SAĞLIK - 02 Şubat 2026 Pazartesi 13:39

Ağrısız bir dünya için Manisa’dan küresel mesaj

A
A
A
Ağrısız bir dünya için Manisa’dan küresel mesaj

Tüm kıtalarda eş zamanlı olarak tek günlük düzenlenen ve Türkiye’de 3 ilde gerçekleştirilen 3. Dünya Rejyonel Anestezi ve Ağrı Tedavisi Günü programlarından biri, Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi’nin ev sahipliğinde Manisa’da gerçekleştirildi.


MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen program, ’Ağrısız Bir Dünya için El Ele Kampanyası’ kapsamında Türkiye’de İstanbul, Ankara ve Manisa’da eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Manisa’daki toplantı, Yunusemre ilçesinde bulunan Elginkan Vakfı Eğitim Salonu’nda yapıldı.


Tek günlük toplantı hakkında açıklamalarda bulunan MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, kendisinin Rejyonel Anestezi Derneği’nin eski başkanlarından biri olduğunu belirterek, derneğin koordinasyonunda tüm dünya genelinde eş zamanlı olarak 3. Dünya Rejyonel Anestezi ve Ağrı Tedavisi Günü kursunun düzenlendiğini söyledi.



Türkiye’de yapılan 3 ilden biri Manisa


Kursun tüm kıtalarla birlikte Türkiye’de Manisa, İstanbul ve Ankara’da eş zamanlı olarak yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Topçu, "Bugün ağrısız bir dünya için el ele kampanyasını yürüten Avrupa’daki dernek ve bununla birlikte 5 kıtanın dernekleri tarafından 80’in üzerinde ülke, 200’ün üzerinde şehir ve 15 binin üzerinde katılımcıyla küresel bir kampanya gerçekleştiriyoruz. Ağrı konusunda adeta bir eğitim seferberliği yapıyoruz. Bizim toplantımıza bugün 120’ye yakın ağrı ile ilgilenen doktor katılıyor. Sabah teorik dersler, öğleden sonra ise mankenler üzerinde uygulamalı olarak ağrı tedavisine yönelik girişimleri öğrenecekler." dedi.


Böylesine önemli bir bilimsel etkinliğe Manisa’da ev sahipliği yapmanın kendileri için gurur verici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Topçu, "Şu an Ege ve Marmara bölgelerinden çok sayıda öğretim üyesi ve araştırma görevlisi hekim burada. Katılımcılar bilgi ve deneyimlerini artırmaya çalışıyor. Bilimsel etkinliğin kapsamı; rejyonel yani bölgesel anestezi ile hastaları uyutmadan ameliyata hazır hale getirme yöntemlerinin öğretilmesi esasına dayanıyor. Bunun yanında kronik ağrıların tedavi yöntemleri de ele alınıyor. En yeni gelişmeler ve güncel uygulamalar paylaşılıyor. Hem teorik hem de pratik anlamda yoğun ve heyecan verici bir eğitim programı." diye konuştu.



Ağrısız bir dünya için Manisa’dan küresel mesaj

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Dünyada nesli tehlike altında olan kuş türlerinden 27’si Kızılırmak Deltası’nda bulunuyor Samsun’da Doğa Koruma ve Milli Parklar 11. Bölge Müdürlüğü tarafından "2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü" dolayısıyla Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti Sulak Alanı’nda (Ramsar) etkinlik düzenlendi. Dünyada nesli tehlike altında olan kuş türlerinden 27’sine ev sahipliği yapan deltadaki sulak alanların önemine değinildi. 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü dolayısıyla Samsun Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti Sulak Alanı’nda (Ramsar) "Sulak Alanlar ve Geleneksel Bilgi: Kültürel Mirası Kutlamak" başlığında etkinlik gerçekleştirildi. Kuş gözlem noktasında yapılan etkinliğin açılışında konuşan Samsun Vali Yardımcısı Mehmet Fikret Çavuş, "Ramsar sulak alan sözleşmesiyle biz bu alanları koruyacağımıza, bu alanlardaki akıllıca yöneteceğimize dair diğer uluslara, insanlara söz veriyoruz ve bu sözü yerine getirmeye çalışıyoruz. Sulak alanlar doğa ve insanlar açısından çok önemli. Kızılırmak da birçok canlıya ev sahipliği yapıyor. Bu sulak alanları koruyup kollamak için elimizden gelen çabayı gösteriyor ve göstermeye devam edeceğiz" dedi. "Kızılırmak Sulak Alanı’nda 81 bin halkalama yapıldı" Deltadaki hayvanların halkalama yöntemleriyle takip edildiğine dikkat çeken Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdür Yardımcısı Ergül Terzioğlu, "23 bin hektar büyüklüğündeki Kızılırmak Deltası; lagünü, subasar ormanlarıyla, kumullarıyla, biyoçeşitliliğiyle çok katmanlı bir ekosistem bünyesinde barındırmaktadır. Bu ekolojik zenginlik deltayı aynı zamanda uluslararası ölçekte önemli bir doğal alan hâline getirmektedir. 1998’den beri ülkemiz 5. Ramsar alanı olarak ilan ettiği Kızılırmak Deltası, 350’nin üzerinde kuş türüne ev sahipliği yapmasıyla ülkemizin önemli kuş alanlarından biridir. Aynı zamanda bu alan göç yolları üzerinde stratejik bir durak noktasıdır. Bu değerin korunması amacıyla deltada biyolojik izleme çalışmaları güçlendirilmiş, Kuş Halkalama Merkezi alana kazandırılarak türlerin genç göç hareketleri, popülasyon dinamikleri ve yaşam döngüleri bilimsel yöntemlerle izlenmeye başlanmıştır. 2015-2024 yılları arasında yaklaşık 81 bin bireye halkalama yapılarak kayıt altına alınmıştır. Elde edilen veriler alan yönetimine doğrudan katkı sağlayan önemli bir bilgi kaynağıdır. Bu çalışmalar Kızılırmak Deltası’nı yalnızca korunması gereken bir alan olmasının ötesine taşımaktadır" diye konuştu. Kurumun, sulak alanları koruyucu ve kollayıcı tutumunun devam edeceğinin altını çizen Ergül Terzioğlu, "Bu anlayışla hazırlanan Kızılırmak Deltası sulak alan yönetim planı 2024 yılı sonunda onaylanarak yürürlüğe girmiştir. 2025-2034 yıllarını kapsayan bu planda 5 uygulama hedefi altında 32 faaliyet tanımlanmıştır. Bu hedeflerden özellikle vurgulamak istediğimiz biyolojik çeşitliliğin korunması, su rejiminin sürdürülebilir yönetimi, alan kullanımı, baskıların azaltılması, izleme ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve farkındalık ile katılımın artırılmasıdır öne çıkanlar. Önceki plan döneminde olduğu gibi yeni dönem yönetim planında da belirlenen koruma stratejilerini kararlılıkla hayata geçirmeye devam edeceğiz. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü yaklaşık 70 yıllık kurumsal tecrübesi, güçlü mevzuat altyapısı ve sahadaki etkin uygulamalarıyla sulak alanlarımızın korunması ve geliştirilmesi konusunda ülkemizin en önemli güvencelerinden biri olmaya devam etmektedir. Bu süreçte iş birliği içinde olduğumuz tüm kamu kurumlarına, yerel yönetimlerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza ve doğasına sahip çıkan kıymetli vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu. Doğan: "Delta; 368 kuş, 577 bitki, 31 memeli, 10 çift yaşar, 15 sürüngen ve 66 balık türüne ev sahipliği yapıyor" Sulak alanın 14 farklı ekosistemi içerisinde barındırdığına dikkat çeken Doğa Koruma ve Milli Parklar 11. Bölge Müdürü Resul Doğan, "Sulak alanlar, ülke ve bölge ekonomisine katkılar sağlayan doğal dengenin, biyolojik çeşitliliğin ve diğer ekosistemlerin korunmasında önemli bir yer tutmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz Kızılırmak Deltası, Karadeniz’in ve ülkemizin doğallığını korumuş en önemli sulak alanlarından biri. Kızılırmak Deltası toplam 56 bin hektar büyüklüğünde, bunun 21 bin 700 hektarı Ramsar alanı olarak statülendirilmiştir. Aynı alan içerisinde 2005 yılında 5 bin 174 hektarlık alanda yaban hayatı geliştirme sahası olarak kurulmuş ve tescillenmiştir. Kızılırmak Deltası; deniz, ırmak, göl, sazlık, bataklık, çayır, mera, orman, kumul, tarım ve benzeri 14 farklı ekosistemi içinde barındıran yaşayan bir organizmadır. Uygun iklim şartları, besin maddesinin bolluğu alanın biyolojik çeşitliliği açısından zenginliğine önemli katkılar sunmaktadır. Kızılırmak Deltası’nda günümüze kadar tespit edilen 368 kuş türü, 577 bitki türü, 31 memeli, 10 çift yaşar, 15 sürüngen ve 66 balık türüne ev sahipliği yapmaktadır. Dünyada nesli tehlike altında olan kuş türlerinden 27 adeti Kızılırmak Deltası’nı yıl içerisinde ziyaret etmektedir. Yılda yaklaşık 150 bin kuşa Kızılırmak Deltası, göçmen kuşlar özellikle ev sahipliği de yapmaktadır" ifadelerini kullandı. Türkiye genelindeki 508 kuş türünden 368’inin Samsun’daki Kızılırmak Deltası’nda bulunduğuna da değinen Doğan, ayrıca şunları söyledi: "Türkiye’de toplam 508 kuş türü günümüze kadar tespit edilmiştir. Bu kuş türlerinin 368’inin Kızılırmak Deltası’nda tespiti yapılmıştır. Kızılırmak Deltası’nda bir şekilde bulunmuşlardır. Göçmen kuşlar için ülkemizde 3 kuş yolu vardır. Ana göç yolları İstanbul Boğazı ve Çoruh Havzası, Kızılırmak Deltası’nın bulunduğu ve Kızılırmak Vadisi de tali kuş yolu olarak tanımlanmıştır. Bu deltamızı ziyaret eden nesli tehlike altında olan kuş türleri de bulunmaktadır. Dikkuyruk dediğimiz nesli tehlike altında olan türümüz yıl içerisinde zaman zaman deltamızı kullanmaktadır. Yine nesli tehlike altında olan turnalardan sekiz adet çiftimiz son yıllarda deltamızda üreyip yavrulamakta ve kışı da burada geçirmektedir. Artık onlar ev sahibi oldu. Bölgenin akciğerleri olan Galeriç Ormanı ülkemizdeki nadir subasar ormanlarından birisidir. Takriben 2 bin hektar civarında bir subasar ormanımız mevcuttur. Yine deltamızda nesli tehlike altında olan kum zambağı, tıbbi öneme sahip ticareti yapılan göl soğanı ve ayrıca kardelen de Kızılırmak Deltası’ndaki bitkiler arasında yer almaktadır. Endemik türlerimiz bunlardır. Göl kıyıları sazlık, bataklık, yoğun vejetasyonla kaplı olup göllerde su sümbülleri, nilüferler hâkimdir. Kıyılarda ise kamış saz, sivri hasır otu alanı kaplamaktadır. Kızılırmak Deltası iç su balıkları açısından da önemli bir yer tutar. Yörede 4 adet balıkçılık kooperatifimiz vardır. Kooperatiflerce sazan, akbalık ve kefal ticari amaçla balıkçılığı da alanda yapılmaktadır." Öte yandan, programın açılışında söz alan Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Necmi Çamaş da belediye olarak sulak alanların korunması ve devamı için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini dile getirdi. Program, açılış konuşmalarının ardından akademisyenler tarafından su hakkında verilen sunum ile devam etti. Programın sonunda kuş halkalama ve salımı yapılırken, doğal yaşam alanı da gözlemlendi.
Kastamonu Dünyaca ünlü Taşköprü sarımsağının ekim sezonu erken başladı Avrupa Birliği Coğrafi İşaretli Taşköprü sarımsağında ekim dönemi başladı. Verimin daha fazla sağlanması için elle ekilen Taşköprü sarımsağının dikimine, yağışlar sebebiyle erken başlanıldı. Çiftçisinin ’beyaz altın’ olarak adlandırdığı ve dünyanın en kaliteli sarımsağı olarak gösterilen uluslararası coğrafi işaretli Taşköprü sarımsağının ekimi devam ediyor. Avrupa Birliği tarafından coğrafi işaretle tescillenen Taşköprü sarımsağı, 4 binden fazla ailenin geçimini sağlıyor. Verimi arttırdığı için elle geleneksel yöntemle ekilen Taşköprü sarımsağında ekim dönemi, yağışlar sebebiyle erken başladı. Taşköprü sarımsağında bu yıl ise 30 bin ton rekolte sağlanması hedefleniyor. "Bu yıl 30 bin ton rekolte bekliyoruz" Sarımsak işçilerini tarlada ziyaret eden Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, "Sarımsak tarlasında çalışan hemşerilerimizi ziyaret ettik ve sarımsak dikimine eşlik ettik. Onların lokmalarını, ekmeklerini paylaştık. Güzel bir gündü. Tarımsal dikimi yapan kadınlarımız tarlada bu hava şartlarında bile emeklerini eksik etmeden toprakla beyaz altınımızı buluşturuyorlar. Biz de bunlarla birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bütün dileğimiz inşallah o dişlerin bol bol bereketli başlar haline dönüşüp, üreticimize iyi bir gelir sağlamasını istiyoruz ve inşallah da bunu arzu ediyoruz. Bu sene yağışlı geçen havalar sarımsağımızı bereketli yapar diye düşünüyorum. Bu yıl rekolteyi yaklaşık 30 bin ton civarında bekliyoruz. 30 bin hektarlık bir alanda sarımsak hasadı bekliyoruz, ekimi de bekliyoruz. Veriler bize bunu gösteriyor, inşallah bir afet, bir felaket gibi bir şey olmazsa, olumsuz bir durum olmazsa sezonumuz verimli geçer diye ümit ediyorum" dedi. "Hava şartlarını göre bu yıl dikimine erken başladık" Aşağı Çayırcık köyünden sarımsak üretimi yapan Nazmiye Yılmaz ise, "50 seneden beri bu sarımsağın içindeyiz. Sarımsağı böyle tek tek dikiyoruz, tek tek çıkarıyoruz, tek tek sıvıyoruz. Bundan geçimimizi sağlıyoruz. Hava şartlarını göre erken diktik, kurak havaya denk gelirse sarımsağı sulamak istiyor. Bir de erken dikersen verim biraz daha iyi oluyor. Onun için hava şartlarına göre erken başladık, dikebildiğimizi dikeceğiz, dikemediğimizi hava şartları düzelince dikeceğiz. Bu zahmetli bir iş. Biz, bu yıl 7 dönüm yere dikeceğiz, azalttık. Daha öncesinden 10-15 dönüm dikiyorduk ama şimdi insanımız az, işçiyle oluyor, o yüzden azalttık" şeklinde konuştu. "El dikiminin verimi iyi olduğu için makine yerine el dikimi tercih ediliyor" Şubat ayının başından itibaren sarımsak dikiminin başladığını ifade eden sarımsak işçisi Aliye Güllü de, "Bu sene sarımsak sezonumuz erken başladı. 2-3 senedir hava şartlarına göre ayarlamasını yapıyoruz, erken dikimine başlıyoruz. El dikimi çok iyi olduğu için ve verimi yüksek olduğu için genellikle çiftçilerimiz el dikimini istiyorlar. Çünkü makine dikimine göre el dikimi çok fark ediyor. Bu yüzden el dikimini tercih ediyorlar. Sağ olsunlar biz de çalışıyoruz. Aralık ayına kadar biz sarımsak işine devam ediyoruz. Temizlemesi, sıvaması, çapalaması, hasadı derken aralık ayına kadar işimiz sürüyor" şeklinde konuştu. Sarımsak sezonunun da bu yıl başladığını belirten Güllü, "Şu anda çok güzel gidiyor. 5-6 gün oldu biz sarımsak dikimine başlayalı. İnşallah 1,5 ay kadar da devam edecek. Allah çiftçilerimize bol kazanç versin" dedi. "Sarımsağımızı inşallah umutlu dikiyoruz" Aşağı Çayırcık köyünde sarımsak üreticiliği yapan Hüseyin Yılmaz da, "Sarımsağımızı umutlu dikiyoruz. İnşallah sezonumuz iyi olur. Sarımsağı dikiyorsun, hasadını yapıp eve götürüyorsun. Temizleyip pazara götürüp satamadığınız zaman, düzgün fiyatlar olmadığı zaman bunun bir kıymeti olmuyor. İnsanın morali bozuluyor. Çünkü sarımsağı tek tek dikiyoruz, tek tek hasadını yapıyoruz, tek tek temizliyoruz, sıvama yapıyoruz. Sonra pazara götürüp verdiğiniz emeğin karşılığını alamayınca üzülüyor. İnşallah bol para eder, insan emeğinin karşılığını alır ve bizler de mutlu oluruz" ifadelerini kullandı.
Van Van otlu peyniri hem sofralık hem hediyelik olarak tercih ediliyor Van’da endemik bitkilerin karışımıyla üretilen ve kahvaltı sofralarının vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan otlu peynir, kış aylarında Türkiye’nin dört bir yanına hediyelik olarak gönderiliyor. Van’da endemik bitkilerin karışımıyla yapılan kentin tescilli ürünü olan otlu peynir, asırlardır değişmeyen lezzetiyle sofraların vazgeçilmezi olmaya devam ediyor. Kentin önemli değerlerinden olan ve mayıs ayında dağların yüksek kesimlerinde toplanan türlü türlü otlarla sütün buluşması sonucu yapılan otlu peynir kış aylarında küp olarak satışa sunuluyor. Van’a tatil için memleketine gelenler ise otlu peyniri hediyelik olarak şehir dışındaki akrabalarına götürmeyi tercih ediyor. "Otlu peynir hediyelik olarak tercih ettiği bir ürün haline geldi" İHA muhabirine konuşan 27 yıllık peynirci esnafı Mehmet Nar, yaklaşık üç kuşaktır bu işi yaptıklarını belirterek, otlu peynirin son yıllarda Van dışından yoğun ilgi görmeye başladığını söyledi. Nar, "Otlu peynir eskiden daha çok yörede ve Van içinde tüketiliyordu ancak son yıllarda buradan gidenlerin ya da sipariş yoluyla isteyenlerin hediyelik olarak tercih ettiği bir ürün haline geldi. Türkiye’nin dört bir yanına kargo ile gönderiyoruz. Özellikle sosyal medya üzerinden siparişler oluyoruz. Kapıda ödeme gibi kolaylıklar da sağlıyoruz. Satışlarımızın yaklaşık yüzde 50’si Van içindeyse, yüzde 50’ye yakını da Van dışına gidiyor" dedi. "Bilinen ve tanınan esnaftan alınmalı" Bu durumun son yıllarda sosyal medyanın gelişmesiyle hız kazandığını belirten Nar, "Yaklaşık 20 yıl öncesine kadar dışarıya çok fazla satış yoktu. Sosyal medya bu kadar gelişmemişti. Buraya gelen vatandaş peyniri tadına bakarak alıyordu. Son 10-15 yıldır ise sosyal medya sayesinde ürün gönderimleri ciddi şekilde arttı. Sosyal medyada ‘5 kilo Van peyniri bin lira’ gibi ilanlar görüyoruz. Ancak bu ürünler Van peyniri değil. Başka illerde fabrikasyon olarak üretilmiş ürünler Van peyniri adı altında satılıyor. Vatandaş da gelip ‘Burada kilo 500 lira ama başka yerde 5 kilo bin lira’ diyor. Bunlar bizim büyük firmalara gönderdiğimiz otları alıp kendi peynirlerine karıştırıyorlar. Gerçek Van peyniri yerinde, bilinen ve tanınan esnaftan alınmalı" diye konuştu. Bazı kişilerin kapıda ödeme yöntemiyle vatandaşları kandırdığını ifade eden Nar, "Van peyniriyle ilgili görüntüleri kopyalayıp sesleri değiştirerek kendi ürünleriymiş gibi sunuyorlar. Sipariş verildiğinde ise fabrikasyon ürün gönderiliyor. Bu durum hem vatandaşı mağdur ediyor hem de gerçek Van peyniri üreten esnafın adını kötüye çıkarıyor. Özellikle Van dışından alışveriş yapacak vatandaşların güvenilir ve bilinen satıcıları tercih etmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.
Ankara Göç İdaresi Başkanı Kök: "Gönüllü geri dönüşlere ilişkin işlemler uluslararası standartlara uygun yürütülmektedir" Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök, "Gönüllü geri dönüşlere ilişkin işlemler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) temsilcisinin de katılım sağladığı şeffaf bir süreçte, uluslararası standartlara uygun olarak büyük bir hassasiyetle yürütülmektedir" dedi. Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiseri Barham Salih, Göç İdaresi Başkanı Hüseyin Kök ile birlikte Kilis’teki Öncüpınar Sınır Kapısı’nı ziyaret ederek, Türkiye’nin yürüttüğü gönüllü, güvenli, onurlu ve düzenli geri dönüş çalışmaları ile ilgili bilgi aldı. BM Mülteciler Yüksek Komiseri Salih, Suriyelilerin, sınırdaki tüm işlemlerini kolaylıkla ve düzen içinde yapabilmelerinin sağlandığı ‘Gönüllü Geri Dönüş Merkezi’ndeki imkanlar ve yapılan çalışmaları yerinde görme imkanı buldu. Türkiye’nin göçü tarihsel mirasına uygun olarak yönettiğini ifade eden Göç İdaresi Başkanı Kök, bu süreçte insan hakları, hukuk ve milli menfaatlerin temelinde; kamu düzeninin, güvenliğinin ve sosyo-kültürel yapısının korunmasını ve geliştirilmesini sağlayacak şekilde; sürdürülebilir ve kapsayıcı bir bakış açısıyla hareket edildiğini dile getirdi. Kök, Türkiye’de bulunan geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin 2016 yılından itibaren ülkelerine gönüllü geri dönüşlerinin başladığını; 8 Aralık 2024 tarihinde Suriye’de meydana gelen gelişmeler sonrasında Suriyelilerin gönüllü geri dönüşlerinin hız kazandığını ifade etti. "Kayıttan ulaşıma her adım, insan onuruna uygun şekilde planlanmaktadır" Sürecin her adımının İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı koordinasyonunda, ilgili tüm kuruluşlarla tam bir iş birliği içinde yürütüldüğünü ifade eden Kök, "Kayıttan ulaşıma her adım, insan onuruna uygun şekilde planlanmaktadır. Gönüllü geri dönüş yapmak isteyen Suriyeliler, başvurularını bulundukları illerden yapabilmektedir. İnternet üzerinden randevu alarak başvurularını yapanlara, aynı gün veya ertesi gün randevu verilmektedir. İl Göç İdaresi Müdürlüklerinde tüm işlemler tamamlandığından sınır kapılarında bekleme yaşanmamaktadır" şeklinde konuştu. Türkiye’nin 8 Aralık 2024 sonrasında tüm dünyada örnek olarak gösterilen ‘Öncü Göçmen’ uygulamasını başlattığını ve bu kapsamda 1 Ocak ile 1 Temmuz 2025 tarihleri arasında geçici koruma altındaki Suriyelilerin ülkelerine gidip gelebilmelerine imkan sağlayan çıkış izni verildiğini de hatırlattı. "Gönüllü geri dönüşlere ilişkin işlemler uluslararası standartlara uygun yürütülmektedir" Gönüllü geri dönüşlerin uluslararası standartlara uygun olarak yapıldığını ifade eden Hüseyin Kök, "Gönüllü geri dönüşlere ilişkin işlemler, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) temsilcisinin de katılım sağladığı şeffaf bir süreçte, uluslararası standartlara uygun olarak büyük bir hassasiyetle yürütülmektedir" diye konuştu.