Son Dakika
|
Trump: "İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına asla izin vermeyeceğim"
İran: "Basra Körfezi'ndeki ABD'ye ait petrol tankeri uyarılara uymadığı için vuruldu"
Merkez Bankası faiz kararını açıkladı!
Şanlıurfa’da kuyumcuda hırsızlık anı kameraya yansıdı
MSB: "İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir"
ABD ordusu: "İran, hava gücünü her geçen gün kaybediyor"
İstanbul’da yabancılara sahte belge düzenleyen şebeke çökertildi: 13 gözaltı
İran, Bahreyn'de yakıt tanklarını vurdu
İran'da hayatını kaybeden üst düzey askeri yetkililer için cenaze töreni
Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Arakçi: "ABD, İran’ın nükleer önerisini teknik detayları kavrayamadığı için reddetti"
Erzurum Milletvekili Öncü: "Her 10 çocuktan biri engelli olarak dünyaya geliyor"
Şişli’de silahlı kavgada seken kurşunlar yoldan geçen kadına isabet etti
İsrail’den Beyrut’a hava saldırısı
İran’dan Trump’a sert mesaj: "Sizi pişman edene kadar geri adım atmayacağız"
Ankara’da korkutan deprem!
Gazeteci Enver Aysever hakkında tahliye kararı
SAĞLIK
Dr. Baran’dan böbrek sağlığı uyarısı
12 Mart 2026 Perşembe - 21:23:20
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Erdem Baran, Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kronik böbrek hastalığının çoğu zaman erken dönemde belirti vermeden ilerlediğine dikkati çeken Nefroloji Uzmanı Dr. Erdem Baran, bu nedenle düzenli sağlık kontrollerinin büyük önem taşıdığını belirtti. Yapılan araştırmaların toplumda yaklaşık her 10 kişiden birinde böbrek hastalığı bulunduğunu gösterdiği ifade edildi. Özellikle diyabet, hipertansiyon, obezite ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının böbrek hastalıkları açısından önemli risk faktörleri arasında yer aldığı vurgulandı. Dr. Erdem Baran, bu hastalıkların kontrol altında tutulmasının böbrek sağlığının korunmasında kritik rol oynadığını belirtti. Dünya Böbrek Günü vesilesiyle vatandaşları böbrek sağlıkları konusunda daha bilinçli olmaya ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeye davet etti. Böbrek sağlığını korumak için yeterli su tüketilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, sağlıklı ve dengeli beslenilmesi, sigara kullanımından kaçınma, düzenli egzersiz yapılması ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınılması gerektiğini söyledi.
12 Mart 2026 Perşembe - 16:06
Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı
Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi bünyesinde açılan hemodiyaliz ünitesi, daha önce tedavi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalan hastalara büyük kolaylık sağladı. Hasköy ilçesinde bulunan devlet hastanesi bünyesinde hizmete açılan hemodiyaliz ünitesi, ilçede yaşayan böbrek hastalarının tedaviye erişimini kolaylaştırdı. 4 Şubat’ta hizmet vermeye başlayan ve 6 diyaliz makinesinin bulunduğu ünitede şu anda yaklaşık 21 hasta tedavi görüyor. Daha önce diyaliz tedavisi için Muş Devlet Hastanesi’ne gitmek zorunda kalan Hasköy ve köylerinde yaşayan hastalar, artık ilçede hizmet veren hemodiyaliz ünitesi sayesinde uzun yolculuklardan kurtuldu. Hasköy Devlet Hastanesi’nde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Balat, ünitenin yaklaşık bir aydır hizmet verdiğini belirterek, "Ünitemiz yaklaşık bir ay oldu açıldı. 6 yatağımız var. Şu an yaklaşık 21 hastamız var. Bundan önce hastalar çeşitli zorluklarla Muş merkez veya farklı yerlerde tedavi oluyorlardı. Burayı açtıktan sonra hastalar rahatlıkla diyalizlerini almakta. Hafta içi ve hafta sonu belli dönemlerde diyaliz seanslarımız var" dedi. Hasköy Devlet Hastanesi Birim Sorumlusu Fırat Narin ise ilçede kurulan hemodiyaliz ünitesinin bölge için önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade ederek, "Hasköy Devlet Hastanesi’nde gerçekten güzel bir hemodiyaliz ünitesi kurduk. Hastanemizde şu anda 21 hasta hemodiyaliz tedavisi görmekte. Pazartesi, çarşamba, cuma bir ekip, salı, perşembe ve cumartesi ise diğer ekip tedavi yapmakta. Hastalarımız haftada 12 saat, günlük 4 saat diyaliz tedavisi alıyor. Diyalize giren hastalar sadece Hasköy’den değil, mesafe olarak yakın olduğu için Korkut ilçesi ve köylerinden de geliyor. Hatta Tokat’tan gelen hastamız da mevcut. Ünitemiz ayrıca tatil hemodiyalizi hizmeti de veriyor. 6 makine ile hizmet veren hastanemiz, akşam seansıyla birlikte 34-36 hastaya kadar kapasiteye sahip. İlçede hemodiyaliz ünitesinin açılması Hasköy ve Korkut ilçelerindeki hastaları ciddi şekilde rahatlattı" diye konuştu. Diyaliz tedavisi için üniteden yararlanan 53 yaşındaki Fevzi Zeytun ise daha önce tedavi için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Korkut’un Altınova köyündenim. 53 yaşındayım. Son 8 aydır diyalize giriyorum. Son 3 yıldır da görme engelliyim. Arkadaşlar sağ olsun, görme engelli olmama rağmen bir sıkıntım olduğunda hemen ilgileniyorlar. Bizim yaşadığımız yer Muş merkeze 40-45 kilometre uzaklıkta. Hasköy’e ise yaklaşık 20 kilometre mesafede. Buradan evimize gitmek 20 dakika sürüyor fakat Muş merkeze gittiğimizde yol çok zamanımızı alıyordu. Allah devletten razı olsun" şeklinde konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 15:45
Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor
Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Dünya Böbrek Günü kapsamında, Türk Böbrek Vakfı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan 2,5 metre yüksekliğinde dev böbrek maketi, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi. Düzenlenen etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekildi hem de su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2-2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor" dedi. Erk, kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir" dedi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek, "Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır" dedi. Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan bahsederek, "Kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür), vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır" dedi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:58
Dünya Glokom Gününde ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı
Diyarbakır’da Dünya Glokom Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı. Dicle Üniversitesi Hastanesi ana bina poliklinikleri ile Tıp Fakültesi Dekanlığı girişinde kurulan stantlarda hasta, hasta yakınları ve öğrencilerin göz tansiyonları ücretsiz olarak ölçüldü. Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Keklikçi, glokom hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, "Glokom, halk arasında bilinen adıyla göz tansiyonu, tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen önemli bir göz hastalığıdır. Hastalık erken dönemde çoğu zaman belirti göstermediği için düzenli göz muayeneleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle risk grubunda bulunan bireylerin belirli aralıklarla göz kontrollerini yaptırmaları, muhtemel görme kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır" dedi. Etkinlik kapsamında kurulan stantlarda vatandaşlara glokom hakkında bilgilendirici broşürler dağıtılırken, göz tansiyonu ölçümü yapılan katılımcılara hastalık hakkında görevliler tarafından bilgi verildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
12 Mart 2026 Perşembe- 12:53
Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası
2
11 Mart 2026 Çarşamba- 09:34
"Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir"
3
12 Mart 2026 Perşembe- 12:21
İnme geçiren 91 yaşındaki hastaya başarılı müdahale, uzmanlardan uyarı: "Dakikanın önemi var"
4
05 Şubat 2026 Perşembe- 09:40
Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu
5
11 Mart 2026 Çarşamba- 14:47
Üroloji Uzmanı Dr. Şığva: "Taş hastalığı böbrek kaybına yol açıyor"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:13
Erken teşhis hayat kurtarır: Kanserde görüntülemeyle tespit edilebilen 5 önemli uyarı
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre kanser vakalarının yaklaşık üçte biri erken teşhis edildiğinde kontrol altına alınabiliyor. 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Mehmet İncedayı, görüntüleme yöntemlerinin kanserde erken tanının en güçlü araçlarından biri olduğunu vurguladı. Kanser, günümüzde hem dünyada hem de Türkiye’de önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verileri, her yıl milyonlarca kişiye yeni kanser tanısı konulduğunu ortaya koyarken, bu vakaların önemli bir bölümünde hastalığın ileri evrede tespit edilebildiğini gösteriyor. Oysa kanserle mücadelede en kritik adım, hastalığın erken dönemde tanınması olarak kabul ediliyor. Her yıl 4 Şubat’ta anılan dünya kanser günü, erken teşhisin ve farkındalığın önemini bir kez daha gündeme taşıyor. Bu özel gün kapsamında uzmanlar, kanserin erken evrede çoğu zaman belirti vermeden ya da hafif bulgularla seyredebildiğine dikkat çekiyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet İncedayı, görüntüleme yöntemlerinin, göz ardı edilen belirtilerin nedenini ortaya koymada kilit rol üstlendiğini belirtti. Doç. Dr. İncedayı, konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Kanserin erken evrelerinde belirtiler çoğu zaman özgül değildir. Bu nedenle pek çok hasta, şikâyetlerini önemsemeyebilir. Görüntüleme yöntemleri sayesinde, bu belirtilerin altında yatan nedenler erken aşamada tespit edilebiliyor ve tanı süreci hızlanıyor." Nedeni açıklanamayan kilo kaybı Beslenme düzeninde ya da günlük yaşam alışkanlıklarında belirgin bir değişiklik olmaksızın ortaya çıkan kilo kaybı, çoğu zaman fark edilse de önemsenmeyebiliyor. Ancak bu durum, bazı kanser türlerinde erken dönemde görülebilen bulgular arasında yer alıyor. Bu konuda değerlendirmede bulunan Doç. Dr. Mehmet İnce Dayı, "Açıklanamayan kilo kaybı, özellikle sindirim sistemi ve akciğer kanserlerinde erken bir uyarı olabilir. Görüntüleme yöntemleri, bu tür durumlarda vücudun ayrıntılı değerlendirilmesine imkan tanır" ifadelerini kullandı. Vücutta ele gelen kitle ve şişlikler Vücutta fark edilen kitle ya da şişlikler, ağrısız olduğu için çoğu zaman ihmal edilebiliyor. Ancak bu bulgular, kanserin erken evresinde ortaya çıkabilen önemli işaretler arasında bulunuyor. Doç. Dr. İncedayı, "Meme, boyun, koltuk altı veya karın bölgesinde ele gelen kitleler, görüntüleme yöntemleriyle ayrıntılı olarak incelenmelidir. Erken yapılan değerlendirmeler, iyi huylu ve kötü huylu oluşumların ayrımında önemli rol oynar" dedi. Uzun süredir devam eden ve nedeni açıklanamayan ağrılar Ağrı, pek çok farklı hastalığın ortak belirtisi olabilse de, uzun süredir devam eden ve nedeni açıklanamayan ağrılar dikkatle ele alınmalı. Özellikle kemik, sırt ve karın ağrılarının kronikleşmesi durumunda altta yatan nedenin araştırılması gerekiyor. Bu noktaya dikkat çeken Doç. Dr. İncedayı, "Bazı kanser türlerinde ağrı, erken dönemde ortaya çıkabilir. Görüntüleme yöntemleri, ağrının kaynağının belirlenmesinde yol gösterici olur" şeklinde konuştu. Bağırsak ve idrar alışkanlıklarında değişiklik Bağırsak düzeninde ya da idrar alışkanlıklarında meydana gelen ve uzun süre devam eden değişikliklerin çoğu zaman geçici sorunlar olarak değerlendirilse de bazı kanser türlerinin erken belirtisi olabileceğini belirten Doç. Dr. Mehmet İncedayı, şöyle konuştu: "İdrarda kan görülmesi, dışkılama alışkanlıklarında belirgin değişiklikler ya da uzun süren sindirim sorunları, görüntüleme ile değerlendirilmesi gereken önemli bulgulardır." Tarama ve görüntüleme yöntemleri erken tanının anahtarı Kanserde erken teşhisin yalnızca belirtilerin fark edilmesiyle sınırlı olmadığına dikkat çeken uzmanlar, düzenli tarama ve görüntüleme programlarının önemini vurguluyor. Yaş, cinsiyet ve risk faktörlerine göre planlanan görüntüleme tetkikleri, henüz belirti vermemiş kanserlerin bile erken evrede tespit edilebilmesine imkan tanıyabiliyor. Doç. Dr. İnce dayı, sözlerini şöyle tamamladı: "4 Şubat Dünya Kanser Günü, erken teşhisin önemini hatırlatmak için önemli bir fırsat. Görüntüleme yöntemleri, kanserin erken evrede tespit etmek katkı sağlayarak tedavi sürecini olumlu yönde etkileyebilir. Bu nedenle düzenli kontroller ve tarama programları ihmal edilmemelidir."
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:08
Onkolog Ölmez: "Önümüzdeki 5 yılda kansere bağlı ölümler ciddi oranda azalacak"
Onkolog Dr. Öğr. Üyesi Özgür Ölmez, immünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, gen ve hücre temelli tedavilerle önümüzdeki 5 yıl içinde kansere bağlı ölümlerde ciddi azalma, tam tedavi sağlanabilen kanser sayısında ise belirgin artış beklendiğini söyledi.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:08
Denizli sağlık camiasının acı kaybı
Denizli’nin göz sağlığında dünyaca tanınan ismi olan Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesi Kurucu Başhekimi Prof. Dr. Volkan Yaylalı hayatını kaybetti. Özel Yaylalı Göz Hastanesi Kurucusu, Pamukkale Üniversitesi Kurucu Başhekimi Prof. Dr. Volkan Yaylalı, 61 yaşında yaşamını yitirdi. Denizli’de göz tedavilerinde öncü çalışmalara imza atan Yaylalı’nın bir süredir Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gördüğü öğrenildi. Göz hastalıkları alanında ulusal ve dünya çapta tanınan Prof. Dr. Volkan Yaylalı, meslek yaşamı boyunca birçok ilki hayata geçirerek Denizli’de modern göz cerrahisinin gelişmesine önemli katkılar sundu. Vitreoretinal cerrahi, dekolman ameliyatı, korneal crosslinking, korneal halka uygulaması ve excimer lazer gibi pek çok ileri tedavinin kentte ilk kez uygulanmasında öncü oldu. Akademik başarıları, yetiştirdiği hekimler ve hastalarına sunduğu nitelikli sağlık hizmetleriyle hafızalarda yer edinen Prof. Dr. Volkan Yaylalı’nın vefatı, Denizli ve Türkiye sağlık camiasında derin üzüntüye neden oldu. Yarın son yolculuğuna uğurlanacak Prof. Dr. Volkan Yaylalı, 05 Şubat 2026 Perşembe günü saat 10.00’da kurucusu olduğu Yaylalı Göz Hastanesinden uğurlanacak. Saat 12.00’de Pamukkale Üniversitesi’nde tören düzenlenecek. Merhumun cenazesi, öğle namazına müteakip Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Servergazi Mezarlığı’nda defnedilecek.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:07
Onkolog Ölmez: "Önümüzdeki 5 yılda kansere bağlı ölümler ciddi oranda azalacak"
Onkolog Dr. Öğr. Üyesi Özgür Ölmez, immünoterapi, hedefe yönelik ilaçlar, gen ve hücre temelli tedavilerle önümüzdeki 5 yıl içinde kansere bağlı ölümlerde ciddi azalma, tam tedavi sağlanabilen kanser sayısında ise belirgin artış beklendiğini söyledi. 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında açıklamalarda bulunan İstanbul Beykent Üniversite Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Özgür Ölmez, Türkiye ve dünyadaki güncel kanser verilerini paylaştı. Kanser tanısı alan hasta sayısının artmasına karşın, yeni tedavi yöntemleri sayesinde sağ kalım sürelerinin uzadığını belirten Ölmez, tarama programlarının ve erken tanının hayati önem taşıdığını ifade etti. "Türkiye’de yılda yaklaşık 240 bin yeni kanser vakası görülüyor" Dr. Öğr. Üyesi Özgür Ölmez, 2022 yılı kanser istatistiklerine göre Türkiye’de yaklaşık 240 bin yeni kanser vakasının tespit edildiğini, dünya genelinde ise bu sayının 20 milyona ulaştığını söyledi. Vakaların büyük bölümünü akciğer kanserinin oluşturduğunu, ikinci sırada ise meme kanserinin yer aldığını belirtti. "Hasta sayısı artıyor ama ölümler azalıyor" Son yıllarda kansere bağlı ölümlerde azalma yaşandığını ifade eden Ölmez, buna rağmen tanı alan hasta sayısının arttığını vurguladı. Bu artışın en önemli nedeninin ortalama yaşam süresinin uzaması ve toplumun yaşlanması olduğunu kaydetti. Kanser taramalarının önemine dikkat çeken Ölmez, Türkiye’de meme kanseri için 40 yaşından sonra yılda bir mamografi önerildiğini, serviks, prostat ve cilt kanserlerinde düzenli kontrollerin büyük önem taşıdığını söyledi. Ayrıca 50 yaş sonrası bireylerde kolon kanseri başta olmak üzere çeşitli taramaların uygulanması gerektiğini belirtti. "Yeni tedaviler umut veriyor" Günümüzde klasik kemoterapilere ek olarak immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin kullanıldığını belirten Ölmez, bu yöntemlerin hastanın bağışıklık sistemini aktive ettiğini ve genellikle daha iyi tolere edildiğini söyledi. Hücre tedavileri, gen tedavileri ve kanser aşılarının ise önümüzdeki 3-4 yıl içinde klinik kullanıma girmesinin beklendiğini ifade etti. "Her tedavi her hastaya uygun değildir" İmmünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin her hastada etkili olmayabileceğini vurgulayan Ölmez, tedavi uygunluğunun biyopsi ve moleküler incelemelerle belirlendiğini söyledi. Buna rağmen yakın gelecekte çok sayıda yeni molekülün tedavi seçenekleri arasına girmesinin beklendiğini aktardı. "Yan etkiler kemoterapiye göre daha sınırlı" "Akıllı ilaçlar" olarak bilinen tedavilerin bazı yan etkilere yol açabildiğini belirten Ölmez, otoimmün hastalıklar, tiroit bozuklukları ve ishal gibi etkilerin görülebildiğini, ancak klasik kemoterapilere kıyasla daha iyi tolere edildiğini ifade etti. Toplumda yaygın olan "kansere bıçak vurulmaz" gibi inanışların doğru olmadığını söyleyen Ölmez, uygun şekilde yapılan cerrahinin kanserin yayılmasına neden olmayacağını vurguladı. "Kanserin dişisi-erkeği" söyleminin ise hastalığın agresifliğiyle ilgili olduğunu belirtti. "Fitoterapi mutlaka hekim bilgisiyle uygulanmalı" Tamamlayıcı tedavilerin tamamen reddedilmediğini belirten Ölmez, fitoterapinin mutlaka onkolog kontrolünde yapılması gerektiğini, özellikle kemoterapi alan ve karaciğer hastalığı bulunan bireylerde dikkatli olunması gerektiğini söyledi. "Bu belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı" Bir aydan uzun süren öksürük, menopoz sonrası kanama, dışkıda kan, açıklanamayan kilo kaybı ve uzun süren halsizlik gibi belirtilerin önemine dikkat çeken Ölmez, bazı kanser türlerinin ise erken dönemde belirti vermeyebileceğini ifade etti. "Gelecekte organ koruyucu tedaviler öne çıkacak" Son olarak ileri evre hastalarda sağ kalım sürelerinin belirgin şekilde uzadığını belirten Ölmez, gen tedavileri, kişiye özel aşılar ve hücre temelli yaklaşımların kanser tedavisinin geleceğini şekillendirdiğini söyledi.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:06
Kanserle savaşı kazandı, umudu yüzlere taşıdı
İzmir’de 2023 yılında meme kanseri teşhisi almış ve bu süreçte en büyük motivasyonu makyaj yaparak bulan makyaj sanatçısı Deniz Aksu, hem kendi yaşadıklarını anlattı hem de kansere karşı mücadele veren hastalara moral aşıladı. Medicana International İzmir Hastanesi, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde hastalara moral olmak ve kansere karşı farkındalığın artmasını sağlamak amacıyla "Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar" başlıklı etkinlik düzenledi. Hikayesiyle kanser hastalarına güç veren ve kansere karşı savaşında en büyük motivasyonu makyaj yapmakta bulan makyaj sanatçısı Deniz Aksu, Medicana International İzmir Hastanesi’nde tedavi gören onkoloji hastalarıyla bir araya geldi. ‘Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar’ başlığıyla gerçekleştirilen yüz taşı ve glitter uygulamasına hastaların yanı sıra kadın ve erkek sağlık çalışanları da katıldı. Erkek sağlık çalışanları kollarına yüz taşı ve glitter uygulatırken, kadınlar da yüzlerine ve ellerine aynı uygulamayı yaptırarak, "Kansere karşı yanınızdayız" mesajı verdi. Kanserle Mücadele Duyguları Tanımakla Başlar etkinliği kanser hastalarından da tam not aldı. Bazı hastaların kemoterapi aldığı sırada dahil olduğu etkinlikte makyaj sanatçısı Deniz Aksu’nun hikayesini öğrenen hastalar mücadelenin önemini bir kere daha hatırladıklarını ifade etti. "Tek göğüsle yaşamak beni çok etkiledi" Meme kanseri teşhisini 2023 yılında alan 26 yaşındaki Deniz Aksu, etkinlik öncesi kanser sürecine dair konuştu. Meme kanseri teşhisi sonrası 5 ay kadar kemoterapi aldığını ve ardından 2 göğsünün de alınıp yerine meme protezi yerleştirildiğini belirten Deniz Aksu, "Göğsümdeki dikişler gördüğüm tedavilerden dolayı tam iyileşemedi. Radyoterapi sürecim de başlayınca dikişlerin iyileşmesi güçleşti. O nedenle bir ameliyat daha oldum ve bir göğsümdeki protezi çıkardılar. Uzunca süre tek göğüsle yaşamak durumda kalmıştım. Beni en çok etkileyen bu durum olmuştu. Ancak sonrasında yeniden protez takıldı ve şu anda rutin kontrollerle tedavim devam ediyor. Daha iyi bir süreçteyim" diye konuştu. "Kendimi dinlemeyi öğrendim" Hastalığından önce çok yoğun ve stresli bir çalışma hayatı içinde olduğunu dile getiren Deniz Aksu, sözlerine şöyle devam etti: "Özel bir firmada genel koordinatör olarak çalışıyordum. Kanser olduğumu öğrendikten sonra işimden ayrılmak zorunda kaldım. Bu süreçte en çok kendimi dinleme ve ne istediğimi sorma imkanı elde ettim. Makyaja olan ilgim çok önceden de vardı ve bu nedenle sevdiğim işi yapmak istedim. Bunun için eğitim aldım ve tedavilerimin ardından sektöre profesyonel bir şekilde adım attım. Makyaj sevgim sayesinde kemoterapi ve radyoterapi sürecinde motivasyonumu kaybetmedim. Makyaj yapmak bana çok iyi geliyordu. Makyaj bana hep moral oldu. Bugün de burada kanser hastalarıyla bir araya geldim. Bu organizasyon beni 2023 yılındaki mücadeleme götürdü. Hastalarla yan yana gelince kendi yaşadıklarım aklıma geldi. Saçlarım, kirpiklerim yoktu. Ama yine de bugün yaptığım iş, bana umut olmuştu. Umarım burada yaptığımız etkinlik de hastalara iyi gelir ve daha pozitif bakabilirler."
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:04
Anne karnında tespit edilen cerrahi hastalıklar artık çaresiz değil
Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Hasan Özkan Gezer, anne karnında tespit edilen, cerrahi gerektiren hastalıkların doğru planlama yapıldığında bir felaket haberi değil, aksine bir başarı hikayesine dönüştüğünü söyledi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Hasan Özkan Gezer, tıptaki teknolojik ilerlemeler doğumsal anomalilerin bebek dünyaya gelmeden tespit edilmesine ve tedavi planlamasının erken dönemde yapılmasına imkan sağladığını, doğru merkezlerde yapılan doğumun başarı oranlarını ciddi şekilde artırdığını söyledi. Gelişmiş ultrasonografi yöntemleri sayesinde özefagus atrezisi (yemek borusunun kapalı olması), bağırsak tıkanıklıkları, diyafram hernisi (akciğer zarındaki defektler) ve idrar yollarındaki darlıklar gibi birçok doğumsal hastalığın bebek doğmadan önce tespit edildiğini ifade eden Gezer, erken tanının hem aile hem de sağlık ekibi için önemli bir hazırlık sürecini mümkün kıldığını söyledi. Anne ve babaların bu tanıyla karşılaştıklarında en sık "Bebeğimiz yaşayacak mı" sorusunu yönelttiklerini belirten Gezer, günümüzde bu hastalıkların genellikle başarıyla tedavi edilebildiğini, erken tanı ve doğru merkezde gerçekleştirilen doğum planlamasıyla başarı oranlarının yüzde 90’ların üzerine çıktığını dile getirdi. "Zaman kaybetmeden gerekli müdahaleleri yapabiliyoruz" Bu süreçte ailelerin bilgiye dayalı bir yaklaşımla hareket etmelerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Gezer, "Paniğe kapılmadan ilk adım olarak doğru merkeze yönelmeliler. Çocuk cerrahisi uzmanı bulunan, yenidoğan yoğun bakım imkanları güçlü olan bir merkezde yapılan doğum planlaması, bebek için hayati derecede önemlidir. Başkent Üniversitesi’nde multidisipliner bir yaklaşımla kadın doğum, yenidoğan, anestezi ve çocuk cerrahisi ekipleri birlikte çalışarak doğum öncesi hazırlıkları ayrıntılı şekilde planlıyoruz. Bu sayede bebek doğar doğmaz zaman kaybetmeden gerekli müdahaleleri yapabiliyoruz" dedi. Gezer, geçtiğimiz yıl anne karnında özefagus atrezisi tanısı alan bir bebekte yaşanan süreci örnek göstererek, "Başkent Üniversitesi’nin güçlü perinatoloji ekibi ile gebelik boyunca hasta yakından takip edilerek, doğum sonrasında yapılacak ameliyat planlandı. Bebek doğduktan sonra ameliyat gerçekleştirildi. Bugün o çocuk sağlıklı bir şekilde akranlarıyla aynı gelişim düzeyinde. Anne karnında tespit edilen, cerrahi gerektiren hastalıkların doğru planlama yapıldığında bir felaket haberi değil, aksine bir başarı hikayesi" diye konuştu. "Aileler bu süreçte yalnız değiller" Doç. Dr. Gezer, anne karnında tespit edilen cerrahi hastalıklar artık çaresiz değil, aksine modern tıbbın sunduğu imkanlar sayesinde doğru planlama ile yüksek başarı oranları elde edilebildiğini belirterek, "Aileler bu süreçte yalnız değiller, çocuk cerrahisi uzmanlarının bulunduğu merkezlerde yapılacak doğum planlaması hem bebek hem de aile açısından en doğru yaklaşım olacaktır. ’Doğmadan önce umut, doğduktan sonra hayat başlıyor’ ifadesi bu süreçte ailelere moral veriyor. Doğru koordinasyonla bu bebekler genellikle sağlıklı bir yaşama kavuşmaktadır" şeklinde konuştu.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 09:56
Yakutiye Belediyesi ekiplerinde denetim
Erzurum’un Yakutiye ilçesinde, ekipler özellikle gıda satışı ve üretimi yapan işyerlerine yönelik denetim ve kontrollerini sürdürüyor. Yakutiye Belediye Başkanı Mahmut Uçar, vatandaşların sağlıklı ürünler tüketmesi için çalışmalarını hız kesmeden devam ettirdiklerini ifade ederek, "Yakutiye Belediyesi olarak Zabıta Ekiplerimizle ilçemiz genelinde bulunan fırın, market ve işyerlerinde denetimlerimize ara vermeden devam ediyoruz. Her şey Yakutiye için "dedi.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 09:51
"Bebeklerin nefesini çalan sinsi virüs ’RSV’ toplumda hâlâ bilinmiyor"
Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Simten Malhan ve Doç. Dr. Rukiye Numanoğlu Tekin tarafından gerçekleştirilen araştırma, bebeklerde ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilen RSV’nin toplumda büyük ölçüde bilinmediğini ortaya koydu. Bebeklerin neredeyse tamamının 2 yaşına kadar karşılaştığı RSV, her yıl dünya genelinde yaklaşık 33 milyon bebekte alt solunum yolu enfeksiyonuna ve 3,6 milyon bebekte hastane yatışına yol açıyor. Virüs ayrıca ilerleyen dönemde astım gelişme riskini 3 kat artırıyor. Prof. Dr. Simten Malhan, halk sağlığı açısından gizli bir tehlike olan RSV hakkında bilgilendirme seferberliğine ihtiyaç olduğunu, farkındalığın yükselmesiyle hastalıktan önce önlem alınabileceğini ve böylece kamusal bağışıklığın arttırılabileceğini vurguluyor. Her yıl dünyada milyonlarca bebeği etkileyen ve küçük çocuklarda ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilen Respiratuar Sinsityal Virüs’ünün (RSV), Türkiye’de hâlâ "görünmez" bir tehdit olmaya devam ettiği belirtiliyor. Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyeleri Prof. Dr. Simten Malhan ve Doç. Dr. Rukiye Numanoğlu Tekin tarafından gerçekleştirilen araştırma, RSV’nin ne olduğu, kimleri etkilediği ve nasıl önlenebileceği konusunda toplumda büyük bir bilgi eksikliği bulunduğunu gözler önüne serdi. Kadın ve erkeklerin dengeli temsil edildiği, genç yetişkinlerin ağırlıkta olduğu, eğitim profili çoğunlukla lise ve üniversite mezunlarından oluşan 2 bin 825 kişiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 67,4’ü RSV’yi hiç duymadığını belirtirken, yalnızca yüzde 11,8’i "RSV’yi biliyorum" dedi. Hastane yatışlarına ve kalıcı etkilere neden oluyor Bebeklerin solunumunu zorlaştırabilen ve hastane yatışlarına kadar ilerleyebilen bu önemli enfeksiyonla ilgili toplumsal farkındalığın düşük olması, korunma yaklaşımlarında da gecikmelere ve kalıcı etkilerin oluşmasına neden oluyor. Yaşamın ilk aylarında basit bir soğuk algınlığı gibi başlayıp kısa sürede hayati risk oluşturabilecek bir enfeksiyona dahi dönüşebilen RSV, bazı bebeklerde ilerleyen dönemlerde tekrarlayan hırıltı, astım benzeri solunum sorunları ve akciğer hassasiyeti gibi kalıcı etkiler bırakabiliyor. Prof. Dr. Simten Malhan, bu tabloyu halk sağlığı açısından gecikmeden ele alınması gereken önemli bir uyarı olarak değerlendiriyor. "Bu veriler, acil bir bilgilendirme seferberliği ihtiyacını gösteriyor" Araştırma sonuçlarının yalnızca toplumsal farkındalığı ölçen bir tablo olmadığını, aileleri ve bebekleri doğrudan etkileyen önemli bir bilgi eksikliğini ortaya koyduğunu vurgulayan Prof. Dr. Simten Malhan, elde edilen bulguları şu sözlerle değerlendirdi: "Bu araştırma bize çok net bir gerçeği gösteriyor: RSV, toplumun büyük bir kesimi için hâlâ ‘bilinmeyen’ gizli bir tehlike ve halk sağlığı açısından önemli bir risk. Katılımcıların üçte ikisinden fazlası virüsü hiç duymamış durumda. Korunma yöntemlerine karşı yine bilgi eksikliğinden kaynaklanan kararsızlık oldukça yaygın. Bu tablo, sorunun doğru, güvenilir ve anlaşılır bilgiye erişim meselesi olduğunu açıkça söylüyor. Sağlık okuryazarlığını güçlendiren, kanıta dayalı ve hedef gruplara göre tasarlanmış bir bilgilendirme seferberliğine ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Sistemli bir bilgilendirme süreci hayata geçirilmeden, RSV gibi risklerin etkin şekilde yönetilmesi mümkün değil. Özellikle bebekler, küçük çocuklar ve kırılgan gruplar için doğru bilgiye zamanında erişim, koruyucu sağlık yaklaşımının en kritik basamağıdır." RSV’nin bebekler için bir tehdit olduğu bilinmiyor Araştırma, RSV’nin en çok kimi etkilediği konusunda da net bir algı bulunmadığını ortaya koyuyor. Katılımcıların sadece yüzde 34,1’i RSV’nin en çok bebekleri ve küçük çocukları etkilediğini düşünürken, yüzde 35,7’si virüsün her yaş grubunu eşit etkilediğini belirtiyor. Bu sonuçlar, RSV’nin özellikle bebekler ve kırılgan gruplar üzerindeki etkisine dair toplumsal bilginin parçalı kaldığına işaret ediyor. Bu algı dağınıklığı, özellikle ebeveynler açısından dikkat çekici bir risk oluşturuyor. RSV’nin hastaneye yatışlara yol açabileceğini düşünenlerin oranı yüzde 45,7. Ancak "emin değilim" diyenlerin oranı da yüzde 43,4 ile neredeyse aynı seviyede. Kadınlarda "RSV hastane yatışlara yol açabilir" diyenlerin oranı yüzde 49,6 iken erkeklerde yüzde 40,7. Erkeklerde hiç duymadım diyenlerin oranı ise yüzde 71,7. Bu farklar, cinsiyete göre de algının değiştiğini gösteriyor. Eğitim farkındalığı artırıyor ama "bilgi açığı" her grupta devam ediyor Araştırmaya göre eğitim düzeyi yükseldikçe RSV farkındalığı artıyor, ancak sorun yalnızca düşük eğitim düzeyiyle sınırlı değil. Lisansüstü grupta RSV’yi bildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 58,6 iken, lise mezunlarında bu oran yüzde 7,7. Buna rağmen farklı eğitim gruplarında da aşıya yönelik kararsızlık dikkat çekiyor. Ebeveyn olmak da farkındalığı artırmıyor Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucu, çocuk sahibi olmanın RSV farkındalığını otomatik olarak yükseltmemesi. Çocuk sahibi olanlarda "RSV’yi hiç duymadım" diyenlerin oranı yüzde 69, çocuk sahibi olmayanlarda yüzde 65,6. Bu tablo, RSV’nin özellikle bebekleri ilgilendiren bir konu olmasına rağmen, ebeveynlerde dahi bilgi boşluğunun sürdüğünü ortaya koyuyor. Prof. Dr. Malhan: "Bilgi boşluğu kapanmadan risk yönetilemez" Araştırma bulguları, RSV’nin toplumda yeterince bilinmemesi nedeniyle riskin görünmez kaldığını, buna bağlı olarak da korunma kararlarının belirsizlikle şekillendiğini gösteriyor. Prof. Dr. Simten Malhan, özellikle bebekler ve risk gruplarında RSV’ye yönelik farkındalık çalışmalarının ve doğru bilgilendirme içeriklerinin yaygınlaştırılmasının hem ailelerin hem de sağlık sisteminin yükünü azaltmada kritik olduğunu vurguluyor.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 09:48
Uzmanı uyardı: Kanserden korunmanın yolu mutfaktan geçiyor
Uzmanlar, kanserden korunmada beslenmenin kritik rol oynadığını belirterek, mutfağa katkı içeren ısıl işlem görmüş ya da nitrat ve nitritler gibi vücut için toksik nitelik taşıyan gıdaları sokmamak gerektiğini, sağlıklı mutfak alışkanlıklarının kanser riskini azaltmada önemli bir adım olduğunu vurguluyor. 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde kanserle mücadelede erken teşhisin yanı sıra doğru beslenmenin hayati öneme sahip olduğuna dikkat çeken uzmanlar, günümüz beslenme alışkanlıklarının birçok hastalığın temelinde yer aldığının altını çiziyor. Özellikle paketli ve yüksek ısıl işlem görmüş gıdaların risk oluşturduğunu söyleyen uzmanlar, market raflarında yaygın olarak bulunan hazır gıdalar, gazlı içecekler ve yüksek şeker içeren ürünlerin vücut metabolizmasını bozduğunu vurguladı. "Kanserde erken teşhisle daha başarılı tedavi imkanlarına kavuşmaktayız" 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nün hekimler için çok önemli bir fırsat olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü’nden Prof. Dr. Oktay Sarı, "İsmi ürkütücü olan kanser hakkında 4 Şubat’ları fırsat bilerek bildiklerimizi vatandaşlarımıza aktarmak istiyoruz. Kanseri, hastalıklar içerisinde çok önemli yere sahip bir hastalıklar bütünü ya da sendrom olarak nitelendirebiliriz. Çünkü kanser tek başına bir hastalık değil. Kanseri yol açtığı pek çok hastalıklar nedeniyle önemli bir sendrom olarak nitelendiriyoruz. Dünya çapında kanser artıyor. Bu teşhis ve tedavi imkanlarının artmasıyla paralellik gösterdiği gibi kansere sebep olan radyasyon, beslenme gibi çevresel etkenlerin artış göstermesi ile de kanserin artış gösterdiğini biliyoruz. Örneğin akciğer kanseri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de en sık görülen kanser türü. Kadınlarda meme kanseri dünyada ve ülkemizde en yaygın görülen kanser türü. Her sekiz kadından birinde meme kanserinin olduğunu biliyoruz. Erkeklerde keza prostat kanseri yaygınlığı gittikçe artıyor. Hem erkeklerde hem kadınlarda kolon kanserinin de önemli bir orana sahip olduğunu biliyoruz. Şöyle bir avantajımız var. Ülkemizde Kanser Erken Teşhis ve Tedavi Merkezleri yani KETEM’ler erken teşhis amacıyla ülkemizde kurulmuş, yaygınlığı gittikçe artmış, 81 ilimizde de yaygınlaşmış, ücretsiz hizmet veren kurumlar. Bunun dışında hemen hemen tüm hastanelerimizde akciğer kanseri, meme kanseri ya da rahim boynu kanseri gibi sıkça görülen kanserlerde erken teşhis yapma imkanlarımız mevcut. KETEM’lerde 40 yaş üzeri kadınlarda 69 yaşa kadar 2 yılda bir mamografi ile teşhis yapılmaktadır. Rahim boynu kanserleri için 35 yaş üzerinde 70 yaşa kadar smear dediğimiz histolojik incelemeler, artı 5 yılda bir daha ileri bir tanı yöntemi olan HPV DNA testleri yapılmaktadır. Kolon kanserleri için de 2 yılda bir gizli kan testi yapılması önerilmekte ve bunlar KETEM’lerde yapılıyor. Ayrıca 10 yılda bir kolonoskopiyi de öneriyoruz. Kanser ciddi bir hastalık ama erken teşhis sayesinde erken evrede yakalanarak daha başarılı tedavi imkanlarına kavuşuyoruz, kavuşmaktayız. Yeni çıkan ilaçlarla, tedavi yöntemleriyle de kanser artık bizim için korkulu bir hastalık değil ama erken teşhis çok önemli" dedi. "Mutfağımıza katkı içeren ısıl işlem görmüş ya da nitrat ve nitritler gibi vücudumuz için toksik nitelik taşıyan gıdaları sokmamamız gerekiyor" Kanserden korunmanın en önemli yollarından bir tanesinin mutfaktan geçtiğini dikkat çeken Prof. Dr. Oktay Sarı, "Mutfağımıza katkı içeren ısıl işlem görmüş ya da nitrat ve nitritler gibi vücudumuz için toksik nitelik taşıyan gıdaları sokmamamız gerekiyor. Bugün marketlere gittiğimizde karşılaştığımız ürünlerin çoğu paketli ürünler, hazır gıdalar, yüksek ısıl işlem görmüş gıdalar. Bunların bir kısmının kanserojen olduğunu biliyoruz. Bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmış durumda. Bunların tamamına yakını neredeyse yüksek miktarda şeker içeren gıdalar. Özellikle gazlı içeceklerde çok fazla şeker var. Şeker vücudumuzun metabolizmasını bozuyor. Bağırsak floramızı bozduğu için bağırsak bizim aslında vücudumuza açılan bir kapı. Yüksek miktarda şeker içeren gıdalar bağırsak floramızı bozduğu için bağırsak seçiciliğini, filtrasyon özelliğini yitiriyor. Tabiri caizse ne bulursa emiliyor, vücudumuza alıyor ve bunların da önemli bir kısmı kanserojen. Salam, sosis gibi asla ve asla evimize girmemesi gereken gıdalar yüksek miktarda nitrat ve nitritler içererek toksik etkiler gösteriyor" ifadelerini kullandı. "Pek çok hastalık bizim bugünkü beslenme alışkanlıklarımızla doğrudan ilişkili" Sadece kanser açısından değil, katkılı gıdaların çocukları otizmden başlayıp dikkat eksikliğine kadar geniş bir yelpazede tehdit ettiğini söyleyen Prof. Dr. Oktay Sarı, "Bunlar bilimsel gerçekler, bilimsel olarak ispatlanmış gerçekler. Bunu çok rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Dikkat eksikliği ve otizmden başlayıp ileri yaşlarda kansere kadar gidebilen pek çok hastalık bizim bugünkü beslenme alışkanlıklarımızla doğrudan ilişkili. O zaman şu iki mesajı söyleyeyim, birincisi ihmale gelmez, geç kalmak bize bir fayda sağlamaz. Aman bekleyelim, biraz daha bekleyelim, belki bir şey yoktur gibi düşünceler çok yanlış. Ücretsiz imkan sunan KETEM merkezleri her ilimizde mevcut, ihmal etmeyelim. Sağlığımız ihmale gelmez. Kanserde erken teşhis önemli. İkincisi beslenme alışkanlıklarımızı normalleştirmeye çalışalım. Katkı gıdaları içeren, zararlı toksik maddeleri bünyesinde barındıran gıdaları evimize sokmayalım. Çocuğumuza bir çikolata alacağımız zaman içeriğine bakalım. İçeriğinde çocuğumuz için zararlı trans yağlar var mı, palm yağı gibi bizim önermediğimiz yağları içeriyor mu içermiyor mu, bunlara bakalım. Ondan sonra alışverişimizi yapalım" diye konuştu.
04 Şubat 2026 Çarşamba - 09:46
Sağlık Müdürlüğü’nden ücretsiz sağlık taraması çağrısı
Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü Dünya Kanser Günü vesilesiyle vatandaşları ücretsiz sağlık taramalarını yaptırmaya davet etti. Sağlık Müdürlüğü tarafından konu ile ilgili yapılan paylaşımda, "Dünya Kanser Günü kapsamında; ücretsiz sağlık taramalarınızı yapmak ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında sizleri bilgilendirmek için Forum AVM ve MNG AVM’ye bekliyoruz. Ücretsiz sağlık taramalarıyla kanserden korunmak ve kanserin erken tanısını koymak için; kanser erken teşhis, tarama ve eğitim merkezleri (KETEM), aile sağlığı merkezleri (ASM), sağlıklı hayat merkezleri (SHM) ve toplum sağlığı merkezlerine (TSM) başvurabilirsiniz. Ayrıca sağlıklı hayat merkezlerine ücretsiz sigara bırakma polikliniği, beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite danışmanlığı, psikolojik danışmanlık, çocuk gelişimi danışmanlığı için başvurabilirsiniz. Erken tanı hayat kurtarır. Senin ve sevdiklerinin taramasını yapmak için bekliyoruz" denildi.
03 Şubat 2026 Salı - 21:47
Kars’ta kar esareti: Hasta çocuklar için Mehmetçik ve ekipler seferber oldu
Kars’ta tipi nedeniyle yolu kapanan köyde ateşi yükselen 2 çocuk için ekipler zamanla yarıştı. Kara saplanan ambulansı Özel İdare ekipleri kurtarırken, hasta çocukları paletli amfibi araçla Mehmetçik tahliye etti. Kars genelinde etkisini sürdüren olumsuz hava şartları, ulaşımda aksamalara neden olmaya devam ediyor. Edinilen bilgiye göre, Kars’ın Akyaka ilçesine bağlı İbiş köyünde yüksek ateş şikayeti olan 2 çocuğun ailesi durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen sağlık ekipleri, yoğun kar ve tipi nedeniyle ilerlemekte güçlük çekti. Tipinin etkili olduğu bölgede hasta çocuklara ulaşmaya çalışan ambulans kara saplanarak mahsur kaldı. Durumun bildirilmesi üzerine bölgeye hızla Akyaka Özel İdares karla mücadele ekipleri sevk edildi. İş makinelerinin yoğun çalışması sonucu kara saplanan ambulans kurtarılarak yolun bir kısmı ulaşıma açıldı. Mehmetçik’ten şefkat eli Yolun kalan kısmının tamamen kapalı olması ve tipinin şiddetini artırması üzerine devreye Mehmetçik girdi. Paletli amfibi araçla köye ulaşan Mehmetçik, ateşler içindeki 2 çocuğu evlerinden alarak güvenli bir şekilde bekleyen ambulansa taşıdı. Mehmetçik’in kucağında ambulansa ulaştırılan çocuklar, ilk müdahalelerinin ardından Kars Harakani Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastanede tedavi altına alınan çocukların genel sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
03 Şubat 2026 Salı - 20:45
Oyuncu Ufuk Özkan’ın organ nakli başarıyla yapıldı
Uzun süredir karaciğer yetmezliğiyle mücadele eden oyuncu Ufuk Özkan, 11 saat süren zorlu bir ameliyat geçirdi. Medipol Sağlık Grubu Organ Nakli Bölümü hekimleri, naklin başarıyla tamamlandığını ve sanatçının durumunun iyi olduğunu duyurdu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder