Son Dakika
|
Trump: "İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına asla izin vermeyeceğim"
İran: "Basra Körfezi'ndeki ABD'ye ait petrol tankeri uyarılara uymadığı için vuruldu"
Merkez Bankası faiz kararını açıkladı!
Şanlıurfa’da kuyumcuda hırsızlık anı kameraya yansıdı
MSB: "İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir"
ABD ordusu: "İran, hava gücünü her geçen gün kaybediyor"
İstanbul’da yabancılara sahte belge düzenleyen şebeke çökertildi: 13 gözaltı
İran, Bahreyn'de yakıt tanklarını vurdu
İran'da hayatını kaybeden üst düzey askeri yetkililer için cenaze töreni
Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
İsrail, Beyrut banliyölerine hava saldırısı düzenledi
Arakçi: "ABD, İran’ın nükleer önerisini teknik detayları kavrayamadığı için reddetti"
Gazeteci Enver Aysever hakkında tahliye kararı
Ankara’da korkutan deprem!
Şişli’de silahlı kavgada seken kurşunlar yoldan geçen kadına isabet etti
İsrail’den Beyrut’a hava saldırısı
İran’dan Trump’a sert mesaj: "Sizi pişman edene kadar geri adım atmayacağız"
SAĞLIK
Dr. Baran’dan böbrek sağlığı uyarısı
12 Mart 2026 Perşembe - 21:23:20
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Erdem Baran, Dünya Böbrek Günü dolayısıyla böbrek sağlığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kronik böbrek hastalığının çoğu zaman erken dönemde belirti vermeden ilerlediğine dikkati çeken Nefroloji Uzmanı Dr. Erdem Baran, bu nedenle düzenli sağlık kontrollerinin büyük önem taşıdığını belirtti. Yapılan araştırmaların toplumda yaklaşık her 10 kişiden birinde böbrek hastalığı bulunduğunu gösterdiği ifade edildi. Özellikle diyabet, hipertansiyon, obezite ve sağlıksız yaşam alışkanlıklarının böbrek hastalıkları açısından önemli risk faktörleri arasında yer aldığı vurgulandı. Dr. Erdem Baran, bu hastalıkların kontrol altında tutulmasının böbrek sağlığının korunmasında kritik rol oynadığını belirtti. Dünya Böbrek Günü vesilesiyle vatandaşları böbrek sağlıkları konusunda daha bilinçli olmaya ve düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemeye davet etti. Böbrek sağlığını korumak için yeterli su tüketilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, sağlıklı ve dengeli beslenilmesi, sigara kullanımından kaçınma, düzenli egzersiz yapılması ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınılması gerektiğini söyledi.
12 Mart 2026 Perşembe - 16:06
Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı
Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi bünyesinde açılan hemodiyaliz ünitesi, daha önce tedavi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalan hastalara büyük kolaylık sağladı. Hasköy ilçesinde bulunan devlet hastanesi bünyesinde hizmete açılan hemodiyaliz ünitesi, ilçede yaşayan böbrek hastalarının tedaviye erişimini kolaylaştırdı. 4 Şubat’ta hizmet vermeye başlayan ve 6 diyaliz makinesinin bulunduğu ünitede şu anda yaklaşık 21 hasta tedavi görüyor. Daha önce diyaliz tedavisi için Muş Devlet Hastanesi’ne gitmek zorunda kalan Hasköy ve köylerinde yaşayan hastalar, artık ilçede hizmet veren hemodiyaliz ünitesi sayesinde uzun yolculuklardan kurtuldu. Hasköy Devlet Hastanesi’nde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Balat, ünitenin yaklaşık bir aydır hizmet verdiğini belirterek, "Ünitemiz yaklaşık bir ay oldu açıldı. 6 yatağımız var. Şu an yaklaşık 21 hastamız var. Bundan önce hastalar çeşitli zorluklarla Muş merkez veya farklı yerlerde tedavi oluyorlardı. Burayı açtıktan sonra hastalar rahatlıkla diyalizlerini almakta. Hafta içi ve hafta sonu belli dönemlerde diyaliz seanslarımız var" dedi. Hasköy Devlet Hastanesi Birim Sorumlusu Fırat Narin ise ilçede kurulan hemodiyaliz ünitesinin bölge için önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade ederek, "Hasköy Devlet Hastanesi’nde gerçekten güzel bir hemodiyaliz ünitesi kurduk. Hastanemizde şu anda 21 hasta hemodiyaliz tedavisi görmekte. Pazartesi, çarşamba, cuma bir ekip, salı, perşembe ve cumartesi ise diğer ekip tedavi yapmakta. Hastalarımız haftada 12 saat, günlük 4 saat diyaliz tedavisi alıyor. Diyalize giren hastalar sadece Hasköy’den değil, mesafe olarak yakın olduğu için Korkut ilçesi ve köylerinden de geliyor. Hatta Tokat’tan gelen hastamız da mevcut. Ünitemiz ayrıca tatil hemodiyalizi hizmeti de veriyor. 6 makine ile hizmet veren hastanemiz, akşam seansıyla birlikte 34-36 hastaya kadar kapasiteye sahip. İlçede hemodiyaliz ünitesinin açılması Hasköy ve Korkut ilçelerindeki hastaları ciddi şekilde rahatlattı" diye konuştu. Diyaliz tedavisi için üniteden yararlanan 53 yaşındaki Fevzi Zeytun ise daha önce tedavi için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Korkut’un Altınova köyündenim. 53 yaşındayım. Son 8 aydır diyalize giriyorum. Son 3 yıldır da görme engelliyim. Arkadaşlar sağ olsun, görme engelli olmama rağmen bir sıkıntım olduğunda hemen ilgileniyorlar. Bizim yaşadığımız yer Muş merkeze 40-45 kilometre uzaklıkta. Hasköy’e ise yaklaşık 20 kilometre mesafede. Buradan evimize gitmek 20 dakika sürüyor fakat Muş merkeze gittiğimizde yol çok zamanımızı alıyordu. Allah devletten razı olsun" şeklinde konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 15:45
Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor
Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Dünya Böbrek Günü kapsamında, Türk Böbrek Vakfı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan 2,5 metre yüksekliğinde dev böbrek maketi, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi. Düzenlenen etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekildi hem de su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2-2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor" dedi. Erk, kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir" dedi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek, "Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır" dedi. Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan bahsederek, "Kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür), vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır" dedi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:58
Dünya Glokom Gününde ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı
Diyarbakır’da Dünya Glokom Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı. Dicle Üniversitesi Hastanesi ana bina poliklinikleri ile Tıp Fakültesi Dekanlığı girişinde kurulan stantlarda hasta, hasta yakınları ve öğrencilerin göz tansiyonları ücretsiz olarak ölçüldü. Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Keklikçi, glokom hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, "Glokom, halk arasında bilinen adıyla göz tansiyonu, tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen önemli bir göz hastalığıdır. Hastalık erken dönemde çoğu zaman belirti göstermediği için düzenli göz muayeneleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle risk grubunda bulunan bireylerin belirli aralıklarla göz kontrollerini yaptırmaları, muhtemel görme kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır" dedi. Etkinlik kapsamında kurulan stantlarda vatandaşlara glokom hakkında bilgilendirici broşürler dağıtılırken, göz tansiyonu ölçümü yapılan katılımcılara hastalık hakkında görevliler tarafından bilgi verildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
12 Mart 2026 Perşembe- 12:53
Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası
2
12 Mart 2026 Perşembe- 12:21
İnme geçiren 91 yaşındaki hastaya başarılı müdahale, uzmanlardan uyarı: "Dakikanın önemi var"
3
05 Şubat 2026 Perşembe- 09:40
Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu
4
12 Mart 2026 Perşembe- 10:02
Uzmanından uyarı: "Zatürre yüksek ölüm oranı olan bir hastalık"
5
12 Mart 2026 Perşembe- 11:18
Uzmanı tehlikeyi açıkladı: "Her 10 yetişkinden 1’i risk altında"
03 Şubat 2026 Salı - 17:27
Aile hekimliğinde "tek tip yazılım" uyarısı
HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, aile hekimliğinde tek tip yazılım uygulamasına geçişin hukuki altyapı tamamlanmadan dayatıldığını belirterek, bu sürecin hekimler açısından ciddi hukuki ve mesleki riskler doğurduğuna dikkat çekti. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Sağlık Bakanlığı’nın aile hekimliğinde SBABS (tek tip yazılım) uygulamasına geçiş sürecine yönelik eleştiriler ve uyarılarda bulundu. Canlı yayınlanan panelde konuşan Kurban, hukuki altyapısı tamamlanmadan dayatılan sistem değişikliklerinin hekimleri ciddi hukuki ve mesleki risklerle karşı karşıya bıraktığını vurgulayarak, sürecin yalnızca teknik bir yazılım değişikliği olarak ele alınamayacağını; uygulamanın mevzuat, bilgi güvenliği ve serbest piyasa ilkeleri açısından ciddi sorunlar barındırdığını ifade etti. "Sağlık Bakanlığımızın bu yanlış çalışması mevcut aile hekimliği mevzuatına da uygun değildir" Kurban, SBABS sürecinin yalnızca teknik yazılım değişikliği olmadığını belirterek, "Bakanlığımızın AHBS yazılımı bir firmaya aittir ve dolayısıyla çoklu şirketlerin rekabet ortamından uzak bir yapılanmadır. Mevcut durumun bilgi güvenlik sorunu olamaz ve bakanlığımız istese sadece hastamızın, hekimin ve bakanlığın haberi olacak şekilde yüksek güvenlik düzeyine geçilebilir. Sağlık Bakanlığımızın bu yanlış çalışması mevcut aile hekimliği mevzuatına da uygun değildir. Yani hukuki olarak mevzuatın bu çalışma kapsamında düzeltilmediğini görüyoruz" dedi. Türkiye’nin milli işletim sistemine ihtiyacı olduğunu söyleyen Kurban, "Bu olmadan zaten mutlak bilgi güvenliğinden bahsedilemez. Bunun için ise yazılım şirketlerinin desteklenmesi lazım ancak bakanlığın bu tercihi tüm AHBS şirketlerini yok edecek ve belki binden fazla yazılımcı da işsiz kalacaktır. ’Biz hata yaptık’ dediklerinde ise oluşturdukları zararın telafisi mümkün olmayacaktır. Tek tip yazılım dayatmasının serbest piyasa ilkelerine aykırı. Bu tekelleşme ve hizmet kalitesinde düşüşü getirecektir. AHBS maliyetini de düşürmeyecek ve bunun faturası birkaç yılda meydana çıkacaktır. Biz her istediklerini aynen yapan AHBS şirketlerini yok edip sonra bunun bir şirkete ihale edilmesini doğru bulmuyoruz" diye konuştu.
03 Şubat 2026 Salı - 17:23
Kanseri erteleyerek değil, erken teşhis ederek yenebilirsiniz
Denizli’de 2025 yılı boyunca meme, serviks ve kolorektal kanserlere yönelik yürütülen tarama programları kapsamında toplam 174 bin 719 kişiye kanser taraması yapıldı. Gerçekleştirilen bu taramalar sonucunda 204 kişiye kanser tanısı konuldu. Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen Pembe Şehir Projesi kapsamında yürütülen faaliyetlerde; 2025 yılında Denizli’de 56 bin 438 kadına mamografi çekilerek, 140 kadında meme kanseri, 51 bin 7 kadına serviks (rahim ağzı) kanseri taraması yapılarak 37 kadında rahim ağzı kanseri, 67 bin 274 kişide kolorektal (bağırsak) kanseri taraması yapılarak 27 kişide de bağırsak kanseri tespit edildi. Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen Pembe Şehir Projesi kapsamında Denizli’de il geneli kanser farkındalık eğitim ve tarama faaliyetleri 2025 yılında da aynı kararlılık ve özverili çalışmalar ile devam etti. Proje kapsamında yürütülen faaliyetlerde; 2025 yılında Denizli’de 56 bin 438 kadına mamografi çekilerek, 140 kadında meme kanseri, 51 bin 7 kadına serviks (rahim ağzı) kanseri taraması yapılarak 37 kadında rahim ağzı kanseri, 67 bin 274 kişide kolorektal (bağırsak) kanseri taraması yapılarak 27 kişide de bağırsak kanseri tespit edildi. ‘4 Şubat Kanser Günü’ dolayısıyla açıklamalarda bulunan Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, kanserin dünya genelinde kalp ve damar hastalıklarından sonra en sık ölüme neden olan hastalıklar arasında yer aldığını ifade ederek kanserle mücadelede erken teşhisin ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hayati önem taşıdığını söyledi. Erken teşhiste kanser taramalarının önemine değinen Öztürk: şöyle konuştu: "Vücuttaki hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olan kanser, dünya genelinde sebebi bilinen ölümler arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer almaktadır. 2025-2027 Dünya Kanser Günü teması ‘Benzersizliğimizle Biriz’ olarak belirlenmiştir. Bu tema, kanserle mücadele eden her bireyin deneyiminin kendine özgü olduğunu vurgularken, bu farklılıkların aslında insanları bir araya getiren ortak bir güç olduğunu ifade etmektedir. Herkesin yolculuğu farklı olsa da, kanserle mücadele eden bireyler; umut, dayanıklılık ve insani duygular etrafında birbirine bağlıdır. Her bir hikâyenin benzersizliği ön plana çıkarılırken, bu hikâyelerin empatiyi artırdığı ve toplumsal dayanışmayı güçlendirdiği mesajı verilmektedir. Ülkemizde yılda yaklaşık 240 bin kanser teşhisi konulmaktadır; 2045 yılında bu sayının 419 bine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Ulusal düzeyde alınacak önleyici tedbirler ve sağlıklı beslenme, tütün ve tütün ürünlerinden uzak durma, hareketli bir yaşam sürme gibi sağlıklı yaşam alışkanlıkları sayesinde gelecekte ortaya çıkması beklenen kanser vakalarının önemli bir bölümünü önlemek mümkündür. Bununla birlikte erken tanı konmuş ve uygun şekilde tedavi edilen birçok kanserin iyileşme olasılığı yüksektir. Kanser taramaları, koruyucu sağlık hizmetlerinin en önemli bileşenlerden biri olup Ülkemizde yürütülen Ulusal Kanser Tarama programımızda; 40-69 yaş arasındaki kadınlara 2 yılda bir meme kanseri, 30- 65 yaş arası tüm kadınlarımıza 5 yılda bir rahim ağzı kanseri ve 50-70 yaş arasındaki kadın ve erkeklere 2 yılda bir kalın bağırsak kanseri taraması yapılmaktadır. İlimizde Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM), Toplum Sağlığı Merkezleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezlerimizde kanser taramaları ücretsiz yapılmaktadır" dedi. 2025’te 204 kanser erken teşhis edildi, Denizli’den 2 KETEM Türkiye 1. ve 7. oldu Açıklamasında 2025 yılı verilerine de değinen İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, kanser taramalarında ulusal düzeyde dikkat çeken başarı elde ettiklerini söyledi. Yıl boyunca yapılan taramalar sayesinde 204 kanser vakasının erken evrede tespit edildiğini belirten Öztürk: "İl geneli hedef nüfusa göre tarama oranlarımıza baktığımızda; meme kanserinde yüzde 54,8, serviks kanserinde yüzde 97,8 ve kolorektal kanserinde yüzde 53,5 tarama oranına ulaştık. 2025 yılında Denizli’de 174 bin 719 tarama gerçekleştirerek taramalar sonucunda toplamda 204 kanser teşhisi yakaladık. Denizli’de 2018 yılından bu yana yürüttüğümüz Pembe Şehir projesiyle bugüne kadar birçok başarı yakaladık, ödüller aldık. Yine bu yıl Ekim Meme Kanseri Farkındalık ayında Bakanlığımız tarafından açıklanan verilere göre; Türkiye’de Ekim ayında en fazla mamografi çeken merkezler içinde Pamukkale KETEM birinci, Merkezefendi KETEM yedinci sırada yer aldı ve bu başarı bizleri gururlandırdı. Denizli’de İl Merkezimizde Merkezefendi, Pamukkale ve Sümer ile birlikte 3 KETEM, Tavas ilçemizde bir KETEM ve son olarak Acıpayam İlçemizde açtığımız KETEM ile birlikte toplamda 5 KETEM bulunmaktadır. Ayrıca 2021 yılında hayırsever desteğiyle ilimize kazandırdığımız Mobil Kanser Tarama Tırımız da 2025 yılı boyunca İlçelerimizde yoğun olarak taramalar gerçekleştirdi ve meme kanseri taramalarının % 12’si tırdaki mamografi cihazımızla yapıldı. Tırımızın da bu anlamda kanser taramalarına katkısı çok büyük olup 2025 yılında Mobil Tırımızda; 6 bin 976 kadına mamografi çekilerek 13 kadına meme kanseri teşhisi, 2 bin 168 kadına da serviks kanseri taraması yapılarak 2 kadına serviks kanseri teşhisi kondu. Kanserle mücadelemizde ve bu yılda bize başarı getiren kanser taramalarımızda başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Kanserde erken teşhisin hayat kurtarıcı etkisini tekrar tekrar vurgulayarak düzenli yapılan kanser taramalarının, kanserden korunma ve erken tanının en önemli parçası olduğunun altını çizmek istiyorum. Bu nedenle bir kez daha tüm vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum. Kendi sağlığınıza önem verin, kanser taramalarınızı ihmal etmeden zamanında yaptırın. Unutmayın ki kanseri, erteleyerek değil, erken teşhis ederek yenebiliriz" diye konuştu.
03 Şubat 2026 Salı - 16:01
KBÜ’de kanser ilaçları için yerli kit geliştiriliyor
Karabük Üniversitesi’nde (KBÜ) yürütülen Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) destekli projeyle, kanser tedavisinde kullanılan ilaçların araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) süreçlerinde numune hazırlama ve saflaştırma aşamalarını hızlandıracak yerli kitler geliştirilecek. KBÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hacı Mehmet Kayılı’nın yürütücülüğünü yaptığı proje, TÜBİTAK-TEYDEB 1507 KOBİ Ar-Ge Destek Programı kapsamında destek almaya hak kazandı. Proje kapsamında, biyoteknoloji ve biyofarmasötik alanda yaygın şekilde kullanılan monoklonal antikorların analizinde önemli bir aşama olan numune hazırlama ve saflaştırma süreçlerine yönelik yeni kitlerin geliştirilmesi amaçlanıyor. Bu kitlerle, laboratuvarlarda yürütülen analizlerin daha pratik, daha hızlı ve daha tekrarlanabilir sonuçlar üretecek şekilde standardize edilmesi hedefleniyor. Projede geliştirilecek "manyetik HILIC" tabanlı kitlerin, glikan analizlerinde kullanılan numunelerin saflaştırılmasında zaman tasarrufu sağlaması, yüksek saflık ve tekrarlanabilirlik sunması bekleniyor. Manyetik boncuk tabanlı yapı sayesinde sürecin otomasyona daha uygun hale getirilmesi de planlanıyor. Projeye ilişkin değerlendirmede bulunan Doç. Dr. Hacı Mehmet Kayılı, Bio Design firması olarak TÜBİTAK-TEYDEB’e sundukları projenin kabul edilmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Kayılı, projenin özellikle kanser tedavisinde kullanılan akıllı ilaçların geliştirilmesi ve doğrulanması süreçlerinde ihtiyaç duyulan örnek hazırlama kitlerine odaklandığını belirterek, "Yerli, hızlı ve düşük maliyetli çözüm sunacağız" dedi. Çalışmaların Karabük Üniversitesinin akademik destekleriyle yürütüldüğünü vurgulayan Kayılı, geliştirilecek kitlerin ilaç Ar-Ge süreçlerine katkı sağlamasının hedeflendiğini ifade etti. Kayılı, geliştirilecek kitlerin ilaç geliştirme aşamasında faaliyet gösteren firmalar tarafından yerli olarak temin edilebileceğini, düşük maliyetle ve kısa sürede kullanılabilir hâle geleceğini belirterek, bu sayede akıllı kanser ilaçlarının karakterizasyon süreçlerinin daha etkin şekilde yürütülebileceğini kaydetti. Projenin biyoteknoloji alanında Türkiye açısından stratejik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Kayılı, hedeflerinin yalnızca bilimsel değil ekonomik katkı da sağlamak olduğunu belirtti. Kayılı, manyetik HILIC teknolojisi içeren bu kitleri Türkiye’de geliştiren ilk firma olmayı hedeflediklerini, projenin başarıyla tamamlanmasıyla yerli ilaç Ar-Ge firmalarına önemli bir altyapı kazandırmayı amaçladıklarını dile getirdi.
03 Şubat 2026 Salı - 15:42
Diş Hekimi Dündar Özbaylar: "Kemik yetersizliğinde implant tedavisi mümkün"
Diş Hekimi Dündar Özbaylar, kemik yetersizliği, implant tedavisi düşünen hastalar için uygun tedavi yöntemleri ve uygun cerrahi teknikler kullanılarak tedavinin başarılı sonuçlar alındığını belirtti. Diş Hekimi Özbaylar, "Kemik Yetersizliklerinde Implant Tedavisi Mümkün. Sigara kullanımında ise diş eti hastalıklarına, kemiklerin kaybında önemli bir rol oynamaktadır" dedi. ’Cerrahi teknikler kullanılıyoruz’ Diş Hekimi Dündar Özbaylar, kemik yetersizliği, Implant tedavisi düşünen hastalar için uygun tedavi yöntemleri ve uygun cerrahi teknikler kullanılarak tedavinin başarılı sonuçlar alındığını kaydederek, Bu sayede güçlü ve estetik bir gülüşe sahip olmanın mümkün olduğunu ifade eden Dr. Özbaylar, şu ifadeleri kullandı: ’’Kemik yetersizliği durumunda bile hastanın genel sağlığı iyileşme potansiyeli uygunsa başarılı implant sonuçları elde etmek mümkündür. İmplant tedavisi için kemik yetersizliği yaşayan hastalar, hekimleri ile görüşerek uygun tedavi planını ve seçeneklerini değerlendirmelidirler. Bu sayede sağlam ve estetik bir gülüşe sahip olmak mümkün olabilir" ’Kemik onarımı tedavisi’ Diş Hekimi Dündar Özbaylar, "Üst çenelerde, dişlerin hemen üstünde bulunan anatomik boşluklara maksiller sinüs adı verilir. Maksiller sinüsler hayat boyu büyümelerini sürdürürler. Sinüslerin hacmindeki artış, üst çenelerdeki kemik hacminde azalmaya yol açar. Fizyolojik olarak kabul edilebilecek bu kemik kayıpları, implant uygulamalarına olanak tanımayacak boyutlara ulaşabilir. Bu durumda, eğer implant terapisi uygulanacaksa, Sinüs Lifting adı verilen, özel operasyonlarla sinüslerin hacmini azaltıp, kemik hacmini artırmaya yönelik özel bir cerrahi müdahale uygulanmalıdır. Hastanın isteğine göre lokal ya da genel anestezi altında uygulanabilen bu operasyon ile çene kemiği ile sinüs mukozası arasına kemik partikülleri yerleştirilir ve takip eden altı aylık sürede kemik oluşumu beklenir. Bu amaçla hastanın kendi vücudundan alınacak kemikler kullanılacağı gibi, kemik bankalarından elde edilecek kemik ile inorganik yada organik materyaller de kullanılabilir. Kemik oluşumu tamamlandıktan sonra ise rutin implant uygulamalarına geçilir. Ogmentasyon üst çene yada alt çenede Alveol Kemiği Ogmentasyonu (Genişletme) Diş çekimlerinden sonra, uzun dönemde karşılaşılan en büyük problemlerden biri çene kemiklerinde görülen erimedir. Diş kayıplarının tedavisi, implant uygulamaları ile giderilecekse kemik yüksekliği ve hacmi daha da önem kazanır. Implant uygulaması, belirli yükseklikte ve kalınlıkta kemik varlığını gerektirir. Erken yaşta diş kayıpları ya da yoğun diş eti iltihabı sonucu kemik hacminde oluşan azalmaları kemik onarımları ile giderilebilir. Bu onarımlar, hastaların kendi vücutlarından alınan kemik ile gerçekleştirilebildiği gibi, inorganik materyaller de aynı amaçla uygulanabilir. ’’Sigara kullanımı, diş eti hastalıklarına, kemiklerin kaybında önemli bir rol oynamaktadır’’ ’Kemik yetersizliğinin en önemli ve başlıca iki nedeni diş kayıpları ve periodontal hastalıklardır. Bunların yanı sıra travma nedeniyle de diş çevresinde Kemik Yetersizlikleri görülebilmektedir. Periodontal hastalıkların oluşmasını etkileyen en önemli faktörlerden birinin sigara kullanımı olduğu unutulmamalıdır. Sigara kullanımı, diş eti hastalıklarına ve diş çevresinde yer alan kemiklerin kaybında önemli bir rol oynamaktadır. Birçok çalışma sigara kullanımının ağız içi yapısına önemli oranda zarar verdiğini göstermiştir. Sigara kullanımının yanı sıra kötü beslenme gibi bazı durumlar da kemik kaybı yatkınlığını artırabilmektedir. ’Kemik onarımının faydaları’ Diş İmplantı İçin Yeterli Kemik Desteği: Kemik onarımı, diş implantlarının yerleştirilmesi için gerekli olan kemik hacmini sağlar. Periodontal Sağlığın Korunması: Kemik kayıplarının tedavi edilmesi, periodontal hastalıkların ilerlemesini önler ve ağız sağlığını iyileştirir. ’Kemik yetersizliklerinde İmplant tedavisi mümkün’ ’İmplant diş, kaybedilen dişlerin yerine koyulmasında ve gündelik hayatınıza sorunsuzca devam etmeniz konusunda kullanılan en yaygın yöntemdir. Çene kemiği üzerinde bir dereceye kadar rezorbsiyon yaşayan hastalar da dâhil olmak üzere, farklı ihtiyaçlara yönelik olarak geliştirilmiş implant tedavisi yöntemleri vardır. Kemik yetersizliklerinde başarılı implant tedavisi mümkün." diye konuştu.
03 Şubat 2026 Salı - 15:25
Kula Devlet Hastanesi’nde uzman hekim kadrosu güçleniyor
Kula Devlet Hastanesi’nde göreve başlayan Nöroloji Uzmanı Dr. Duygu Aydemir ile Üroloji Uzmanı Dr. Sabri Aydemir, ilçede sağlık hizmetlerinin daha hızlı ve etkin sunulmasına katkı sağlayacak. Kula Devlet Hastanesi, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak amacıyla uzman hekim kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda hastanede Nöroloji Uzmanı Dr. Duygu Aydemir ile Üroloji Uzmanı Dr. Sabri Aydemir göreve başladı. Nöroloji Uzmanı Dr. Duygu Aydemir, 2017 yılında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Afyon Devlet Hastanesi’nde pratisyen hekim olarak görev yapan Aydemir, uzmanlık eğitimini Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladı. 2025 yılında Nöroloji Uzmanı unvanını alan Dr. Aydemir, Kula Devlet Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Üroloji Uzmanı Dr. Sabri Aydemir ise Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2018 yılında mezun oldu. Pratisyen hekim olarak Afyon Devlet Hastanesi’nde görev yapan Aydemir, uzmanlık eğitimini Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda tamamladı. 2023 yılında Üroloji Uzmanı unvanını alan Dr. Aydemir, mecburi hizmetini Isparta Şehir Hastanesi’nde tamamlamasının ardından Kula Devlet Hastanesi’ne atandı. Yeni atamalarla birlikte Kula’da özellikle nörolojik ve ürolojik hastalıklar başta olmak üzere, böbrek ve idrar yolu hastalıkları, prostat rahatsızlıkları ve erkek sağlığı alanlarında vatandaşların sağlık hizmetlerine daha hızlı ve etkin şekilde ulaşması hedefleniyor. Kula Devlet Hastanesi Başhekimi Cansu Sarıgül, göreve başlayan her iki uzmana da başarılar dileyerek, "Hastanemizin uzman hekim kadrosunu güçlendirmeye devam ediyoruz. Yeni hekimlerimizle birlikte ilçemizde sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesinin daha da artacağına inanıyoruz. Kendilerine görevlerinde başarılar diliyor, Kula’mıza hayırlı olmasını temenni ediyorum" ifadelerini kullandı.
03 Şubat 2026 Salı - 14:27
Beyin kanaması geçiren şahsın organları Samsun ve Erzurum’daki hastalara umut oldu
Trabzon’da geçtiğimiz cuma günü beyin kanaması geçirerek hastaneye kaldırılan şahsın organları vefatının ardından ailesi tarafından bağışlanırken, Samsun ve Erzurum’daki hastalara umut oldu. Trabzon’da yaşayan ve bir markette çalışan 47 yaşındaki Fatih Ünver, geçtiğimiz hafta Cuma günü beyin kanaması geçirdi. Ünver, geçirdiği beyin karaması sonrası önce Ahi Evren Hastanesine ardından Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yoğun bakım ünitesinde tedavi gören Fatih Ünver’in vefatının ardından bağışlanan organları, farklı illerdeki hastalara umut oldu. Hastanede yapılan tıbbi değerlendirmelerin ardından Ünver’in bağışlanan iki böbreği Samsun’a, karaciğeri ise Erzurum’a, diğer hastalara nakledilmek üzere gönderildi. Fatih Ünver’in, organ bağışında bulunma isteğini, yaşarken yakın çevresiyle paylaştığı ancak bu konuda resmî bir başvurusunun bulunmadığı öğrenildi. Ailesinin Ünver’in bu yöndeki iradesini dikkate alarak organ bağışında bulunma kararı aldığı bildirildi.
03 Şubat 2026 Salı - 14:16
Ağrı’da zorlu taş cerrahisi başarıyla gerçekleştirildi
Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde böbreğinde yaklaşık 6 santimetreyi bulan çok sayıda taş bulunan hasta, Üroloji Uzmanı Op. Dr. Kayhan Tarım tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonla sağlığına kavuştu. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde zorlu bir taş cerrahisi başarıyla gerçekleştirildi. Daha önce açık, perkütan ve endoskopik yöntemlerle toplam 21 kez taş cerrahisi geçiren hasta, hastaneye başvurmasının ardından yapılan tetkiklerde böbreğinde toplam boyutu yaklaşık 6 santimetreyi bulan çok sayıda taş bulunduğu tespit edildi. Üroloji Uzmanı Op. Dr. Kayhan Tarım tarafından gerçekleştirilen operasyon sırasında, hastanın böbreğindeki taşlar yaklaşık 295 parça halinde başarılı bir şekilde çıkarıldı. Zorlu geçen ameliyatın ardından hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Tedavi sürecinin sorunsuz tamamlanmasının ardından hasta güvenli bir şekilde taburcu edildi.
03 Şubat 2026 Salı - 14:06
Bursa’da küçük çocuğun boğazına 50 kuruş kaçtı
Bursa’nın İnegöl ilçesinde madeni para yutan çocuk hastanede tedavi altına alındı. Olay, İnegöl’ün kırsal Yeniceköy Mahallesi’ndeki bir evde meydana geldi. 3 yaşındaki Bilal K., evde yerde bulduğu 50 kuruş madeni parayı ağzına atıp yuttu. Olayı fark eden ailesi tarafından çocuk özel araçla İnegöl Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yapılan tetkiklerde yemek borusunda takılı kalan madeni para görüldü. Çocuk ilk tedavinin ardından ambulansla Bursa Yüksek İhtisas Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. Jandarma komutanlığı ekipleri olayla ilgili soruşturma başlattı.
03 Şubat 2026 Salı - 14:05
Antidepresanlar yokken ecdat, ruh hastalıklarını sesle tedavi ediyordu
Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, geçmişte insanların ilaçlar yerine tarihi mekânlarda doğal yöntemlerde şifa bulduğunu belirterek, Divriği Ulu Cami’nin ses, huzur ve ambiyansıyla iyileştirici bir rol üstlendiğini ifade etti. Ses, insanın ruhsal durumunu, güven algısını ve duygusal dünyasını doğrudan etkiliyor. Yüzyıllar boyunca şifa amacıyla kullanılan tarihi yapılar, sahip oldukları akustik özelliklerle günümüzde de insan psikolojisi üzerinde derin izler bırakıyor. Bu yönüyle ses, yalnızca bir iletişim aracı değil, duygusal aktarımın ve psikolojik düzenlemenin temel anahtarlarından biri olarak kabul ediliyor. Bir ortamda huzurlu ya da gergin hissedilmesinin nedeni çoğu zaman duyulan sesin kendisinden çok, sesin mekân içinde nasıl yankılandığıyla ilgili oluyor. Tarihi mekânlar bu etkiyi en güçlü şekilde hissettiren alanların başında geliyor. Yüksek tavanlar, taş duvarlar, kubbeler ve yankılı adımlar, zaman algısının yavaşladığı hissini oluşturarak zihinsel durulmayı artırıyor. Anadolu’da yüzyıllar boyunca ses ve akustiğin tedavi amaçlı kullanıldığı pek çok yapı bulunuyor. Bu yapıların en dikkat çekici örneklerinden biri ise Sivas’ın Divriği ilçesinde yer alan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan 801 yıllık Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası olarak biliniyor. Selçuklu döneminde hem ibadet hem de şifa merkezi olarak inşa edilen yapı, mimarisi kadar akustik özellikleriyle de öne çıkıyor. Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası’nda sesin mekân içinde dengeli bir şekilde yayılması, kişide güven ve huzur hissini artırıyor. Taş duvarlar ve kubbeli yapı sayesinde oluşan akustik ortam, bireyin kendini çevrelenmiş ve korunmuş hissetmesine katkı sağlıyor. Bu durum, psikolojik olarak sakinleşmeyi desteklerken kalp atışının dengelenmesine ve sinir sisteminin yavaşlamasına yardımcı olabiliyor. Tarihi yapıda duyulan ezan sesi, ayak sesleri ve hafif yankılar, ziyaretçilerde geçmişle temas hissi uyandırarak aidiyet duygusunu güçlendiriyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, geçmişte ruhsal problemleri olanların ilaçlar yerine tarihi mekanlarda şifa aradıklarını söyleyerek, "Geçmişte sesin, akustiğin ve ortamın tedavi amacıyla kullanıldığını biliyoruz. İnsanlar hastane ya da klinikler yerine tarihi mekânlarda şifa aramış, çiftçiler bile fiziksel ya da psikolojik fark etmeksizin bu mekânların sesi, huzuru ve ambiyansıyla iyileşmeye çalışmıştır. Divriği Ulu Camii de bu anlamda atılmış en güzel adımlardan biridir" dedi. "Kültürü yansıtır" Tarihi mekanlarda sesin psikolojik etkisiyle zaman algısının değişebileceğini söyleyen Kerime Begüm Özkaya, "Ses, kişinin o anki ruhsal durumunu, ait olduğu toplumsal ve kültürel katmanı yansıtır. Ses duyguyu, güveni, tehdidi, şefkati ve hatta iyileşimi etkileyebilir. Seslerin insan psikolojisi üzerindeki etkileri çoğu zaman çok derinden yaşanır. Ses yalnızca bir iletişim aracı değil, duyguyu taşıyan, güven ya da tehdit hissettiren güçlü bir psikolojik aktarımın anahtarıdır. Ses tonu kelimelerden önce duyguyu iletir. Aynı cümle yumuşak bir sesle söylendiğinde şefkat olarak algılanırken, sert bir tonla söylendiğinde tehdit gibi algılanabilir. Ses sinir sistemini etkiler ve bedeni doğrudan harekete geçirir. Yavaş, sakin ve ritmik sesler rahatlatır, güven hissi oluşturur. Yüksek, ani ve sert sesler ise savaş-kaç tepkisini tetikler. Ses, bağlam ve güvenle ilişkilidir. Çocuğun dünyayı güvenli ya da tehlikeli algılamasında belirleyici rol oynar. Tarihi mekânlarda sesin psikolojik etkisiyle zaman algısı değişebilir. Yankılı adımlar, yüksek tavanlarda dağılan sesler ve taş duvarlardan dönen yankılar kişide zamanın yavaşladığı hissini oluşturur, bu da zihinsel durulmayı artırabilir. Sessizlik ya da hafif yankı, huşu, saygı ve içe dönüş duygularını tetikler; bu yüzden camilerde, kiliselerde ve türbelerde insanlar istemsizce daha kısık sesle konuşur" dedi. "Akustik mekanın görünmeyen dilidir" Sesin çok büyük bir etkisi olduğunu söyleyen Özkaya, "Taş duvarların ve kubbelerin oluşturduğu akustik ortam kişiye çevrelenmişlik ve güven hissi verir. Özellikle Divriği Ulu Camii’de sesin eşit yayılması, korunma ve kapanmışlık duygusunu destekleyerek kişide olumlu bir etki oluşturabilir. Tarihi mekânlarda duyulan dualar, ayak sesleri ve fısıltılar geçmişle temas hissi oluşturur ve kolektif belleği canlandırır. Bu durum sinir sistemini düzenleyerek kalp atışını dengeler ve iç sakinliği artırır. Bu yüzden bazı tarihi yapılar iyileştirici olarak algılanır. Ezan, çan, ayak sesi ve fısıltılar kültürel olarak ait olma duygumuzu güçlendirir. Ancak travma öyküsü olan bireylerde ani yankılar ve sert sesler kaygıyı artırabilir. Ses akustiğinin düşündüğümüzden çok daha büyük bir etkisi vardır. Bir mekânda kendimizi huzurlu ya da gergin hissetmemizin nedeni bazen duyduklarımız değil, sesin nasıl yankılandığıdır. Akustik, mekânın görünmeyen dilidir" diye konuştu.
03 Şubat 2026 Salı - 13:53
Doğal olan normal doğum
DÜZCE (İHA) – Düzce Sağlık Müdürlüğü ekipleri Normal Doğum Eylem Planı kapsamında, Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından "Doğal Olan Normal Doğum" temasıyla farkındalık etkinliği gerçekleştirildi. Anne, anne adayları ve katılımcılara yönelik bilgilendirme çalışmaları devam ediyor. Sağlıklı Hayat merkezi tarafından normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından taşıdığı önem, doğum sürecinin doğal akışı, normal doğumun avantajları ile gereksiz sezaryen oranlarının azaltılmasına yönelik bilgilendirmelerde bulunuldu. Uzmanlar tarafından yapılan sunumlarda, normal doğumun hem anne hem de bebek üzerinde olumlu etkileri vurgulanırken, sağlıklı gebelik ve doğum sürecine dair merak edilen konular ele alındı. Yetkililer, bu tür farkındalık çalışmalarının anne-bebek sağlığının korunması ve geliştirilmesi açısından büyük önem taşıdığını belirterek, Normal Doğum Eylem Planı doğrultusunda bilgilendirme ve eğitim faaliyetlerinin önümüzdeki süreçte de sürdürüleceğini ifade etti.
03 Şubat 2026 Salı - 13:09
Eşbah "Kanserde asıl düşman hastalık değil, gecikmedir"
DÜZCE(İHA) – Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Eşbah, "Bugün kanser, geçmişte olduğu gibi mutlak bir çaresizlik anlamına gelmiyor. Asıl tehlike, hastalığın kendisinden çok geç kalmak" dedi. Prof. Dr. Onur Eşbah, ‘4 Şubat Dünya Kanser Günü’ dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Her yıl milyonlarca insanın kanser kelimesini duyduğunda korku duygusunu yaşadığını hatırlatan Onur Eşbah, "Bugün kanser, geçmişte olduğu gibi mutlak bir çaresizlik anlamına gelmiyor. Asıl tehlike, hastalığın kendisinden çok geç kalmak" ifadesinde bulundu. Kanseri, vücudumuzdaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalık grubu olarak tanımlayan Eşbah, "Hücreler normalde belirli bir düzen içinde yaşar ve çoğalır. Bu düzen bozulduğunda, hücreler durması gereken yerde durmaz; çevre dokulara yayılabilir ve bazı durumlarda uzak organlara sıçrayabilir. İşte bu noktada kanser dediğimiz tablo karşımıza çıkar" dedi. "Kanserlerin önemli bir kısmı, erken evrede yakalandığında tamamen tedavi edilebilir" Bugün dünyada ve ülkemizde en sık karşılaştığımız kanserler arasında akciğer, meme, kalın bağırsak, prostat ve mide kanserleri yer aldığını belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Onur Eşbah, "Bu kanserlerin önemli bir kısmı, erken evrede yakalandığında tamamen tedavi edilebilir hastalıklardır. Sorun, çoğu hastanın doktora başvurmak için belirtilerin ilerlemesini beklemesidir" şeklinde konuştu. "Basit yaşam tarzı değişiklikleriyle kanserlerin en az üçte birinin önlenebileceğini biliyoruz" Eşbah, "Kanserlerin yalnızca yüzde 5–10’u kalıtsal nedenlerle ortaya çıkar. Geriye kalan, yaşam tarzı ve çevresel faktörlerle ilişkilidir. Sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, obezite, alkol tüketimi ve çevre kirliliği kanser riskini belirgin şekilde artırır" dedi. Modern yaşamın, sağladığı konforun bedelini de beraberinde getirdiğini dile getiren Eşbah, "Uzun saatler hareketsiz kalmak, işlenmiş gıdalarla beslenmek, düzensiz uyku, kronik stres ve güneşten korunmadan uzun süre maruz kalmak bugün kanser riskini artıran başlıca alışkanlıklar arasında. Oysa basit yaşam tarzı değişiklikleriyle kanserlerin en az üçte birinin önlenebileceğini biliyoruz" ifadelerini kullandı. "Geçer diye beklemek, kanserde en pahalıya mal olan hatadır" Vücudun nedensiz kilo kaybı, geçmeyen yorgunluk, uzun süren ağrılar, dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, ciltte iyileşmeyen yaralar ya da vücutta ele gelen bir kitle gibi verdiği sinyalleri dikkate alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Eşbah, "Bunların çoğu masum nedenlerle ortaya çıkabilir; ancak haftalarca, aylarca devam ediyorsa mutlaka ciddiye alınmalıdır. Geçer diye beklemek, kanserde en pahalıya mal olan hatadır" dedi. Erken tanı ve tarama programlarının kanser tedavisindeki rolüne ilişkin bilgiler veren Eşbah, "Erken tanı bu noktada hayati önem taşır. Meme, rahim ağzı, kalın bağırsak ve prostat kanserlerinde uygulanan tarama programları sayesinde hastalık henüz belirti vermeden yakalanabilmektedir. Erken evrede tanı alan bir hastada tedavi hem daha kolay hem de çok daha yüz güldürücüdür" şeklinde konuştu. Bugün kanser hastalarına umut verecek en önemli gelişmenin tedavinin kişiye özel hale gelmesi olduğunu açıklayan Eşbah, "Artık sadece tümörün nerede olduğuna değil, genetik ve moleküler özelliklerine bakarak tedavi planlıyoruz. Bu yaklaşım başarı oranlarını ciddi biçimde artırdı" ifadelerinde bulundu. Kanser tedavisinde kemoterapinin hala önemli bir tedavi seçeneği olduğunu ancak artık tek başına yeterli olmadığını belirten Eşbah, "İmmünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerle birlikte, daha seçici ve daha etkili bir tedavi anlayışına geçtik. Bazı hastalarda kemoterapi ihtiyacı belirgin şekilde azalırken, yan etkiler de daha yönetilebilir hale geldi. İmmünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerde belirli genetik özelliklere sahip tümörlerde ve bağışıklık sistemi yanıtı güçlü olan hastalarda çok başarılı sonuçlar görüyoruz. Özellikle akciğer kanseri, melanom, böbrek ve mesane kanserlerinde immünoterapi adeta bir dönüm noktası oldu" dedi. "Kanserde asıl düşman hastalık değil, gecikmedir" Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Onur Eşbah, açıklamasını "Dünya Kanser Günü vesilesiyle altını çizmek isterim ki; kanser artık çaresiz bir hastalık değildir. Bilim hızla ilerlemekte, her geçen gün yeni tedavi seçenekleri ortaya çıkmaktadır. Yapmamız gereken korkmak değil, bilinçlenmek; bedenimizi dinlemek, tarama programlarını ihmal etmemek ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını hayatımıza yerleştirmektir. Unutmayalım, kanserde asıl düşman hastalık değil, gecikmedir" şeklinde tamamladı.
03 Şubat 2026 Salı - 11:36
Trabzon’da yedikleri tost sonrası hastanelik olan aile konuyu yargıya taşıyor
Trabzon’un Yomra ilçesinde bir zincir restoranda yedikleri tost sonrası rahatsızlanarak hastanelik olan ve yapılan denetimde, işletmede son tüketim tarihi geçmiş ürün tespit edilen Çolak çifti, yaşadıkları sürecin ardından konuyu mahkemeye taşıma kararı aldı. Trabzon’un Arsin ilçesinde yaşayan ve ata tohumu yetiştiriciliği ile tanınan Fatih Çolak (43) ile eşi Leman Banu Çolak (44), Yomra ilçesinde bulunan MADO isimli zincir restoranda tost yedikten bir süre sonra mide bulantısı ve rahatsızlık şikâyetleri yaşamaya başladı. Bunun üzerine aile hekimine başvuran Çolak çifti, verilen ilaçların ardından evlerine döndü. Ancak Leman Banu Çolak’ın gece saatlerinde rahatsızlığının artması üzerine Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuruldu. Sabah saatlerine kadar tedavi gören Çolak, taburcu edildikten kısa süre sonra şikâyetlerinin yeniden artması üzerine bu kez Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi’ne gitti. Burada tedavi altına alınan Çolak, yapılan müdahalenin ardından taburcu edildi. Yaşanan olayın ardından Çolak ailesi, ilgili kurumlara şikayette bulundu. Şikayet üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı ekipleri tarafından işletmede inceleme başlatıldı. Yapılan denetimlerde, restoranda son tüketim tarihi geçmiş ürün kullanıldığı tespit edildi. Bakanlık tarafından Fatih Çolak’a yapılan yazılı geri dönüşte, gıda güvenliğine ilişkin denetimlerin 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında yürütüldüğü belirtilerek, "İlgili kayıtlı başvurunuza istinaden 28 Ocak 2026 tarihinde işletmede resmi kontrol gerçekleştirilmiştir. Yapılan denetimde iş yerinde son tüketim tarihi geçmiş ürün tespit edilmiş olup, işletmeye gerekli yasal işlemler uygulanmıştır" ifadelerine yer verildi. "Hafıza kaybı yaşadım" Yaşanan sürecin ardından sağlıklarına kavuşan Çolak ailesi, olayla ilgili olarak MADO isimli zincir restorandan herhangi bir şekilde aranmadıklarını belirterek konuyu yargıya taşıyacaklarını ifade etti. Tanınmış ve temiz bir yerde yemek istediklerini belirten Leman Banu Çolak, "Normalde dışarıda yemek yemeyi tercih etmiyoruz ama o gün acil bir işimiz vardı. Tanınmış, bilindik ve temiz bir yerde yemek yiyelim dedik. Tost yemiştik. 2-3 saat sonra rahatsızlandım. Aile hekimime gittim. Orada ilaç aldım ancak yeterli olmadı. Gece saatlerinde hastaneye gittik. O zamanları hiç hatırlamıyorum. Eve geldikten sonra tekrar başka bir hastaneye gittik. Yine serum ve ilaçlar aldım. Hafıza kaybı da yaşadım. İlk gittiğim hastaneyi hatırlamıyorum. Eşimde rahatsızlanınca ilk gün Tarım ve Orman Bakanlığı’nı aradık. Sağ olsun onlar denetime gitti. Yapılan incelemede son kullanma tarihi geçmiş ürün tespit edildi. Yediğimiz tosttan zehirlendiğimiz bu şekilde tespit edildi. O günden beri firma bizimle iletişime geçmedi. Bundan sonrası için mahkeme sürecimiz olacak" dedi. Fatih Çolak: "Bizim için zor bir süreçti" Eşinin zehirlenmeden kaynaklı kısa süreli hafıza kaybı yaşadığını vurgulayan Fatih Çolak, "Acil durumdan kaynaklı yemek yiyelim dedik. Tost yemek istedik. Yemekten yaklaşık 3 saat sonra eşim mide bulantısı, kusma, karın ağrısı gibi şikayetleri nedeniyle aile hekimine gittik. Aile hekimi gıda zehirlenmesi olabileceğini söyledi. İlaçları kullandık. Gece saatlerinde eşimden halsizlik oldu. Yattığı yerden kalkamaz hale geldi. Böyle olmaz diyerek hastaneye gittik. Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sabah saatlerine kadar ilgilendiler. Eşim kendini toparlayınca taburcu olduk. Sonrasında yine fenalaştı. Bu sefer KTÜ Farabi Hastanesi’ne gittik. Burada da tedavi uyguladılar. Konuşmamızda ilk gittiğimiz hastaneyi hatırlamadığını anladım. Bizim için zor bir süreçti" şeklinde konuştu. "Marka olan bir yer tercih edelim dedik, meğerse yanlış düşünmüşüz" "Bizim bir beklentimiz yoktu ama belki arayıp özür dilerler diye bekledik. Mantıklı bir açıklama beklemiştik. Hiçbir şekilde bizimle iletişime geçen olmadı" diyen Çolak, "Bu olmasın istiyoruz. Toplum adına bunlar artık cesaret edemesin istiyoruz. İşletmelerin bu konuda dikkatli olmasını istiyoruz. Çok basit önlemler. Kimse son kullanma tarihi geçmiş ürünü çocuğuna yedirmez. Kendi çocuğuna yedirmeyeceği ürünü müşterilerine yedirmesi de vicdani olarak beni üzüyor. İnşallah işletmeler gerekli dersleri çıkartılar. Eşimin ilaç içmesi gerekiyordu. Bu nedenle hızlı bir şekilde hazırlanabilecek bir ürün yiyelim dedik. Merdiven altı dedikleri işletmeleri değil de marka olan bir yer tercih edelim dedik. Meğerse yanlış düşünmüşüz. İnsanlar markalara güvenebilsinler istiyoruz. Bizi en çok üzen işletmenin bize geri dönüş yapmaması. Bu haberler ilk çıktığında marka isminin çıkmasını özellikle istemedim. Bizim bir beklentimiz yoktu ama belki arayıp özür dilerler diye bekledik. Mantıklı bir açıklama beklemiştik. Hiçbir şekilde bizimle iletişime geçen olmadı" ifadelerini kullandı. "Gerekli bütün yasal adımları atacağız" Konuyu mahkemeye taşıyacaklarını kaydeden Çolak, "Bu konuya duyarlılık göstermek ve adli olarak yürütmek bizim için gerekli olan bir şey değil. Bu toplum adına gerekli olan bir durum. Bizim başımıza gelen geldi. Çok şükür atlattık. Bundan sonra ki süreçte insanların başına gelmemesi için haliyle bunun bedeli olması gerekiyor. Sürekli medyaya yansıyan zehirlenme vakaları oluyor. Bu haberler gördükleri halde işletmelerin önlem almadığını görmüş olduk. Bunları görünce bu işi bu halde bırakamayız. Bu sektörde hizmet veren kötü niyetli işletmelerin kendilerine çeki düzen vermesi için gerekli bütün yasal adımları atacağız" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder