Son Dakika
|
Yasa dışı bahis operasyonunda yakalanan 81 şüpheli adliyeye sevk edildi
Sahte vekâletle 770 milyon liralık vurguna suçüstü
Almanya: "BM'nin yenilenmesi gerekmektedir"
Arnavutköy sahilinde erkek cesedi bulundu
Ayasofya’da dev restorasyonda kritik aşama: Kubbe kapatılıyor
Kene kabusu geri döndü, 21 yaşındaki genç hayatını kaybetti
Çocukluk arkadaşına IBAN’ını verdi, hakkında 70 dava açıldı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Samandıra’da Fenerbahçeli taraftarlar takım otobüsünü taşladı
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Macron, İranlı yetkililerle Hürmüz Boğazı’nı görüşecek
Bakan Gürlek: "27 Nisan E-muhtırası, hukuk devletine karşı bir müdahale girişimiydi"
Bakan Fidan, Hırvatistan’ı ziyaret edecek
Malatya’da 4,4 büyüklüğünde deprem
Almanya: "BM'nin yenilenmesi gerekmektedir"
Arnavutköy sahilinde erkek cesedi bulundu
Almanya'da vicdani retçilerin sayısında dikkat çeken artış
SAĞLIK
Hakkarili annenin yürek burkan bekleyişi: 8 yıldır kızı için kalp bekliyor
27 Nisan 2026 Pazartesi - 19:11:21
Hakkari’den Ankara’ya uzanan yaşam mücadelesinde bir anne, kalp nakli bekleyen kızını hayatta tutmak için 8 yıldır hastanede umutla bekliyor. Geçitli köyünde tedavi için yıllar önce Ankara’ya giden Ferah Demir, kalp yetmezliği nedeniyle iki çocuğunu kaybettikten sonra hayatta kalan kızı Avşin Demir’i yaşatabilmek için 8 yıldır hastanede mücadele veriyor. Yaklaşık 8 yıldır Ankara’daki bir hastanede kalp destek cihazına bağlı olarak yaşamını sürdüren 20 yaşındaki Avşin Demir’in başından bir an olsun ayrılmayan anne Ferah Demir, "Bu hastalık nedeniyle 27 yaşındaki kızımı ve 21 yaşındaki oğlumu kaybettim. Şimdi Avşin’i kaybetmek istemiyorum" dedi. Kızının yaşamını sürdürebilmesi için kalp destek cihazına bağlı olduğunu ifade eden Demir, "Kızım kalbini adeta elinde taşıyor. Bu cihazla hayatta kalmaya çalışıyor. 8 yıldır hastanedeyiz. Durumu her geçen gün daha da kötüye gidiyor" diye konuştu. Kalp nakli bekleyen genç kızın yaşam mücadelesi sürerken, anne Ferah Demir’in umut dolu bekleyişi de devam ediyor.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 18:20
Kalp krizi sonrası nakil böbreği iflas etti: "Sağlığıma kavuşursam kana kana su içeceğim"
Amasya’da böbrek hastası vatandaşın hayatı, 3 yıl önce geçirdiği kalp krizi sonrası altüst oldu. Kardeşinden nakledilen böbreği iflas eden ve nakil bekleyen 41 yaşındaki Gültekin Kara, sağlığına kavuşması halinde ilk iş olarak kana kana su içeceğini söyledi. Amasya’nın Taşova ilçesinde yaşayan Gültekin Kara’ya 2017 yılında böbrek yetmezliği teşhisi konuldu. Kardeşinden nakledilen böbrekle hayata bağlanan Kara, 2023 yılında koronavirüse yakalanması sonrası kalp krizi geçirdi. Hayatı altüst olan genç adamın nakil böbreği iflas edince haftada 3 gün diyaliz ünitesine bağlanarak hayatını sürdürmeye başladı. "Sağlığıma kavuşursam ilk işim kana kana su içmek olacak" Kaynak ustalığı işine devam edemeyip malulen emekli olarak, böbrek nakli bekleyen binlerce kişinin arasına dahil olan Kara, "Zeytin, peynir, tuzlu yemekler yiyemiyorum. Normal bir insan gibi yiyip, içmek istiyorum. Lütfen devlet büyüklerim bana yardımcı olsunlar. Yaşım daha çok genç. Ben de yaşamak istiyorum. Sağlığıma kavuşursam ilk işim kana kana su içmek olacak. Başka bir şey istemiyorum" dedi. Yaşlı annesi ve oğluyla birlikte yaşayan Kara, yeniden böbrek nakli olarak sağlığına kavuşacağı günleri bekliyor.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 17:12
Mardin’de nadir görülen hastalıkla doğan bebek sağlığına kavuştu
Mardin’de doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı yaşayan ve nadir görülen "Sağ Konjenital Diyafragma Hernisi (Bochdalek Hernisi)" tanısı konulan bebek, başarılı operasyon ve yaklaşık 2 aylık tedavi sürecinin ardından sağlıklı şekilde taburcu edildi. Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen operasyonla hayata tutunan bebek, multidisipliner yaklaşım sayesinde sağlığına kavuşurken, tamamen anne sütüyle beslenir hale geldi ve oksijen ihtiyacı olmadan 57 gün sonra taburcu edildi. Çocuk uzmanı Adnan Azizoğlu yaptığı açıklamada, vakanın 37 haftalık ve 2 kilo 750 gram doğan, doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine entübe edilerek yenidoğan ünitesine alınan bir bebek olduğunu söyledi. Hastayı entübe şekilde devraldıklarında çekilen akciğer filminde karın içi organlarının sağ toraks içinde yerleştiğini tespit ettiklerini belirten Azizoğlu, "Bunun üzerine hastamızı acilen çocuk cerrahisi bölümüne danıştık. Aynı zamanda akciğer gelişiminde sorun olması nedeniyle akciğere giden ana damarda ciddi tansiyon yüksekliği mevcuttu" dedi. Hastanın stabilize edilmesinin ardından ameliyata alındığını ifade eden Azizoğlu, "Sağ tarafta olması ve karaciğer, apendiks ile ince ve kalın bağırsakların göğüs boşluğunda yer alması vakayı oldukça riskli hale getiriyordu. Bu operasyon Mardin’de ilk kez gerçekleştirildi" diye konuştu. Tedavi sürecinin multidisipliner şekilde yürütüldüğünü aktaran Azizoğlu, hastanın 57 günlük ve 4 kilogram ağırlığında olduğunu belirterek, "Oksijen ihtiyacı bulunmuyor ve tamamen anne sütüyle besleniyor. Yapılan tetkiklerde beyin dahil herhangi ciddi bir hasar tespit edilmedi. Bu bizim için sevindirici ve gurur verici bir durum" ifadelerini kullandı. Yenidoğan uzmanı Muhammet Hocaoğlu da vakanın en önemli özelliğinin diyafragma hernisinin sağ tarafta görülmesi olduğunu dile getirdi. Bu durumun hastalığı daha da nadir hale getirdiğini belirten Hocaoğlu, "Göğüs boşluğuna yerleşen organ miktarı arttıkça ölüm riski de artmaktadır. Bizim hastamızda ince ve kalın bağırsakların yanı sıra karaciğer de sağ toraks içinde yer alıyordu. Bu nedenle süreçte ciddi problemler yaşadık’’ dedi. Ameliyat öncesi ve sonrasında pulmoner hipertansiyonla mücadele ettiklerini ve uzun süre nitrik oksit tedavisi uyguladıklarını anlatan Hocaoğlu, bağırsak iskemisi ile de karşılaştıklarını kaydetti. Beslenme sürecinin kademeli ilerlediğini ifade eden Hocaoğlu, "Yaklaşık 50 gün boyunca oksijen desteği aldı. Bugün ise oksijen ihtiyacı olmadan, kilosunu neredeyse iki katına çıkarmış şekilde sağlıklı olarak taburcu ediliyor. Bu durum Mardin için önemli bir gelişme" şeklinde konuştu.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 15:09
Van’da optisyenlerden sahte güneş gözlüğü uyarısı
Van’da havaların ısınmasıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımı artarken, optisyenler ise vatandaşları uyararak bijuteri ve sokak tezgâhlarında satılan sahte ürünlerin göz sağlığında kalıcı hasarlara yol açabileceğini söyledi. Kentte havaların ısınmasıyla birlikte artış gösteren güneş gözlüğü kullanımı, merdiven altı ürün tehlikesini de beraberinde getirdi. Sektör temsilcileri, bijuteri ve sokak tezgahlarında satılan kalitesiz gözlüklerin göz sağlığını korumak yerine kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Yeni sezon hazırlıklarının tamamlandığı kentte, optik mağazalarında yoğunluk yaşanırken uzmanlar, vatandaşların bilinçsiz seçimlerden kaçınması gerektiğini vurguladı. Özellikle Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ve camları işlevsiz ürünlerin uzun vadede ciddi göz kusurlarına zemin hazırladığına dikkat çekildi. "Güneş gözlüğü, gözü zararlı ışınlardan korur" İHA muhabirine konuşan Optisyen Uğur Özbek, güneş gözlüğünün sadece bir aksesuar olmadığını, bir sağlık gereci olduğunu belirtti. Yeni sezonla ilgili tüm hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Optisyen Özbek, "Şu an yeni sezonla ilgili süreç başladı ve ürünlerimizin tamamı dizildi. Stoklarımızı hazırladık; gelen misafirlerimize ve hastalarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yeni sezonda öncelikle kaliteli, markalı ve Sağlık Bakanlığı onaylı ürünlerin kullanılmasını öneriyoruz. Bu sezon özellikle bu hususlara dikkat edilmesi gerekiyor. Güneş gözlüğü, gözü zararlı UV ışınlarından korur. Bu nedenle başta uzun yol şoförlerimiz olmak üzere; çocuklardan yetişkinlere, tüm gençlerimize ve her yaş grubuna güneş gözlüğü kullanmasını tavsiye ediyoruz. Güneş gözlüğü alırken ürünün orijinalliğine ve camların UV koruma özelliğine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. "Tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır" İşportada veya kozmetik mağazalarında satılan gözlüklerin göz sağlığı için büyük risk taşıdığını dile getiren Özbek, "Gözlük alırken tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır. Kozmetik mağazası gibi yerlerde satılan ürünler orijinal değildir; bunların hiçbir koruyucu özelliği bulunmadığı gibi garantileri de yoktur. Camları işlevsiz olan bu basit gözlükleri kesinlikle önermiyoruz. Göz sağlığı için gözlüğün mutlaka bir optisyenden, profesyonel bir optik mağazasından alınması gerekmektedir" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 10:38
Erzurum’da 261 işletmeye denetim
2
26 Nisan 2026 Pazar- 12:32
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı
3
27 Nisan 2026 Pazartesi- 11:10
Uzmanlar uyarıyor: "PCOS hastası çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"
4
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
5
26 Nisan 2026 Pazar- 11:45
Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı
19 Eylül 2025 Cuma - 12:24
Manisa’da 8 Hasta ERCP yöntemiyle sağlığına kavuştu
Manisa Şehir Hastanesi’nde ileri endoskopik işlemler arasında yer alan Endoskopik Retrograd Kolanjiyopankreatografi (ERCP) uygulamalarına başlandı. 26 Ağustos tarihinde hizmete giren ERCP ünitesinde bugüne kadar 8 hastaya işlem başarıyla gerçekleştirildi. Hastanede görev yapan Gastroenteroloji uzmanlarının gerçekleştirdiği vakalarla birlikte, Manisa Şehir Hastanesi bölgesinde safra yolları ve pankreas hastalıklarının tanı ve tedavisinde önemli bir merkez haline geldi. Endoskopik Retrograd Kolanjiyopankreatografi (ERCP) uygulamalarına ilişkin bilgi veren Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Durmuş Levent Güler, işlemin genellikle safra yolları ve safra yolu hastalıklarında kullanıldığını söyledi. Dr. Güler, özellikle acil başvuran hastaların yaşamında bu uygulamanın kritik bir öneme sahip olduğunu belirterek, "Konjonktif/sepsis ön tanısı ile başvuran bir hastamız hipotansif, enfeksiyon parametreleri (CRP vb.) yüksek ve kolestatik enzimleri belirgin artmıştı. Başarıyla endoskopik girişim yaparak stent uyguladık. Gerekli tedavi ve önerilerle hastamızı taburcu ettik, takiplere çağırdık" dedi. Dr. Güler, hastaların şikayetlerinin çoğunlukla karın ağrısı, sararma ile birlikte idrar ve dışkı renginde açılma şeklinde başladığını ifade ederek, bu belirtilerin tedavi edilmediği takdirde 2-3 gün içinde hızla kötüleşebildiğine dikkat çekti. İşlem öncesinde hastalara yatış verilerek damar yolundan sıvı tedavisi uygulandığını, gerektiğinde antibiyoterapi başlandığını ve tanı/tedavi planını netleştirmek için MR kolanjiyografi kullanıldığını aktaran Güler, uygulamanın anestezi ekibi, röntgen teknisyenleri ve gastroenteroloji ekibi ile birlikte multidisipliner bir anlayışla gerçekleştirildiğini vurguladı. Ortalama sürenin yarım saat civarında olduğunu, işlem sırasında kolanjiografi, gerekirse stent uygulaması, biyopsi ve görüntüleme yapıldığını da ekledi. Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Çalık ise safra yollarında taş tespit edilen hastalarda taşın tekrarlama riskinin bulunduğunu belirterek, "Özellikle safra kesesinde taş varsa hastalara çoğunlukla kolesistektomi (safra kesesinin alınması) öneriyoruz. Ancak bu durumun tekrarı engellemek için kesin bir garanti sağlamadığını unutmamak gerekir. Düzenli kontroller bu açıdan büyük önem taşıyor" diye konuştu. Hasta ve hasta yakınları uygulamadan memnun Hastalar ve hasta yakınları da uygulamadan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Tedavi gören Nurşen Şenli, "Allah’a şükür şu anda hiçbir ağrım yok" dedi. Yakını Seyit Ali Şenli ise, "Burası gerçekten çok güzel bir hastane. Acilden itibaren tüm ekip çok ilgiliydi, hepsine teşekkür ederiz" ifadelerini kullandı. Manisa Şehir Hastanesi Gastroenteroloji ekibi, vakaların erken tanı, hızlı stabilizasyon ve çok disiplinli bir yaklaşımla ele alınmasının hasta sonuçları açısından belirleyici olduğunu vurguladı. ERCP uygulamaları Manisa Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Uzman Hekimleri Uzm. Dr. Durmuş Levent Güler, Uzm. Dr. Cihan Özentürk ve Uzm. Dr. Yusuf Çalık tarafından gerçekleştiriliyor.
19 Eylül 2025 Cuma - 11:41
Çağan için milli formasını bağışladı...1 milyon liradan açık artırmaya çıktı
SMA Tip-1 hastalığı ile mücadele eden 4 aylık Çağan Ata Taran’ın tedavi süreci için Milli basketbolcu Alperen Şengün, Milli Takım oyuncularının tamamının imzasını taşıyan formasını hediye etti. Forma Bursaspor Basketbol aracılığıyla 1 milyon liradan açık artırmaya çıkarıldı. SMA Tip-1 hastalığı ile mücadele eden 4 aylık Çağan Ata Taran’ın sağlığına kavuşması için devam eden destek çağrılarına sessiz kalmayan Milli Basketbolcu Alperen Şengün, imzalı formasını hediye etti. Milli takım oyuncularının tamamının imzasının bulunduğu forma, Bursaspor Basketbol aracılığıyla 1 milyon liradan açık artırmaya çıkarıldı. Bursaspor Basketbol’dan yapılan açıklamada, Alperen Şengün’ün forması için açık artırmanın 1 milyon lira alt limit ile başladığı ve en yüksek teklifi veren kişiye teslim edileceği belirtildi. "Her şey Çağan Ata’nın iyileşmesi için" mesajıyla duyurulan kampanya, ilgi gördü.
19 Eylül 2025 Cuma - 11:39
Ani omuz hareketleri kalıcı hasara yol açabiliyor
Ani hareketler sonucu ortaya çıkan omuz yırtıkları hakkında önemli açıklamalarda bulunan Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, "Aniden yapılan omuz hareketleri zaman içerisinde büyüyerek problemlere sebep oluyor. Bu durumda ağrı olduğunda hafife almayıp, en kısa zamanda muayene olmalısınız" dedi. Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Özüm Cem Aslan, son zamanlarda artan vakalardan biri olan omuz yırtıkları hakkında açıklamalarda bulundu. Özellikle 40-45 yaşın üzerinde daha sık yaşanıldığını belirten Op. Dr. Aslan, gece veya normal hayatta omuzda oluşan ağrıları hafife alınmaması gerektiğini ve en kısa sürede muayene olunmasını dile getirdi. Omuz hareketleri ile ilgili iş yapan insanlarda daha fazla görüldüğünü belirten Op. Dr. Aslan, "Omuz yırtıkları son zamanlarda artan bir vaka haline geldi. Özellikle 40-45 yaşın üzerinde ve gece ağrısının daha ön planda olduğu ve omuz hareketleri ile ilgili iş yapan insanlarda daha fazla gördüğümüz bir problem. Dizdeki kireçlenme, daralma gibi fizyolojik yapısal bir durum. Bu yapısal süreç içerisinde bizim omuzlarımız daralıyor ve kireçlenme oluyor. Kireçlenmenin sonucunda omuzda adale yırtıkları, kas yırtıkları, tendon yırtıkları gibi sorunlar görebiliyoruz" ifadelerini kullandı. "Aniden yapılan hareketler belli bir zamandan sonra büyüyebiliyor" Değerlendirmelerin ardından tedavilerin yapıldığını belirten Op. Dr. Aslan, "Omuz yırtıkları ile ilgili çok fazla tedavi yöntemi var. Bunun için iyi bir doktor muayenesi ve akabinde emarla bir değerlendirme yapılması yapılması gerekiyor. Değerlendirme sonrasında da omuz tendonlarında yine dizdeki ameliyatlar gibi dikerek veya sadece fizik ve enjeksiyon tedavilerle muayene edebiliyoruz. Yırtıkların genelliği baş üstü aktivitelerde yani örneğin, yukarıdan bir şey alıp indirmeye çalışırken veya bir şeyi çekerken aniden oluşabilen yırtıklar olduğu gibi zaman içerisinde olabilir. Biz emarda ve muayenede bu yırtıkların boyutunu değerlendiriyoruz. Eğer bu boyut gerçekten büyük bir aşamaya geldiyse ve tendonun büyük bir kısmında yırtık ve daralma varsa o zaman öncelikle kapalı ameliyatla girip değerlendiriyoruz. Enjeksiyon veya kök hücreleri tedavileri yapıyoruz eğer bundan bir gelişme görmezse hasta dikiş yöntemleri ile tedavisini yapıyoruz" diye konuştu.
19 Eylül 2025 Cuma - 11:35
Doğum iznine çıkmak isteyen başhemşirenin görevinden olduğu iddiası
Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde doğum iznine çıkmak isteyen Başhemşire Dilek Adıgüzel’in, isteği dışında başka bir birime gönderildiği iddia edildi. Adıgüzel’in yerine ise Hastanelerden Sorumlu Rektör Yardımcısı ve Doğu Pediatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Velat Şen tarafından derneğe sponsor olan bir mama şirketinin müdürünün eşinin atandığı ileri sürüldü. DÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhemşiresi Dilek Adıgüzel, doğum süresinin yaklaşması nedeni ile izne ayrılmak istedi. İzin talebini başhekimliğe ileten Adıgüzel, iddiaya göre görevden alınıp yerine başkasının alınacağı cevabını aldı. İddiaya göre 3 aylık doğum izni talebi karşılıksız kalan Adıgüzel, bu karardan sonra eğitim birimine geçmek zorunda kaldı. Hastanelerden Sorumlu Rektör Yardımcısı ve Doğu Pediatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Velat Şen’in derneğe sponsor olan bir mama şirketinin müdürünün eşi S.B.’yi başhemşire olarak atadığı ileri sürüldü. Rektörlükten konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Dicle Üniversitesi Hastanesi’nde uzun süredir büyük bir özveri ve gayretle başhemşirelik görevini yürüten Dilek Adıgüzel, gebelik süreci nedeniyle bu görevinden ayrılarak daha rahat bir pozisyonda çalışmak istediğini tarafımıza bildirmiştir. Bebek sahibi olmak, hem anne hem de çocuk için son derece kıymetli ve özveri gerektiren bir süreçtir. Özellikle doğum sonrası dönemde ilk iki yıl boyunca annelerin çocuklarına yoğun ilgi ve bakım göstermesi hem tıbbi hem de toplumsal bir gerekliliktir. Üniversitemiz yönetimi, bu hassas dönemde çalışanlarımızın aile yaşamına ve annelik sorumluluklarına destek olmayı kurum kültürümüzün temel bir parçası olarak görmektedir. Dicle Üniversitesi Hastanesi, 5 tane hastaneyi ve yüzlerce hemşireyi bünyesinde barındıran güçlü bir sağlık merkezidir. Bu nedenle hizmetlerimizin kesintisiz ve aynı yüksek kaliteyle devam etmesi için yeni bir başhemşire ataması planlanmaktadır. Böylece hem çalışanlarımızın aile hayatına duyduğumuz saygıyı gösteriyor hem de hasta ve yakınlarına sunulan sağlık hizmetlerinin aksamadan sürdürülmesini temin ediyoruz" denildi.
19 Eylül 2025 Cuma - 11:35
Epigenetik beslenme gen ifadesini şekillendiriyor
Epigenetik beslenme, hastalıkların önlenmesinden yaşlanmanın yavaşlatılmasına kadar pek çok alanda umut vadediyor. Beslenme alışkanlıklarının gen ifadesini şekillendirebildiğini hatırlatan Dyt. Burcu Sel, epigenetik beslenme hakkında bilgi verdi. Epigenetik, DNA dizisi değişmeden gen ifadesinde meydana gelen kalıcı ya da geçici değişiklikleri inceleyen bilim dalı olarak bilinirken; bazı mekanizmalar sayesinde genler açılıp kapanabiliyor. Örneğin, bir gen "kapalı" duruma geçtiğinde enzim ya da protein gibi o genin ürünü üretilmiyor. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Burcu Sel, epigenetik beslenmenin, genetik yapımızı değiştirmeden gen ifadesini (genlerin açılıp kapanmasını) etkileyen beslenme biçimlerini ifade ettiğini söyleyerek, "Yani, yediğimiz besinler, genlerimizin nasıl çalıştığını ve vücudumuzun nasıl tepki verdiğini etkileyebilir. Kötü beslenme sonucu kimyasal ve metabolik nedenli mutasyonlar ve modifikasyonlar genleri değiştirebilmektedir" dedi. Aşırı yağlı ve kalorili beslenme gen ifadesini değiştirebilir Aşırı yağlı, düşük proteinli, düşük kalorili veya aşırı kalorili beslenme tiplerinin gen ifadesindeki değişiklikleri tetikleyebildiğine değinen Dyt. Burcu Sel, "Bunun sonucunda metabolik hastalıklar diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, obezite, kanser vb. metabolizmada değişikler olabilmektedir. İyi beslenme epigenetik değişikliğe bağlı oluşan hastalıkların görülme oranını azaltabilir. Özellikle anne ve babanın beslenme durumu çocuklarda ileriki dönemlerde metabolik hastalıkların oluşumunda rol oynamaktadır. Anne adaylarının gebelikteki beslenme biçimi, çocuğun epigenetik profilini ve hatta yaşam boyu hastalık riskini etkileyebilir. Örneğin, gebelikte yeterli folat alınması, nöral tüp defekti riskini azaltır" şeklinde konuştu. Epigenetik beslenme kanser riskini azaltmada yardımcı Epigenetik beslenmenin faydalarını anlatan Dyt. Burcu Sel, "Bu beslenme türü, gen ifadesini korur, kanser ile metabolik hastalık riskini azaltır, nörolojik ve kardiyovasküler sağlığı destekler. Ayrıca yaşlanma karşıtı etkileri de vardır" ifadelerini kullandı. Bazı besinlerin, epigenetik mekanizmaları etkileyebileceğini kaydeden Dyt. Burcu Sel, epigenetik besinleri şöyle sıraladı: "Koyu yeşil yapraklı sebzelerle folik asit (B9-Folat) alın: Vücutta DNA sentezi, hücre bölünmesi ve kırmızı kan hücrelerinin oluşumu gibi hayati işlevlerde görev alır. Özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler başta olmak üzere birçok besinde doğal olarak bulunur. Veganların alması gereken takviye B12 (Kobalamin): Sinir sistemi sağlığı, kırmızı kan hücresi üretimi ve DNA sentezi için hayati öneme sahip bir vitamindir. B12 vitamini hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur. Bitkisel gıdalarda doğal olarak bulunmaz, bu yüzden vegan bireylerin takviye alması gerekir. Yumurtayla kolin desteği: Vitamin benzeri bir besin öğesi olarak sınıflandırılır. Her ne kadar bir vitamin olmasa da, B grubu vitaminlerle yakından ilişkilidir. Kolin; beyin, karaciğer ve kas sağlığı başta olmak üzere birçok sistemde görev alır. Yumurta, dana karaciğeri kolin içeriği yüksek olan besinlerdir. Turpgillerden sülforafan - Isotiyosiyanat takviyesi: Özellikle turpgiller familyasına ait sebzelerde bulunan, güçlü bir antioksidan ve fitokimyasal bileşiktir. DNA onarımı ve detoksifikasyonu destekler. En çok brokoli ve brokoli filizlerinde, orta düzeye lahana, brüksel lahanası ve turpta bulunur. Denizden gelen destek Omega-3 yağ asitleri (EPA-DHA-ALA): Anti-inflamatuar genleri aktive edebilir. Vücudun kendisi üretemediği için mutlaka dışarıdan alınması gereken çoklu doymamış yağ asitleridir. Özellikle kalp, beyin ve iltihap kontrolü açısından önemlidir. Balık, keten tohumu, ceviz, chia tohumu, semizotu omega 3 açısından zengin besinlerdir. Mor rengin gücü polifenollerde saklı: Gen ifadesini etkileyebilir. Bitkilerde doğal olarak bulunan ve insan sağlığı üzerinde birçok koruyucu etkiye sahip olan güçlü antioksidan bileşiklerdir. Yaban mersini, böğürtlen, çilek, ahududu, nar, özellikle siyah/kırmızı üzüm, mor soğan, yeşil çay, zerdeçal, kekik, soğuk sıkım zeytinyağı, fındık, badem, ceviz polifenollerden zengindir. Renk veren kurkumin ile antioksidan desteği: Zerdeçalın aktif bileşenidir ve ona sarı-turuncu rengini veren güçlü bir antioksidan ve anti-inflamatuar maddedir. Karabiber ve zeytinyağı, hindistancevizi yağı gibi sağlıklı yağlarla birlikte ile birlikte tüketmek emilimi arttırabilir. Yaşlanma karşıtı resveratrol: Bazı bitkilerde doğal olarak bulunan güçlü bir polifenol ve antioksidan bileşiktir. Yaşlanma karşıtı olabilir. Hücre düzeyinde "sirtuin" adı verilen uzun ömürle ilişkili proteinleri aktive edebilir. Mor ve kırmızı üzüm (çekirdekli tüketilmesi önerilir), yaban mersini, kızılcık, dut, böğürtlende bulunur. Meyve ve kuruyemişler ile elajik asit: Güçlü bir antioksidan olup bazı meyvelerde ve kuruyemişlerde doğal olarak bulunur. Hücreleri hasardan koruyarak kanser, iltihap ve yaşlanma gibi süreçlerde olumlu etkilere sahip olduğu düşünülmektedir. Ahududu ve böğürtlen gibi meyvelerde ve cevizde bulunur. Yaralar iyileşsin diyen çinko: Vücudumuzun düzgün çalışması için gereken temel minerallerden biridir. Bağışıklık sistemi, hücre onarımı, büyüme, yara iyileşmesi ve hormon dengesi gibi birçok hayati işlevde rol oynar. Sığır eti, kuzu eti, deniz ürünleri (özellikle istiridye), tavuk/hindi eti, yumurta sarısı, kabak çekirdeği, badem, ceviz çinko içeren besinlerdir. Somondan gelen antioksidan selenyum: Esansiyel mineraldir ve güçlü bir antioksidan görevi görür. Hücreleri serbest radikal hasarından korur ve birçok biyokimyasal süreçte rol oynar. Selenyum içeren besinler brezilya fıstığı, somon, uskumru, ton balığı, kırmızı et, tavuk, yumurta, sarımsak, tam tahıllı ürünlerdir. Vitamin E’yi unutmayın: Yağda çözünen güçlü bir antioksidan vitamindir ve vücudumuzdaki hücre zarlarını oksidatif hasardan korur. Cilt sağlığı, bağışıklık sistemi, kalp ve beyin fonksiyonları, göz sağlığı için önemlidir. Badem, fındık, avokado, ıspanak, brokoli, zeytinyağı E vitamini içeren besinlerdir."
19 Eylül 2025 Cuma - 10:56
Alzheimer hastalığında erken teşhis hayat kurtarıyor
Halk arasında bilinen adıyla bunama türü olan alzheimer hastalığı, 65 yaş üstü bireylerde en sık görülürken, özellikle 85 yaşından sonra daha yaygın hale geliyor. Araştırmalara göre, bu yaş grubunda hastalığın görülme oranı yüzde 40-50’lere kadar çıkabiliyor. Nilüfer Doruk Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Filiz Gözeten Yetiker, Alzheimer hastalığıyla ilgili önemli uyarılarda bulunarak erken teşhisin kritik rolüne dikkat çekti. Alzheimer’ın en önemli bulgusunun unutkanlık olduğunu vurgulayan Nöroloji Uzmanı Dr. Filiz Gözeten Yetiker, "Önceleri yakın geçmişe ait olayları unutan hastalar, ilerleyen dönemde geçmiş yaşantılarına dair hatıraları da hatırlamakta zorlanır. Bu durum, günlük yaşam aktivitelerini etkiler ve kişiyi zamanla başkalarının bakımına muhtaç hale getirir" dedi. Nöroloji Uzmanı Dr. Yetiker, hastalığın kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak erken tanı ve uygun ilaç tedavileriyle sürecin yavaşlatılabildiğini belirtirken, "Böylece hem hastaların yaşam kalitesi korunuyor hem de bakım verenlerin yükü hafifliyor" ifadelerini kullandı. "Yaşlılıkla Karıştırılmamalı" Unutkanlık ve hafıza problemlerinin yalnızca yaşlılıkla ilişkilendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Nilüfer Doruk Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Filiz Gözeten Yetiker, "Unutkanlık yaşlılığın doğal bir parçası gibi görülmemeli. Erken tanı hem hastalık sürecinde büyük fark oluturur hem de ailelerin yükünü hafifletir" diye konuştu. Nöroloji Uzmanı Dr. Filiz Gözeten Yetiker, yakın çevresinde unutkanlıkla ilgili sorun yaşayan yakınları olan kişileri uyararak, Alzheimer konusunda ihmalkar davranılmaması ve nöroloji polikliniklerine başvurmaları gerektiğini belirtti.
19 Eylül 2025 Cuma - 10:35
Dünya Alzheimer Günü’nde uzmanlardan uyarı: "Hastalık mutlaka ilerleyici seyir gösterir"
Dünya Alzheimer Günü kapsamında, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde görev yapan uzmanlar, hastalığın seyri ve hasta yakınlarının dikkat etmesi gereken noktalar hakkında açıklamalarda bulundu. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Nöroloji Bölümü’nde görev yapan Doç. Dr. Mustafa Ülker, " On senedir ağırlıklı olarak Alzheimer hastalarını değerlendiriyorum. Alzheimer hastalığı 75 yaş üzeri popülasyonda görülen, halk arasında bunama adını verdiğimiz zihinsel yeteneklerin ilerleyici kaybı ile karakterize bir tablo. Günümüzde özellikle 75 yaş üzeri popülasyonda sık karşılaştığımız bir durum" dedi. Ülker, hastalığın en önemli belirtisinin unutkanlık olduğuna dikkat çekerek, "Kişinin kendisindeki kayıpların farkında olmadığı bir durumla ortaya çıkıyor. Unutkanlıkların ana özelliği yakın bellek unutkanlıkları dediğimiz gün içerisinde kısa süre önce olmuş şeylerin unutulması şeklinde gerçekleşiyor. Kişi günlük yaşantısında yeni şeyleri aklında tutamadığı için ekseriyetle geçmişte yaşamaya başlıyor" ifadelerini kullandı. " Online olarak hastalara bağlanarak randevu alan hastalarla görüşebiliyoruz" Alzheimer’ın ilerleyici bir seyir izlediğini vurgulayan Ülker, "Eğer unutkanlıklar varsa ama hasta beş sene sonra da aynı seviyedeyse çok büyük ihtimalle Alzheimer değildir. Tanım itibarıyla mutlaka ilerliyor. Erken evrede başlanan tedavi hastaya epey zaman kazandırıyor. Hiç tedavi görmezseniz 5-6 sene içerisinde tamamen bağımlı hale gelecek bir iş haline gelirken, ilaçların zamanında başlanmasıyla bu süre 10-12 seneye çıkıyor" dedi. Doç. Dr. Ülker, hastalara online olarak da tedavi uygulanabildiğini söyleyerek, "Bu hastaların hastaneye randevu alıp gelmelerinde problem olabiliyor. Yaşlı hastalar evden çıkmak istemiyorlar, direnç gösteriyorlar. Kendilerindeki unutkanlığın ve hastalığın farkında da olmadıkları için genelde neden geldiklerini bilmedikleri için direnç gösteriyorlar. Çoğu yaşlı hasta yürüyemiyor, bazılarında başka problemler sebebiyle arabaya binmek bile sorun olabiliyor. Biz bu hastalar için aynı zamanda hastanemizde uzaktan değerlendirme yöntemiyle yani online olarak hastalara bağlanarak randevu alan hastalarla görüşebiliyoruz. Bu hastalarda önemli olan şey zihinsel muayene, yani bizim bilişsel muayene dediğimiz şey olduğu için hastaya dokunmak şart değil. Nörolojik aşamada sadece hastanın kooperatif bilişsel fonksiyonları değerlendirmekte sınırlı kalıyor, bunu online yöntemle yapabiliyoruz. Bu uygulamaya bu yaz başladık. Dolayısıyla hastanın buraya gelmesine gerek kalmadan konuşabilecek durumda olan ya da en azından ne yaptığının farkında olabilecek durumda olan hastalar için geçerli. Onlarla konuşarak hastaların durumunu, evresini ve tedavisini düzenleyebiliyoruz" şeklinde konuştu. Psikiyatri Uzmanı Dr. Burak Amil ise Alzheimer’ın nörolojik bir hastalık olarak bilinmekle birlikte psikiyatrik yönü de olduğunu belirterek, "Bu hastalarda depresyon, anksiyete tablolarını sıklıkla görebiliyoruz. Kaygı, huzursuzluk, öfke kontrol problemleri, sinirlilik, tahammülsüzlük de karşımıza çıkan durumlar arasında olabiliyor. Bazen kişilik ve davranış değişiklikleri, halüsinasyonlar, şüphecilik de görülebiliyor" dedi. Alzheimer hastalarının stabil bir yaşam alanından olumlu etkilendiğini vurgulayan Amil, "Odanın çok değişmemesi ya da eşyaların düzeninin değişmemesi hastalığın seyrinde olumlu katkı yapabiliyor. Uyku düzenini sağlamak da psikiyatrik belirtilerin önlenmesinde ve şiddetinin azaltılmasında yardımcı olabiliyor" ifadelerini kullandı. Hasta yakınlarının da risk altında olduğunu hatırlatan Amil, "Alzheimer hastalarına bakım verenlerde tükenmişlik, yorgunluk, depresif duygudurum, huzursuzluk ve sosyal izolasyon görülebiliyor. Kendi ruhsal sağlıklarını ihmal etmemeleri, gerekirse psikiyatrik destek almaları oldukça önemli" diye konuştu. Uzmanlar, Alzheimer ile ilgili farkındalığın artması gerektiğini belirterek, erken teşhisin, düzenli tedavinin ve yaşam alanında yapılacak basit değişikliklerin hem hastalar hem de yakınları için büyük önem taşıdığını vurguladı.
19 Eylül 2025 Cuma - 10:24
Migrenle karıştırmayın, dişlerinizi gıcırdatıyor olabilirsiniz
Günümüzde çoğu insan stres kaynaklı çeşitli rahatsızlıklarla karşı karşıya kalabiliyor. Söz konusu rahatsızlıklar arasında en yaygın olarak gözlemlenen ise kişilerin geceleri dişlerini gıcırdatması oluyor. Diş sıkma probleminin sessiz ilerlediğini, çoğu kişinin diş muayenesi sırasında yaşadığı sorunu öğrendiğini aktaran Dt. Özlem Özhan Yatar, baş ve boyun bölgesinde diş sıkmadan kaynaklı oluşan ağrının, migrenle karıştırılabildiğini söyledi. Medicana International İzmir Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Özlem Özhan Yatar, diş sıkmanın migrenin neden olduğu baş ve yüz ağrılarına yol açabileceğini belirterek tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Diş sıkma problemi yaşayan birçok kişinin, yaşadığı durumun farkında olmadığını söyleyen Dt. Özlem Özhan Yatar, hastaların genellikle diş ağrısı şikâyetiyle geldiğini ifade etti. Muayene sırasında diş gıcırdatmanın belirtilerinin net olarak görüldüğünü vurgulayan Dt. Özlem Özhan Yatar, "Hastanın çene kaslarında, eklemlerde, ağız içinde ve hatta dilinde dahi bu durumun izleri görülebiliyor. Özellikle dil ve yanak içindeki izler, dişlerde aşınmalar diş sıkma problemi yaşayanlarda gözlemlenen en belirgin durumlar olarak karşımıza çıkıyor" dedi. Baş ve boyun ağrısı migrenle karıştırılıyor Diş sıkmanın en önemli belirtilerinden birinin sabahları ortaya çıkan baş, boyun ve çene ağrıları olduğuna dikkat çeken Dt. Özlem Özhan Yatar, "Bu ağrı bazen şakaklara, bazen enseye doğru yayılıyor. Çoğu hasta bu durumu migrenle karıştırıyor. Oysa ağrı, diş sıkma ve çiğneme kaslarının zorlanmasından kaynaklanıyor" diye konuştu. Diş sıkmanın, alt ve üst çeneyi birbirine bağlayan masseter kasını etkilediğini belirten Dt. Özlem Özhan Yatar, "Dişleri sıktığınızda masseter kasının boyu kısalır. Bu durum devam ettikçe çene ekleminde yük artar ve eklem pozisyonu bozulur. Böylece ağrı kısır döngü haline gelir" açıklamasını yaptı. Splint tedavisi ile kas eğitimi Diş sıkma tedavisinde eklem splintlerinin etkili bir yöntem olduğunu aktaran Dt. Özlem Özhan Yatar, bu araçların gece boyunca kullanıldığını ve ortalama üç ay süren bir tedaviyle kasın yeniden eğitildiğini belirtti. Dt. Özlem Özhan Yatar, şu ifadeleri kullandı: "Bu yöntem bir nevi fizik tedavi gibi. Kasın kısalmış boyunu uzatarak çeneyi doğru pozisyona getirir. Genellikle üç ay gibi bir sürede hastaların ağrı şikayeti kalmaz. Öte yandan bazı hastalar botoksu tercih edebilir. Ancak bu geçici bir çözüm sağlar. Botoks, yalnızca akut dönemde, çok şiddetli ağrılar olduğunda kısa süreli rahatlama için tercih edilmelidir. Kronikleşmiş diş sıkma sorununda botoks, kalıcı tedavi yöntemi değildir. Kalıcı çözüm, splint tedavisidir." Hastaya özel hazırlanan splintlerin bakımına da değinen Dt. Özlem Özhan Yatar, plakların ayrı bir fırçayla temizlenmesi gerektiğini, bakteri oluşumunu önlemek için özel solüsyonlardan da faydalanılabileceğini dile getirdi.
19 Eylül 2025 Cuma - 10:04
Dünya Alzheimer Günü’nde uzmanlardan uyarı: "Hastalık mutlaka ilerleyici seyir gösterir"
Dünya Alzheimer Günü kapsamında, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde görev yapan uzmanlar, hastalığın seyri ve hasta yakınlarının dikkat etmesi gereken noktalar hakkında açıklamalarda bulundu. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Nöroloji Bölümü’nde görev yapan Doç. Dr. Mustafa Ülker, " On senedir ağırlıklı olarak Alzheimer hastalarını değerlendiriyorum. Alzheimer hastalığı 75 yaş üzeri popülasyonda görülen, halk arasında bunama adını verdiğimiz zihinsel yeteneklerin ilerleyici kaybı ile karakterize bir tablo. Günümüzde özellikle 75 yaş üzeri popülasyonda sık karşılaştığımız bir durum" dedi. Ülker, hastalığın en önemli belirtisinin unutkanlık olduğuna dikkat çekerek, "Kişinin kendisindeki kayıpların farkında olmadığı bir durumla ortaya çıkıyor. Unutkanlıkların ana özelliği yakın bellek unutkanlıkları dediğimiz gün içerisinde kısa süre önce olmuş şeylerin unutulması şeklinde gerçekleşiyor. Kişi günlük yaşantısında yeni şeyleri aklında tutamadığı için ekseriyetle geçmişte yaşamaya başlıyor" ifadelerini kullandı. " Online olarak hastalara bağlanarak randevu alan hastalarla görüşebiliyoruz " Alzheimer’ın ilerleyici bir seyir izlediğini vurgulayan Ülker, "Eğer unutkanlıklar varsa ama hasta beş sene sonra da aynı seviyedeyse çok büyük ihtimalle Alzheimer değildir. Tanım itibarıyla mutlaka ilerliyor. Erken evrede başlanan tedavi hastaya epey zaman kazandırıyor. Hiç tedavi görmezseniz 5-6 sene içerisinde tamamen bağımlı hale gelecek bir iş haline gelirken, ilaçların zamanında başlanmasıyla bu süre 10-12 seneye çıkıyor" dedi. Doç. Dr. Ülker, hastalara online olarak da tedavi uygulanabildiğini söyleyerek, "Bu hastaların hastaneye randevu alıp gelmelerinde problem olabiliyor. Yaşlı hastalar evden çıkmak istemiyorlar, direnç gösteriyorlar. Kendilerindeki unutkanlığın ve hastalığın farkında da olmadıkları için genelde neden geldiklerini bilmedikleri için direnç gösteriyorlar. Çoğu yaşlı hasta yürüyemiyor, bazılarında başka problemler sebebiyle arabaya binmek bile sorun olabiliyor. Biz bu hastalar için aynı zamanda hastanemizde uzaktan değerlendirme yöntemiyle yani online olarak hastalara bağlanarak randevu alan hastalarla görüşebiliyoruz. Bu hastalarda önemli olan şey zihinsel muayene, yani bizim bilişsel muayene dediğimiz şey olduğu için hastaya dokunmak şart değil. Nörolojik aşamada sadece hastanın kooperatif bilişsel fonksiyonları değerlendirmekte sınırlı kalıyor, bunu online yöntemle yapabiliyoruz. Bu uygulamaya bu yaz başladık. Dolayısıyla hastanın buraya gelmesine gerek kalmadan konuşabilecek durumda olan ya da en azından ne yaptığının farkında olabilecek durumda olan hastalar için geçerli. Onlarla konuşarak hastaların durumunu, evresini ve tedavisini düzenleyebiliyoruz" şeklinde konuştu. Psikiyatri Uzmanı Dr. Burak Amil ise Alzheimer’ın nörolojik bir hastalık olarak bilinmekle birlikte psikiyatrik yönü de olduğunu belirterek, "Bu hastalarda depresyon, anksiyete tablolarını sıklıkla görebiliyoruz. Kaygı, huzursuzluk, öfke kontrol problemleri, sinirlilik, tahammülsüzlük de karşımıza çıkan durumlar arasında olabiliyor. Bazen kişilik ve davranış değişiklikleri, halüsinasyonlar, şüphecilik de görülebiliyor" dedi. Alzheimer hastalarının stabil bir yaşam alanından olumlu etkilendiğini vurgulayan Amil, "Odanın çok değişmemesi ya da eşyaların düzeninin değişmemesi hastalığın seyrinde olumlu katkı yapabiliyor. Uyku düzenini sağlamak da psikiyatrik belirtilerin önlenmesinde ve şiddetinin azaltılmasında yardımcı olabiliyor" ifadelerini kullandı. Hasta yakınlarının da risk altında olduğunu hatırlatan Amil, "Alzheimer hastalarına bakım verenlerde tükenmişlik, yorgunluk, depresif duygudurum, huzursuzluk ve sosyal izolasyon görülebiliyor. Kendi ruhsal sağlıklarını ihmal etmemeleri, gerekirse psikiyatrik destek almaları oldukça önemli" diye konuştu. Uzmanlar, Alzheimer ile ilgili farkındalığın artması gerektiğini belirterek, erken teşhisin, düzenli tedavinin ve yaşam alanında yapılacak basit değişikliklerin hem hastalar hem de yakınları için büyük önem taşıdığını vurguladı. (SBK-
19 Eylül 2025 Cuma - 09:59
Kan sulandırıcı ilaçlarda doktor kontrolü uyarısı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi ve Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Remzi Sarıkaya, kan sulandırıcı ilaçların bilinçsiz kullanımının ciddi tehlike oluşturduğunu söyledi.
19 Eylül 2025 Cuma - 09:42
Ağrı’da genç kadının midesinden endoskopiyle iki kalem çıkarıldı
Ağrı'da OKB rahatsızlığı olan genç kadın, kalem yutma şikayetiyle hastaneye kaldırıldı. Yapılan endoskopi işleminde kadının midesinden biri kurşun, diğeri tükenmez olmak üzere iki kalem çıkarıldı.
19 Eylül 2025 Cuma - 09:26
Su ihtiyacını asitli içeceklerden karşılamak sindirim sorunlarına yol açıyor
Yaz sıcaklarında sıvı ihtiyacının asitli içeceklerden karşılanmasını kesinlikle önermediklerini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, "Asitli içecekler mide asiditesini bozarak sindirim sorunlarına yol açar ve suya olan ihtiyacımızı daha da artırır" dedi. Sıcak havalarda terleme ile artan sıvı kaybının mutlaka yerine konulması gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, günlük ortalama 2-2,5 litre su tüketilmesinin vücudun dengesi, organ sağlığı ve sindirim sistemi için hayati rol oynadığını vurguluyor.Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz açıklamada bulundu. "Su kaybı vücut için alarm" Su kaybının vücuda geri alınmaması halinde ciddi hastalıklara yol açabileceğine değinen Diyetisyen Gündüz, "Sıcak havalarda daha çok terleriz ve terledikçe vücudumuzun su ihtiyacı artar. Bu su kayıpları aslında vücudumuz için alarm niteliğindedir. Yeterli miktarda su içilmediğinde baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu gibi problemler yaşanabilir. Eğer sıvı kaybı önlenmezse bu basit semptomlar daha ciddi sağlık sorunlarına dönüşebilir. Böbrek ve kalp rahatsızlıklarının yanı sıra sindirim problemleri de ortaya çıkabilir"diye konuştu. "Asitli içecekler çözüm değil" Toplumda birçok kişinin sıvı ihtiyacını asitli içeceklerle karşılamaya çalıştığını aktaran Gündüz, "Biz beslenme uzmanları bu içecekleri kesinlikle önermiyoruz. Çünkü asitli içecekler mide asiditesini bozarak sindirim sorunlarına yol açar ve suya olan ihtiyacımızı daha da artırır. Ayrıca yüksek kalori ve karbonhidrat içeriği kilo sorunlarına sebep olabilir" şeklinde konuştu. "Günlük su miktarı artmalı" Günlük su tüketimi hakkında da bilgi veren Gündüz, "Günde ortalama 2-2,5 litre su içmeliyiz. Özellikle sıcak bölgelerde bu miktar daha da artmalı. Eğer kişiler günlük çok fazla kahve, çay gibi içecek tüketiyorsa aldıkları su miktarını da artırmaları gerekir. Suya limon, elma, tarçın ve nane yaprakları ekleyerek tüketimi daha keyifli hale getirebiliriz" diyerek sözlerini tamamladı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder