SAĞLIK
12 Mart 2026 Perşembe - 16:06 Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi bünyesinde açılan hemodiyaliz ünitesi, daha önce tedavi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalan hastalara büyük kolaylık sağladı. Hasköy ilçesinde bulunan devlet hastanesi bünyesinde hizmete açılan hemodiyaliz ünitesi, ilçede yaşayan böbrek hastalarının tedaviye erişimini kolaylaştırdı. 4 Şubat’ta hizmet vermeye başlayan ve 6 diyaliz makinesinin bulunduğu ünitede şu anda yaklaşık 21 hasta tedavi görüyor. Daha önce diyaliz tedavisi için Muş Devlet Hastanesi’ne gitmek zorunda kalan Hasköy ve köylerinde yaşayan hastalar, artık ilçede hizmet veren hemodiyaliz ünitesi sayesinde uzun yolculuklardan kurtuldu. Hasköy Devlet Hastanesi’nde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Balat, ünitenin yaklaşık bir aydır hizmet verdiğini belirterek, "Ünitemiz yaklaşık bir ay oldu açıldı. 6 yatağımız var. Şu an yaklaşık 21 hastamız var. Bundan önce hastalar çeşitli zorluklarla Muş merkez veya farklı yerlerde tedavi oluyorlardı. Burayı açtıktan sonra hastalar rahatlıkla diyalizlerini almakta. Hafta içi ve hafta sonu belli dönemlerde diyaliz seanslarımız var" dedi. Hasköy Devlet Hastanesi Birim Sorumlusu Fırat Narin ise ilçede kurulan hemodiyaliz ünitesinin bölge için önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade ederek, "Hasköy Devlet Hastanesi’nde gerçekten güzel bir hemodiyaliz ünitesi kurduk. Hastanemizde şu anda 21 hasta hemodiyaliz tedavisi görmekte. Pazartesi, çarşamba, cuma bir ekip, salı, perşembe ve cumartesi ise diğer ekip tedavi yapmakta. Hastalarımız haftada 12 saat, günlük 4 saat diyaliz tedavisi alıyor. Diyalize giren hastalar sadece Hasköy’den değil, mesafe olarak yakın olduğu için Korkut ilçesi ve köylerinden de geliyor. Hatta Tokat’tan gelen hastamız da mevcut. Ünitemiz ayrıca tatil hemodiyalizi hizmeti de veriyor. 6 makine ile hizmet veren hastanemiz, akşam seansıyla birlikte 34-36 hastaya kadar kapasiteye sahip. İlçede hemodiyaliz ünitesinin açılması Hasköy ve Korkut ilçelerindeki hastaları ciddi şekilde rahatlattı" diye konuştu. Diyaliz tedavisi için üniteden yararlanan 53 yaşındaki Fevzi Zeytun ise daha önce tedavi için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Korkut’un Altınova köyündenim. 53 yaşındayım. Son 8 aydır diyalize giriyorum. Son 3 yıldır da görme engelliyim. Arkadaşlar sağ olsun, görme engelli olmama rağmen bir sıkıntım olduğunda hemen ilgileniyorlar. Bizim yaşadığımız yer Muş merkeze 40-45 kilometre uzaklıkta. Hasköy’e ise yaklaşık 20 kilometre mesafede. Buradan evimize gitmek 20 dakika sürüyor fakat Muş merkeze gittiğimizde yol çok zamanımızı alıyordu. Allah devletten razı olsun" şeklinde konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 15:45 Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Dünya Böbrek Günü kapsamında, Türk Böbrek Vakfı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan 2,5 metre yüksekliğinde dev böbrek maketi, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi. Düzenlenen etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekildi hem de su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2-2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor" dedi. Erk, kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir" dedi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek, "Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır" dedi. Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan bahsederek, "Kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür), vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır" dedi.
Çocuklarda soğuk algınlığına dikkat
04 Şubat 2026 Çarşamba - 11:38 Çocuklarda soğuk algınlığına dikkat Kış aylarının gelmesi, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve okullardaki yakın temas, çocuklarda solunum yolu hastalıklarını tetikliyor. BURTOM Biyofiz Mudanya Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Hacıoğlu, çocuklarda görülen solunum yolu enfeksiyonlarının yüzde 70-90 gibi büyük bir oranının viral enfeksiyonlara bağlı geliştiğine dikkat çekti. Dr. Hacıoğlu, üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) içinde en yaygın formun soğuk algınlığı olduğunu belirtti. RSV virüslerinin yol açtığı bu tablo; hapşırma, burun akıntısı, boğaz ağrısı ve hafif ateş ile kendini gösteriyor. Ancak daha ağır seyreden İnfluenza (Grip) konusunda ebeveynleri uyaran Hacıoğlu, şu bilgileri paylaştı: "Aniden başlayan yüksek ateş, üşüme, titreme, şiddetli baş ağrısı ve kuru öksürük en belirgin semptomlardır. İnfluenza çocuklarda bronşiolit, zatürre (pnömoni) ve krup gibi ciddi tablolara, nadiren de Reye sendromu veya kalp kası iltihabı gibi tehlikeli hastalıklara yol açabilir. Tanı hızlı antijen testleri ile konur. Tedavide antiviral ilaçlara (oseltamivir vb.) en kısa sürede başlanmalıdır. En etkili korunma yöntemi ise 6 ay üzerindeki çocuklara (yumurta alerjisi yoksa) Eylül-Mart ayları arasında yapılan influenza aşısıdır." Bakteriyel Tehlike: Beta Mikrobu Viral etkenlerin yanı sıra, halk arasında "Beta" olarak bilinen Grup A Streptokok enfeksiyonlarının da çocuklarda ani ateş ve boğaz ağrısına neden olduğunu belirten BURTOM Biyofiz Mudanya Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Hacıoğlu Dr. Hacıoğlu, bu vakaların yüzde 15-30 oranında görüldüğünü ve tedavisinde mutlaka antibiyotik kullanılması gerektiğini vurguladı. Covid-19 ve MIC-C Riski Dünyada salgına neden olan Covid-19’un mutasyonlarla her yaş grubunda hastalık yapmaya devam ettiğini hatırlatan Dr. Hacıoğlu, çocuklarda nadir de olsa görülebilen MIS-C (Multisistem İnflamatuvar Sendromu) riskine karşı erken tanının hayati önem taşıdığını ifade etti. Hastalıklardan Korunmak İçin 6 Altın Kural Dr. İbrahim Hacıoğlu, çocukları kış enfeksiyonlarından korumak için ailelere şu tavsiyelerde bulundu: "Mümkün olduğunca kapalı ve kalabalık alanlardan uzak durulmalı. Gerektiğinde maske kullanılmalı. Yaşam alanları ve sınıflar sık sık havalandırılmalı. El temizliğine azami özen gösterilmeli. Sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı. Gün içinde bol sıvı tüketimi desteklenmeli." Hacıoğlu, şikayeti olan çocukların vakit kaybetmeden uzman bir hekime başvurarak erken tanı ve tedaviye başlamasının bulaş zincirini kırmada kritik rol oynadığını belirterek sözlerini tamamladı.
