Son Dakika
|
Hatay’daki sel ve heyelanda 3 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi kayıp
Mahkeme, CHP 38. Olağan Kurultayının iptal edilmesine karar verdi
CHP’den Milletvekili Hasan Öztürkmen için ihraç talebi
Kurban Bayramı tatilinde köprü ve otoyollar ücretsiz olacak
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan EFES-2026’da önemli mesaj
Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonunda gözaltı sayısı 17’ye yükseldi, operasyonun detaylarına ulaşıldı
Dorukhan Büyükışık davasında 21 gözaltı
Tokat’ta 34 yıldır izini kaybettiren terör örgütü üyesi yakalandı
İBB iştirak şirketine operasyonda gözaltına alınan 60 şüpheli adliyeye sevk edildi
Önder Özen, Beşiktaş Futbol Direktörü oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
The Quiet Elegance of Taipei Confucius Temple
Özgür Özel: ''Yüksek Seçim Kurulu’na başvuracağız''
Benzinle soba yakmak isterken ölümden döndüler: 4 yaralı
CHP İstanbul İl Başkanlığında ’mutlak butlan’ eylemi
Güzellik salonunda akılalmaz yöntemle vurgun!
Turhal’da hayvan pazarı sular altında kaldı
Bakan Gürlek: "(Mutlak butlan kararı) ''Temyiz yolu açıktır''
Mutlak butlan kararının ardından CHP’de hareketlilik başladı
SAĞLIK
Sağlık Bakanlığı: "Muğla’da ikiz bebeklerden birinin yurt dışına kaçırıldığı yönündeki iddiaları üzerine soruşturma başlatıldı"
21 Mayıs 2026 Perşembe - 19:20:55
Sağlık Bakanlığı, Muğla’da bir annenin dünyaya getirdiği ikiz bebeklerden birinin yurt dışına kaçırıldığı yönündeki iddialar üzerine soruşturma başlatıldığını açıkladı. Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, "İYİ Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’in gündeme getirdiği; Muğla’da bir annenin dünyaya getirdiği ikiz bebeklerden birinin yurt dışına kaçırıldığı yönündeki iddialar üzerine soruşturma başlatılmıştır. Konuyla ilgili Bakanlığımızca müfettiş görevlendirilmiş olup süreç titizlikle takip edilecektir" denildi.
21 Mayıs 2026 Perşembe - 18:05
Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Demirkol, Türkiye’nin yerli ultrason üretimine başlayacağını duyurdu
Bolu’da öğrencilerle buluşan Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde geldiği son noktayı anlattı. Yerli ultrason üretimine başlanacağını ve gelecek yıl 700 cihazın Sağlık Bakanlığı’na teslim edileceğini açıklayan Demirkol, ayrıca 5G teknolojisi kullanılarak İstanbul’daki cerrahların Muş’taki bir hastaya uzaktan robotik böbrek ameliyatı gerçekleştirdiğini duyurdu. Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Bolu’da düzenlenen "İhtisas Akademi 26" programında öğrencilerle buluştu. Türkiye’nin ultrason cihazı üretiminde, kanser ve lenfomalarda nokta atışı tedavi yapan CAR-T sisteminde hem de yenilikçi tedavilerde gelinen son noktayı aktaran Demirkol, dün 5G teknolojisiyle sağlık alanında yapılan başarılı bir tedaviden bahsetti. Programda İhtisas Akademi’nin sinevizyon gösterisi de izletildi. "Türkiye kendi ultrasonunu üretmeye başlıyor" Türkiye’nin kendi ultrason cihazını üretmeye başlayacağını ve önümüzdeki yılda 700 adet ultrason cihazının Sağlık Bakanlığı bünyesine kazandırılacağını açıklayan Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "Artık sağlık alanında kendi kalp akciğer pompamızı yapıyoruz. 