Son Dakika
|
Azerbaycan, İran'daki tüm diplomatik personelini geri çekiyor
Bekayi: "Saldırılarda bir başka ilkokul daha hedef alındı"
İran, Kuveyt'te ABD üssünü hedef aldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İtalya Başbakanı Meloni ile telefonda görüştü
Savaş sonrası İranlılar ülkelerine dönüyor
FETÖ firarisi Şadan Sakınan’ın ifadesi ortaya çıktı!
İran, Bahreyn'de otel ve 2 konutu hedef aldı
Bakan Gürlek'ten 'Umut Hakkı' açıklaması!
İran, Tel Aviv'i vurdu
İran Dışişleri Sözcüsü Bekayi: "ABD ve İsrail, sivil bölgeleri kasten hedef alıyor"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
İran Devrim Muhafızları, IKBY ve Kuveyt’e yönelik saldırı görüntülerini paylaştı
Merz:" İran’da sonsuz bir savaş çıkarımıza değil"
Trump: "İran ile şartsız teslimiyet dışında hiçbir anlaşma yapılmayacak"
Serdal Adalı: "Camiamıza derbi zaferi yaşatmak istiyoruz"
Azerbaycan, İran'daki tüm diplomatik personelini geri çekiyor
İran, Kuveyt'te ABD üssünü hedef aldı
Savaş sonrası İranlılar ülkelerine dönüyor
SAĞLIK
Karapınar’da yeni aile sağlığı merkezinin protokolü imzalandı
06 Mart 2026 Cuma - 17:37:48
Konya’nın Karapınar ilçesine bağlı Yeşilyurt Mahallesinde yapılacak olan yeni aile sağlığı merkezinin protokolü imzalandı. Yeşilyurt Mahallesi, önemli bir sağlık yatırımına kavuşuyor. Hayırsever vatandaş Mehmet Tekincan’ın katkılarıyla Yeşilyurt Mahallesi’nde inşa edilecek olan Mehmet ve Adalet Tekincan Aile Sağlığı Merkezi için Konya’da protokol imzalandı. Protokol imza törenine Konya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz, Karapınar Belediye Başkanı İbrahim Önal, AK Parti İlçe Başkanı Ahmet Ersoy, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Hazım Uğur, İlçe Devlet Hastanesi Başhekimi Oğuzhan Pekince ve hayırsever Mehmet Tekincan katıldı. Aile sağlığı merkezinin Yeşilyurt Mahallesi’nde sağlık hizmetleri konusunda önemli bir katkı sağlayacağına vurgu yapan yetkililer, hayırlı olmasını diledi.
06 Mart 2026 Cuma - 17:04
Bağımlılık ‘bir kereden bir şey olmaz’ ile başlıyor
Yeşilay Haftası kapsamında Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde düzenlenen etkinlikte uzmanlar, bağımlılığın beyindeki etkilerini ve toplumsal sonuçlarını anlattı. Konuşmacılar, "bir kereden bir şey olmaz" düşüncesiyle başlayan sürecin zamanla ciddi bağımlılıklara dönüşebildiğini belirterek, bu mücadelede ilk adımın sigaradan uzak durmak ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını artırmak olduğunu vurguladı. Sağlıklı Yaşam İçin Bağımlılıkla Mücadelede Çok Boyutlu Yaklaşımlar etkinliği OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde düzenlendi. Etkinlik kapsamında bağımlılıkla mücadelenin bireysel ve toplumsal boyutları ele alındı. Bilim İletişim Ofisi tarafından organize edilen "Sağlıklı Yaşam İçin Bağımlılıkla Mücadelede Çok Boyutlu Yaklaşımlar" etkinliğinde konuşan OMÜ Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Alaattin Altın, "Bağımlılık yapan maddelerin ilk anda vermiş olduğu yalancı bir haz vardır. Bunun oluşturduğu bir algı var. Çevremizdeki insanlar bunu kullanıyor ve tavsiye ediyorsa biz de bu algıya kapılarak maalesef ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyerek o maddeyi kullanıyoruz. Bir kişi A maddesini ilk defa kullandığında örneğin 100 birim dopamin salınımı gerçekleşiyor. Kişi normal bir olayda mutlu olduğunda, örneğin dersten geçtiğinde ya da yemek yediğinde 5 birim dopamin salınımı oluyor ve tekrar sıfıra geri geliyor. Ancak kişi A maddesini kullandığında 100 birim salgılanıyor, daha sonra o sıfıra geri inemiyor. Artık eksiye düşüyor. Eksi 10’a düştüğünde anksiyete, kaygı, huzursuzluk ve yoksunluk sendromları ortaya çıkmaya başlıyor. Beyniniz size oyun oynamaya başlıyor ve ‘tekrar bu maddeyi kullanırsan bu hâlden kurtulursun’ diyor. Kişiler de o hâlden kurtulmak için tekrar kullanıyor. Ancak artık 100 birim salgılanmayacak. Eksi 10’da olduğu için 90 birim salgılanacak ve kişi bu sefer eksi 20’ye düşecek. Daha sonra o kişi o maddeden haz alamaz hâle geliyor. Haz alamadığı için maddenin dozunu artırmaya başlıyor. Sonra yine lezzet alamaz hâle gelince maddeyi değiştirmeye başlıyor. Bu süreçte en büyük sorun, bağımlının ‘ben bağımlıyım’ dememesidir. ‘Ben istesem bırakırım’ düşüncesi ortaya çıkıyor. Bu şekilde bağımlılık artarak devam ediyor. Öncelikli olarak mücadelemizi sigarayla vermemiz gerekiyor. Bunu üstüne basa basa söylüyorum. Bağımlılığa giden yollara baktığımızda en başta sigara geliyor. Bir kişi sigara içmeden kolay kolay diğer maddeleri kullanmaz. Sigara bu işin emekleme safhasıdır. Hayatımızda güzellikleri artırmamız lazım. Öncelikli olarak spor yapmamız gerekiyor" dedi. "Konuşmadığımız zaman, dokunmadığımız zaman bağımlılığımızın çok farkına varmıyoruz" Yeşilay Samsun Şubesi Başkanı Emre Güneş, "Durağan bir hayatımız varsa, bu durum ister istemez bizi teknolojiye itiyor. Hiç yoksa film izlerken bir şeyler atıştırıyoruz. Bu da sağlığımızı bozabiliyor. Samsun’da Yeşilay Spor Kulübü’nü kurduk. Çocukları, gençleri ve aileleri spora teşvik etmek için çalışmalar yürütüyoruz. Aslında konuşmadığımız ve dokunmadığımız zaman bağımlılığımızın çok farkına varmıyoruz. Bu noktada dikkat etmemiz gerekiyor. Sonrasında çok büyük zararlar verebiliyor. Örneğin Dubai çikolatası ilk çıktığında ‘Almamız lazım’ dedik. İlk defa yediğimizde çok büyük haz aldık. Ancak sonraki yemelerimizde o haz yok. İşte bağımlılık böyle bir şey" diye konuştu. Samsun Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Hasan Arslan ise öğrencilere bağımlılığın tehlikelerini ve özgür birey olmanın önemini anlattı. Gençlerin hayat hikâyelerini kendi ellerinde tutmaları gerektiğini belirten Arslan, bağımlılığın hem bireyleri hem de ailelerini etkilediğini vurguladı. Ayrıca narkotik maddelerin beyindeki etkilerini ve davranış kontrolünü nasıl bozduğunu örneklerle açıkladı. Arslan, kendi deneyimlerini de öğrencilerle paylaştı. Program kapsamında öğrenciler, narkotik arama köpeği Hector ile tanışma fırsatı da buldu. Etkinlik, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından sona erdi. Bilgilendirme stantları açıldı Öte yandan, OMÜ Bağımlılıkla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi, 1–7 Mart Yeşilay Haftası dolayısıyla Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü Halk Sağlığı Hemşireliği İntörn Uygulaması dersi alan öğrenciler ve Yeşilay Gönüllüleri ile birlikte üniversitenin çeşitli yerleşkelerinde bilgilendirme stantları açtı. Stantlarda bağımlılık konusu ele alındı. Dağıtılan materyaller ve yapılan bilgilendirmeler; tütün ve alkol bağımlılığı, madde bağımlılığı, teknoloji bağımlılığı ile kumar ve sanal kumar bağımlılığı konularını kapsayarak sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının kazandırılmasına yönelik farkındalık oluşturmayı amaçladı. Türkçe ve İngilizce hazırlanan broşürler aracılığıyla katılımcılara bilgilendirme yapılarak öğrencilerin soruları cevaplandırıldı. Etkinlik bağımlılıkla mücadele konusunda farkındalık oluşturulması hedefiyle tamamlandı.
