Son Dakika
|
Trump: "İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına asla izin vermeyeceğim"
İran: "Basra Körfezi'ndeki ABD'ye ait petrol tankeri uyarılara uymadığı için vuruldu"
Merkez Bankası faiz kararını açıkladı!
Şanlıurfa’da kuyumcuda hırsızlık anı kameraya yansıdı
MSB: "İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir"
ABD ordusu: "İran, hava gücünü her geçen gün kaybediyor"
İstanbul’da yabancılara sahte belge düzenleyen şebeke çökertildi: 13 gözaltı
İran, Bahreyn'de yakıt tanklarını vurdu
İran'da hayatını kaybeden üst düzey askeri yetkililer için cenaze töreni
Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
İsrail, Beyrut banliyölerine hava saldırısı düzenledi
Arakçi: "ABD, İran’ın nükleer önerisini teknik detayları kavrayamadığı için reddetti"
Gazeteci Enver Aysever hakkında tahliye kararı
Ankara’da korkutan deprem!
Şişli’de silahlı kavgada seken kurşunlar yoldan geçen kadına isabet etti
İsrail’den Beyrut’a hava saldırısı
İran’dan Trump’a sert mesaj: "Sizi pişman edene kadar geri adım atmayacağız"
SAĞLIK
Dr. Baran’dan böbrek sağlığı uyarısı
12 Mart 2026 Perşembe - 21:23:20
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Erdem Baran, Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kronik böbrek hastalığının çoğu zaman erken dönemde belirti vermeden ilerlediğine dikkati çeken Nefroloji Uzmanı Dr. Erdem Baran, bu nedenle düzenli sağlık kontrollerinin büyük önem taşıdığını belirtti. Yapılan araştırmaların toplumda yaklaşık her 10 kişiden birinde böbrek hastalığı bulunduğunu gösterdiği ifade edildi. Özellikle diyabet, hipertansiyon, obezite ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının böbrek hastalıkları açısından önemli risk faktörleri arasında yer aldığı vurgulandı. Dr. Erdem Baran, bu hastalıkların kontrol altında tutulmasının böbrek sağlığının korunmasında kritik rol oynadığını belirtti. Dünya Böbrek Günü vesilesiyle vatandaşları böbrek sağlıkları konusunda daha bilinçli olmaya ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeye davet etti. Böbrek sağlığını korumak için yeterli su tüketilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, sağlıklı ve dengeli beslenilmesi, sigara kullanımından kaçınma, düzenli egzersiz yapılması ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınılması gerektiğini söyledi.
12 Mart 2026 Perşembe - 16:06
Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı
Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi bünyesinde açılan hemodiyaliz ünitesi, daha önce tedavi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalan hastalara büyük kolaylık sağladı. Hasköy ilçesinde bulunan devlet hastanesi bünyesinde hizmete açılan hemodiyaliz ünitesi, ilçede yaşayan böbrek hastalarının tedaviye erişimini kolaylaştırdı. 4 Şubat’ta hizmet vermeye başlayan ve 6 diyaliz makinesinin bulunduğu ünitede şu anda yaklaşık 21 hasta tedavi görüyor. Daha önce diyaliz tedavisi için Muş Devlet Hastanesi’ne gitmek zorunda kalan Hasköy ve köylerinde yaşayan hastalar, artık ilçede hizmet veren hemodiyaliz ünitesi sayesinde uzun yolculuklardan kurtuldu. Hasköy Devlet Hastanesi’nde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Balat, ünitenin yaklaşık bir aydır hizmet verdiğini belirterek, "Ünitemiz yaklaşık bir ay oldu açıldı. 6 yatağımız var. Şu an yaklaşık 21 hastamız var. Bundan önce hastalar çeşitli zorluklarla Muş merkez veya farklı yerlerde tedavi oluyorlardı. Burayı açtıktan sonra hastalar rahatlıkla diyalizlerini almakta. Hafta içi ve hafta sonu belli dönemlerde diyaliz seanslarımız var" dedi. Hasköy Devlet Hastanesi Birim Sorumlusu Fırat Narin ise ilçede kurulan hemodiyaliz ünitesinin bölge için önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade ederek, "Hasköy Devlet Hastanesi’nde gerçekten güzel bir hemodiyaliz ünitesi kurduk. Hastanemizde şu anda 21 hasta hemodiyaliz tedavisi görmekte. Pazartesi, çarşamba, cuma bir ekip, salı, perşembe ve cumartesi ise diğer ekip tedavi yapmakta. Hastalarımız haftada 12 saat, günlük 4 saat diyaliz tedavisi alıyor. Diyalize giren hastalar sadece Hasköy’den değil, mesafe olarak yakın olduğu için Korkut ilçesi ve köylerinden de geliyor. Hatta Tokat’tan gelen hastamız da mevcut. Ünitemiz ayrıca tatil hemodiyalizi hizmeti de veriyor. 6 makine ile hizmet veren hastanemiz, akşam seansıyla birlikte 34-36 hastaya kadar kapasiteye sahip. İlçede hemodiyaliz ünitesinin açılması Hasköy ve Korkut ilçelerindeki hastaları ciddi şekilde rahatlattı" diye konuştu. Diyaliz tedavisi için üniteden yararlanan 53 yaşındaki Fevzi Zeytun ise daha önce tedavi için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Korkut’un Altınova köyündenim. 53 yaşındayım. Son 8 aydır diyalize giriyorum. Son 3 yıldır da görme engelliyim. Arkadaşlar sağ olsun, görme engelli olmama rağmen bir sıkıntım olduğunda hemen ilgileniyorlar. Bizim yaşadığımız yer Muş merkeze 40-45 kilometre uzaklıkta. Hasköy’e ise yaklaşık 20 kilometre mesafede. Buradan evimize gitmek 20 dakika sürüyor fakat Muş merkeze gittiğimizde yol çok zamanımızı alıyordu. Allah devletten razı olsun" şeklinde konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 15:45
Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor
Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Dünya Böbrek Günü kapsamında, Türk Böbrek Vakfı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan 2,5 metre yüksekliğinde dev böbrek maketi, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi. Düzenlenen etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekildi hem de su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2-2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor" dedi. Erk, kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir" dedi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek, "Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır" dedi. Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan bahsederek, "Kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür), vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır" dedi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:58
Dünya Glokom Gününde ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı
Diyarbakır’da Dünya Glokom Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı. Dicle Üniversitesi Hastanesi ana bina poliklinikleri ile Tıp Fakültesi Dekanlığı girişinde kurulan stantlarda hasta, hasta yakınları ve öğrencilerin göz tansiyonları ücretsiz olarak ölçüldü. Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Keklikçi, glokom hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, "Glokom, halk arasında bilinen adıyla göz tansiyonu, tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen önemli bir göz hastalığıdır. Hastalık erken dönemde çoğu zaman belirti göstermediği için düzenli göz muayeneleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle risk grubunda bulunan bireylerin belirli aralıklarla göz kontrollerini yaptırmaları, muhtemel görme kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır" dedi. Etkinlik kapsamında kurulan stantlarda vatandaşlara glokom hakkında bilgilendirici broşürler dağıtılırken, göz tansiyonu ölçümü yapılan katılımcılara hastalık hakkında görevliler tarafından bilgi verildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
12 Mart 2026 Perşembe- 12:53
Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası
2
12 Mart 2026 Perşembe- 12:21
İnme geçiren 91 yaşındaki hastaya başarılı müdahale, uzmanlardan uyarı: "Dakikanın önemi var"
3
05 Şubat 2026 Perşembe- 09:40
Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu
4
12 Mart 2026 Perşembe- 10:02
Uzmanından uyarı: "Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık"
5
12 Mart 2026 Perşembe- 10:54
Göz tansiyonu kalıcı görme kaybına yol açabiliyor
03 Şubat 2026 Salı - 09:39
Veteriner hekimlere ilkyardım eğitimi
Aydın’da veteriner hekimlere yönelik düzenlenen ilk yardım güncelleme eğitiminde, sertifikalı veteriner hekimler acil sağlık uygulamalarına ilişkin bilgilerini tazeledi. Aydın Veteriner Hekimleri Odası Başkanlığı Hizmet Binası Toplantı Salonu’nda, ilk yardım güncelleme eğitimi gerçekleştirildi. Aydın İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanlığı Acil Sağlık Birimi eğitmenleri tarafından verilen eğitim, daha önce oda bünyesinde düzenlenen ilk yardım eğitimine katılarak İlk Yardım Sertifikası almaya hak kazanan veteriner hekimlere yönelik olarak gerçekleştirildi. Güncelleme eğitimi kapsamında, acil durumlarda doğru ve hızlı müdahalenin önemi vurgulanırken, temel ilk yardım uygulamaları hakkında güncel bilgiler paylaşıldı. Aydın Veteriner Hekimleri Odası tarafından yapılan açıklamada, eğitmenlere ve eğitime katılım sağlayan meslektaşlara teşekkür edilerek, çalışmalarında başarılar dilendi.
03 Şubat 2026 Salı - 09:31
Reflü tedavisinde kapalı yöntem avantaj sağlıyor
Reflü hastalığının toplumda oldukça yaygın olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cemil Er, uzun süre tedavi edilmeyen reflünün yemek borusunda hasara neden olabileceğini vurgulayarak, reflü hastalığının doğru tanı ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu söyledi. Erişkinlerin yaklaşık yüzde 20’sinde haftada en az bir kez reflü şikayeti görülüyor. Obezite, sigara kullanımı, gebelik ve sağlıksız beslenme, riski artıran faktörler olarak öne çıkarken, reflü hastalarının çoğu gerekli tetkikler yapılmadığı takdirde gastrit denilerek geçiştirilebiliyor. Reflünün (GÖRH), mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması sonucu ortaya çıkan, kronik seyirli bir sindirim sistemi hastalığı olduğunu belirten Op. Dr. Cemil Er, normalde mide ile yemek borusu arasında bulunan alt özofagus sfinkterinin, mide asidinin yukarı kaçmasını engellediğini, bu mekanizmanın bozulmasının da reflüye yol açtığına dikkat çekti. Reflü hastalığında belirti ve teşhis süreci Reflü hastalığının temelinde belirtiler kişiden kişiye değişebiliyor. Uzun süre tedavi edilmeyen reflünün yemek borusunda hasara sebebiyet verdiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Cemil Er, "En sık görülen belirtiler arasında göğüs arkasında yanma hissi, ağıza acı veya ekşi su gelmesi, göğüs ağrısı, kronik öksürük, boğazda takılma hissi ve gece artan şikayetler reflü ile ilişkili olabilir. Reflü tanısı genellikle hastanın şikayetleri doğrultusunda konur. Gerekli durumlarda endoskopi, 24 saatlik pH metre, özofagus manometrisi, radyolojik incelemeler (ilaçlı mide grafisi) gibi teşhis yöntemleri kullanılabilir" dedi. Endoskopik yöntemin avantajları Endoskopi ise hem tanı hem de bazı hastalarda tedavi amacıyla kullanılabiliyor. Endoskopik tedavilerin genellikle cerrahiye alternatif olarak hafif ve orta dereceli reflü hastalarında tercih edilebileceğini söyleyen Op. Dr. Cemil Er, endoskopik yöntemlerin birçok avantajının olduğunu da belirterek, "Bu yöntem ile ameliyatsız bir süreçte hastanede kalma süresi azalırken, iyileşme süreci de buna bağlı olarak hızlanır. Günlük yaşama dönme süreci kısalır ve yaşam kalitesi standartları korunmuş olur. Reflü cerrahisinde başarı oranı yüzde 85 - 90 civarındadır. Hastaların büyük çoğunluğu ameliyat sonrasında ilaç kullanmadan yaşamına devam edebilir" ifadelerini kullandı. Reflü hastalığında uzun süre ilaç kullanımında ise hastalarda kemik erimesi riski artıyor. B12 vitamini ve magnezyum eksikliği meydana gelirken, böbrek fonksiyonlarında bozulmalar gözleniyor ayrıca bağırsak enfeksiyonlarına yatkınlık artıyor. Bu durumda cerrahi tedavi yönteminin, ilaç tedavisine yanıt vermeyen veya uzun süre ilaç kullanmak istemeyen hastalarda gündeme geldiğini vurgulayan Op. Dr. Cemil Er, "En sık uygulanan yöntem Laparoskopik Fundoplikasyondur (Nissen, Toupet vb.). Bu yöntemde midenin üst kısmı yemek borusunun etrafına sarılarak kapak mekanizması güçlendirilir. Bu cerrahinin avantajları ise uzun süreli ve kalıcı çözüm sağlaması, ilaç ihtiyacını azaltması ya da ortadan kaldırması ve yaşam kalitesini arttırıyor olmasıdır" diye konuştu.
03 Şubat 2026 Salı - 09:25
Kanser tedavisinde beslenmenizi güçlendirin
Kanser teşhisi alan kişilerde başlayan uzun tedavi süreci, yanında başka birtakım sorunları da beraberinde getirebiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı, "Etin özellikle mangalda veya kaynatılarak çok yüksek ısıda kimyasal işlemlere maruz bırakılması kanser riskini artırır. Ancak kanser tedavisi sırasında et sağlıklı pişirilerek belirli ölçülerde tüketilebilir" dedi. Kanser tedavisi gören bir kişinin yediği gıdalara dikkat etmesi gerektiğini belirten uzmanlar, bu hastaların tedavi ve hastalığın etkilerinden dolayı kilo vermeye meyilli olduğunu söyledi. Günümüzde kanserli hastaların tedavi ve psikolojik durumunun hastalığın sürecini etkilediğinin iyi bilinmekte olduğunu belirten uzmanlar, beslenmeden egzersize kadar birçok etkenin de sürece katkı sağladığını söyledi. İlk olarak kanser hastasının beslenmesine özen göstermesi gerektiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Tıbbı Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı, özellikle doymuş yağlar ve çok kalorili beslenmenin hem obeziteye hem de birçok kanser tipine sebep olduğunu söyledi. Tekli doymamış yağların kanser ile ilişkisinin daha az olduğunu ifade eden Avcı, bu grup yağların ise zeytinyağı, avakado, fıstık, balık, cevizde bulunduğunu söyledi. Avcı, "Yapılan araştırmalarda çok fazla et tüketen insanlarda kolon, prostat ve mide kanseri riskinin arttığı gösterilmiştir. Etin özellikle mangalda veya kaynatılarak çok yüksek ısıda kimyasal işlemlere maruz bırakılması kanser riskini artırır. Ancak kanser tedavisi sırasında et sağlıklı pişirilerek belirli ölçülerde tüketilebilir. Tümüyle kısıtlanması söz konusu değildir. Şeker alımı ile kanser riskinin arttığına dair direkt bir ilişki gösterilmemiş olsa da çok şekerli ve tatlandırıcı kullanılmış gıdaların tüketilmesi kilo artışına sebep olur.Kilo alımı da kanseri tetikleyebilir’’ dedi. Vitamin ilaçlarına dikkat Sebze ve meyve tüketimi ile mide ve bağırsak kanseri riskinin azaldığının gösterildiğini belirten Avcı, "Kanserli hastalarda da günde 2-3 porsiyon sebze ve 1-2 porsiyon meyve önerilmektedir. Hangi sebze ve meyvenin daha fazla koruyucu olduğu bilinmediği için tüm sebze ve meyvelerin tüketilmesi öneriliyor. Orta derecede bir fizik aktivite halsizlik, kas kuvveti, kalp-damar sağlığı ve hastanın ruhsal durumunu iyileştirir. Yaşam kalitesi iyileşir. Hastanın durumu ve hastalığın evresi ile ilişkili olarak kanser tedavisi sırasında da doktorun önereceği ölçüde fiziksel aktivite önerilir. Doktor, önermediği sürece hasta vitamin ilaçları kullanmamalıdır. Gereksiz vitamin kullanımı zararlı olabilir. Önerilen kaliteli beslenmektir. Kemoterapi sırasında immun sistemi zayıftır. Bu sebeple kanser hastalarının enfeksiyona yakalanmaması için temizliği çok önemlidir" diye konuştu. Tedavide kullanılan ilaçlara değinen Avcı, "Aslında kemoterapi derken tek bir ilaçtan bahsetmiyoruz. Kemoterapide ilk olarak sitotoksikler dediğimiz bir grup ilaç kullanılmıştır. Bu sitotoksiklerde kendi arasında etki mekanizmalarına göre gruplandırılır. Dolayısıyla her bir ilacın etki mekanizması kadar yan etkisi de farklıdır. Bu yan etkiler hastanın vücut direnci ile ilişkili olarak farklı şiddet derecelerinde görülür. Sitotoksik ilaçlar, hızlı çoğalma ve bölünme yeteneğine sahip kanser hücrelerini etkiler. Ancak tedavi sırasında hızlı bölünme yeteneğine sahip normal hücreler de etkilenebilir. Yani saç dökülmesi, kansızlık, ağızda yara, bulantı, ishal ve kabızlık gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bazı kemoterapi ilaçları kalp, böbrek, akciğer ve sinir sisteminde de yan etki oluşturabilir’’ şeklinde konuştu. Artık akıllı ilaçlar var Kanser hücrelerinin normal hücrelerden farklı özelliklere sahip olduğunu ifade eden Avcı, "Sadece kanser hücrelerinde bulunan bu özellikleri tanıyan ve kanser hücresini yok etmeye yönelik ilaçlara akıllı ilaç (hedefe yönelik) denir. Akıllı ilaçlarda etki mekanizma ve moleküler yapılarına göre ayrılırlar. Bu ilaçlar ile tedavideki amaç normal hücrelere zarar vermeksizin daha fazla kanser hücresini öldürmektir. Günümüzde modern tıptaki gelişmeler ile birlikte kanser hücresinin biyolojik özelliklerini tespit edebiliyoruz. Bu özelliklere göre de hedefe yönelik ilaçları daha fazla kullanıyoruz" dedi.
03 Şubat 2026 Salı - 09:02
Felçli olarak geldi, ilk adımlarını Türkiye’de attı
Omurgasını içten içe eriten tüberküloz yüzünden belden aşağısı felç olan ve yatağa bağımlı hale gelen 37 yaşındaki Cibutili Fatouma Adoch Hoche için umutlar tükenmek üzereydi. Ancak Türkiye’ye uzanan sağlık koridoru hayatını değiştirdi. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde gerçekleş tirilen riskli omurga ameliyatı ve robotik rehabilitasyon sayesinde genç kadın, aylar sonra yeniden adım atmanın mutluluğunu yaşadı. Cibuti’de yaşayan 37 yaşındaki Fatouma Adoch Hoche’ninhayatı, tüberküloz yüzünden kabusa döndü. Hastalık genç kadının akciğerlerinden ziyade omurgasını hedef almıştı. Aylar içinde bacaklarındaki güçsüzlük arttı ve sonunda belden aşağısı tamamen felç oldu. Şifa arayışında yolu Türkiye’ye düşen Hoche, Medipol Sağlık Grubu’nda multidisipliner bir çalışma ile sağlığına yeniden kavuştu. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nde Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Çetinkal ve Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ağırman’ın aylar süren cerrahi ve rehabilitasyon sürecinin ardından genç kadın ülkesine yürüyerek döndü. Tüberküloz felce neden oldu Hastalığın ilk sürecinde ağır bir tabloyla karşı karşıya olduklarını belirten Doç. Dr. Çetinkal, "Hastamız, 10 ay önce yavaş yavaş ilerleyen bir parapleji tablosu vardı. Özellikle sırtın T2-T3 seviyesinde, tüberküloza bağlı gelişen bir kitlenin omurgayı içeriden eriterek omuriliğe baskı yaptığını gördük. Bu baskı nedeniyle hasta yürüyemiyor, idrar ve gaita kontrolünü sağlayamıyordu. Yapılan değerlendirmelerin ardından cerrahi tedavi kararı aldık" dedi. Yeniden ayağa kalktı Uygulanan cerrahi ve sonrasındaki süreci anlatan Doç. Çetinkal, "Ağustos 2025’te gerçekleştirdiğimiz ameliyatta T2-T3 omurlarını arkadan bir yaklaşımla çıkardık. Yerine özel bir kafes sistemi yerleştirdik ve boyun ile sırt bölgesini vidalarla sabitledik. Ameliyat sonrasında multidisipliner bir tedavi süreci yürüttük. Ameliyat öncesinde ayağa kalkamayan hastamız yaklaşık 4 ay içinde yürüyebilir hale geldi. Bugün geldiğimiz noktada paraplejik olan hastamız ayakta yürüyebiliyor ve günlük ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabiliyor" ifadelerini kullandı. Erken rehabilitasyon hayati rol oynadı Ameliyat sonrası sürecin en az cerrahi kadar önemli olduğuna dikkat çeken Prof. Ağırman, "Hastamız ağır bir nörolojik tabloyla rehabilitasyona alındı. Hastamızın sırt bölgesinde omurilikte ciddi bir lezyon vardı. Beyin ve Sinir Cerrahisi ekibimiz başarılı bir ameliyat gerçekleştirdi ancak ameliyat öncesinde var olan omurilik sinir hasarı nedeniyle bacaklarda ileri derecede güçsüzlük devam ediyordu. Hastayı ilk gördüğümüzde oturma dengesi yoktu ve ayakta duramıyordu" dedi. Robotik tedaviyle ayağa kalktı Hastayı erken dönemde kapsamlı bir rehabilitasyon programına aldıklarını vurgulayan Prof. Dr. Ağırman, "Erken dönemde robotik rehabilitasyon uygulamalarından yoğun şekilde faydalandık. Robotik yatakla hastayı dik pozisyona getirerek ayak hareketlerini başlattık, kol robotlarıyla üst ekstremite fonksiyonlarını artırdık. Zamanla kaslar güçlendi, sinir uyarımları arttı ve iyileşme hızlandı. Bugün hastamız yürüteçle bağımsız şekilde yürüyebiliyor, günlük ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabiliyor" şeklinde konuştu. "Mutluluğum tarif edilemez" Aylar sonra ayağa kalkan Fatouma Adoch Hoche ise duygularını şu sözlerle ifade etti: "Hastaneye geldiğimde yatalaktım, Tüberküloz hastalığım vardı ve belim kırılmıştı. Kızımın tedavisi için geldiğim İstanbul’da ben de şifa buldum. Bugün sağlık durumum çok iyi, kendim yürüyebiliyorum ve mutluluğum tarif edilemez. Şifa Allah’tan ama buradakihocalarımız bana karşı çok ilgili ve profesyonellerdi."
02 Şubat 2026 Pazartesi - 17:21
Uzmanı uyardı: "Zehirli guatr belirtileri ihmal edilmemeli"
Zehirli guatr hakkında uyarılarda bulunan Endokrinoloji ve Metobolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Tutal, "Tiroit hormonları dokuların büyümesi, beyin gelişimi, kalori harcanması ve oksijen tüketimi gibi hayati görevlerinin yanı sıra kalp, karaciğer, böbrek, iskelet, kas ve cilt dokusu üzerinde de etki gösterir. Zehirli guatr, vücudun aşırı miktarda tiroit hormonuna maruz kalmasıdır" dedi. Tiroit bezinin, T3 ve T4 hormonlarını üreten, boynun ön kısmında yer alan, vücudun en büyük endokrin organı olduğunu belirten Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metobolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Tutal, ‘zehirli guatr’ hakkında açıklamalarda bulundu. Tiroit bezinin, T3 ve T4 hormonlarını üreten, boynun ön kısmında yer alan, vücudun en büyük endokrin organı olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Esra Tutal, "Tiroit hormonları dokuların büyümesi, beyin gelişimi, kalori harcanması ve oksijen tüketimi gibi hayati görevlerinin yanı sıra kalp, karaciğer, böbrek, iskelet kası ve cilt dokusu üzerinde de etki gösterir. Zehirli guatr vücudun aşırı miktarda tiroit hormonuna maruz kalmasıdır. Bu bazen tiroit bezinden aşırı miktarda tiroit hormonu sentezlenmesinden bazen da tiroit iltihaplarından kaynaklanır" şeklinde konuştu. Bu belirtilere dikkat Zehirli guatrın belirtilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Esra Tutal, şu bilgileri paylaştı: "Zehirli guatrın nedenine göre değişmekle beraber çarpıntı, sinirlilik, kolay yorulma, ishal, aşırı terleme, sıcağa tahammülsüzlük, normal yemeye rağmen kilo kaybı gibi şikâyetler görülebilir. Bazı hastalarda gözde irileşme ve dışarı çıkma gibi göz kaslarının etkilenmesine bağlı bazı belirtiler, bacak derisinde kızarıklık ve deride kalınlaşma gibi belirtiler de olur." "İlaç tedavisi uygulanabilir" Hastalığın tanısının muayene sonrası kan tetkikleri ile başlayacağını vurgulayan Uzm. Dr. Esra Tutal, "Kanda T3, T4, TSH gibi tiroit hormonları, bazı tiroit antikor değerlerine bakılır. Ayrıca ultrason ve sintigrafi de tanıda kullanılan görüntüleme yöntemlerindendir. Günümüz de zehirli guatrın tedavisinde kullanılan 3 yöntem vardır. Birincisi ilaç tedavisi, ikincisi ameliyat, üçüncüsü ise halk arasında atom tedavisi olarak bilinen radyoaktif iyot tedavisidir. Hangi hastaya hangi tedavinin uygulanacağına hastalığın nedeni, şiddeti ve eşlik eden diğer problemleri göz önünde bulundurularak karar verilir" ifadelerini kullandı.
02 Şubat 2026 Pazartesi - 17:09
Tazminat korkusu hekimleri cerrahiden uzaklaştırıyor
HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, milyonlarca lirayı bulan malpraktis tazminatları ve dava bitmeden uygulanan haciz işlemleri nedeniyle hekimlerin artık cerrahi ve dahiliye gibi riskli branşları tercih etmediğini açıkladı. Kurban, hazırladıkları Hekimlik Meslek Yasası tasarısının hem hekimlerin mesleki güvencesini sağlayacağını hem de sağlık sistemindeki yapısal sorunlara çözüm getireceğini söyledi. Malpraktis (hatalı tıbbi uygulama) davalarında uygulanan yüksek tazminatların ve tamamlanmamış yargı süreçlerine rağmen başlatılan haciz işlemlerinin hekimleri ekonomik ve mesleki açıdan çıkmaza sürüklediğini ifade eden Adil Kurban, bu durumun özellikle riskli branşlarda hekim açığını artırdığını vurguladı. Mevcut sistemin hekimleri hasta ile karşı karşıya getirdiğini belirten Kurban, hazırlanan yasa tasarısının hasta, hekim ve devlet haklarını birlikte koruyan dengeli bir yapı sunduğunu dile getirdi. "Tasarımızda 140’tan fazla madde bulunuyor" HEKİMSEN tarafından hazırlanan yasa tasarısı hakkında bilgiler veren Kurban, "Hazırladığımız bu çalışma Hekimlik Meslek Yasası’dır. 1928’de yazılmış bir mevzuatta bugün ihtiyaç duyulan bilgilerin büyük bir bölümü yer almamaktadır. Tasarımızda 140’tan fazla madde bulunuyor ve bu maddelerin önemli bir kısmı tamamen yenidir. Bu maddeler malpraktisten tıbbi uygulamalara kadar uzanan geniş bir alanı içermektedir. Hem hekimin hem hastanın hem de devletin hakkını koruyan dengeli bir yapı öngörülmektedir. Deontolojiyi tıbbın bekçisi haline getirerek ülke genelinde etkin şekilde uygulayacağız. Aynı zamanda Tabipler Birliği’ndeki marjinalleşmeye de son vereceğiz. Marjinal gruplar meslek örgütlerine hâkim olamayacak, temsil edildikleri ölçüde söz sahibi olacaklardır" dedi. "Bu cezalar hekimlerin tüm mal varlığını yok ediyor" Hazırlanan yasa tasarısının aciliyetine dikkati çeken Kurban, "Malpraktis davalarında 70 milyon, 100 milyon TL’yi aşan cezalarla karşı karşıya kalınmaktadır. Bu paraların bir hekimin kamuda ya da özelde çalışarak biriktirmesi mümkün değildir. Bu cezalar hekimlerin tüm mal varlığını yok etmekte, ailesini ve geleceğini ortada bırakmaktadır. Tüketici mahkemelerine yapılan başvurularda dava süreçleri tamamlanmadan hekim aleyhine kararlar veriliyor. Temyiz ve Yargıtay aşamaları beklenmeden haciz işlemleri başlatılıyor. Hekim sonradan haklı çıksa bile parasını geri alamıyor. Bu durum kabul edilebilir değildir" diye konuştu. "Hekimler bu alanlara yönelmek istemiyor" Malpraktis davalarında ortaya çıkan tablonun sağlık sistemine zarar verdiğini ifade eden Adil Kurban, şöyle konuştu: "Bu durum hekimlerin artık riskli branşlara girmemesine yol açacaktır. Bugün gelinen noktada tablo zaten budur ve bu konuda çok sayıda çalışma ile açıklama bulunmaktadır. Dahiliye ve aile hekimliği dahil olmak üzere riskli branşların tamamı ciddi risk altındadır. Cerrahi branşların ise tamamı çok yüksek risk taşımaktadır. Bu nedenle hekimler bu alanlara yönelmek istememektedir. En çok çalışan ve en başarılı hekimler dahi biyokimya, mikrobiyoloji gibi preklinik dallara yönelmektedir. Bu alanlarda hasta ile doğrudan temas olmadığı için muayene, görüşme ve iletişim gerçekleşmemektedir. Sonuç olarak bu tablo tıbbın kendisine zarar vermektedir." "Hekimlik başlı başına yeterince ağır bir sorumluluktur" Hekimlerin sadece mesleğiyle uğraşmasını gerektiğini belirten Kurban, "Biz hekimler mesleğimizle ilgilenmek istiyoruz. Hekimlik zaten başlı başına yeterince ağır bir sorumluluk ve meşguliyettir. Mesleğimizi yapmamızın önüne engeller konulursa Türkiye tıpta büyük bir zarar görür ve hekimlerini kaybeder. Bu nedenle hükümetimizin ve milletimizin desteğini bekliyoruz" şeklinde konuştu.
02 Şubat 2026 Pazartesi - 15:47
BEUN’dan sağlık alanında bir önemli bilimsel organizasyon daha
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) ev sahipliğinde ve Ürolojik Cerrahi Derneği iş birliğinde üroloji alanındaki güncel cerrahi yaklaşımların ele alındığı "Lazer Prostat Enükleasyonu: Güncel Yaklaşımlar ve Uygulamalı Eğitim Kursu" başarıyla gerçekleştirildi. BEUN Hastanesi Şebnem Kargı Konferans Salonu’nda düzenlenen programa; Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hande Aydemir, BEUN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır, akademik personel ile hekimler katıldı. Teorik sunumlar ve uygulamalı eğitim oturumlarından oluşan kurs, alanında uzman akademisyenleri ve kursiyerleri bir araya getirdi. Programın açılış konuşmasını yapan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, konuşmasında şu ifadeleri dile getirdi: Üniversitemiz ev sahipliğinde gerçekleştirilen bu nitelikli eğitim programı vesilesiyle değerli misafirlerimizi Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Üniversitemiz; Hastanesi, Tıp Fakültesi ve ilgili tüm birimleriyle sağlık alanında yürüttüğü bilimsel, akademik ve uygulamaya dönük çalışmalarla bölgesine ve ülkemize değer katmaya devam etmektedir. Vatandaşlarımıza en güncel, güvenilir ve çağdaş sağlık hizmetlerini sunma anlayışımız doğrultusunda Üniversite Hastanemizde hayata geçirilen yenilikçi uygulamalarla "Batı Karadeniz’in Sağlık Üssü" kimliğimizi her geçen gün daha da güçlendiriyoruz. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu eğitim programı, üniversitemizin sağlık alanındaki vizyonunun ve bilimsel yaklaşımının önemli bir göstergesidir. Üniversitemiz bünyesinde yürütülen akademik ve bilimsel faaliyetlerle hekimlerimizin mesleki bilgi, beceri ve deneyimlerini sürekli geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda düzenlenen eğitim programlarının, alanında kendini geliştirmek isteyen tüm katılımcılar için önemli bir kazanım sunduğuna inanıyoruz. Hekimlik; bilgi birikiminin yanı sıra tecrübe, dikkat ve yüksek sorumluluk bilinci gerektiren son derece önemli bir meslektir. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu eğitim programı, üniversitemizin sağlık alanındaki vizyonunun ve bilimsel yaklaşımının önemli bir göstergesidir. Üniversitemiz bünyesinde yürütülen akademik ve bilimsel faaliyetlerle hekimlerimizin mesleki bilgi, beceri ve deneyimlerini sürekli geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu kapsamda düzenlenen eğitim programlarının, alanında kendini geliştirmek isteyen tüm katılımcılar için önemli bir kazanım sunduğuna inanıyoruz. Sözlerime son verirken bu nitelikli eğitim programının hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm akademisyenlerimize, kurs eğiticilerimize ve sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Bilgisi, tecrübesi ve öğrenme isteğiyle bu sürece değer katan kıymetli kursiyerlerimize başarılar diliyor; programın mesleki gelişime, bilimsel üretime ve insan sağlığına katkı sunan verimli bir eğitim ortamı oluşturmasını temenni ediyorum." Rektör Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, konuşmasının ardından kurs eğitmenlerine teşekkür belgelerini takdim etti. Sözlerime son verirken bu nitelikli eğitim programının hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm akademisyenlerimize, kurs eğiticilerimize ve sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum. Bilgisi, tecrübesi ve öğrenme isteğiyle bu sürece değer katan kıymetli kursiyerlerimize başarılar diliyor; programın mesleki gelişime, bilimsel üretime ve insan sağlığına katkı sunan verimli bir eğitim ortamı oluşturmasını temenni ediyorum." Rektör Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, konuşmasının ardından kurs eğitmenlerine teşekkür belgelerini takdim etti. Kursun devamında BEUN Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Engin Denizhan Demirkıran; kursun yapısı, hedefleri ve lojistik detaylarına ilişkin genel bir bilgilendirme yaparak üroloji alanındaki yenilikçi tedavi yaklaşımlarına değindi. Demirkıran ayrıca "Lazer fiziği ve prostat enükleasyonu: Ho:YAG ve Thulium Fiber Lazer (TFL) karşılaştırması" başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Daha sonra Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Dr. Öğr. Üyesi Arda Taşkın Taşkıran, "Enstrümantasyon: Endoskoplar/resektoskoplar, morcellatörler ve sarf malzemeleri" başlıklı sunumuyla katılımcılara bilgi verdi. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Alperen Yıldız ise "Enükleasyonun Tarihçesi: Tekniğin ortaya çıkışı ve TURP’a göre avantajları" başlıklı sunumunu yaptı. Program kapsamında Dr. Engin Denizhan Demirkıran ayrıca "Enükleasyon Tekniği: En-bloc ve insizyonel teknikler" başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı akademisyenlerinden Doç. Dr. Tarık Emre Şener ise "İnkontinans açısından erken apikal serbestleştirme" ve "Lazer prostat enükleasyonu ve erektil/ejakülatuvar fonksiyonlar" başlıklı sunumlarıyla katılımcılara kapsamlı bilgiler aktardı. Teorik sunumların ardından uygulamalı eğitim oturumlarına geçilen kursta, katılımcılar güncel lazer prostat enükleasyonu tekniklerini uygulamalı olarak deneyimleme imkânı buldu. Program, kursiyerlere katılım sertifikalarının takdim edilmesinin ardından sona erdi.
02 Şubat 2026 Pazartesi - 15:37
"Yoğun Bakım Hemşireliğinde Güncel Yaklaşımlar" sempozyumu düzenlendi
Sağlık Bakanlığı, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM) ve Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneğinin iş birliğinde "Yoğun Bakım Hemşireliğinde Güncel Yaklaşımlar" adlı sempozyum gerçekleştirildi. Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezinde yapılan sempozyuma; İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Akpolat, Özbekistan Ürgenç Tıp Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rashid Yusupovich Ruzibaev, Ürgenç Tıp Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Davronbek Yusupovich Batirov, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Özer, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aslan, TÖTM Başhekimi Prof. Dr. Erol Karaaslan, Karaciğer Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz, dekanlar, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Akpolat, İnönü Üniversitesinin ulusal ve uluslararası hedeflerini anlattı. İnönü Üniversitesinin küresel ölçekte bir marka haline geldiğini söyleyen Akpolat, "İş birliği ile yapılan yayın ve proje sayılarını arttırmak istiyoruz ve bu anlamda Türkiye’ye ve dünyaya bilim alanında katkı sağlamak istiyoruz. Üniversitemizin bir dünya markası haline geldiğini ifade etmiştim. Özellikle karaciğer naklinde şu an Türkiye’de bir numarayız. Avrupa’da bir numarayız. Dünyada da bir numarayız. Çapraz karaciğer nakline başladıktan sonra çapraz karaciğer naklinde de artık dünyada rakipsiz konumdayız" dedi. Pediyatrik kemik iliği naklinde de önemli bir konumda olduklarını söyleyen Akpolat, "En fazla kemik iliği nakli yapan, Türkiye’de erişkin kemik iliği nakli yapan merkez konumundayız. Ayrıca pediyatrik kemik iliği naklinde de Samsun’dan Adana’ya bir hat çektiğinizde o hattın doğusunda kalan bölgede tek merkeziz. Tüm bölgeye hizmet ediyoruz. Bu anlamda çok önemli bir sağlık hizmetini de ifa etmiş oluyoruz" şeklinde konuştu Rektör Akpolat, sempozyuma katkı veren herkese teşekkür ederek konuşmasını tamamladı. Ürgenç Tıp Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rashid Yusupovich Ruzibaev Urgenç, Ürgenç Tıp Üniversitesi hakkında bilgi verdi. Türkiye-Özbekistan arasındaki akademik ve bilimsel iş birliğinin artarak devam edeceğini belirterek katkılarından dolayı İnönü Üniversitesi önceki dönem rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay’a ve Rektör Prof. Dr. Nusret Akpolat’a teşekkürlerini iletti. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Aslan, sempozyumun bilim dünyası ile sağlık camiası için hayırlara vesile olması temennisinde bulundu. TÖTM Başhekimi Prof. Dr. Erol Karaaslan, yoğun bakım hemşirelerinin hayatla ölüm arasındaki süreçte üstlendiği hayati role dikkat çekerek hemşirelerin bu anlamda "sessiz kahramanlar" olduğunu ifade etti. Sempozyum Onursal Başkanı ve Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ayşe Belin Özer, yoğun bakım hemşirelerinin mesleklerini yalnızca teknik bilgiyle değil, güçlü bir vicdan ve insani duyarlılıkla icra ettiğini belirtti. Sempozyum Başkanı ve Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ebru Kıraner de dernek hakkında bilgi verdi. Kıraner, Türkiye’nin dört bir yanında düzenlenen toplantılarla mesleki birlikteliğin güçlendiğini söyledi. Sempozyumun bir diğer başkanı TÖTM Hemşirelik Hizmetleri Müdürü Gönül Gül Er ise, hemşireleri sağlık alanında kilit roller üstlenen sağlık profesyonelleri olarak niteledi. 350 sağlık personelinin katıldığı sempozyum, açılış konuşmalarının ardından 4 ayrı panel ile devam etti. Panellerde, yoğun bakım hemşireliğinde güncel yaklaşımlar, enfeksiyon kontrolü, organ destek tedavileri, monitorizasyon, mobilizasyon ve kanıta dayalı uygulamalar multidisipliner yaklaşımla ele alındı. Alanında uzman konuşmacıların yer aldığı "Yoğun Bakım Hemşireliğinde Güncel Yaklaşımlar" sempozyumu, hemşirelik mesleğinin güçlendirilmesine katkı sağladı.
02 Şubat 2026 Pazartesi - 15:03
Manisa’nın acil gücüne güç katıldı
Sağlık Bakanlığı tarafından Manisa’ya tahsis edilen 8 yeni ambulansın teslim edilmesiyle kent genelindeki acil yardım ambulans sayısı 94’e yükselirken, yeni araçlarla birlikte acil sağlık istasyon sayısı da 67’ye çıkarıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından Manisa’ya tahsis edilen 8 ambulans için teslim töreni gerçekleştirildi. Manisa Cumhuriyet Meydanında gerçekleştirilen törende Törende konuşan Manisa İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Fatih Zeren Manisa İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren acil yardım ambulans sayısının Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından devredilen 8 yeni ambulansın da eklenmesiyle 94’e ulaştığını ve yeni ambulanslar ile acil sağlık istasyon sayısının da 62’den 67’ye ulaştığını açıkladı. Manisa İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Fatih Zeren, "Bugün Sağlık Bakanlığımız tarafından ilimize tahsis edilen 8 yeni ambulansın teslim törenine hoş geldiniz. Manisa İl Sağlık Müdürlüğümüz bünyesinde hizmet veren acil yardım ambulans sayımız acil sağlık hizmetleri Genel Müdürlüğümüzü tarafından devredilen 8 yeni ambulansın da eklenmesiyle 94’e ulaşmıştır. Yeni ambulanslar ile acil sağlık istasyon sayımız 62’den 67’ye ulaştırılacaktır. Acil sağlık hizmetleri zamanla yarışılan ve insan hayatının merkezinde yer alan son derece önemli bir hizmet alanıdır. Bugün teslimini gerçekleştirdiğimiz bu yeni ambulanslar sayesinde ilimizde sunulan acil sağlık hizmetlerinin kapasitesi ve etkinliği daha da artacak. Vatandaşlarımıza daha hızlı ve daha nitelikli hizmet sunulacaktır" dedi. Manisa Valisi Vahdettin Özkan ise yeni ambulansların Manisa’ya hayırlı olmasını dileyerek şunları söyledi: "Çalışan bütün personele huzur içinde faaliyet icra etmesini temenni ediyorum. Bütün hekimlerimize minnettarız diyorum. Hayırlı uğurlu olsun." Manisa İl Müftü Vekili Mehmet Nurlu’nun yaptırdığı duanın ardından ambulansların anahtar teslimleri Manisa Valisi Vahdettin Özkan ve İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Fatih Zeren tarafından acil sağlık istasyonları müdürlerine teslim edildi. Kurdele kesimi ile ambulanslar yeni hizmet yerlerine gitmek üzere yola çıktı. İlk ambulansı ise Manisa İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Fatih Zeren kullanırken, yeni ambulansların Akhisar, Demirci, Gördes, Köprübaşı, Saruhanlı, Salihli, Sarıgöl ve Selendi ilçelerine teslim edildiği öğrenildi. Manisa’da 112 sistemine gelen acil çağrılar nedeniyle 2015 yılında 96 bin 447 vakaya 112 ambulansının çıkış yaptığı, 2025 yılında ise ambulansların 157 bin 260 vakaya çıkış yaptığı öğrenildi. 2025 yılında 112 acil yardım istasyonu başına düşen vaka sayısı 2 bin 575 olarak gerçekleşirken, açılacak 5 yeni istasyonla bu sayının 2 bin 350’ye düşeceği öğrenildi.
02 Şubat 2026 Pazartesi - 14:05
Kayseri Sağlık Hizmetleri Kapasite Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi
Kayseri Sağlık Hizmetleri Kapasite Değerlendirme Toplantısı Vali Gökmen Çiçek başkanlığında gerçekleştirildi. Valilik Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantıya Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Vali Yardımcısı Şenol Esmer, İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, Kayseri Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Özcan ve Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Dr. Ahmet Özyalçın katıldı. Toplantıda; il genelinde sunulan sağlık hizmetlerinin mevcut kapasitesi, sağlık tesislerinin fiziki imkânları, personel durumu ve hizmet sunumunda karşılaşılan ihtiyaçlar ele alındı. Toplantı; İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan tarafından Kayseri’deki sağlık altyapısının mevcut durumu ve hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik yürütülen çalışmalar hakkında yapılan sunumun ardından sona erdi.
02 Şubat 2026 Pazartesi - 13:39
Ağrısız bir dünya için Manisa’dan küresel mesaj
Tüm kıtalarda eş zamanlı olarak tek günlük düzenlenen ve Türkiye’de 3 ilde gerçekleştirilen 3. Dünya Rejyonel Anestezi ve Ağrı Tedavisi Günü programlarından biri, Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi’nin ev sahipliğinde Manisa’da gerçekleştirildi. MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen program, ’Ağrısız Bir Dünya için El Ele Kampanyası’ kapsamında Türkiye’de İstanbul, Ankara ve Manisa’da eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Manisa’daki toplantı, Yunusemre ilçesinde bulunan Elginkan Vakfı Eğitim Salonu’nda yapıldı. Tek günlük toplantı hakkında açıklamalarda bulunan MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, kendisinin Rejyonel Anestezi Derneği’nin eski başkanlarından biri olduğunu belirterek, derneğin koordinasyonunda tüm dünya genelinde eş zamanlı olarak 3. Dünya Rejyonel Anestezi ve Ağrı Tedavisi Günü kursunun düzenlendiğini söyledi. Türkiye’de yapılan 3 ilden biri Manisa Kursun tüm kıtalarla birlikte Türkiye’de Manisa, İstanbul ve Ankara’da eş zamanlı olarak yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Topçu, "Bugün ağrısız bir dünya için el ele kampanyasını yürüten Avrupa’daki dernek ve bununla birlikte 5 kıtanın dernekleri tarafından 80’in üzerinde ülke, 200’ün üzerinde şehir ve 15 binin üzerinde katılımcıyla küresel bir kampanya gerçekleştiriyoruz. Ağrı konusunda adeta bir eğitim seferberliği yapıyoruz. Bizim toplantımıza bugün 120’ye yakın ağrı ile ilgilenen doktor katılıyor. Sabah teorik dersler, öğleden sonra ise mankenler üzerinde uygulamalı olarak ağrı tedavisine yönelik girişimleri öğrenecekler." dedi. Böylesine önemli bir bilimsel etkinliğe Manisa’da ev sahipliği yapmanın kendileri için gurur verici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Topçu, "Şu an Ege ve Marmara bölgelerinden çok sayıda öğretim üyesi ve araştırma görevlisi hekim burada. Katılımcılar bilgi ve deneyimlerini artırmaya çalışıyor. Bilimsel etkinliğin kapsamı; rejyonel yani bölgesel anestezi ile hastaları uyutmadan ameliyata hazır hale getirme yöntemlerinin öğretilmesi esasına dayanıyor. Bunun yanında kronik ağrıların tedavi yöntemleri de ele alınıyor. En yeni gelişmeler ve güncel uygulamalar paylaşılıyor. Hem teorik hem de pratik anlamda yoğun ve heyecan verici bir eğitim programı." diye konuştu.
02 Şubat 2026 Pazartesi - 12:57
Tatvan Devlet Hastanesi’nde uyku laboratuvarı hizmete açıldı
Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan ‘Uyku Laboratuvarı’ hizmet vermeye başladı. Uyku bozukluklarının tanı ve tedavisinde bölge halkına daha erişilebilir ve nitelikli sağlık hizmeti sunulmasının hedeflendiği belirtilirken, laboratuvarın teknik altyapı ve tıbbi donanım çalışmalarının tamamlanmasının ardından faaliyete geçtiği ifade edildi. Uyku laboratuvarında yürütülecek tıbbi süreçler hakkında bilgi veren Nöroloji Uzmanı Uz. Dr. Çağla Tomris, uyku hastalıklarının multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Uz. Dr. Tomris, "Uyku laboratuvarları; uyku sırasında solunum, kalp ritmi ve beyin aktiviteleri gibi fizyolojik süreçlerin eş zamanlı olarak izlendiği bilimsel değerlendirme alanlarıdır. Uyku apnesi, huzursuz bacak sendromu, narkolepsi ve parasomni gibi hastalıkların tanı ve tedavisi bu merkezlerde yapılmaktadır. Amacımız, hastaların uyku kalitesini objektif verilerle değerlendirmek ve buna uygun bir tedavi planı oluşturmaktır" dedi. Tatvan Devlet Hastanesi’nde uyku laboratuvarının hizmete girmesiyle birlikte horlama şikâyeti olan, uykuda nefes durması yaşayan ya da genel uyku problemleri bulunan hastaların başvuruda bulunabileceğini belirten Tomris, tetkik sürecine ilişkin şu bilgileri verdi: "Uyku şikâyetiyle başvuran hastalar için en az 8 saatlik uyku tetkiki planlıyoruz. EEG elektrotlarıyla beyin aktivitelerini, EMG elektrotlarıyla kas ve hareket aktivitelerini takip ediyoruz. Aynı zamanda solunum ve kardiyak aktiviteleri, hastanın uyku pozisyonlarıyla birlikte grafikler eşliğinde izliyoruz." Elde edilen tüm verilerin bilgisayar destekli sistemler aracılığıyla değerlendirildiğini ifade eden Tomris, hesaplanan indeksler doğrultusunda uyku apnesi ve uykuda periyodik hareket bozukluğu gibi hastalıkların tespit edilerek kişiye özel tedavi sürecinin planlandığını söyledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder