ÇEVRE - 08 Mayıs 2026 Cuma 08:22

1992 Erzincan Depreminde bile birleşmeyen sular

A
A
A
1992 Erzincan Depreminde bile birleşmeyen sular

Erzincan’daki Ekşisu Mesire Alanı, dünyada ender rastlanan doğal oluşumlarından biriyle dikkat çekiyor. Bölgede birbirinden farklı özelliklere sahip 5 ayrı su kaynağı, aynı noktadan yeryüzüne çıkmasına rağmen birbirine karışmadan akıyor.


Ekşisu bölgesinde ekşisu, kükürtlü su, tatlı su, sıcak su ve mineralli maden suyu, dar bir alanda yüzeye çıkarak kimyasal özelliklerini korumayı sürdürüyor. Uzmanlar, bu durumun dünya ölçeğinde nadir görülen doğal oluşumlardan biri olduğunu belirtiyor.


Jeoloji Yüksek Mühendisi Selahattin Ayan, Ekşisu’nun dünya çapında eşine az rastlanan bir alan olduğunu ifade ederek, "Çok küçük bir alanda farklı özelliklere sahip beş ayrı su kaynağı yan yana bulunuyor. Ekşisu, Horhor olarak bilinen kükürtlü su, çinko oranı yüksek ve ayak sağlığına iyi gelen su, tatlı su ve sıcak su birbirine karışmadan yüzeye çıkıyor. 1992 depreminde bile bu sular birleşmedi. Bu gerçekten olağanüstü bir durum" dedi.


Ekşisu’nun yalnızca jeolojik açıdan değil, biyolojik açıdan da önemli bir alan olduğuna dikkat çeken Ayan, sazlık bölgelerin göçmen kuşlar için konaklama alanı oluşturduğunu, ayrıca "Erzincan Sütotu" olarak bilinen endemik bitki türüne de ev sahipliği yaptığını söyledi.


Bölgenin jeopark ilan edilmesi gerektiğini vurgulayan Ayan, Ekşisu’nun korunarak Erzincan’ın tanıtımında önemli bir değer haline getirilmesinin hem turizme hem de ekonomiye katkı sağlayacağını kaydetti.



1992 Erzincan Depreminde bile birleşmeyen sular

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Tekirdağ Güzellik merkezlerine çektikleri vatandaşları dolandıran çeteye operasyon: 12 tutuklama Vatandaşları cazip kampanyalarla güzellik merkezlerine çekip şantaj, tehdit ve nitelikli dolandırıcılık yaptıkları iddia edilen suç örgütüne yönelik Tekirdağ merkezli 3 ilde düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 14 kişiden 12’si tutuklandı. Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Tekirdağ İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışmalarda, Süleymanpaşa ilçesinde faaliyet gösteren bir güzellik merkezinin vatandaşları "cazip kampanya" ve "uygun fiyat" vaatleriyle iş yerine çektiği belirlendi. Yapılan incelemelerde mağdurların karmaşık sözleşmelerle baskı altına alındığı, yüksek bedelli sözleşmeler imzalatıldığı ve bu sözleşmelerin şantaj unsuru olarak kullanıldığı tespit edildi. Polis ekiplerinin detaylı çalışmalarında işletme çalışanlarının "taksit yapma" bahanesiyle müşterilerin mobil bankacılık şifrelerini ele geçirdiği, işlem seansları sırasında mağdurların görüş alanı engellendikten sonra çantalarındaki nakit para ve ziynet eşyalarının çalındığı, ayrıca kredi kartlarından mağdurların bilgisi dışında yüksek tutarlı işlemler yapıldığı, örgütün Tekirdağ dışında Afyonkarahisar, Çorum, Erzincan, Kırıkkale, Tokat ve İstanbul’un Silivri ilçesindeki şubeleri üzerinden de organize şekilde benzer faaliyetlerde bulunduğu belirlendi. MASAK raporları, HTS incelemeleri ve güvenlik kamerası görüntülerinin analizleri doğrultusunda Tekirdağ merkezli olarak İstanbul ve Çorum’da operasyon düzenlendi. Operasyonda 14 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin ikametleri ile güzellik merkezlerinde yapılan aramalarda 16 cep telefonu, çok sayıda SIM kart, 2 bilgisayar ile şirket kuruluş evrakları ve noter belgeleri ele geçirildi. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 2’si adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 12 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Bursa Evlilik öncesi tarama, talaseminin önlenmesinde kritik rol oynuyor VM Medical Park Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Nihan Alkış, Talasemi (Akdeniz Anemisi) hakkında bilgi vererek hastalığın kalıtsal ve genetik geçişli bir kan hastalığı olduğunu belirtti ve erken tanı ile taramanın önemine dikkat çekti. Talaseminin, kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan hemoglobin üretimindeki bozukluk sonucu geliştiğini ifade eden Uzm. Dr. Alkış, hastalığın minör (taşıyıcılık), intermedia ve major olmak üzere üç farklı formda görüldüğünü söyledi. Klinik tespitlerin hastalığın tipine göre değiştiğini belirten Alkış, talasemi minör yani taşıyıcılık formunun belirti vermeden seyrettiğini ve genellikle evlilik öncesi tarama testlerinde tespit edildiğini vurguladı. " Talasemi major erken dönemde belirti verir" Talasemi majorun genellikle bebeklik döneminde belirti verdiğini ifade eden Uzm. Dr. Nihan Alkış; solukluk, dalak ve karaciğer büyümesine bağlı karın şişliği ile büyüme geriliğinin sık görülen şikayetler arasında yer aldığını söyledi. Bu hastaların yaşamın erken dönemlerinden itibaren düzenli kan nakline ihtiyaç duyabildiğini ve bu sürecin ömür boyu devam edebileceğini belirtti. " Talasemi minor çoğu zaman fark edilmeyebilir" Talasemi minörlü bireylerde genellikle belirgin şikâyet görülmediğini belirten Uzm. Dr. Alkış, bu nedenle taşıyıcılığın çoğu zaman fark edilmeden nesilden nesile aktarılabildiğini söyledi. Talasemi intermedia hastalarında ise belirtilerin daha ileri yaşlarda ortaya çıkabildiğini ve zaman zaman kan nakli gerekliliği doğabildiğini ifade etti. "Tedavi ve takip büyük önem taşıyor" Tedavinin hastalığın tipine göre planlandığını vurgulayan Uzm. Dr. Nihan Alkış, talasemi majörlü hastalarda kan nakli, demir yükünü azaltıcı tedaviler ve uygun verici bulunması durumunda kemik iliği naklinin uygulanabildiğini belirtti. Son yıllarda geliştirilen Luspatercept etken maddeli ilacın, bazı hastalarda kan nakli ihtiyacını azaltabildiğini de sözlerine ekledi. "En etkili yöntem: tarama" Talaseminin genetik geçişli bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Alkış, "Anne ve babanın her ikisinin de taşıyıcı olduğu durumlarda, her gebelikte yüzde 25 oranında hasta çocuk doğma riski bulunmaktadır. Bu nedenle evlilik öncesi taramalar ve doğum öncesi tanı yöntemleri sayesinde talasemi büyük ölçüde önlenebilir" dedi. Eşlerin her ikisinin de taşıyıcı olduğu durumlarda doğacak çocuğun yüzde 25 hasta, yüzde 50 taşıyıcı ve yüzde 25 sağlıklı olma ihtimali bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Nihan Alkış, eşlerden yalnızca birinin taşıyıcı olması durumunda ise çocukların hasta olmayacağını ancak yüzde 50 oranında taşıyıcı olabileceğini ifade etti. Bu nedenle taşıyıcı çiftlerin, gebeliğin erken döneminde doğum öncesi tanı merkezlerine başvurmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Her yıl Dünya Talasemi Günü’nün toplumda farkındalık oluşturmak için önemli bir fırsat olduğunu belirten Uzm. Dr. Alkış, 1993 yılından bu yana bu özel gün kapsamında bilinçlendirme çalışmalarının sürdürüldüğünü ifade etti. Türkiye’de 1 Kasım 2018’den itibaren uygulanan "Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı" ile taşıyıcı bireylerin tespit edilerek hasta bebek doğumlarının önlenmesinin hedeflendiğini belirten Uzm. Dr. Nihan Alkış, bilinçli yaklaşım, düzenli kontrol ve erken tanının hastalıkla mücadelede en güçlü adımlar olduğunu vurguladı.