SAĞLIK
21 Mayıs 2026 Perşembe - 18:05 Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Demirkol, Türkiye’nin yerli ultrason üretimine başlayacağını duyurdu Bolu’da öğrencilerle buluşan Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde geldiği son noktayı anlattı. Yerli ultrason üretimine başlanacağını ve gelecek yıl 700 cihazın Sağlık Bakanlığı’na teslim edileceğini açıklayan Demirkol, ayrıca 5G teknolojisi kullanılarak İstanbul’daki cerrahların Muş’taki bir hastaya uzaktan robotik böbrek ameliyatı gerçekleştirdiğini duyurdu. Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, Bolu’da düzenlenen "İhtisas Akademi 26" programında öğrencilerle buluştu. Türkiye’nin ultrason cihazı üretiminde, kanser ve lenfomalarda nokta atışı tedavi yapan CAR-T sisteminde hem de yenilikçi tedavilerde gelinen son noktayı aktaran Demirkol, dün 5G teknolojisiyle sağlık alanında yapılan başarılı bir tedaviden bahsetti. Programda İhtisas Akademi’nin sinevizyon gösterisi de izletildi. "Türkiye kendi ultrasonunu üretmeye başlıyor" Türkiye’nin kendi ultrason cihazını üretmeye başlayacağını ve önümüzdeki yılda 700 adet ultrason cihazının Sağlık Bakanlığı bünyesine kazandırılacağını açıklayan Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "Artık sağlık alanında kendi kalp akciğer pompamızı yapıyoruz. 2 hafta önce Sayın Bakanımızın hem Kore hem de Çin firmasıyla imzalamış olduğu anlaşma gereği, artık Türkiye kendi ultrasonunu üretmeye başlıyor. Böylelikle önümüzdeki yılda 700 tane ultrasonu Sağlık Bakanlığına bu protokol yapılan firmalar teslim edecekler. Şu anda CAR-T (Kimerik Antijen Reseptörü T-hücre) sistemi dediğimiz, özellikle lösemi ve lenfomalarda nokta atışı tedavi yapan CAR-T çalışması Ankara Etnik Şehir Hastanesi’mizde başladı. Bu sistem Türkiye’de ve dünyada gelecek 10 yılın en önemli kanser tedavilerinden biri olacak. Hem ultrasonda hem CAR-T’de hem de yenilikçi tedavilerde Türkiye, üreten sağlık olarak özellikle savunma sanayiinde aldığımız yolun çok daha ötesine gitmeyi hedefliyor" dedi. 5G teknolojisiyle uzaktan böbrek ameliyatı yapıldı Türkiye’nin yeni geçtiği 5G teknolojisi sayesinde uzaktan başarılı bir böbrek ameliyatı yapıldığını aktaran Demirkol, "Dün Muş Devlet Hastanesi’nde İstanbul Üniversitesi’ndeki hocalarımızın 5G teknolojisiyle İstanbul’dan Muş’a bağlanarak robotla başarılı bir böbrek ameliyatı yapması sağlandı. Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle Türkiye’nin gelişen teknolojisinde, 5G teknolojisiyle bu uzaktan telecerrahi işlemlerini artırarak devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. Programa Yatırım Hizmetleri Genel Müdürü Mehmet Fidan, BAİBÜ Rektör yardımcıları, siyasi parti temsilcileri, öğrenciler ile vatandaşlar katıldı.
21 Mayıs 2026 Perşembe - 16:11 "Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur" temalı seminer Samsun’da Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından düzenlenen "Geleceğimizin Teminatı Çocuklar İçin Sağlık Semineri"nde çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine ilişkin velilere yönelik bilgilendirme yapıldı. Büyük Anadolu Hastaneleri ile özel bir kolej iş birliğinde gerçekleştirilen seminerde, çocuk sağlığı, beslenme, hijyen alışkanlıkları ve psikolojik gelişim konuları ele alındı. "Sağlam Kafa Sağlam Vücutta Bulunur" temasıyla düzenlenen etkinlikte, anne ve babalara çocuk gelişimine ilişkin çeşitli başlıklarda bilgi verildi. İnteraktif sunum eşliğinde gerçekleştirilen programda; Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Serenay Sağıroğlu Kaya, Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Akif Taşdemir ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Alev Cansu Certel tarafından sunum yapıldı. Seminerde çocukların uyku düzeni, sağlıklı beslenme, kişisel hijyen, ruhsal gelişim ve aile içi iletişim konularına değinildi. Ayrıca çocuk gelişiminde güvenlik, bağlanma, özgüven, özerklik, kendini ifade edebilme ve gerçekçi sınırlar gibi başlıklarda velilere çeşitli bilgiler aktarıldı. Soru-cevap şeklinde devam eden program, katılımcıların toplu hatıra fotoğrafı çektirmesiyle sona erdi. Büyük Anadolu Hastaneleri yetkilileri, çocukların sağlıklı gelişimine katkı sağlamak amacıyla eğitim kurumlarıyla ortak çalışmaların sürdürüleceğini belirtti.
Ruh sağlığı için sanat reçetesi
17 Mayıs 2026 Pazar - 11:12 Ruh sağlığı için sanat reçetesi Sanatın toplum ve birey üzerindeki iyileştirici gücüne dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, toplumun iyi hali için reçetenin sağlık olduğunu vurguladı. Özellikle şehirde yaşayanlar arasında yoğun olarak görülen depresyon, kaygı, stres gibi hastalıkların yaygınlaşmasını önlemek ve ruhsal açıdan daha sağlıklı toplumlar oluşturmak için sanatın çok büyük bir etkisi olduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ailelerin ve okulların sanatsal aktiviteleri programlarına alması gerektiğini dile getirdi. Sanat; insan ruhunun doğayla, toplumla ve kendi iç dünyasıyla girdiği en derin diyalog... Kimine göre bir kaçış, kimine göre ise hayatın ta kendisiyle yüzleşme biçimi... Bu noktada sanatın insanın kendi iç dünyasında bir iyileştirici gücü olduğu da garipsenemez. Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sanatın insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekerek, "Eğitim sistemimiz genellikle analitik düşünen sol beyni odaklar; ancak sağ beyin duygusal zekayı ve estetiği temsil eder. Okulların ve ebeveynlerin rutinlerine müze gezilerini ve sanatsal aktiviteleri dahil etmesi hayati önem taşır" mesajını verdi. Sanat, dopamini yüzde 15 artırıyor Sanatın nörobiyolojik etkileri hakkında bilgi veren Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Sanatla uğraşmak, beyindeki dopamin oranını yüzde 15 oranında artırır. Bu artış, sevdiğiniz bir yemeği yediğinizde hissettiğiniz hazla eş değerdir. Dopamin beynin ödül yolağı ve haz merkezidir. Bunun yanı sıra sanat, temel stres hormonu olan kortizonu düşürür. Normal şartlarda dinlenirken vücudun gevşeme sistemlerinin aktif olması gerekir; ancak zihniniz kaygı doluysa farkında olmadan adrenalin sistemi tetiklenir. Bu durum kortizolü artırarak bağışıklık sistemini baskılar. Araştırmalar, sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenmenin kortizol seviyelerini net bir şekilde düşürdüğünü kanıtlamaktadır" diye konuştu. Öte yandan şehir estetiğinin de sanatsal bir etki oluşturduğunu dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sözlerine şöyle devam etti: "Toplumda artan şiddet olaylarının temelinde, bireylerin hayata dair anlam arayışlarını kaybetmeleri yatar. Sokaklarda güzel eserlerin, estetik binaların ve sokak sanatının varlığı, kişideki ‘güzele dahil olma’ isteğini uyandırır. Suç oranlarının yüksek olduğu bölgelerde toplumsal aidiyet duygusunun azaldığı görülür. Sanat ise insanları ortak bir paydada toplayarak aidiyet hissi oluşturur. Örneğin İspanyol mimar Gaudi’nin eserleri, doğaya yakın ve yuvarlak hatlı formlarıyla insan doğasına çok uygundur. Estetikten yoksun, köşeli binalar ruhumuzda mikro travmalar oluştururken; Barselona gibi şehirlerde sosyo-ekonomik düzey çok yüksek olmasa bile insanlar çevrelerindeki estetik doku sayesinde daha mutlu yaşarlar." Depresyon ihtimalini düşürüyor Sanatla iyileştirme yönteminin özellikle post-travmatik stres bozukluğu (PTSB) tedavilerinde sıkça görüldüğünü dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Travma ve yoğun kaygı yaşayan kişiler genellikle iç dünyalarına kapanır ve kendilerini ifade etmekte zorlanırlar. Sanat, bu dışavurumu sağlayan güvenli bir yoldur. Kişi, zihni bir şeyle meşgul olmadığında negatif düşünceleri ‘geviş getirir gibi’ tekrarlamaya meyilli olabilir. Sanat, kişiyi bu sarmaldan çıkararak anda kalmasını sağlar" dedi. Özellikle 13-14 yaş grubunun kimlik bulma sürecinde sanatının kritik bir rol oynadığına değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Beyinde sinaptik bağlantıları hızlandıran BDNF adlı bir protein vardır. Depresyonda bu proteinin seviyesi düşerken, sanatla ilgilenen gençlerde arttığı kanıtlanmıştır. Çocukluk ve gençlik yıllarında sanatla ilgilenen bireylerin, 30’lu yaşlara geldiklerinde depresyona girme riskinin yüzde 45 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle bazı ülkelerde artık ‘müze reçeteleri’ yazılmaktadır" ifadelerini kullandı. Sokak sanatına ihtiyacımız var Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2019 verilerine göre, şehirde yaşayanlarda anksiyete bozukluğunun yüzde 39, duygu durum bozukluğunun ise yüzde 40 daha fazla görüldüğünü hatırlatan Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sözlerini şöyle tamamladı: "Sanatın tedaviye dahil edildiği durumlarda ruhsal şikayetlerin yüzde 32 oranında gerilediği ispatlanmıştır. Eğitim sistemimiz genellikle analitik düşünen sol beyni odaklar; ancak sağ beyin duygusal zekayı ve estetiği temsil eder. Okulların ve ebeveynlerin rutinlerine müze gezilerini ve sanatsal aktiviteleri dahil etmesi bu noktada hayati önem taşır. Daha çok parka, daha fazla sokak sanatına ve doğayla bütünleşmiş bir estetiğe ihtiyacımız var. Hepimiz bu konuda daha talepkar olmalıyız."
Şifa dağıtırken kendi yaralarını sardı
17 Mayıs 2026 Pazar - 11:12 Şifa dağıtırken kendi yaralarını sardı Ankara’da 30 yılı aşkın süredir hemşirelik yapan Gülden Temel, kanser tanısı aldıktan sonra çalışmaya devam ederek hastalarının ve iş arkadaşlarının yanında iyileşti. Ankara’da 30 yılı aşkın süredir hemşirelik yapan Gülden Temel, aldığı kanser tanısı sonrasında mesleğine tutunarak iyileşti. Temel, geçirdiği zorlu ameliyatlara ve kemoterapi sürecine rağmen çalışmaya devam etti. Pandemi döneminde idari izin hakkını da kullanmadığını söyleyen Temel, iş arkadaşlarının desteğiyle ve hastalarıyla bir arada olmanın iyileşme sürecine büyük etkisi olduğunu anlattı. Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalışan Gülden Temel, 7 sene önce rahim kanseri tanısı aldığını anlattı. Temel, tedavi sürecinde 3 kez ameliyat olduğunu ve kemoterapi gibi süreçlerde bile çalışmayı bırakmadığını belirterek "Hastalık sürecimin bitiş dönemi tam pandemi dönemine denk geldi. O dönemde idari izin kullanabiliyor olmama rağmen idari izin kullanmadım. Pandemi döneminde aktif hastanemizde, hastanemin süpervizörü olarak çalıştım" diye konuştu. "Bu hastalık dönemi bana daha çok bilgi birikimi kattı" Kanser tanısı aldıktan sonra hastalara bakış açısının değiştiğini anlatan Temel, "Hastayla daha iyi empati kurabiliyorsunuz. Sizin bakımınızı sağlayan, sizin tedavinizi sağlayan hemşirelerin nasıl özveriyle çalıştığını daha iyi görüyorsunuz hastalık döneminde. Bu hastalık dönemi bana daha çok bilgi birikimi kattı" ifadelerini kullandı. "Çalışmak benim iyileşme sürecimi hızlandırdı" Temel, hastayken çalışmasının iyileşmesinde büyük rol oynadığını dile getirerek "Kendini işe yaramaz, artık sen hastasın bir kenarda otur psikolojisinden çıkardı beni. Güzeldi, çalışmak iyi geldi. Benim iyileşme sürecimi de hızlandırdı. Empati yeteneğimi de arttırdı. Şimdi mesela hastalarım artık neler hissettiğini belki ben daha iyi anlıyorum" şeklinde konuştu. Bu süreçten sonra kendini hastalara daha yakın hissettiğini söyleyen Temel, "Onkoloji hastalarında biraz daha kendimi onlara daha yakın hissediyorum. Onlarla daha çok vakit geçirmeye çalışıyorum. Çünkü onların ihtiyaçlarını, bakım ihtiyaçlarını, eğitim ihtiyaçlarını, kafa karışıklıklarını daha iyi aydınlatabildiğimi düşünüyorum. Onlara kendimi örneklendirebiliyorum. ’Bak’ diyorum, ’ben de senin gibiydim ama şu an buradayım, sağlıklıyım, işimin başındayım’" ifadelerine yer verdi. "Hastalık döneminde evde oturup kendimi sorgulamaktansa mesleğime dönmek çok daha iyi geldi" Temel, mesleğini tutkuyla sürdürdüğünü ve yeni başlayan hemşirelere de kazandığı değerleri aktarmayı istediğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: "Mesleğim benim için tabii ki çok önemli. Aslında hemşirelik şeydir, yani bir meslek de değildir aslında, yaşam biçimidir. Bu biraz daha bizim hayatımızda yıllar geçtikçe yaşam biçimi halini almakta. Hastalık döneminde evde oturup kendimi sorgulamaktansa mesleğime dönmek çok daha iyi geldi. İyileşme sürecim hızlandı, arkadaşlarımla daha iyi vakit geçirmek veya arkadaşlarımın gözünde benim iyi olduğumu gördüklerindeki mutluluk bana çok güzel geldi." 2025 yılında ödül aldığına da değinen Temel, "2025 yılı Ankara Yılın Hemşiresi Ödülü aldım ve Sincan Kaymakamlığı’nın 2025 yılı İyilik Ödülleri’ni de aldım. 2025 yılı benim aslında ödül yılım oldu. Bir şeyler için çabaladığınızı, sizdeki o farklılığının görülmesi, bunun bir ödülle taçlandırılması tabii ki bizi çok mutlu etti" dedi.
