Son Dakika
|
NATO: "İran'ın Türkiye'yi hedef almasını kınıyoruz''
İran’dan Körfez ülkelerine 468 balistik füze fırlatıldı
Dışişleri Bakanı Fidan, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile görüştü
MSB: İran'dan atılan balistik füze engellendi
Fatma Nur öğretmen son yolculuğuna uğurlandı
İsrail, İran'da füze ve savunma sistemlerinin bulunduğu tesisleri vurdu
Artvin-Şavşat karayolunda heyelan
İsrail Savunma Bakanı Katz: "Hamaney'in halefi de kesin bir hedef olacak"
İran: "Avrupa Birliği, uluslararası hukuka bağlılığını sürdürmeli"
Pezeşkiyan: "Ülke durma noktasına gelmedi"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Bakan Fidan, ABD’li mevkidaşı ile telefonda görüştü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ömer Halisdemir Anıtı’nda dua etti
Pezeşkiyan'dan İspanya'ya: "Batı dünyasında hala duyarlı vicdanlar var"
ABD'nin Bağdat Büyükelçiliği'nden Irak'taki ABD vatandaşlarına acil tahliye çağrısı
Putin: "Belki de Avrupa pazarlarına doğal gaz tedarikini hemen şimdi durdurmamız mantıklı olurdu"
Bakan Kacır: "İhracatımızı 273 milyar dolara çıkardık"
Laricani: "Trump, Netanyahu’nun palyaçoluklarıyla ABD halkını İran’la haksız bir savaşa sürükledi"
SAĞLIK
Kalp hastalarının oruç tutarken dikkat etmesi gerekenler
04 Mart 2026 Çarşamba - 18:02:03
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, Ramazan ayında kalp hastalarının oruç kararı almadan önce mutlaka doktorlarına danışmaları gerektiğini belirterek, "Her kalp hastası için tek tip bir kural yok. Karar hastalığın tipi ve hastanın klinik durumuna göre verilmelidir" dedi. Ramazan ayının hem manevi hem de fiziksel disiplin gerektiren özel bir dönem olduğunu ifade eden Doç. Dr. Mustafa Kaplangöray, kalp-damar hastalıklarının geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve bu nedenle genel bir ’yasak’ ya da ’serbest’ yaklaşımının doğru olmadığını vurguladı. Uygun şartlarda ve hekim kontrolünde birçok kalp hastasının oruç tutabileceğini belirten Doç. Dr. Kaplangöray, özellikle tansiyonu ilaçla kontrol altında olan ve klinik olarak stabil seyreden hastaların dikkatli bir planlamayla bu süreci geçirebileceğini söyledi. Ancak bazı hasta gruplarında orucun risk oluşturabileceğine dikkat çeken Kaplangöray, "İleri evre kalp yetersizliği olanlar, son 6 ay içinde kalp krizi geçirenler, yeni stent veya bypass operasyonu yapılanlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar ve ciddi ritim bozukluğu yaşayan hastalar doktorlarına danışmadan oruç tutmamalıdır" diyerek uyarıda bulundu. "İlaç düzeni mutlaka yeniden planlanmalı" Ramazan ayında en sık yapılan hatanın ilaç saatlerini rastgele değiştirmek olduğunu belirten Doç. Dr. Kaplangöray, bunun ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirterek, "Oruç sürecinde ilaç saatleri mutlaka yeniden planlanmalıdır. Özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalarda düzensiz kullanım pıhtı riskini artırabilir. Atriyal fibrilasyon, mekanik kapak ya da stent sonrası tedavi gören hastalar Ramazan öncesinde kardiyoloji kontrolünden geçmelidir" ifadelerini kullandı. Kalp hastaları için Ramazan önerileri Doç. Dr. Kaplangöray, oruç tutabilen kalp hastaları için şu önerileri paylaştı: "İftar, ara öğün ve sahur şeklinde üç öğün düzeni oluşturulmalı, lifli sebzeler, baklagiller, tam tahıllar ve protein ağırlıklı besinler tercih edilmeli. Aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden kaçınılmalı. Sahura mutlaka kalkılmalı ve iftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeli." "Oruç kararı kişiye özeldir" Bireysel değerlendirme ile karar verilmesi gerektiğini vurgulayan Kaplangöray, "Ramazan ölçü ve denge ayıdır. Bu denge korunursa hem manevi hem de bedensel kazanç sağlanabilir. Ancak kalp sağlığı riske atılmamalıdır" dedi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:50
Obezite Merkezi ile sağlıklı hayata adım atıyorlar
Sağlıklı Bakanlığınca, kilo fazlalığı (Obezite) ile mücadele kapsamında kararlı adımlar atılıyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda geçtiğimiz yıl faaliyete giren Bursa Şehir Hastanesi Obezite Merkezi, multidisipliner tedavi yöntemleriyle kilo fazlalığından şikâyetçi bireylerin hayatına dokunmaya devam ediyor. Açıldığı günden bu yana 2 binin üzerinde vatandaşa hizmet veren merkeze başvuranlar; uzman hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı bir yaşama adım atıyor. Merkezde verilen hizmetlerle ilgili açıklamalarda bulunan Bursa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Nizameddin Koca, obezitenin yalnızca fiziksel bir görünüm değil, tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu vurguladı. Merkezin sunduğu imkânları sıralayan Prof. Dr. Koca, "Merkezimizde hekim tarafından muayene edilen hastalarımız diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist tarafından düzenli olarak değerlendirilmektedir. Hastalarımız diyet ve egzersiz programlarına dâhil edilmekte, ihtiyaç duyulan vakalar için medikal tedavi önerilerinde bulunulmaktadır. Bu tedavilerin yetersiz kaldığı hasta grupları ise gastroenteroloji cerrahisi, genel cerrahi, endokrinoloji ve dâhiliye uzmanlarının bulunduğu cerrahi konseyimiz tarafından değerlendirilerek, cerrahi kararı verilebilmektedir" dedi. 200’den fazla hastalığın sebebi Obeziteyi bir hastalık olarak fark edip, mücadeleye çocuklardan başlanması gerektiğinin altını çizen Koca, "Biz obeziteyi bir hastalık olarak algılamakta