POLİTİKA - 08 Mayıs 2026 Cuma 12:31

Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"

A
A
A
Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"

Türkiye’nin COP31’e Giden Yolu: Dirençli Şehirler Hatay programında konuşan Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 6 Şubat depremlerinin 110 bin kilometrekarelik alana yayıldığını ifade ederek saatte 23, günde 550 konut üreterek 27 Aralık 2025 itibarıyla 11 ilde toplam 455 bin konut ve iş yerini tamamlanarak hak sahiplerine teslim edildiğini söyledi.


Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği süreci kapsamında, farklı ülkelerden gelen bakanlar ile aralarında Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi uluslararası kuruluşların yöneticilerinin de bulunduğu yabancı temsilciler, "Türkiye’nin COP31’e Giden Yolu: Dirençli Şehirler" panelinde Hatay’da bir araya geldi. COP31’e Başkanlık yapan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, panelde "dirençli şehirler" başlığı altında katılımcılara Asrın İnşa Seferberliği kapsamında Hatay’da hayata geçirilen; iklime ve afetlere dayanıklı, Sıfır Atık uyumlu ve yenilenebilir enerjili afet konutlarını anlattı.


Asrın felaketi 6 Şubat depremlerinde yıkımın 110 bin kilometrekarelik alana yayıldığını ifade ede Bakan Kurum, "COP31 Başkanı olarak bugün burada bulunmanın benim için ayrı bir anlamı var. Çünkü bu yolculuğun merkezine şehirleri koyuyoruz. İklim eylemini sahaya indirerek çözümü şehirlerde büyütmek; dirençli, sürdürülebilir ve insan odaklı şehirleri küresel iklim gündeminin ana başlıklarından biri yapmak istiyoruz. Kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağımız zirveyi yalnızca teknik müzakerelerin yürütüldüğü bir toplantı olarak görmüyoruz. Bu süreci; şehirlerin sorunlarına cevap veren, yerel yönetimlerin gücünü görünür kılan, sözleri somut sonuçlara dönüştüren bir çözüm platformu olarak değerlendiriyoruz. İşte bu nedenle, Hatay’daki program, Türkiye’nin iklim ve şehircilik vizyonunun sahadaki en anlamlı duraklarından biridir. Çünkü Hatay, bize acının yanında dayanıklılığı, umudu ve yeniden kurma iradesini de hatırlatıyor. Evet, 6 Şubat 2023’te Türkiye olarak tarihimizin en uzun gününü yaşadık. 11 ilimizde, 14 milyon insanımız bu felaketten doğrudan etkilendi. 110 bin kilometrekarelik geniş bir alanda büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldık. Binlerce canımızı kaybettik. Yaklaşık 850 bin yapı kullanılamaz hale geldi. O günlerde insanlarımız evlerinin eski yerini bile bulmakta zorlandı; bu acı hepimizin hafızasına kazındı. Ama biz o en uzun gecede bile umudumuzu kaybetmedik. 650 bin yardım görevlisi, lojistik çalışanı ve arama kurtarma personeliyle sahadaydık. 200 bin mimar, mühendis ve işçiyle tek yürek olduk. Fedakar insanlarımızın emeği karanlık anlarımızda ışık oldu. Devlet ve millet el ele verdi; asrın dayanışmasını asrın inşa seferberliğine dönüştürdük. Şu anda bulunduğumuz Hatay, depremin en ağır vurduğu ilimizdi. Yeniden inşa aşamasında en çok burada zorlandık. Ama geldiğimiz noktada, tüm şehirlerimizi, tarihi kültürel yerleri de dahil olmak üzere ayağa kaldırdık. Tüm bu çalışmaları yaparken üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık. 27 Aralık 2025 itibarıyla 11 ilimizde toplam 455 bin konut ve iş yerini tamamlayarak hak sahibi vatandaşlarımıza teslim ettik. Size 455 bin konutu şöyle anlatayım. Nüfus bakımından Litvanya, yüzölçümü açısından Bulgaristan, İzlanda kadar bir ülkeyi 2 yılda alt yapısı, okulları, iş yerleri, parkları, ibadethaneleri; topyekun bir şehircilik anlayışıyla yeniden inşa ettik" dedi.



"Deprem sonrası yarım milyon konutu neredeyse sıfır enerjili bina konseptine uygun tasarladık"


Bakan Kurum, tarihin en büyük kentsel yeniden inşa sürecini; verimlilik, çevre dostu yapılar, sıfır atık, akıllı sistem yönetimi ve sürdürülebilir yerleşim ilkeleri üzerine kurduklarını belirterek "Kentsel dirençlilik; afet yönetimi ile iklim değişikliğini ayırmaz; aynı vizyonun parçası olarak görür. Bir şehir; depreme karşı güvenli, iklim risklerine uyumlu, enerji verimli ve altyapısıyla güçlü olmalı; insanlarına güven, aidiyet ve yaşam kalitesi sunmalıdır. Bugün dünya şehirleri; kentsel ısı adası etkisi, artan enerji talebi, hava kirliliği, su güvenliği ve altyapı baskısıyla karşı karşıyadır. İnsanlar güvenli binaların yanında temiz hava, güvenilir su, etkin atık yönetimi ve uygun maliyetli enerji istiyor. Bu taleplere ancak iklime dirençli kentler inşa ederek cevap verebiliriz. Bugün küresel enerji tüketiminin yaklaşık dörtte üçü şehirlerde gerçekleşiyor; sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’i şehirlerden kaynaklanıyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Şehirlerimiz yalnızca büyüyen yerleşim alanları değil, iklim eyleminin ana mekanlarıdır. Biz, depremden etkilenen 11 ilimizde tam da bu anlayışla hareket ettik. Tarihin en büyük kentsel yeniden inşa sürecini, yeni bir yol haritasına dönüştürdük. Bu yol haritasını verimlilik, çevre dostu yapılar, Sıfır Atık, akıllı sistem yönetimi ve sürdürülebilir yerleşim ilkeleri üzerine kurduk. Deprem sonrası yarım milyon konutu neredeyse sıfır enerjili bina konseptine uygun tasarladık; enerji tüketimini yüzde 39, sera gazı emisyonunu yüzde 38 azalttık. Bu yaklaşımı yalnızca deprem bölgesinde değil, 81 ilimizin tamamında benimsiyoruz. Tüm bu adımları 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefimiz ve Yeşil Kalkınma vizyonumuzla uyum içinde atıyoruz. COP31’de, dayanıklı şehirlerin desteklenmesini, uluslararası iklim gündeminin temel önceliklerinden biri haline getirmeyi hedefliyoruz. Çünkü küresel çapta, binaların emisyonlarını azaltmalıyız. Yeşil bina sertifikasyon sistemlerini güçlendirmeliyiz. Dirençli şehirler için yeni finansman mekanizmalarını geliştirmeliyiz. Dirençli altyapı ve bina standartlarını küresel ölçekte yaygınlaştırmalıyız. Bu başlıklar yalnızca Türkiye’nin öncelikleri değildir. Şehirlerin ortak ihtiyacıdır. İnsanlığın ortak geleceğine karşı sorumluluğumuzdur. Ben, bu programın sonunda hazırlanacak Hatay Deklarasyonu’nun dünya şehirleri için tüm insanlık için güçlü bir referans olacağına yürekten inanıyorum" ifadelerini kullandı.



Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muş Mayıs ayında 10 metrelik karda zorlu mücadele Muş’ta kar ve tipi nedeniyle yaklaşık 6 aydır ulaşıma kapalı bulunan 2 bin 600 rakımlı Çavuştepe yolunda, il özel idaresi ekiplerinin zorlu şartlar altında yürüttüğü karla mücadele çalışmalarında sona yaklaşıldı. Muş’ta merkeze bağlı Üçevler grup köy yolunun alternatifi olan Çavuştepe mevkiinde bulunan yolda karla mücadele çalışmaları aralıksız sürüyor. Yaklaşık 6 aydır yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle ulaşıma kapalı bulunan 2 bin 600 rakımlı yolda, il özel idaresi ekipleri çığ riskine rağmen çalışmalarını büyük bir özveriyle sürdürüyor. Yer yer 10 metreyi bulan kar kalınlığı ekiplerin çalışmalarını güçleştirirken, ekipler bazı noktalarda bir günde ancak 100 metrelik alanı ulaşıma açabiliyor. Zorlu coğrafi şartlara rağmen yoğun mesai harcayan ekipler, yolun büyük bölümünü temizlerken çalışmaların yaklaşık yüzde 90’lık kısmı tamamlandı. Kar kütlelerinin oluşturduğu çığ tehlikesine karşı dikkatli şekilde ilerleyen ekipler, güvenlik önlemleri altında çalışmalarını sürdürüyor. İl özel idaresi ekiplerinin aralıksız sürdürdüğü çalışmaların kısa süre içerisinde tamamlanmasıyla yolun ulaşıma açılacağını söyleyen iş makinesi operatörü Muhammed Dinçer, "Çalışmalarımızı 24 saat esasına göre aralıksız sürdürüyoruz. Şu anda Üçevler grup yolunda yol açma çalışmalarına devam ediyoruz. Çalışmaların yaklaşık yüzde 90’lık kısmı tamamlandı, geriye kalan yüzde 10’luk bölümü de Allah’ın izniyle birkaç gün içerisinde ulaşıma açmış olacağız. Burası Üçevler grup yolu olarak geçiyor. Yolun açılmasıyla birlikte Üçevler’e bağlı toplam 10 köy ve 22 mezranın ulaşımı yeniden sağlanmış olacak. Bölgede yer yer kar kalınlığı 10 metreyi aşmış durumda. Zorlu şartlar altında çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yaklaşık 100 metrelik yolu bir günde açabiliyoruz" dedi.
Bursa Aslıhan Gürbüz Osmangazi’de unutulmaz bir buluşmaya imza attı Osmangazi Belediyesi tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen Bursa Altın Çınar Kısa Film Festivali, Mudanya Üniversitesi’nde gerçekleştirilen film gösterimleri ve söyleşilerle devam etti. Festival kapsamında son olarak "Mukadderat" filmi izleyiciyle buluşurken, gösterimin ardından filmin başrol oyuncusu Aslıhan Gürbüz ile yönetmen Nadim Güç öğrencilerle bir araya gelerek söyleşi gerçekleştirdi. Bu yıl ikincisi düzenlenen Bursa Altın Çınar Kısa Film Festivali, Mudanya Üniversitesi’nde gerçekleştirilen film gösterimleri ve söyleşilerle başladı. Festivalin ilk gününde "Ayşe", ikinci gününde "Sisler Bulvarından Geçtim" izleyiciyle buluştu. Festival kapsamında gerçekleştirilen son gösterimde ise "Mukadderat" sinemaseverlerin beğenisine sunuldu. Gösteriminin ardından filmin başrol oyuncusu Aslıhan Gürbüz ile yönetmen Nadim Güç, öğrencilerle söyleşide bir araya geldi. Öğrenciler, filmle ilgili merak ettikleri soruları oyuncu ve yönetmene yöneltirken, Gürbüz ve Güç soruları samimiyetle yanıtladı. Söyleşide ayrıca Klinik Psikolog Deniz Ağar ve Alperen Ak da filmin verdiği mesajlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. "Bu ülkeye ait olan mizahla beraber keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz" Filmin senaryosunun gerçek bir yaşam hikayesinden esinlendiğini ifade eden Mukadderat Filmi Yönetmeni Nadim Güç, "Senaristimiz Erdi, bu hikayenin kendi annesinin hayatından ilham aldığını söylemişti. Filmde kurgusal olarak babasının vefat ettiği bir durum oluşturuldu. Aslında bu konu toplumda hala tabu olarak görülen sert bir mesele. Erkekler açısından aynı durum bu şekilde değerlendirilmezken, kadın söz konusu olduğunda farklı bir bakış açısı ortaya çıkıyor. Biz de hikayeye bu yüzden çarpıcı bir başlangıç yapmak istedik. Başka ülkelerde oldukça normal karşılanabilecek bir durum, bizim toplumumuzda farklı karşılanabiliyor. Ne kadar eğitimli olursak olalım, bir kadının eşini kaybettikten sonra yeniden evlenmek istemesini içimizde sorgulayabiliyoruz. Ancak film ilerledikçe farklı duygular ve gerçeklerle karşılaşıyoruz. Aslında anlatılan, alıştığı hayatı sürdürmek isteyen bir kadının kendini bulma yolculuğu. Tüm bunları da bu ülkeye özgü mizahla harmanlayarak keyifli bir anlatıyla sunuyoruz " diye konuştu. Aslıhan Gürbüz’den samimi karakter analizi Söyleşide öğrencilerin sorularını içtenlikle yanıtlayarak filmde canlandırdığı Reyhan karakterine dair değerlendirmeler yapan usta oyuncu Aslıhan Gürbüz ise şu açıklamalarda bulundu: "Bence Reyhan’ın en büyük meselesi, güçlü kadın olma travmasıydı. Özellikle küçük yerlerde büyüyen insanlar bunu daha iyi anlayacaktır. Ben de İnegöl’de büyüdüm. Oradan çıkıp başka bir yerde eğitim almak ve sevdiğin işi yapmak gerçekten zor ve travmatik bir süreç olabiliyor. Reyhan karakterinde de bunu görüyoruz. Dışarıdan bakıldığında kaçıyormuş gibi görünse de aslında geride bıraktıklarını kurtarma sorumluluğunu taşıyor. Üstelik bu sorumluluğu kendisi seçmedi, ona verildi. Ailenin en çok yük taşıyan, en çok yorulan evladı olmasına rağmen neden daha az sevildiğini sorguluyor. Kardeşi olanlar bunu iyi bilir, insan zaman zaman anne babasının diğer kardeşi daha çok sevdiğini düşünebilir. Benim de bir erkek kardeşim var ve uzun yıllar onun daha çok sevildiğini düşündüm. Reyhan’ın da benzer kırılmaları ve travmaları var. Filmde anlatılan eşitlik, hak, hukuk ve adalet meselesi aslında önce evde başlıyor. Mirasın paylaşımı da bunun önemli bir parçasıydı. Benim karaktere yaklaşım motivasyonum daha çok bunlardı. Diğer süreçlerde ise yönetmenim ve oyuncu partnerlerimle birlikte karakteri geliştirdik. Filmde en sevdiğim sahnelerden biri, Reyhan’ın erkeklere bağırdığı sahneydi. O sahnede bağırmaktan sesim kısılmıştı. Çünkü bazen hepimizin içinden, avazımız çıktığı kadar bağırmak geliyor." Söyleşinin sonunda Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Mutlu Esendemir, Oyuncu Aslıhan Gürbüz ve Yönetmen Nadim Güç’e günün anısına teşekkür hediyesi takdim etti.
Aydın Hatalı parka sloganlı uyarı: "Hey şoför baksana, ne işi var bu arabanın kaldırımda" Aydın’da 10-16 Mayıs Engelliler Haftası’nda düzenlenen yürüyüşe katılan görme engelliler, kaldırım üzerine hatalı park eden aracın şoförüne "Hey şoför baksana, ne işi var bu arabanın kaldırımda" sloganıyla uyarıda bulundu. Görme engellilerin uyarısına rağmen şoför araç başına gelmezken, trafik ekipleri tarafından araç plakasına cezai işlem uygulandığı öğrenildi. Efeler ilçesinde Altı Nokta Körler Derneği Aydın Şubesi tarafından 10-16 Mayıs Engelliler Haftası dolayısıyla "Erişilebilirlik İçin Hepimiz Yürüyoruz" etkinliği düzenlendi. Atatürk Kent Meydanı’nda Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başlayan yürüyüş, Adnan Menderes Bulvarı üzerinde devam ederek, tekrar kent meydanında sonlandı. Yürüyüş esnasında engellilerin geçiş sağladığı kaldırım üzerine hatalı park eden araçla karşılaşan görme engelliler, karşılaştıkları duruma hep bir ağızdan söyledikleri sloganla dikkat çektiler. Yürüyüşe katılan görme engelliler "Hey şoför baksana, ne işi var bu arabanın kaldırımda" sloganları ile şoföre seslendiler. Bir süre devam eden sloganların ardından sürücü araç başına gelmezken görme engelliler yürüyüşe devam etti. Görme engellilerin yürüyüşte güvenliğini sağlayan trafik ekipleri tarafından ise araç plakasına cezai işlem uygulandığı öğrenildi. Altı Nokta Körler Derneği Aydın Şubesi Başkanı Bayram Özen, düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, "Biz bugün sadece yürüyüş için bir araya gelmedik. Biz bugün burada görünür olmak için, erişilebilirliğe dikkat çekmek için, erişilebilir olmayan kamu alanlarına, parklara bahçelere, binalara dikkat çekmek için, önümüze çıkan fiziki engellere dikkat çekmek için bugün buradayız. Aslın biz bugün yardım alan yerine, siyasete, topluma, ülkenin yönetimine, katkı koyan olmak istiyoruz. Bugün bizleri bir araya getiren, gerekli araç gereç desteğini veren, bizleri yalnız bırakmayan, engellilerin annesi Büyükşehir Belediye Başkanımız Özlem Çerçioğlu’na çok teşekkür ediyoruz. Biz kendisinden razıyız, rabbimde kendisinden razı olsun" diye konuştu.