SAĞLIK - 18 Mayıs 2026 Pazartesi 09:36

Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı

A
A
A

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerince bu yıl dokuzuncusu düzenlenen ALIS26 Kongresinin teması onkoloji oldu. "Oncoverse: Horizons in Cancer" temalı kongrede dünyanın önde gelen bilim insanları ile öğrenciler bir araya geldi. Kongrede kanser araştırmalarının geleceği, yeni nesil tedavi yöntemleri ve güncel bilimsel çalışmalar ele alındı.

Acıbadem Üniversitesi’nde 15-17 Mayıs tarihlerinde Türkiye’nin en büyük öğrenci organizasyonlu tıp kongrelerinden ALIS26 - Oncoverse: Horizons in Cancer Kongresi düzenlendi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerince bu yıl "onkoloji evreni" temasıyla organize edilen kongrede; immünoterapi, yapay zekâ destekli tanı sistemleri, mikrobiyom araştırmaları, organoid teknolojileri, radyoterapi, CAR-T hücre tedavileri ve kişiselleştirilmiş kanser tedavileri gibi alanlardaki son gelişmeler ele alındı. Massachusetts Institute of Technology (MIT) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Doç. Dr. Canan Dağdeviren, Fox Chase Cancer Center’dan Prof. Dr. Lorenzo Galluzzi, MD Anderson Cancer Center’dan Prof. Dr. James W. Welsh ve King’s College London’dan Prof. Dr. John Maher’in de aralarında bulunduğu çok sayıda bilim insanı kongrede sunum gerçekleştirdi. Türkiye’nin farklı şehirlerinin yanı sıra yakın coğrafyadaki uluslararası tıp fakültelerinden de çok sayıda öğrencinin katıldığı kongrede, bilimsel oturumlar ve paneller yoğun ilgi gördü.

Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı

"Öğrenciler için dünya çapında uzmanlarla bir araya gelme fırsatı sunuyor"

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Özden Hatırnaz NG, ALIS’in Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından düzenlenen bilimsel bir kongre olduğunu dile getirerek, "Bu yıl 9’uncusunu düzenliyoruz. Her yıl farklı bir temayla düzenleniyor. Bu yılki konumuz da onkoloji evreni. ALIS birkaç açıdan çok önemli; bunlardan bir tanesi öğrenciler için dünya çapında uzmanlarla bir araya gelme fırsatı sunuyor. Ayrıca da standart kongrelerden farklı olarak güncel bilimi ve bilimin geleceğini tartışabilen bir program oluşturuluyor. Burada en önemli şey öğrencilerimizin vizyonu. Düzenleyici komitedeki öğrencilerimizin hepsi tıp fakültesi öğrencileri ve müthiş bir vizyon ve müthiş bir hayal dünyasıyla bu kongrelerin programlarını hazırlıyorlar, uzmanları buluyorlar, onlara ulaşıyorlar, organizasyonları da onlar yapıyorlar ve ülkemizden ve yakın coğrafyadaki uluslararası merkezlerdeki tıp fakültelerinden de çok sayıda öğrenci ALIS’e katılma fırsatı buluyor. Bu da 7 farklı kıtadan insanların, araştırmacıların bir araya gelmesi ve onların deneyimlerinden faydalanmalarını sağlıyor" dedi.

Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı

Canan Dağdeviren: "Uzun vadede evlerde kullanılabilecek bir cihaz haline dönüştürülmesini planlıyoruz"

Geliştirdiği elektronik sütyen teknolojisi ile meme kanserinin teşhisinde çığır açabilecek bir buluşa imza atan Doç. Dr. Canan Dağdeviren, meme kanserini erken teşhis eden cihazın insan denemeleri aşamasında olduğunu söyledi. Yaklaşık 1000 hasta üzerinde denenmesi gerektiğini ve yüzüncü denemenin bitmiş durumda olduğunu aktaran Dağdeviren, "Heyecanlı bir süreç. Önümüzdeki Eylül ayından itibaren de 6 aylık bir izin aldım üniversiteden, sabbatical dönemimde şirketleşme üzerine çalışmayı öngörüyorum. İlk aşamada daha çok kliniklerde mamografiye ek olarak alınabilecek bir terapi şeklinde uygulanacak ve uzun vadedeki aşamasında da evlerde kullanılabilecek ve her kadının çekmecesinde bulunabilen, satın alması kolay olabilecek bir cihaz haline dönüştürülmesini planlıyoruz" diye konuştu.

"Amacımız sadece belli bir popülasyona hitap etmek değil tüm kadınları kapsayacak, kucaklayacak bir sistem oluşturmak"

Yaklaşık 7 yıl önce cihazı yapma fikrinin oluştuğunu belirten Dağdeviren, "Teyzemi maalesef meme kanseri nedeniyle kaybetmiştim ve onun son günlerini yaşarken onu rahatlatmak için aslında bir kağıt üzerinde çizimlerini yapmıştık. Aynı cihaz olmasa da ilk fikir orada oluşmuştu ve sonrasında da aslında hiç de ilgim olmamasına rağmen meme kanseri üzerine evrilmeye başladı yapacağımız projeler. Yıllar içerisindeki gelişimini görmek, o sancılı dönemleri hissetmek ama sonraki bu ödüllendirici zamanla birlikte insanlara bu teknolojiyi duyurmak, hastalar üzerinde denemek, onlardan yorumlar ve geri dönüşler almak çok güzel bir duygu. 100 kişi üzerinde denediğimiz sırada özellikle meme dokusu farklı olan hastalar üzerinde aletin aynı hassasiyeti devam ettirdiği ve meme boyutuna fark oluşturmaksızın hastalar üzerinde bir fark oluşturmadığını gördük. Bu bizim için çok motivasyon kaynağı da oldu çünkü amacımız sadece belli bir popülasyona hitap etmek değil tüm kadınları kapsayacak, kucaklayacak bir sistem oluşturmaktı. Bunu da ilk 100 hasta denemesinde görmek bizim için gerçekten ilham vericiydi." ifadelerini kullandı.

"Bu cihazla kadınların kafasında soru işaretleri kalmamasını sağlamak istiyoruz"

Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı

Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Dağdeviren şunları söyledi:

"Meme kanseri hikayesine sahip olan insanlarda hayatta kalma oranı yüzde 22’lere kadar düşüyor. Fakat erken tanıyla birlikte bunu yüzde 98’lere kadar çıkarabiliyoruz. O nedenle memenin sıkça kontrol edilmesi, objektif bir şekilde kontrol edilmesi ve kafada soru işareti kalmaması kadınların özellikle hayatlarına normal bir şekilde, stressiz bir şekilde devam etmeleri için çok mühim. Bu cihazla birazcık da onu sağlamayı planlıyoruz. Evlerinde kullanabilecekleri veya klinikte hızlı bir şekilde birkaç saniye içerisinde sonucu alıp ’evet sende bir şey yok, meraklanmana gerek yok’ veya ’burada kuşkulu bir şey gördük, mamografi yaptırman gerekiyor veya daha sofistike MR çektirmen gerekiyor’ demek bile bence hastanelerdeki trafiği azaltıyor, kadınların farklı prosedürleri daha az almalarını belki de sağlayacak, gereksiz hastaneye gitmeyi belki önleyecek. Bunların hepsi tabii öngörü. Biz bunları çalışarak ve doğru temeller üzerine oturtarak, piyasaya da doğru noktadan girerek umarım verimli bir hikaye oluşturacağız"

"Atatürk’ün ’İstikbal göklerdedir’ cümlesini yıllar sonra kendi cihazımla birlikte hatırlatmış oldum"

Cihazın uzaya da çıktığını söyleyen Dağdeviren, "Geçtiğimiz Nisan ayında. Jeff Bezos’un Blue Origin Flight’ıyla birlikte hepsi kadınlardan oluşan uzay ekibiyle birlikte uzaya çıktı. Astronotlardan biri de bana ulaştı ve benim yaptığım cihazı çok beğendiğini, bunu uzayda denemek istediğini söyledi. Aldığım en güzel tekliflerden biriydi, hemen evet dedim tabii ki. Ve kullandığı, yaptığımız cihazı bir petri dish’in içerisinde oğlum Tayga’nın fotoğrafı ve Atatürk’ün kalpaklı bir fotoğrafı, altında da bu cihazı yapmamı sağlayan öğrenci arkadaşlarımın fotoğraflarıyla birlikte uzaya göndermiş olduk. Atatürk’ün ’İstikbal göklerdedir’ cümlesini yıllar sonra kendi cihaz birlikte hatırlatmış oldum" dedi.

"Sadece kan kanserinde değil, katı tümörlerin tedavisinde de ileride kullanılabilecek"

Düzenlenen kongrede CAR-T hücreleriyle kanser tedavilerindeki gelişmeler hakkında bilgi veren King’s College London’dan Prof. Dr. John Maher, "Benim çok yakından ilgilendiğim ve benim için çok özel bir tedavi yöntemi. Burada kişinin beyaz kan hücrelerini alıp, bu beyaz kan hücrelerini tekrar programlayarak yapay bir reseptör oluşturuyoruz. Bunlar modüler birleşenler, kompenentler diye düşünebiliriz ve bazı alanlarda aktive ediyoruz. Sentetik reseptörlerle hedef hücreleri, mesela tümörleri öldürebiliyoruz. Bu düzeyde çok işe yarar bir noktaya geldi CAR-T hücre tedavileri ve özellikle kan kanserlerinin tedavisinde çok etkili bir yöntem olarak düşünebiliriz. Farklı solid tümörlerde de bir sonraki çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaya devam edecek" değerlendirmesinde bulundu. CAR-T hücre tedavisi yönteminin onkoloji tedavisinin geleceğinde büyük rol oynayacağına dikkat çeken Maher, "Sadece kan kanserinde değil, katı tümörlerin tedavisinde de ileride kullanılabilecek. Ayrıca kronik hastalıklarda da büyük bir rol oynamaya devam edecek" dedi.

Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı

"Tümör hücreleri ölürken bağışıklık sistemine alarm veriyor"

Tümör hücrelerinin ölürken bağışıklık sistemine alarm verebildiğini keşfeden Prof. Dr. Lorenzo Galluzzi ise bağışıklık sistemi tarafından kanser hücrelerinin tespit edilebildiğini ve bir şekilde ortadan kaldırıldığını, bağışıklık sistemi ile birlikte uygulanan kanser tedavilerinin artık değişime uğradığını söyledi.

Galluzi şöyle devam etti:

"Aynı zamanda onkoloji açısından baktığımızda yani daha öncesinde daha çok bakteri, tıpkı bakterilerin antibiyotik tarafından öldürülmesi gibi, bu şekilde kanser hücrelerinin de öldürülmesine odaklanılıyordu daha öncesinde, daha önceki tedavilerde. Ama bağışıklık sisteminin devreye girmesiyle immünoterapi gibi seçenekler daha fazla ortaya çıktı artık ve aynı zamanda daha işlevsel, daha uygun bir şekilde immünoterapi sistemi ile ilgili çalışmalar yapılabilmeye başlandı ve bu, daha önceki tedavileri de sorgulamamıza neden oldu. Çünkü daha öncesinde bağışıklık hücrelerinin de öldürülmesine yol açılabiliyordu kanser tedavileri. Dolayısıyla artık bunun kabul edilemez olduğu ortaya çıktı bu yeni buluş sayesinde. Radyoterapi ve kemoterapi tabii ki hala geçerli. Bunlar son derece yerleşik ve belirlenmiş başarılı olan tedavi modaliteleri; ama öte yandan artık tabii ki bağışıklık sisteminin de önemini göz ardı etmememiz gerekiyor, böyle bir gerçek var."

"Kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte immünoterapi daha büyük bir tedavi optimizasyonu olacak"

Kemoterapi ve radyoterapinin hala toksik olmadığını ve uygulanabilir olduğunu anlatan Galluzi," Gitgide artan bir şekilde kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte immünoterapinin de devreye girmesiyle daha büyük bir tedavi optimizasyonu söz konusu olacak. Bunu söyleyebiliriz. Bu tabii ki tümör içerisinde mevcut olan bağışıklık hücrelerinin miktarına da dayalı. Buna dayalı olarak hastaların yanıtı biraz farklı olabiliyor ama bunu tabii ki etkileyen başka faktörler de var. Tabii ki önceden biz bu etkileri tahmin edemiyoruz yüzde yüz olarak. Yani bazı hastalarda etkilemeyecek diye düşünüyoruz, etkili oluyor ya da tam tersi geçerli oluyor. Dolayısıyla burada süreci etkileyen çok sayıda başka etmen var ve şu anda çok sayıda araştırmacı bu etmenleri tespit etmek üzerinde çalışıyor" diye konuştu.

Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı

"Önceden tespit edilemeyecek lezyonları nasıl öngörürüz, buna odaklanmamız gerekiyor"

Klinik tabloya bakıldığında genel anlamda bütün araştırmacıların ve tıp uzmanlarının hedefinin, kanseri tamamen kökünden ortadan kaldırmak olduğunu belirten Galluzi, "Tamamen ortadan kaldırmak mümkün değilse de hasta başka bir nedenden hayatını kaybedene kadar mümkün olduğunca riski en aza indirmektir, minimize etmektir kanseri. Kanser aslında zor bir hastalık. Amacımız hastanın durumunu iyileştirmek. Önemli olan başka bir nokta da şu; bazı lezyonlar vardır, bunları önceden tespit etmek mümkün değildir. Bunları tespit etme oranımızı iyileştirmemiz gerekiyor bizim aslında. Çünkü bu hastanın yaşam kalitesini de iyileştirebilir, sağ kalım beklentisini de iyileştirebilir. Şu anda odaklanılması gereken nokta bu, önceden tespit edilemeyecek lezyonları nasıl öngörürüz, buna odaklanmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.

"Yapay zeka tanı ve tedavide büyük değişikliğe neden oldu"

Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı

Yapay zekanın tanı ve tedavide çok büyük değişikliğe neden olduğunu aktaran Galluzi şunları söyledi:

"Dijital patoloji çok önemli. Buna ek olarak kişiye özel tedavi aslında artık bir devrim değil, alışılmış bir şey haline geldi. Bildiğiniz gibi genom sekanslaması, dizilemesi yapılıyor, kişiye özel mutasyonlar tespit edilebiliyor ve aynı zamanda kişiye özel tedaviler geliştirilebiliyor. Tümör mikro ortamına yönelik tedaviler geliştiriliyor ve aynı zamanda immünoterapi açısından baktığımızda antikor ilaç konjugatı adını verdiğimiz tedaviler var; bunlar da son derece büyük bir yenilik bizim için. Şu anda bizim yaklaşımımızdaki en önemli nokta hastalara daha entegre bir şekilde yaklaşmamız."

Selami Berke Kaya - Metin Başar

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Anne kedinin ölen yavrusunun yaşaması için verdiği çaba duygulandırdı Sivas’ta anne kedinin ölen yavrusu için verdiği mücadele cep telefonu kamerasına yansıdı. Kedinin şefkati ve yaşadığı üzüntü yürekleri burktu. Sivas’ta kedilere olan sevgisi ve yardımseverliği ile tanınan Uğur Zontul, yaşadığı ilginç bir olayı kayıt altına aldı. Yavruyken beslediği ve büyüyerek anne olan kedinin yavrusu ağzında yanına geldiğini gören Zontul, yavru kediyi avucuna aldı. Yeni doğan ve hayatını kaybeden yavruyu hayata döndürmeye çalışan Zontul, tüm çabalarına rağmen başarılı olamadı. Yavru kediyi tekrar annesinin yanına bırakan Zontul, anne şefkatini kayıt altına aldı. Cep telefonu kamerasına yansıyan görüntüler, izleyenleri duygulandırdı. Anne kedinin, ölen yavrusunu ağzında, yavruyken kendisini besleyen Zortul’a getirmesi ile düşündürdü. "İnsanlar bebeğini çöpe atarken o anne kedi, yavrusu için saatlerce uğraştı" Uğur Zontul insanların anne kedinin şefkatini örnek almaları gerektiğini vurgulayarak, "Olayın yaşandığı gün mahallede her zaman olduğu gibi kedilere yemek veriyordum. Benim büyüttüğüm anne kedi ölen yavrusunu alıp yanıma geldi. Yavruyu önce kucağıma aldım ısınması için masaj yaptım, nefes verdim, dirilmedi. Daha sonra ölen yavruyu yanımda bulunan koltuğun üzerine bıraktım. Anne kedi, yavrusunun başına geçerek yalamaya, koklamaya başladı. O an annenin yavrusuna olan şefkati beni çok duygulandırdı, o şekilde görünce ben de ağladım. Videoda da olduğu gibi annenin o halini görünce konuşamadım tüylerim diken diken oldu, olayın etkisinden hala çıkamadım. Anne kedinin o halde yavrusuna olan çabası bana insanlığı, bir annenin merhametini öğretti. İnsanlar bebeğini çöpe atarken o anne kedi yavrusunun dirilmesi için saatlerce uğraştı. Yavrusu koltuğun üzerindeyken öptü, yaladı, nefes alsın diye yanına yatıp memesini ağzına vermeye çalıştı. Dünyada o an en çok istediğim şey o yavrunun tekrar dirilmesiydi. Annenin yavrusuna olan şefkatini görünce bir iki saat daha bekledim daha sonra yavruyu belirlediğim bir yere götürerek gömdüm. Annenin psikolojisi hala bozuk, yemek yemiyor. Eskiden beslemeye gittiğimde bir kutu ciğeri tek başına yerdi ama şimdi çok az yemek yiyor. Normalde kaldıkları ahşap bir ev vardı yavrusu öldükten sonra artık dışarıda kalmaya başladı. Aslında insanların bu görüntülere basit bir durum gibi bakmaması gerekiyor. Çok büyük bir merhamet örneği. İnsanlar bu hayvanın yaptığını yapamıyor yaşayan çocuğunu sokağa atan insanlar var, hakkını kumarda yiyenler var. O hayvan bize insanlığı öğretiyor" dedi. "Anne kedinin merhametinden herkes örnek almalı" Uğur Zontul’a kendi aralarında ’kedilerin babası’ diye hitap ettiklerini söyleyen esnaf İbrahim Kozan, "Uğur abi çarşımızın güzel esnaflarından birisidir. Her sabah ilk yaptığı işi oturduğu evden buraya gelene kadar yolda karşılaşmış olduğu bütün kedi, köpekleri beslemek artık onun görevi haline geldi. Gelirinin nerdeyse tamamını sokakta yaşayan sahipsiz hayvanlara ayırıyor. Çarşı esnafımız kendisini ’kedilerin babası’ olarak tanımlar. Günümüzde insanların birbirine merhamet etmeyi unuttuğu bir dönemde kedi ve köpeklere gösterdiği merhameti insanlara daha fazla gösteren bir abimiz. Videoyu ben de izledim çok üzücü, hüzünlü bir durumdu anne şefkatini o videoda gördüm ben de. Herkesin o şekilde merhamete sahip olmasını, görüntülerden örnek almasını istiyorum. Uğur abi gibi insanların artmasını, çoğalmasını diliyorum" dedi.
Van İnci kefalinin göç yolculuğunu görmeye gelenler eli boş ayrıldı Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan ve her yıl üremek için mayıs ile temmuz ayları arasında tatlı su ağızlarına göç eden inci kefalinin (Van balığı) yolculuğu su debisinin yüksek ve havanın soğuk olmasından dolayı başlamayınca balıkları izlemeye gelenler eli boş döndü. Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı suyunda yaşayan inci kefalinin, her yıl olduğu gibi bu yıl da tatlı su ağızlarına doğru başladı. Suyun akışının tersine doğru yüzdüğü ve önüne çıkan engeli uçarak aştığı için ’uçan balık’ olarak da adlandırılan inci kefali, üremek için başlattığı yolculuğunu Van Gölü’ne akan tüm tatlı sularda gerçekleştiriyor. Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı sularında yumurtlayamayan inci kefalleri, akarsu sıcaklığı 13 santigrat dereceye ulaştığında tatlı su kaynaklarına doğru göç etmeye başlıyor. Göç yolunda suyun akışına ters yüzen balıklar, şelaleler ve bentlerle karşılaşıyor. Bu engelleri aşmak için suyun yüzeyine doğru metrelerce zıplayıp tatlı su yataklarına ulaşan balıklar yumurtalarını bıraktıktan sonra hayatta kalan yetişkin balıklar tekrar Van Gölü’ne geri dönüyor. Her yıl olduğu gibi bu yılda gerek yurt içinden gerek yurt dışından bu göç yolculuğunu izlemeye uçan balıkları görmeye gelen binlerce turist oluyor. Bu yıl hava şartlarından ve su sıcaklığından dolayı, balıkların göçü geciktiği için bu göçü izlemeye gelenler uçan balıkları göremediler sadece hatıra fotoğrafı çekip hüzünlü bir şekilde dönmek zorunda kaldılar. Göç yolculuğunu izlemeye gelen bazı vatandaşlar ise göç yolculuğu başlamadan bilgi veren sosyal medya kullanıcılarına ve yanlış haber yapanlara tepki gösterdiler. Balıkesir’den gelen Mahir Çağlayan, "Balıkesir’in Bandırma ilçesinden geliyoruz. Balık bendini, uçan balıkları görmeye geldik. Yalnız mevsim durumundan dolayı bu sene havaların soğuk geçmesinden ötürü uçan balıkların gelmesi zaman alacak gibi gözüküyor. İnşallah bir dahaki sefere buraya geldiğimizde bu balıkları da göreceğiz. Coğrafyamız çok zengin bir coğrafya, kültürel zenginlikleri olan bir coğrafya, herkesi burayı görmeyi tavsiye ediyorum, teşekkür ederim" dedi. Akdeniz bölgesinden gelen Önder ise "Akdeniz bölgesinden geldik, sıcak yerlerden soğuk yerlere seyahat ettik. Oğlumla birlikte motorla geliyoruz. Balık bendini uçan balıkları görmeye gelmiştik. Bu mevsimlerde olacağını söylemişlerdi. Lakin havaların soğuk olmasından kaynaklı balıkların şu an göç yolculuğunu göremedik. Bu sene nasip olmadı. İnşallah seneye yine gelir, inşallah yine görürüz" dedi.
Şanlıurfa Jandarma sınırda çocuklarla birlikte uçurtma uçurdu Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde düzenlenen uçurtma şenliğinde çocuklar jandarma ekipleriyle birlikte gökyüzünü uçurtmalarla rengarenk donattı. Suriye sınırında yer alan Ceylanpınar ilçesindeki Kepez tepesinde uçurtma şenliği düzenlendi. Tepede bir araya gelen aileler gökyüzünü uçurtmalarla donattı. Ailelere eşlik eden jandarma ekipleri de çocuklarla birlikte uçurtma uçurarak heyecanlarına ortak oldu. İlçedeki sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle organize edilen şenlikte uçurtması olmayan çocuklara uçurtma hediye edildi. Rengarenk uçurtmaların gökyüzünü kapladığı etkinlikte, hem çocuklar hem de yetişkinler keyifli anlar yaşadı. Çocukların mutluluğu gözlerinden okundu Şenlikler boyunca akranlarıyla birlikte uçurtma uçurmanın heyecanını yaşayan çocukların mutluluğu görülmeye değerdi. Cep telefonları ve kameralarla o anları kaydeden aileler, bu tür sosyal etkinliklerin ilçedeki birlik ve beraberlik duygusunu pekiştirdiğini ifade etti. Etkinliğe katılan vatandaşlar, organizasyonda emeği geçen sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ederek, festivalin önümüzdeki yıllarda da büyüyerek devam etmesini istediklerini dile getirdi. Şenlik, çocuklara yönelik çeşitli ikramlar ve müzikli eğlencelerin ardından sona erdi. Ailesiyle birlikte şenliklere katılan Zümrüt Mintaş, "Güzel bir festival oldu. Bizim için bir sosyal etkinlik oldu. Geldik çocuklarla beraber vakit geçirdik. İlçenin bu etkinliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorduk. Tam yerinde bir etkinlik oldu. Güzel vakit geçirdik. Uçurtma uçurduk ailece zaman geçirdik. Çok eğlendik" dedi. Çocuklarıyla birlikte şenliklere katılan Ömer Yılmaz ise "Bu çok güzel bir etkinlik. Çocuklar eğlendi, biz de mutlu olduk. Hafta sonu çocukları böyle bir yere çıkartmak lazımdı" dedi. Uçurtma şenliğinde çok eğlendiğini söyleyen Zelal Avşin Akın isimli kız çocuğu ise "Uçurtma şenliğine geldik. Çok eğlendik. Bize uçurtma verdiler" dedi.