06 Mart 2026 Cuma - 16:05
Bu hastanenin çalışanlarının yüzde 63’ü kadın
Samsun’da hizmet veren özel bir hastanenin çalışanlarının yüzde 63’ünü kadınlar oluşturuyor. Hastanede bu kapsamda kadınların emeklerini gösteren fotoğraf sergisi açıldı. Medicana International Samsun Hastanesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında "Kadın Cesarettir" temalı fotoğraf sergisi düzenledi. Hastanede çalışan kadınların fotoğraflarından oluşan serginin açılışı, Medicana International Samsun Hastanesi Genel Müdürü Güner Armutlu tarafından yapılırken, Armutlu ayrıca hastanede çalışan kadın personele günün anlam ve önemine ilişkin bileklik hediye etti. Sağlık sektöründe kadınların önemli bir rol üstlendiğini vurgulayan Güner Armutlu, sektörün insan hayatına doğrudan dokunan ve yoğun emek gerektiren alanlardan biri olduğunu söyledi. Armutlu, "Sağlık sektörü insanların en çok umut bağladığı alanlardan biridir. Bu alanda en büyük katkı ise kadınlara düşüyor. Hastanemizde 800 personel görev yapıyor ve bunların 503’ü kadınlardan oluşuyor. Aynı tablo grubumuz genelinde de geçerli. Medicana Sağlık Grubu bünyesinde yaklaşık 7 bin çalışan bulunuyor ve bunların yüzde 73’ü kadınlardan oluşuyor. Kadınların olduğu yerde emek, özveri ve çaba vardır. Bu da sağlık hizmetlerinde kaliteyi beraberinde getiriyor" dedi. Kadınların emeğinin ölçülmesinin mümkün olmadığını ifade eden Armutlu, sergiyle hastanede görev yapan kadınların emeklerine dikkat çekmek istediklerini belirterek tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Hastanenin lobisinde açılan fotoğraf sergisinin 5 gün boyunca ziyaret edilebileceği bildirildi.
06 Mart 2026 Cuma - 16:01
Medicana Hastanesi’nden menopoz farkındalığı etkinliği
Medicana Hastanesi’nden menopoz farkındalığı etkinliğinde konuşan Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Songül Turğut, "Menopoz döneminde östrojenin azalmasıyla birlikte beyin ve kalp damar sertliği meydana gelmektedir. Buna bağlı olarak inme ve kalp hastalığı, hipertansiyon gibi durumlar da ortaya çıkmaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri önerilebilir" dedi. Medicana Ankara Hastanesi tarafından menopoz konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti misyonu ile kurguladığı ‘Menopoz Wellness Proje Lansmanı’ gerçekleştirildi. Prpgram kapsamında düzenlenen ‘İsmini Vermek İstemeyen’ başlıklı söyleşide menopoz konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlayan kadınlarla birlikte sohbet ortamı oluşturuldu. Kadın sağlığı alanında uzman hekimlerin katılımıyla menopoz döneminde yaşanan fiziksel ve psikolojik değişimler ele alındı. Uzman doktorların, menopozun kadın yaşamının doğal bir evresi olduğunu belirterek bu süreçte doğru bilgilendirme ve düzenli sağlık kontrollerinin önemine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca menopoz döneminde görülebilecek belirtiler, hormon değişimlerinin etkileri, sağlıklı beslenme ve yaşam tarzının bu süreçteki rolü hakkında katılımcılara bilgi verildi. Katılımcılar, merak ettikleri soruları uzmanlara yöneltme fırsatı bulurken, alanında uzman doktorlar verdikleri cevaplarla birlikte kadınların menopoz sürecini daha sağlıklı ve bilinçli şekilde geçirmelerine katkı sağlamayı hedeflediklerini ifade etti. "Yaşam tarzı değişiklikleri önerilebilir" Menopoz döneminde yaşanan sıkıntılardan bahseden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Songül Turğut, bu belirtilerden en belirgin olanının kalp hastalığı olduğunu belirterek, "Menopoz döneminde östrojenin azalmasıyla birlikte sinir sisteminde östrojen reseptörlerinin azalmasına bağlı olarak bazı nörolojik bulgular ortaya çıkabiliyor. Bunlar; bilinçsel fonksiyonlarda bozulma, unutkanlık, beyin sisi dediğimiz durumlar. Menopoz döneminde östrojenin azalmasıyla birlikte beyin ve kalp damar sertliği meydana gelmektedir. Buna bağlı olarak inme ve kalp hastalığı, hipertansiyon gibi durumlar da ortaya çıkmaktadır. Yaşam tarzı değişiklikleri önerilebilir" cümlelerini kullandı. "Hayatınızda mutlaka hareket ve spor olmalı" Menopoz sürecinin kadınlar için var olan bir süreç olduğunu ve bu konuda farkındalık oluşturmak gerektiğinin altını çizen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. İrem Alyazıcı Küçükyıldız ise, "Menopoz sürecinin kadınlar için bir kabulleniş süreci olmasından çıkmasını ve bu konudaki farkındalıkların arttırılmasını önemsiyorum. Her kadının menopoz sürecinde aynı oranda desteğe ihtiyacı olmayabilir. Ancak bazen işler gerçekten rayından çıkıp çok zorlu, hayat kalitesini bozan noktalara ulaşabiliyor. Böyle durumlarda da mutlaka destek tedavi gerektiğini düşünüyorum. Bunun öncesinde iyi bir hayat için gerekli birçok şey var. Birincisi hayatınızda mutlaka hareket ve spor olmalı" diye konuştu. "Meme kanserlerinin büyük çoğunluğu menopoz sonrası oluşuyor" Kadınlarda meme sağlığının menopoz öncesi kadar menopoz sonrası da önemli olduğunu vurgulayan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Özerhan ise, "Meme sağlığı, menopoz öncesinde de önemli ama menopoz sonrasında daha önem arz ediyor. Çünkü meme kanserlerinin büyük çoğunluğu menopoz sonrası 50 ile 70 yaş arasında olmakta. Şöyle bir algı oluyor. Menopoz öncesinde 40’lı, 50’li yaşlarda yaptırılan tetkiklerde bir sıkıntı çıkmadığı gibi. Bundan sonra da çıkmayacakmış gibi bir yanlış bir algı var. Halbuki meme kanserlerinin önemli bir kısmı 50-70 yaş arasında daha fazla olmakta. Hem kendi kendine muayene, hem de hemen ardından yıllık yapılacak mamografi veya ultrasonografi muayenelerle bu süreç tamamlanmalı ve devam ettirilmelidir. Özellikle menopoz sonrasında memenin içerisindeki süt kanalcıkları azalmakla birlikte memenin içerisindeki yağ dokuları daha ön plana çıkmakta ve bu yağ dokuları da memenin iç mikro ortamında bir değişikli oluşturmakta ve meme kanserlerine yatkınlığı dolaylı olarak arttırmaktadır" şeklinde konuştu. "Beslenme çok önemli" Menopoz sürecinde yeterli ve dengeli beslenme kadar egzersizin de önemli bir yol olduğunu vurgulayan Fizik Tedavi ve Rehabilitisyon Uzmanı Prof. Dr. F. Figen Ayhan ise, "Osteoporoz, östrojen eksikliğine bağlı özellikle 45 yaşından önce menopoza girenlerde ve cerrahi menopoza girenlerde çok sık gördüğümüz bir durum. Biz Uluslararası Osteoporoz Vakfı’nın kurduktan sonra bu alanda daha çok hastamız oldu ve gördük ki gerçekten kırıkların büyük bir çoğunluğu aslında önlenebilir. Birincisi beslenme çok önemli. Kalsiyum, magnezyum ve D vitamini almak çok önemli. İkincisi de egzersiz çok önemli. Osteoporozun yanında sarkopeni dediğimiz kas kaybını da menopozdaki hastalarımız çok yaşıyor. Bu nedenle, biz hastalarımızın beslenmenin yanında haftada 150 dakika egzersiz yapmalarını istiyoruz. Bunun yanı sıra sigara ve alkol tüketimi gibi sağlıksız davranışların da önüne geçmemiz gerekiyor" ifadelerine yer verdi. Düzenlenen lansmana; Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Deniz Han Deniz, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. İrem Alyazıcı Küçükyıldız ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Emre Günakan, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Özerhan, Fizik Tedavi ve Rehabilitisyon Uzmanı Prof. Dr. F. Figen Ayhan ve Fizik Tedavi ve Rehabilitisyon Uzmanı Prof. Dr. Didem Sezgin Özcan, Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Songül Turğut, Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Şeyma Turinay, Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Sena Nur Doğan ve kadınlar katılım sağladı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
05 Mart 2026 Perşembe- 15:10
Erzurum Şehir Hastanesi’nde yeni dönem, başhekim değişti
2
05 Mart 2026 Perşembe- 13:45
Türkiye’de 4 merkezde var: Sanal anjiyografi yapabilen yapay zekalı tomografi Samsun’da
3
04 Mart 2026 Çarşamba- 15:17
"Obezite, kişinin yaşam kalitesini düşürüyor"
4
05 Mart 2026 Perşembe- 10:24
İftarda tüketilen şalgam, mideyi destekliyor
5
05 Mart 2026 Perşembe- 11:42
Uzmanı uyardı: "Dikkat edilmezse mide kanaması geçirebilirsiniz"
24 Şubat 2026 Salı - 11:20
Kemer Belediyesi’nden 2025’te 7 bin 938 vatandaşa sağlık desteği
Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, 2025 yılı içerisinde 7 bin 938 vatandaşa sağlık desteği sağladı. Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 2025 yılı sağlık hizmetleri verilerini paylaştı. Buna göre ekipler 2 bin 725 vatandaşın minibüsle, 275 vatandaşı da otomobille hastanelere ulaşımını sağladı. Toplam 98 vatandaşın da ambulansla hastaneye ücretsiz ulaşımını sağlayan ekipler, evde bakım hizmetleri kapsamında 571 vatandaşı evinde tıraş ederken, 471 vatandaşa pansuman ve enjeksiyon uyguladı. Bakıma muhtaç vatandaşların yanında olan ve olmaya devam eden belediye ekipleri, 65 vatandaşa hasta yatağı, 49 vatandaşa da tekerlekli sandalye temin etti. Bin 71 vatandaşa ücretsiz psikolojik destek hizmeti sağlanırken kasım ve aralık aylarında 201 vatandaşa diyetisyen hizmeti verildiKemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’nun sosyal sorumluluk projeleri arasında yer alan Mola Evi ise açıldığı günden bu yana vatandaşlardan tam not almaya devam ediyor. Engelli bireylere ve ailelerine yönelik ücretsiz hizmet veren Mola Evi’ni 2025 Aralık ayında toplam 50 engelli birey ziyaret etti. Her yıl geleneksel olarak sünnet şöleni de düzenleyen Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 68 çocuğun erkekliğe ilk adımı atmasını sağladı. Ramazan ayı dolayısıyla ihtiyaç sahibi vatandaşların da yanında olan Kemer Belediyesi 2 bin 115 vatandaşa ramazan kartı teslim edilirken, 179 vatandaşa da maddi yardım sağladı. "Bu yıl da aynı özveri ve azimle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz" Kemer Belediye Başkan Yardımcısı Semih Top yaptığı açıklamada, "2025 yılında sağlık işleri müdürlüğümüz sağlık konusunda bizden destek ve yardım isteyen tüm vatandaşlarımızın yanında oldu. Evde bakım hizmetlerimizin yanı sıra hastalarımızın hastanelere ulaşımları, maddi yardımlar, psikolog ile diyetisyen desteklerimiz ve diğer hizmetlerimizle her zaman sahada yer aldık. Geçen sene toplam sağlık konusunda 7 bin 938 vatandaşımızın yanında yer aldık. Bu yılda aynı özveri ve azimle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz" dedi.
24 Şubat 2026 Salı - 11:09
Uzmanından uyarı: "Melatonin dost mu, düşman mı"
Edirne Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, uykusuzluk yakınması olan ve bu amaçla özellikle en az son 1 yıldır düzenli melatonin kullanan bireylerde kullanmayanlara göre kalp yetmezliği görülme sıklığının daha yüksek olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Almanya’da gerçekleştirilen geniş çaplı bir araştırma, uyku düzenleyici olarak yaygın biçimde kullanılan melatonine ilişkin çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Yapılan araştırmaya göre, uzun süreli ve özellikle 1 yılın üzerindeki düzenli melatonin kullanımının kalp yetmezliği riskini yüzde 90’a kadar artırabileceği tespit edildi. Çalışmada ayrıca, melatonin kullanan grupta kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatış oranlarının da belirgin şekilde arttığına dikkat çekildi. Kamuoyunda "doğal" ve "zararsız" bir takviye olarak bilinen melatonine ilişkin bu veriler, özellikle kalp rahatsızlığı riski taşıyan bireyler açısından yeni bir tartışma başlattı. "130 bin kişilik veri analizi" Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, konuya ilişkin değerlendirmesinde melatoninin 1990’lı yıllardan bu yana bilimsel olarak yoğun şekilde araştırıldığını belirtti. Tıbbi literatürde melatoninle ilgili 35 binden fazla çalışma bulunduğunu ifade eden Öztürk, molekülün antioksidan ve yaşlanma etkilerini azaltma başta olmak üzere birçok olumlu yönünün ortaya konulduğunu söyledi. Birleşik Devletler’de yapılan geniş ölçekli bir analizde farklı bir tablo ile karşılaşıldığını aktaran Prof. Dr. Öztürk, "Uykusuzluk yakınması nedeniyle en az son 1 yıldır düzenli melatonin kullanan bireylerle kullanmayanlar karşılaştırıldı. Yaklaşık 130 bin hastanın verilerinin analiz edildiği bu çalışmada, melatonin kullanan grupta kalp yetmezliği görülme sıklığının daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Oldukça güçlü bir veri seti ancak kesitsel bir çalışma olduğu için neden-sonuç ilişkisi kuramayız" ifadelerine yer verdi. "Ölüm oranı 2 kat, hastaneye başvuru 3 kat fazla" Son 1 yıldır düzenli melatonin kullananlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranı kullanmayanlara kıyasla 2 kat daha fazla görüldüğünü belirten Prof. Dr. Öztürk, yeni kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye başvuru oranının ise yaklaşık 3 kat daha fazla olduğunu ifade etti. Melatonin grubunda kalp yetmezliği oranının yüzde 19 civarındayken, kullanmayan grupta bu oranın yüzde 6,5 seviyelerinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, bu sonuçların melatoninin son derece güvenli ve rahatlıkla kullanılabilir bir molekül olduğu yönündeki algıya gölge düşürdüğünü ifade etti. Melatoninin bazı ülkelerde reçeteye tabi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Öztürk, İngiltere’de bu uygulamanın geçerli olduğunu belirtti. Türkiye dahil birçok ülkede ise melatoninin reçetesiz temin edilebildiğine değinen Prof. Dr. Öztürk, "Böylece sırf yararlı etkileri göz önüne alınarak da herhangi bir hastalığı olmayan bireylerde doktor önerisi olmadan melatonin kullanımına yönelebiliyorlar. Bunun orta uzun vadede olumsuz etkilerinin olabileceği şüphesi var artık. Doktor kontrolü ve önerisi olmadan melatonin de olsa kullanmamakta yarar var. Melatoninin uzun dönem takibini gerektiren bir durumla karşı karşıya kaldık diyebiliriz" ifadelerine yer verdi.
24 Şubat 2026 Salı - 11:02
Uzmanlardan ’Çocuklarda makyaj’ uyarısı: "Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık"
Sosyal medyanın da etkisiyle çocukların çok küçük yaşlarda makyaj yapmaya başladığını ifade eden uzmanlar uyarıyor. Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Name Cemşitoğlu, "Çok küçük yaşlardaki hastalara bile artık muayene etmeden önce ’Makyajını temizler misin?’ dememiz gereken durumlar olabiliyor. Çok yoğun, çok kalın fondöten, maskara, ruj bunlar artık rutin, takma kirpikler, cilt bariyerini güçlendiren çeşitli cilt rutinleri yapmışlar. Cilt bakım ürünlerinde bazı kimyasal maddeler oluyor ki endokrin hormonu benzeri etki gösterip bir tık daha hormonal dengeyi de bozabildiğini ifade eden bilimsel çalışmalar da mevcut. Aileler, ’Yapma diyoruz, dinlemiyor, yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor. 5-6 yaşında çocuklarda bile ’Bu cilt rutinim, şu maskarayı kullanıyorum’ gibi videolar görmeye başladık. Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık" dedi. Sanal medya günümüzde etkisini giderek artırırken bu mecralarda yapılan paylaşımlar çok sayıda kişiyi etkiliyor. Uzmanlar, sosyal medyada oluşturulan güzellik algısının çocuk yaş grubunu da etkilediğini aktarırken bunlara özenen çocukların çok küçük yaşlarda kozmetik malzemelerle tanıştığına dikkat çekti. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, erken yaşlarda makyaj malzemesi kullanımının cilt bariyerinin zarar görmesine egzama, aşırı akne gibi birçok durumu oluşturabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. "Aileler, ’Yapma diyoruz, dinlemiyor, yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor" "Çok küçük yaşlardaki hastalara bile artık muayene etmeden önce ’Makyajını temizler misin, o şekilde muayene edelim’ dememiz gereken durumlar olabiliyor" diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Name Cemşitoğlu, "10 yaşta hatta daha bile küçük hastalarda makyaj kullanımı gözlemliyoruz. Hiçbir problem olmamasına rağmen çok yoğun, çok kalın fondöten kullanımı, maskara, ruj bunlar artık rutin. Bunları neredeyse herkeste görüyoruz. Takma kirpikler, cilt bariyerini güçlendiren çeşitli cilt rutini yapmışlar mesela onu danışmaya da geliyorlar. O şekilde çok hasta görüyoruz. Cilt bariyeri daha yeni oluşmaya başlıyor, cilt çok daha ince ve daha geçirgen oluyor, dolayısıyla da çok daha kolay reaksiyon verebiliyor. Aslında sosyal medyadan görüp ’Şu kişi, şu sosyal medya fenomeni bunu kullanmış, bende kullanmalıyım, şuna iyi geliyormuş’ gibi kullanılan ürünlerden sonra tam tersi belki kişinin cildine iritasyon, egzama yapıcı, enfeksiyon uyandırıcı şeyler olabiliyor. Temiz tutmak ve korumak en önemlisi ama tabi ki bir dermatoloji uzmanına danışarak yapmak gerekiyor. Aileler de danışıyor, en sık gördüğümüz 13-14 yaşlarında biraz daha artık yetişkinliğe yavaş yavaş adım atmaya başlayan, ergenliğe giren çocuklarda çok fazla makyaja bağlı sivilcelenme çok çok artıyor. Dolayısıyla da aile, ’Bunu nasıl engelleyebiliriz, biz çeşitli önerilerde bulunuyoruz, yapma diyoruz ama dinlemiyor, hocam yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor" dedi. "Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık" Uygunsuz kullanımların cilt bariyerine zarar verebileceğini aktaran Uzm. Dr. Cemşitoğlu, "Son zamanlarda özellikle çok küçük yaş grubunda 6-7 gibi ’Anne şu makyaj malzemesini istiyorum, şunu kullanabilir miyim?’ diye geliyor ki bu yaş grubunda birbirileriyle bir şey paylaşma çok fazla oluyor. Paylaştıklarında da enfeksiyon riski çok artıyor, ürün kişiye özeldir. Sivilcelenme, kontakt dermatit (Bir maddeyle doğrudan temas veya o maddeye karşı alerjik reaksiyon sonucu oluşan kaşıntılı bir döküntü olarak ifade ediliyor), egzama özellikle göz ve ağız çevresindeki egzama durumlarında deri daha kuru, kırışık, pul pul görünümle beraber daha yaşlı durabilecek görünüme sahip olabiliyor. Cilt bakım ürünlerinde bazı kimyasal maddeler oluyor ki bunlar endokrin hormonu benzeri etki gösterip bir tık daha hormonal dengeyi de bozabildiğini ifade eden bilimsel çalışmalar da mevcut. Neredeyse her çocuk hastamda karşılaşıyorum diyebilirim, yakın zamanda bir hastam kızını getirdi. Hafif sivilcelenmesi vardı, onun dışında çok fazla komedonu olduğunu gördük. Hiç ihtiyacı olmamasına rağmen çok yoğun, kalın yapılı bir fondöten kullanmaya başladıktan sonra başlamış. Annesi onun için getirmişti. Son zamanlarda çok küçük yaşta 5-6 yaşında çocuklarda bile belki de kabul görme, kabul edilme isteği dolayısıyla ‘Bu benim cilt rutinim, şu maskarayı kullanıyorum’ vs. gibi videolar görmeye başladık. Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık. Çocuklar bu tarz şeyleri devamlı yapmak istiyorlarsa bir dermatoloji uzmanı, gerekirse psikiyatri yardımı dahi olabilir çünkü gerçekten sosyal medya hayatımızı, psikolojimizi çok etkilemeye başladı. Çocukların zaten cilt bariyeri yeni yeni oluşuyor zaten temiz ve çoğunlukla sorunsuz bir ciltleri oluyor. Daha iyi olsun ya da görüneyim diye herhangi bir şey sürmenin pek bir anlamı olmadığını düşünüyorum çünkü zaten hepsinin cildi sağlıklı ve güzel ileride bunu arayacaklar" ifadelerini kullandı.
24 Şubat 2026 Salı - 10:48
Obeziteyle mücadelede hedef sadece kilo değil, metabolik denge
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde giderek artış gösteren obeziteye karşı uzmanlar, sadece diyet yapmanın yeterli olmadığına dikkat çekiyor. Obezite tedavisinde yalnızca kilo kaybına odaklanmanın yeterli olmadığına vurgu yapan Medicana Sağlık Grubu uzmanları, obeziteye karşı kalıcı başarı için metabolik ve hormonal dengenin sağlanması, organ sağlığının korunması ve yaşam tarzının sürdürülebilir şekilde değiştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Günümüz dünyasının en önemli halk sağlığı sorunlarından biri olan obezite, Türkiye’de de çocuk, ergen ve yetişkinlerde artış gösteriyor. Türkiye Obezite Araştırma Derneği verilerine göre; ülkede her 3 kişiden 1’nin obezitesi bulunuyor. Sadece fazla kilo ve estetik kaygıları değil, beraberinde insülin direnci, diyabet, kalp-damar hastalıkları, yağlı karaciğer, böbrek hasarı ve hormonal bozukluklar gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen obeziteye karşı Medicana International İzmir Hastanesi uzmanları, dikkat edilmesi gerekenleri paylaştı. Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Seda Uşarer ile Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, obezitenin yalnızca fazla yemekle değil, uzun süreli yanlış beslenme alışkanlıkları, hormonal dengesizlikler ve psikolojik faktörlerin birlikte etkisiyle gelişen kronik ve çok yönlü bir hastalık olduğuna dikkat çekti. Obezite çok yönlü bir hastalıktır Obezitenin vücutta metabolik değişimlere neden olan kronik bir hastalık olduğunun altını çizen Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Seda Uşarer, obezitenin beraberinde getirebileceği hastalıklara değindi. Dyt. Seda Uşarer, "Yüksek kalorili, şeker ve doymuş yağ içeriği fazla, liften fakir beslenme düzeni; insülin direnci, hormonal bozukluklar ve yağ dokusunda artışa yol açar. Zamanla bu durum tip 2 diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi, eklem problemleri ve bazı kanser türleri gibi birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırlar. Kalp-damar sistemi üzerinde büyük bir yük oluşturur. Yanlış beslenmeye bağlı yükselen kolesterol ve trigliserid seviyeleri damar sertliğini hızlandırarak kalp krizi riskini artırır. Karaciğerde ise yağlanma gelişebilir ve ilerleyen süreçte siroza kadar ilerleyebilir. Böbrekler açısından bakıldığında, fazla kilo böbreklerin filtrasyon yükünü artırarak kronik böbrek hastalığı riskini yükseltir. Bu nedenle obezite tedavisinde beslenme düzenlemesi yalnızca kilo değil, organ sağlığını korumak açısından da kritik önemdedir" mesajını verdi. Standart diyetlerin obezite tedavisinde çoğu zaman sürdürülebilir olmadığını söyleyen Dyt. Seda Uşarer, kişiye ve alışkanlıklarına özel hazırlanan diyet programlarının uzun vadede başarıyı artırabileceğini ifade etti. Amaç metabolik ve hormonal dengeyi sağlamak Medicana International İzmir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada da obezite tedavisinde sadece kilo vermenin yeterli olmadığını dile getirerek, sözlerine şöyle devam etti: "Kilo kaybı tedavinin temel hedefidir; ancak tek başına yeterli değildir. Amaç, metabolik ve hormonal dengenin yeniden sağlanmasıdır. Çünkü bazı bireylerde kilo azalsa bile insülin direnci ve düşük dereceli inflamasyon devam edebilir. Obezitenin özellikle Tip 2 diyabetle arasında güçlü ve doğrudan bir ilişki var. Artmış yağ dokusu insülin direncine yol açar; pankreas bir süre fazla insülin üreterek dengeyi korumaya çalışır ancak zamanla beta hücreleri tükenir ve diyabet gelişir. Tiroid hormonları bazal metabolizmayı düzenler. Obez bireylerde TSH düzeyleri hafif yüksek olabilir; bu durum çoğu zaman gerçek hipotiroididen çok metabolik adaptasyonun bir yansımasıdır. Ancak mevcut hipotiroidi kilo kontrolünü zorlaştırabilir. Kısacası obezite hem hormonal bozukluklara zemin hazırlar hem de mevcut endokrin hastalıkların seyrini ağırlaştırır." Kalp, karaciğer ve böbrek sağlığını tehdit ediyor Obezitenin kalp, karaciğer ve böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini aktaran Uzm. Dr. Aysel Mammadyarzada, "Obeziteye bağlı insülin direnci ve hiperinsülinemi damar duvarında hasar oluşturur, hipertansiyonu tetikler ve ateroskleroz riskini artırır. Bu süreç kalp krizi ve inme riskini artırabiliyor. Karaciğerde yağ birikimi ile metabolik disfonksiyona bağlı yağlı karaciğer hastalığı gelişir. İlerleyen olgularda fibrozis ve siroza kadar gidebilir. Böbrekler ise artmış glomerüler basınç ve metabolik yük nedeniyle zamanla hasar görebilir. Diyabet ve hipertansiyon eşlik ettiğinde kronik böbrek hastalığı riski katlanarak artabilir. Yani hormonal bozulma, damar hasarı üzerinden çoklu organ etkisine dönüşebilir" diye konuştu. Obezitenin çok yönlü bir hastalık olduğunu dile getiren Diyetisyen Seda Uşarer, "Obezitenin yalnızca diyetle çözülmesi her zaman mümkün değildir. Endokrinolog, hormonal bozukluklar ve metabolik hastalıkların değerlendirilmesini sağlar. Diyetisyen, kişiye uygun beslenme tedavisini planlar ve süreci takip eder. Psikolog ise duygusal yeme, stres kaynaklı beslenme alışkanlıkları ve motivasyonun sürdürülebilmesi açısından destek verir. Bu multidisipliner yaklaşım, obezite tedavisinde kalıcı ve sağlıklı sonuçlar elde edilmesini sağlar" dedi.
24 Şubat 2026 Salı - 10:37
Dr. Gül: "Sağ alt karın ağrısı her zaman apandisit midir"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül, sağ alt karın ağrısının toplumda en sık apandisit ile ilişkilendirildiğini ancak her sağ alt karın ağrısının apandisit anlamına gelmediğini vurguladı. Doç. Dr. Mesut Gül, apandisitin genellikle ani başlayan ve saatler içinde şiddeti artan bir ağrı ile kendini gösterdiğini belirterek, "Apandisit ağrısı genellikle ilk etapta göbek çevresinde başlar, ardından sağ alt karın bölgesine yer değiştirir. Hastalar yürümekle, öksürmekle veya ani hareketlerle ağrının arttığını ifade eder. Karın muayenesinde bastırmakla hassasiyet ve bırakınca artan ağrı tipiktir. Buna bulantı, kusma, iştahsızlık ve hafif ateş eşlik edebilir" dedi. "Her sağ alt karın ağrısı apandisit değildir" Sağ alt karın ağrısının tek nedeninin apandisit olmadığını belirten Gül, özellikle şu durumların da benzer şikayetlere yol açabileceğini ifade ederek, "İdrar yolu enfeksiyonları. Böbrek taşları. Bağırsak enfeksiyonları ve gaz sancıları. Kadınlarda yumurtalık kistleri ve diğer jinekolojik problemler. Kas kaynaklı ağrılar. Bu nedenle hastaların internetten edinilen bilgilerle kendi kendilerine tanı koymaya çalışmamaları yanlış. Özellikle 6 saatten uzun süren, giderek artan, günlük hareketleri kısıtlayan ve ateşle birlikte seyreden sağ alt karın ağrılarında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Erken teşhis ve zamanında cerrahi müdahale, komplikasyon riskini önemli ölçüde azaltır" ifadelerini kullandı. "Erken müdahale hayat kurtarır" Apandisitin zamanında tedavi edilmemesi durumunda apandisin patlayarak karın içine enfeksiyon yayabileceğine dikkat çeken Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül, bunun ciddi ve hayati risk oluşturabileceğini söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül vatandaşların ani ve şiddetli karın ağrılarını hafife almamaları gerektiğini belirterek şüpheli durumlarda acil değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekti.
24 Şubat 2026 Salı - 10:35
Uzmanından ’’İftar yemeğini ikiye bölün’’ önerisi
Ramazan ayına özel beslenme önerilerinde bulunan Uzm. Dyt. Elif Aslan, iftarı mutlaka ikiye bölmek gerektiğini aktararak, "Öncelikle su ve bir, en fazla iki adet hurma ile oruç açılmalı, ardından bir ya da en fazla iki kepçe çorba tüketilmeli. Sonrasında 10-15 dakika beklemek önemlidir. Daha sonra protein içeriği yüksek bir ana yemek tercih edilmeli, bol su, sebze veya salata ile öğün tamamlanmalıdır" dedi. Diyarbakır Memorial Hastanesinde görev yapan Uzm. Dyt. Elif Aslan, sahur ve iftarda tüketilecek olan yiyeceklere yönelik önerilerde bulundu. Ramazan ayının sadece bir ibadet dönemi olmadığını, aynı zamanda beslenme alışkanlıklarımızın tamamen değiştiği özel bir süreç olduğunu söyledi. Gün boyu süren açlığın iftarda kontrolsüz beslenmeye sebep olabileceğini kaydeden Aslan, bu süreçte asıl amacın sadece aç kalmak değil, dengeli, düzenli ve kontrollü beslenmeyi sürdürebilmek olduğunu ifade etti. Aslan, güzel bir planlamayla Ramazan ayını kilo artışıyla değil, metabolik dengeyi koruyarak tamamlayabileceklerini dile getirdi. Sahurda öncelikle protein açısından zengin besinler tercih edilmesi konusunda uyarılarda bulunan Aslan, şu ifadeleri kullandı: ’’Yumurta, az tuzlu peynir, az tuzlu zeytin, söğüş sebzeler ve sağlıklı yağlar tüketilebilir. Avokado veya çiğ kuruyemişler de iyi seçeneklerdir. Geceden kalma yemekler kesinlikle tüketilmemeli, kahvaltı formatında hafif ve dengeli besinler tercih edilmelidir. Salatalık, marul, dereotu ve kereviz sapı gibi sebzeler de sahurda yer alabilir. Bunlar su ihtiyacımızı bir nebze olsun karşılayan besinlerdir" "İftarı mutlaka ikiye bölmek gerekir" İftarı mutlaka ikiye bölmek gerektiğini aktaran Aslan, öncelikle su ve bir, en fazla iki adet hurma ile oruç açılmasını, ardından bir ya da en fazla iki kepçe çorba tüketilmesi gerektiğini aktardı. Aslan, ’’Sonrasında 10-15 dakika beklemek önemlidir. Daha sonra protein içeriği yüksek bir ana yemek tercih edilmeli, bol su, sebze veya salata ile öğün tamamlanmalıdır. Karbonhidrat tüketimi mutlaka kontrollü olmalıdır. İftarda hızlı yemek yenmemeli ve porsiyon kontrolüne dikkat edilmelidir. Yemekten hemen sonra uyuma pozisyonu veya uzanmak doğru değildir. İftardan yaklaşık 30-45 dakika sonra hafif tempolu bir yürüyüş yapılabilir. İftardan sahura kadar iki ara öğün yapılabilir. Su tüketimi bir kerede değil, yudum yudum yapılmalıdır. Toplam sıvı tüketimine dikkat edilmeli, yeterli su içilmelidir. Çay ve kahve diüretik etki gösterebildiği için kontrollü tüketilmelidir. İftardan hemen sonra çay ve kahve içilmemeli, en az 1-1,5 saat beklenmelidir. Tatlı tüketimine de dikkat edilmelidir. Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli ve haftada 1-2 sefer ile sınırlandırılmalıdır. Böylece kan şekerinin ani yükselmesi ve insülin dalgalanmaları önlenebilir" dedi.
24 Şubat 2026 Salı - 10:27
"Ramazan’da yapılan bazı beslenme hataları kilo aldırabiliyor"
Ramazan ayında öğün düzeninin ve sıvı alımının değiştiğine dikkat çeken Diyetisyen Beste Mum, "Ramazan, doğru beslenme stratejileriyle kilo vermek için bir fırsata dönüşebilir. Ancak yanlış uygulamalar vücudu yağ depolamaya yöneltebilir. Sadece tek öğünle beslenmek, yetersiz protein tüketmek ve sık şerbetli tatlı yemek kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bu durum Ramazan sonrasında hızlı kilo alımına zemin hazırlar" dedi. Ramazan ayının metabolizma üzerinde belirgin etkiler oluşturduğunu dile getiren İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nden Diyetisyen Beste Mum, "Öğün sayısının azalması, uzun süren açlık ve sıvı alımının kısıtlanması metabolizmanın çalışma düzenini değiştirir. Bu süreç doğru yönetilmediğinde vücut kendini korumaya alarak yağ depolamaya daha yatkın hale gelir" diye konuştu. "Doğru planlandığında yağ yakımı desteklenebilir" Ramazan’ın aralıklı oruç sistemine benzer özellikler taşıdığını ifade eden Dyt. Mum, "Bu dönemde beslenme doğru planlandığında vücudun yağ yakım mekanizmaları daha aktif çalışabilir. Burada önemli olan, iftar ile sahur arasındaki sürede neyin, ne kadar ve hangi sırayla tüketildiğidir" dedi. "Kan şekeri dengesi kilo kontrolünü belirler" Uzun süren açlık sonrası kan şekerinde düşüş yaşandığını vurgulayan Dyt. Mum, "İftarda hızlı sindirilen besinler tüketildiğinde kan şekeri ani yükselir. Buna bağlı olarak insülin seviyeleri artar ve fazla enerji yağ olarak depolanabilir. Bu nedenle kan şekeri kontrolü kilo verme sürecinde temel belirleyicidir" ifadelerini kullandı. "Sahuru atlamak metabolizmayı yavaşlatır" Sahurun kilo kontrolünde kritik rol oynadığına değinen Dyt. Mum, "Kilo vermek amacıyla sahura kalkmamak yapılan en büyük hatalardan biridir. Sahur öğünü, gün boyunca metabolizmanın daha dengeli çalışmasını sağlar ve uzun süreli açlığa karşı vücudu destekler" açıklamasında bulundu. "Yanlış uygulamalar kilo geri alımına yol açabilir" Ramazan’da verilen kiloların bayram sonrası hızla geri alınabildiğine dikkat çeken Dyt. Mum, "Sadece tek öğünle beslenmek, yetersiz protein tüketmek ve sık şerbetli tatlı yemek kas kaybına ve metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir. Bu durum Ramazan sonrasında hızlı kilo alımına zemin hazırlar" dedi. "İftarı ikiye bölmek aşırı tüketimi önler" Sağlıklı kilo kaybı için önerilerde bulunan Dyt. Mum, şu bilgileri paylaştı: "Orucun su ve hurma ile açılması, ardından çorba içilip kısa bir ara verilmesi mideyi ana öğüne hazırlar. Bu yöntem hem porsiyon kontrolünü kolaylaştırır hem de aşırı yeme isteğini azaltır." "Pişirme yöntemi kaloriyi belirler" Kızartma yerine daha hafif pişirme yöntemlerinin tercih edilmesi gerektiğini belirten Dyt. Mum, "Haşlama, fırın ve ızgara yöntemleriyle hazırlanan besinler, hem sindirimi kolaylaştırır hem de gereksiz kalori alımını önler" dedi. "Hareketsizlik kilo kontrolünü zorlaştırır" Ramazan’da fiziksel aktivitenin tamamen bırakılmaması gerektiğini söyleyen Dyt. Mum, "İftar sonrası uzun süre hareketsiz kalmak metabolizmayı yavaşlatır. Yemekten yaklaşık bir saat sonra yapılacak hafif tempolu yürüyüş kilo kontrolünü destekler" uyarısında bulundu. "Meyve tüketimi iftardan en az 2 saat sonra olmalı" İftardan hemen sonra meyve tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Dyt. Mum, şunları söyledi: "Yemek üzerine yenilen meyve mideye ek şeker yükü bindirir ve şişkinliğe neden olabilir. Meyve tüketimi iftardan en az iki saat sonra yapılmalıdır." "Çay ve kahve suyun yerini tutmaz" Sıvı tüketiminin Ramazan’da kritik öneme sahip olduğunu belirten Dyt. Mum, "Çay ve kahve su yerine geçmez. Bu içecekler vücuttan su atımını artırabilir. Sahurda çok koyu çay ve kahveden kaçınılmalı, su, ayran ve süt gibi içecekler tercih edilmelidir" dedi. "Ramazan bir beslenme disiplini oluşturma dönemidir" Ramazan’ın yalnızca kilo vermek için değil, sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için de önemli bir dönem olduğunu kaydeden Dyt. Mum, "Ağır ve yağlı beslenmek ile uykusuz kalmak metabolizmayı olumsuz etkiler. Ramazan, doğru tercihlerle hem bedeni hem yaşam düzenini dengelemek için bir fırsat sunar" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
24 Şubat 2026 Salı - 10:21
Kuşadası Belediyesi’nden fırınlara gramaj ve fiyat denetimi
Kuşadası Belediyesi, Ramazan ayı dolayısıyla kentteki fırınlarda gramaj ve fiyat denetimi yaptı. Kuşadası Belediyesi Zabıta Müdürlüğü Güvenli Gıda ve İş Yeri Hijyeni Denetim ekibi, Ramazan ayı dolayısıyla fırınlara yönelik gerçekleştirdiği denetimlerini sıklaştırdı. Bu kapsamda kent genelinde yapılan denetimlerde, Ramazan pidesi başta olmak üzere ekmek ve unlu mamullerin gramaj ve fiyat etiketleri tek tek kontrol edildi. İşletmelerin üretim alanları ile satış tezgahlarını da inceleyen ekipler, standartlara uygun üretim yapan fırıncılara teşekkür ederken eksiklikleri tespit edilen işletmelere yönelik gerekli uyarıları yaptı. Denetimlerin Ramazan ayı boyunca artarak devam edeceği belirtildi.
24 Şubat 2026 Salı - 10:18
Pazarlar’da marketlere sıkı denetim
Kütahya’nın Pazarlar ilçesinde faaliyet gösteren marketler, Pazarlar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından denetlendi. Pazarlar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü kontrol görevlileri tarafından 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu kapsamında faaliyet gösteren işletmelere yönelik gerçekleştirilen denetimlerde, gıda güvenilirliği ve tüketici sağlığının korunması amacıyla kapsamlı incelemelerde bulunuldu. Denetimler çerçevesinde iş yerlerinin genel hijyen durumu, ürünlerin son kullanma tarihleri, muhafaza ve depolama şartları, etiket bilgileri ile ürünlerin mevzuata uygunluğu kontrol edildi. Ayrıca soğuk zincir gerektiren ürünlerin uygun sıcaklıkta muhafaza edilip edilmediği incelenirken, raf ve kasa fiyat uyumu ile işletmelerin kayıt ve belgeleri de gözden geçirildi. Yetkililer, vatandaşların güvenilir gıdaya ulaşmasının öncelikleri olduğunu belirterek, ilçe genelinde denetimlerin periyodik olarak ve aralıksız sürdürüleceğini ifade etti. Kurallara aykırılık tespit edilmesi halinde ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli idari işlemlerin uygulandığı bildirildi. Gıda güvenilirliğinin sağlanması amacıyla denetimlerin artarak devam edeceği öğrenildi.
24 Şubat 2026 Salı - 10:16
Uzmanından uyarı: "Boy uzatma ameliyatı, doğru hastada uygulanması gereken ciddi bir ortopedik tedavidir"
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Zafer Atbaşı, boy uzatma ameliyatının estetik bir müdahale olarak bilinse de kapsamlı bir ortopedik tedavi yöntemi olduğunu belirterek, "Boy uzatma ameliyatı, doğru hasta grubunda uygulanması gereken ciddi bir ortopedik tedavidir" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Zafer Atbaşı, boy uzatma ameliyatının belirli tıbbi ve fonksiyonel gereklilikler doğrultusunda değerlendirildiğini söyledi. Atbaşı, "Bu ameliyat en sık iki bacak arasında belirgin uzunluk farkı bulunan kişilerde; doğuştan ya da sonradan gelişen iskelet sistemi bozukluklarında ve çocukluk çağında geçirilen hastalıklar veya travmalar sonrası oluşan kısalıklarda gündeme gelir. Ayrıca ciddi boy kısalığına bağlı olarak yürüme bozukluğu ile bel, kalça veya diz ağrıları gelişen hastalarda da tedavi seçeneği olarak değerlendirilebilir. Bazı hastalarda ise fiziksel kısalığın yol açtığı psikolojik etkiler sosyal yaşamı ve özgüveni olumsuz yönde etkileyebilir" açıklamalarında bulundu. "Radyolojik görüntüleme ile ihtiyaç netleşiyor" Teşhis sürecinde hastanın kemik yapısı, eklem durumu, kas dengesi ve genel sağlık durumunun ayrıntılı şekilde incelendiğini belirten Doç. Dr. Atbaşı, "Radyolojik görüntüleme ve ölçüm analizleriyle boy uzatmaya gerçekten ihtiyaç olup olmadığı netleştirilir. Uygun hastalarda tedavi, kemiğin kontrollü şekilde uzatılması ve vücudun yeni kemik dokusu oluşturmasının sağlanması prensibine dayanır" diye konuştu. "Boy uzatma ameliyatı, doğru hastada uygulanması gereken ciddi bir ortopedik tedavidir" Doç. Dr. Atbaşı, boy uzatma ameliyatında estetik kaygılardan ziyade fonksiyonel dengeyi sağlamayı ve hastanın yaşam kalitesini artırmayı hedeflediklerini belirterek, şunları söyledi: "Boy uzatma ameliyatı, doğru hasta grubunda uygulanması gereken ciddi bir ortopedik tedavidir. Erken teşhis ve doğru zamanda planlanan tedavi, sürecin daha konforlu ilerlemesine ve elde edilen sonucun daha sağlıklı ve kalıcı olmasına katkı sağlar."
24 Şubat 2026 Salı - 10:10
Mis kokulu nergis bilime de ilham kaynağı oluyor
İzmir’in Bayındır ilçesinde yetişen nergis, yalnızca eşsiz kokusuyla değil bilim dünyasındaki önemiyle de dikkat çekiyor. Ege Üniversitesi Bayındır Meslek Yüksekokulu Öğr. Gör. Dr. Meltem Yağmur Wallace, yerli nergis türünün hem tarımsal hem de farmakolojik açıdan büyük bir değere sahip olduğunu vurguladı. Bayındır’da özellikle Turan Mahallesi’nde yetiştirilen nergis türü, bilimsel adıyla Narcissus tazetta, soğanlı ve çok yıllık bir bitki. Yaz aylarını toprak altında uyku halinde geçiren bitki, sonbaharla birlikte filizleniyor ve kış ortasında çiçek açıyor. Ege Üniversitesi Bayındır Meslek Yüksekokulu Öğr. Gör. Dr. Meltem Yağmur Dr. Wallace, "Doğanın dinlenme döneminde böylesine güçlü bir koku ve estetik çiçek sunması, bu türü hem ekonomik hem de bilimsel açıdan özel kılıyor" ifadelerini kullandı. Bilim dünyasında nergis: Alzheimer tedavisinde kritik madde Bayındır nergisini bilimsel açıdan öne çıkaran en önemli unsur ise içerdiği galantamin adlı alkaloid. Bu madde, Alzheimer hastalığının tedavisinde kullanılan önemli etken maddelerden biri olarak biliniyor. Dr. Wallace, "Galantamin bitkiden elde edilebiliyor ancak çok sayıda bitkinin kullanılması gerektiği için günümüzde kimyasal sentez yöntemleri tercih ediliyor. Yine de bu tür, farmakoloji açısından stratejik bir öneme sahip." dedi. Yaklaşık 100 metre rakıma sahip bölgede üretim yapan yetiştiriciler, nesillerdir bu çiçeği kesme çiçek sektörüne kazandırıyor. Böylece Bayındır nergisi, hem kültürel miras hem de ekonomik değer taşıyor. Yerelden küresele bilimsel değer Bayındır’da yetişen nergis, yalnızca hoş kokulu bir süs bitkisi değil; aynı zamanda tarım, biyoloji ve farmakoloji alanlarında araştırmalara konu olan değerli bir tür. Uzmanlara göre, doğru koruma ve sürdürülebilir üretim politikalarıyla Bayındır nergisi hem yerel kalkınmaya katkı sunabilir hem de bilimsel çalışmalar açısından Türkiye’nin önemli bitkisel kaynakları arasında yer alabilir.
24 Şubat 2026 Salı - 09:50
Yeni bir dil öğrenmek demans riskini yüzde 40 azaltabilir
Neurology dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, okuma, yazma ve özellikle yeni bir yabancı dil öğrenme gibi zihinsel olarak uyarıcı aktivitelerin demans riskini yaklaşık yüzde 38-40 oranında azaltabileceğini ortaya koydu. Araştırmayı değerlendiren Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, "Beyni aktif tutmak demansa karşı en güçlü koruyucu adımlardan biridir" dedi. Chicago’daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmada, başlangıçta demans tanısı bulunmayan ve ortalama yaşı 80 olan bin 939 kişi sekiz yıl boyunca takip edildi. Yaşam boyu bilişsel olarak daha aktif olan bireylerde Alzheimer hastalığının hem daha düşük oranda görüldüğü hem de daha ileri yaşta ortaya çıktığı belirlendi. Bilişsel zenginleşme düzeyi en yüksek grupta Alzheimer görülme oranı yüzde 21 olurken, en düşük grupta bu oran yüzde 34 olarak saptandı. Ayrıca zihinsel olarak daha aktif bireylerde hastalık başlangıcının ortalama 5 yıl geciktiği bildirildi. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, zihinsel aktivitenin beyin sağlığı üzerindeki koruyucu etkisine dikkati çekti. "Beynin aktif tutulması bilişsel rezervi artırıyor" Demansın ileri yaşta görülen ve hafıza başta olmak üzere bilişsel fonksiyonlarda kayıpla seyreden bir hastalık grubu olduğunu belirten Asil, "Beynin aktif tutulması bilişsel rezervi artırıyor. Yeni bir dil öğrenmek; hafıza, dikkat ve yürütücü işlevleri aynı anda devreye sokarak beyin hücreleri arasındaki bağlantıları güçlendiriyor. Bu da demans riskini azaltmada önemli bir koruyucu etki sağlayabiliyor" ifadelerini kullandı. Zihinsel olarak en aktif grupta yer alan bireylerde Alzheimer gelişme riskinin daha düşük olduğunu vurgulayan Asil, "Bu tür aktiviteleri sürdüren kişilerde hastalığın başlangıcının birkaç yıl gecikebildiğini görüyoruz. Bu gecikme hem bireysel yaşam kalitesi hem de toplum sağlığı açısından önemli bir kazanım anlamına geliyor" dedi. "Uzun vadede beyin sağlığımız için önemli bir yatırım olabilir" Prof. Dr. Asil, zihinsel aktivitelerin tek başına yeterli olmadığını, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku ve kronik hastalıkların kontrolüyle birlikte değerlendirildiğinde daha güçlü bir koruyucu etki oluşturduğunu belirtti. Asil, "Yeni bir dil öğrenmek ya da düzenli kitap okumak gibi alışkanlıklar, uzun vadede beyin sağlığımız için önemli bir yatırım olabilir" değerlendirmesinde bulundu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder