EĞİTİM - 08 Mayıs 2026 Cuma 15:17

YÖK Genel Sekreteri Aksoy’dan ODTÜ değerlendirmesi: "İdeolojiler gözünüzü kör etmesin"

A
A
A
YÖK Genel Sekreteri Aksoy’dan ODTÜ değerlendirmesi: "İdeolojiler gözünüzü kör etmesin"

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Genel Sekreteri Batıkan Aksoy, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde(ODTÜ) yaşanan olaylara ilişkin öğrencilere birlik ve sağduyu çağrısında bulundu. Aksoy, gençlerin ideolojik ayrışmalar üzerinden kutuplaştırılmak istendiğini belirterek, "İdeolojiler sizin gözünüzü kör etmesin. İdeolojilerin hiçbiri sizin sevmenizden ve bir arada olmanızdan kıymetli değil. Bunlar sizin içine çekilmek istendiğiniz tuzağın bir parçası. Bunların dışında duracağız. Böyle bir kutuplaşma yok. Bu bir hayal" dedi.


Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ev sahipliğinde, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Samsun İl Temsilciliği iş birliğinde gençlerin akademik ve entelektüel gelişimine katkı sunmak amacıyla ‘Küresel İktidar’ konulu ihtisas akademi programı düzenlendi. YÖK Genel Sekreteri Batıkan Aksoy’un katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte güncel küresel gelişmeler üzerine değerlendirmeler yapıldı. Protokol konuşmalarının ardından konuşan Batıkan Aksoy, uzun bir sunumun ardından öğrencilerden gelen soruları cevapladı. Dün ODTÜ’de gençler arasında yaşanan olaylara da değinen Aksoy, gençlerin ideolojiler ile karşı karşıya getirilip birbirlerinden uzaklaştırıldığına dikkat çekti.



"İdeolojiler sizin gözünüzü kör etmesin"


Sorular üzerine ODTÜ’deki olaylara değinen YÖK Genel Sekreteri Batıkan Aksoy, "Biz aydına ‘münevver’ diyoruz. Aydınlanan ve çevresini de aydınlatan demek. Bir aydın sadece seküler olmak zorunda değildir. Kültürel iktidar meselesi gerilimli ve sürekli yer değiştiren bir mücadelenin eseri. Sürekli bir devinim ve akış içerisindedir. Bu karşılıklı mücadele ve akış seni daha iyi bir üretim yapmaya getiriyorsa milletlerin de ileri gitmesinin motoru olur. Birbiriyle çatışan iki kutup düşüncesine katılmıyorum. Saygı varsa, başkasının düşüncesi seni sadece düşünce olduğu için rahatsız etmiyorsa ortada bir çatışma yok. Bugün gençler kendilerinin itilmek istendiği bu tuzaktan kendilerini çekip kurtarmalılar. Dün Ankara’da ODTÜ’de benzer şeyler yaşadık. Aynı jenerasyona sahip iki gencin birbirinden ne farkı olabilir? Aynı kaygıları duyan, dünyaya benzer telaşlarla bakan, benzer keyifleri alan iki özne ne konuda anlaşamayabilir? İdeolojiler sizin gözünüzü kör etmesin. İdeolojilerin hiçbiri sizin sevmenizden ve bir arada olmanızdan kıymetli değil. Bu kutuplaşmayı aslında zihinlerinizde ve eylemlerinizde üreten ne yazık ki yine sizlersiniz, dün ODTÜ’deki kardeşlerimiz. İkisi de kardeşlerimiz. Temel değerlerde uzlaşacağız. Bayrakta uzlaşacağız, bunun tartışması yok. Mukaddes değerlerde uzlaşacağız. ‘Herkes dindar olsun’ kastetmiyorum. Herkes dindarlığa da dinsizliğe de saygılı olsun. Bir başkasını zorlamasın, bu konuda dayatmada bulunmasın. Biz de Cumhurbaşkanımız da bunu istiyor. Milletimiz de bunu istiyor. Bunlar sizin içine çekilmek istendiğiniz tuzağın bir parçası. Bunların dışında duracağız. Böyle bir kutuplaşma yok. Bu bir hayal. Eğer sen karşındakini sadece düşüncesinden ötürü yargılamıyorsan ve dışlamıyorsan ortada bir kutuplaşma yoktur. Eğer yapıyorsan kendimizi düzelteceğiz" diye konuştu.



"YÖK önceden askere brifing veriyordu, şimdi öğrencileri dinliyor"


1990’lı yıllarda askerin YÖK üzerinde baskılı olduğunu ve yönlendirdiğini ifade eden YÖK Genel Sekreteri Aksoy, "YÖK şu anda bugün gençlerin ayağına geliyor. Değişim, yeni vizyon bu. Artık YÖK size gelip dinliyor. Sizin gibi düşünüyor ve dertlerinize merhem olmaya çalışıyor. Artık eski Türkiye’ye dönüş yok. Bunu bir siyasi söylem olarak söylemiyorum. Eski Türkiye’nin kapıları kapandı. Düzen ne olursa olsun, konjonktür ne olursa olsun eski Türkiye’ye dönmek isteyenler karşılarında sadece bir duvar bulacaklar. Yeni YÖK’ün vizyonu askerlere brifing veren değil, gelip gençlere brifing veren, gençlerin düşüncelerini ve arzularını dinleyen YÖK’tür. Bundan sonra da böyle olacaktır" şeklinde konuştu.



Rektör Aydın: "Lider Ülke Türkiye hedefi doğrultusunda çaba sarf etmeyi milli bir vazife şeklinde görmekteyiz"


Programda konuşan OMÜ Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın ise "Dijitalleşmenin hız kazandığı çağımızda kültürel üretim; sinemadan edebiyata, akademiden sosyal medyaya dek geniş bir sahada etkisini göstermektedir. Dolayısıyla kültürel bağımsızlığın korunması; yerli düşüncenin, özgün sanat anlayışının ve nitelikli akademik üretimin desteklenmesiyle mümkündür. Ondokuz Mayıs Üniversitesi olarak bizler de milli ve manevi değerlerini evrensel bilgiyle buluşturabilen; düşünen, üreten ve kültürel özgüveni yüksek bireyler yetiştirmeyi ve Lider Ülke Türkiye hedefi doğrultusunda çaba sarf etmeyi milli bir vazife şeklinde görmekteyiz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret buyurduğu üzere ‘Günümüzün ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlayarak kültürümüzü ihya etmek, ayağa kaldırmak, geleceğe taşımak’ bizlere yüklenmiş en anlamlı sorumluluklardandır" ifadelerini kullandı.


Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinliğe ayrıca TÜGVA Genel Merkez Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Karagüzel, öğretim üyeleri, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.



YÖK Genel Sekreteri Aksoy’dan ODTÜ değerlendirmesi: "İdeolojiler gözünüzü kör etmesin"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
Kayseri Konuşmak için çağırdığı eşini boğazını keserek öldüren sanığa ağırlaştırılmış müebbet Kayseri’de boşanma aşamasındaki eşini boğazını keserek öldüren sanık indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldu. Kayseri’de boşanma aşamasında olduğu eşi Rabia A’yı defalarca bıçakladıktan sonra, boğazını keserek öldüren R.A.’nın yargılanmasına Kayseri 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık R.A ve avukatı ile öldürülen Rabia A.’nın anne-babası ve avukatlar katıldı. Duruşmada konuşan avukatlar; sanığın Rabia A.’yı canavarca hisle defalarca bıçakladıktan sonra boğazını keserek öldürdüğünü belirterek, verilecek cezada bu durumun göz önünde bulundurulmasını istedi. Sanığın önceki duruşmadaki ifadelerinin haksız tahrik indirimi almaya yönelik olduğunu belirten avukatlar, mahkeme heyetinden indirim uygulanmamasını talep etti. Rabia A.’nın babası sanığın en üst sınırdan cezalandırılmasını isterken annesi ise idam edilmesini istediğini söyledi. "Canavarca hisle yapmadım" Cinayeti canavarca hisle yapmadığını söyleyen R.A, savunmasında öldürdüğü eşinin ailesinin avukatların yönlendirmesiyle kendisinin aleyhinde ifade verdiğini öne sürdü. Eşini ve özgürlüğünü kaybettiğini belirten R.A. psikolojisinin bozuk olduğunu belirterek mahkemeden kendisini tedaviye göndermelerini talep etti. Yapılan yargılama sonucu mahkeme heyeti R.A.’yı boşanma aşamasındaki eşini öldürme suçunun sabit olduğuna hükmederek, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Kararı oy birliği ile alan mahkeme heyeti R.A’ya ayrıca bıçak taşıdığı için 6136 sayılı Kanuna Muhalefet suçundan de 8 ay hapis ve 5 bin lira para cezasına hükmetti. Olay Melikgazi ilçesinde 14 Kasım 2025’te meydana gelen olayda R.A. konuşmak için çağırdığı boşanma aşamasındaki eşi Rabia A.’yı sokak ortasında bıçaklayarak öldürdü. Olay sonrası kaçan şüpheli R.A., polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alındı.
Ankara Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından, "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü öncesinde gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda anne ve çocuk sağlığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyum kapsamında ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, toplantıda yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’ni tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var." "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasın önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir, anne sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle, annenin sesi de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu açıklayan Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek, tabi ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" ifadelerini kullandı. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Artık içerisinde olanlar ispat edildi ki bunun bir mucize besin olduğunu biliyoruz. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe de o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu. (DLR-