Kanser tedavisinde yeni ufuk: Kişiye özel kanser aşıları gündemde
04 Şubat 2026 Çarşamba - 11:38 Kanser tedavisinde yeni ufuk: Kişiye özel kanser aşıları gündemde Kanser aşılarındaki son gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, kişiye özel kanser aşılarının gelecekte tedavide önemli bir dönüm noktası olabileceğini söyledi. Kanser ve teknolojinin ilerlemesiyle kanser tedavisinde geliştirilen yöntemlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Memorial Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, 2022 yılından itibaren yapılan istatistiklere göre dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü belirtti. "Bu vakaların yaklaşık yarısında maalesef ölüm oranlarıyla karşılaşıyoruz" diyen Tatlı, Türkiye’de ise yıllık yaklaşık 240 bin yeni kanser vakası görüldüğünü, bu vakaların da yaklaşık 130 bininde ölüm gerçekleştiğini kaydetti. Tatlı, son 5 yılda Türkiye’de kanser yükünde yaklaşık 700 bine yakın birikmiş hasta popülasyonu oluştuğunu vurguladı. En sık görülen kanser türleri Dünya genelinde erkeklerde en sık görülen kanser türünün akciğer kanseri olduğunu, kadınlarda ise meme kanserinin öne çıktığını ifade eden Tatlı, Türkiye’ye ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Ülkelere, yaşam şekillerine ve çevresel faktörlere göre kanser tipleri değişiyor. Türkiye’de erkeklerde en sık akciğer kanseri görülüyor, ikinci sırada prostat, üçüncü sırada kolorektal kanseri var. Kadınlarda ise en sık meme kanseri, ardından tiroid ve kolorektal kanseri geliyor. Ancak her iki cinsi birlikte değerlendirdiğimizde en sık görülen ve ölüm oranı en yüksek tümör hâlâ akciğer kanseri." Kanser tedavisinde yeni dönem: Aşılar Kanser tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, moleküler testler, akıllı ilaçlar ve immünoterapiyle birlikte yeni bir döneme girildiğini söyledi. Tatlı, "Bir dönem hedeflenemez dediğimiz bazı mutasyonlar, teknolojinin ve bilimin hızla ilerlemesiyle artık hedeflenebilir hale geldi. Son yıllarda ise yeni bir çığır açılıyor, o da kanser aşıları" ifadelerini kullandı. Kanser aşılarının toplumda sıkça yanlış anlaşıldığını vurgulayan Tatlı, HPV aşısının rahim ağzı kanserine karşı koruyucu bir aşı olduğuna dikkat çekerek, aktif kanser tedavisine yönelik kişiye özel aşıların ise farklı bir alan olduğunu söyledi. Kişiye özel kanser aşıları Kanserin hücrelerin genetik yapısında meydana gelen mutasyonlarla ortaya çıktığını anlatan Tatlı, bu hücrelerin normal dokulardan farklı antijenler taşıdığını belirterek, "Bu antijenler bağışıklık sistemimizdeki T lenfositler tarafından düşman olarak tanınır. Ancak bağışıklık sistemi baskılandığında tümör bağışıklıktan kaçar. Kanser aşılarıyla immünoterapinin yetersiz kaldığı noktaları tamamlamayı hedefliyoruz" dedi. Yapay zeka destekli yöntemlerle kişiye özgü antijenlerin tespit edilebildiğini aktaran Tatlı, bu aşıların çoğunlukla immünoterapiyle kombine edildiğini ve hem ileri evre hastalıkta hem de ameliyat sonrası koruyucu dönemde kullanılabildiğini ifade etti. "Erken faz çalışmalar umut veriyor" Lynch sendromu gibi yüksek riskli durumlara yönelik yürütülen çalışmalara da değinen Tatlı, kolorektal kanser riskini azaltmaya yönelik aşı çalışmalarında önemli sonuçlar elde edildiğini söyledi. Prof. Dr. Tatlı, şunları kaydetti: "Bu aşılar bugün yarın klinikte rutin kullanıma girecek aşamada değil. Faz 1 ve faz 2 çalışmaları devam ediyor. Ancak erken faz çalışmalarda, daha önce immünoterapiden fayda görmeyen hastalarda bile bağışıklık sistemini güçlü şekilde aktive edebildiğimizi görüyoruz." "Her hasta için özel aşı seçeneği gündeme gelebilir" Kanserde henüz yüzde yüz çözümden söz edilemeyeceğini belirten Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, "Kanserde tamamında yüzde yüz çözüm oldu diyemem ama her kanser tipi ve her hasta için özel bir aşı seçeneği ortaya çıkacak gibi görünüyor. İlk çalışmalarda her hastaya özel bir aşı platformu oluşturulabildiğini görüyoruz. Bugün maliyetli ve zor, ancak genetik analizlerin yaygınlaşmasıyla bu süreç giderek kolaylaşıyor" dedi. Kanserden korunmanın temel yöntemleri Kanserden korunmada yaşam tarzının büyük önem taşıdığını vurgulayan Tatlı, bağışıklık sisteminin güçlü tutulması gerektiğinin altını çizerek, "Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durmak, obeziteyle mücadele etmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı beslenmek ve yeterli uyku çok önemli. Alkol tüketimi, ağız hijyeni, bağırsak mikrobiyotası ve stres yönetimi de kanser riskini etkileyen faktörler arasında" dedi. Sağlıklı bir yaşam çerçevesi oluşturmanın kanserden korunmada etkili olabileceğini ifade eden Tatlı, "Yaşam şeklimizi ne kadar dengeli hale getirirsek kanserden korunmamız o kadar mümkün olur" değerlendirmesinde bulundu.
Kanser tedavisinde yeni ufuk: Kişiye özel kanser aşıları gündemde
04 Şubat 2026 Çarşamba - 11:33 Kanser tedavisinde yeni ufuk: Kişiye özel kanser aşıları gündemde Kanser aşılarındaki son gelişmeler ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, kişiye özel kanser aşılarının gelecekte tedavide önemli bir dönüm noktası olabileceğini söyledi. Kanser ve teknolojinin ilerlemesiyle kanser tedavisinde geliştirilen yöntemlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Memorial Antalya Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, 2022 yılından itibaren yapılan istatistiklere göre dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü belirtti. "Bu vakaların yaklaşık yarısında maalesef ölüm oranlarıyla karşılaşıyoruz" diyen Tatlı, Türkiye’de ise yıllık yaklaşık 240 bin yeni kanser vakası görüldüğünü, bu vakaların da yaklaşık 130 bininde ölüm gerçekleştiğini kaydetti. Tatlı, son 5 yılda Türkiye’de kanser yükünde yaklaşık 700 bine yakın birikmiş hasta popülasyonu oluştuğunu vurguladı. En sık görülen kanser türleri Dünya genelinde erkeklerde en sık görülen kanser türünün akciğer kanseri olduğunu, kadınlarda ise meme kanserinin öne çıktığını ifade eden Tatlı, Türkiye’ye ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Ülkelere, yaşam şekillerine ve çevresel faktörlere göre kanser tipleri değişiyor. Türkiye’de erkeklerde en sık akciğer kanseri görülüyor, ikinci sırada prostat, üçüncü sırada kolorektal kanser var. Kadınlarda ise en sık meme kanseri, ardından tiroid ve kolorektal kanser geliyor. Ancak her iki cinsi birlikte değerlendirdiğimizde, en sık görülen ve ölüm oranı en yüksek tümör hâlâ akciğer kanseri." Kanser tedavisinde yeni dönem: Aşılar Kanser tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, moleküler testler, akıllı ilaçlar ve immünoterapiyle birlikte yeni bir döneme girildiğini söyledi. Tatlı, "Bir dönem hedeflenemez dediğimiz bazı mutasyonlar, teknolojinin ve bilimin hızla ilerlemesiyle artık hedeflenebilir hale geldi. Son yıllarda ise yeni bir çığır açılıyor, o da kanser aşıları" ifadelerini kullandı. Kanser aşılarının toplumda sıkça yanlış anlaşıldığını vurgulayan Tatlı, HPV aşısının rahim ağzı kanserine karşı koruyucu bir aşı olduğuna dikkat çekerek, aktif kanser tedavisine yönelik kişiye özel aşıların ise farklı bir alan olduğunu söyledi. Kişiye özel kanser aşıları Kanserin, hücrelerin genetik yapısında meydana gelen mutasyonlarla ortaya çıktığını anlatan Tatlı, bu hücrelerin normal dokulardan farklı antijenler taşıdığını belirterek, "Bu antijenler bağışıklık sistemimizdeki T lenfositler tarafından düşman olarak tanınır. Ancak bağışıklık sistemi baskılandığında tümör bağışıklıktan kaçar. Kanser aşılarıyla, immünoterapinin yetersiz kaldığı noktaları tamamlamayı hedefliyoruz" dedi. Yapay zeka destekli yöntemlerle kişiye özgü antijenlerin tespit edilebildiğini aktaran Tatlı, bu aşıların çoğunlukla immünoterapiyle kombine edildiğini ve hem ileri evre hastalıkta hem de ameliyat sonrası koruyucu dönemde kullanılabildiğini ifade etti. "Erken faz çalışmalar umut veriyor" Lynch sendromu gibi yüksek riskli durumlara yönelik yürütülen çalışmalara da değinen Tatlı, kolorektal kanser riskini azaltmaya yönelik aşı çalışmalarında önemli sonuçlar elde edildiğini söyledi. Prof. Dr. Tatlı, şunları kaydetti: "Bu aşılar bugün yarın klinikte rutin kullanıma girecek aşamada değil. Faz 1 ve faz 2 çalışmaları devam ediyor. Ancak erken faz çalışmalarda, daha önce immünoterapiden fayda görmeyen hastalarda bile bağışıklık sistemini güçlü şekilde aktive edebildiğimizi görüyoruz." "Her hasta için özel aşı seçeneği gündeme gelebilir" Kanserde henüz yüzde yüz çözümden söz edilemeyeceğini belirten Prof. Dr. Ali Murat Tatlı, geleceğe ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Kanserde tamamında yüzde yüz çözüm oldu diyemem ama her kanser tipi ve her hasta için özel bir aşı seçeneği ortaya çıkacak gibi görünüyor. İlk çalışmalarda her hastaya özel bir aşı platformu oluşturulabildiğini görüyoruz. Bugün maliyetli ve zor, ancak genetik analizlerin yaygınlaşmasıyla bu süreç giderek kolaylaşıyor" Kanserden korunmanın temelleri Kanserden korunmada yaşam tarzının büyük önem taşıdığını vurgulayan Tatlı, bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasının altını çizerek, "Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durmak, obeziteyle mücadele etmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı beslenmek ve yeterli uyku çok önemli. Alkol tüketimi, ağız hijyeni, bağırsak mikrobiyotası ve stres yönetimi de kanser riskini etkileyen faktörler arasında" dedi. Sağlıklı bir yaşam çerçevesi oluşturmanın kanserden korunmada etkili olabileceğini ifade eden Tatlı, "Yaşam şeklimizi ne kadar dengeli hale getirirsek, kanserden korunmamız o kadar mümkün olur" değerlendirmesinde bulundu. (SM-
Sosyal medyanın etkisiyle artan vitamin kullanımına uzmandan uyarı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 11:24 Sosyal medyanın etkisiyle artan vitamin kullanımına uzmandan uyarı Manisa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Hekimi Uzman Doktor Hale Akan, pandemi sonrası dönemde sosyal medyanın da etkisiyle artan vitamin ve mineral takviyesi kullanımına karşı vatandaşları uyararak, bu ürünlerin hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmasının ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini söyledi. Manisa Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Hekimi Uzman Doktor Hale Akan, pandemi sonrası sosyal medyanın da etkisiyle artan vitamin ve mineral takviyesi kullanımına karşı vatandaşları uyardı. Uzman Dr. Akan, takviyelerin hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Son yıllarda, özellikle pandemi sonrası dönemde sosyal medyanın etkisiyle vitamin ve mineral takviyelerine yönelimin arttığını ifade eden Dr. Akan, "Pek çok kişi bağışıklığını güçlendirmek ya da kendini daha enerjik hissetmek amacıyla bu ürünleri kendi kendine kullanıyor. Ancak vitamin ve mineral takviyeleri masum ürünler değildir ve herkeste aynı etkiyi göstermez" dedi. Sağlıklı bireylerin öncelikle ihtiyaçlarını dengeli ve sağlıklı beslenme yoluyla karşılaması gerektiğini vurgulayan Akan, "Sağlıklı beslenmeyen, yeterince uyumayan ve hareketsiz bir yaşam süren bireylerin yalnızca vitamin takviyesi alarak sağlıklı olmayı beklemesi doğru değildir" diye konuştu. Vitamin ve mineral takviyelerinin kullanılmadan önce mutlaka hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Akan, gerekli durumlarda kan tetkikleri ve fizik muayene ile eksikliklerin tespit edilmesinin önemine dikkat çekti. Takviye ihtiyacı varsa hangi vitaminin, hangi dozda ve ne kadar süreyle kullanılacağına hekim tarafından karar verilmesi gerektiğini ifade etti. Her bireyin ihtiyacının farklı olduğunu söyleyen Uzman Dr. Hale Akan, "Herkes aynı vitamin takviyesini kullanmak zorunda değildir. Bu nedenle vitamin ve mineral takviyeleri hekim önerisi olmadan başlanmamalıdır" uyarısında bulundu.
Sağlık ve sosyal hizmet işkolunda en fazla dava ‘ödenmeyen ücretler’ ve ‘fazla mesai’ için açıldı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 11:18 Sağlık ve sosyal hizmet işkolunda en fazla dava ‘ödenmeyen ücretler’ ve ‘fazla mesai’ için açıldı Sağlık ve sosyal hizmet işkolunda en fazla dava ‘ödenmeyen ücretler’ ve ‘fazla mesai’ için açıldı. Öz Sağlık İş Sendikası Genel Başkanı Devlet Sert, davaların bir bölümünün sonuçlandığını, bir bölümünün ise devam ettiğini söyledi. Öz Sağlık-İş Sendikası tarafından binlerce sağlık işçisi adına Sağlık Bakanlığı’na, yine binlerce sosyal hizmet işçisi adına da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na farklı konularda dava açıldı. Bir bölümü devam eden, pek çoğu sonuçlanan bu davalarda sağlık işçileri için ilk sırayı ücret, ikramiye ve ilave tediye alacaklarından kaynaklanan yüzdelik alırken, en çok dava açılan ikinci konu ise kıdemli işçiliği teşvik primi alacak davaları oldu. Sağlık işçilerini kendi kurumları olan Sağlık Bakanlığı ile davalı hale getiren bir diğer başlık ise fazla mesai ücretleri için açılan davalardan oluştu. Üyesi olan sağlık işçileri için bakanlığa binlerce dava açan Öz Sağlık-İş Sendikası, özellikle gece vardiyası zammı, hafta tatili ücretleri, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri, kıdem tazminatı ve fark alacağı, yemek ücreti, yol parası, giyim yardımı, işe iade, meslek kodu, hizmet zammı, süt yardımı alacağı, risk tazminatı, iş kazası, mobbing, disiplin cezaları iptali, temsilci iş yeri iadesi gibi pek çok konudaki binlerce davayı takip ediyor. Binlerce sosyal hizmet işçisi için en çok ‘fazla mesai ücreti’ davası açıldı Öz Sağlık-İş Sendikası, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapan sosyal hizmet işçisi üyeleri adına da binlerce farklı dava açtı. Bir kısmı devam eden davalarda ilk sırayı fazla mesai ücretlerinden kaynaklanan davalar aldı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı nezdinde açılan davalarda ikinci sıraya ulusal bayram ve genel tatil ücretleri yerleşti. Gece çalışma ücretleri, yıllık ücretli izin alacakları, kıdem tazminatı ve fark alacakları, işyeri ve çalışma şartlarının değiştirilmesine ilişkin işlem iptalleri, disiplin cezası iptalleri, işe iade ve temsilci yer değişikliği konulu davalarda çeşitli mahkemelerde görülmeye devam ediyor. Sendikanın özellikle ev tipi çalışılan kurumlara açtığı işçi davalarında alınan sonuçlar, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile imzalanan son toplu sözleşmeye yansıtıldı ve bu işçilerin hakları garanti altına alınmış oldu. Konuyla ilgili açıklama yapan HAK-İŞ Genel Başkan Yardımcısı ve Öz Sağlık İş Sendikası Genel Başkanı Devlet Sert, bu davaların sayısal olarak her an değişiklik arz ettiğinin altını çizerek, "Sendika olarak bir tek kuruş işçi alacağının üstünü kapatmayız" dedi. "Üyelerimizin haklarını sadece toplu sözleşme masalarında savunmuyoruz" Gerek Sağlık Bakanlığı, gerekse Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı nezdindeki davaların bir bölümünün sonuçlandığını, bir bölümünün devam ettiğini, güçlü bir hukuk bürosu ile yeni davaların, dosyaların hazırladığını söyleyen Sert, "Üyelerimizin haklarını sadece toplu sözleşme masalarında savunmuyoruz. Sendikacılıkta saha gerçeği diye bir şey var. Uygulamadan kaynaklı sıkıntıları takip etmezsek, üyenin hak kaybının önüne geçemeyiz. Bu sadece üyenin hakkını korumak değil, işverenin hakkını da korumaktır. Öz Sağlık-İş Sendikası olarak dava açmadan önce işveren kuruluşlara bütün uyarılarımızı yapıyor, sonuç alamadığımız noktada davaları açıyoruz. Bir işçi örgütü olarak önceliğimiz bu ülkeye canla başla fedakârca hizmet eden sağlık ve sosyal hizmet işçilerinin her kuruşu helal olan haklarının alınması, bu hakların hukuk aracılığı ile iade edilmesinin sağlanmasıdır" diye konuştu.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Kanserden değil, geç kalmaktan korksunlar"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 11:07 Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Kanserden değil, geç kalmaktan korksunlar" Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç Dr. Muhammed Emin Demirkol, "Kanserden değil, geç kalmaktan korksunlar. Erken taramanın, erken tanımanın sonuçlarını bizler sahada görüyoruz" dedi. Türkiye’de her yıl yaklaşık 240 bin kişi kanser tanısı alıyor. Uzmanlar, obezite ve tütün kullanımının kanser riskini artırdığını vurgularken, 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında tarama zamanı gelen vatandaşlar mesajla bilgilendiriliyor. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Doç Dr. Muhammed Emin Demirkol, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada erken tanının önemine dikkati çekti. Kanserin bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Demirkol, "Dünyada ölümlerde en sık ikinci sebep olarak kalp damar hastalıklarından sonra kanser dikkat çekmekte" diye konuştu. Obezite ve tütün kullanımı kanser riskini artırıyor Kansere sebep olan etkenlerin başında tütün ürünlerinin geldiğinin altını çizen Demirkol, "Başta tütün ve tütün ürünleri, sigara olmak üzere kansere sebep olan birçok maruziyet var. Bunun dışında son dönemlerde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artan obezite yine kanserin en önemli sebeplerinden biri. Bunun yanı sıra alkol tüketimi, bazı viral etkenler hepatit gibi, bunlar kansere neden oluyor. Özellikle bazı kanserojen maddeler, tüketilen ve sağlıklı olmayan gıdaların uzun dönem tüketilmesi de yine kansere neden olan önemli sebeplerden bazıları" ifadelerini kullandı. "Erken teşhis oldukça önemli" Kanserde erken teşhisin önemine değinen Demirkol, "Birçok faktör kansere sebep oluyor. Tabii ki burada kansere yakalanmamak, eğer yakalanmışsa da erken teşhis oldukça önemli. Biz de Sağlık Bakanlığı olarak hem kanserden uzak kalma, kansere yakalanmama konusunda bir farkındalık, sağlıklı hayat, sigaradan uzak kalınan bir hayat, fiziksel aktivitenin arttırıldığı, mobilize bir hayatın, hareketli bir hayatın bizim en önemli gündemlerimizden biri olmasını sağlamaya çalışıyoruz" şeklinde konuştu. Paketli gıdalardan uzak durmanın ve doğal beslenmenin önemine değinen Demirkol, bunlara rağmen hala herkes için bir risk olduğunu söyleyerek, erken tanı konusunda uyarıda bulundu. Üç kanser türü yakından takip ediliyor Türkiye’de tüm illerde üç kanser türünü yakından taradıklarını hatırlatan Demirkol, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunlar meme kanseri, kalın bağırsak kanseri ve rahim ağzı kanseri. Bu üç kanser türü bizim ulusal tarama programımızda, aile hekimliklerimizde, sağlıklı hayat merkezlerimizde ve Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezlerimizde (KETEM), aynı zamanda hastanelerimizde fırsatçı taramalarla 85 milyonun bu yaş grubunda, belirli yaş grubunda olan özellikle meme kanseri ve rahim ağzı kanseri ve kalın bağırsak kanserinde, kadınlarda yine kalın bağırsak kanserinde, erkeklerde bu taramaları belirli yaş gruplarında yapıyoruz. Hem mamografiyle meme kanserini 2 yılda bir tarıyoruz. Yine gaitada gizli kan dediğimiz tuvalet örneğinde de, dışkı örneğinde de kan var mı diye yine aile hekimliklerimizde ve tüm sağlık tesislerimizde tarama olarak bakıyoruz ve bunu her iki cinsiyette de yapıyoruz. Rahim ağzı kanserleri için de yine kadınlarda belirli bir yaş grubunda 5 yılda bir tarama yapıyoruz." "Tarama zamanı gelen tüm vatandaşlarımıza SMS’le bu tarama vaktinin geldiğini tekrar hatırlatıyoruz" Demirkol, tarama zamanı gelen vatandaşların telefonuna mesaj gönderildiğini söyleyerek, "Geçen yıl olduğu gibi bu sene de tarama zamanı gelen tüm vatandaşlarımıza SMS’le bu tarama vaktinin geldiğini tekrar hatırlatıyoruz. Sağlıklı yaşama, tekrar merhaba demelerini istiyoruz. Bu kapsamda yaklaşık olarak 15 milyon vatandaşımıza 40 milyona yakın SMS’i bu ay içerisinde göndermeye başladık. Telefonlarına SMS geliyor ve onlar hızlıca KETEM, sağlıklı hayat merkezine ve aile hekimliğine giderek vakti gelmiş kanser taramasını bu üç kanserde yapıyorlar" açıklamasında bulundu. "Kanserden değil, geç kalmaktan korksunlar" Gönderilen mesajların dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Demirkol, "Kanserden değil, geç kalmaktan korksunlar. Erken taramanın, erken tanımanın sonuçlarını bizler sahada görüyoruz. Erkenden de bu tanıma ve erken taramanın avantajlarından da tüm vatandaşlarımız faydalansın diyoruz. Bu hizmetlerimizin tamamı ücretsiz. Biz vatandaşlarımızın sağlıklı olmasının onlar üzerindeki pozitif etkisini canı gönülden arzu ediyoruz ve bir an önce kanser taramalarını bu vesileyle yaptırmalarını, kansere sebep olan sigara, alkol gibi bütün maruziyetlerden uzak kalmalarını, hareketli yaşamla fazla kilolardan kurtulmalarını ve sağlıklı bir yaşamla yaşam süresinin uzadığı ülkemizde kaliteli ve sağlıklı yaşamla devam etmelerini kendilerinden istirham ediyoruz" diye konuştu. "Türkiye’de yıllık yeni kanser tanı sayımız yaklaşık 240 bin" Türkiye’deki kanser vakalarına ilişkin konuşan Demirkol, "Türkiye’de yıllık yeni kanser tanı sayımız yaklaşık 240 bin. Yani her yıl yaklaşık 240 bin vatandaşımız kanser tanısı alıyor. Erken evre olanlar var, geç evre olanlar var. Kansere yakalandıktan sonra özellikle erken tanıda cerrahi büyük bir avantaj sağlıyor. Ama geç kalındığında metastaz dediğimiz uzak organ sıçraması yaptığında, o zaman kemoterapi tek şans olarak kalabiliyor" ifadelerini kullandı.
Boyun çıtlatma felce kadar götürebilir
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:58 Boyun çıtlatma felce kadar götürebilir Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Bayram, bilinçsiz ve ani boyun çıtlatma hareketlerinin çok nadir de olsa boyun damarlarında yırtılmaya neden olabileceğini belirterek, bu durumun inmeye kadar varabilen ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Muhammed Bayram, boynun sert ve ani şekilde çevrilmesiyle oluşan manipülasyonların, beyne giden karotis ve vertebral arterleri etkileyebildiğini ifade ederek, "Boyun çıtlatma çoğu zaman masum bir alışkanlık gibi görülse de, kontrolsüz ve zorlayıcı hareketler damar duvarında yırtılmaya yol açabilir. Bu yırtık pıhtı oluşumuna, pıhtı da beyin damarlarının tıkanmasına neden olabilir" dedi. "Belirtiler gecikmeden ciddiye alınmalı" Arter diseksiyonunun nadir görüldüğünü vurgulayan Doç. Dr. Muhammed Bayram, buna rağmen belirtilerin önemine dikkat çekti. Ani ve alışılmadık şiddetli boyun ya da baş ağrısı, baş dönmesi, denge kaybı, konuşma bozukluğu, yüz, kol veya bacakta uyuşma ve güçsüzlük gibi şikâyetlerin acil değerlendirme gerektirdiğini belirtti. "Günlük hafif hareketlerle karıştırılmamalı" Kişinin kendiliğinden yaptığı hafif gerinmelerle çıkan eklem seslerinin genellikle tehlikeli olmadığını söyleyen Doç. Dr. Muhammed Bayram, "Risk; ani, sert ve zorlayıcı manevralarda artar. Özellikle altta yatan damar duvarı hassasiyeti olan bireylerde bu tür uygulamalar daha sakıncalı olabilir" diye konuştu. "Boyun ağrısında güvenli yöntemler tercih edilmeli" Doç. Dr. Muhammed Bayram, boyun ağrısı ve tutulmalarında bilinçsiz manipülasyonlardan kaçınılması, şikâyetlerin sürmesi halinde hekim değerlendirmesi sonrası uygun tedavi yöntemlerine yönelinmesi gerektiğini vurguladı. Bayram, toplumda yaygın olan "çıtlatınca rahatlama" algısına karşı, kontrollü egzersiz, duruş düzenlemesi ve uzman önerilerinin esas alınmasının, muhtemel riskleri en aza indireceğini sözlerine ekledi.
Prof. Dr. Tek: "Kanserin adı tek ama hastalar farklı"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:54 Prof. Dr. Tek: "Kanserin adı tek ama hastalar farklı" Artan kanser vakalarıyla birlikte tıptaki ilerlemeler sayesinde bazı kanser türlerinin artık kronik bir hastalık gibi yönetilebildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek, "Kanserin adı tek fakat hastalar birey olarak birbirinden çok farklı; kişiye özgü tedavi güncel bir konu" dedi. Günümüzde kanser tedavisinde başarı multidisipliner yaklaşımlarla sağlanırken, yakın gelecek bu mücadelede daha kişiselleştirilmiş ve etkili yöntemlerin devreye gireceğine işaret ediyor. 4 Şubat Dünya Kanser günü dolayısıyla açıklama yapan Medicana International Ankara Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tek, kanser görülme sıklığının artmasıyla birlikte artık kronik bir hastalık gibi yönetilmesinin, bütüncül ve kişiye özel yaklaşımları günümüzün zorunluluğu haline getirdiğini belirterek, "Artık kanser tedavisinde yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, aynı zamanda hastanın yaşam kalitesini korumak ve iyileştirmek de öncelik haline gelmiştir. Tıptaki ilerlemeler, bazı kanser türlerinin artık kronik hastalık gibi yönetilebileceğini gösteriyor. Bu yaklaşım; hastaların uzun vadeli takip ve bakımını, tedavi planlarını ve yaşam kalitesini ön planda tutarak kanserle mücadelede yeni bir paradigmaya işaret ediyor. Kişiye özgü tedavi güncel bir konu. Burada bilmemiz gereken kanserin adı tek fakat hastalar birey olarak birbirinden çok farklı" ifadelerini kullandı. İmmünoterapi ile yan etki azalacak İmmünoterapinin, bağışıklık sisteminin kanserle mücadelede aktif rol almasını sağlayan yenilikçi bir yöntem olarak öne çıktığına vurgu yapan Prof. Dr. İbrahim Tek sözlerine şöyle devam etti: "İmmünoterapi diğer tedavi yöntemleriyle kombine edildiğinde tümör hücrelerine karşı daha güçlü ve hedefe yönelik bir yanıt sağlıyor. Bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken hastaların yaşam kalitesini de korumaya yardımcı oluyor. Gelecekte akıllı ilaçlarla birlikte kullanılan kanser aşılarının, daha kalıcı yanıtlar sağlayarak tedavi başarısını önemli ölçüde artırması bekleniyor. Aşıların, bağışıklık sistemini kanser hücrelerini tanıyıp hedef alacak şekilde eğiterek tedaviye destek olması ve özellikle kişiye özgü tümör antijenlerine göre geliştirildiğinde etkinliğinin daha da artacağı öngörülüyor." Tarama testleri ve işlemleri ihmal edilmemeli Kanserin önüne geçmek için ise birey olarak yapılacak şeylerin zor olmadığını hatırlatan Prof. Dr. İbrahim Tek, alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: "Sigara ve alkolden, hazır gıdalardan, tütsülenmiş yiyeceklerden ve fazla kırmızı et tüketmekten uzak durmak; hayvansal yağları az tüketmek, meyve ve sebze tüketimini artırmak, kilo almamak ve düzenli fiziksel aktivite herkesin yapabileceği rutinlerdir. Stres de artık önemli bir risk faktörü sayılmaktadır; bu nedenle uzak durmak önemlidir. Hepatit B aşılaması ile cinsel aktivitesi başlamadan kız çocuklarına HPV aşısı yapılması, bazı bireyleri karaciğer ve rahim ağzı kanserinden koruyabilir. Belirli yaş gruplarında kanser tarama testleri ve işlemlerini yaptırmak da büyük önem taşır. Kadınlarda 45 yaşından sonra meme ultrason ve mamografi; 18 yaşından itibaren Pap ve smear testi ile yıllık rahim ağzı kanseri taraması; her iki cinste 45 -50 yaşlarından itibaren kolonoskopi incelemesi; erkeklerde prostat muayenesi ve yoğun sigara tüketen bireylerde düşük doz radyasyonlu akciğer tomografisi önerilmektedir. Kanserden korkmayalım, geç evrede tanı almaktan korkalım. Birey olarak kendi vücudumuzu daha iyi tanıyalım, şikayetlerimizi önemseyelim ve basit önlemlerle kanser riskimizi azaltalım."
ALS hastaları için umut ışığı: Karadeniz’de ilk kez uygulandı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:43 ALS hastaları için umut ışığı: Karadeniz’de ilk kez uygulandı Samsun’da, 3 yıldır amyotrofik lateral skleroz(ALS) hastası olan ve yürüyemeyen 3 çocuk annesi kadına, Karadeniz’de ilk kez uygulanan ilaç tedavisi umut ışığı oldu. Bu tedavi ile hastanın kas kaybının durması, yutma ve nefes becerisinin ise desteksiz devam etmesi amaçlanıyor. Kastamonu Tosya’da yaşayan 3 çocuk annesi 48 yaşındaki Emel Kaynak’a 3 yıl önce ALS teşhisi konuldu. Bu süreçte kas kaybına bağlı olarak sürekli düşen ve vücudundaki birçok kemiği kırılan Kaynak, daha sonra bacaklarını kullanamaz hale geldi. Sık sık Samsun’a tedavi olmak için gelen Kaynak’a, Karadeniz Bölgesi’nde ilk kez SOD1 mutasyonu ilişkili ALS tanısı bulunan bir hastaya hastalığa yönelik hedeflenmiş tedavi olan tofersen, Samsun Şehir Hastanesi Eğitim ve Araştırma Ek Hizmet Binası’nda başarıyla uygulandı. "İlacı kullandıktan sonra eskiye göre daha umutluyum, iyileşeceğimi hissediyorum" Karadeniz’de ilaç tedavisi uygulanan ilk hasta olan 3 çocuk annesi Emel Kaynak, "Bir kas hastalığı olan ALS hastasıyım. 3 yıldır bu teşhis kondu ve hastalık ilerliyordu. İlaç tedavisinin olmadığı biliniyordu. Bugün yurt dışından gelen ilaç tedavisi başlandı ve ilk deneme yapıldı. Süreci ben de merak ediyorum ve umutla iyileşmeyi bekliyorum. Hastalığım dolayısıyla yürüyemiyorum. Hastalığa bağlı olarak düşme ve kırıklar meydana geldi. Hayatımı çok olumsuz yönde etkiliyor. İlacın biraz bile faydasını görsem benim için çok iyi olacak. Bu tedavi öncesi sadece bir hap kullanıyordum. Eskiden kullandığım ilaçtan fayda göremedim, hastalığım ilerlemeye devam ediyordu. Önce bir bacağım, sonra da diğeri güçsüzleşti. Bugün yeni tedavinin ilk dozunu aldım. Belirli bir süre bu tedavi devam edecek. Bu tedavinin başka şehirlerde yapıldığını biliyordum ve öğrenince çok sevindim. İlaç her ay bir kez uygulanacak. İlacı kullandıktan sonra eskiye göre daha umutluyum. İyileşeceğimi hissediyorum" dedi. "Bu tedavinin uygulandığı birkaç merkezden biri olduk" Türkiye’de hedef tedavi olan tofersen’i uygulayan birkaç merkezden biri olduklarını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Berra Özberk, "ALS, motor nöronları etkileyen ilerleyici bir hastalık sürecidir. Bu hastalığın günümüzde onaylanan çok fazla tedavisi yok. ALS hastalarının küçük bir kısmı genetik geçişli ALS’ye sahip. Bu hastalar için şu anda hedeflenen genetik tedaviler yeni geliştirildi. Bunlardan bir tanesini Karadeniz’de ilk kez bir ALS hastasına uyguladık. Tedavi, SOD1 mutasyonu (Süperoksit dismutaz 1) olan hastalarımıza yönelik bir tedavi yöntemidir. Hastaya belden uygulanıyor. Belirli yükleme dozunun ardından aralıklı periyotlarla yapılan bir tedavidir. Hastalığın ilerlemesini ve hızını yavaşlattığı gösterilmiştir. Şu anda da ülkemizde sadece birkaç merkezde uygulanmaktadır. O merkezlerden biri de biz olduk. Bugün hastamıza ilk ilaç dozunu uyguladık. Öncesinde çeşitli ayrıntılı işlemler gerçekleştirdik. İlk dozun ardından ilacın belirli periyotları var. Bu periyotlarda ilaç uygulanmaya devam edecek. Hastanın gidişatıyla ilgili kayıtlarımızı da alacağız. Şu ana kadar kullanılan tedaviler ALS’deki güncel tedavilerdi. Hastalığın hızını yavaşlatmaya yönelikti fakat bu hedefe yönelik tedaviler hem hastalık açısından hem de uygulanabilirlik açısından bizi evre atlattı. Özellikle hastalığın oluşum mekanizmasını doğrudan etkilediğimiz için hastalığın ilerlemesinin durmasını bekliyoruz" diye konuştu. "Tedavi, seçilmiş genetik geçişli ALS hastalarına uygun" Söz konusu tedavinin her ALS hastasına uygun olmadığını dile getiren Uzm. Dr. Berra Özberk, "Nöromusküler hastalıklar merkezi tarafından takip edilmesi ve ALS hastalarının yakınlarının bilinçlendirilmesi çok önemli. Hastaların bir genetik tanısı yoksa mutlaka genetik tetkik edilmesi gerekir. Bu tedavi, SOD1 mutasyonuna yönelik yapılmış bir tedavidir. Diğer çalışmalar da kapıda, geliyor. Dünya çapında çalışmalar devam ediyor. Hem hasta hem de yakınlarının bilgilendirilmesi bu nedenle çok önemli. Bu, tüm ALS hastalarına uygulayabildiğimiz bir tedavi değildir. Seçilmiş, genetik geçişli ALS hastalarına uygundur. Bugün ilk kez ilaç verdiğimiz hasta bize geldiğinde solunum ve yutma açısından bağımsız olarak takip ettiğimiz bir hastaydı. Zaten ALS hastalığının en kritik gidişi ve kötüleşmesine neden olan durum, yutma ve solunum fonksiyonlarının bozulmasıdır. Amacımız, hastalar solunum ve yutma zorluğu yaşamadan hastalığı durdurmaktır. Umarım ilk dozunu verdiğimiz hastada da bu ilerlemeyi durdurmuş olacağız" şeklinde konuştu. ALS hastalığı ve tedavisi ALS, motor nöronları etkileyen, ilerleyici ve yaşamı tehdit eden nörodejeneratif bir hastalık olarak biliniyor. Vakaların küçük bir bölümünü genetik geçişli formlar oluştururken, SOD1 mutasyonuna bağlı ALS için geliştirilen tofersen tedavisi, hastalık mekanizmasını doğrudan hedeflemesi nedeniyle önemli bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Samsun’da gerçekleştirilen bu uygulama ile Karadeniz Bölgesi’nde genetik ALS hastalarına yönelik ileri ve kişiselleştirilmiş tedavilere erişimde önemli bir eşik aşılmış oldu.
Havaların soğumasıyla, vatandaşların kış çaylarına talebi arttı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 10:20 Havaların soğumasıyla, vatandaşların kış çaylarına talebi arttı Elazığ’da soğuk havaların etkisini sürdürmesinden dolayı, vatandaşlar alternatif tıp ürünlerine yönelerek aktarların yolunu tutuyor. Elazığ’da soğuk havaların etkisini sürdürmesiyle birlikte bağışıklık sistemini güçlendirmek isteyen vatandaşlar, kentte bulunan bitkisel ürünler satan aktarlara yöneldi. En çok rağbet gören ürünler arasında ise kış çayı ve ıhlamur yer alırken, kuşburnu ve özel karışımlı ürünler de tercih edildi. 25 yıldır Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerine bitkisel ürünler dağıttığını belirten Mahmut Kazancı, "Bu bölgelerde kış ayları daha ağır geçtiği için vatandaşlarımız gribal enfeksiyon ve soğuk algınlığı şikayetleriyle aktarlara yöneliyorlar. Bu yönde de aktarlarımızın tavsiyesi, bitkilerden karıştırılan çaylar oluyor. Bu çaylar, ada, papatya, ıhlamur ve kış çayı gibi karışımlardan oluşuyor. Genelde bunlar üst solunum yolu enfeksiyonlarında, boğaz yolu enfeksiyonlarında ve burun akıntılarında yardımcı tedavi olarak kullanılmaktadır. Alternatif tıpta, insanların tedavi bulma konusunda yardımcı olmaktadır. Vatandaşların kış aylarında en çok tercih ettiği ürünler, hatmi çiçeği, papatya, ada çayı, ıhlamur, kuşburnu, zencefil ve tarçın tercih ediyorlar. Kış çayları genelde paket halinde 150 liradan satılıyor. Ihlamur fiyatlarımız genelde yüksek. Yaprak ve çiçek diye ikiye ayrılıyor. Yaprak ıhlamur çiçek ıhlamura göre biraz daha uygundur. Yaprak ıhlamur piyasada 2 bin ile 2 bin 500 lira arasında değişiyor. Çiçek ise 3 bin ile 3 bin 500 civarında satılıyor. Vatandaşlarımızın alternatif tıpta kullanmaları gereken, zencefil, ıhlamur, tarçın, kuşburnu, ada ve papatya çaylarını tüketmelerini tavsiye ediyorum" dedi.