SAĞLIK
Ula’nın içme suyu hatları yenileniyor 05 Mart 2026 Perşembe - 18:38:16 Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü tarafından Ula ilçesinde şahıs arazileri içinden geçen içme suyu hatları hem mülkiyet dışına taşınıyor, hem de su isale hatları yenileniyor. İçme suyu isale ve şebeke hatlarının mülkiyet dışına taşınmasını, yenilenmesinin yanında alt depodan üst depoya iletimi sağlayan tüp terfi istasyonu yapıldığı açıklandı. MUSKİ Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamada, "Ula ilçemizin merkez mahallelerinde içme suyu altyapısını daha modern, güçlü ve verimli bir yapıya kavuşturmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda, Köprübaşı Mahallesi Kökcüler Sokak’ta mülkiyetlerin içerisinden geçtiği için müdahalesi zor olan içme suyu şebeke ve terfi hatlarını mülkiyet dışına, yol güzergâhlarına taşıyarak yeniledik. Aynı zamanda hatların çaplarını büyüterek yenileme çalışması gerçekleştirdik. Karadere kaynaklarından gelen suyu daha etkin kullanabilmek amacıyla alt depodan üst depoya iletim sağlayan modern bir tüp terfi istasyonu da inşa ettik. Çalışmalar kapsamında içme suyu deposu çevresinde çevre düzenlemeleri de yaparak alanı daha düzenli ve kullanışlı hale getirdik. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’ın öncülüğünde gerçekleştirdiğimiz bu yatırımlarla su kayıplarını önlüyor, Ula’da yaşayan vatandaşlarımıza daha sağlıklı, kaliteli ve kesintisiz içme suyu ulaştırmaya devam ediyoruz" denildi.
05 Mart 2026 Perşembe - 15:10 Erzurum Şehir Hastanesi’nde yeni dönem, başhekim değişti Doğu Anadolu’nun önemli sağlık üslerinden biri olan Erzurum Şehir Hastanesi başhekimlik görevinde bayrak değişimi yaşandı. Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde üst düzey görevlerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu, hastanenin yeni başhekimi olarak göreve başladı. Erzurum’un Hınıs ilçesinde doğan Fakirullahoğlu, ilk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra tıp eğitimini Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde bitirdi. Mezuniyetinin ardından Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü’nün çeşitli birimlerinde yöneticilik yaparak sağlık yönetimi alanında tecrübe kazandı. Meslek hayatı boyunca sağlık sisteminin pek çok farklı kademesinde sorumluluk üstlenen Fakirullahoğlu’nun kariyeri dikkat çeken başarılarla dolu: 2015-2016 yılları arasında Erzurum Halk Sağlığı Müdürü olarak şehre hizmet verdi. Genel Cerrahi alanındaki uzmanlık eğitimini Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamlayarak 2021 yılında uzman doktor ünvanını aldı. Uzmanlık sonrası Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı olarak bir süre görev yaptı. Son olarak kendi memleketinde, daha önce genel cerrahi uzmanı olarak görev yaptığı kuruma Başhekim olarak atanan Dr. Öğr. Üyesi Mesud Fakirullahoğlu, hem akademik birikimi hem de sahadaki yönetim tecrübesiyle Erzurum ve çevre illere hizmet veren hastanenin sağlık kalitesini daha ileriye taşımayı hedefliyor. Mesut Fakirullahoğlu atandığı Erzurum Şehir Hastanesi Başhekimlik görevini bu gün itibarı ile Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör’den devraldı..
05 Mart 2026 Perşembe - 14:36 Dr. Cinik Diş Kliniği Antalya’da diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor Türkiye’de sağlık turizminde adından söz ettirirken özellikle diş tedavilerinin yurt dışından gelen hastaların en çok tercih ettiği alanlar arasında yer aldığı belirtiliyor. Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sunmayı hedefliyor. Turizm ve sağlık hizmetlerinin bir araya geldiği diş tatili konseptinin son yıllarda uluslararası hastalar arasında giderek daha fazla ilgi çektiği belirtilirken hastalar, diş tedavilerini yaptırırken aynı zamanda tatil yapma imkanı buluyor. Antalya’nın turizm altyapısı ve ulaşım kolaylığının bu alandaki talebin artmasına katkı sağladığı belirtilirken uzmanlar, diş tatili modelinin özellikle Avrupa ülkelerinde yaşayan hastalar için önemli avantajlar sunduğunu söyledi. Diş tatili turizmine ilgi artıyor Son yıllarda Türkiye gerçekleştirilen başarılı çalışmalarla sağlık turizmi alanında adından söz ettirirken diş tedavilerinin ise bu alanın en hızlı büyüyen noktalardan biri olarak öne çıktığı ifade ediliyor. Türkiye, diş tatili turizminde Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen hastalar için dikkat çekerken ulaşım kolaylığı, deneyimli diş hekimleri ve gelişmiş klinik altyapısı Türkiye’nin tercih edilmesinde rol oynuyor. İmplant tedavisi, estetik gülüş tasarımı, zirkonyum kaplama ve diş beyazlatma gibi işlemler için Türkiye’ye gelen hasta sayısının önemli bir oranda olduğu aktarıldı. Hem tatil hem tedavi Uzmanlar, Türkiye’de diş hekimliği alanında kullanılan teknolojilerin ve tedavi yöntemlerinin uluslararası standartlarda olduğunu, planlı tedavi süreçleri ve ulaşılabilir fiyatların da Türkiye’yi tercih edilen ülkeler arasında öne çıkardığını söyledi. Antalya ise her yıl milyonlarca turisti ağırlarken son yıllarda şehrin sağlık turizmi alanında da öne çıktığı, uluslararası havalimanı, otel kapasitesi ve turizm deneyiminin bu gelişimi desteklediği belirtiliyor. Diş tatili modeli çerçevesinde hastaların tedavi süreci genellikle ön görüşme ile başlarken hastaların, tedavi öncesinde röntgen veya ağız fotoğraflarını paylaşarak ilk değerlendirmeyi online olarak alabildiği ifade ediliyor. Ardından tedavi planı ve ziyaret programı hazırlanırken Antalya’ya gelen hastalar önce muayeneden geçiyor, sonrasında planlanan tedavi süreci başlıyor. Uzmanlar, bu modelin özellikle yoğun çalışma temposuna sahip kişiler için avantaj sağladığını belirtti. Antalya sağlık turizminde öne çıkıyor Uzmanlar, Antalya’nın sağlık turizmi alanında önümüzdeki yıllardaki payının daha da büyüyeceğini, diş tatili konseptinin ise bu büyümenin önemli bir parçası olarak görüldüğünü söyledi. Diş tatili çerçevesinde Antalya’ya gelen hastalar için ulaşım, konaklama ve tedavi programının uyumlu şekilde organize edilmesi, hastaların konforlu bir deneyim yaşaması sağlanıyor. Klinikler genellikle uluslararası hasta koordinatörleri ile çalışırken farklı ülkelerden gelen hastalar kendi dillerinde destek alabiliyor. Estetik gülüş ilgi topluyor, Türkiye diş tatili turizminde öne çıkıyor Diş estetiği uygulamaları son yıllarda dünya genelinde popüler hale gelirken özellikle gülüş tasarımı, implant tedavileri ve kaplama uygulamalarının ilgi gördüğü belirtiliyor. Antalya’da sunulan diş tedavileri de bu talebi karşılamaya yönelik hizmetler sunuyor. Modern teknolojiler ve dijital planlama yöntemleri sayesinde tedavi süreçleri daha hızlı ve konforlu hale geliyor. Uzmanlar, sağlıklı ve estetik bir gülüşün bireylerin özgüvenini doğrudan etkilediğini bu nedenle diş tedavilerinin sadece sağlık açısından değil, yaşam kalitesi açısından da önem taşıdığını aktarıyor. Öte yandan sağlık hizmeti ile tatil deneyimini birleştiren bu yaklaşım, uluslararası hastalar için cazip bir alternatif sunarken Dr. Cinik Diş Kliniği de Antalya’da hizmet vermeye başlayarak diş tatili turizmine katkı sağlamayı hedefliyor.
05 Mart 2026 Perşembe - 14:06 Eskişehir’de düzey III Tüberküloz Laboratuvarı açılıyor Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez oluyor. Eskişehir’de tüberküloz tanı ve tedavi süreçlerinde önemli bir eşik aşılıyor. Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı bünyesinde hizmet veren Tüberküloz Laboratuvarı, gerçekleştirilen kapsamlı altyapı ve teknik kapasite çalışmaları sonucunda Düzey III standartlarında hizmet verecek seviyeye ulaştı. Bu gelişmeyle birlikte Eskişehir Halk Sağlığı Laboratuvarı, Türkiye’de halk sağlığı laboratuvarları bünyesinde Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı’na sahip 6’ncı merkez olacak. Böylece daha önce ileri inceleme için farklı illere gönderilen birçok tetkik artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreleri kısalacak Tüberküloz Laboratuvarı, ’Tüberküloz Laboratuvarlarının Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğ kapsamında bugüne kadar Düzey II Tıbbi Laboratuvarı olarak hizmet veriyordu. Bu süreçte klinik örnekler klasik katı besiyeri tabanlı yöntemlerle inceleniyor, ön tanı sonuçlarının ardından Mikobakterium tür tayini ve 1. İlaç Direnç Düzeyi (antibiyogram) çalışmaları için örnekler Ulusal Tüberküloz Referans Laboratuvarı’na sevk ediliyordu. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü ve Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar sonucunda laboratuvar Tüberküloz Düzey III standartlarına uygun hale getirildi. Katı besiyeri tabanlı kültür çalışmalarına ek olarak; PCR tabanlı moleküler tanı yöntemleri, sıvı otomatize besiyeri ile kültür sistemleri, hızlı direnç testleri, seçenek ilaç direnç düzeyi (antibiyogram) ve mikobakterium tür tayini artık Eskişehir’de gerçekleştirilebilecek. Tanı süreçlerinin hızlanmasıyla birlikte tedavi planlamasına daha erken başlanabilecek ve hasta mağduriyetlerinin önüne geçilebilecek. "Tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşanmaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz" Eskişehir İl Sağlık Müdürümüz Doç. Dr. Yaşar Bildirici, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, "İlimizde Tüberküloz Düzey III laboratuvar şartlarının oluşturulmasıyla birlikte daha önce sevk edilerek sonuçlandırılan ileri tetkikleri artık kendi laboratuvarımızda çalışabileceğiz. Bu gelişme tanı süreçlerini ciddi şekilde hızlandıracak ve tedavi planlamasına daha erken başlanmasını sağlayacaktır. Vatandaşlarımızın tanı ve tedavi süreçlerinde zaman kaybı yaşamaması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Eskişehir’imize ve sağlık camiamıza hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. Bölgesel hizmet kapasitesi Hayata geçirilen bu önemli altyapı ile birlikte laboratuvar, yalnızca Eskişehir’e değil çevre illere de hizmet verebilecek bölgesel bir kapasiteye ulaşacak. Düzey III kapasiteye ulaşan Tüberküloz Laboratuvarı ile birlikte Eskişehir, bölgesinde referans olabilecek güçlü bir halk sağlığı laboratuvar altyapısına kavuşacak. Yerinde ve hızlı tanı imkânı sayesinde hem hastaların tedavi süreçleri daha etkin yönetilecek hem de bulaşıcı hastalıkların kontrolünde daha güçlü bir izleme ve müdahale süreci yürütülecek. Eskişehir Halk Sağlığı Düzey III Tüberküloz Laboratuvarı, 24 Mart 2026 tarihinde düzenlenecek törenle resmi olarak hizmete açılacak.
Uzmanından Ramazan ayında suyu dengeli ve planlı tüketin uyarısı
25 Şubat 2026 Çarşamba - 11:10 Uzmanından Ramazan ayında suyu dengeli ve planlı tüketin uyarısı Ramazan ayında yaşanan yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısının temel nedeninin uzun süreli açlıktan çok yetersiz sıvı tüketimi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, iftar ile sahur arasında dengeli ve yeterli miktarda su içilmesi gerektiğini vurguladı. Ramazan ayında gün içerisinde herhangi bir besin ve sıvı tüketilmediği için vücutta dehidratasyon gelişebildiğini belirten uzmanlar, bunun da yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, cilt kuruluğu ve kabızlık gibi şikayetlere yol açtığını ifade etti. Sıvı tüketiminin iftar ve sahurda bir anda yüksek miktarda değil, zamana yayarak yapılmasının önemli olduğu belirten uzmanlar, çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içeceklerin suyun yerini tutmadığını da vurguladı. "İftarda 1-2 bardak su ile başlayıp sahura kadar en az 1,5-2 litre kadar su içmemiz oldukça kıymetli" Ramazan ayında yaşanan yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısının sebebinin uzun süreli açlık değil, yeteri kadar sıvı alınmamasından kaynaklı olduğunu söyleyen Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, "Gün içerisinde herhangi bir besin ya da sıvı alamadığımız için dehidratasyon yaşamaktayız. Bu da gün içerisinde yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, cilt kuruluğu, kabızlık gibi sorunlarla karşı karşıya kalmamıza yol açabiliyor. Ama burada dikkat etmemiz gereken nokta iftar ve sahurda bir anda su tüketimimize yüklenmek değil. İftar ve sahur arasında yaymak oldukça önemli. Nasıl yapabiliriz, iftarda 1-2 bardak su ile başlayıp sahura kadar en az 1,5-2 litre kadar su içmemiz oldukça kıymetli" dedi. "Çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içecekler suyun yerini tutmaz" Çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içeceklerin suyun yerini tutmadığını belirten Merve Sena Nazlı, "Bunlar diüretik olduğu için vücudumuzdaki suyu daha da fazla dışarı attığı için sıvı ihtiyacımızı arttırıyor. Bu yüzden su tüketimimize oldukça dikkat etmemiz gerekiyor. Ramazan ayında enerjik kalmak, metabolizmamızın yavaşlamaması ve kabızlık için sadece yediklerimiz değil, suyu da nasıl ve ne kadar tükettiğimizde oldukça kıymetli" şeklinde konuştu.
Uzmanından Ramazan ayında suyu dengeli ve planlı tüketin uyarısı
25 Şubat 2026 Çarşamba - 11:02 Uzmanından Ramazan ayında suyu dengeli ve planlı tüketin uyarısı Ramazan ayında yaşanan yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısının temel nedeninin uzun süreli açlıktan çok yetersiz sıvı tüketimi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, iftar ile sahur arasında dengeli ve yeterli miktarda su içilmesi gerektiğini vurguladı. Ramazan ayında gün içerisinde herhangi bir besin ve sıvı tüketilmediği için vücutta dehidratasyon gelişebildiğini belirten uzmanlar, bunun da yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, cilt kuruluğu ve kabızlık gibi şikayetlere yol açtığını ifade etti. Sıvı tüketiminin iftar ve sahurda bir anda yüksek miktarda değil, zamana yayarak yapılmasının önemli olduğu belirten uzmanlar, çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içeceklerin suyun yerini tutmadığını da vurguladı. "İftarda 1-2 bardak su ile başlayıp sahura kadar en az 1,5-2 litre kadar su içmemiz oldukça kıymetli" Ramazan ayında yaşanan yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısının sebebinin uzun süreli açlık değil, yeteri kadar sıvı alınmamasından kaynaklı olduğunu söyleyen Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, "Gün içerisinde herhangi bir besin ya da sıvı alamadığımız için dehidratasyon yaşamaktayız. Bu da gün içerisinde yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, cilt kuruluğu, kabızlık gibi sorunlarla karşı karşıya kalmamıza yol açabiliyor. Ama burada dikkat etmemiz gereken nokta iftar ve sahurda bir anda su tüketimimize yüklenmek değil. İftar ve sahur arasında yaymak oldukça önemli. Nasıl yapabiliriz, iftarda 1-2 bardak su ile başlayıp sahura kadar en az 1,5-2 litre kadar su içmemiz oldukça kıymetli" dedi. "Çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içecekler suyun yerini tutmaz" Çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içeceklerin suyun yerini tutmadığını belirten Merve Sena Nazlı, "Bunlar diüretik olduğu için vücudumuzdaki suyu daha da fazla dışarı attığı için sıvı ihtiyacımızı arttırıyor. Bu yüzden su tüketimimize oldukça dikkat etmemiz gerekiyor. Ramazan ayında enerjik kalmak, metabolizmamızın yavaşlamaması ve kabızlık için sadece yediklerimiz değil, suyu da nasıl ve ne kadar tükettiğimizde oldukça kıymetli" şeklinde konuştu.
Kadın doğum ve çocuk klinikleri 2 Mart’ta Samsun Şehir Hastanesi’nde
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:46 Kadın doğum ve çocuk klinikleri 2 Mart’ta Samsun Şehir Hastanesi’nde Samsun Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mahmut Ulubay, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nin 2 Mart itibarıyla Samsun Şehir Hastanesi bünyesinde hizmet vermeye başlayacağını açıkladı. Samsun Şehir Hastanesi’nde taşınma süreci hız kesmeden sürüyor. Samsun’da sağlık hizmetlerini tek bir çatı altında, en yüksek standartlarda sunmayı hedefleyen taşınma süreci planlandığı şekilde devam ediyor. Kasım ayında göğüs hastalıkları, 17 Şubat’ta ise göğüs cerrahisi kliniklerinin taşınmasıyla tamamlanan ilk aşamanın ardından, sürecin en kritik halkalarından biri olan kadın doğum ve çocuk birimleri için geri sayım başladı. Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, 2 Mart itibarıyla Samsun Şehir Hastanesi’nde hasta kabulüne başlayacak. "Modern ve nitelikli sağlık hizmeti önceliğimiz" Konuyla ilgili açıklama yapan Başhekim Doç. Dr. Mahmut Ulubay, "Samsun Şehir Hastanesi olarak temel amacımız, vatandaşlarımıza hak ettikleri modern ve konforlu sağlık hizmetini sunmaktır. Bu kapsamda, mevcut yerleşkelerinden ayrılan kadın doğum ve çocuk kliniklerimiz, 2 Mart 2026 tarihi itibarıyla Şehir Hastanesi bünyesinde hizmete başlayacak. Yeni kliniklerimiz, sadece fiziksel alan olarak değil, sunduğu imkanlar ve hasta bakım kalitesi bakımından da çok daha nitelikli bir yapıya kavuşmuş olacak. Acil servislerde kapasite artışı taşınma süreciyle birlikte hastanenin genel operasyonel gücünü artırdı. Şehir Hastanemizde açtığımız 48 yeni yoğun bakım yatağı ile acil servislerimizdeki yükü şimdiden hafifletmeye başladık. 2 Mart’tan itibaren kadın doğum ve çocuk acil polikliniklerimizin de aktif hale gelmesiyle, bölgenin en güçlü acil müdahale ağını oluşturacağız" dedi. "Kademeli taşınma devam ediyor" Mart ayı itibarıyla hastane bünyesinde göğüs hastalıkları, yetişkin alerji ve immünoloji, kadın doğum ve çocuk hastalıkları branşlarının tam kapasiteyle hizmet vereceğini ifade eden Ulubay, ana binadaki diğer bölümlerin de kademeli olarak yeni yerleşkeye aktarılacağını kaydetti. Süreç tamamlandığında bin 458 yatak kapasitesine ulaşacak olan Samsun Şehir Hastanesi; onkoloji, yanık merkezi, organ nakli ve kalp merkezi gibi özelleşmiş birimleriyle bölgenin "sağlık üssü" olma vizyonunu güçlendirecek.
Batman’da kraniyosinostoz teşhisi konulan 5 aylık bebek 3 saatlik ameliyatla sağlığına kavuştu
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:44 Batman’da kraniyosinostoz teşhisi konulan 5 aylık bebek 3 saatlik ameliyatla sağlığına kavuştu Batman’da 5 aylık Ömer Birlik, nadir görülen doğumsal bir hastalık nedeniyle kafasından geçirdiği 3 saatlik başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Yaklaşık on binde bir görülen kraniyosinostoz, yalnızca kozmetik bir şekil bozukluğu olarak değerlendirilmediği gibi zamanında müdahale edilmediğinde artan kafa içi basınç, beyin gelişiminde gerilik ve çeşitli nörolojik komplikasyonlara yol açabiliyor. Kraniyosinostoz teşhisi konulan 5 aylık Ömer Birlik’e Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanları Op. Dr. Hüseyin Ömer Semiz ve Op. Dr. Naci Emre Akşehirli tarafından başarılı bir operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda erken kaynamış kafatası bölümü dikkatle çıkarılıp, beyin gelişimine uygun şekilde yeniden şekillendirilerek anatomik plana uygun biçimde yerine yerleştirildi. Minik Ömer, 3 saat süren başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Op. Dr. Hüseyin Ömer Semiz, nadir görülen bu hastalığın ilerlemesi durumunda beyin gelişimine engel olduğunu belirterek, "5 aylık bebek hastamızın kraniyosinostoz olarak adlandırdığımız kafa kemiklerinin erken kaynaması sonucu oluşan bir hastalığı mevcuttu. Takiplerinde bu durumun ilerlemesi nedeniyle cerrahi müdahale planladık. Bu hastalık öncelikli olarak bir kozmetik şekil bozukluğuna neden olmakta ve daha da önemlisi beyin gelişimini engellemektedir. Bu nadir görülen bir hastalık olup, ameliyatında özel yaklaşım ve planlama gerektirmektedir" dedi. Özellikle 5 aylık gibi küçük yaş grubunda yapılan bu tür ameliyatların teknik zorluk, anestezi yönetimi ve muhtemel kan kaybı açısından yüksek dikkat ve deneyim gerektirdiğini vurgulayan Op. Dr. Semiz, ameliyat sürecinde multidisipliner ekip yaklaşımıyla hasta güvenliğinin ön planda tutulduğunu söyledi. Op. Dr. Naci Emre Akşehirli ise, "5 aylık bebeğimize kraniyosinostoz ameliyatı yaptık. Bu ameliyatı olmaması durumunda kozmetik açıdan rahatsız edici bir görüntü oluşması ve bu hastalıkla beraber beyin gelişimine de etki edebilme durumu olduğundan özel bir yaklaşımla bu ameliyatın yapılması gerekmektedir. Nadir olarak görülmektedir. On bin doğumda 2-3 bebekte görmekteyiz. Ameliyatla kafatası şekillendirilerek, beyine gelişmesi için alan tanınmış oldu" diye konuştu. Operasyonda birbirine erken kaynayan kemiklerin yeniden açıldığını belirten Op. Dr. Akşehirli, "Bu ameliyatta birbirine kaynamış olan kafa kemiklerini birbirinden ayırıp tekrar olması gereken şekilde tasarlayarak yerlerine yerleştirdik. Beynin gelişmesi için bu kemikleri birbirinden ayrı tutarak beynin büyümesine olanak tanıdık" şeklinde konuştu. Op. Dr. Akşehirli, kraniyosinostoz vakalarında cerrahinin doğru zamanlamayla yapılmasının çocuğun sağlıklı beyin gelişimi açısından kritik rol oynadığını ifade ederek, ameliyat sonrası dönemde de hastaların nörolojik gelişim, kafa çevresi büyümesi ve genel sağlık durumu açısından düzenli olarak takip edildiğini kaydetti. Çocuğunun sağlığına kavuşmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren baba Abdurrahman Birlik, "Çocuğum doğduğunda kemik yapılarında problem olduğunu, bunun ameliyat edilmemesi durumunda ileride beyin gelişiminin olumsuz etkileneceğini söylediler. Bu yüzden birçok hastaneye başvurduk ama kimse kabul etmedi. Batman’da bu ameliyatı yapabilecek doktorun olduğunu öğrenince buraya geldik. Bizi bilgilendirdiler, ameliyatın ağır olduğunu bize iletti. Bize güven verdi ve çocuğumuzu ameliyat etti ve başarılı oldu" ifadelerini kullandı.
Kadın doğum ve çocuk klinikleri 2 Mart’ta Samsun Şehir Hastanesi’nde
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:41 Kadın doğum ve çocuk klinikleri 2 Mart’ta Samsun Şehir Hastanesi’nde Samsun Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mahmut Ulubay, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nin 2 Mart itibarıyla Samsun Şehir Hastanesi bünyesinde hizmet vermeye başlayacağını açıkladı. Samsun Şehir Hastanesi’nde taşınma süreci hız kesmeden sürüyor. Samsun’da sağlık hizmetlerini tek bir çatı altında, en yüksek standartlarda sunmayı hedefleyen taşınma süreci planlandığı şekilde devam ediyor. Kasım ayında göğüs hastalıkları, 17 Şubat’ta ise göğüs cerrahisi kliniklerinin taşınmasıyla tamamlanan ilk aşamanın ardından, sürecin en kritik halkalarından biri olan kadın doğum ve çocuk birimleri için geri sayım başladı. Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, 2 Mart itibarıyla Samsun Şehir Hastanesi’nde hasta kabulüne başlayacak. "Modern ve nitelikli sağlık hizmeti önceliğimiz" Konuyla ilgili açıklama yapan Başhekim Doç. Dr. Mahmut Ulubay, "Samsun Şehir Hastanesi olarak temel amacımız, vatandaşlarımıza hak ettikleri modern ve konforlu sağlık hizmetini sunmaktır. Bu kapsamda, mevcut yerleşkelerinden ayrılan kadın doğum ve çocuk kliniklerimiz, 2 Mart 2026 tarihi itibarıyla Şehir Hastanesi bünyesinde hizmete başlayacak. Yeni kliniklerimiz, sadece fiziksel alan olarak değil, sunduğu imkanlar ve hasta bakım kalitesi bakımından da çok daha nitelikli bir yapıya kavuşmuş olacak. Acil servislerde kapasite artışı taşınma süreciyle birlikte hastanenin genel operasyonel gücünü artırdı. Şehir Hastanemizde açtığımız 48 yeni yoğun bakım yatağı ile acil servislerimizdeki yükü şimdiden hafifletmeye başladık. 2 Mart’tan itibaren kadın doğum ve çocuk acil polikliniklerimizin de aktif hale gelmesiyle, bölgenin en güçlü acil müdahale ağını oluşturacağız" dedi. "Kademeli taşınma devam ediyor" Mart ayı itibarıyla hastane bünyesinde göğüs hastalıkları, yetişkin alerji ve immünoloji, kadın doğum ve çocuk hastalıkları branşlarının tam kapasiteyle hizmet vereceğini ifade eden Ulubay, ana binadaki diğer bölümlerin de kademeli olarak yeni yerleşkeye aktarılacağını kaydetti. Süreç tamamlandığında bin 458 yatak kapasitesine ulaşacak olan Samsun Şehir Hastanesi; onkoloji, yanık merkezi, organ nakli ve kalp merkezi gibi özelleşmiş birimleriyle bölgenin "sağlık üssü" olma vizyonunu güçlendirecek.
Uzmanı uyardı: "Sahuru atlamak en büyük hata"
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:30 Uzmanı uyardı: "Sahuru atlamak en büyük hata" Diyetisyen Cemre Kamalı, sahur öğünü gün boyunca kan şekerinin dengede kalması ve ani açlık krizlerinin önlenmesi için çok büyük bir öneme sahip olduğunu söyledi. Diyetisyen Cemre Kamalı, Ramazan ayı hem bedenin hem de zihnin dinlendiği özel bir dönem olduğunu söyledi. Fakat uzun süren açlık ve iftar-sahur arasındaki beslenme alışkanlıklarının değişmesi, birçok sağlık problemlerinin oluşması ve kilo artışı riskini de beraberinde getirebileceğini anlatan Diyetisyen Cemre Kamalı sözlerine şöyle devam etti: "Oysaki doğru planlama ile bu Ramazan ayı, kilo kontrolü sağlamak ve sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için önemli bir fırsata dönüşebilir. Sahur öğünü gün boyunca kan şekerinin dengede kalması ve ani açlık krizlerinin önlenmesi için çok büyük bir öneme sahiptir. Sahur yapmamak, gün içinde halsizlik, iftarda kontrolsüzde yeme ve yağ depolanmasına yol açabilir. Sahurda tercih edilmesi gerekenler, yumurta, süt gibi kaliteli protein kaynakları, tam buğday ekmeği, yulaf gibi kompleks karbonhidratlar, avokado, zeytinyağı, ceviz gibi sağlıklı yağlar ile desteklemek, enerji seviyenizi korur ve güne zinde başlamanız için en doğru yaklaşım olur. Proteinden zengin bir sahur, tokluk sürenizi uzatarak kilo kontrolüne yardımcı olur." "İftar sonrası tatlı ve ara öğün kontrolsüzlüğü dikkat" Diyetisyen Cemre Kamalı, iftarda kontrollü başlamak gerektiğini anlatarak, "Uzun süren açlığın hemen ardından hızlı ve fazla yemek sindirim problemleri ve gereksiz kalori alımına neden olur. Bu nedenle iftara yavaş ve hafif başlamak en doğru yaklaşım olacaktır. İdeal bir iftar başlangıcı, 1-2 adet hurma, 1 kase çorba, 10 dakika mola. Vereceğiniz bu mola, beyne ’doydum’ sinyali gönderir ve ana yemekte kontrollü bir şekilde yenmesini sağlar. İftar sonrası tatlı ve ara öğün kontrolsüzlüğü ’Nasıl olsa tüm gün aç kaldım’ düşüncesiyle iftar sonrası tatlı ve atıştırmalıklara fazla yüklenmek, Ramazanda kilo artışının en büyük nedenlerinden biri. Tatlı ihtiyacınızı meyve, sütlü tatlılar, ölçülü bitter çikolata tüketimi ile yapmak daha doğru bir tercih olacaktır" dedi. "İftar sonrası fazla çay ve kahve tüketimine dikkat" Diyetisyen Cemre Kamalı son olarak, "Ramazan ayında iftar sonrası çay ve kahve tüketimi birçok kişi için alışkanlık haline gelir. Fakat bu içeceklerin aşırı tüketimi, kilo yönetimi ve genel sağlık açısından bazı olumsuz etkilere yol açabilir. Öncelikle çay ve kahve, içerdikleri kafein nedeniyle vücutta hafif bir idrar söktürücü etki oluşturur. Bu durum, ramazanda zaten sınırlı olan sıvı alımının yetersiz kalmasına ve farkında olmadan dehidrasyona nede olabilir. Susuz kalan vücutta metabolizma yavaşlar ve kilo kontrolü zorlaşır. İftardan 1-2 saat sonra yapılacak olan hafif yürüyüşler, sindirimi kolaylaştırır ve yağ yakımını destekler. Ramazan kilo alınan bir ayın aksine dengelenen bir ay olabilir. Ramazanda doğru besin seçimi, porsiyon kontrolü ve düzenli su tüketimiyle bu ramazan ayı sağlıklı alışkanlıkların başlangıcı olabilir" ifadelerine yer verdi.
86 milyonluk Türkiye’de 1.5 milyar kişi muayene oldu
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:16 86 milyonluk Türkiye’de 1.5 milyar kişi muayene oldu Türkiye’de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, MR sayısının 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını açıklayan Uzm. Dr. Adil Kurban, ortalama bir vatandaşın yılda 20’nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu söyledi. Fazla ilaç kullanımının bağımlılık riskini artırdığını ve yan etkiler nedeniyle yeni sağlık sorunlarına yol açabildiğini vurgulayan Kurban, sürekli baş ağrısı ilacı kullanımının ağrıyı azaltmak yerine arttırdığını belirterek toplumda bilinçli ilaç kullanımının önemine dikkat çekti. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Türkiye’de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, yıllık MR sayısının yaklaşık 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını belirterek, bu tablonun sağlık sisteminde yapısal sorunlara işaret ettiğini söyledi. Ortalama bir vatandaşın yılda 20’nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu, bazı kişilerin ise neredeyse haftada bir hastaneye gittiğini ifade eden Kurban, performansa dayalı ödeme modeli, bağımlılık ilaç kullanımı ve stratejik planlama eksikliklerinin sistemi tetkik ve reçete odaklı hale getirdiğini savundu. Artan başvuruların gerçek ihtiyaç sahiplerinin önüne geçtiğini vurgulayan Kurban, gereksiz muayene, tetkik ve ilaç kullanımının hem bütçeye yük oluşturduğunu hem de hekimlik pratiğini zayıflattığını dile getirdi. "Türkiye’de yıllık muayene sayısı 1,5 milyar" Türkiye’de yıllık muayene sayısının 1,5 milyar civarına çıktığını belirten Uzm. Dr. Adil Kurban, "Bazı insanımızın yılda belki de 30-40 kez hastaneye gitmesi söz konusu. Dünyada hiçbir yerde bu kadar yüksek sayıda muayene yok. Böyle bir şey savaş ortamlarında bile olmaz. Gerçekten ihtiyacı olanla olmayan hastaların arasındaki ayrım zorlaşıyor. Bu kadar hasta gelince hangisi daha acil, hangisi daha az acil ayırmak güçleşiyor. Gelen hasta sayısı arttıkça hata sayısı da artar. Hastalar hastaneye gitmeye teşvik ediliyor. Bunlardan bir tanesi ek ödeme sistemi. Ek ödeme sistemi ne kadar fazla olursa, maaşlar ne kadar performansa bağlanırsa bu durum buna sebebiyet verir" ifadelerine yer verdi. "İlaçlara bağlı hale geliyoruz ve bu durum belirli kesim tarafından isteniyor" Toplumda ilaç kullanımının yaygınlaştığını ve bağımlı hale getirildiğini belirten Kurban, "Sadece kırmızı reçeteli ilaçlar değil; ağrı kesiciler, mide ilaçları ve antidepresanlar çok sık kullanılıyor. Eskiden grip olurduk, dinlenirdik. Şimdi sürekli ilaç kullanır hale geldik. Doğal yöntemlerin göz ardı ediliyor. Bu kadar ilaç bağımlısı kitleyi bir süre sonra ‘nane limon iç’, ‘ıhlamur iç’ diye ikna edemezsiniz. Oysa günlük yaşamda tükettiğimiz çay ve bazı baharatlar bile sağlığa katkı sağlayabilir. Aslında ilaçlara bağlı hale geliyoruz ve bu durum belirli kesim tarafından isteniyor" dedi. "Bir yılda 17 milyon tomografi, 15 milyon MR çekilmiş" Sağlık harcamalarındaki artışa da dikkat çeken Kurban, "Muayene israfı, ilaç israfı var. Bir yılda 17 milyon tomografi, 15 milyon MR çekilmiş. Bu inanılmaz bir sayı. Toplumun neredeyse yarısına bir yılda MR ya da tomografi çekilmiş demektir. Sorunun temelinde sistemsel çıkar ilişkileri var. Bu kadar muayenenin arkasında rantlanan bir sistem var. Hasta muayenesinden kim çıkar sağlıyorsa bilin ki buna sebebiyet veren temel mesele budur" diye konuştu. "Aile hekimlerine GETAT yerleştirildi" Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) düzenlemesine de değinen Kurban, kanunun çıktığını ancak yönetmeliklerin henüz hazırlanmadığını söyledi. Kurban, "Güzel bir GETAT kanunu çıktı ama yönetmelik hala yok. Aile hekimlerine GETAT yerleştirildi. Gerekli eğitimleri aldıktan sonra aile hekimleri sadece ilaç değil, günlük yaşamda temin edilebilecek yöntemleri de önerebilecek" ifadelerini kullandı. Yönetmeliklerin gecikmesini eleştiren Kurban, "Kanun çıktı ama uygulama yok. Yönetmelik olmadan bu işler yürümüyor" dedi. "Hekimlik yasa tasarısı muayene sayısını azaltacak" HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, hazırladıkları hekimlik yasa tasarısında muayene sayılarının azaltılmasına yönelik düzenlemelerin yer aldığını belirterek, "Bu kadar muayene, hekimlik yasa tasarımızda durdurulacak. Hasta muayene sayısı azaltılacak. Türkiye’de ortalama bir insan yılda 20 ve üzeri sağlık kuruluşuna gidiyor, bazı vatandaşların neredeyse haftada bir gittiği anlaşılıyor" diye konuştu. Acil servislerde uygulanan bazı ücretlendirmelere de değinen Kurban, "Acil servislere girişlerde bazı küçük ücretlendirmeler var. Yeşil triyaj, sarı triyaj uygulamaları var. Keza hasta ilaç alırken katılım payı ödüyor. Bunlarla ilgili bazı önlemler alınıyor ama bu yeterli değil" ifadelerini kullandı. "Sürekli baş ağrısı ilacı kullanmak baş ağrısını artırır" İlaç kullanımına ilişkin uyarılarda bulunan Kurban, "’Suyun bile fazlası zarardır’ deriz. İlaçların prospektüslerini okuduğunuzda birçok yan etkiyi görürsünüz. Herkeste görülmez ama 10 binde bir, 20 binde bir oranında dahi olsa yan etkiler vardır. Boşu boşuna vücudunuzu, böbreklerinizi ilaçla yüklüyorsunuz, karaciğerinizi zorluyorsunuz. İlaç gereksiz kullanılmaz. Halkımızın bunu anlaması gerekiyor. Gerçekten gereksiz kullanıyorsak bu bize sadece zarar verir. Mesela sürekli baş ağrısı ilacı kullanmak baş ağrısını artırır. Bilimsel olarak ifada edilmiştir; devamlı kullanırsanız ağrı bitmez, tekrarlar" şeklinde konuştu. "Türkiye dünyada rekor seviyede" Sağlık sisteminde israfın önlenmesi gerektiğini vurgulayan Kurban, "Sağlık sistemimizi beraber ideal hale getirebiliriz. Elimizde imkan var. Gereksiz tetkiklere, gereksiz muayenelere ve gereksiz harcamalara son verilirse sağlık sistemimiz daha az bütçeyle çok daha büyük hizmetler yapabilir. Her şeyi eksiksiz yapabiliriz. Biz bu kadar hasta bir millet değiliz. Yılda 30-50 kez hastaneye girecek kadar hasta değiliz. Eğer gerçekten böyle bir durum varsa bunun için sağlık komisyonu kurulmalı, araştırma yapılmalı. Bu konuda Türkiye dünyada rekor seviyede" ifadelerine yer verdi. "Bir doktor bu kadar hastayı nasıl muayene etsin?" HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, artan hasta sayısının hekimlik pratiğini zayıflattığını savunarak, "Bir doktor bu kadar sürede bu kadar hastayı nasıl muayene etsin? Bu mümkün değil. Bu şekilde gerçek anlamda muayene yapılamaz. Doktor inspeksiyon (gözlem), palpasyon (elle hissederek), perküsyon (parmaklarla vurarak) yapamazsa, fizik muayene özelliklerini yerine getiremezse sistem farklı bir noktaya evrilir. O zaman ‘Bunu herkes yapabilir’ denir. Baş ağrısı şikayetiyle gelen hastayı doktor da MR’a gönderiyorsa, Chatgpt de MR’a gönderebilir denir. İkisi de tetkike yönlendirmiş olur" diye konuştu. "Hekim tecrübesiyle hastalığı hisseder" Hekimliğin yalnızca tetkik istemekten ibaret olmadığını vurgulayan Kurban, "Hekimlik bu kadar basit değil. Savaşta Chatgpt’yi bulamazsın. Hekim bakar, görür, temas eder, empati yapar. Hastanın duygularını anlar, onunla birlikte hisseder. Fizik muayene üstünlüğü vardır. Zamanla hastalığın adeta kokusunu alırsınız. Kişi odaya girerken, duruşundan, halinden bir şeylerin yolunda gitmediğini hissedersiniz. Bazen daha tetkik yapılmadan ciddi bir hastalığı tahmin edersiniz. Bu tecrübe ve eğitimle olur. Hekim sadece bilgiye dayanmaz; gözlemiyle, temasıyla, sezgisiyle ve tecrübesiyle karar verir" diye konuştu.