SAĞLIK - 04 Şubat 2026 Çarşamba 10:34

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Karadurmuş: "Pozitif bilime inanın, erken tanıyı kaçırmayın ve sağlığınızı ertelemeyin"

A
A
A

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, "Halkımızdan isteğimiz pozitif bilime inanın, erken tanıyı kaçırmayın ve sağlığınızı ertelemeyin" dedi.

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nce 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle düzenlenen toplantıda Türkiye ve dünyada kanserle ilgili güncel veriler, tarama yöntemleri ve erken teşhisin önemi, kanser riskini artıran faktörler, alınabilecek önemler gibi konu başlıkları ele alındı. Toplantıda Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş ile derneğin Genel Sekreteri Doç. Dr. Deniz Can Güven ve Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ve Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu açılış konuşmalarını gerçekleştirdi.

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Karadurmuş:

"Kanser bir halk sağlığı sorunu"

Prof. Dr. Karadurmuş, dünyada her yıl 20 milyon insanın kanser tanısı aldığını belirterek, Türkiye’de bu sayının 240 bin olduğunu dile getirdi. Ölümlerin yüzde 20’sinin kanser yüzünden gerçekleştiğini belirten Karadurmuş, "Bizim mottomuz Türk Tıbbi Onkoloji Derneği olarak ‘hayat için bilimin izinde’. Diyoruz ki ‘Pozitif bilime inan, erken tanıyı bir an önce yakala, kaçırma ve gerçekten sağlığını erteleme’ diyoruz. Çünkü kanser bir halk sağlığı sorunu" diye konuştu. Türkiye’de kanser tedavisinin eskiye oranla daha iyi bir noktada olduğunu söyleyen Karadurmuş, "1950-2000 yılları arasında bir insanoğlunun kansere bağlı beş yıllık sağ kalım oranı yüzde 59’lardaydı. Ama 2026’da artık şunu biliyoruz; yüzde 70’lerde" ifadelerini kullandı.

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Karadurmuş:

"Pozitif bilime inanın, erken tanıyı kaçırmayın ve sağlığınızı ertelemeyin"

Bitkisel desteklerin yalnızca takviye olarak kullanılabileceğini, tedavi amaçlı kullanımda tek başına yeterli olmadığının altını çizen Karadurmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bitkisel destekler birtakım yardımla hastaların dinçliğinde kısmi bir destek olabilir. Ama siz şunu derseniz; ‘kanseri tedavi edeceğiz, kemoterapiye gerek yok, akıllı ilaca hiç gerek yok’ derseniz yanlış yapmış olursunuz ve gerçekten tedaviyi öteleyip erken evredeki bir hastayı evre 4 konumunda tıbbi onkoloji uzmanına gecikmiş olarak, umutlarını azaltmış olarak çıkarsınız. Onun için halkımızdan isteğimiz pozitif bilime inanın, erken tanıyı kaçırmayın ve sağlığınızı ertelemeyin."

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Karadurmuş:

mRNA aşılarının gelecekte kanser tedavisindeki etkisine ilişkin değerlendirmede bulunan Karadurmuş, "mRNA aşıları gelecekte kanserin yörüngesini çok pozitif anlamda etkileyecek, ivmelendirecek bir durum" dedi.

"Hastalarımızın sonuçlarını daha da iyileştirmek bizim birinci hedefimiz"

Doç. Dr. Deniz Can Güven ise, kanser tanısının artık tarama testleriyle erken teşhis edildiğini aktararak, tütünle mücadelenin de başarıyla sürdürüldüğünü ifade etti. Güven, sözlerine şöyle devam etti:

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Karadurmuş:

"Tütün kontrol konusundaki mücadeleler, yine obezite ile olan mücadele bunların yanında aşılama gibi mücadelelerle birlikte ve tedavi alındık gelişmelerle birlikte sağ kalımlar artmakta. Ülkemizde erkeklerde en sık kanser maalesef hala akciğer kanseri dolayısıyla tütün kontrolü konusunda hala çok ciddi aksiyon almamız gerekiyor. Bunun yanında prostat kanseri yine önemli bir sorun erkeklerde. Üçüncü olarak da kalın bağırsak yani kolorektal bölge kanserleri. Burada da kolonoskopi taramalarının artması gerekiyor. Kadınlarda ise meme kanseri, özellikle erken tanı alabiliyor Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM) ile. Bunların yanında akciğer kanseri artışımız var kadınlarda. Dikkat etmek gerekiyor. Bir de üçüncü olarak rahim ağzı kanseri için de taramalar ve HPV aşısını gündemimize almamız gerekiyor. Bunlarla birlikte hastalarımızın sonuçlarını daha da iyileştirmek bizim birinci hedefimiz olmakta."

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Karadurmuş:

Güven, kadınlarda eskiye oranla tütün kullanımının artmasından dolayı akciğer kanserinin de görülme oranında artış olduğunu dile getirdi.

Obezite ve sigara kullanımı kanser riskini artırıyor

Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur da, "Tüm kanserlerin yüzde 30’u ile 50’sinin çevresel faktörler ve önlenebilir nedenler olduğunu biliyoruz. İki neden söyleyeceğim. Birincisi sigara. Tüm kanserlerin yüzde 20 ile 30’undan sorumlu. Sadece akciğer kanseri, ülkemizde 40 binden fazla kişinin maalesef tanısında rol oynayan bir hastalık. Bunun dışında da baş boyun kanserleri, kolon kanseri, rahim kanseri, birçok kanserde gerçekten de sigaranın önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Sigarayla mücadele aynı zamanda kanserin önlenmesinde bir primer koruma dediğimiz halk sağlığı yaklaşımı olarak da bizler için önemli bir rol oynamaktadır. İkincisi obezite. Obezite, hareketsiz yaşam da aynı sigara gibi benzer oranda bir risk oluşturuyor" dedi. Şendur, 30 yıl önce kanser tedavisinde yalnızca kemoterapinin uygulandığını anlatarak, "Temmuz 2025’ten itibaren Türkiye’de 25 farklı endikasyon da ek ödeme aldı. Bu da bizim için çok büyük bir fırsat. Bilgi gelmeye devam ediyor, kullanım alanları genişliyor. O nedenle immünoterapiler bugün kanser tedavisinde ileri evrede bile şifadan bahsedebileceği bir tedavi oldu" diye konuştu.

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Karadurmuş:

"Bilimsel olmayan yöntemler hastalarımızın en değerli varlığını kaybetmesine sebep oluyor"

Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu, "Bilimsel olmayan yöntemler hastalarımızın en değerli varlığını kaybetmesine sebep oluyor, ‘zamanı’. Belki erken dönemde tamamen kür olabilecek bir hastalığı bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemlerle tedavisini geciktirmekte ve ileri dönemlerde belki kür şansını kaybettikten sonra ulaşmasına ya da hiç ulaşmamasına sebep olmakta" diye konuştu. Tamamlayıcı tedavilerin kanserin asıl tedavisi olduğuna dikkati çeken İmamoğlu, "Alternatif tedaviler; ilaç tedavisi, cerrahi tedavi ve radyoterapi gibi yöntemlerin yerini alan ve hastaların bu yöntemler yerine bitkisel kürlerle ya da buna benzer yöntemlerle tedavisini yaptığı bir kavram olarak karşımıza çıkarken, tamamlayıcı tedavi bilimsel olarak tanımlanmış cerrahi, kanserin ilaçla tedavisi ya da radyoterapi gibi tedavi yöntemlerini destekleyen, bunların yan etkilerini azaltmaya yönelik yöntemler ve bunlar da yine hekim kontrolünde yapılması gereken yöntemler olarak karşımıza çıkıyor" ifadelerine yer verdi.

Ece Nur Öztürk - İdris Ali Kayabaşı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Arazide tek başına yürüyen yavru vaşak, sürüden ayrılan pengueni hatırlattı Sivas’ta sürücünün tarlada fark edip görüntülediği yavru vaşak, arazide uzaklaşırken arkasına dönüp bakmasıyla yıllar sonra yeniden gündeme gelen ’sürüsünden ayrılan penguen’ belgeselindeki sahneyi hatırlattı. Sivas’ta yaşayan Musa Karaçınar, aracıyla Doğanşar ilçesi tarafına doğru seyir halindeyken yolun ortasında su birikintisine benzer koyu renkli bir karartı fark etti. Durumdan şüphelenen Karaçınar, aracını yol kenarına çekerek, karartıyı incelemeye başladı. Yaklaştığında bunun yavru bir vaşak olduğunu anlayan Karaçınar, cep telefonuyla görüntü almaya başladı. Bir süre yol kenarında duran vaşak, daha sonra ağır adımlarla arazinin içine doğru ilerledi. Karaçınar, vaşağı gözden kaybolana kadar bir müddet daha izledi. Arazide uzaklaşan vaşağın ilerlerken bir an arkasına dönüp bakması ise dikkat çekti. Bu anlar, Encounters at the End of the World adlı belgeselde yer alan ve sürüsünden koparak tek başına ters yöne yürüyen penguen sahnesini hatırlattı. Söz konusu penguen görüntüleri, yıllar sonra sosyal medyada yeniden paylaşılarak gündem olmuş, ’sürüsünden ayrılıp kendi yolunu seçen penguen’ olarak geniş kitlelerce konuşulmuştu. "Yavru bir vaşaktı" İlk defa bir vaşak gördüğünü söyleyen Musa Karaçınar, "Doğanşar tarafında aracımla yolculuk yapıyordum. Daha sonra ise yolun ortasında bir vaşak olduğunu fark ettim. Aracımdan inip fotoğraflarını ve videolarını çekmeye çalıştım ama kaçtı. İlk defa vaşak gördüm ve arabadan iner inmez görüntü almaya başladım. Büyük değil yavru bir vaşaktı" dedi.
Elazığ Ramazan soflarının vazgeçilmezi ’Badem Şekerine’ yoğun talep Elazığ’da her Ramazan olduğu gibi bu yıl da kentin ’beyaz altını’ olarak dillendirilen bademin, şeker yolculuğu başladı. Ramazan ayından standart düzeyde yapılan badem şekeri 11 ayın sultanının gelmesiyle rekor üretime geçiyor. Osmanlı döneminde yapıldığı bilinen, Elazığ’da Ramazan ayında hemen her eve giren, yurt dışına da gönderilen badem şekeri, bu yıl da birçok işletmede yapılmaya başlandı. Yılın 11 ayında çok az üretimi olan ve kentte ’beyaz altın’ olarak dillendirilen badem şekerinin üretimi, Ramazan ayında ise rekor kırıyor. Günlük üretim ve tüketimi yaklaşık 5 kat artan badem şekeri için ustalar tatlı bir telaş içine giriyor. Kilogramı 500 liradan alıcı bulan ve ağırlıklı olarak yerli bademle hazırlanan kentin ’beyaz altını’ 3 saatte hazır hale geliyor. Badem, 1 saat boyunca kavrulmasının ardından 2 saat de özel kazanda şekerleniyor. Vatandaşlar, iftardan sonra çayın yanında kan şekerini düzenlediğini belirttikleri badem şekerine rağbet gösteriyor. Tüm İslam aleminin Ramazan ayını kutlayan badem şekeri ustası Coşkun Ceylan, "Badem şekeri, Osmanlı’dan gelen bir gelenektir. Özellikle Elazığ’da normal zamanlarda da talep oluyor ama Ramazan aylarında sofraların olmazsa olmazı oluyor. Orucunu açan mutlaka çayın yanında badem şekerini içiyor. Normalde badem şekerinin en lezzetlisi şekeri az olandır. Çayın yanında o damak tadını oluşturmalıdır. Normal zamanlarda 150-200 kilogram badem şekeri satarken, Ramazan ayında 5 katına 750 kilogram civarında satış gerçekleştiriyoruz. Bu da insanların talepleri üzerine oluyor. Dışarıda yaşayan Elazığlı vatandaşlara da buradan çok gönderiyoruz. Badem şekeri soflardan sonra çayın vazgeçilmezidir. Fiyat, geçen sene badem ağaçlarına don vurmasından dolayı ister istemez badem fiyatlarını yükseltti. Geçen sene kilosunu 300 liraya verdiğimiz badem şekeri 500 liradan satılıyor" dedi.
Bursa Arena Anne-Baba Okulu’nda sertifika heyecanı Arena Eğitim Kurumları’nın, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) iş birliğiyle hayata geçirdiği "Anne Baba Okulu" projesi, ikinci dönemini başarıyla tamamladı. 10 hafta boyunca uzman akademisyenlerden eğitim alan ebeveynler, Arena Okulları Beşevler Kampüsü’nde düzenlenen törenle sertifikalarına kavuştu. Törene BUÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Çepni, Arena Eğitim Kurumları Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Feyyat Gökçe, Arena Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Celal Arslan, BUÜ Öğretim Üyesi Dr. İsmail Çimen kurum yöneticileri ve çok sayıda veli katıldı. Arena Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Celal Arslan, projenin hem kurum hem de toplum için taşıdığı değeri vurguladı. Eğitimin evdeki değişimle başladığına dikkat çeken Arslan, "Bugünkü tabloyu kelimelerle anlatmak mümkün değil; bizim için gerçekten çok anlamlı bir gün. 10 hafta boyunca hem Bursa’dan hem de çevre illerden çok değerli hocalarımız velilerimizle buluştu. Projemizdeki temel felsefe ’evi değiştirmekti’. İnanıyoruz ki evdeki ortamı dönüştürebilirsek, çocuklarımız hayata çok daha güçlü adapte olacaklardır. Kendi velilerimizle sınırlı kalmayıp, bu bilinçle Bursa genelinde öncü bir rol üstlenmek ve benzer çalışmalara model teşkil etmek istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki çevremiz güzelleşirse biz de güzelleşiriz. Bu toplumsal gelişim vizyonuyla hareket ederek, her yıl daha da güçlenen bu projeyi kentimiz için köklü bir geleneğe dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Bu yolda bizden desteğini esirgemeyen, Eğitim Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. Salih Çepni ve Bilim Kurulu Başkanımız Prof. Dr. Feyyat Gökçe hocalarımız başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. BUÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Çepni ise konuşmasında, projeyle üniversite-şehir iş birliğinin en güzel örneklerinden birinin sergilendiğini belirtti. Ebeveynlerin eğitimdeki rolüne değinen Çepni, "Anne Baba Okulu, iki yıllık süreçte kendi kültürünü ve sistemini oluşturmuş kıymetli bir proje. Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi olarak topluma hizmet etme misyonumuz doğrultusunda, bu çalışmanın bilimsel tarafında yer almayı ve akademik bilgiyi sahaya indirmeyi önemsiyoruz. Velilerimizin ’tüm sorumluluk okulda olsun’ anlayışından uzaklaşarak okul ile aktif bir iş birliği içine girmesi, çocuklarımızın geleceği için en büyük kazanımdır. Bu modelin zamanla daha da zenginleşerek çok daha geniş kitlelere ulaşacağına kalpten inanıyorum" diye konuştu. Program süresince veliler; 21. yüzyılda ebeveynlik, dijital dünyada çocuk yetiştirme, akran zorbalığı, güvenli bağlanma ve etkili iletişim gibi kritik başlıkları ele aldı. Alanında uzman akademisyenlerin sunumlarıyla gerçekleşen eğitimler, ebeveynlere çocuklarının gelişim süreçlerinde karşılaştıkları zorluklara karşı bilimsel ve pratik çözüm yolları sundu. Tören, protokol üyelerinin velilere sertifikalarını takdim etmesi ve çekilen hatıra fotoğrafı ile sona erdi.