Son Dakika
|
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Beşiktaş bu sezon yine hayal kırıklığı yaşadı
Susurluk’ta yolcu otobüsü devrildi: 25 yaralı
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
Bakan Fidan Almanya’ya gidiyor
Galatasaray’ın efsaneleri, UEFA Kupası’nın 26. yıl dönümünde bir araya geldi
SAĞLIK
Kanser araştırmalarının geleceği ALIS26’da masaya yatırıldı
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:36:07
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerince bu yıl dokuzuncusu düzenlenen ALIS26 Kongresinin teması onkoloji oldu. "Oncoverse: Horizons in Cancer" temalı kongrede dünyanın önde gelen bilim insanları ile öğrenciler bir araya geldi. Kongrede kanser araştırmalarının geleceği, yeni nesil tedavi yöntemleri ve güncel bilimsel çalışmalar ele alındı. Acıbadem Üniversitesi’nde 15-17 Mayıs tarihlerinde Türkiye’nin en büyük öğrenci organizasyonlu tıp kongrelerinden ALIS26 - Oncoverse: Horizons in Cancer Kongresi düzenlendi. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerince bu yıl "onkoloji evreni" temasıyla organize edilen kongrede; immünoterapi, yapay zekâ destekli tanı sistemleri, mikrobiyom araştırmaları, organoid teknolojileri, radyoterapi, CAR-T hücre tedavileri ve kişiselleştirilmiş kanser tedavileri gibi alanlardaki son gelişmeler ele alındı. Massachusetts Institute of Technology (MIT) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Doç. Dr. Canan Dağdeviren, Fox Chase Cancer Center’dan Prof. Dr. Lorenzo Galluzzi, MD Anderson Cancer Center’dan Prof. Dr. James W. Welsh ve King’s College London’dan Prof. Dr. John Maher’in de aralarında bulunduğu çok sayıda bilim insanı kongrede sunum gerçekleştirdi. Türkiye’nin farklı şehirlerinin yanı sıra yakın coğrafyadaki uluslararası tıp fakültelerinden de çok sayıda öğrencinin katıldığı kongrede, bilimsel oturumlar ve paneller yoğun ilgi gördü. "Öğrenciler için dünya çapında uzmanlarla bir araya gelme fırsatı sunuyor" Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Özden Hatırnaz NG, ALIS’in Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından düzenlenen bilimsel bir kongre olduğunu dile getirerek, "Bu yıl 9’uncusunu düzenliyoruz. Her yıl farklı bir temayla düzenleniyor. Bu yılki konumuz da onkoloji evreni. ALIS birkaç açıdan çok önemli; bunlardan bir tanesi öğrenciler için dünya çapında uzmanlarla bir araya gelme fırsatı sunuyor. Ayrıca da standart kongrelerden farklı olarak güncel bilimi ve bilimin geleceğini tartışabilen bir program oluşturuluyor. Burada en önemli şey öğrencilerimizin vizyonu. Düzenleyici komitedeki öğrencilerimizin hepsi tıp fakültesi öğrencileri ve müthiş bir vizyon ve müthiş bir hayal dünyasıyla bu kongrelerin programlarını hazırlıyorlar, uzmanları buluyorlar, onlara ulaşıyorlar, organizasyonları da onlar yapıyorlar ve ülkemizden ve yakın coğrafyadaki uluslararası merkezlerdeki tıp fakültelerinden de çok sayıda öğrenci ALIS’e katılma fırsatı buluyor. Bu da 7 farklı kıtadan insanların, araştırmacıların bir araya gelmesi ve onların deneyimlerinden faydalanmalarını sağlıyor" dedi. Canan Dağdeviren: "Uzun vadede evlerde kullanılabilecek bir cihaz haline dönüştürülmesini planlıyoruz" Geliştirdiği elektronik sütyen teknolojisi ile meme kanserinin teşhisinde çığır açabilecek bir buluşa imza atan Doç. Dr. Canan Dağdeviren, meme kanserini erken teşhis eden cihazın insan denemeleri aşamasında olduğunu söyledi. Yaklaşık 1000 hasta üzerinde denenmesi gerektiğini ve yüzüncü denemenin bitmiş durumda olduğunu aktaran Dağdeviren, "Heyecanlı bir süreç. Önümüzdeki Eylül ayından itibaren de 6 aylık bir izin aldım üniversiteden, sabbatical dönemimde şirketleşme üzerine çalışmayı öngörüyorum. İlk aşamada daha çok kliniklerde mamografiye ek olarak alınabilecek bir terapi şeklinde uygulanacak ve uzun vadedeki aşamasında da evlerde kullanılabilecek ve her kadının çekmecesinde bulunabilen, satın alması kolay olabilecek bir cihaz haline dönüştürülmesini planlıyoruz" diye konuştu. "Amacımız sadece belli bir popülasyona hitap etmek değil tüm kadınları kapsayacak, kucaklayacak bir sistem oluşturmak" Yaklaşık 7 yıl önce cihazı yapma fikrinin oluştuğunu belirten Dağdeviren, "Teyzemi maalesef meme kanseri nedeniyle kaybetmiştim ve onun son günlerini yaşarken onu rahatlatmak için aslında bir kağıt üzerinde çizimlerini yapmıştık. Aynı cihaz olmasa da ilk fikir orada oluşmuştu ve sonrasında da aslında hiç de ilgim olmamasına rağmen meme kanseri üzerine evrilmeye başladı yapacağımız projeler. Yıllar içerisindeki gelişimini görmek, o sancılı dönemleri hissetmek ama sonraki bu ödüllendirici zamanla birlikte insanlara bu teknolojiyi duyurmak, hastalar üzerinde denemek, onlardan yorumlar ve geri dönüşler almak çok güzel bir duygu. 100 kişi üzerinde denediğimiz sırada özellikle meme dokusu farklı olan hastalar üzerinde aletin aynı hassasiyeti devam ettirdiği ve meme boyutuna fark oluşturmaksızın hastalar üzerinde bir fark oluşturmadığını gördük. Bu bizim için çok motivasyon kaynağı da oldu çünkü amacımız sadece belli bir popülasyona hitap etmek değil tüm kadınları kapsayacak, kucaklayacak bir sistem oluşturmaktı. Bunu da ilk 100 hasta denemesinde görmek bizim için gerçekten ilham vericiydi." ifadelerini kullandı. "Bu cihazla kadınların kafasında soru işaretleri kalmamasını sağlamak istiyoruz" Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çeken Dağdeviren şunları söyledi: "Meme kanseri hikayesine sahip olan insanlarda hayatta kalma oranı yüzde 22’lere kadar düşüyor. Fakat erken tanıyla birlikte bunu yüzde 98’lere kadar çıkarabiliyoruz. O nedenle memenin sıkça kontrol edilmesi, objektif bir şekilde kontrol edilmesi ve kafada soru işareti kalmaması kadınların özellikle hayatlarına normal bir şekilde, stressiz bir şekilde devam etmeleri için çok mühim. Bu cihazla birazcık da onu sağlamayı planlıyoruz. Evlerinde kullanabilecekleri veya klinikte hızlı bir şekilde birkaç saniye içerisinde sonucu alıp ’evet sende bir şey yok, meraklanmana gerek yok’ veya ’burada kuşkulu bir şey gördük, mamografi yaptırman gerekiyor veya daha sofistike MR çektirmen gerekiyor’ demek bile bence hastanelerdeki trafiği azaltıyor, kadınların farklı prosedürleri daha az almalarını belki de sağlayacak, gereksiz hastaneye gitmeyi belki önleyecek. Bunların hepsi tabii öngörü. Biz bunları çalışarak ve doğru temeller üzerine oturtarak, piyasaya da doğru noktadan girerek umarım verimli bir hikaye oluşturacağız" "Atatürk’ün ’İstikbal göklerdedir’ cümlesini yıllar sonra kendi cihazımla birlikte hatırlatmış oldum" Cihazın uzaya da çıktığını söyleyen Dağdeviren, "Geçtiğimiz Nisan ayında. Jeff Bezos’un Blue Origin Flight’ıyla birlikte hepsi kadınlardan oluşan uzay ekibiyle birlikte uzaya çıktı. Astronotlardan biri de bana ulaştı ve benim yaptığım cihazı çok beğendiğini, bunu uzayda denemek istediğini söyledi. Aldığım en güzel tekliflerden biriydi, hemen evet dedim tabii ki. Ve kullandığı, yaptığımız cihazı bir petri dish’in içerisinde oğlum Tayga’nın fotoğrafı ve Atatürk’ün kalpaklı bir fotoğrafı, altında da bu cihazı yapmamı sağlayan öğrenci arkadaşlarımın fotoğraflarıyla birlikte uzaya göndermiş olduk. Atatürk’ün ’İstikbal göklerdedir’ cümlesini yıllar sonra kendi cihaz birlikte hatırlatmış oldum" dedi. "Sadece kan kanserinde değil, katı tümörlerin tedavisinde de ileride kullanılabilecek" Düzenlenen kongrede CAR-T hücreleriyle kanser tedavilerindeki gelişmeler hakkında bilgi veren King’s College London’dan Prof. Dr. John Maher, "Benim çok yakından ilgilendiğim ve benim için çok özel bir tedavi yöntemi. Burada kişinin beyaz kan hücrelerini alıp, bu beyaz kan hücrelerini tekrar programlayarak yapay bir reseptör oluşturuyoruz. Bunlar modüler birleşenler, kompenentler diye düşünebiliriz ve bazı alanlarda aktive ediyoruz. Sentetik reseptörlerle hedef hücreleri, mesela tümörleri öldürebiliyoruz. Bu düzeyde çok işe yarar bir noktaya geldi CAR-T hücre tedavileri ve özellikle kan kanserlerinin tedavisinde çok etkili bir yöntem olarak düşünebiliriz. Farklı solid tümörlerde de bir sonraki çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaya devam edecek" değerlendirmesinde bulundu. CAR-T hücre tedavisi yönteminin onkoloji tedavisinin geleceğinde büyük rol oynayacağına dikkat çeken Maher, "Sadece kan kanserinde değil, katı tümörlerin tedavisinde de ileride kullanılabilecek. Ayrıca kronik hastalıklarda da büyük bir rol oynamaya devam edecek" dedi. "Tümör hücreleri ölürken bağışıklık sistemine alarm veriyor" Tümör hücrelerinin ölürken bağışıklık sistemine alarm verebildiğini keşfeden Prof. Dr. Lorenzo Galluzzi ise bağışıklık sistemi tarafından kanser hücrelerinin tespit edilebildiğini ve bir şekilde ortadan kaldırıldığını, bağışıklık sistemi ile birlikte uygulanan kanser tedavilerinin artık değişime uğradığını söyledi. Galluzi şöyle devam etti: "Aynı zamanda onkoloji açısından baktığımızda yani daha öncesinde daha çok bakteri, tıpkı bakterilerin antibiyotik tarafından öldürülmesi gibi, bu şekilde kanser hücrelerinin de öldürülmesine odaklanılıyordu daha öncesinde, daha önceki tedavilerde. Ama bağışıklık sisteminin devreye girmesiyle immünoterapi gibi seçenekler daha fazla ortaya çıktı artık ve aynı zamanda daha işlevsel, daha uygun bir şekilde immünoterapi sistemi ile ilgili çalışmalar yapılabilmeye başlandı ve bu, daha önceki tedavileri de sorgulamamıza neden oldu. Çünkü daha öncesinde bağışıklık hücrelerinin de öldürülmesine yol açılabiliyordu kanser tedavileri. Dolayısıyla artık bunun kabul edilemez olduğu ortaya çıktı bu yeni buluş sayesinde. Radyoterapi ve kemoterapi tabii ki hala geçerli. Bunlar son derece yerleşik ve belirlenmiş başarılı olan tedavi modaliteleri; ama öte yandan artık tabii ki bağışıklık sisteminin de önemini göz ardı etmememiz gerekiyor, böyle bir gerçek var." "Kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte immünoterapi daha büyük bir tedavi optimizasyonu olacak" Kemoterapi ve radyoterapinin hala toksik olmadığını ve uygulanabilir olduğunu anlatan Galluzi," Gitgide artan bir şekilde kemoterapi ve radyoterapi ile birlikte immünoterapinin de devreye girmesiyle daha büyük bir tedavi optimizasyonu söz konusu olacak. Bunu söyleyebiliriz. Bu tabii ki tümör içerisinde mevcut olan bağışıklık hücrelerinin miktarına da dayalı. Buna dayalı olarak hastaların yanıtı biraz farklı olabiliyor ama bunu tabii ki etkileyen başka faktörler de var. Tabii ki önceden biz bu etkileri tahmin edemiyoruz yüzde yüz olarak. Yani bazı hastalarda etkilemeyecek diye düşünüyoruz, etkili oluyor ya da tam tersi geçerli oluyor. Dolayısıyla burada süreci etkileyen çok sayıda başka etmen var ve şu anda çok sayıda araştırmacı bu etmenleri tespit etmek üzerinde çalışıyor" diye konuştu. "Önceden tespit edilemeyecek lezyonları nasıl öngörürüz, buna odaklanmamız gerekiyor" Klinik tabloya bakıldığında genel anlamda bütün araştırmacıların ve tıp uzmanlarının hedefinin, kanseri tamamen kökünden ortadan kaldırmak olduğunu belirten Galluzi, "Tamamen ortadan kaldırmak mümkün değilse de hasta başka bir nedenden hayatını kaybedene kadar mümkün olduğunca riski en aza indirmektir, minimize etmektir kanseri. Kanser aslında zor bir hastalık. Amacımız hastanın durumunu iyileştirmek. Önemli olan başka bir nokta da şu; bazı lezyonlar vardır, bunları önceden tespit etmek mümkün değildir. Bunları tespit etme oranımızı iyileştirmemiz gerekiyor bizim aslında. Çünkü bu hastanın yaşam kalitesini de iyileştirebilir, sağ kalım beklentisini de iyileştirebilir. Şu anda odaklanılması gereken nokta bu, önceden tespit edilemeyecek lezyonları nasıl öngörürüz, buna odaklanmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Yapay zeka tanı ve tedavide büyük değişikliğe neden oldu" Yapay zekanın tanı ve tedavide çok büyük değişikliğe neden olduğunu aktaran Galluzi şunları söyledi: "Dijital patoloji çok önemli. Buna ek olarak kişiye özel tedavi aslında artık bir devrim değil, alışılmış bir şey haline geldi. Bildiğiniz gibi genom sekanslaması, dizilemesi yapılıyor, kişiye özel mutasyonlar tespit edilebiliyor ve aynı zamanda kişiye özel tedaviler geliştirilebiliyor. Tümör mikro ortamına yönelik tedaviler geliştiriliyor ve aynı zamanda immünoterapi açısından baktığımızda antikor ilaç konjugatı adını verdiğimiz tedaviler var; bunlar da son derece büyük bir yenilik bizim için. Şu anda bizim yaklaşımımızdaki en önemli nokta hastalara daha entegre bir şekilde yaklaşmamız."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:29
Elmalı’ya 2 yeni sağlık tesisi
Antalya Valiliği, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü, Elmalı Belediyesi ve ATSO (Antalya Ticaret ve Sanayi Odası) arasında, Elmalı ilçesinde inşa edilecek olan Aile Sağlığı Merkezi ve KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) için iş birliği protokolü imzalandı. Elmalı ilçesi Yeni Mahalle’de inşa edilecek olan 3 hekimli Aile Sağlığı Merkezi ve KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) için Antalya Valiliği, Antalya İl Sağlık Müdürlüğü, Elmalı Belediyesi ve ATSO (Antalya Ticaret ve Sanayi Odası) arasında iş birliği protokolü imzalandı. Antalya Valiliği Hükümet Konağı’nda düzenlenen protokol törenine Vali Hulusi Şahin, Elmalı Kaymakamı Faruk Erdem, Elmalı Belediye Başkanı Halil Öztürk, İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Behzat Özkan ve ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman katıldı. ATSO Elmalı Eğitim ve Sağlık Merkezi’nin zemin ve ikinci katında hizmet verecek olan Aile Sağlığı Merkezi ile KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi)’in inşası tamamlandıktan sonra Antalya İl Sağlık Müdürlüğü’ne teslim edileceği belirtildi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 09:18
Uzmanından uyarı: "Tanı yanlışlığı hastaların hayatını riske atıyor"
Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, kola vuran her ağrının boyun fıtığı kaynaklı olmadığını belirterek, yanlış tanı nedeniyle bazı hastaların kalp krizi riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi. Şen, aylarca boyun fıtığı tedavisi gören bir hastasının yapılan tetkikler sonucu kalp ana damarında yüzde 90 darlık tespit edildiğini anlattı. Uzmanlar, özellikle kola yayılan ağrılarda sadece boyun fıtığı ihtimaline odaklanılmasının ciddi sağlık sorunlarını gözden kaçırabileceğine dikkat çekiyor. Benzer şikayetlerle uzun süre fizik tedavi gören veya farklı yöntemlerle ağrısını gidermeye çalışan bazı hastalarda, asıl sorunun kalp damar hastalıkları olduğu sonradan ortaya çıkabiliyor. Özellikle eforla artan kol ağrılarında detaylı değerlendirme yapılması gerektiği belirtilirken, yanlış tanının ölümcül sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor. "Her kola vuran ağrı boyun fıtığı değildir" Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, toplumda kola yayılan ağrıların çoğu zaman boyun fıtığıyla ilişkilendirildiğini ancak bunun ciddi sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Prof. Dr. Şen, "Bu ağrılar sağ kolda da olabilir. Özellikle efor sırasında artıyorsa dikkat edilmesi gerekir. Merdiven çıkarken, yürüyüş yaparken ya da ağır spor sırasında kol ağrısı artıyorsa bu durum kalp kaynaklı olabilir. Boyun fıtığında ise ağrı genellikle sürekli olur, eforla belirgin şekilde artmaz" dedi. "Nörolojik tespit yoksa dikkatli olunmalı" Boyun fıtığına bağlı ağrılarda nörolojik muayenede kuvvet ve duyu kaybı görülebileceğini ifade eden Şen, kalp kaynaklı ağrılarda ise bu tespitlerin ortaya çıkmadığını söyleyerek, "Kola vuran ağrıda ilk akla gelen boyun fıtığı olmamalı. Bunun kalp krizinin habercisi olabileceği unutulmamalı. Bu tespitler, beraberinde kalp krizinin bir habercisi olabilir" diye konuştu. "Her kol ağrısını boyun fıtığı olarak değerlendirmek ciddi risk" Prof. Dr. Şen, yaklaşık 6-7 ay boyunca boyun fıtığı tanısıyla takip edilen bir hastanın yaşadıklarını da anlatarak, şunları söyledi: "Hastamız bize gelmeden bir gece önce şiddetli kol ağrısı yaşamış. Ailesi ameliyat için bize başvurdu. Filmlerine baktığımızda boyun fıtığı vardı ancak ameliyat gerektirecek düzeyde değildi. Muayenesinde kuvvet kaybı ve duyu kaybı da yoktu. Bunun üzerine kardiyoloji değerlendirmesi istedik. Yapılan koroner anjiyoda hastanın kalp ana damarında yüzde 90 darlık tespit edildi ve aynı gün stent takıldı. Kardiyoloji uzmanı meslektaşım, ’Bir iki gün daha gecikseydi hastayı kalp krizinden kaybedebilirdik’ dedi. Kalp krizine bağlı ölümlerin nedenlerinden biri de tanı yanlışlığıdır. Hastayı yeterince sorgulamamak ve her kol ağrısını boyun fıtığı olarak değerlendirmek ciddi risk oluşturuyor."
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
17 Mayıs 2026 Pazar- 11:12
Şifa dağıtırken kendi yaralarını sardı
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 09:53
Eşyalarla kurulan tehlikeli bağın perde arkası
20 Mayıs 2025 Salı - 13:22
Türkiye’nin dört bir yanından hekimler Samsun’da buluştu
Samsun’da, Türkiye’nin birçok ilinden 100’den fazla hekimin katıldığı "19 Mayıs Kulak Burun Boğaz (KBB) Günleri"nin ikincisi gerçekleştirildi. Katılımcılar canlı cerrahi eşliğinde endoskopik sinüs cerrahisi ve rinoplasti uygulamalarında bilgilerini paylaştı.
20 Mayıs 2025 Salı - 12:43
Samsun’da erkek sağlığı farkındalık semineri
Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mustafa Çağlar, Samsun 19 Mayıs ilçesinde bir fabrikanın erkek çalışanlara yönelik ürolojik sağlık konulu bilgilendirici bir seminer gerçekleştirdi. Samsun 19 Mayıs ilçesinde bir fabrikada düzenlenen seminerde VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mustafa Çağlar, erkeklerde sık görülen ürolojik hastalıklar ve cinsel sağlık konularına değindi. Özellikle prostat hastalıkları ve ileri yaş erkeklerde en sık karşılaşılan prostat kanseri hakkında bilgilendirmede bulunan Opr. Dr. Çağlar, "Prostat kanserinin nedenleri arasında beslenme, hormonlar, şişmanlık, şeker hastalığı, sigara, alkol, genetik faktörler ve ileri yaş gibi birçok etken bulunur. Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan erkeklerin 40 yaş sonrasında her yıl PSA testi yaptırmaları büyük önem taşır" diye konuştu. "Varikosel hastalığı kısırlığa neden olabilir" Seminerde erkeklerde kısırlık nedenlerine de değinen Opr. Dr. Çağlar, özellikle varikosel hastalığının infertilite (kısırlık) üzerinde etkili olduğunu belirtti. Opr. Dr. Çağlar, "Korunmasız olarak bir yıl boyunca gebelik oluşmayan çiftlerde ilk değerlendirme erkekten başlamalıdır. Varikosel tanısında sperm tahlili büyük önem taşır" açıklamasında bulundu. "Cinsel fonksiyon bozuklukları tedavi edilebilir" Erkek cinsel sağlığı hakkında da bilgilendirmede bulunan Opr. Dr. Çağlar, sık karşılaşılan cinsel fonksiyon bozukluklarının tanı ve tedavi yöntemleri konusunda bilgi verdi. Dr. Çağlar, erken başvuru ve doğru tedaviyle bu sorunların kontrol altına alınabileceğini ifade etti. Fabrika çalışanları tarafından ilgiyle takip edilen seminer sonunda katılımcılar, hekime merak ettikleri soruları yönelterek birebir bilgi alma fırsatı da buldu.
20 Mayıs 2025 Salı - 12:39
Gölyaka’da kanser taraması yapılıyor
DÜZCE(İHA) – Düzce Sağlık Müdürlüğü bünyesinde bulunan mobil kanser tarama tırı Gölyaka ilçesinde vatandaşlara ücretsiz sağlık taraması yapıyor. Düzce’de kanser taramalarını yaygınlaştırmak ve daha fazla kişiye ulaşmak amacıyla Sağlık Müdürlüğü tarafından Gölyaka İlçe Devlet Hastanesi bahçesinde konuşlandırılan mobil kanser tarama tırı tarama yaptı. İlçede yaşayan 40-69 yaş arası kadınlara meme kanseri, 30-65 yaş arası kadınlara rahim ağzı kanseri, 50-70 yaş arası kadınlara da bağırsak kanseri taramalarını ücretsiz olarak yaptırabilecek. Düzce Sağlık Müdürü Dr. Yasin yılmaz, kanserin, erken teşhis edildiğinde önlenebilir bir hastalık olduğunu hatırlatarak "Mobil Kanser tarama tırımız hafta boyunca Gölyaka ilçemizde bulanacak olan vatandaşlara ücretsiz tarama yapacak. Unutmayın erken tanı, hayat kurtarır. Erken fark edersen, çok şey fark eder" ifadelerinde bulundu.
20 Mayıs 2025 Salı - 12:36
‘Mesane kanseri riski 50 yaşından büyüklerde daha fazla’
Mesane kanseri hakkında bilgi veren Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Kıvanç Cavıldak, "Mesane kanseri, mesanenin iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz büyüyerek tümör oluşturmasıyla ortaya çıkan bir kanser türüdür. Mesane kanserinin en yaygın belirtisi, genellikle ağrısız hissedilen idrarda kan (hematüri) görülmesi durumudur. Mesane kanseri, genellikle 50 yaş üstü bireylerde daha sık görülür ve erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3-4 kat daha yaygındır" dedi. Liv Hospital Samsun Üroloji Kliniği’nden Opr. Dr. Kıvanç Cavıldak, Mesane Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Mesane kanserinin ne olduğundan bahseden Opr. Dr. Cavıldak, "Mesane kanseri, mesanenin iç yüzeyini kaplayan hücrelerin kontrolsüz şekilde büyüyerek tümör 0oluşturmasıyla ortaya çıkan bir kanser türüdür. En yaygın tipi, mesanenin iç yüzeyini döşeyen hücrelerden gelişen ‘ürotelyal karsinom’dur" diye konuştu. "Erkeklerde daha yaygındır" Mesane kanserinin kimlerde daha fazla görüldüğüne değinen Opr. Dr. Cavıldak, "Mesane kanseri, genellikle 50 yaş üstü bireylerde daha sık görülür ve erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 3-4 kat daha yaygındır. Sigara içenler, kimyasal maddelere (örneğin boya, kauçuk, tekstil ve petrol sanayinde kullanılan maddeler) uzun süre maruz kalanlar ve kronik mesane enfeksiyonları geçiren kişilerde risk daha yüksektir. Ayrıca, ailede mesane kanseri öyküsü olanlar ve radyoterapi gibi tedavilere maruz kalan bireylerde de hastalık gelişme ihtimali artmaktadır" şeklinde konuştu. "Sık idrara çıkma belirtiler arasındadır" Belirtiler hakkında bilgi veren Opr. Dr. Cavıldak, şunları söyledi: "Mesane kanserinin en yaygın belirtisi genellikle ağrısız hissedilen idrarda kan (hematüri) görülmesi durumudur. Bunun dışında sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma veya ağrı, idrar yapmada zorlanma veya zayıf idrar akışı gibi belirtiler de görülebilir. Hastalık ilerledikçe alt karın bölgesinde veya belde ağrı, kilo kaybı ve iştahsızlık gibi şikâyetler ortaya çıkabilir. Erken teşhis, tedavi sürecinde büyük önem taşır." "Hastalığın evresine göre tedavi planı değişebilir" Tedavi yollarına değinen Opr. Dr. Cavıldak, "Tedavi hastalığın evresine, tümörün türüne ve yayılım durumuna göre değişiklik gösterir. Erken evrede teşhis edilen kanserlerde, tümörün cerrahi yöntemlerle çıkarılması (TUR-mesane) uygulanabilir ve bazı durumlarda kemoterapi ya da immünoterapi (BCG tedavisi) ile desteklenebilir. İleri evrelerde ise mesanenin tamamen çıkarılması (radikal sistektomi), kemoterapi ve radyoterapi gibi yöntemlere başvurulur" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
20 Mayıs 2025 Salı - 12:34
FÜ Hastanesi’nde palyatif bakım yatak sayısı 35’e çıkarıldı
Fırat Üniversitesi (FÜ) Hastanesi’nde palyatif bakım yatak sayısı 35’e çıkarıldı. Elazığ ve bölgeye hizmet veren Fırat Üniversitesi Hastanesi, her anlamda gelişimini ve büyümesini sürdürüyor. Bu çerçevede mevcut 11 yataklı palyatif bakım kapasitesi yeni açılan 24 yataklı klinikle birlikte toplamda 35 yatağa çıkarıldı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Gökhan Artaş, "Palyatif bakım, sadece hastaya değil aynı zamanda ailesine de uzanan şefkatli bir eldir. Fırat Üniversitesi, 50. kuruluş yılında hem üniversiteye hem de bölgeye yakışır bir hizmeti daha hayata geçirmenin gururunu yaşıyor. Mevcut 11 yataklı palyatif bakım kapasitesi yeni açılan 24 yataklı klinikle birlikte toplamda 35 yatağa çıkarıldı. Bu genişlemeyle birlikte ilimizde ve bölgemizde palyatif bakım alanında daha güçlü, daha erişilebilir ve daha kapsayıcı bir sağlık hizmeti sunma kapasitesine ulaşıldı. Palyatif bakımın sadece hastalığı değil, hastanın yaşamını ve ailesiyle olan bağlarını da merkezine alan bütüncül bir yaklaşımdır. Bu yönüyle, T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından ilan edilen ‘2025 Aile Yılı’ temasına da doğrudan katkı sağlandı. Palyatif bakım, ailenin yükünü paylaşıp destek sunuyor. Böylelikle birlikte geçirilen zamanın değeri artıyor. FÜ Hastanesi olarak insan onuruna yakışır bir bakım anlayışını güçlendirmeye devam ediyoruz. 50. yılda bu hizmeti üniversitenin kalıcı eserlerinden biri olarak topluma sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 12:11
Türk kardiyoloğa "2025 bilimsel mükemmellik" unvanı
Avrupa Kardiyoloji Birliği 2025 bilimsel mükemmelliğin sembolü olarak tanınan Fellow of ESC unvanı Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam’ın oldu. Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam, kardiyoloji alanındaki akademik ve klinik başarılarıyla Avrupa Kardiyoloji Birliği (European Society of Cardiology- ESC) tarafından bilimsel mükemmelliğin sembolü olarak tanınan 2025 Fellow of the ESC (FESC) unvanı aldı. Doç. Dr. Ersin Sarıçam Covid-19 virüsünün kalp sağlığı ile ilişkisine dair yaptığı çalışmalarla dünya literatürüne sağladığı katkılar sebebiyle bu unvana sahip oldu. Covid-19 virüsü ile ani ölümlere sebep olan kalp tutulması arasındaki bağlantıya dair tespitleri ile ölümlerin önüne geçmede yaptığı çalışmalarla bu unvana sahip olan Doç. Dr. Ersin Sarıçam, "Şahsım, hastanem ve ülkem adına gurur duyuyorum" dedi. "Covid kalp yorgunluğu ile ani ölüm getirebilir" Pandemi boyunca sahada aktif görev alarak vaka izlediğini söyleyen Doç. Dr. Ersin Sarıçam çalışmasına dair şunları paylaştı: "Pandemi sonrası kalp tutulumunun mekanizmasını yani virüsün kalbi nasıl etkilediğini çalışmalarımızla ortaya koyduk. Hastalarımızın MR sonuçları normalken Kardiyak PET sonuçlarında kalp kasılmalarında tembellik, yorgunluk fark ettik. MR’ları normal olmasına rağmen kalp tutulmasının kontrol altına alınmaması, tedavi edilmemesi sebebi ile ritim bozukluğuna girerek ani ölümlere tanık olduk. Çalışmalarımızla klinik şüphe var ise Kardiyak PET’in de bakılması gerektiği gördük. Araştırmamız ile virüse bağlı kalp yorgunluğu literatüre eklenerek tanı kriteri değişmiş oldu ve hastaların tanı alması kolaylaştı. Böylece Covid öyküsü olan kişilerde Kardiyak PET bakılarak ani ölümlerin riskini azaltmak mümkün olabilir. Bu sebeple ailesinde kalp hastalığı öyküsü olan, Covid geçirmiş, 40 yaş üstü bireylerin yılda bir kere mutlaka kalp kontrollerini yaptırmalarını önemle tavsiye ediyorum. Ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerin de mutlaka kalp tutulumu ihtimali ile incelenmesi gerektiğini düşünüyorum." "Ülkem adına gurur duyuyorum" Çalışmalarının uluslararası saygın kılavuzlarca alıntılanmasının yeni hedef ve çalışmaları için motivasyon kaynağı olduğunu belirten Doç. Dr. Ersin Sarıçam, "Şahsım, hastanem ve ülkem adına gurur duyuyorum" diye konuştu.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:52
EÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde yeni ameliyathane hizmete açıldı
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde yapımı tamamlanan Merkezi Ameliyathanenin açılışında konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, "Gerek tıp eğitimi gerekse sağlık hizmetleri açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisiyiz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan büyük yatırımlar, tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini dünya standartlarına çıkarmıştır. Bugün açtığımız ameliyathane de bunun bir nişanesidir" dedi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Bu projede, toplam 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205 tanesi erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası hizmete sunulmuştur. Bu rakamlar sadece bir büyüklüğü değil; İzmir ve Bölgemiz için aynı zamanda sağlık hizmetlerinde erişilebilirlik, verimlilik ve hızın da garantisi olacaktır. Mevcut ameliyat kapasitemizi yaklaşık 4 kat artırmaktadır" diye konuştu. Ege Üniversitesi 70. Kuruluş Yıl Dönümü Törenleri Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın katılımı ile gerçekleştirdi. Kutlama programı kapsamında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapımı tamamlanan dev Merkezi Ameliyathanenin açılışı yapıldı. Törene EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar’ın yanı sıra İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, il protokolü ve akademisyenler katıldı. İçerisinde 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205’i erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası bulunan, ileri tıp teknolojileri ile donatılı sağlık kompleksinin açılışı YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ve YÖK Yürütme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Naci Gündoğan ve Prof. Dr. Hüseyin Karaman tarafından yapıldı. EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Merkezi Ameliyathanenin açılışında konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, "Bugün, Ege Üniversitesi ailesi ile birlikte güzel bir sağlık tesisinin açılışını gerçekleştiriyoruz. Türkiye, yükseköğretim kapasitesi açısından Avrupa’nın en büyükleri arasında yer almaktadır. Gerek öğrenci sayıları, gerek üniversitelerin alt yapısı, gerekse bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme noktasında ülkemiz, Avrupa’da önemli bir yerde bulunuyor. Ülkemizde 128 adet tıp fakültesi var. Bunların 91’i devlet üniversiteleri bünyesinde hizmet veriyor. Bugün itibarıyla yükseköğretim kurumlarımız her yıl 20 bin civarı hekim yetiştiriyor. Önümüzdeki yıllarda hekim ihtiyacının artacağı öngörülüyor. Nüfusumuzun yaşlanmasına paralel olarak sağlık hizmetlerine ihtiyacın artması, hekim ve sağlık çalışanlarına olan ihtiyacı da artırmaktadır. Türkiye bu alanda tüm dünyaya önemli katkılar sağlamaktadır. Gerek tıp eğitimi gerekse sağlık hizmetleri açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisiyiz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan büyük yatırımlar, tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini dünya standartlarına çıkarmıştır. Bugün açtığımız ameliyathane de bunun bir nişanesidir" dedi. Sağlık Mükemmeliyet Merkezi kurulacak Prof. Dr. Özvar, "Ege Üniversitesi Hastanesi kapsamında yeni bir ameliyathaneyi hizmete açıyoruz. Bu ameliyathane üniversitemizin sağlık hizmetleri kapasitesini bir nokta daha iletiye taşıyacaktır. Aynı anda 70 ameliyat gerçekleştirme kapasitesine sahip. Üniversitemizdeki hekim arkadaşlarımızla gerçekleştirdiğimiz istişareler neticesinde başta kalp olmak üzere üniversitemizde çeşitli mükemmeliyet merkezleri kurma noktasında iş birliği içerisinde olacağız. Ege Üniversitesi, İzmir’den tüm dünyaya hizmet verecek olan bir ‘Sağlık Mükemmeliyet Merkezi’ne kavuşacak" dedi. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, "Donanımlı sağlık kadrosu ile nitelikli, güvenilir ve ulaşılabilir sağlık hizmeti sunan Tıp Fakültesi Hastanemiz, 290.779 metrekare hizmet alanı, 43 anabilim dalı, 1.809 yatak kapasitesi, 16 ameliyathane ve 36 yoğun bakım ünitesiyle, yılda yaklaşık 1 milyon 500 bin civarında poliklinik ve 160 bin civarında ameliyat hizmeti ve A Plus Hastane statüsüyle bulunduğu bölgede ve ülkemizde en çok tercih edilen hastaneler arasında yer almakta. Açılışını gerçekleştireceğimiz Merkezi Ameliyathanemizle sağlık hizmetlerinde niteliğin, teknolojinin ve hasta güvenliğinin yükseldiği ilimiz ve bölgemiz için yeni bir sürecin başlangıcı olacak. Bu yeni yapı, hem mimari hem de teknolojik açıdan sağlık hizmetlerinin geleceğine yön verecek niteliktedir" diye konuştu. "Hem akıllı hem hibrid ameliyathane" Binanın yapımında tıbbi güvenlik ve konforun ön planda tutulduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Bu projede, toplam 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205 tanesi erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası hizmete sunulmuştur. Bu rakamlar sadece bir büyüklüğü değil; İzmir ve Bölgemiz için aynı zamanda sağlık hizmetlerinde erişilebilirlik, verimlilik ve hızın da garantisi olacaktır. Mevcut ameliyat kapasitemizi yaklaşık 4 kat artırmaktadır. Özellikle üzerinde durmak istediğim bir diğer konu ise Teletıp sistemi konseptinde yapılan ‘Hem Akıllı hem Hibrid Ameliyathane’dir. Bu ameliyathane sistemi sayesinde, her türlü ameliyat sırasında yüksek çözünürlüklü video akışı ile canlı yayın yapılabilmekte, iki yönlü sesli-görüntülü iletişim kurulmakta ve tıp eğitimi için ulusal ve uluslararası düzeyde yeni kapılar aralanmaktadır. Aynı teknoloji altyapısı tüm cerrahi kliniklere hizmet verebilecek Robotik Cerrahi salonuna da sağlanmıştır. Bu salonda tüm cerrahi branşlarımıza hizmet verebilecektir." dedi. "Hastalar Radyoloji MR için sıra beklemeyecek" Yeni ameliyathanenin, pandemi, deprem gibi olağanüstü koşullarda dahi hizmet verecek kapasite ve donanıma sahip olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Genişletilmiş mesai düzeni, etkili iş gücü kullanımı ve optimize edilmiş stok yönetimi ile her türlü sağlık ihtiyacına hızlı ve güvenli cevap verebilecek bir sistem kurulmuştur. Radyoloji ünitesinden günübirlik ameliyathanelere, doğumhanelerden yoğun bakım servislerine kadar her birim hem hasta konforu hem de sağlık personelinin verimli ve konforlu çalışması için yeniden tasarlandı. Hasta taşıma sistemlerinden hemşire çağrı panellerine kadar her detay titizlikle planlandı. Radyoloji MR için vatandaşlarımız artık sıra beklemeyecek. Ayrıca, binamız enerji verimliliği, hijyenik standartlar ve yangın güvenliği açısından uluslararası normlara uygun olarak inşa edilmiştir. Havalandırma, nem kontrolü, basınçlandırma gibi sistemler ameliyat türüne göre anlık olarak kontrol edilebilecek şekilde yapılandırılmıştır" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, " Ege Üniversitesi olarak bizler, yalnızca geçmişin mirasını taşımakla yetinmiyor; aynı zamanda geleceği de inşa ediyoruz. Sağlıkta dijitalleşmenin, altyapı yenilenmesinin ve nitelikli insan kaynağının gücüyle, Türkiye’nin sağlık alanındaki vizyonuna katkı sunmaktan büyük onur duyuyoruz. Sözlerime son verirken Üniversitemize her daim desteğini hissettiğimiz başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere açılışımızı teşrifleriyle bizleri onurlandıran, YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’a ve devlet erkânımıza katkı ve desteklerinden dolayı şükranlarımı sunuyor, Merkezi Ameliyathane Binamızın, üniversitemize, ilimize, bölgemize, ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:40
Medical Point İzmir Hastanesi’nde dijital dönüşümle çevreye büyük katkı
Medical Point Hastaneleri’nde gerçekleştirilen dijital dönüşüm çalışmaları kapsamında sadece İzmir’de, son 1 yıl içinde 4 milyon 800 bin A4 kağıt çıktısından tasarruf sağlandı. Bu dönüşümle birlikte yaklaşık 2 bin 800 ton litre su tasarrufu yapılırken, 32 ton karbondioksit (CO2) emisyonunun önüne geçildi ve 562 ağacın kesilmesi engellendi. Geçtiğimiz yıl "ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası" alan İEÜ Medical Point Hastanesi, sürdürülebilirlik çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Hastane bahçesine kurulan iki adet elektrikli araç şarj istasyonu ile çevreci ulaşım desteklenirken, makam aracı tercihi de TOGG gibi çevre dostu elektrikli araçlardan yana kullanıldı. Ayrıca, başlatılan Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesiyle İzmir’de hastanenin elektrik ihtiyacının büyük kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmaya başlandı. Dijitalleşme kapsamında özellikle hemşirelik hizmetleri ve biyometrik onam işlemleri, elektronik ortama taşındı. Böylece sadece hizmet süreçleri kolaylaşmakla kalmadı aynı zamanda ciddi oranda kağıt, su ve enerji tasarrufu sağlanarak çevreye katkı sunuldu. Aynı zamanda süreçlerde verimlilik artışı ve çalışan memnuniyeti gibi birçok alanda da iyileşme kaydedildi. Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Veysi Kubba, dijitalleşmenin çevresel etkilerine dikkat çekerek, "Doğal kaynakların sonsuz olmadığının farkındayız. Bu nedenle sadece bugünü değil, gelecek nesilleri düşünerek hareket ediyoruz. Dijitalleşme faaliyetlerimizle yalnızca hasta deneyimini geliştirmiyor; aynı zamanda doğaya karşı sorumluluğumuzu da yerine getiriyoruz. Elimizi taşın altına koymaktan çekinmiyoruz. Bu adımlar, sadece bugün için değil, gelecekte yaşayacak kuşaklar için atılıyor. Aynı zamanda her alanda sürekli iyileşmeyi hedefleyen bir anlayışla hareket ediyoruz," ifadelerini kullandı.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:27
Uykusunda yuttuğu dişler bronşundan çıkarıldı
İstanbul’da yaşayan 41 yaşındaki adam, yoğun öksürük ve nefes darlığıyla uyandı, aynaya baktığındaysa bir süre önce takılan 2 dişinin olmadığını görünce hastaneye koştu. Hastanın bronşuna kaçtığı belirlenen 2 dişi başarılı operasyonla çıkaran Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Efsun Gonca Uğur Chouseın, "2’li bir diş aspire etmiş hem ağırlığı hem de büyüklüğü nedeniyle Heimlich manevrası bu hastada fayda sağlamayacaktı. Böyle ana bronşlara yerleşmiş cisimler bazen tamamen akciğerin havalanmasına engel olabilir hale geliyor, yabancı cisim kaçmasından şüphelendiklerinde uzmanına başvurulmalı" derken, hasta E. Ö., "Gece uyurken oldu, sabah işe gitmek için kalktığımda bir nefes darlığı fark ettim. Olacağı varmış diyelim, beterin beteri var" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:32
Kilo vermek isteyen vatandaşlar çareyi fitoterapide arıyor
Yaz mevsimine fit girmek isteyen vatandaşlar aldıkları fitoterapi ürünlerini bilinçsiz bir şekilde tüketerek sağlıklarından oluyorlar. Bu konu hakkında Eskişehirli aktar Metin Ağılönü, internette satılan hızlı kilo verme ürünlerinin bazılarının vatandaşları sağlığını olumsuz yönde etkilediğini anlattı. Eskişehir’de yaz aylarının yaklaşmasıyla beraber vatandaşlar hızlı kilo verme amacıyla aktarların yolunu tutuyor. Uzun süredir aktarlık yapan Metin Ağılönü, kilo verme amacıyla kendisine gelen vatandaşları hem uyarıp hem de tavsiyelerde bulunuyor. Aktar Ağılönü, "Vatandaşlarımız kendileri zayıflamak isterken bilinçsiz şekilde vücudundaki metabolizmayı bozuyorlar" dedi. "Ürünleri bilinçsiz bir şekilde tüketerek vücutlarına zarar veriyorlar" Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla hızlı kilo vermek isteyen insanların bilinçsiz şekilde vücuduna zarar vermesi hakkında Metin Ağılönü, "Vatandaşlarımız kendileri zayıflamak isterken vücudundaki metabolizmayı bozmaya çalışıyorlar. Yani hızlı zayıflamak için kullanmış olduğu ürünleri fazlasıyla tüketiyorlar ya da bilinçsiz tüketiyorlar. Bilinçsiz tüketilmesi de insanların vücuduna zarar veriyor haliyle. Onun için bizim aktarcı arkadaşlarla, eğer bitkisel yönden, yani fitoterapi yöntemiyle, bitkisel tedavi yöntemiyle kendilerini zayıflamak istiyorlarsa, aktarcı arkadaşların uyarıları tavsiyesinde zayıflama yönüne gidebilirler" ifadelerini kullandı. "Zayıflayacağım derken kendilerini ölüme bite götürebilirler" Zayıflama kapsülü adı altında satılan ürünlerin bilinçsiz şekilde kullanılması halinde ölüme kadar götürebileceğini anlatan aktar Ağılönü, "Özellikle kapsüllerde, mesela kapsül çok zararlı; vücudun bağırsaklarıyla beraber, karaciğer, böbrek, bu tarz şeylere çok zarar veriyor. Bunların bilinçsiz kullanması, vücudun zayıflamadan çok, Allah korusun, ölüme kadar da götürebiliyor. O yüzden bizim yapmış olduğumuz yöntemde daha çok fitoterapi yöntemi, yani bitkisel tedavi yöntemiyle insanlara tavsiyede bulunuyoruz. Şu an gündemde çiya tohumu diye bir tohum var. Çiya tohumuyla beraber keten tohumu. Hem keten tohumu, bu omega 3, yani vücudun omega 3 eksikliğini de gidermiş oluyor. Hem aynı zamanda bağırsaklarını da çalıştırarak yavaş yavaş vücuttaki yağ oranını azalttığı gibi aynı zamanda da bağırsakları çalıştırmış oluyor" şeklinde konuştu. "Bitkisel ürünleri verdiğimiz ölçüler nispetinde kullanın" Aktar Metin Ağılönü, hızlı kilo vermek isteyen vatandaşların aldıkları ürünleri aktarlarının verdiği ölçülerde kullanması gerektiğini şu kelimeler ile ifade etti: "Bağırsakları hızlı çalıştıracağım düşüncesi bazı kişilerde ürünleri hızlı tüketmek istiyorlar. Biz diyoruz ki, biz her zaman aynı yöntemi kullanıyoruz. Diyoruz ki, verilen ölçüler nispetinde kullanın. Bir hafta kullanıyorsa, 2-3 gün ara veriyor, sonra bir hafta daha kullanıyor ki vücut hem bağışıklık kazanmasın hem de etkisi olsun diye. Bunun yanı sıra sandaloz sakızı vardır, şu an gündemde, onunla beraber elma sirkesiyle beraber eritip de kullanabilirler. Ayrıca karışık bitkilerimiz var, bunun içerisinde yeşil çay önerebilirim. Yeşil çay da kullanabilirler. Zencefil, zerdeçal da kullanabilirler. Bunlar da zayıflamaya yönelik karışık bitkilerdir" "İnternette satılan bazı ürünler çok fazla zarar verebiliyor" İnternette hızlı kilo verdireceğini vaat eden bazı ürünlerin zararlı olduğu konusunda konuşan aktar Ağılönü, "Sosyal medya ve internette, işte 20 kilo birden şu kadar günde veriliyor diyorlarsa, onlara kesinlikle inanmasınlar. Çünkü öyle bir hız mümkün değil, yoktur. Varsa da sonu kötü olacaktır. Yani vücudu kesinlikle bozacaktır. O yüzden piyasadaki böyle bilinmedik kapsüldür ya da zayıflama ürünleridir, bu tarz ürünleri bizim tavsiyemiz dışında kullanmasınlar" diye konuştu.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:29
Yanlış dolgu uygulaması kör edebilir
Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sıla Şeremet, son yıllarda sosyal medyada sıkça karşılaşılan ve oldukça korkutucu boyutlara ulaşan ucuz ve hijyenik olmayan ortamlarda yapılan cilt işlemlerine dikkat çekti. Özellikle dolgu uygulamalarının en çok korkulan işlemlerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Dolgu sadece estetik değil, aynı zamanda çok ciddi bir tıbbi işlemdir. Yanlış şekilde uygulandığında doku kayıplarına, enfeksiyonlara, hatta körlüğe neden olabilir" diye konuştu. Son dönemde yanlış cilt uygulamalarına rastlanabiliyor. Özellikle hijyenik olmayan ortamlarda, uzman olmayan kişilerce yapılan işlemler, ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Yanlış uygulamaların korkutucu sonuçları olabildiğini söyleyen Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Bizim yan etkilerinden en çok korktuğumuz işlem dolgular. Dolgu sadece estetik değil, aynı zamanda çok ciddi tıbbi bir işlemdir. Kullanılan malzeme, hijyenik ortam ve yapan kişinin bu konudaki yetkinliği çok önemlidir. Çünkü yüz, damar ve sinir ağları ile örülüdür. Enjekte edilen maddeler eğer damara yakın olursa ya da damarın içine denk gelirse, nekroz dediğimiz doku kayıplarına, enfeksiyonlara, hatta körlüğe bile neden olabilmektedir. Enjeksiyon yanlış bir damara yapılırsa dolgu maddesi kan akımını engelleyebilir. Özellikle burun kökü, alın ve göz çevresi gibi alanlarda, damarlar doğrudan göz damar ağıyla bağlantılıdır. Bu damarlardan birine dolgu maddesi kaçıp gözün retina damarlarını tıkarsa, ani görme kaybına, yani körlüğe neden olabilir. Hastalar, işinin ehli olmayan kişilere birçok kozmetik işlemi yaptırıp komplikasyonlar yaşayabilmekteler. Bu nedenle uygulamanın mutlaka anatomi bilgisi olan, deneyimli hekimler tarafından yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Asimetrik dudak dolguları sorun yaratıyor Asimetrik olarak yapılmış dudak dolguları ile hastaneye başvuran kişi sayısında artış olduğunu belirten Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Nekroza giden ya da deride yumruğu oluşturan dolgu komplikasyonları çok sık görebilmekte. Bu tarz komplikasyonlarda sistemik ilaçlar, o lezyonların içine uygulamanan bir takım enzimatik işlemlerle müdahale edip tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Tedavi süreci uzun sürmekle birlikte tedaviye rağmen bazen kalıcı izler kalabilmektedir" dedi. Doktorun yönlendirme yapması gerekiyor Prof. Dr. Sıla Şeremet, cilt işlemi yaptırmaya karar veren hastaların nelere dikkat etmesi gerektiğini ise şu sözlerle özetledi: "Bu konuda en önemlisi doktorun yönlendirmesiyle işlemin yapılması. Hastaların ayrıntılı olarak ne yapılacağı ve nasıl bir madde kullanılacağını öğrenmeleri gerekiyor. Özellikle dolgu yapılırken hangi malzemenin kullanılacağı çok önemli. Doktorlar bu bilgileri hastayla paylaşmaktan çekinmez. Ama ucuza işlem yapan, malzemenin ne olduğunu söylemekten kaçınan, hastanın hızlıca karar vermesi için baskı yapan kişilerden ve ortamlardan kaçınılması gerekmektedir. Ayrıca işlemlerde kullanılan malzemelerin paketi hastanın yanında açılmalıdır. Hatta ürünlerin barkodu hastaya verilmelidir." Temel bakım; temizlik, nemlendirme ve güneşten korunma Cilt bakım ürünlerinin artık çok küçük yaşlara kadar indiğini belirten Prof. Dr. Sıla Şeremet, genç yaş grubundaki bireylerin çok gereksiz şekilde kozmetik ürünler kullandığını vurguladı. "Aslında temel cilt bakımı denilen şey, cildi temizlemek, nemlendirmek ve güneşten korumaktır. Eğer cildinizle ilgili bir probleminiz varsa retinoller, niasinamidler, C vitaminleri ya da daha ileri bakım ürünleri kullanılabilir. Ama bunun, yaşa ya da cilt tipine uygun olup olmadığını değerlendirerek, bir dermatologla birlikte karar verilmesi daha uygun olur" diyen Prof. Dr. Sıla Şeremet, birçok ürünün aynı anda kullanılmasının doğru olmadığını, başkasına iyi gelenin herkese iyi geleceği düşüncesinden uzak durulması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Eğer bir cilt sorunu varsa ve temel cilt bakımından daha ileri bir şeyler kullanılması isteniyorsa, bu konuda mutlaka bir dermatolog görüşü alınmalıdır" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:08
Fındık fabrikası çalışanların kilolarını ölçtüler
DÜZCE(İHA) – Düzce İl Sağlık Müdürlüğü görevlileri vatandaşların yoğun olduğu alanlarda vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümlerini gerçekleştiriyor. Ekipler fabrika çalışanlarının kilolarını tek tek ölçtüler. Sağlık Bakanlığınca ülke genelinde başlatılan İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa kampanyasında, Düzce Halk Sağlığı Hizmetleri başkanlığınca bağlı Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri fındık fabrikası çalışanlarının boy ve kilosu için ölçüm standı kuruldu. Fabrika çalışanlarının boy ve kilo ölçümleri yaparak, beden kitle indekslerini (BKİ) hesaplayan sağlık çalışanları, ölçüm sonuçlarına göre gerek duyulan bireyleri ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendiriyor. Etkinlik boyunca çalışanlara ve vatandaşlara bilgilendirici broşürler dağıttırılarak, ideal kilonun korunmasının kronik hastalıkların önlenmesindeki rolü hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder