Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Kayar: "Yanlış beslenme çölyak riskini artırıyor" Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Yusuf Kayar, özellikle market ürünleri ve yüksek glüten içerikli gıdalarla gelişen yanlış beslenme alışkanlıklarının çölyak hastalığı görülme sıklığını geçmişe oranla 100 kat artırdığını söyledi. Uluslararası Çölyak Farkındalık Günü çerçevesinde, toplumda bu kronik rahatsızlığa karşı duyarlılığın artırılması hedefleniyor. Uzmanlar, özellikle genetik yatkınlığı olan bireylerin ve benzer belirtileri gösteren vatandaşların farkındalık düzeyinin yükseltilmesinin, hastalığın yönetimi açısından kritik rol oynadığını ifade ediyor. İHA muhabirine konuşan Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Yusuf Kayar, çölyak hastalığının bir glüten duyarlılığı olduğunu belirtti. Dr. Kayar, "İçinde glüten ihtiva eden herhangi bir gıda aldığında vücudunun buna karşı alerjik bir reaksiyon vermesi durumudur. Aslında böyle özetleyebiliriz; tabii öncelikle bağırsaklarda bir iltihaplanma söz konusu oluyor. Bağırsaklardaki iltihaplanma sonrası, hastalar emilimle ilgili ciddi sorunlar yaşayabiliyor. Tabii bu durum sadece bağırsaklarla sınırlı kalmıyor ve zamanla bütün vücuda yayılarak neredeyse bütün organları etkisi altına alabiliyor. Hastalığın hem genetik hem de çevresel birçok nedeni söz konusu. Özellikle 1950’li yıllardan itibaren baktığımızda, hastalıkta ciddi manada bir artış görülmektedir. O zamanla kıyas yaparsak yaklaşık 100 kat civarında bir artıştan bahsedebiliyoruz. Bunun da en büyük nedeni maalesef yanlış beslenme. Özellikle market ürünleri ve içeriğinde fazla miktarda glüten barındıran gıdalar tüketildiğinde, maalesef çölyak hastalığı ortaya çıkabiliyor. Tabii ki diğer bir neden genetik yatkınlıktır. Genetik etkenlere baktığımızda; özellikle ikiz kardeşinde çölyak hastalığı olan bir kişide, bu hastalığın görülme ihtimali yaklaşık 10 kat artış göstermektedir" dedi. "Çölyak hastalığının tedavisi basittir" Çölyak hastalığının kişinin sağlığı açısından çok önemli olduğunu ve tedavisinin de bir o kadar basit olduğunu dile getiren Kayar, "Kişi eğer glütensiz beslenmeye devam ederse hiçbir sorun kalmıyor; yani normal popülasyondaki bir insandan hiçbir farkı olmuyor. Ama eğer diyetine dikkat etmezse, başta bağırsaktaki iltihapla beraber bu durumun bütün vücuda yayıldığını ve zamanla hastaların kansere bile eğilim gösterdiğini görebiliyoruz. Bu noktada farkındalık oluşturmak gerekir. Eğer bir kişide kilo kaybı, karın ağrısı, ishal, şişkinlik, reflü veya anemiyle ilgili şikayetler, kemik bozuklukları gibi durumlar varsa muhakkak bir doktora başvurması gerekir. Doktorun da çölyak hastalığı ihtimalini göz önünde bulundurup bu açıdan detaylı bir araştırma yapması şarttır" diye konuştu. "Hastaların glütensiz bir şekilde beslenmeleri gerekir" Hastaların glütensiz ürünlere ulaşması konusunda gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini ifade eden Kayar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Günümüzde glüten birçok ürünün içinde var; ancak özellikle market ürünlerindeki ve üretilen ekmeklerdeki glüten oranı çok fazla olduğu için hastalar zaman içerisinde bu hastalığa daha yatkın hale gelebiliyor. Hastalığın tek tedavisi diyettir; hastaların glütensiz bir şekilde beslenmeleri gerekir. Ancak maalesef günümüzde kamu kurum ve kuruluşlarının bu yöndeki desteğinin çok zayıf olduğunu görüyoruz. Bu nedenle kamu kurum ve kuruluşlarının bu yönde bir eğilim göstermesini ve hastaların bu gıdalara daha rahat ulaşması için ellerinden geleni yapmasını istiyoruz. Bu konu gerçekten çok önemli."
Avusturya’dan Van’a şifa yolculuğu: Avrupa’nın cesaret edemediği ameliyat Van’da yapıldı
15 Mayıs 2026 Cuma - 08:57 Avusturya’dan Van’a şifa yolculuğu: Avrupa’nın cesaret edemediği ameliyat Van’da yapıldı Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, İstanbul’un ve Avrupa’nın dev kliniklerinde ’ameliyat edilemez’ denilen en riskli glomus tümörü vakalarını Van’da gerçekleştirdiği başarılı operasyonlarla sağlığına kavuşturmaya devam ediyor. Batman’dan Ayşe Beytüt (64), İstanbul’dan Bülent Kasımay (47) ve Avusturya’dan gelen Yasemin Günyeli (37), hastane hastane gezdikten sonra Prof. Dr. Halil Başel’e ulaştı. Gittikleri hastanelerde ‘felç kalırsın, masada kalırsın’ gibi ifadelerle korkutulan hastalar, Prof. Dr. Başel’in ikna çalışmaları ve tecrübesi sonucu yapılan operasyonla sağlıklarına kavuştu. Bir haftada üç hastaya şifa Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, bu hafta il dışından gelen üç hastayı başarıyla ameliyat ettiklerini belirterek, "Üçü de çok özel hastalardı. Bülent Bey’in hem tümörü büyüktü hem de bu onun ikinci ameliyatıydı. Yasemin Hanım Avusturya’dan geldi; Avusturya’da ‘çok riskli’ denilen ameliyatını burada yaptık. Damarı tamamen sarmış, 6 santimetreye yakın bir tümörü başarıyla çıkardık. Bir de Batman’dan gelen bir hastamız vardı; onunki de yukarı yerleşimli glomus vagale dediğimiz, oldukça zor bir noktadaki tümördü. Tümörün büyük kısmını çıkardık, üst kısma da embolizasyon yaparak operasyonu tamamladık. Çok şükür hiçbirinde komplikasyon gelişmedi. Bugün Bülent Bey’in 6., Avusturyalı hastamızın 3., Batmanlı hastamızın ise 1. günü. Bu haftayı üç başarıyla kapattık," dedi. İstanbul’da çıkarılamayan tümörden kurtuldu İstanbul’dan gelen 47 yaşındaki Bülent Kasımay’a iki yıl önce glomus tümörü tanısı konulduğunu ifade eden Prof. Dr. Halil Başel, "Hastamız, Türkiye’nin sayılı hastanelerinden birinde ameliyat olmaya karar vermiş ancak orada opere edildiğinde tümörü çıkaramamışlar. Üstelik yutma güçlüğü ve ses kısıtlığı gibi komplikasyonlar gelişmiş. Bülent Bey bilinçli bir hasta olduğu için arayışa girmiş; Amerika’ya kadar ulaşmış. Oradaki doktorlar ‘yaparız’ demişler ama vize ve ekonomik sorunlar nedeniyle gidememiş. Bize ulaştığında hemen ameliyat önerdik. Önce şaşırsa da o sırada servisimizde yatan diğer glomus hastalarıyla görüşünce ikna oldu. Yaklaşık 7 santimetrelik tümörü hiçbir komplikasyon gelişmeden çıkardık, inşallah bir iki güne taburcu edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Bizde hep ‘iyi hekim mutlaka büyük şehirlere gider’ gibi yanlış bir inanış var" Bülent Kasımay’ın Van’a gelme kararı alırken çevresinden baskı gördüğünü dile getiren Prof. Dr. Halil Başel, konuşmasını şöyle sürdürdü: "İstanbul’da yapılamayan bir şey Van’da nasıl yapılacak? Bizde hep ‘iyi hekim mutlaka büyük şehirlere gider’ gibi yanlış bir inanış var. Hastamıza bu konuda adeta mobbing yapılmış. Ama sonuç ortada; insanları tedavi eden şehirler ya da devasa binalar değil, hekimin tecrübesidir. Bu ameliyatlar çok fazla teknolojik alet edevat değil, yüksek hekim tecrübesi gerektirir. Artık sosyal medyada her şeye ulaşmak çok kolay; hastalar yorumlara bakıyor, hekimin başarı oranlarını araştırıyor ve ona göre karar veriyor. Bülent Bey de gelirken çok baskı görmüş ama şu anda oldukça mutlu." Avrupa’nın en büyük kliniklerinden Van’daki tecrübeye yolculuk Avusturya’dan gelen 37 yaşındaki Yasemin Günyeli’nin kayınpederi İsa Günyeli, 37 yıldır yurt dışında yaşadıklarını belirterek süreci anlattı: "Viyana’da Avrupa’nın en büyük kliniklerine sorduk; Amerika ve Almanya’daki uzmanlara danıştık ancak durum riskli olduğu için kimse ameliyata karar veremedi. Araştırmalarımız sonucunda Halil Hoca’yı sosyal medyada bulduk. Kızım daha derin bir araştırma yapıp hocayla kontağa geçti ve Van’a gelmeye karar verdik." Yılda 3 ameliyat yerine 300 ameliyatlık tecrübe tercih edildi Neden Van’ı tercih ettiklerini açıklayan Ordulu Günyeli, "İstanbul, Ankara veya Avrupa dururken neden Van? Çünkü araştırdığımızda Halil Hoca’nın bu alanda 300’e yakın ameliyat yaptığını gördük. Bizim olduğumuz bölgede (Avusturya) bu ameliyat senede sadece 2-3 tane yapılıyormuş. Gelinim, ‘Baba bu hoca büyük tecrübe edinmiş, ya Allah deyip gidelim’ dedi. Allah razı olsun; Halil Başel Bey’e ve tüm hastane personeline çok teşekkür ederim. Şu anki mutluluğumuzu anlatacak kelime bulamıyorum" şeklinde konuştu. Komplikasyonsuz veda İstanbul’un en iyi kalp damar hastanelerinden birinde daha önce başarısız bir operasyon geçirdiğini hatırlatan Bülent Kasımay, son durumunu şu sözlerle özetledi: "İlk ameliyatımda tümörü çıkaramadıkları gibi sesimde ve yutağımda problemler yaşadım. Van’da Halil Hoca’nın başarılarını duyunca gelip kendisiyle görüştüm ve ikna oldum. İnsanların ‘İstanbul’da o kadar hastane varken neden Van?’ demelerine rağmen geldim. Sağ olsun, hiçbir komplikasyonla karşılaşmadan, sesimde veya yutağımda problem çıkmadan sağlığıma kavuştum. Pazartesi günü hastaneden ayrılacağım, hocamıza minnettarım."