maalesef çok geç kaldık. Obeziteyi adeta normalin bir varyasyonu gibi değerlendiriyoruz, ’kahverengi gözlü, yeşil gözlü veya obez’ diyerek normalleştiriyoruz. Oysa obezite, 200’den fazla hastalığa sebep olduğu bilinen çok önemli bir hastalıktır. Dünya istatistikleri, sağlık harcamalarının en fazla yapıldığı alanın obezite kaynaklı sorunlar olduğunu açıkça göstermektedir. Diyabet, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, osteoartrit ve obstrüktif uyku apnesi gibi 200’den fazla hastalığın temel sebebi obezitedir" şeklinde konuştu. Koca son olarak, obezite merkezinde tedavisi tamamlanan bireyleri, Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirdiklerini ve diyetisyen eşliğinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını devam ettirmelerini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi. 11 ayda 30 kilo verdi Yalova’dan gelerek obezite merkezine başvuran 33 yaşındaki Şeyma Taşan, 11 aylık süreçte yaşadığı büyük değişimi anlattı. Merkeze bir arkadaş tavsiyesiyle geldiğini belirten Taşan, "Yaklaşık 11 aydır bu obezite ünitesine devam ediyorum ve bu süreçte 30 kilo verdim. Aldığım hizmetten çok memnunum, buradaki ekip her geldiğimde çok ilgili. Tedavi sürecimiz başladığında önce mevcut rahatsızlıklarım iyileştirildi, ardından diyetisyen yardımıyla kilo verme aşamasına geçtik. 30 kilo verdiğim için çok mutluyum ve şu an bu kiloyu korumaya çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarım tamamen değişti, hayata bakışım ve öz güvenim tazelendi. Artık çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyor, spor yapabiliyorum. Spor artık hayatımın merkezinde. Buraya gelmek, hayatımda yaptığım en iyi işlerden biri oldu" diye kullandı. "Hayat kalitem arttı" Merkeze başvuran ve 6 ayda 20 kilo veren bir diğer hasta Arzu Ordu ise obezitenin bir hastalık olduğunu buraya geldikten sonra öğrendiğini ifade etti. Merkeze başvurmak isteyip de çekingen davrananlara seslenen Ordu, "Başta çok çekinmiştim ancak buradaki ilgiyi görünce tüm kaygılarım geçti. Dört farklı doktorun bir arada çalışması, diyetisyenin sağlıklı beslenmeyi öğretmesi ve psikoloğun yeme krizlerine karşı verdiği destek çok kıymetli. Burası insana ’her ay düzenli geleyim, tedavi olayım’ dedirtiyor. Kilo verdikten sonra hayat kalitem arttı. Her ay randevu tarihimin gelmesini ve verdiğim kilolarla doktorlardan tebrik almayı büyük bir motivasyonla bekliyorum" ifadelerini kullandı.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:48
"İşitme Kayıplı Çocuklarla Çalışma" semineri
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü tarafından 3 Mart Dünya İşitme Günü kapsamında "İşitme Kayıplı Çocukla Çalışmak: İşitme Kaybı ve Eğitsel Müdahaleler" başlıklı seminer düzenlendi. Eğitim Fakültesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılış konuşmasını Özel Eğitim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yasemin Ergenekon yaptı. Seminere konuşmacı olarak Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz katıldı. Etkinliğe çok sayıda öğretim elemanı ve öğrenci katılım gösterdi. Dr. Öğr. Üyesi Öz: "İşaret diline dayalı ve sözel dile dayalı iki temel yaklaşım var" Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Hatice Öz konuşmasında işitme kayıplı çocuklara yönelik yaklaşımları şu sözlerle anlattı: "İşaret diline dayalı yaklaşımlar ve sözel dile dayalı yaklaşımlar olmak üzere iki temel yaklaşım bulunmaktadır. Ülkemizde geçmişte işaret diline karşı ciddi bir önyargı vardı ancak son yıllarda bu önyargının büyük ölçüde kırıldığını söyleyebiliriz. Buna rağmen alanda yeterli sayıda uzman bulunmaması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. İşitme kayıplı çocukların erken dönemde taranması ve tanılanmasıyla birlikte sözel yaklaşımlar günümüzde daha baskın biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İşitsel-sözel terapi aslında aile merkezli bir yaklaşımdır. Haftada iki saatlik bir eğitimle ana dil öğretmenden öğrenciye kazandırılamaz. Bu nedenle aileyi sürece aktif olarak dahil ediyoruz. Ailelerin, çocuklarının dil, dinleme ve konuşma becerilerini geliştirirken birincil kolaylaştırıcı olmalarına rehberlik ediyoruz. Günlük rutinler içinde bu becerileri destekleyecek ortamların oluşturulmasına yönelik çalışmalar yürütüyoruz." İşitsel-sözel terapi stratejileri ele alındı Seminerde işitsel-sözel terapi kapsamında kullanılan stratejiler de ayrıntılı biçimde ele alındı. Hata analizi sürecinde "Ne duydun?" sorusunun kullanılmasının ve çocuğun kendi işitmesine güveninin desteklenmesinin önemine değinildi. Yeni bilgilerin çocuğun mevcut bilgileri üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanırken, özellikle eylem ve kavramların öne çıkarılmasının dil gelişimine katkı sağladığı ifade edildi. Dil gelişiminde önce alıcı dilin (anlama), ardından ifade edici dilin geliştiğini belirten Öz, çocuğun çıkardığı sesleri taklit etme, genişletme yöntemiyle ifadeye yeni kelime ekleyerek modeli zenginleştirme ve hataları doğrudan eleştirmek yerine doğru biçimi model olarak sunma gibi stratejilere dikkat çekti. Ayrıca yansımalı kelimelerle ses-nesne ilişkisi kurma, uygun mesafe ve gürültü kontrolü sağlama, sözel yönlendirme yapma, işitsel tamamlama etkinlikleri uygulama, duraklama ve beklenti oluşturma yoluyla ortak dikkati destekleme, gerektiğinde görsel stratejilerden yararlanma ve nesneye işaret ederek ortak dikkat başlatma gibi uygulamalara da yer verildi.
04 Mart 2026 Çarşamba - 15:27
Selçuk Üniversitesinde Göğüs Cerrahisinde bir ilk: Robotik Cerrahi uygulandı
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde robotik cerrahi teknolojisi, göğüs cerrahisi alanında ilk kez uygulanmaya başlandı. Küçük kesilerle gerçekleştirilen ameliyatlar sayesinde hastalar daha az ağrı duyuyor ve günlük yaşamlarına hızlı uyum sağlıyor. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde kullanılan son teknoloji robotik cerrahi sistemiyle ameliyatlar invaziv yöntemle gerçekleştiriliyor. Bu sistem, özellikle akciğer kanseri ve göğüs kafesi içindeki çeşitli hastalıkların tedavisinde önemli avantajlar sunuyor. Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hüseyin Yıldıran, robotik cerrahinin küçük kesilerle yapılan ve hastaya daha az travma veren bir yöntem olduğunu belirterek, "Robotik cerrahi, son teknoloji bir sistem. Biz de göğüs cerrahisi olarak birçok vakada bu yöntemi kullanmaya başladık. Akciğer kanseri başta olmak üzere göğüs kafesi içindeki hastalıkların cerrahi tedavisini birkaç santimetrelik küçük kesilerle gerçekleştirebiliyoruz. Bu yöntem hastaya daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve günlük yaşama daha çabuk dönüş imkanı sağlıyor" dedi. Robotik yöntemle ameliyat edilen bir hastanın bronşektazi nedeniyle operasyona alındığını ifade eden Yıldıran, "Bronşektazi, akciğerde kronik enfeksiyona bağlı olarak hava yollarının genişlemesiyle ortaya çıkan bir hastalık. Uygun hastalarda cerrahi tedavi önemli bir seçenek oluşturuyor. Biz de ameliyatı dört küçük giriş noktasından gerçekleştiriyoruz. Robotik sistemin üç boyutlu görüntü sağlaması ve cerraha kapalı alanda hassas hareket imkanı sunması sayesinde ameliyatı daha kontrollü ve etkili bir şekilde yapabiliyoruz" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
03 Mart 2026 Salı- 11:19
Tokat’ta şap hastalığına karşı yoğun mesai
2
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:55
6 ayda fazla kilolarından kurtularak hem bedenini hem de ruhunu iyileştirdi
3
04 Mart 2026 Çarşamba- 09:19
Risk grubundakiler gıda zehirlenmelerini hafife almamalı
4
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:35
Diyetisyen Göllü: "Türkiye’de her üç kişiden biri obez"
5
04 Mart 2026 Çarşamba- 10:41
Roza, yüzde kalıcı kızarıklığa neden oluyor
02 Mart 2026 Pazartesi - 11:57
Şehzadeler Belediyesi Ve Kent Konseyi’nden kadın sağlığına anlamlı seminer
Şehzadeler Belediyesi ile Şehzadeler Kent Konseyi iş birliğiyle, Karaağaçlı Kapalı Düğün Salonu’nda "Menopozda Ruh ve Beden Sağlığı" konulu seminer düzenlendi. Seminere; Şehzadeler Kent Konseyi Başkanı Ayşe Çevik, Meclis Başkanı Fatma Ayhan, yürütme kurulu üyeleri ve Karaağaçlı Mahallesi’nde yaşayan kadınlar katıldı. Konuşmacı olarak yer alan Dr. Derya Pekbayık, menopoz döneminde yaşanan bedensel ve ruhsal değişimler hakkında bilgi vererek sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, uyku düzeni ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Pekbayık, kadınlara bu süreci yalnızca bir "değişim" değil, aynı zamanda kendilerine daha fazla özen gösterecekleri yeni bir dönem olarak görmeleri yönünde tavsiyelerde bulundu. Seminer sonunda katılımcılar, hem bilgilendirici hem de farkındalık artırıcı bu etkinlikten duydukları memnuniyeti dile getirerek emeği geçenlere teşekkür etti.
02 Mart 2026 Pazartesi - 11:39
Ege Üniversitesi Hastanesi "Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026" listesinde zirvede
Sağlık hizmetlerinde kalite ve hasta memnuniyetini odağına alan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesi, uluslararası arenadaki başarılarına bir yenisini daha ekledi. Newsweek dergisi ve veri araştırma şirketi Statista iş birliğiyle hazırlanan ve dünya çapında 2 bin 500’den fazla hastanenin değerlendirildiği "Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026" listesi yayımlandı. Bu yıl metodolojisini genişleterek ilk kez Türkiye’yi de kapsama alan araştırmada, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi elde ettiği puanla Türkiye’deki devlet üniversitelerinin tıp fakültesi hastaneleri arasında ikinci sırada yer almayı başardı. İzmir’de sıralamaya giren tek üniversite hastanesi oldu. Dünya genelinde ilk 250 kuruma özel ödüllerin verildiği araştırmada, Türkiye’den sınırlı sayıda hastane sıralamaya girmeyi başardı. EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi; Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin ardından devlet üniversiteleri hastaneleri arasında ikinci sıraya yerleşti. EÜTF Hastanesinin elde ettiği küresel başarıyı değerlendiren Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, "Ege Üniversitesi olarak, sağlıkta dijitalleşme, araştırma-geliştirme ve hasta odaklı hizmet anlayışımızı uluslararası standartların üzerine taşımanın gururunu yaşıyoruz. Dünyanın en prestijli hastane sıralamalarından biri olan Newsweek listesinde yer almamız, sunduğumuz nitelikli sağlık hizmetinin ve akademik birikimimizin küresel ölçekte tescilidir. Bu başarı, özveriyle çalışan tüm akademik ve idari personelimizin ortak çabasının bir sonucudur. Üniversitemiz, tıp eğitiminde, klinik araştırmalarda ve sağlık hizmetlerinde öncü rolünü sürdürmeye devam edecek" dedi. Hasta memnuniyeti başarıyı getirdi Sıralamada hastaneler; doktorlar, hastane yöneticileri ve sağlık uzmanlarından oluşan binlerce profesyonelin önerileri, hastane kalite ölçütleri, mevcut hasta deneyimi verileri ve Statista’nın "Hasta Tarafından Bildirilen Sonuç Ölçütleri" (PROMs) uygulama anketi olmak üzere dört ana veri kaynağına göre puanlandırıldı. Özellikle hastaların kendi iyilik hallerini ve yaşam kalitelerini değerlendirdikleri PROMs verilerine bu yıl daha fazla ağırlık verilmesi, Ege Üniversitesi Hastanesinin hasta odaklı yaklaşımının başarısını bir kez daha kanıtladı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, önümüzdeki dönemde de teknolojik yatırımları ve bilimsel çalışmalarıyla dünya tıp literatüründeki ve küresel sıralamalardaki yerini daha da yukarı taşımayı hedefliyor.
02 Mart 2026 Pazartesi - 11:22
Cumhuriyet tarihinin ilk fakültesine ait hastanede, bir yılda 9 bin 600 hayvan şifa buldu
Cumhuriyet tarihinin ilk Veterinerlik Fakültesi unvanını elinde bulunduran aynı zamanda Doğu Anadolu’nun merkezi durumunda olan, 19’u profesör 32 kişilik ekiple hizmet veren Fırat Üniversitesi (FÜ) Hayvan Hastanesi’nde aylık ortalama 800 hayvanın tedavisi yapılıyor. Geçtiğimiz yıl 9 bin 600 hayvanın sağlığına kavuşturulduğu hastane 4 farklı ana bilim dalıyla bölge hastanesi gibi hizmet veriyor. Türkiye’de kurulan ikinci Cumhuriyet tarihinin ise ilk fakültesi olan Fırat Üniversitesi Veterinerlik Fakültesine ait Hayvan Hastanesi 19 profesör, 4 doçent, 8 araştırma görevlisi ve 1 doktor öğretim üyesi, ile hizmet veriyor. Küçük ve büyük hayvan merkezi olarak 2 bölümden oluşan hastanede doğum, cerrahi, iç hastalıkları ve suni tohumlama klinikleri bulunuyor. Röntgen, tomografi, ultrason ve endoskopi olmak üzere bir çok olanağa sahip olan hastane, Doğu Anadolu’nun merkezi durumunda yer alması nedeniyle geçtiğimiz yıl 9 bin hayvanının bakımını gerçekleştirdi. Aynı zamanda bölge hayvancılığı için önemli bir yere sahip olan hastane, online randevu sistemi ile, hayvan sahiplerine kolaylık sağlıyor. ‘Bölge hayvancılığına hizmet eden hastanemiz var’ Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kazım Şahin, "Fakültemiz çok köklü bir fakülte. Ülkemizde kurulan ikinci, Cumhuriyet döneminin de birinci fakültesidir. Bu anlamda çok yol kat etti. Şu an itibariyle uluslar arası akreditasyona sahibiz. Aynı zamanda ulusal akreditasyonumuz var. Bu, fakültemiz uluslararası düzeyde eğitim, araştırma ve topluma katkı sunuyor. Biz öğrenci yetiştiriyoruz. Fakülte olarak dünyaca ünlü kişilerle ve üniversitelerle çalışmalarımız var. Hastanemiz de çok köklü bir hastanedir. 1970 yılında kurulan bir fakülteyiz. Bugün itibariyle bölge hayvancılığına hizmet eden bir hastanemiz var. Hastanemizde yaban hayvanlarından tutun, kedi, köpek ve büyükbaşların tedavi ve muayeneleri yapılıyor. Bölgeye de çok ciddi manada hayvan hastanemizin katkısı oluyor. Dışarıda ki kliniklerin sahipleri de öğrencilerimizdir, alanlarında çok iyilerdir ama bizim dallarda hocalarımız çok iyi. İnsan hekimliğinde nasıl hizmet sunuluyorsa bizim fakültemizde de aynı şekilde hizmet sunuluyor" dedi. ‘Hastanemiz 24 saat hizmet vermektedir’ Fırat Üniversitesi Hayvan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Seyfettin Gür, "Hastanemiz 1998 yılında kuruldu. Cerrahi, tohum, suni tohumlama ve dahiliye olmak üzere 4 ana bilim dalında burada hizmet vermektedir. Hastanemizde, toplam 32 personel görev yapmaktadır. Hastanemiz 24 saat hizmet vermektedir. Acil ünitemiz bulunmaktadır. Acil ünitemiz hafta sonları da dahil olmak üzere 08.00 ile 17.00 arası hizmet vermektedir. Hastanemizde özellikle veteriner hekimler ve uzman hekimler de görev alıyor. Hastanemiz bölgeye hitap ediyor. Malatya, Tunceli ve Bingöl’den gelen hastaları da burada tedavi etmekteyiz. Yaban hayvanları da hastanemize gelmektedir. Gelen yaban hayvanların da tedavisini yapıyoruz. Bizim hastanemizde, online randevu sistemimiz mevcut. Vatandaşlar online randevu alabiliyorlar. Burada değişik türde hayvanların tedavileri yapılıyor. Özellikle, sığır, koyun, keçi, at, kedi ve köpek ağırlıklı yapılıyor. Aylık baz da değerlendirdiğimizde 800 hayvan tedavisi gerçekleştiriyoruz. Bunun dışında hastanemizde, operasyonlar için küçük hayvan kliniğimizde 2 tane modern anlamda ameliyathanemiz, röntgen ünitemiz, büyük hayvanda ise 4 ana bilim dalının klinikleri bulunuyor. Burada iki amacımız var, birinci amacımız, öğrencileri yetiştirmek ikincisi ise halka hizmet etmektir" ifadelerini kullandı.
02 Mart 2026 Pazartesi - 10:42
Bayburt Devlet Hastanesinde Şubat ayında 40 bin 986 hastaya bakıldı
Bayburt Devlet Hastanesi, Şubat ayında hastaneye başvuran hasta sayısını açıkladı. Açıklanan verilere göre ayaktan bakılan hasta sayısı 40 bin 986 olarak kayıtlara geçti. Ocak ayında 40 bin 4 olan hasta sayısının Şubat ayında artış gösterdiği görülürken, en fazla başvuru iç hastalıkları ve ortopedi polikliniklerine yapıldı. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alan 12 bin 439, MHRS dışı ayaktan başvuran 17 bin 674 ve acil servise müracaat eden 10 bin 873 hasta olmak üzere toplam 40 bin 986 kişi hastanede muayene edildi. Şubat ayında en fazla başvuru 4 bin 302 hasta ile iç hastalıkları polikliniğine yapıldı. Bu polikliniği 2 bin 924 başvuru ile ortopedi, 2 bin 381 ile kadın hastalıkları, 2 bin 327 ile göz hastalıkları ve 2 bin 196 ile çocuk polikliniği izledi. Acil servise ise 10 bin 873 hasta başvurdu. 01-28 Şubat tarihleri arasında polikliniklere tedavileri yapılmak üzere başvuran ve muayene edilenlerin sayıları ise şu şekilde: Uzman aile hekimliği: Bin 192 Anestezi polikliniği: 251 Beyin cerrahisi: Bin 211 Cildiye polikliniği: Bin 94 Çocuk cerrahisi: 168 Çocuk polikliniği: 2 bin 196 Çocuk ve ergen ruh sağlığı: 231 Enfeksiyon hastalıkları: 285 Fizik tedavi polikliniği: Bin 626 Genel cerrahi polikliniği: Bin 489 Göğüs cerrahisi polikliniği: 135 Göğüs hastalıkları polikliniği: 779 Göz hastalıkları polikliniği: 2 bin 327 İç hastalıkları polikliniği: 4 bin 302 Kadın hastalıkları polikliniği: 2 bin 381 Kalp damar cerrahisi: 342 Kardiyoloji polikliniği: Bin 862 Kulak burun boğaz polikliniği: Bin 386 Nöroloji polikliniği: Bin 437 Ortopedi polikliniği: 2 bin 924 Plastik cerrahi polikliniği: 184 Ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği: Bin 121 Üroloji polikliniği: Bin 190 Acil servis hastası: 10 bin 873 Hastanede, 234 ameliyat ve 58 lokal ameliyat gerçekleştirilirken, 102 endoskopi, 37 kolonoskopi, 9 bronkoskopi ve 42 anjiyo işlemi yapıldı. Ayrıca 3 hastaya kalıcı kalp pili takıldı. Gebe okulundan yararlanan danışan sayısı ise 21 olarak açıklandı.
02 Mart 2026 Pazartesi - 10:36
Uzmanından sahurda beslenme uyarıları
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyetisyeni Hatice Tepe, Ramazan ayında dengeli beslenmenin hayati önem taşıdığını söyleyerek uzun süreli açlık ve susuzluğun vücut üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Ramazan ayında beslenme düzeninin doğru planlanmasının hem metabolizma sağlığı hem de günlük yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Diyetisyen Hatice Tepe, özellikle sahur öğününün gün içerisindeki kan şekeri dengesi açısından kritik rol oynadığını vurguladı. "Sahur öğününü atlamak gün içerisinde kan şekeri dalgalanmalarına, halsizlik ve baş dönmesine neden olabilir. Bu durum uzun vadede metabolizma üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir. Bu nedenle sahurda yumurta, peynir, yeşillikler, 2-3 dilim tam buğday ekmeği ve sağlıklı yağlar içeren dengeli bir öğün tercih edilmesi, gün boyu tokluk hissinin korunmasına yardımcı olacaktır" dedi. İftara kontrollü başlanmalı İftarda yapılan en önemli hatalardan birinin hızlı ve aşırı yemek tüketimi olduğunu belirten Diyetisyen Hatice Tepe, iftara hafif besinlerle başlanması gerektiğini ifade etti. Tepe, "İftarda öncelikle su, hurma veya hafif iftariyelikler ve çorba ile başlangıç yapılmalı, ardından birkaç dakika ara verilmelidir. Bu ara, sindirim sisteminin hazırlanmasına yardımcı olurken aynı zamanda aşırı kalori alımını da önlemektedir. Ana yemeğe kontrollü şekilde geçilmesi sindirim sağlığı açısından önemlidir" diye konuştu. Kızartma, aşırı yağlı ve hamur işi ağırlıklı yemeklerin yerine sağlıklı pişirme yöntemleriyle hazırlanan yemeklerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Tepe, bu tür beslenme alışkanlıklarının hem kilo kontrolü hem de sindirim sistemi sağlığı açısından koruyucu olduğunu kaydetti. "İftar ile sahur arasında 8-10 bardak su tüketilmeli" Ramazan ayında sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Hatice Tepe, iftar ile sahur arasında yeterli miktarda su tüketilmesinin vücut dengesi açısından önemli olduğunu söyledi. Tepe, "Uzun süre susuz kalındığı için iftar ile sahur arasında en az 8-10 bardak su tüketilmesini öneriyoruz. Suyun tamamını iftarda bir anda tüketmek yerine, zamana yayarak ve yudum yudum içmek sindirim sistemi açısından daha faydalı olacaktır" ifadelerini kullandı. Gıda israfına karşı dengeli sofralar kurulmalı Ramazan ayında gıda israfına da dikkat çeken Diyetisyen Hatice Tepe, uzun süreli açlığın ardından gereğinden fazla yemek hazırlanmasının hem sağlık hem de kaynak kullanımı açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirtti. Ramazan sofralarının daha dengeli, yeterli ve sağlıklı şekilde planlanması gerektiğini vurgulayan Tepe, bu yaklaşımın hem vücut sağlığının korunmasına hem de gıda israfının önlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Diyetisyen Hatice Tepe, Ramazan boyunca dengeli ve bilinçli beslenmenin bağışıklık sisteminin korunması, enerji seviyesinin sürdürülebilmesi ve genel sağlığın desteklenmesi açısından büyük önem taşıdığını belirterek, vatandaşlara sağlıklı ve dengeli bir Ramazan geçirmeleri tavsiyesinde bulundu.
02 Mart 2026 Pazartesi - 10:25
Ramazan’da fazla hurma tüketimine dikkat
Medical Point Gaziantep Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ümit Çınkır, Ramazan’da hurma tüketimi hakkında bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Uzm. Dr. Ümit Çınkır, hurmanın doğal şeker içeriğinin yüksek olduğunu belirterek, "Hurma lif, potasyum ve antioksidan açısından zengin bir meyvedir. Oruç sonrası kan şekerini dengelemeye yardımcı olur ancak porsiyon kontrolü yapılmadığında kan şekerinde ani yükselmelere sebep olabilir" dedi. Özellikle diyabet hastaları, insülin direnci olan bireyler ve kilo kontrolü sağlamaya çalışan kişilerin hurma tüketiminde dikkatli davranması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Çınkır, "Bir adet hurma ortalama 20-25 kalori içerir ve nispeten yüksek glisemik indekse sahiptir. İki ya da üç adetin üzerine çıkıldığında, özellikle yemek öncesi hızla yükselen kan şekeri düzeyleri görülebilir" uyarısında bulundu. İftar ve sahur önerileri Uzm. Dr. Ümit Çınkır, Ramazan süresince sağlıklı beslenmenin önemine vurgu yaparak, "İftarda hurmayı suyla birlikte, ana yemeğe geçmeden önce 1-2 adet ile sınırlamak, sahurda protein ağırlıklı beslenmeyi tercih ederek kan şekerinin daha dengeli kalmasını sağlamak, aşırı tatlı ve şerbetli yiyecekler yerine doğal şeker kaynağı hurma gibi gıdalarla iftarı açmak, gün boyunca yeterli miktarda su tüketimine özen göstermek" şeklinde konuştu. Risk gruplarına özel uyarı Dr. Ümit Çınkır, "Her bireyin metabolik profili farklıdır. Bu nedenle hurma tüketimi gibi beslenme unsurlarını kişiselleştirmek sağlık açısından daha doğru olacaktır. Ramazan’da hurma tüketimi tamamen yasak değil, ancak ölçülü ve bilinçli bir şekilde tüketilmesi hem kan şekeri kontrolü hem de genel metabolik sağlık açısından büyük önem taşıyor" diye konuştu.
02 Mart 2026 Pazartesi - 10:24
Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği hizmete açılıyor
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun kente kazandırdığı sağlık yatırımlarına bir yenisi daha ekleniyor. Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, Nazilli’nin ardından Aydın’ın merkezde de hizmete açılıyor. Aydın Büyükşehir Belediyesi tarafından tamamen ücretsiz olarak hizmet verecek olan Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği, kentte yaşayan vatandaşların ağız ve diş sağlığı hizmetlerine hızlı ve kolay şekilde ulaşmasını sağlayacak. Nazilli’de kısa sürede büyük ilgi gören merkez; modern mimarisi, güçlü teknik altyapısı, vatandaşların ihtiyaçları gözetilerek planlanan yapısı, çağdaş tıbbi donanımı ve uzman sağlık personelleriyle Aydın’ın merkezinde de vatandaşlara hizmet verecek. Aydın’ın tüm ilçelerinde yatırımların devam edeceğini belirten Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, "Aydınımızın dört bir yanında vatandaşlarımızı yatırımlarımız ve hizmetlerimiz ile buluşturmaya devam ediyoruz. Nazilli ilçemizin ardından Aydın’ın merkezinde de Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’ni hizmete açıyoruz. 4 Mart Çarşamba gününden itibaren hizmete başlayacak bu projemizin de kentimize hayırlı olmasını diliyorum. Aydınımız için çalışmaya, projelerimizi hemşehrilerimiz ile buluşturmaya devam edeceğiz. Hizmetle büyüyen Aydın" ifadelerini kullandı. Kemer Mahallesi 1757 Sokak’ta, Atatürk Spor Kompleksi’nde 4 Mart Çarşamba gününden itibaren hizmete başlayacak olan Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği ile ilgili detaylı bilgi ve randevu almak isteyen vatandaşlar, 0256 502 40 01 numaralı telefon üzerinden iletişime geçebilecek.
02 Mart 2026 Pazartesi - 09:53
Sahurda ile iftarda fazla tüketilen çay ve kahve zararlı
Uzmanlar Ramazan Ayı’nda özellikle sahur vakitlerinde karbonhidrat tüketiminden kaçınılmasının önemli olduğunu vurguladılar, sahurda ve iftarda fazlaca tüketilen çay ve kahvenin vücutta suyun hamlesine sebep olduğu ifade edildi. Erzurum Şehir Hastanesi, Ramazan Ayı’nda sağlıklı beslenme ile ilgili vatandaşlara önerilerde bulunuyor ve bunları uzmanların dilinden paylaşıyor. Şehir Hastanesi’nin sosyal medya hesabından yapılan son paylaşımda; Diyetisyen Merve Tekin, sahurda doğru besin seçimleri yapmanın, gün boyu enerjik kalınmasını sağladığını ifade ederek, "Özellikle basit karbonhidratlardan yani beyaz ekmek, tatlılar ve işlenmiş gıdalardan kaçınmak önemlidir. Çünkü bu tür besinler hızlıca kana karışır, ancak kan şekerini hızlı yükseltir ve ani düşmesine sebep olur, bu da sizi erken açlık ve yorgunluk hissiyle karşı karşıya bırakır. Ayrıca, tuzlu yiyeceklerden uzak durmak da sağlığınız için önemlidir. Aşırı tuz, su kaybına neden olur ve iftar saati gelene kadar dehidrasyona yol açabilir. Bununla birlikte sahurda ve iftarda fazlaca tüketilen çay ve kahvede vücudunuzdan su hamlesine sebep olur. Bu nedenle çay ve kahve tüketimlerinizi de sınırlandırmanız oldukça önemlidir" dedi.
02 Mart 2026 Pazartesi - 09:47
Türk ve Slovak bilim insanları ‘bataryasız’ kalp pili geliştirecek
YTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Peyman Mahouti, Slovak meslektaşları ile radyo frekansıyla şarj olan kalp pili ve medikal implantlar geliştirecek. Proje, TÜBİTAK ve Slovakya Bilimler Akademisi’nden destek aldı. Proje, giyilebilir sağlık teknolojileri için stratejik bir adım olarak görülüyor. TÜBİTAK ile Slovakya Bilimler Akademisi (SAS) arasında yürütülen 2540 İkili İş Birliği Destek Programı 2025 yılı çağrısının bilimsel değerlendirme süreci tamamlandı. Yapılan inceleme sonucunda, Türkiye ve Slovakya arasındaki bilimsel iş birliğini güçlendirecek üç projenin desteklenmesine karar verildi. Desteklenmeye hak kazanan çalışmalar arasında. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Peyman Mahouti ve SAS’tan Dr. Juraj Kronek yürütücülüğündeki "Yeni Nesil RF Enerji Hasat Makineleri için Biyouyumlu Nanokompozitlerin Geliştirilmesi", Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Barış Özüdoğru ile SAS’tan Prof. Dr. Karol Marhold’un "Avrupa-Anadolu Biyocoğrafik Bağlantılarının Odağında Türkiye’nin Alyssum Cinsi ile Araştırılması" ve Acıbadem Üniversitesi’nden Doç. Dr. Sinem Tuncel Kostakoğlu ile SAS’tan Dr. Boris Bilcik’in "Ftalosiyanin Temelli Polimerlerin PDT Verimliliği Üzerine Etkisi" başlıklı projeleri yer aldı. Üç boyutlu baskı yöntemiyle enerji toplayıcı YTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Peyman Mahouti’nin eş yürütücülüğünde hayata geçirilecek olan BioNanoHarv projesi, medikal implant teknolojilerinde yapısal bir dönüşüme odaklanıyor. Çalışma kapsamında, biyouyumlu polimer nanokompozit malzemeler (PCL/TPU) kullanılarak, üç boyutlu baskı yöntemiyle implante edilebilir bir dielektrik (elektrik iletkenliği çok zayıf) enerji toplayıcı (harvester) geliştirilecek. Yüksek dielektrik sabitine ve düşük enerji kaybına sahip olacak şekilde tasarlanan bu hibrit yapılar sayesinde, kalp pili gibi medikal cihazların batarya ihtiyacı duymadan dışarıdan gelen radyo frekans dalgalarıyla kendi enerjisini üretebilmesi sağlanacak. Yapay zeka destekli optimizasyon 36 ay sürecek olan ve kapsamlı bir uzman iş gücü planlaması gerektiren projede, her iki ülkenin araştırmacıları kendi altyapı ve uzmanlıklarını tek bir cihaz konseptinde birleştirecek. Türkiye ekibi; nanokompozit formülasyonların geliştirilmesi, eklemeli imalat süreçleri, çok bantlı cihazlar için mikrodalga tasarımı ve yapay zeka destekli optimizasyon aşamalarına liderlik edecek. Slovakya ekibi ise implantların insan dokusuyla uyumlu olmasını güvence altına alacak antibakteriyel yüzey kaplamalarının sentezlenmesini ve in-vitro biyolojik güvenlik testlerini yürütecek. Projenin son aşamasında, kalp dokusunu taklit eden özel fantomlar üretilerek entegre cihazın enerji toplama verimliliği, kararlılığı ve voltaj regülasyonu kontrollü radyo frekans maruziyeti altında test edilecek. TÜBİTAK 2540 İkili İş Birliği Destek Programı kapsamında desteklenen projeye, TÜBİTAK tarafından 65 bin avro, Slovakya Bilimler Akademisi (SAS) tarafından ise 120 bin avro olmak üzere toplam 185 bin avro (yaklaşık 9.5 milyon TL) bütçe tahsis edilecek. Başarılı olursa birçok alanda kullanılabilir Araştırma sonucunda uluslararası yayınların yanı sıra yeni nanokompozit formülasyonlarına, özel kaplama tekniklerine ve üç boyutlu baskı teknolojilerine dair patentlenebilir çıktılar elde edilmesi planlanıyor. Üretilecek olan biyouyumlu, kablosuz güç aktarımına sahip implant prototipleri bu alandaki gelecek çalışmalar için önemli bir teknolojik temel oluşturacak. "Giyilebilir sağlık teknolojileri için kritik" TÜBİTAK desteği alan BioNanoHarv projesiyle ilgili bilgi veren Prof. Dr. Peyman Mahouti, "İmplant edilebilir tıbbi cihazların enerji ihtiyacını kablosuz olarak karşılayabilen, pil gerektirmeyen yenilikçi bir RF enerji hasat sistemi geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bu açıdan projemiz, son derece stratejik bir öneme sahiptir" dedi. Geliştirecekleri biyouyumlu ve yüksek dielektrik özellikli nanokompozit malzemeler sayesinde, kalp pili, biyosensörler ve diğer implant cihazlar gibi sistemlere dışarıdan kablosuz olarak elektrik verilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Mahouti şöyle konuştu: "Böylece pil değişimi için gerekli cerrahi operasyonların sayısı azaltılarak hem hasta konforu artırılacak hem de sağlık maliyetleri düşürülecek. Gelecekte biyomedikal implantlar, giyilebilir sağlık teknolojileri ve kablosuz sensör sistemleri gibi birçok alanda kullanılabilecek yeni bir teknoloji platformu oluşturmayı hedeflemekteyiz."
02 Mart 2026 Pazartesi - 09:44
Koklear implant ile bebekler de yaşlılar da duyabiliyor
Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, işitme kaybının erken teşhis ve doğru tedaviyle büyük ölçüde çözülebildiğini söyledi. Özüer, koklear implantın hem doğuştan işitme kaybı yaşayan bebeklerde hem de ileri yaşta ortaya çıkan işitme kayıplarında başarıyla uygulanabildiğini belirtti. Prof. Dr. Özüer anne babalara seslenerek, "Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce tespit etmek mümkün" dedi. İşitme kayıplı kişilere yardımcı olmaya çalışırken tesadüfen telefonu bulan Aleksander Graham Bell’in doğum günü olan 3 Mart, işitme sağlığını korumak, işitme sağlığını etkileyen hastalıkların erken tanı ve tedavisi konusuna dikkat çekmek ve işitme kayıplı bireylerin karşılaştıkları zorluklara farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl Dünya Kulak ve İşitme Günü olarak kutlanıyor. Acıbadem Kent Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, 3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada her bin bebekten 1-3’ünün işitme kaybıyla dünyaya geldiğine dikkat çekti. Özüer, Türkiye’de 2008 yılından bu yana tüm yeni doğanlara işitme taraması yapıldığını, doğumdan hemen sonra yapılan taramalar sayesinde işitme kaybının erken dönemde tespit edildiğini söyledi. Tarama sonucu işitme kaybı tespit edilen bebeklerin öncelikle işitme cihazı ile desteklendiğini belirten Özüer, cihazdan yeterli fayda sağlanamayan ileri derecede işitme kayıplarında ise koklear implant ameliyatının devreye girdiğini ifade etti. İç kulaktaki hücreleri bypas ederek siniri uyarıyor Koklear implantın çalışma prensibi konusunda bilgi veren Prof. Dr. Özüer, şöyle konuştu: "Koklear implant, ses enerjisini alıp bir işlemciden geçirerek elektrik enerjisine dönüştüren bir cihazdır. İç kulakta işitmeden sorumlu tüylü hücreler hasarlı olduğunda bu hücreleri baypas ederek doğrudan işitme sinirini uyarır. Böylece ses sinyalleri doğrudan beyne iletilir. Bu yöntem sayesinde ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar yaşıtları gibi konuşabilir, okula gidebilir ve sosyal hayata katılabilir, topluma kazandırılır. Her ne kadar ülke genelinde tarama yapılsa da bazı durumlarda işitme kaybı daha geç fark edilebiliyor. O nedenle aileler uyanık olmalı. Erken teşhis çocukların dil gelişimi ve eğitim hayatı açısından büyük önem taşıyor. Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce tespit etmek mümkün." Yetişkin ve yaşlılarda da uygulanıyor Öte yandan koklear implantın sadece çocuklara yönelik bir uygulama olmadığını belirten Prof. Dr. Özüer, erişkin ve ileri yaş hastalarda da ameliyatın başarıyla yapıldığını söyledi. Özüer, "Ani işitme kaybı, otoskleroz, Meniere hastalığı ya da kronik orta kulak iltihabı gibi nedenlerle gelişen ileri derecede işitme kayıplarında da koklear implant uygulanabiliyor. İşitme cihazından fayda görmeyen yetişkin ve yaşlı hastalarımız da bu yöntemle yeniden duyabiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde artık hem bebekler hem de ileri yaştaki bireyler işitme kaybı nedeniyle sosyal hayattan kopmak zorunda kalmıyor" dedi.
01 Mart 2026 Pazar - 12:52
Eskişehir’de mobil sigara bıraktırma aracı taraftarla buluştu
Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen "Mobil Sigara Bıraktırma Aracı", Eskişehir Stadyumu önünde taraftarlarla buluştu. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, toplum sağlığını korumak ve tütün bağımlılığına dikkat çekmek amacıyla yürüttüğü saha çalışmalarına bir yenisini ekledi. Eskişehirspor’un iç saha müsabakası öncesinde stadyum girişinde konuşlandırılan mobil sigara bıraktırma aracı, taraftarlardan yoğun ilgi gördü. Sağlık ekipleri, maç atmosferi içerisinde vatandaşlara sigaranın zararları, nikotin bağımlılığıyla baş etme yolları ve profesyonel destek mekanizmaları hakkında birebir bilgilendirmelerde bulundu. "Vatandaşımızın ayağına gidiyoruz" Çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sigaranın önlenebilir hastalık ve ölümlerin en büyük nedeni olduğunu vurguladı. Bildirici, "Sigara; kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok ciddi soruna zemin hazırlıyor. Mobil aracımızla vatandaşlarımızın ayağına giderek, bırakma sürecinde bilimsel destek sunuyoruz. Sağlıklı bir yaşam için atılan her adım, güçlü bir toplumun temelidir" dedi. 6 farklı merkezde ücretsiz hizmet Tütünle mücadelenin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hayati önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Bildirici, şehir genelindeki Sağlıklı Hayat Merkezleri’nin (SHM) sunduğu imkanlara dikkat çekti. Bildirici, buralarda sadece sigara bırakma değil; beslenme danışmanlığı, obeziteyle mücadele, psikososyal destek ve çocuk sağlığı gibi pek çok alanda tamamen ücretsiz hizmet verildiğini hatırlattı. Öte yandan Eskişehir genelinde vatandaşların bu hizmetlere kolayca erişebilmesi amacıyla Odunpazarı ilçesinde Emek, Yenidoğan ve Deliklitaş; Tepebaşı ilçesinde ise Zübeyde Hanım, Şirintepe ve Şarhöyük Sağlıklı Hayat Merkezleri, alanında uzman personeliyle tamamen ücretsiz olarak danışmanlık ve koruyucu sağlık hizmetleri sunmaya devam ediyor. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, mobil sağlık taramalarının ve bilgilendirme faaliyetlerinin kentin farklı noktalarında devam edeceğini bildirirken, tüm vatandaşları sağlıklı bir gelecek için bu merkezlerden destek almaya davet etti.
01 Mart 2026 Pazar - 12:16
Dr. Öztaş’tan gebelik döneminde oruç tutma konusunda önemli uyarılar
Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sonay Öztaş, gebelik döneminde oruç tutma konusunda anne adaylarına önemli uyarılarda bulundu. Dr. Öztaş, karar sürecinde en belirleyici unsurun anne ve bebek sağlığı olduğunu vurguladı. Gebelik ve emzirme döneminde dini açıdan kolaylık sağlandığını hatırlatan Op. Dr. Sonay Öztaş, "Normal şartlarda sağlıklı bir yetişkin uzun süreli açlığa dayanabilir. Ancak gebelikte metabolizma hızlanır, enerji ihtiyacı artar ve kan şekeri daha hızlı düşer. Biz hekimler gebelerimize az ve sık beslenmelerini öneriyoruz" dedi. "Uzun süreli açlık risk oluşturabilir" Uzun süreli açlığın gebelikte bazı riskler oluşturabileceğini belirten Dr. Öztaş, kan şekerinin düşmesine bağlı olarak yağ dokusunun parçalandığını ve kanda keton adı verilen maddelerin arttığını ifade etti. Bu maddelerin bebeğe uzun vadeli etkileri konusunda kesin veriler bulunmasa da risk ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. "Sıvı tüketimi hayati önem taşıyor" Gebelikte artan kan hacmi ve bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı nedeniyle su ihtiyacının da arttığını dile getiren Op. Dr. Öztaş, "Uzun süre susuz kalmak tansiyon düşüklüğüne, böbrek fonksiyonlarında etkilenmeye ve ciddi halsizliğe yol açabilir" uyarısında bulundu. "Her gebe için aynı cevap verilemez" "Gebe oruç tutamaz mı?" sorusuna net bir "evet" ya da "hayır" yanıtı verilemeyeceğini belirten Dr. Öztaş, değerlendirmelerin kişiye özel yapılması gerektiğini söyledi. Eğer gebelik sağlıklı ilerliyorsa, anne adayında diyabet, hipertansiyon, kalp ya da böbrek hastalığı gibi ek bir rahatsızlık yoksa ve gebelik düşük riskli gruptaysa; doktor kontrolünde bireysel değerlendirme yapılabileceğini belirten Öztaş, riskli gebeliklerde, gebelik şekeri olanlarda, tansiyon problemi yaşayanlarda veya bebekte gelişme geriliği bulunan durumlarda ise oruç tutmanın önerilmediğini ifade etti. "Sahur şart, dengeli beslenme şart" Oruç tutmaya karar veren gebelerin mutlaka sahur yapması gerektiğini belirten Op. Dr. Sonay Öztaş, günlük alınması gereken sıvı miktarının iftar ile sahur arasında tamamlanmasının önemine dikkat çekti. Sahur ve iftarda aşırı yemek tüketiminin hazımsızlık ve gereksiz kilo artışına yol açabileceğini hatırlatan Öztaş, dengeli ve kontrollü beslenmenin önemini vurguladı. Son olarak anne adaylarına çağrıda bulunan Öztaş, gebelik döneminde oruç tutmak isteyenlerin mutlaka takiplerini yapan hekim ve sağlık personeline danışmaları, mümkünse diyet desteği alarak süreci planlamaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder