SAĞLIK - 15 Mayıs 2026 Cuma 09:40

Yeni yüzyılın yeni hastalığı: "Parlayan nesneler sendromu" uyarısı

A
A
A
Yeni yüzyılın yeni hastalığı: "Parlayan nesneler sendromu" uyarısı

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, akıllı telefon, tablet, sosyal medya ve parlak ekranların insan beyninde dikkat dağınıklığına yol açtığını belirterek, ’parlayan nesneler sendromu’nun özellikle gençler arasında hızla yayıldığını söyledi.


Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte insanların "Parlayan Nesneler Sendromu (PNS)" ya da İngilizce adıyla "Shiny Object Syndrome (SOS)" tehdidiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Özkaya, özellikle çocuklar ve gençlerin akıllı telefon, tablet, televizyon ve bilgisayar oyunlarından uzaklaşamadığına dikkat çekerek, bu durumun zamanla ciddi dikkat dağınıklığı ve odaklanma problemlerine neden olduğunu belirtti.



"Beynimizi esir alıyor"


Sürekli yeniliklere, parlak ekranlara ve moda akımlara yönelme isteğinin "Parlayan Nesneler Sendromu" olarak tanımlandığını kaydeden Özkaya, "İnsanlar artık nihayetinde ne kadar faydalı olduğuna bakmaksızın yeni ve dikkat çekici olana yöneliyor. Parlayan ekranlar önce gözümüzü, sonra dikkatimizi, en sonunda ise beynimizi esir alıyor" dedi.


Teknolojinin günlük hayatın merkezine yerleştiğini vurgulayan Özkaya, insanların ders çalışırken, kitap okurken ya da işine odaklanmışken gelen bildirimlerle dikkatlerinin dağıldığını söyledi. Özkaya, "Bir bildirim sonrası dikkatin yeniden toparlanması kişiden kişiye değişmekle birlikte 15 dakikaya kadar sürebiliyor. İnsanlar internette araştırma yapmak isterken kendilerini bambaşka mecralarda bulabiliyor, reklamlar ve sosyal medya içerikleri tüketim çılgınlığını artırıyor" diye konuştu.



"Ailelerin çocukların ekran sürelerini kontrol altında tutması gerekli"


Parlayan nesnelerin sadece çocukları değil her yaş grubunu etkilediğini belirten Özkaya, sosyal medya paylaşımlarını merak etme, sürekli yeni ürün satın alma isteği ve kısa sürede değişen düşüncelerin de bu sendromun belirtileri arasında yer aldığını kaydetti. Özkaya, özellikle sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve dijital ekranların yoğun kullanımının insanları gerçek dünyadan uzaklaştırdığını ifade ederek, ailelerin çocukların ekran sürelerini kontrol altında tutması gerektiğini sözlerine ekledi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Çıralı’da sahil temizliği yapıldı Antalya’nın Kemer ilçesinde yer alan ve Türkiye’nin en önemli sahilleri arasındaki Çıralı sahilinde temizlik etkinliği yapıldı. Kemer Belediyesi ile Ulupınar Mahalle Muhtarlığı iş birliğince düzenlenen etkinliğe, katılanlar, Kemer Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri tarafından dağıtılan eldiven ve çöp poşetlerini alarak sahildeki atık ve çöpleri temizlerken, ’Çöpünü sahilde bırakma’, ’Mavinin tadını çıkar kirletme’, ’Plajlarımız kül tablası değildir’, ’Doğaya iyi bak, başka bir dünya yok’ yazılı pankartlar açarak farkındalık oluşturdu. Plastik atıklar dikkat çekti Etkinlikte, özellikle son günlerde ticari gemilerin plastik atıkları öğüterek denize bırakması nedeniyle sahile ulaşan plastik atıklara dikkat çekildi. Kemer Belediye Başkan Yardımcısı Semih Top, yaptığı açıklamada, "Ticari gemilerin öğütmüş olduğu plastik atıkların dalga ile sahile vurduğu bir durumla karşılaştık. Denizimizi ve doğamızı korumak amacıyla hızlı şekilde belediye personelimizle gerekli temizliğimizi yaptık. Doğamızı korumaya devam edeceğiz" dedi. Gemilere yaptırım istedi Ticari gemilerinin bıraktığı plastik atık sorununun önceki yıllarda da yaşandığını hatırlatan Başkan Yardımcısı Semih Top, konu hakkında yetkililerin bir yaptırımda bulunmasını beklediklerini kaydetti. Sahil temizliğine Kemer Belediye Başkan Yardımcısı Semih Top, Kemer Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Adnan Karataş, Ulupınar Mahalle Muhtarı Salih Sarıca, Kemer Turizmci ve İş İnsanları Derneği (KEMİAD) Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Kıyar, belediye personeli ve vatandaşlar katıldı.
Bolu Kurbanlık pazarında büyükbaş fiyatları küçükbaşa talebi artırdı Bolu’da Kurban Bayramı’na sayılı günler kala hayvan pazarları ve besihanelerde hareketlilik devam ederken, büyükbaş kurbanlık fiyatlarının yüksek seyretmesi vatandaşı küçükbaşa yöneltti. Kurban Bayramı’na sayılı günler kala, kurban ibadetini yerine getirmek isteyen vatandaşların telaşı Bolu’daki hayvan pazarlarında ve besihanelerde yoğun hareketliliğe dönüştü. Büyükbaş hayvan fiyatlarının ve hisse bedellerinin 34 bin liradan başladığı Bolu’da, küçükbaş fiyatı ise 12 bin liradan başlıyor. "Küçükbaşa yoğun bir talep var" Satışların iyi gittiğini ifade eden Erkan Ercan, "Bu sene büyükbaş fiyatları yüksek olduğu için küçükbaşa yoğun bir talep var. Büyükbaşımız fazla yok, ağırlıklı olarak küçükbaş satıyoruz. Küçükbaşlarımız 12 bin liradan başlıyor, kademe kademe hayvanına göre 40 bin liraya kadar seçeneğimiz var. Büyükbaşlarda da 34 bin liradan hisse seçeneğimiz var. Günümüz şartlarında vatandaşın hali ortada. O yüzden küçükbaşa talep var" dedi. Vatandaşlara kurbanlık seçimi konusunda da uyarılarda bulunan Ercan, alınacak hayvanın İslami şartlara uygun, boynuz, ayak, göz ve kulak yapısının eksiksiz olması gerektiğinin altını çizdi. Kurbanlıkların güvenilir kişilerden alınması tavsiyesinde bulunan Ercan, "Vatandaşa önerim; sorun yaşadığında muhatap bulabileceği, devamlı bu işi yapan tanıdığı kişilerden kurban alması daha mantıklı olur" dedi. Ercan ayrıca, talep eden vatandaşlar için Afrika bölgesinde 5 bin lira bedelle kurban organizasyonu da yaptıklarını sözlerine ekledi.
Rize Hayata ikinci kez tutundu, bu kez kep attı Rize’de 2018 yılında meme kanserine yakalanan 64 yaşındaki Meryem Sarıahmetoğlu, verdiği yaşam mücadelesini kazanarak hem hastalığı yendi hem de yıllardır içinde ukde kalan üniversite hayalini gerçekleştirdi. Rize’de 2018 yılında meme kanserine yakalanan 64 yaşındaki Meryem Sarıahmetoğlu kanseri yenmeyi başardı. Gördüğü tedavi sürecinde ailesi, yakın çevresi ve doktorlarının desteğiyle yeniden hayata tutunan Sarıahmetoğlu, şimdi ise başarı hikayesiyle birçok kişiye umut oluyor. Kanser tedavisinin ardından hayatını ertelemek yerine hayallerinin peşinden gitmeye karar veren Sarıahmetoğlu, bir arkadaşından Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) bünyesinde açılan 3. Yaş Üniversitesi’ni duydu. Hiç vakit kaybetmeden kayıt yaptıran Sarıahmetoğlu, eğitim sürecini başarıyla tamamlayarak, üniversite mezunu olmanın mutluluğunu yaşadı. Hayatında ikinci bir başlangıç yapan Sarıahmetoğlu, yaşadığı sürecin kendisine çok şey kattığını belirterek, özellikle kanser tedavisi gören ve atlatanlara "Lütfen kenara çekilmeyin" diye seslendi. Üniversite eğitiminin kendisine moral verdiğini dile getiren Sarıahmetoğlu, yeni arkadaşlıklar edindiğini, sosyal hayata daha güçlü şekilde katıldığını ve yıllardır gerçekleştiremediği bir hayalini tamamlamanın gururunu yaşadığını ifade etti. Azmi ve yaşam enerjisiyle dikkat çeken Meryem Sarıahmetoğlu’nun hikayesi, hem kanserle mücadele eden hastalara hem de yaşıtı olup eğitim almak isteyenlere ilham oldu. Meme kanserini yendikten sonra sonra 3. Yaş Üniversitesi ile üniversite hayalini de yerine getirdiğini dile getiren Meryem Sarıahmetoğlu "3. Yaş Üniversitesi’ni bir arkadaşım sayesinde öğrendim. Buraya kaydımı yaptırdım. Gelmekle çok büyük bir işi başardığımı zannediyorum. Çünkü üniversite hayallerimiz burada bir kısmı gerçekleşti. Ben 2018 yılında bir meme kanseri atlattım. Çok yoğun bir program aldım, yani hastalıkla ilgili ilaçlar aldım. Acaba ben de normal hayata dönebilir miyim dedim. Dedim bütün sosyal projelerde olmak istiyorum. Bu hastalığı atlatan arkadaşlara da şunu diyorum; lütfen hastayız diye bir kenara çekilmeyin. Sosyal projelerde bulunun, aktif yaşamın içinde olun, hayatı sevin, kanseri yenin, üniversitemize öğrenci olun" ifadelerini kullandı. İkinci mezunlarını veren 3. Yaş Üniversitesi ile her yaşın güzelliğinin ortaya çıktığını ifade eden RTEÜ Toplumsal Katkı ve Sürdürülebilirlik Koordinatörü Doç. Dr. Ayten Yılmaz Yavuz ise, "Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak öğrencilerimiz, akademik ve idari personelimiz ile tüm paydaşlarımızın katkılarıyla bilgi ve teknolojinin gücünü toplumsal faydaya dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda toplumun ihtiyaçlarını gidermek, sorunlarını çözmek amacıyla çeşitli sosyal sorumluluk projelerini hayata geçiriyoruz. Üniversite olarak toplumsal katkı ve hayat boyu öğrenme anlayışıyla hayata geçirdiğimiz 3. Yaş Üniversitesi sosyal sorumluluk projesinin 2025-2026 akademik yılı mezuniyet heyecanını bugün yaşıyoruz. Bu proje ile her yaşın güzelliğini ortaya çıkarmış bulunmaktayız. 3. Yaş Üniversitesi, kendi deneyimlerini bilimsel öğrenimle sağlayarak kendini gerçekleştiriyor olmanın yanı sıra sosyal katkıda bulunma fırsatı sağladı" diye konuştu.
Sivas Okul saldırıları sonrası gençlerin sosyal aktivitelere ilgisi arttı Sosyal medyanın ve bilgisayar oyunlarının olumsuz etkilerinden uzaklaşmak isteyen gençler, gitar, piyano ve keman gibi müzik aktivitelerine yöneliyor. Gençler hem kendilerini geliştiriyor hem de kötü alışkanlıklardan uzak durarak sosyal çevre edinip arkadaşlarını da bu alanlara teşvik ediyor. Çocuk ve gençlerin sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte dijital ortamların psikolojik gelişim üzerindeki etkileri daha fazla dikkat çekiyor. Özellikle şiddet içerikleri, yanlış rol modeller ve suçu özendirici paylaşımlar, çocukların bazı olumsuz davranışları normalleştirmesine neden olabiliyor. Bu olumsuzluklardan uzaklaşmak isteyen gençler ise çözümü sanat ve müzikte buluyor. Gitar, piyano ve keman gibi enstrümanlarla ilgilenen gençler, hem boş zamanlarını verimli geçiriyor hem de sosyal medyadan uzaklaşarak kendilerini geliştirme fırsatı yakalıyor. Müzikle uğraşan gençler, bu sayede yeni arkadaşlıklar edinirken sosyal çevrelerini de genişletiyor. Gençlerin sanata yönelmesi, kötü alışkanlıkların ve suça sürüklenme riskinin önüne geçilmesinde ise önemli rol oynuyor. Çocukların küçük yaşlardan itibaren sanat, spor ve kültürel faaliyetlere yönlendirilmesi, psikolojik gelişimlerine katkı sağlarken özgüven kazanmalarına da yardımcı oluyor. Sivas Sanat Konağı’nda piyano eğitimi veren Gencay Kiriş, çocukları bilgisayar ve oyunlardan uzaklaştırıp sanata teşvik ettiklerini söyleyerek, "Çocuklar, suçtan uzaklaşıp ayrıca burada gördükleri güzel ortamı arkadaşlarına da anlatıp onları teşvik ediyorlar" dedi. "Topluma örnek bireyler haline geliyorlar" Çocukların sosyal medya yerine sanat dalları ile kendilerini geliştirdiklerini söyleyen Gencay Kiriş, "Amacımız, çocuklarımızı küçük yaşlardan itibaren yetiştirerek onları müziğe ve sanata yönlendirmektir. Sadece akademik başarıya, matematiksel ya da sayısal gelişime değil aynı zamanda sanatsal zekalarının gelişmesine de önem veriyoruz. Çocuklarımızı bilgisayar ve oyunlardan bir nebze uzaklaştırıp sanata teşvik etmeyi hedefliyoruz. Öğrencilerimizin enstrümanlarına hakim olmalarını, ses eğitimi almalarını, resim gibi farklı sanat dallarında da kendilerini geliştirmelerini istiyoruz. Çocukların sosyal medyada vakit geçirmek yerine burada bizimle birlikte derslere katılmaları, sosyalleşmeleri ve kendilerini geliştirmeleri bizi mutlu ediyor. Çocuklar, suçtan uzaklaşıp ayrıca burada gördükleri güzel ortamı arkadaşlarına da anlatıp onları teşvik ediyorlar. Böylece çocuklar hep birlikte buraya geliyor, birlikte öğrenip gelişiyorlar. Biz de onları iyi bireyler, sanatla iç içe büyüyen güzel nesiller olarak yetiştirmeye topluma örnek olacak bireyler haline getirmeye çalışıyoruz" dedi. "Beynin daha aktif çalışmasına yardımcı oluyor" Gitar çaldığını ve bu tarz aktivitelerin kötü ortamlardan uzak tuttuğunu söyleyen Zehra Atımdar, "Uğraştığım işi seviyorum. Çünkü gerçekten boş vakitlerde sosyal medyada gezinmek yerine gün içinde en azından gitar çalışmak bana çok iyi geliyor. Bence müzikle uğraşmak, beynin daha aktif çalışmasına da yardımcı oluyor. Zeka gelişimi açısından da çocuklara fayda sağlayan bir şey olduğunu düşünüyorum. Böyle bir hobi edinmek çok güzel bir şey. Çünkü insanı kötü alışkanlıklardan ve suça sürüklenebilecek ortamlardan uzak tutuyor. Aynı zamanda insanların bakış açısını da değiştiriyor. Bu sayede kötü eğilimlerin önüne geçilmiş oluyor. İnsanların kötü aktivitelerle uğraşmak yerine kendilerine farklı hobiler edinmeleri çok daha faydalı. Kötü alışkanlıklara yönelmek yerine bu tür alanlara yönelmek, insanı geliştiren ve ona katkı sağlayan bir şeydir" diye konuştu. "Kafamız dağılıyor ve rahatlıyoruz" Keman çaldığını söyleyen ve ekran süresinin azaldığını ifade eden Zeynep Gülez, "Buraya gelmek aslında hem sınav stresimizi azaltıyor hem de telefondan uzaklaşmamızı sağlıyor. Böylece kafamız dağılıyor ve rahatlıyoruz. Ancak buraya geldikçe telefon ekran sürem ciddi şekilde azaldı. Bu yüzden burada vakit geçirmenin hem zihinsel hem de fiziksel olarak bize iyi geldiğini düşünüyorum" şeklinde konuştu.
İstanbul İTO Başkanı Avdagiç: "Türkiye artık Avrupa’nın geleceğini belirleyen ülkedir" İTO Başkanı Şekib Avdagiç, "Dünya yeniden şekillenirken potansiyeli itibarıyla Türkiye’nin önüne tarihsel önemde büyük fırsat alanları çıkmıştır. Türkiye artık ekonomiden güvenliğe kadar Avrupa’nın geleceğini belirleyen ülkedir" ifadelerini kullandı. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, İTO’nun mayıs ayı meclis toplantısında dünya ve Türkiye ekonomisindeki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin 3 alanda avantajla öne çıktığını belirten Avdagiç, Çin+1 ihtiyacının en güçlü alternatiflerinden biri olan Türkiye’nin 4 saatlik uçuş mesafesiyle 1,3 milyar nüfusa, 32 trilyon dolar milli gelire ve 10 trilyon dolar ithalat hacmine sahip pazarlara erişim sunabilen eşsiz bir coğrafi konumda olduğunu söyledi. Avdagiç, ikinci olarak AB’nin "Made in EU" çerçevesi ve stratejik sektörlerde tedarik güvenliğini önceleyen politikalarının da Türkiye için yeni bir entegrasyon fırsatı sağladığını belirtti. Avdagiç, elektrikli araçlar, yeşil çelik, batarya, temiz enerji ekipmanları ve savunma sanayii alanlarında Avrupa üretim zincirinin potansiyel kritik halkalarından birinin Türkiye olduğunu kaydetti. "Türkiye menüde değil, masada yer alacak aktörlerden biridir" Avdagiç, "Üçüncüsü ise Türkiye’nin jeostratejik konumudur. Bugün dünya ticaretinin en önemli tartışması, yeni koridorlar üzerinedir. Orta Koridor, Kalkınma Yolu, enerji transit hatları, Karadeniz lojistiği ve Doğu Akdeniz bağlantıları Türkiye’yi yalnızca bir transit ülke değil; bölgesel ticaret merkezi haline getirebilecek küresel projelerdir" ifadelerini kullandı. Enerji, lojistik ve sanayi birlikte düşünüldüğünde Türkiye’nin ’bölgesel üretim ve ticaret üssü’ olma potansiyelinin aynı zamanda küresel yatırımcılar için de göz kamaştırıcı fırsatlar sunduğunu kaydeden Şekib Avdagiç, şunları söyledi: "Türkiye bu yeniden şekillenme sürecinde gücü, potansiyeli ve kapasitesiyle menüde değil, masada yer alacak aktörlerden biridir. Dünya yeniden şekillenirken potansiyeli itibariyle Türkiye’nin önüne tarihsel önemde büyük fırsat alanları çıkmıştır. Türkiye artık ekonomiden güvenliğe kadar Avrupa’nın geleceğini belirleyen ülkedir. Küresel ekonomide sert rüzgarların estiği bu dönemde Türkiye’nin önündeki asıl konu, bu rüzgarı avantaja çevirebilecek stratejik dönüşümü başarabilmektir. Bunun için de hepimize, hükümete, özel sektöre ve topluma vazifeler düşüyor. Bu vazifelerin başında ise ‘öngörülebilirlik, eğitim reformu, yüksek katma değerli üretim ve uzun vadeli sanayi stratejisi’ geliyor. Ben Türkiye’nin bugüne kadar başardıklarıyla, bundan sonraki zorlu aşamaları da başaracağına inanıyorum." "Türkiye’nin temel ekonomik sorunu yalnızca enflasyon değildir" Avdagiç, son verilerin yaşanan bütün zorluklara rağmen Türk sanayisinin çarklarının uzun süreli yavaşlamaya karşın durmadığını ortaya koyduğunu belirterek, reel sektörün yüksek faiz, finansmana erişim sorunları, enerji maliyetleri ve kur-enflasyon dengesizliğine rağmen fedakârlıkla üretmeye, satmaya ve pazarlarını korumaya devam ettiğini ifade etti. Avdagiç, şöyle devam etti: "Burada önemli bir saptama yapacağım: Halihazırda ilk sırada yer almakla birlikte Türkiye’nin temel ekonomik sorunu yalnızca enflasyon değildir. Bunun altını çizmek istiyorum. Can alıcı mesele üretim maliyetlerinin verimlilik artışının önüne geçmiş olması ve özellikle emek yoğun sektörlerde rekabetçiliğin yitirilmesi meselesidir. Türkiye rekabetçiliğini kaybetmeden yoluna devam etmelidir. Biz özel sektör olarak bunu başaracak güçte olduğumuza inanıyoruz." İhracat sıçramasını kalıcı kılma çağrısı Son küresel gelişmelerin önümüzdeki dönemde dünyada 3 tür ekonominin öne çıkacağına işaret ettiğini söyleyen Avdagiç, bunları ’teknoloji üretenler, enerjiyi kontrol edenler ve tedarik zincirlerini yönetenler’ olarak sıraladı. Şekib Avdagiç, Türkiye’nin bu üç alanla ilgili olarak hiçbir ülkeye nasip olmayan bir avantaja sahip olduğunu, bu üç alanın kesişim noktasında bulunduğunu vurguladı. Nisan ayında ihracatta yaşanan yüksek oranlı sürpriz artışın Türkiye’nin göreli üstünlüklerine verilen tepkinin doğal sonucu olduğunu belirten Avdagiç, "Bu artış, batılı pazarların ani ve panik tedarikte ilk adreslerinin Türkiye olduğuna işaret eden çarpıcı bir örnektir. Bütün mesele, bu artışı kalıcı hale getirebilecek çıtanın aşılmasıdır" değerlendirmesinde bulundu. Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’na destek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yeni vergi teşvikleri ve Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı’nın bu yönde önemli bir adım olduğunu belirten Avdagiç, programı içerik ve zamanlama açısından isabetli bulduklarını ifade etti. Avdagiç, programın Türkiye’nin finans, lojistik ve ticaret merkezi konumunu pekiştireceği gibi küresel üretim ve ticaret üssü hedefine de katkı sunacağını, ülkenin ’bölgesel istikrar adası’ rolünü de güçlendireceğini söyledi. Avdagiç, "İTO olarak hep üstünde durduğumuz ’imalatçı ihracatçılar’ için Kurumlar Vergisi’nin düşürülmesi, transit ticaret faaliyetlerindeki Kurumlar Vergisi avantajı gibi pek çok düzenleme, özellikle yurt içinde üretimin artmasına katkı sağlayacaktır" dedi. Avdagiç, yatırımcı dostu ve dijitalleşmeyi öne alan destek paketinin Türkiye’nin küresel arenadaki rekabet gücünü artıracağını kaydetti. Bu dönemde KOBİ’ler başta olmak üzere üretim, istihdam ve ihracat ekosistemini ayakta tutan şirketler için üç hususun gözetilmesini beklediklerini söyleyen Avdagiç, bunları ’uygun fiyatla finansmana erişim, döviz kurunun dengeli seyri ve rekabetçi girdi maliyet yapısının yeniden tesisi’ olarak sıraladı. "Türkiye’nin tüccarı, Türkiye’nin beyaz atlı prensleridir" Avdagiç, geçen ay üst düzey devlet protokolünün bulunduğu birçok toplantıya ve İTO üyelerinin temsil edildiği etkinliklere katılma imkanı bulduğunu belirterek, bu toplantıların ekonominin lokomotifi olarak nitelendirdiği KOBİ’lerin katıldığı toplantılar olduğunu ifade etti. Üyelerinin kendi işlerinde çalışan, üretmek ya da ticaret yapmak için çabalayan, pes etmeyen insanlar olduğunu vurgulayan Avdagiç, aynı zamanda bu kesimin dünyadaki gelişmelerden ve konjonktürel olaylardan en fazla etkilenen grupta yer aldığını söyledi. Avdagiç, şunları kaydetti: "Hiçbiri sızlanmıyor, yel değirmenleriyle savaşmıyordu. Hepsi, ‘Ben işimi nasıl yürütürüm, ne yaparım da ihracatımı artırırım, nasıl bir politika izlersem döviz artışından, faizin yükselmesinden, krediye erişememekten zarar görmem’, hep bunu düşünüyorlar. Kendi çıkış yollarını bulmaya odaklanmışlar. Onlar basiretli bir tüccarın yapması gerekeni yapmış. Beyaz atlı bir prensin gelip kendilerini kurtarmasını beklemeyip, kendilerinin beyaz atlı prensi olmuşlar. Bana göre Türkiye’nin tüccarı, Türkiye’nin beyaz atlı prensleridir. Kendileri için yaptıkları her şeyi Türkiye için yapmanın, Türkiye ekonomisini büyütmenin mutluluğunu yaşıyorlar."