Sinsi ilerleyen hastalığa ’Sessiz Katil’ uyarısı
17 Mayıs 2026 Pazar - 10:59 Sinsi ilerleyen hastalığa ’Sessiz Katil’ uyarısı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktoru Dr. Öğr. Üyesi Pelin Aladağ, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü’nde hastalığın sinsi ilerleyişine dikkat çekerek hayati uyarılarda bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Pelin Aladağ, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, günümüzde çok sık görülen ancak bir o kadar da sık atlanan bu önemli hastalık hakkında değerlendirmelerde bulundu. Hipertansiyonun toplumda yaygınlığına dikkat çeken Aladağ, günümüzde her üç erişkinden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirtti. Aladağ, hastalığın semptom vermeden ilerleyebildiğini söyleyerek "Günümüzde çok sık görülmekte. Her üç erişkinden biri hipertansiyon hastası ve bunların yarısı da tansiyon hastalığının farkında değil ne yazık ki. Çünkü hipertansiyon hastalığının en önemli özelliği hastalığın sinsi, gizli olması ve hiçbir semptom vermeden ilerleyebilmesidir. Bu nedenle hastaların çoğu ‘Ben kendimi iyi hissediyorum ama herhangi bir sıkıntım yok’ derken aslında tansiyon hastası olarak dolaşmaktadırlar. Ya verilen tedavileri tam uygulamamakta ya da önerilen yaşam tarzı değişikliklerini uygulamamaktadırlar" dedi. "Telafisi zor durumlara sebep olabiliyor" Göz ardı edilen tedavilerin ve yaşam tarzı değişikliklerinin gelecekte ağır bedeller ödeteceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Aladağ, bu durumun ilerleyen dönemde telafisi çok zor durumlara sebep olabildiğini kaydetti. Hipertansiyonun kalp ve dolaşım sistemi başta olmak üzere beyin ve böbrek gibi çok önemli organları doğrudan etkilediğini hatırlatan Aladağ sözlerini şöyle sürdürdü: "İlerleyen dönemde telafisi çok zor durumlara sebep olabilmekte. Çünkü biliyoruz ki hipertansiyon kalp ve dolaşım sistemi başta olmak üzere beyin, böbrek gibi çok önemli organları etkilemekte. Kalp krizi, kalp yetersizliği, aritmiler, felç, inme, beyin kanaması, böbrek yetersizliği gibi telafisi çok zor durumlara sebep olmakta. Bu nedenle de dünyada sessiz katil olarak tanımlanmaktadır." Basit yaşam tarzı değişiklikleri ile korunmak mümkün Erken tanı ve tedavi ile hastalığın kontrol altına alınmasının mümkün olduğunu belirten Aladağ, mevcut hastaların tansiyonunu kontrol altında tutmasının, hasta olmayanların ise hastalıktan kaçınmasının basit yaşam tarzı değişiklikleriyle sağlanabileceğini ifade etti. Bu önlemlerden kısaca bahseden Aladağ, öncelikle toplum olarak aşırı tuz tüketildiğine vurgu yaparak, aşırı tuz tüketiminin önüne geçilmesinin çok önemli olduğunu bildirdi. Aladağ sözlerini şöyle tamamladı: "Erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınması mümkündür. Hipertansiyon hastasıysanız hipertansiyonu kontrol altına almak veya hipertansiyon hastası değilseniz de bunlardan kaçınmak mümkün basit yaşam tarzı değişiklikleriyle. Bunlardan kısaca bahsetmek istiyorum. Bir kere toplum olarak aşırı tuz tüketiyoruz. Aşırı tuz tüketiminin önüne geçilmesi çok önemli. Bununla birlikte düzenli egzersiz yapmak, düzenli spor yapmak, obeziteden kaçınmak, özellikle en azından mevcut kilomuzu korumak veya kilo almamaya özen göstermek çok önemli. Yine stresten kaçınmak, düzenli uyumak, düzenli bir şekilde uyumak veya uyku hijyenine dikkat etmek de çok kritik tansiyonu kontrol altına almak için. Bugün 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Farkındalık Günü vesilesiyle herkes bence bir kere kan basıncını ölçebilir. Çünkü biliyoruz ki erken tanı ve tedavi hayat kurtarıyor."
Sinsi ilerleyen hastalığa ’Sessiz Katil’ uyarısı
17 Mayıs 2026 Pazar - 10:41 Sinsi ilerleyen hastalığa ’Sessiz Katil’ uyarısı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktoru Dr. Öğr. Üyesi Pelin Aladağ, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü’nde hastalığın sinsi ilerleyişine dikkat çekerek hayati uyarılarda bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Pelin Aladağ, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, günümüzde çok sık görülen ancak bir o kadar da sık atlanan bu önemli hastalık hakkında değerlendirmelerde bulundu. Hipertansiyonun toplumda yaygınlığına dikkat çeken Aladağ, günümüzde her üç erişkinden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirtti. Aladağ, hastalığın semptom vermeden ilerleyebildiğini söyleyerek "Günümüzde çok sık görülmekte. Her üç erişkinden biri hipertansiyon hastası ve bunların yarısı da tansiyon hastalığının farkında değil ne yazık ki. Çünkü hipertansiyon hastalığının en önemli özelliği hastalığın sinsi, gizli olması ve hiçbir semptom vermeden ilerleyebilmesidir. Bu nedenle hastaların çoğu ‘Ben kendimi iyi hissediyorum ama herhangi bir sıkıntım yok’ derken aslında tansiyon hastası olarak dolaşmaktadırlar. Ya verilen tedavileri tam uygulamamakta ya da önerilen yaşam tarzı değişikliklerini uygulamamaktadırlar" dedi. "Telafisi zor durumlara sebep olabiliyor" Göz ardı edilen tedavilerin ve yaşam tarzı değişikliklerinin gelecekte ağır bedeller ödeteceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Aladağ, bu durumun ilerleyen dönemde telafisi çok zor durumlara sebep olabildiğini kaydetti. Hipertansiyonun kalp ve dolaşım sistemi başta olmak üzere beyin ve böbrek gibi çok önemli organları doğrudan etkilediğini anımsatan Aladağ sözlerini şöyle sürdürdü: "İlerleyen dönemde telafisi çok zor durumlara sebep olabilmekte. Çünkü biliyoruz ki hipertansiyon kalp ve dolaşım sistemi başta olmak üzere beyin, böbrek gibi çok önemli organları etkilemekte. Kalp krizi, kalp yetersizliği, aritmiler, felç, inme, beyin kanaması, böbrek yetersizliği gibi telafisi çok zor durumlara sebep olmakta. Bu nedenle de dünyada sessiz katil olarak tanımlanmaktadır." Basit yaşam tarzı değişiklikleri ile korunmak mümkün Erken tanı ve tedavi ile hastalığın kontrol altına alınmasının mümkün olduğunu belirten Aladağ, mevcut hastaların tansiyonunu kontrol altında tutmasının, hasta olmayanların ise hastalıktan kaçınmasının basit yaşam tarzı değişiklikleriyle sağlanabileceğini ifade etti. Bu önlemlerden kısaca bahseden Aladağ, öncelikle toplum olarak aşırı tuz tüketildiğine vurgu yaparak, aşırı tuz tüketiminin önüne geçilmesinin çok önemli olduğunu bildirdi. Aladağ sözlerini şöyle tamamladı: "Erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınması mümkündür. Hipertansiyon hastasıysanız hipertansiyonu kontrol altına almak veya hipertansiyon hastası değilseniz de bunlardan kaçınmak mümkün basit yaşam tarzı değişiklikleriyle. Bunlardan kısaca bahsetmek istiyorum. Bir kere toplum olarak aşırı tuz tüketiyoruz. Aşırı tuz tüketiminin önüne geçilmesi çok önemli. Bununla birlikte düzenli egzersiz yapmak, düzenli spor yapmak, obeziteden kaçınmak, özellikle en azından mevcut kilomuzu korumak veya kilo almamaya özen göstermek çok önemli. Yine stresten kaçınmak, düzenli uyumak, düzenli bir şekilde uyumak veya uyku hijyenine dikkat etmek de çok kritik tansiyonu kontrol altına almak için. Bugün 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Farkındalık Günü vesilesiyle herkes bence bir kere kan basıncını ölçebilir. Çünkü biliyoruz ki erken tanı ve tedavi hayat kurtarıyor."
Tıpta yeni dönem: Yapay zeka cerrahiyi dönüştürüyor
17 Mayıs 2026 Pazar - 10:34 Tıpta yeni dönem: Yapay zeka cerrahiyi dönüştürüyor Prof. Dr. Burak Turna, yapay zekanın sağlık alanındaki yükselişini ve özellikle cerrahi pratiğe olan etkilerini değerlendirirken, "20 yıl sonra ameliyatları kim yapacak: Cerrahlar mı, algoritmalar mı?" sorusuna çarpıcı yanıtlar verdi. Prof. Dr. Turna, yapay zekanın cerrahinin yerini almayacağını ancak cerrahiyi köklü bir şekilde dönüştüreceğini belirterek, "Geleceğin cerrahları, sadece iyi teknik beceriye sahip olanlar değil; aynı zamanda yapay zekayı ve teknolojik gelişmeleri en iyi şekilde anlayan ve kullanan hekimler olacaktır" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Robotik Cerrahi Koordinatörü Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Turna günümüzün en popüler konularından biri olan yapay zekanın cerrahinin yerini alıp almayacağı konusunu değerlendirdi. Yapay zekanın cerrahinin yerini almaktan ziyade hekimleri destekleyen bir teknoloji olduğunu vurgulayıp, yapay zekanın tıptaki yeri konusunda da önemli bilgiler veren Prof. Dr. Turna, şöyle konuştu: "Yapay zeka günümüzde radyoloji, patoloji ve onkoloji gibi alanlarda aktif olarak kullanılıyor. Cerrahide ise özellikle ameliyat öncesi planlama, ameliyat sırasında görüntü rehberliği ve ameliyat sonrası hasta takibinde önemli rol oynuyor. Yapay zeka destekli sistemler, özellikle görüntüleme yöntemlerinde küçük ve zor fark edilen lezyonları tespit etmede önemli avantaj sunuyor, bu sayede erken tanı ve doğru tedaviye ciddi katkı sağlıyor." Robotik cerrahi ile yapay zeka arasındaki fark Prof. Dr. Turna, robotik cerrahi ile yapay zeka arasındaki farka da dikkat çekti. Prof. Dr. Turna, günümüzde kullanılan robotik cerrahi sistemlerin tamamen cerrah kontrolünde olduğunu ve henüz otonom karar verebilen sistemlerin klinik pratiğe girmediğini vurguladı. Yapay zekanın ise daha çok bir "karar destek sistemi" olarak konumlandığını belirterek, cerrahın yerini almaktan ziyade onu güçlendiren bir teknoloji olduğuna dikkat çekti. Ancak Turna, yapay zekanın sınırsız bir çözüm olmadığını da ifade etti. Özellikle etik sorumluluk, beklenmeyen cerrahi durumlara adaptasyon ve insan faktörünün önemi gibi konuların hâlâ tartışma konusu olduğunu belirtti. "Bir komplikasyon geliştiğinde sorumluluk kimde olacak" sorusunun henüz net bir yanıtı olmadığını dile getirdi. Prof. Dr. Turna, geleceğe dair öngörülerini paylaşırken, tıpta teknolojik gelişmelerin hız kesmeden devam ettiğini vurguladı. Turna, süper mikrodiseksiyon (mikroskop altında doku veya hücrelerin çok küçük parçalarının (özelikle sperm veya patolojik doku örnekleri) yüksek hassasiyetle izole edilmesi işlemi) tekniklerinden insansı robotlara, yapay zeka entegre cerrahi modellerden kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarına kadar pek çok yeniliğin cerrahi pratiği yeniden şekillendirdiğini ifade etti. Yapay zekanın cerrahinin yerini almayacağını ancak cerrahiyi köklü bir şekilde dönüştüreceğini söyleyen Prof. Dr. Turna, değerlendirmelerini "Geleceğin cerrahları, sadece iyi teknik beceriye sahip olanlar değil; aynı zamanda yapay zekayı ve teknolojik gelişmeleri en iyi şekilde anlayan ve kullanan hekimler olacaktır" diyerek tamamladı.
Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar
17 Mayıs 2026 Pazar - 10:15 Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar Bahar mevsimiyle birlikte artan göz alerjilerine evde yapılan bilinçsiz müdahaleler tehlike saçabiliyor. Uzm. Dr. Kübra Erdoğan, çayın steril bir sıvı olmadığını ve kolonyadaki alkolün gözü tahriş ettiğini vurgulayarak, "Yanlış uygulamalar, mevcut hastalığı maskeleyebileceği gibi daha ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir" dedi. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Kübra Erdoğan, bahar aylarında artan polenlerin göz sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek, bahar mevsimiyle birlikte göz kliniklerinde en sık karşılaşılan şikayetlerin başında alerjik reaksiyonların geldiğini söyledi. Polenlerin özellikle gözlerde kaşıntı ve sulanmaya yol açtığına dikkati çeken Erdoğan, "Polen sebebiyle her iki gözde kaşıntı ve sulu akıntı görebiliyoruz. Bunun dışında halk arasında bilinmeyen ve basit görülebilen alerjiler de oluyor. Bunlara zamanında müdahale edilmediğinde ciddi sorunlar oluşabilir" dedi. "Gözlük tercih edin" Erdoğan, rüzgarlı havalarda çevresel faktörlerin değişmesiyle farklı hastalıkların da ortaya çıkabildiğini dile getirerek, kirpik dibi iltihaplanması gibi rahatsızlıkların tabloyu daha ağır hale getirebildiğini aktardı. Polen alerjisi bulunanların özellikle sabah saatlerinde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkmamaya özen göstermesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, kontakt lens kullanıcılarına da şu tavsiyelerde bulundu: "Kontakt lenslerin üzerine polenler çok rahat yapışabiliyor. Bu nedenle bahar aylarında gözlük tercih edilmesi daha sağlıklı olabilir. Hafif alerjik vakalarda soğuk kompres ve suni gözyaşı damlaları yeterli olabilirken, ileri düzey şikayetlerde mutlaka bir göz hekimine başvurulmalıdır." Günümüzde cep telefonu ve bilgisayar kullanımının hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğuna değinen Erdoğan, uzun süre ekrana bakmanın göz kırpma sayısını yarı yarıya azalttığını, bunun da göz kuruluğunu artırdığını kaydetti. Erdoğan, ekran karşısında geçirilen süre boyunca göz kırpmaların bilinçli olarak sıklaştırılması ve gerektiğinde suni gözyaşı damlalarıyla destek verilmesi gerektiğini bildirdi. "Çay steril değil, kolonya göze zarar verir" Toplumda doğru bilinen yanlış uygulamalara karşı da vatandaşları uyaran Erdoğan, göz hastalıklarında kulaktan dolma yöntemlerin kalıcı hasarlara yol açabileceğine işaret etti. Erdoğan, çay pansumanı ve kolonya kullanımının göz sağlığı açısından büyük risk oluşturduğunun altını çizerek, konuşmasını şöyle tamamladı: "Çay steril bir sıvı değildir, içerisindeki tanecikler göz yüzeyi için oldukça tahriş edicidir. Kolonyadaki yüksek alkol oranı da göz yüzeyine doğrudan zarar verir. Ayrıca başkasına ait göz damlasının kullanımı da tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Yanlış uygulamalar, mevcut hastalığı maskeleyebileceği gibi daha ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Göz, zannedilenden çok daha hassas bir organdır. Bu nedenle evde yapılan bilinçsiz müdahaleler yerine mutlaka uzman bir hekime başvurulmalıdır."
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
17 Mayıs 2026 Pazar - 09:40 Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Mesut Arslan, bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabildiğini söyledi. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Sık tekrarlıyorsa dikkat Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." Soğuk algınlığı ile karıştırılabiliyor "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Test yaptırarak alerji tespit edilebilir Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. İlaç veya aşı tedavisi uygulanabiliyor Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
Hipertansiyona karşı erken teşhis çağrısı
17 Mayıs 2026 Pazar - 09:38 Hipertansiyona karşı erken teşhis çağrısı 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında Alaşehir’de vatandaşlara yönelik önemli uyarılar yapıldı. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Veysel Çınar, "Sessiz ilerleyen hipertansiyon ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor" diyerek düzenli tansiyon kontrolünün önemine dikkat çekti. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında vatandaşlara yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Alaşehir Devlet Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Veysel Çınar, hipertansiyon hastalığının erken teşhis ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceğini belirtti. Hipertansiyonun halk arasında "yüksek tansiyon" olarak bilindiğini ifade eden Dr. Çınar, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekti. Çınar, hipertansiyonun kalp, beyin, böbrek ve damar sağlığını olumsuz etkileyebilen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Dünya Hipertansiyon Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Çınar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalığın önlenmesinde büyük önem taşıdığını belirterek, "Hipertansiyon erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilir. Tuz tüketiminin azaltılması, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigara ve alkolden uzak durulması kalp sağlığını korumada büyük önem taşımaktadır. Özellikle ailesinde tansiyon hastalığı bulunan bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçtürmeleri gerekmektedir" dedi. Uzmanlar, hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirterek vatandaşların herhangi bir şikâyeti olmasa bile düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı. Yetkililer ise erken teşhis ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hipertansiyona bağlı ciddi sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli rol oynadığını belirterek vatandaşlara, "Sağlıklı yaşam için tansiyonunuzu ihmal etmeyin" çağrısında bulundu.
"Sessiz Katil" hipertansiyon için kritik uyarı
17 Mayıs 2026 Pazar - 09:37 "Sessiz Katil" hipertansiyon için kritik uyarı Merkezefendi Devlet Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esma Pehlivan Köroğlu, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, toplumda yaygın olarak görülen hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirterek vatandaşlara düzenli tansiyon kontrolü çağrısında bulundu. "Sessiz katil" olarak bilinen hipertansiyonun kontrol altına alınmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve ciddi damar hastalıklarına yol açabileceğini ifade eden Dr. Köroğlu, erken tanı ve düzenli takibin hayati önem taşıdığını söyledi. Türk Hipertansiyon Uzlaşı Raporu 2025 verilerine dikkat çeken Köroğlu, güncel kan basıncı değerleri hakkında şu bilgileri paylaştı: "120/80 mmHg’nın altındaki değerler normal kabul edilirken, büyük tansiyonun 120-139 mmHg veya küçük tansiyonun 80-89 mmHg arasında olması ‘artmış kan basıncı’ olarak değerlendiriliyor. 140/90 mmHg ve üzerindeki değerler ise hipertansiyon olarak tanımlanıyor." Hipertansiyon riskinin özellikle ileri yaş grubunda, ailesinde tansiyon hastalığı bulunan kişilerde ve fazla kilolu bireylerde daha yüksek olduğuna dikkat çeken Köroğlu, diyabet ve böbrek hastalarının da risk grubunda yer aldığını ifade etti. Stres, aşırı tuz tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı ve sigara kullanımının hipertansiyonu tetikleyen başlıca nedenler arasında bulunduğunu belirten Köroğlu, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. Hipertansiyonun korkulacak değil, ancak ihmal edilmemesi gereken bir hastalık olduğunu kaydeden Köroğlu, "Dengeli beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, ideal kiloyu korumak ve sigara ile alkolden uzak durmak tansiyon kontrolünde en etkili yöntemlerdir. Erken farkındalık hayat kurtarır." dedi. 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında vatandaşlara çağrıda bulunan Dr. Esma Pehlivan Köroğlu, herkesin hem kendi tansiyonunu hem de sevdiklerinin tansiyonunu düzenli olarak ölçtürmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Uzm. Dr. Ahmet Yıldırım: "Çocukluk çağı obezitesi alarm veriyor"
17 Mayıs 2026 Pazar - 09:28 Uzm. Dr. Ahmet Yıldırım: "Çocukluk çağı obezitesi alarm veriyor" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Yıldırım, "17 Mayıs Avrupa Obezite Günü" dolayısıyla çocukluk çağı obezitesi ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Uzm. Dr. Ahmet Yıldırım, "Çocukluk çağı obezitesi alarm veriyor" dedi. Çocukluk çağı obezitesi, hem Türkiye’de hem de dünyada giderek artan önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Uzmanlar, erken yaşta edinilen yanlış beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşamın çocuklarda obezite riskini artırdığına dikkat çekerken, ailelerin bu konuda bilinçli hareket etmesinin büyük önem taşıdığını belirtiyor. Antalya Memorial Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ahmet Yıldırım, "17 Mayıs Avrupa Obezite Günü" kapsamında çocukluk çağı obezitesi ve korunma yöntemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. "Şişman çocuk sağlıklıdır düşüncesinden vazgeçilmelidir" Çocukluk çağı obezitesinin Türkiye ve dünya genelinde hızla artan ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini belirten Yıldırım, "Erken dönemde önlenmezse yetişkinlikte diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları ve psikososyal sorunlara zemin hazırlamaktadır. Çocukluk çağı obezitesi büyük ölçüde önlenebilir bir sorundur. Aileler, okullar ve toplumlar ile erken yaşta sağlıklı alışkanlıklar kazandırılması, gelecek nesilleri olası hastalık risklerinden koruyacaktır. ‘Şişman çocuk sağlıklıdır’ yanılgısından vazgeçip, düzenli kontroller ve dengeli yaşam tarzıyla hareket edilmelidir" dedi. "Obezitenin en sık nedenleri yanlış beslenme ve hareketsizlik" Çocuklarda obeziteye neden olan etkenlere değinen Yıldırım, "Aşırı kalorili ve işlenmiş gıda tüketimi, şekerli içecekler, fast food ve paketli atıştırmalıklar obezitenin en sık görülen nedenleri arasında yer almaktadır. Bunun yanında yetersiz fiziksel aktivite, uzun ekran süresi, aile beslenme alışkanlıkları, genetik yatkınlık, uyku düzeninin bozulması ve psikososyal faktörler de obeziteyi tetiklemektedir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmeyen obezite ciddi hastalıklara yol açabilir" Obezitenin çocuklarda erken dönemde fark edilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Yıldırım, "Obez çocuklarda erken müdahale ile büyüme ve gelişme olumsuz etkilenmeden sağlıklı kiloya dönmek mümkündür. Tedavi edilmeyen obezite ise ilerleyen yaşlarda Tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, eklem sorunları ve özgüven kaybı gibi komplikasyonlara yol açabilir" diye konuştu. "Sağlıklı yaşam alışkanlıkları erken yaşta kazandırılmalı" Çocuklarda obeziteden korunmak için ailelere önemli görevler düştüğünü ifade eden Yıldırım, "Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir. Şekerli ve gazlı içecekler yerine su, ayran veya süt tercih edilmelidir. Çocukların ekran süresi sınırlandırılmalı, günlük en az 60 dakika fiziksel aktivite yapmaları sağlanmalıdır. Ayrıca ailelerin sağlıklı yaşam konusunda çocuklarına örnek olması büyük önem taşımaktadır" dedi. Uyku düzeninin de obezite riskini etkilediğini belirten Yıldırım, "Yaşa uygun yeterli ve kaliteli uyku obezite riskini azaltmaktadır. Çocukta kilo artışı fark edildiğinde vakit kaybetmeden çocuk doktoru ve diyetisyene başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.
Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 15:59 Niğde’de mobil sağlık seferberliği: Uzak köylere ücretsiz sağlık hizmeti Niğde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen mobil sağlık çalışmaları kapsamında, Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların ayağına götürülüyor. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi ile sahaya çıkan sağlık personelleri program kapsamında Karaatlı beldesinde vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında vatandaşlara birçok alanda sağlık taraması ve danışmanlık hizmeti verilirken, Mobil Sigara Bırakma Polikliniği’nde doktorlar tarafından sigara bırakma danışmanlığı, 2-6 yaş grubundaki çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, çocukların gelişim süreçleri hakkında ailelere bilgilendirme gerçekleştiriliyor. Mobil ekipler tarafından ayrıca KETEM kapsamında rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları da yapılan program kapsamında diyetisyenler tarafından sağlıklı beslenme ve obeziteyle mücadele konusunda danışmanlık hizmeti sunuluyor, koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri de vatandaşlarla buluşuyor. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan yaşlı ve yatağa bağımlı hastalar da unutulmadı. Uzman hekimler tarafından hastaların sağlık durumları değerlendirilirken, ihtiyaç duyulan kontroller yerinde gerçekleştiriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Niğde İl Sağlık Müdürü Doğan Bahadır İnan, Niğde genelinde oluşturulan sağlık timiyle ilin en uzak noktalarına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. İnan, "Oluşturulan sağlık timiyle ilimizin en uzak noktalarına ulaşarak hem hastalarımızı hem de sağlıklı bireylerimizi taramayı ve Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunu sahada güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2-6 yaş arası çocuklarımızı, yaşlılarımızı, rahatsızlığı olan ya da rahatsızlığının farkında olmayan vatandaşlarımızı muayene ediyoruz.Diş hekimimizle mobil diş ünitelerimiz aracılığıyla diş sorunlarına yerinde müdahale ettik, kanser taramalarını gerçekleştiriyor, ebelerimizle de gebelerimizin muayenelerini yapıyoruz. Böylece gittiğimiz yerlerde halkımızın neredeyse tamamını sağlık açısından taramış" dedi. Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde yürütülen çalışmalarla vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminin kolaylaştırılması ve koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.