2 hafta önce Sayın Bakanımızın hem Kore hem de Çin firmasıyla imzalamış olduğu anlaşma gereği, artık Türkiye kendi ultrasonunu üretmeye başlıyor. Böylelikle önümüzdeki yılda 700 tane ultrasonu Sağlık Bakanlığına bu protokol yapılan firmalar teslim edecekler. Şu anda CAR-T (Kimerik Antijen Reseptörü T-hücre) sistemi dediğimiz, özellikle lösemi ve lenfomalarda nokta atışı tedavi yapan CAR-T çalışması Ankara Etnik Şehir Hastanesi’mizde başladı. Bu sistem Türkiye’de ve dünyada gelecek 10 yılın en önemli kanser tedavilerinden biri olacak. Hem ultrasonda hem CAR-T’de hem de yenilikçi tedavilerde Türkiye, üreten sağlık olarak özellikle savunma sanayiinde aldığımız yolun çok daha ötesine gitmeyi hedefliyor" dedi. 5G teknolojisiyle uzaktan böbrek ameliyatı yapıldı Türkiye’nin yeni geçtiği 5G teknolojisi sayesinde uzaktan başarılı bir böbrek ameliyatı yapıldığını aktaran Demirkol, "Dün Muş Devlet Hastanesi’nde İstanbul Üniversitesi’ndeki hocalarımızın 5G teknolojisiyle İstanbul’dan Muş’a bağlanarak robotla başarılı bir böbrek ameliyatı yapması sağlandı. Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle Türkiye’nin gelişen teknolojisinde, 5G teknolojisiyle bu uzaktan telecerrahi işlemlerini artırarak devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. Programa Yatırım Hizmetleri Genel Müdürü Mehmet Fidan, BAİBÜ Rektör yardımcıları, siyasi parti temsilcileri, öğrenciler ile vatandaşlar katıldı.
21 Mayıs 2026 Perşembe - 16:29
Sağlıklı Hayat Merkezi’nde sağlıklı yaşam eğitimi
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Sağlıklı Hayat Merkezi’nde, Erzincan Meslek Edindirme Kursu (ERMEK) kursiyerlerine yönelik bilgilendirme programı düzenlendi. Toplumu sağlığa yönelik risklerden korumak, sağlıklı yaşam tarzını teşvik etmek ve sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak amacıyla faaliyet gösteren merkezde gerçekleştirilen programda, kursiyerlere sunulan hizmetler hakkında bilgi verildi. Program kapsamında Sağlıklı Hayat Merkezi’nin tanıtımı yapılırken, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, koruyucu sağlık hizmetleri ve merkez bünyesinde verilen danışmanlık hizmetleri hakkında katılımcılar bilgilendirildi. Yetkililer, toplumda sağlıklı yaşam bilincinin artırılmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.
21 Mayıs 2026 Perşembe - 16:11
"Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur" temalı seminer
Samsun’da Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından düzenlenen "Geleceğimizin Teminatı Çocuklar İçin Sağlık Semineri"nde çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine ilişkin velilere yönelik bilgilendirme yapıldı. Büyük Anadolu Hastaneleri ile özel bir kolej iş birliğinde gerçekleştirilen seminerde, çocuk sağlığı, beslenme, hijyen alışkanlıkları ve psikolojik gelişim konuları ele alındı. "Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur" temasıyla düzenlenen etkinlikte, anne ve babalara çocuk gelişimine ilişkin çeşitli başlıklarda bilgi verildi. İnteraktif sunum eşliğinde gerçekleştirilen programda; Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Serenay Sağıroğlu Kaya, Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Akif Taşdemir ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Alev Cansu Certel tarafından sunum yapıldı. Seminerde çocukların uyku düzeni, sağlıklı beslenme, kişisel hijyen, ruhsal gelişim ve aile içi iletişim konularına değinildi. Ayrıca çocuk gelişiminde güvenlik, bağlanma, özgüven, özerklik, kendini ifade edebilme ve gerçekçi sınırlar gibi başlıklarda velilere çeşitli bilgiler aktarıldı. Soru-cevap şeklinde devam eden program, katılımcıların toplu hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi. Büyük Anadolu Hastaneleri yetkilileri, çocukların sağlıklı gelişimine katkı sağlamak amacıyla eğitim kurumlarıyla ortak çalışmaların sürdürüleceğini belirtti.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Mayıs 2026 Perşembe- 10:41
Polen alerjisine dikkat: "Başvurular arttı, çoğu zaman griple karışıyor"
2
21 Mayıs 2026 Perşembe- 14:02
Ankara’da "Tütün Kontrolü Sempozyumu" düzenlendi
3
12 Mayıs 2026 Salı- 13:03
"Türkiye’deki hantavirüs insandan insana bulaşmıyor"
4
21 Mayıs 2026 Perşembe- 11:33
Değişken hava şartları kronik hastalığı olanları tehdit ediyor
5
21 Mayıs 2026 Perşembe- 09:48
Genç kadın 7 saatlik kritik operasyonla hayata tutundu
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:31
Ekrana eğilen nesil: Telefon boynu sendromu tehlikesi
Günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen akıllı telefonlar, fark edilmeden omurga sağlığını tehdit eden yeni bir risk alanı oluşturuyor. Uzun süre başın öne eğilerek ekranlara bakılması, boyun bölgesine binen yükü katlayarak artırırken zamanla kas, bağ ve disk yapılarında kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Yaz tatiliyle birlikte çocuk ve gençlerin ekran başında geçirdiği sürenin artması, "telefon boynu sendromu" riskini daha da görünür hale getiriyor. Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Seyhan Orak, özellikle çocukluk çağında başlayan bu alışkanlığın ilerleyen yıllarda boyun fıtığı ve sinir sıkışmasına kadar uzanabilen ciddi sorunlara zemin hazırlayabileceğini vurgulayarak, "Yaz döneminde ekran süresinin sınırlandırılması ve doğru duruş alışkanlıklarının kazandırılması hayati önem taşımaktadır" dedi. Günümüzde akıllı telefon, tablet ve benzeri dijital cihazların kullanımının artmasıyla birlikte, omurga sağlığını doğrudan etkileyen yeni bir tabloyla daha sık karşılaşılmaya başlandı: Telefon boynu sendromu. Tıbbi adıyla ‘text neck’ olarak tanımlanan bu durum, başın uzun süre öne eğik pozisyonda tutulmasına bağlı olarak servikal omurgaya binen yükün artmasıyla gelişen bir postür bozukluğu. Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Seyhan Orak, "Normal şartlarda insan başının ağırlığı yaklaşık 4-5 kilogramdır. Ancak baş öne doğru eğildikçe, omurgaya binen yük katlanarak artar. Örneğin 15 derecelik bir eğimde bu yük yaklaşık 12 kilograma çıkarken, 60 derecelik bir eğimde 25-30 kilograma kadar ulaşabilir. Bu durum kısa vadede kas yorgunluğuna neden olsa da uzun vadede kas, bağ ve disk yapılarında mikroskobik hasarlara yol açarak daha ciddi sorunların temelini oluşturur" dedi. Yaş aralığı giderek düşüyor Telefon boynu sendromunun en sık 12-35 yaş aralığında görüldüğünü ifade eden Op. Dr. Seyhan Orak, son yıllarda bu durumun çok daha küçük yaş gruplarına indiğine dikkat çekti. Özellikle 8-10 yaş grubundaki çocuklarda belirgin artışın gözlemlendiğini söyleyen Op. Dr. Seyhan Orak, şöyle konuştu: "Bu durum, teknolojik cihazların kullanım yaşının düşmesiyle doğrudan ilişkilidir ve erken dönemde başlayan postür bozukluklarının ilerleyen yıllarda kalıcı hale gelme riskini artırmaktadır. Uzun süreli yanlış duruş, yalnızca geçici bir rahatsızlık oluşturmakla kalmaz; zamanla omurganın doğal yapısını da bozabilir. Boyun bölgesinde normalde bulunması gereken servikal lordoz dediğimiz doğal eğrilik düzleşebilir, hatta bazı durumlarda tersine dönebilir. Buna ek olarak kas dengesizliği gelişebilir. Ön taraftaki kaslar kısalırken, arka taraftaki kaslar zayıflayabilir. Bu dengesizlik, omurganın destek mekanizmasını bozar. Diskler üzerinde asimetrik basınç oluşur ve bu durum zamanla disk dejenerasyonuna, faset eklem zorlanmalarına ve miyofasiyal ağrı sendromuna zemin hazırlar." Belirtiler göz ardı edilmemeli Telefon boynu sendromunun ilerleyen süreçte daha ciddi nörolojik problemlere yol açabileceğini kaydeden Op. Dr. Seyhan Orak, "Uzun vadede boyun fıtığı gelişimi ve omurilik kanalında daralma görülebilir. Bu durum sinir köklerinin baskı altında kalmasına neden olur. Sinir sıkışmaları, yalnızca ağrı ile sınırlı kalmayıp uyuşma, karıncalanma ve güç kaybı gibi bulgularla da kendini gösterebilir. İleri vakalarda cerrahi müdahale gerektiren tablolar ortaya çıkabilir. Hastalığın en sık görülen belirtisi boyun ağrısıdır. Buna omuz ve sırt bölgesine yayılan ağrılar eşlik edebilir" dedi. Op. Dr. Seyhan Orak, özellikle ense kökenli baş ağrılarına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Bunun yanı sıra boyunda sertlik, uzun süreli kullanım sonrasında artan yorgunluk hissi sık görülmektedir. İlerleyen aşamalarda baş dönmesi, kollarda, sırtta ve göğüs bölgesinde karıncalanma ve uyuşma gibi nörolojik bulgular da ortaya çıkabilir. Bu belirtiler, durumun yalnızca kas kaynaklı olmadığını ve sinir yapılarının da etkilenmeye başladığını gösterebilir" diye konuştu. Önlem alınmadığında telefon boynu sendromunun zamanla kronikleşebildiğini söyleyen Op. Dr. Seyhan Orak, "Bu durumda servikal disk hernisi, yani boyun fıtığı gelişebilir. Kronik postür bozukluğu kalıcı hale gelebilir ve servikal spondiloz gibi dejeneratif omurga hastalıkları ortaya çıkabilir. Sinir kökü basıları daha belirgin hale gelebilir. Nadir de olsa ileri olgularda denge problemleri ve ince motor becerilerde kayıplar gibi daha ciddi nörolojik sorunlarla karşılaşmak mümkündür" dedi. Kullanım süresi sınırlandırılmalı "Telefon kullanımı için tamamen zararsız kabul edilebilecek kesin bir süre yoktur. Ancak uzun süre kesintisiz kullanım risk oluşturmaktadır" diyen Op. Dr. Seyhan Orak, şu ifadeleri kullandı: "Özellikle 20-20-20 kuralı bu noktada önemlidir. Her 20 dakikalık kullanım sonrası en az 20 saniyelik mola verilmesi önerilir. Günlük kullanım süresi yetişkinlerde mümkünse 2-3 saat ile sınırlandırılmalıdır. Çocuklarda ise bu süre yaşa bağlı olarak daha düşük tutulmalı, ideal olarak 1-2 saat aralığını geçmemelidir. Telefon kullanımında en kritik noktalardan biri doğru duruştur. Cihazın göz hizasında tutulması gerekir. Başın öne eğilmesi, omurgaya binen yükü belirgin şekilde artırmaktadır. Dirseklerin desteklenmesi, sırtın dik tutulması ve mümkünse bir yüzey tarafından desteklenmesi önemlidir. Bunun yanında uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçınılmalı, düzenli aralıklarla hareket edilmelidir. Basit gibi görünen bu önlemler, uzun vadede omurga sağlığını korumada oldukça etkilidir. En önemli noktalardan biri de ailelerin rol model olmasıdır. Çocuklar, ebeveynlerin davranışlarını taklit eder. Bu nedenle sağlıklı teknoloji kullanım alışkanlıklarının önce yetişkinler tarafından benimsenmesi gerekmektedir." Erken dönemde geri dönüş mümkün Op. Dr. Seyhan Orak, sözlerini şöyle tamamladı: "Telefon boynu sendromu erken dönemde fark edildiğinde büyük ölçüde geri döndürülebilir bir durumdur. Bu süreçte en önemli yaklaşım postür eğitimi ve egzersizdir. Özellikle servikal ekstansör kasları güçlendiren egzersizler ve skapular stabilizasyon çalışmaları önerilir. Fizik tedavi uygulamaları da tedavi sürecine katkı sağlar. Daha ileri vakalarda ilaç tedavisi gerekebilir. Nadir durumlarda ise cerrahi müdahale gündeme gelebilir."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:36
Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerince bu yıl dokuzuncusu düzenlenen ALIS26 Kongresinin teması onkoloji oldu. "Oncoverse: Horizons in Cancer" temalı kongrede dünyanın önde gelen bilim insanları ile öğrenciler bir araya geldi. Kongrede kanser araştırmalarının geleceği, yeni nesil tedavi yöntemleri ve güncel bilimsel çalışmalar ele alındı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:29
Elmalı’ya 2 yeni sağlık tesisi
Antalya Valiliği, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü, Elmalı Belediyesi ve ATSO (Antalya Ticaret ve Sanayi Odası) arasında, Elmalı ilçesinde inşa edilecek olan Aile Sağlığı Merkezi ve KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) için iş birliği protokolü imzalandı. Elmalı ilçesi Yeni Mahalle’de inşa edilecek olan 3 hekimli Aile Sağlığı Merkezi ve KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) için Antalya Valiliği, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü, Elmalı Belediyesi ve ATSO (Antalya Ticaret ve Sanayi Odası) arasında iş birliği protokolü imzalandı. Antalya Valiliği Hükümet Konağı’nda düzenlenen protokol törenine Vali Hulusi Şahin, Elmalı Kaymakamı Faruk Erdem, Elmalı Belediye Başkanı Halil Öztürk, İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan ve ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman katıldı. ATSO Elmalı Eğitim ve Sağlık Merkezi’nin zemin ve ikinci katında hizmet verecek olan Aile Sağlığı Merkezi ile KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi)’in inşası tamamlandıktan sonra Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’ne teslim edileceği belirtildi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:18
Uzmanından uyarı: "Tanı yanlışlığı hastaların hayatını riske atıyor"
Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, kola vuran her ağrının boyun fıtığı kaynaklı olmadığını belirterek, yanlış tanı nedeniyle bazı hastaların kalp krizi riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Şen, aylarca boyun fıtığı tedavisi gören bir hastasının yapılan tetkikler sonucu kalp ana damarında yüzde 90 darlık tespit edildiğini anlattı. Uzmanlar, özellikle kola yayılan ağrılarda sadece boyun fıtığı ihtimaline odaklanılmasının ciddi sağlık sorunlarını gözden kaçırabileceğine dikkat çekiyor. Benzer şikayetlerle uzun süre fizik tedavi gören veya farklı yöntemlerle ağrısını gidermeye çalışan bazı hastalarda, asıl sorunun kalp damar hastalıkları olduğu sonradan ortaya çıkabiliyor. Özellikle eforla artan kol ağrılarında detaylı değerlendirme yapılması gerektiği belirtilirken, yanlış tanının ölümcül sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. "Her kola vuran ağrı boyun fıtığı değildir" Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, toplumda kola yayılan ağrıların çoğu zaman boyun fıtığıyla ilişkilendirildiğini ancak bunun ciddi sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Prof. Dr. Şen, "Bu ağrılar sağ kolda da olabilir. Özellikle efor sırasında artıyorsa dikkat edilmesi gerekir. Merdiven çıkarken, yürüyüş yaparken ya da ağır spor sırasında kol ağrısı artıyorsa bu durum kalp kaynaklı olabilir. Boyun fıtığında ise ağrı genellikle sürekli olur, eforla belirgin şekilde artmaz" dedi. "Nörolojik tespit yoksa dikkatli olunmalı" Boyun fıtığına bağlı ağrılarda nörolojik muayenede kuvvet ve duyu kaybı görülebileceğini ifade eden Şen, kalp kaynaklı ağrılarda ise bu tespitlerin ortaya çıkmadığını söyleyerek, "Kola vuran ağrıda ilk akla gelen boyun fıtığı olmamalı. Bunun kalp krizinin habercisi olabileceği unutulmamalı. Bu tespitler, beraberinde kalp krizinin bir habercisi olabilir" diye konuştu. "Her kol ağrısını boyun fıtığı olarak değerlendirmek ciddi risk" Prof. Dr. Şen, yaklaşık 6-7 ay boyunca boyun fıtığı tanısıyla takip edilen bir hastanın yaşadıklarını da anlatarak, şunları söyledi: "Hastamız bize gelmeden bir gece önce şiddetli kol ağrısı yaşamış. Ailesi ameliyat için bize başvurdu. Filmlerine baktığımızda boyun fıtığı vardı ancak ameliyat gerektirecek düzeyde değildi. Muayenesinde kuvvet kaybı ve duyu kaybı da yoktu. Bunun üzerine kardiyoloji değerlendirmesi istedik. Yapılan koroner anjiyoda hastanın kalp ana damarında yüzde 90 darlık tespit edildi ve aynı gün stent takıldı. Kardiyoloji uzmanı meslektaşım, ’Bir iki gün daha gecikseydi hastayı kalp krizinden kaybedebilirdik’ dedi. Kalp krizine bağlı ölümlerin nedenlerinden biri de tanı yanlışlığıdır. Hastayı yeterince sorgulamamak ve her kol ağrısını boyun fıtığı olarak değerlendirmek ciddi risk oluşturuyor."
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:22
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 12:42
ASKOM 19’uncu bölge toplantısı Muğla’da gerçekleştirildi
2026 Yılı 19. Bölge Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) toplantısı Muğla’da gerçekleştirildi. Muğla Sağlık Müdürlüğü ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya; İl Sağlık Müdürümüz Dr. Eriş Başaran Akça, Denizli İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Berna Öztürk, Aydın İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul ile Aydın, Denizli ve Muğla illerinin ilgili kurum yöneticileri katıldı. Acil ve afetlerde sağlık hizmet sunumunun değerlendirilmesi, verimliliğin artırılması, işleyişte yaşanan aksaklıkların tespit edilerek çözümlenmesi, sağlık tesisleri ile iller arası hasta sevklerinin koordinasyonu, hastane yatak kapasiteleri ve doluluk oranlarının ele alınması, merkez ve taşra teşkilatları arasında etkin koordinasyonun sağlanması amacıyla gerçekleştirilen toplantıda; bölgedeki acil sağlık hizmetlerinin daha etkin, verimli ve kaliteli hale getirilmesi, sağlık tesisleri ve iller arası hasta sevk koordinasyonunun güçlendirilmesi ile bölgesel sağlık sisteminde iş birliği ve birlikte çalışma kültürünün pekiştirilmesi konuları değerlendirildi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 12:37
400 uzman, Antalya’da romatizmal hastalıkları ele alacak
Uluslararası katılımlı ’Türk Romatoloji Kongresi’ 20-24 Mayıs 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Antalya’da düzenlenecek Türk Romatoloji Kongresi’nde, GLP1 reseptör agonistleri ve inflamatuar romatizmal hastalıklar, obezite romatizmal hastalık aktivitesini ve ilaçların etkinliğini etkiler mi?, yapay zekâ çağında FTR hekiminin sosyal medya kullanımı, hukuki sorumluluklar, Car-T tedaviler, tedavisi zor PsA yaklaşımı, MR erken tanıya mı yol açıyor?, fibromiyalji, mikrobiyata ve beslenme, vitaminler, obezite ve ilaç etkinliği, romatolojide steroidlerin akılcı kullanımı ve osteoporoz ile eklem ağrılı çocuk konuları ele alınacak. Türk Romatoloji Kongresi hakkında bilgi veren Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Ketenci, "Romatoloji günümüzde bir yan dal olarak tanımlansa da, romatolojik hastalıkların geniş yelpazesi nedeniyle her FTR hekiminin bu alanda bilgi sahibi olması; farklı alanlarda uzmanlaşmış hekimlerimizin ise ayırıcı tanıda romatoloji bilgilerini geliştirmesi büyük önem taşımaktadır" dedi. Kongre Eş Başkanı Prof. Dr. Özgür Akgül ise, "Kongremizde, romatolojik hastalıkların tanı ve tedavisindeki güncel gelişmeler, bilimsel veriler ışığında ele alınacak, vaka sunumları, interaktif oturumlar, kurslar, ‘Uzmanına Danış’ platformları ve bilimsel tartışmalar ile zengin bir program sunulacaktır. Bu içerik, alanımızda bilgi paylaşımını güçlendirmeyi ve klinik uygulamalarımıza yeni yaklaşımlar kazandırmayı hedeflemektedir" şeklinde konuştu. Türk Romatoloji Kongresi’nde 19 panel, 5 Uydu Sempozyumu, Görüntüleme Okulu MR Görüntüleme Kursu, 6 sözel bildiri oturumu, 83 sözel bildiri ve 70 poster bildiri sunumu gerçekleştirilecek. Hasan Eker yönetimindeki BURKON tarafından organize edilen Türk Romatoloji Kongresi, 400 uzmanın katılımıyla bilimsel düzeyi yüksek toplantılar ve bildirilerle 4 gün sürecek.
17 Mayıs 2026 Pazar - 11:16
Büyükşehir Belediyesi çölyak hastalarını glütensiz sofrada buluşturdu
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Atatürk Parkı içerisinde bulunan EKDAĞ Sosyal Tesisi’nde çölyak hastalarına yönelik sunulan glütensiz menü hizmeti kapsamında, Batı Akdeniz Çölyak Derneği üyeleri ve aileleri glütensiz akşam yemeğinde bir araya geldi. Antalya Büyükşehir Belediyesi, çölyak hastalarının sosyal yaşamda güvenle yer alabilmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden EKDAĞ’a bağlı Atatürk Parkı Sosyal Tesisi’nde çölyak hastalarının güvenle tüketebileceği glütensiz menü seçenekleri sunulurken, çölyak farkındalık ayı kapsamında özel bir program düzenlendi. Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ile Batı Akdeniz Çölyak Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen programda, çölyak hastaları ve aileleri kendileri için hazırlanan glütensiz menülerle aynı sofrada buluştu. "Çölyak hastalarımızın yanındayız" Antalya Büyükşehir Belediyesi Sosyal Yardımlar Şube Müdürü Funda Alpaslan Talay, çölyak hastalarının dışarıda güvenle yemek yiyebilmesinin sosyal yaşam açısından önemli olduğunu belirterek, "Çölyak hastaları için dışarıda güvenle yemek yiyebilmek günlük yaşamın en zorlayıcı başlıklarından biri olabiliyor. Glütensiz menülerin yaygınlaşması, çölyak hastalarının sosyal hayata daha güçlü katılımı açısından önem taşıyor. Büyükşehir Belediyesi olarak her zaman çölyak hastalarımızın yanındayız. Onlara glütensiz gıda paketi yardımı ulaştırıyoruz. Glütensiz ürünlerin maliyetlerinin yüksek olduğu düşünüldüğünde, bu desteklerin aile bütçeleri açısından da önemli bir katkı sunuyor" dedi. "Glütensiz menü bizim için çok kıymetli" Batı Akdeniz Çölyak Derneği Başkanı Sülbiye Şahinler ise 2013 yılından bu yana çölyak hastaları ve glütensiz diyet konusunda faaliyet yürüttüklerini belirterek, "Belediyemizin glütensiz gıda desteğinin yanı sıra EKDAĞ tesislerinde glütensiz menü bulundurması bizim için çok özel ve kıymetli. Mayıs ayı hem Türkiye’de hem de dünyada çölyak hastalığına dikkat çekilen bir farkındalık ayı. Biz de dernek üyelerimiz, çocuklarımız ve ailelerimizle birlikte burada glütensiz bir akşam yemeğinde buluştuk. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu. Program sonunda çölyak hastalarına özel hazırlanan glütensiz pasta kesildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder