Son Dakika
|
Trump: "İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına asla izin vermeyeceğim"
İran: "Basra Körfezi'ndeki ABD'ye ait petrol tankeri uyarılara uymadığı için vuruldu"
Merkez Bankası faiz kararını açıkladı!
Şanlıurfa’da kuyumcuda hırsızlık anı kameraya yansıdı
MSB: "İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir"
ABD ordusu: "İran, hava gücünü her geçen gün kaybediyor"
İstanbul’da yabancılara sahte belge düzenleyen şebeke çökertildi: 13 gözaltı
İran, Bahreyn'de yakıt tanklarını vurdu
İran'da hayatını kaybeden üst düzey askeri yetkililer için cenaze töreni
Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
İsrail, Beyrut banliyölerine hava saldırısı düzenledi
Arakçi: "ABD, İran’ın nükleer önerisini teknik detayları kavrayamadığı için reddetti"
Gazeteci Enver Aysever hakkında tahliye kararı
Ankara’da korkutan deprem!
Şişli’de silahlı kavgada seken kurşunlar yoldan geçen kadına isabet etti
İsrail’den Beyrut’a hava saldırısı
İran’dan Trump’a sert mesaj: "Sizi pişman edene kadar geri adım atmayacağız"
SAĞLIK
Dr. Baran’dan böbrek sağlığı uyarısı
12 Mart 2026 Perşembe - 21:23:20
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Erdem Baran, Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kronik böbrek hastalığının çoğu zaman erken dönemde belirti vermeden ilerlediğine dikkati çeken Nefroloji Uzmanı Dr. Erdem Baran, bu nedenle düzenli sağlık kontrollerinin büyük önem taşıdığını belirtti. Yapılan araştırmaların toplumda yaklaşık her 10 kişiden birinde böbrek hastalığı bulunduğunu gösterdiği ifade edildi. Özellikle diyabet, hipertansiyon, obezite ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının böbrek hastalıkları açısından önemli risk faktörleri arasında yer aldığı vurgulandı. Dr. Erdem Baran, bu hastalıkların kontrol altında tutulmasının böbrek sağlığının korunmasında kritik rol oynadığını belirtti. Dünya Böbrek Günü vesilesiyle vatandaşları böbrek sağlıkları konusunda daha bilinçli olmaya ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeye davet etti. Böbrek sağlığını korumak için yeterli su tüketilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, sağlıklı ve dengeli beslenilmesi, sigara kullanımından kaçınma, düzenli egzersiz yapılması ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınılması gerektiğini söyledi.
12 Mart 2026 Perşembe - 16:06
Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı
Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi bünyesinde açılan hemodiyaliz ünitesi, daha önce tedavi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalan hastalara büyük kolaylık sağladı. Hasköy ilçesinde bulunan devlet hastanesi bünyesinde hizmete açılan hemodiyaliz ünitesi, ilçede yaşayan böbrek hastalarının tedaviye erişimini kolaylaştırdı. 4 Şubat’ta hizmet vermeye başlayan ve 6 diyaliz makinesinin bulunduğu ünitede şu anda yaklaşık 21 hasta tedavi görüyor. Daha önce diyaliz tedavisi için Muş Devlet Hastanesi’ne gitmek zorunda kalan Hasköy ve köylerinde yaşayan hastalar, artık ilçede hizmet veren hemodiyaliz ünitesi sayesinde uzun yolculuklardan kurtuldu. Hasköy Devlet Hastanesi’nde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Balat, ünitenin yaklaşık bir aydır hizmet verdiğini belirterek, "Ünitemiz yaklaşık bir ay oldu açıldı. 6 yatağımız var. Şu an yaklaşık 21 hastamız var. Bundan önce hastalar çeşitli zorluklarla Muş merkez veya farklı yerlerde tedavi oluyorlardı. Burayı açtıktan sonra hastalar rahatlıkla diyalizlerini almakta. Hafta içi ve hafta sonu belli dönemlerde diyaliz seanslarımız var" dedi. Hasköy Devlet Hastanesi Birim Sorumlusu Fırat Narin ise ilçede kurulan hemodiyaliz ünitesinin bölge için önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade ederek, "Hasköy Devlet Hastanesi’nde gerçekten güzel bir hemodiyaliz ünitesi kurduk. Hastanemizde şu anda 21 hasta hemodiyaliz tedavisi görmekte. Pazartesi, çarşamba, cuma bir ekip, salı, perşembe ve cumartesi ise diğer ekip tedavi yapmakta. Hastalarımız haftada 12 saat, günlük 4 saat diyaliz tedavisi alıyor. Diyalize giren hastalar sadece Hasköy’den değil, mesafe olarak yakın olduğu için Korkut ilçesi ve köylerinden de geliyor. Hatta Tokat’tan gelen hastamız da mevcut. Ünitemiz ayrıca tatil hemodiyalizi hizmeti de veriyor. 6 makine ile hizmet veren hastanemiz, akşam seansıyla birlikte 34-36 hastaya kadar kapasiteye sahip. İlçede hemodiyaliz ünitesinin açılması Hasköy ve Korkut ilçelerindeki hastaları ciddi şekilde rahatlattı" diye konuştu. Diyaliz tedavisi için üniteden yararlanan 53 yaşındaki Fevzi Zeytun ise daha önce tedavi için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Korkut’un Altınova köyündenim. 53 yaşındayım. Son 8 aydır diyalize giriyorum. Son 3 yıldır da görme engelliyim. Arkadaşlar sağ olsun, görme engelli olmama rağmen bir sıkıntım olduğunda hemen ilgileniyorlar. Bizim yaşadığımız yer Muş merkeze 40-45 kilometre uzaklıkta. Hasköy’e ise yaklaşık 20 kilometre mesafede. Buradan evimize gitmek 20 dakika sürüyor fakat Muş merkeze gittiğimizde yol çok zamanımızı alıyordu. Allah devletten razı olsun" şeklinde konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 15:45
Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor
Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Dünya Böbrek Günü kapsamında, Türk Böbrek Vakfı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan 2,5 metre yüksekliğinde dev böbrek maketi, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi. Düzenlenen etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekildi hem de su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2-2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor" dedi. Erk, kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir" dedi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek, "Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır" dedi. Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan bahsederek, "Kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür), vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır" dedi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:58
Dünya Glokom Gününde ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı
Diyarbakır’da Dünya Glokom Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı. Dicle Üniversitesi Hastanesi ana bina poliklinikleri ile Tıp Fakültesi Dekanlığı girişinde kurulan stantlarda hasta, hasta yakınları ve öğrencilerin göz tansiyonları ücretsiz olarak ölçüldü. Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Keklikçi, glokom hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, "Glokom, halk arasında bilinen adıyla göz tansiyonu, tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen önemli bir göz hastalığıdır. Hastalık erken dönemde çoğu zaman belirti göstermediği için düzenli göz muayeneleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle risk grubunda bulunan bireylerin belirli aralıklarla göz kontrollerini yaptırmaları, muhtemel görme kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır" dedi. Etkinlik kapsamında kurulan stantlarda vatandaşlara glokom hakkında bilgilendirici broşürler dağıtılırken, göz tansiyonu ölçümü yapılan katılımcılara hastalık hakkında görevliler tarafından bilgi verildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
12 Mart 2026 Perşembe- 12:53
Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası
2
12 Mart 2026 Perşembe- 12:21
İnme geçiren 91 yaşındaki hastaya başarılı müdahale, uzmanlardan uyarı: "Dakikanın önemi var"
3
05 Şubat 2026 Perşembe- 09:40
Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu
4
12 Mart 2026 Perşembe- 10:02
Uzmanından uyarı: "Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık"
5
12 Mart 2026 Perşembe- 10:54
Göz tansiyonu kalıcı görme kaybına yol açabiliyor
03 Şubat 2026 Salı - 11:23
Şemdinli Devlet Hastanesi’nde endoskopi hizmeti başladı
HAKKARİ (İHA) – Hakkari’nin Şemdinli Devlet Hastanesi’nde, Genel Cerrahi Uzmanı Hasan Berk Şahin tarafından endoskopi işlemleri yapılmaya başlandı. Sindirim sistemi hastalıklarının tanı ve takibinde önemli bir yere sahip olan endoskopi hizmeti, hastanede kurulan modern cihazlar eşliğinde güvenli bir şekilde uygulanıyor. Yeni hizmetle birlikte mide, yemek borusu ve onikiparmak bağırsağına yönelik birçok hastalığın erken tanısı mümkün hale gelirken, vatandaşların bu tür işlemler için il dışına sevk edilme ihtiyacı da önemli ölçüde azalacak. Endoskopi işlemlerinin Şemdinli Devlet Hastanesi bünyesinde yapılmaya başlanması, ilçedeki sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
03 Şubat 2026 Salı - 11:20
Uzmanından uyarı: "Sigara, Türkiye’de en az 4-5 litre benzin parasına eşit olmalı"
Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder, sigaranın dolaylı etkilerle birlikte Türkiye’ye yıllık 23-24 milyar dolarlık maliyet oluşturduğunu belirterek uyarılarda bulundu. Türkiye’de sigara kullanım oranını düşürmeye yönelik çalışmalar devam ediyor. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Toker Ergüder, sigaranın ülke ekonomisine maliyeti, fiyatların caydırıcılığı, gençler ve kadınlar üzerindeki etkileri ile elektronik sigaralara ilişkin değerlendirmelerini İHA muhabirine anlattı. Toker Ergüder, Türkiye’ye yıllık 23-24 milyar dolarlık maliyet oluşturduğunu belirterek sigaranın en az 4-5 litre benzin parasına eşit olması gerektiğini ifade etti. "Sigaranın Türkiye’ye yıllık maliyeti 23-24 milyar dolar" Türkiye’de 2010’lu yıllardan itibaren çok önemli çalışmaların olduğunu belirten Toker Ergüder, "Sigaranın tek başına maliyetini hesaplamak çok zor. Dolaylı maliyetlere de bakıyoruz. Biz en son 23 Aralık’ta burada bir çalıştay yaptık ve yaptığımız çalışma sonucunda sigaranın Türkiye maliyetinin yaklaşık 680 milyar lira olduğunu tespit ettik. Bu da yaklaşık 17-18 milyar dolara denk geliyor ama tabii bunun üzerine de birazcık dolaylı maliyetleri de eklemek lazım. Diyelim ki siz sigara içtiniz, kalp krizi geçirdiniz, uzun süre evde kalıyorsunuz, işe gidemiyorsunuz, otobüs şoförüsünüz, akciğer kanseri oldunuz, vefat ettiniz. Sonra onun ailenize getirdiği yükleri de hesaplamak lazım. Bunların hepsini hesaplarsanız sigaranın Türkiye maliyetinin yaklaşık 23-24 milyar dolar civarında olduğunu dolaylı maliyetlerle beraber tahmin ediyoruz" dedi. "Türk gibi sigara içmekten nasıl Türk gibi sigara içmemeyi ülkeye getirdiniz diye öğrenmeye çalıştılar" Sigarayı bırakmanın bir aşama olduğunu söyleyen Ergüder, "Önce insanlar sigarayı bırakmayı düşünürler. Ondan sonra sigarayı bırakmaya karar verirler. Ondan sonra sigarayı bırakmak için destek alırlar. Sonra sigarayı bırakırlar ve sürdürürler. Sigarayı bırakmayı düşünmek ve karar vermek için eğitim çok önemli. Bu konuda da Sağlık Bakanlığımız çok önemli faaliyetler yapıyor. Sürekli bilgilendirme çalışmaları, aile eğitimleri sigara bırakma hizmeti vermeye başladı. Online sigara bırakma hizmeti alabiliyorsunuz. Ancak insanlarda her zaman bilgi tutum ve davranışa dönüşmez. Bizim başka önemli müdahalelere de ihtiyacımız var. Bunlardan biri de mali politikalardır. Mali politikalar sigarayı bırakmayı düşündürürler. Bununla ilgili dünyadaki en iyi örneklerden biri de Türkiye’dir. Türkiye 2008’de bu dumansız hava sahası kanunundan sonra 2008 ile 2012 arasında Türkiye’de sigara içme oranları yüzde 14’e yakın düştü. Hakikaten çok dünyaya örnek tarihi bir kampanya yaptık. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı 3 sefer İstanbul’a geldi ve Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştü. Türk gibi sigara içmek diye bir terim vardı eskiden. Siz, Türk gibi sigara içmekten nasıl Türk gibi sigara içmemeyi ülkeye getirdiniz diye öğrenmeye çalıştılar" diye konuştu. "İnsanların gelirlerinden sigaraya ayrılan oranı yüzde 4,8’den 1,8’e düştü" Aynı zamanda Ergüder, şu ifadelere yer verdi: "Eskiden insanlar ceplerindeki paraların, yıllık gelirlerinin sigara almak için yüzde 4.8’ini harcarken son 1 yılda bu yüzde 1.8’e düştü. Türkiye’de sigaralar çok ulaşılabilir oldu. Bu da özellikle çocuk ve gençleri daha çok etkiliyor. Çocuk ve gençler sigaralar ucuz olduğu sürece sigaraya daha kolay erişiyorlar ve nikotin bağımlısı hale geliyorlar. Bazen bana kızıyorlar bunları söyledikçe ama sonuçta ben bir halk sağlığı profesörüyüm, tıp doktoruyum, hekimim ve insanların sağlık ve iyilik halleri için bir şeyler söylemeye çalışıyorum. Onların akciğer kanserine yakalanmalarını önlemeye çalışıyoruz. O yüzden de bu söylediklerimizin hepsi onların sağlık ve iyilikleri hali. Türkiye’de şu anda sigara fiyatları diğer ürünlerle kıyaslandığında ucuz kaldı." "Sigaranın Türkiye’de en az 4-5 litre benzin parasına eşit olması lazım" Dünya genelinde 1 paket sigaranın bir menü hamburger parası veya 4-5 litre benzin parasına eşit olduğunu ifade eden Ergüder, "Fiyat söyleyince bana çok kızıyorlar. Sonuçta Türkiye’de de o parayı verirken markette düşündürecek, beyinde sigarayı bırakmaları için tetikleme oluşturacak bir fiyatın olması lazım. Bizim de öngörümüz sigaranın Türkiye’de en az 4-5 litre benzin veya bir hamburger parasına eşit olması lazım. Bununla ilgili de çok çalışmalarımız var. 2004 yılında Türkiye’de 1 paket sigara parasıyla bir hamburger alınabiliyormuş. Şu anda 4 paket sigara ile bir hamburger alabiliyorsunuz. 4-5 litre benzin parası Türkiye’de yaklaşık 250-300 liraya denk geliyor. Türkiye’de 90 liraya sigara satılıyor. Biz ne yazık ki 90 liraya sigara satıldığı sürece akciğer kanserlerini, kalp krizlerini önlemede bir sürü zorluk yaşıyoruz" şeklinde konuştu. Tütün endüstrisinin hedefi kadınlar Toker, sigara firmalarının son yıllarda özellikle genç kadınları hedef aldığını belirterek, Türkiye’de genç kadınlarda sigara kullanımının son 10 yılda ciddi oranda arttığını söyledi. Bu artışın sürmesi halinde gelecek yıllarda kadınlarda akciğer kanseri ve kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümlerin ciddi şekilde yükselebileceği uyarısında bulunan Toker, kadınları tütün endüstrisinin etkisine karşı dikkatli olmaya çağırdı. Elektronik sigaralar ve vakalar Toker, slim sigaraların ardından elektronik ve ısıtılmış sigaraların piyasaya sürüldüğünü belirterek, bu ürünlerin de nikotin bağımlılığına yol açan ve ciddi sağlık riskleri taşıyan zararlı ürünler olduğunu söyledi. Toker, ABD’de yaşanan ölümleri hatırlatarak Türkiye’de de vakaların görülmeye başladığını ve kullanıcıların dikkatli olması gerektiğini vurguladı.
03 Şubat 2026 Salı - 11:19
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "(Grip vakaları) Bu dönemde herhangi bir rutin dışı artış yok ve kontrol dışında bir durum yok"
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammed Emin Demirkol, grip vakalarının arttığı iddialarına ilişkin, "Türkiye’de bu dönemde herhangi bir rutin dışı artış yok ve kontrol dışında bir durum yok" dedi. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç. Dr. Demirkol, grip vakalarının arttığı iddialarına ilişkin açıklama yaptı. İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine konuşan Demirkol, enfeksiyonları yakından takip ettiklerini belirterek, "Erken uyarı sistemimizle, Türkiye’nin herhangi bir yerinde ortaya çıkan vaka artışları bizim sistemimize sinyal olarak düşüyor ve ekiplerimiz, uzman ekiplerimiz, biyologlarımız bu konuyla ilgili yakın takipteler. Türkiye’nin herhangi bir ilinde, herhangi bir köyünde, herhangi bir vaka artışı adresler üzerinden bizim sistemimizde yakından takip ediliyor. Bu şu demek, farklı hastanelere aynı köyden başvuran 20 vatandaşımız farklı hastanelere başvurmuş olsalar bile onların Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) adreslerinden bulundukları köy kümelenmesi çalışması anında yapılıyor" şeklinde konuştu. "Bizim alarm olacağımız herhangi bir artış farklı bir artış söz konusu değil" Her yıl ekim ayından mart ayına kadar dalgalanmaları beklediklerini aktaran Demirkol, "Epidemiyologlarımızla yaptığımız bilimsel toplantılarda da onların da bize bu raporların analizlerinde söyledikleri bu süreci normal olduğu. Yani biz her ayın her gününde bir önceki yıllara göre farklı bir artış var mı, beklemediğimiz bir yükseliş var mı diye de bakıyoruz. Bir önceki haftaya göre bu haftada artış olabilir, fakat bir önceki yılla kıyaslayarak mevsimsel geçişleri doğru analiz etmek gerekiyor bilimsel açıdan. Bu kapsamda bu süreçte bizim dikkatimizi çeken vatandaşımızın alarm olacağı, bizim alarm olacağımız herhangi bir artış farklı bir artış söz konusu değil" açıklamasında bulundu. "Türkiye’de bu dönemde herhangi bir rutin dışı artış yok ve kontrol dışında bir durum yok" Her yıl farklı mutasyonlarla farklı virüs türlerinin ortaya çıktığını dile getiren Demirkol, "Dünyanın farklı yerlerinde tabii çeşitli virüs isimleri gündemimize geliyor, haberlerde okuyoruz. Türkiye’de acaba bu var mı diye vatandaşlarımız endişeleniyor. Fakat içleri rahat olsun. Biz yakından sistemi bilim adamlarımızla, bilim komisyonlarımızla yakından takip ediyoruz. Bilim insanlarımız bu konuda bizleri her daim aydınlatıyorlar ve yol gösteriyorlar. Türkiye’de bu dönemde herhangi bir rutin dışı artış yok ve kontrol dışında bir durum yok. Bu mevsimde doğal artışları yaşıyoruz" diye konuştu. "Kontrol dışına çıkan belirtilerde en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalarını tavsiye ediyoruz" Demirkol, öksürük, bulantı, kusma gibi belirtilerin kontrol dışına çıktığında en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Uyarımız bu dönemde ateş, öksürük, bulantı kusma gibi durumlar olduğunda istirahat etmelerini, olabildiği kadar kalabalıklardan uzak kalmalarını, bol su tüketmelerini ve doğal beslenmelerini tavsiye ediyoruz. Bunlar kontrol dışına çıktığında öksürük, ateş, bulantı kusma gibi yine en yakın sağlık tesisimize başvurmalarını kendilerine tavsiye ediyoruz. Bu süreçler, doğal süreçler geçecektir. Fakat kronik hastalığı olanlar, yaşlı olanlar özellikle bebeklerde, çocuklarda da hassas ve kırılgan gruplarımız olduğu için, enfeksiyonlardan çok daha kolay etkilendikleri için hem bu gruplara daha bir hassasiyetle eğiliyoruz tüm sağlık personelimizle hem de onlara bu durum yaşandığında hastanelerimizi bekliyoruz."
03 Şubat 2026 Salı - 11:10
Bayburt Devlet Hastanesinde Ocak ayında 40 bin 4 hasta muayene edildi
Bayburt Devlet Hastanesi, Ocak ayında başvuran hastaneye başvuran hasta sayısını açıkladı. Açıklanan verilere göre yılın ilk ayında ayaktan bakılan hasta sayısı 40 bin 4 olarak kayıtlara geçti. Aralık ayında 42 bin 406 olan hasta sayısının Ocak ayında düştüğü görülürken, en fazla başvurunun iç hastalıkları ve göz hastalıkları polikliniklerine yapıldığı belirtildi. Bayburt Devlet Hastanesinde Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alan 10 bin 762, MHRS dışı ayaktan başvuran 17 bin 249 ve acil servise müracaat eden 11 bin 993 hasta olmak üzere toplam 40 bin 4 kişi muayene edildi. Ocak ayında en fazla başvuru 4 bin 131 hasta ile iç hastalıkları polikliniğine yapıldı. Bu polikliniği 2 bin 533 başvuru ile göz hastalıkları, 2 bin 470 ile ortopedi, 2 bin 293 ile kadın hastalıkları ve doğum ve 2 bin 228 ile çocuk polikliniği izledi. Acil serviste ise 11 bin 993 hastaya müdahale edildi. 01-31 Ocak tarihleri arasında polikliniklere tedavileri yapılmak üzere başvuran ve muayene edilenlerin sayıları ise şu şekilde: Uzman aile hekimliği: 993 Anestezi polikliniği: 276 Beyin cerrahisi: Bin 318 Cildiye polikliniği: Bin 142 Çocuk cerrahisi: 145 Çocuk polikliniği: 2 bin 228 Çocuk ve ergen ruh sağlığı: 300 Enfeksiyon hastalıkları: 376 Fizik tedavi polikliniği: Bin 207 Genel cerrahi polikliniği: Bin 283 Göğüs cerrahisi polikliniği: 142 Göğüs hastalıkları polikliniği: 936 Göz hastalıkları polikliniği: 2 bin 533 İç hastalıkları polikliniği: 4 bin 131 Kadın hastalıkları ve doğum polikliniği: 2 bin 293 Kalp damar cerrahisi: 273 Kardiyoloji polikliniği: Bin 269 Kulak burun boğaz polikliniği: Bin 350 Nöroloji polikliniği: 998 Ortopedi polikliniği: 2 bin 470 Plastik cerrahi polikliniği: 202 Ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği: Bin 35 Üroloji polikliniği: Bin 111 Acil servis hastası: 11 bin 993 Hastanede, 284 ameliyat ve 63 lokal ameliyat gerçekleştirilirken, 86 endoskopi, 24 kolonoskopi ve 35 anjiyo işlemi yapıldı. Ayrıca 3 hastaya kalıcı kalp pili takıldı. gebe okulundan yararlanan danışan sayısı ise 18 olarak açıklandı.
03 Şubat 2026 Salı - 10:35
Doç. Dr. Fatma Sert: "Kanserle mücadelede başarı farkındalıkla mümkündür"
Ege Üniversitesi (EÜ) Kanserle Savaş Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Fatma Sert, kanserle mücadelede başarının yalnızca bilimsel gelişmelerle değil; toplumsal farkındalık, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli sağlık kontrolleriyle mümkün olabileceğini vurguladı. Doç. Dr. Fatma Sert, kanserle mücadelede güncel bilimsel gelişmeler ve merkez bünyesinde yürütülen çalışmalar hakkında değerlendirmelerde bulundu. 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nün bilimsel gelişmeleri toplumla paylaşmak açısından önemli bir fırsat olduğunu belirten Doç. Dr. Fatma Sert, kanserin dünya genelinde ve ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini ifade etti. Doç. Dr. Sert, "Günümüzde kanser tedavisinde en önemli gelişmelerden biri, kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının klinik uygulamaya girmiş olmasıdır. Moleküler biyoloji ve genetik alanındaki ilerlemeler sayesinde, hastalarımızın tümör yapısına özgü hedefli tedaviler uygulayabiliyoruz. Bu yaklaşımlar, tedavinin etkinliğini artırırken yan etkilerin azaltılmasına da önemli katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte immünoterapi alanındaki gelişmeler de kanser tedavisinde yeni bir dönemi beraberinde getirmiştir. Bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıyıp yok etmesini hedefleyen bu tedaviler, özellikle akciğer kanseri, melanom ve bazı genitoüriner kanser türlerinde sağkalım sürelerini anlamlı şekilde uzatmıştır. Klasik kemoterapiden farklı etki mekanizmalarıyla çalışan immünoterapiler, kanserle mücadelede umut verici sonuçlar ortaya koymaktadır" dedi. "Erken tanı, tedavi başarısını belirleyen en kritik faktördür" Erken tanı ve gelişmiş radyoterapinin tedavi başarısını artırdığını belirten Doç. Dr. Sert, "Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmeler de kanser tedavisinde önemli kazanımlar sağlamaktadır. Yoğunluk ayarlı, görüntü kılavuzlu ve stereotaktik radyoterapi teknikleri sayesinde tümörler çok daha yüksek doğrulukla hedeflenebilmekte, sağlıklı dokular ise maksimum düzeyde korunabilmektedir. Bu sayede tedavi başarısı artarken, hastalarımızın yaşam kalitesi de önemli ölçüde iyileşmektedir. Bunun yanı sıra erken tanı ve tarama programlarının önemi her geçen gün daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Meme, rahim ağzı, kolorektal ve prostat kanserleri başta olmak üzere pek çok kanser türünde hastalığın erken evrede saptanması, tedavi sürecinin başarısını doğrudan belirleyen en kritik faktörlerden biridir" diye konuştu. "Kanserle mücadelede aktif bir rol üstleniyoruz" Kanserle mücadelede başarının yalnızca tıbbi gelişmelere dayanmadığını vurgulayan Doç. Dr. Sert, "Merkezi olarak bilimsel araştırmalar, multidisipliner hasta yaklaşımı, toplum bilgilendirme çalışmaları ve eğitim faaliyetleriyle kanserle mücadelede aktif bir rol üstleniyoruz. Merkezimizde yürütülen kanser kayıtları, ülkemizin en köklü ve güvenilir kanser veri kaynakları arasında yer almaktadır. Aynı zamanda yürüttüğümüz sosyal sorumluluk projeleri ve klinik çalışmalarla çağdaş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlıyor, hastalarımıza en güncel bilimsel veriler ışığında hizmet sunuyoruz. Bu anlamlı günde bir kez daha vurgulamak isteriz ki, kanserle mücadelede başarı yalnızca bilimsel gelişmelerle değil; toplumsal farkındalık, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve düzenli sağlık kontrolleriyle mümkündür. 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nün toplumsal bilinçlenmeyi artırmasını ve kanserle mücadelede umutlarımızı güçlendirmesini temenni ediyoruz" dedi.
03 Şubat 2026 Salı - 10:27
Diş kaybı sadece gülüşü değil, tüm vücut dengesini etkiliyor
Diş kaybı yalnızca estetik bir soruna değil, çiğneme fonksiyonundan vücut dengesine, yüz görünümünden genel sağlığa kadar birçok sistemi etkileyen ciddi bir sağlık problemine neden olabiliyor. Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, tedavi edilmeyen diş eksikliklerinin kişiyi 5-10 yıl daha yaşlı gösterebildiğini söyledi. Sağlığı birçok açıdan etkileyen dişlerde yaşanan kayıpların tedavi edilmemesi zincirleme sorunlara sebep oluyor. BAU Diş Hekimliği Fakültesi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, diş eksikliğinin çene kemiğinin zayıflamasına, yüz şeklinin değişmesine, sindirim sorunlarına ve duruş bozukluklarına yol açabildiğini belirtti. Ahmet, bu sürecin zamanla zincirleme sağlık sorunlarına neden olduğuna dikkat çekti. Çoğu zaman estetik kaygı ya da çiğneme zorluğuyla dikkat çeken diş kayıplarının genel sağlık açısından birçok etkisi bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, diş kayıplarının oluşturduğu etkinin birbirlerini tetikleyen sağlık sorunlarına yol açtığını vurguladı. Diş kayıplarını değerlendiren Prof. Dr. Ahmet, "Diş kaybı çoğu zaman yalnızca estetik bir sorun ya da çiğneme zorluğu olarak düşünülür. Oysa bilimsel araştırmalar, eksik dişlerin yalnızca yüzü yaşlandırmakla kalmadığını; kas, eklem ve iskelet sistemini de olumsuz etkilediğini, hastanın postürünü değiştirdiğini de ortaya koyuyor. Başka bir deyişle dişler, sandığımızdan çok daha büyük bir denge sisteminin parçası olduğundan, tek bir diş eksikliğinin bile göz ardı edilmemesi gerekir" dedi. Çene kemiğinde yüzde 40’a varan kayıp Dişlerin yüzün alt bölümünü şekillendiren ve çiğneme sistemini oluşturan yapılar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet, bilimsel çalışmalara göre diş çekimini takip eden ilk 6-12 ay içinde çene kemiğinde yüzde 25 ila yüzde 40’a varan kemik kaybı görülebildiğini belirtti. Ahmet, tek bir diş kaybının bile çiğneme sistemindeki dengeyi bozabildiğini söyledi. 5-10 yıl daha yaşlı görünüm Diş kaybının çiğneme kaslarının zayıflamasına ve çiğneme gücünün azalmasına sebep olabildiğini de belirten Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, "Çiğneme sırasında aktif olarak çalışan kaslar diş eksikliği nedeniyle yeterince kullanılamadığında bu kasların etkinliklerinin azalmaya başladığını görüyoruz. Bu durum yüzde sarkma hissi, ağız çevresinde kırışıklıkların artması, dudakların birbiri üzerine yığılması yorgun ve çökmüş bir yüz ifadesine sebep olurken, birçok hasta da bu süreci ’yüzüm eski dolgunluğunu kaybetti’ diyerek ifade ediyor" dedi. Diş eksikliğinin oluşturduğu kemik kaybıyla dudakların desteğini yitirerek içe doğru çekilmelerine, yanakların çökmesine, alt yüz yüksekliğinin azalmasına çene hattının belirginliğini kaybetmesine neden olabildiğine değinen Ahmet, bu durumun kişinin kronolojik yaşından 5-10 yıl daha yaşlı bir görünüme sahip olmasına sebep olabildiğine dikkat çekti. "Vücut dengesini etkileyebiliyor" Diş eksikliklerinin etkisinin yüzle sınırlı olmadığını vurgulayan Ahmet, çiğneme sisteminin çene eklemi (TME), boyun kasları, omuzlar ve hatta omurga ile doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Ahmet, "Eksik dişler nedeniyle çiğnemenin tek taraflı yapılmaya başlanmasıyla birlikte çene eklemine ve kalan dişlere binen yük artar. Çene ekleminde ağrı, ses gelmesi ve kilitlenme gibi olumsuzluklar görülebilir. Boyun ve omuz kaslarında gerginlik oluşabilirken, duruş bozuklukları, baş ağrıları da ortaya çıkabilir. Yapılan birçok çalışma, uzun süreli diş eksikliği olan bireylerde çene eklemi rahatsızlıkları ve boyun ağrılarının daha sık görüldüğünü göstermektedir. Yani ağızdaki küçük bir eksiklik, zamanla tüm vücut dengesini etkileyebilecek hale gelebilir" dedi. Beyin değişime uyum sağlamaya çalışıyor Çiğnemenin beynin motor ve duyusal alanlarını aktif tutan önemli bir fonksiyon olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ahmet, diş eksikliği sonucu çiğnemenin azalmasıyla birlikte beynin de bu duruma uyum sağlamaya çalıştığını belirtti. Yemek yerken çabuk yorulma, sert gıdalardan kaçınma, beslenme alışkanlıklarının değişmesi gibi durumlara da sebep olan diş eksikliği tedavisinin önemli olduğunu söyledi. Zamanında tedavi çok önemli Tedavi süreciyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. Serra Oğuz Ahmet, özellikle implant destekli protetik tedavilerin, mevcut çene kemiğini koruyarak kemik kaybını yavaşlattığını ve yüzün doğal destek yapısını koruduğunu belirtti. Ahmet: "Tedaviyle çiğneme fonksiyonu yeniden sağlanır, çene eklemi üzerindeki yükler dengelenir, yüz kasları tekrar aktif çalışmaya başlar, boyun ve omuz kaslarındaki dengesizlikler azalır. Bu nedenle protetik tedavileri, yalnızca ağız ve diş sağlığı değil aynı zamanda genel vücut sağlığı açısından da önemdir" dedi. Diş kaybından sonraki 1-2 yıl içinde yapılmayan tedavilerin hem kemik kaybını artırdığını hem de ilerideki tedavi seçeneklerini sınırladığını belirten Ahmet sözlerine şöyle devam etti: "Diş kaybı sonrası ’Nasıl olsa sonra yaptırırım’ düşüncesi, kemik ve kas sistemindeki olumsuz değişimlerin hızlanmasına neden oluyor. Bu nedenle tedavi sürecini geciktirmemek gerekiyor."
03 Şubat 2026 Salı - 10:24
Üroonkolojide güncel yaklaşımlar uzmanlar tarafından ele alındı
Avrasya Üroonkoloji Derneği Anadolu Yakası Ocak Ayı Vaka Tartışma Toplantısı’nda, prostat kanseri başta olmak üzere üroonkolojik hastalıklara yönelik güncel tanı ve tedavi yaklaşımları ele alındı. Toplantıda, ileri radyoterapi teknolojileri, gerçek hasta olguları ve multidisipliner değerlendirmeler ışığında klinik uygulamalara yön veren yeni yaklaşımlar tartışıldı. Toplantının açılış konuşmasını, Avrasya Üroonkoloji Derneği Başkanlığı’na seçilen ve Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde Üroloji Uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Asıf Yıldırım gerçekleştirdi. Prof. Dr. Yıldırım, vaka temelli bilimsel tartışmaların hekimler arasındaki bilgi paylaşımını güçlendirdiğini ve bu tür toplantıların klinik pratiğe doğrudan katkı sağladığını vurguladı. MR-LINAC ile Kişiye Özel Radyoterapi Toplantının öne çıkan sunumlarından birini yapan Medicana Ataşehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Koca, prostat kanserinde MR ve LINAC teknolojilerinin birlikte kullanıldığı modern radyoterapi yaklaşımlarını anlattı. Prof. Dr. Koca, radyoterapinin artık sabit planlarla değil, hastanın günlük anatomik değişimlerine uyum sağlayan ve gerçek zamanlı görüntüleme ile yönetilen kişiye özel bir tedaviye dönüştüğünü ifade etti. MR tabanlı sistemler sayesinde hedef tümörün anlık olarak izlenebildiğini belirten Prof. Dr. Koca, hedef hacmin organ hareketlerine bağlı olarak yer değiştirmesi durumunda sistemin otomatik olarak durabildiğini vurguladı. Bu yaklaşımın sağlam dokuların korunmasını sağladığını, yan etkileri azalttığını ve hasta konforunu artırdığını dile getirdi. Prof. Dr. Koca, günümüzde kanser tedavisindeki temel hedefin yalnızca hastalığı yok etmek değil, aynı zamanda hastanın yaşam kalitesini korumak olduğunu söyledi. Olgu panelinde multidisipliner değerlendirme Toplantının olgu paneli moderatörlüğünü Medicana Ataşehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Oktay Akça üstlenirken, panelde Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Dr. Cemal Derman ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nden Dr. Alihan Parpucu tarafından sunulan vakalar ele alındı. İnteraktif şekilde ilerleyen oturumda, prostat ve üroonkolojik hastalıklara yönelik tanı ve tedavi yaklaşımları çok yönlü olarak değerlendirildi. İstanbul Anadolu Yakası’ndaki farklı hastanelerden katılım gösteren hekimlerin de katkılarıyla toplantı, bilimsel etkileşimin yüksek olduğu verimli bir platforma dönüştü. Medicana Ataşehir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu buluşma, üroonkoloji alanında güncel tedavi yaklaşımlarının paylaşılması ve ileri teknolojilerin klinik uygulamalara entegrasyonu açısından önemli bir organizasyon olarak öne çıktı.
03 Şubat 2026 Salı - 10:11
"Kanserde yapılmaması gereken 10 hata"
Kanserden korkmak yerine doğru adımlarla hastaların hem tedavi başarısını hem de yaşam kalitesini artırmasına yardımcı olmanın günümüzde en önemli yaklaşım haline geldiğini ifade eden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Doğru bilgi, doğru zaman ve doğru yaklaşım hayat kurtarır. Bu nedenle, kanser sürecinde internet ve yapay zekadan tanı koymak, tedaviyi yarıda bırakmak, sosyal medya etkisiyle alternatif tedavi yöntemlerine yönelmek, yaşam biçimini aşırı kısıtlamak gibi hatalar tehlikeli sonuçlara yol açabilir" dedi. Kanser tanısı almak, şüphesiz bir kişinin hayatında karşılaşabileceği en sarsıcı durumlardan biri. Ancak günümüzde kanser, erken tanı ve doğru tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldi. Yanlış bilgi ve hatalı yönelimlerin tedavi başarısını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Çiçin, klinik pratikte en sık karşılaşılan hatalı davranışlar hakkında bilgilendirmede bulundu. "Belirtileri görmezden gelerek doktora geç başvurmak" Birçok hastanın korku nedeniyle hekime başvurmayı ertelediğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa bu gecikme, hastalığın erken evrede yakalanma fırsatının kaçmasına neden olabilir. Erken evrede saptanan kanserlerde başarı oranı çok daha yüksektir. Gecikme ise daha yoğun tedavi süreçleri ve fiziksel yük anlamına gelir. Unutulmamalıdır ki korku ile ertelenen her gün, hastalığın ilerlemesi için fırsat oluşturabilir" ifadelerini kullandı. "İnternetten ve yapay zekâdan tanı koymak" Günümüzde bilgiye erişimin çok kolay olduğunu belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, şu uyarılarda bulundu: "Hastalar yapay zekâya yazarak kendi kendilerine tanı koymaya çalışabiliyor. Oysa kanser tanısı; klinik muayene, görüntüleme ve patolojik inceleme ile konur. Hiçbir dijital platform tanı koyamaz. Yapay zekâ doktorun yerini tutan bir karar verici değildir. En büyük risk, hastanın yanlış güven hissiyle başvuruyu geciktirmesi veya gereksiz panik yaşamasıdır. Bazı hastalar yapay zekâya en iyi tedaviyi sorarak immünoterapinin kendileri için kesin çözüm olduğu kanaatine varabilmektedir. Oysa bu tedavilerin uygunluğu ancak klinik verilerle belirlenebilir. Tanı ve tedavi kararları mutlaka hekim değerlendirmesiyle verilmelidir." "Tedaviyi yarım bırakmak veya düzensiz sürdürmek" Bazı hastaların yan etkilerden korkarak veya iyi hissettikleri dönemde tedaviyi bırakabildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bu durum tedavi direnci gelişmesine yol açabilir. Tedavide süreklilik esastır. Yan etkiler hekimle paylaşılmalı, çözüm yolları birlikte planlanmalıdır. İyi hissetmek tedavinin bittiği anlamına gelmez. Kanserde başarı, süreklilikle gelir" şeklinde konuştu. "Beslenme, vitamin ve takviyelerde abartılı arayışlara girmek" Yoğun vitamin ve bitkisel ürün arayışına dikkat çeken Prof. Dr. İrfan Çiçin şu bilgileri paylaştı: "Bu eğilim çoğu zaman sosyal medya ile şekillenir. Oysa gereksiz takviyeler tedavinin etkinliğini azaltabilir, karaciğer yükünü artırabilir. Dengeli beslenme çoğu hasta için yeterlidir. Ek takviyeler ancak doktor önerisiyle kullanılmalıdır. Doğal olan zararsızdır düşüncesi her zaman doğru değildir." "Bilimsel olmayan tedavi yöntemlerine yönelmek" Çaresizlik hissinin hastaları bilimsel kanıtı olmayan yöntemlere yönlendirebildiğini söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bitkisel karışımlar veya sözde ’hücre yenileyici’ ürünler bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. En büyük risk, hastanın etkin tedaviyi geciktirmesidir. Yanlış umut, doğru tedaviyi geciktirir. Şifa vaat eden her şey gerçek tedavi değildir. Kanserle mücadelede en büyük güç, doğru bilgiye zamanında ulaşmaktır. Hastalığın kendisi kadar bilgi kirliliği de mücadeleyi zorlaştırır. Erken başvuru ve güçlü iletişim başarının temel taşlarıdır. Korkuya değil bilgiye, söylentilere değil bilime güvenmek gerekir" dedi. "Sosyal medya etkisiyle alternatif tedavilere yönelmek" Sosyal medyanın alternatif tedavi yöntemlerini öne çıkardığını söyleyen Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Yüksek doz C vitamini veya fitoterapi uygulamalarının büyük bölümü bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Sosyal medyadaki hasta hikâyeleri tıbbi ayrıntılardan yoksundur ve genelleştirilemez" uyarısında bulundu. "Kendi hastalığını başka hastalarla karşılaştırmak" Hastaların sıklıkla tedavilerini başkalarıyla kıyasladığını belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Oysa kanser; moleküler yapıları ve tedavi yanıtları açısından kişiden kişiye değişir. Aynı isimli iki kanser bile biyolojik olarak tamamen farklı olabilir. Başka hastalarla karşılaştırma yapmak gereksiz kaygı oluşturur. Başkasının tedavisi, sizin reçeteniz değildir" dedi. "İmmünoterapi ve hedefe yönelik ilaçlara abartılı beklenti yüklemek" İmmünoterapi ve akıllı ilaçların her hasta için uygun olmayabileceğini belirten Prof. Dr. İrfan Çiçin, "Bazı hastalar bunları ’kesin çözüm’ görüp zaman kaybedebilir. Önce hastalığın biyolojik özellikleri değerlendirilmelidir. Gerçekçi beklenti ve doğru hasta seçimi başarıyı belirler" dedi. "Yaşam biçimini aşırı kısıtlayarak hayatı zorlaştırmak" Hayatın hastalık merkezli yaşanmasının hatalı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çiçin, "Sosyal ilişkileri kesmek psikolojik yükü artırır. Oysa kontrollü sosyal yaşam ve hafif egzersiz tedaviye uyumu artırır. Hayatı durdurmak tedaviye katkı sağlamaz" ifadelerini kullandı. "Hekimiyle açık iletişim kurmamak" Kanser tedavisinin aynı zamanda bir güven ilişkisi olduğunu belirten Çiçin, "Bazı hastalar yan etkileri veya korkularını hekimlerinden gizleyebilmektedir. Oysa, paylaşılmayan her bilgi tedavi güvenliğini riske atabilir. Kullanılan bitkisel ürünler ilaçlarla etkileşime girebilir. Hekim, ancak tüm tabloyu bildiğinde doğru karar verebilir. Unutulmamalıdır ki doktor-hasta ilişkisi bir ekip çalışmasıdır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
03 Şubat 2026 Salı - 10:09
Selendi Devlet Hastanesi’nde dahiliye uzmanı göreve başladı
Manisa’nın Selendi ilçesine atanan İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ezgi Bektaş, Selendi Devlet Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Selendi Devlet Hastanesi’ne atanarak görevine başlayan İç Hastalıkları (Dahiliye) Uzmanı Ezgi Bektaş, hasta kabulüne başladı. İstanbul Şişli’de doğan Uzm. Dr. Bektaş, ilk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Nişantaşı Nuri Akın Anadolu Lisesi’nden mezun olduktan sonra Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 2019 yılında bitirdi. 2019–2021 yılları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde pratisyen hekim olarak görev yapan Bektaş, Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı (TUS) kazanarak 2021 yılında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde İç Hastalıkları ihtisasına başladı. Uzmanlık eğitimini Kasım 2025’te tamamladı. Mecburi hizmet kapsamında Selendi Devlet Hastanesi’ne atanan Uzm. Dr. Bektaş, göreve başlamasının ardından yaptığı açıklamada, "Uzman hekim olarak ilk görev yerim olan Selendi’de hizmet vermekten mutluluk duyuyorum. Selendi halkının samimi ve mütevazı yaklaşımı beni ayrıca memnun etti. Görev sürem boyunca bilimsel ve etik ilkeler doğrultusunda en iyi sağlık hizmetini sunmayı sürdüreceğim" ifadelerini kullandı.
03 Şubat 2026 Salı - 10:09
Dr. Küçük: "Yüz germe ile zamana meydan okuyan doğal gençleşme"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Küçük, yüz germe operasyonlarının günümüzde gelişen cerrahi teknikler sayesinde hem güvenli hem de başarılı sonuçlar sunduğunu ifade etti. Op. Dr. Küçük, "Yüz germe ameliyatları yalnızca cildi germeye yönelik değildir. Yüzün alt tabakalarındaki kas ve bağ dokularının da toparlanmasıyla daha kalıcı ve doğal bir gençleşme sağlanmaktadır" dedi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ufuk Küçük, "Yaşlanma sürecine bağlı olarak yüzde meydana gelen sarkma, kırışıklık ve elastikiyet kaybı, estetik cerrahiye olan ilgiyi her geçen gün artırıyor. Bu alanda en etkili cerrahi yöntemlerden biri olan yüz germe daha genç, dinamik ve doğal bir görünüm elde edilmesine imkan sağlıyor" dedi. Yüz germe işleminin; yüz ovali, yanaklar, çene hattı ve boyun bölgesindeki sarkmaları hedef aldığını belirten Küçük, her hastaya özel planlama yapılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. "Hastanın yüz yapısı, cilt kalitesi ve beklentileri doğrultusunda kişiye özel bir cerrahi yaklaşım benimsiyoruz" şeklinde konuştu. Ameliyat sonrası iyileşme sürecinin kişiden kişiye değişebildiğini belirten Op. Dr. Ufuk Küçük, hastaların büyük bölümünün kısa sürede sosyal yaşamlarına dönebildiğini ve nihai sonuçların zamanla daha doğal bir görünüm kazandığını söyledi.
03 Şubat 2026 Salı - 09:55
Omurilik felci geçiren "Stikman" lakaplı Günal Şen, Elon Musk’un tedavisiyle tekrar yürümek istiyor
İstanbul’da yaşayan Günal Şen (38), 19 yıl önce geçirdiği trafik kazası sonrası omurilik felci geçirdi. Hayata bilgisayar kullanırken yardımcısı olan tahta çubuk ile tutunan ve sosyal medyada "Stickman" lakabıyla tanınan Şen, tekerlekli sandalyede olsa da kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor. Şen’in tek isteği Elon Musk’ın geliştirmiş olduğu Neuralink tedavisiyle tekrar ayağa kalkabilmek.
03 Şubat 2026 Salı - 09:42
Yapay zekayla oluşturulan videolar gerçeklik algısını dönüştürüyor, ruh sağlığını olumsuz etkiliyor
İnternet ortamında, özellikle sosyal medyada yayınlanan ve gerçeğiyle neredeyse ayırt edilemeyecek yapay zeka videolarının, insanın ruh sağlığına olumsuz yönde etkisi olduğu bildirildi. Uzmanlar, yapay zekanın gerçeğe duyulan güveni zedelediğine de dikkat çekerek, "İnsanlar artık sadece gerçek olmayanı gerçek mi diye sorgulamaktan öte, gerçek olana şüphe ile yaklaşmaya başladı. Bu durum ruh sağlığı açısından yeni ve önemli problemleri beraberinde getiriyor" dedi. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatma Arkaz, yapay zekayla üretilen içeriklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Uzm. Dr. Arkaz, yapay zekayla birlikte yalnızca teknolojinin değil, gerçeklik algısının da dönüştüğünü belirterek, "İnsan beyni gördüğüne inanmaya eğilimlidir. Burada temel bir güven mekanizması vardır. Ancak yapay zeka ile üretilen içerikler bu temel güven mekanizmasına zarar vermeye başladı" dedi. "Gerçeğe duyulan güven zedeleniyor" Yapay zekanın gerçeğe çok yakın taklitler üretebildiğine dikkati çeken Arkaz, "İnsanlar artık sadece gerçek olmayanı gerçek mi diye sorgulamaktan öte, gerçek olana şüphe ile yaklaşmaya başladı. Tabi bu durumda ruh sağlığı açısından yeni ve önemli problemleri de beraberinde getiriyor" ifadelerini kullandı. Beynin görsel bilgiyi kanıt olarak kabul ettiğini vurgulayan Arkaz, yapay zekanın bu güveni sarstığını belirterek, "Kişi gördüğüne bile inanamaz hale geliyor, bu da genel bir güvensizlik duygusunu tetikliyor" değerlendirmesinde bulundu. "Hassas bireylerde sanrısal düşünceler tetiklenebiliyor" Yoğun yapay zeka etkileşiminin zihinsel etkilerine değinen Arkaz, dikkat süresinin azaldığını, eleştirel düşüncenin pasifleştiğini ve bilişsel yorgunluğun arttığını söyledi. Psikiyatrik rahatsızlıklar açısından risklere işaret eden Uzm. Dr. Arkaz, "Özellikle anksiyete bozukluğu, depresyon ve psikoza yatkınlığı olan kişilerde gerçeklik sınırları zorlanabiliyor. Bazı hassas bireylerde sanrısal düşünceler tetiklenebiliyor" diye konuştu. Arkaz ayrıca yoğun yapay zeka kullanımının bağımlılık benzeri döngülere yol açabileceğinin de altını çizdi. "Dijital etkileşimi sınırlandırma çağrısı" Sorgulamanın belirli bir düzeye kadar sağlıklı olduğunu ifade eden Arkaz, "Sürekli şüphe hali zihinsel yorgunluğu artırır ve olaylara karşı güvensizliği besler. Her gördüğümüze inanmayalım ama her şeyin gerçekliğini de sürekli sorgulamak zorunda değiliz" dedi. Özellikle duygusal olarak hassas dönemlerde dijital etkileşimin sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Arkaz, yapay zekanın bir araç olduğunu, insani ilişkilerin yerini tutamayacağını belirterek gerçek sosyal bağların korunması çağrısında bulundu. "Uzmanlara ve kurumlara duyulan güvenin azalmasına yol açabilir" Yapay zekanın gerçekliği kolayca taklit edebilmesinin bilgiye ve kanıta olan güveni sarstığını ifade eden Arkaz, bunun toplumsal düzeyde şüpheciliğin ve komplo teorilerinin artmasına, uzmanlara ve kurumlara duyulan güvenin azalmasına yol açabileceğini söyledi. "Videolarda yapay zeka olduğu belirtilmeli" Uzm. Dr. Fatma Arkaz, uyarı mekanizmalarının eksikliğine de dikkati çekerek, "Yapay zeka ile üretilen içeriklerin açıkça belirtilmesi, oluşan şüpheyi azaltabilir. Ancak şu an böyle bir uygulama yaygın değil" değerlendirmesinde bulundu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder