Son Dakika
|
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Van’da 4 metrelik karla mücadele
Otelde doğal gaz kaçağı: Çok sayıda kişi hastaneye kaldırıldı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Beşiktaş bu sezon yine hayal kırıklığı yaşadı
Susurluk’ta yolcu otobüsü devrildi: 25 yaralı
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
SAĞLIK
Bayburt Devlet Hastanesinde diyabet okulu eğitimleri devam ediyor
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:37:59
Bayburt Devlet Hastanesinde diyabet hastaları ve hasta yakınlarına yönelik düzenlenen diyabet okulu eğitimleri, katılımcıların yoğun ilgisiyle devam ediyor. Hastanede düzenlenen eğitimlerde, diyabet hastalığının takibi, sağlıklı beslenme, düzenli ilaç kullanımı, kan şekeri kontrolü, fiziksel aktivite ve diyabetle yaşam konusunda bilgilendirme yapıldı. Eğitim, İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Efe Kaan Ülkr, Diyabet Eğitim Hemşiresi Zübeyda Kahveci ve Diyetisyen Fatma Turgut tarafından verildi. Eğitim sonunda programa katılan hastalara diyabet Okulu diplomaları takdim edildi. Diyabetli bireylerin hastalık sürecini daha bilinçli yönetebilmesi için sürdürülen eğitimlerde, hastaların günlük yaşamda dikkat etmesi gereken konular anlatılarak, merak edilen sorular cevaplandırıldı. Her ay düzenli olarak gerçekleştirilen eğitimlere katılmak isteyen diyabet hastaları ve hasta yakınlarının, hastanenin 2. katında bulunan Diyabet Eğitim Polikliniğine başvurabileceği kaydedildi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:37
"Eski akciğer ve karın filmleri skolyoz teşhisinde ipucu olabilir"
Çocukluk ve ergenlikte görülen skolyozun çoğu zaman belirgin ağrı oluşturmadan ilerlediğine dikkat çeken Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kadir Abul, "Türkiye’de e-Nabız sistemi üzerinden daha önce çekilmiş görüntülerin (filmlerin) tekrar kontrol edilmesi, skolyozun erken teşhis edilmesinde faydalı olabilir. Bazen başka nedenlerle çekilmiş akciğer grafileri ya da karın filmlerinde skolyoza ait erken bulgular bulunabiliyor. Erken tanı sayesinde bazı çocuklarda cerrahiye ihtiyaç kalmadan takip ve korse tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabilir" dedi. Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Kadir Abul, skolyozun her zaman çocukluk çağından itibaren belirgin şekilde görülmeyebileceğini belirtti. Ailelerin çoğu zaman skolyozun yıllardır var olan bir durum olduğunu düşündüğüne dikkat çeken Dr. Abul, "Oysa bazı çocuklarda erken çocukluk döneminde hiçbir belirti olmayabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki hızlı büyüme atağı sırasında skolyoz yeni başlayabilir ya da çok kısa sürede belirgin hale gelebilir" diye konuştu. Skolyozun özellikle ergenlik döneminde sessiz ilerleyebildiğini ifade eden Dr. Abul, "Bu süreçte çocukta belirgin bir ağrı, hareket kısıtlılığı ya da günlük yaşamı etkileyen ciddi bir şikayet olmayabilir. Eğrilik ilerlediği halde aile uzun süre bunu fark etmeyebilir" dedi. "Küçük duruş değişiklikleri önemsenmeli" Skolyozun en yanıltıcı yönlerinden birinin ağrı oluşturmadan ilerlemesi olduğunu belirten Abul, ailelerin yalnızca ağrı şikayetine odaklanmaması gerektiğini söyledi. Abul, "Bir omuzun diğerinden daha yüksek olması, kürek kemiklerinden birinin daha belirgin görünmesi, bel oyuntularında eşitsizlik olması, kalçalardan birinin yukarıda görünmesi ya da gövdenin hafif yana kaymış gibi durması skolyoz açısından önemli ipuçları verebilir" ifadelerini kullandı. Ergenlik dönemindeki çocukların fiziksel değişimlerinin aileler tarafından her zaman kolay fark edilemeyebileceğini anlatan Abul, "Çocuk büyüdükçe mahremiyet duygusu artıyor. Bu nedenle ailelerin çocuğu detaylı gözlemlemesi zorlaşabiliyor. Hafif asimetriler çoğu zaman duruş bozukluğu ya da büyüme sürecinin doğal bir parçası sanılarak gözden kaçabiliyor" dedi. "Hızlı büyüme döneminde risk artıyor" Skolyozda ’sessiz ilerleme’ kavramının önemine dikkat çeken Abul, hızlı büyüme dönemlerinde riskin belirgin şekilde arttığını belirtti. Abul, "Çocuk hızlı büyürken omurga da hızlı uzar. Eğer omurgada skolyoza ait bir eğrilik başlamışsa, bu eğrilik de aynı dönemde hızla artabilir. Özellikle birkaç ay içinde belirgin boy uzaması olan çocuklarda omurga dikkatle takip edilmelidir" diye konuştu. Kız çocuklarında adet öncesi ve sonrası dönemin, erkek çocuklarında ise hızlı boy uzamasının olduğu yılların skolyoz açısından kritik dönemler olduğunu dile getiren Abul, düzenli gözlem ve kontrollerin önem taşıdığını söyledi. "Daha önce yoktu’ düşüncesi yanıltabiliyor" Ailelerin çoğu zaman ’Daha önce hiçbir sorun yoktu’ şeklinde düşündüğünü kaydeden Abul, şu bilgileri paylaştı: "Küçük eğrilikler uzun süre fark edilmeyebilir. Skolyoz başlangıç aşamasında ağrı yapmayabilir. Kıyafetlerin altında fark edilmesi zor olabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda gözden kaçması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Erken fark edilmeyen eğrilikler zamanla ileri seviyelere ulaşabilir. 60 dereceye ulaşan skolyoz çoğu zaman bir anda oluşmaz. Başlangıçta küçük olan eğrilik, düzenli takip yapılmadığında hızlı büyüme döneminde ilerleyebilir." "e-Nabız’daki eski filmler, erken teşhiste önemli ipuçları verebilir" Türkiye’de ailelerin e-Nabız sistemi üzerinden daha önce başka nedenlerle çekilmiş görüntüleri hekimlerine tekrar kontrol ettirmelerinin erken teşhis konusunda faydalı olabileceğini belirten Abul, "Bazen başka nedenlerle çekilmiş akciğer grafileri ya da karın filmlerinde skolyoza ait erken bulgular bulunabiliyor. Ancak bu durum o dönemde aileler tarafından fark edilmemiş olabiliyor. Bu yüzden eski görüntülerin uzman hekim tarafından değerlendirilmesi, eğriliğin ne kadar süredir var olduğu ve ilerleme gösterip göstermediği konusunda önemli bilgiler sağlayabilir" dedi. "Korse tedavisi ameliyat riskini azaltabiliyor" Korse tedavisinin doğru hastada etkili sonuçlar sağlayabildiğini hatırlatan Abul, "Her skolyoz hastasının korse adayı olmayabilir. Korse tedavisi özellikle büyümesi devam eden, eğriliği ilerleme riski taşıyan ve orta dereceli skolyozu bulunan çocuklarda uygulanır. Buradaki amaç çoğu zaman eğriliği tamamen ortadan kaldırmak değil, büyüme tamamlanana kadar ilerlemesini durdurmaktır. Korse tedavisi yalnızca teknik bir uygulama olarak görülmemelidir. Çocuğun yaşı, büyüme potansiyeli, eğriliğin tipi, Cobb açısı ve tedaviye uyum birlikte değerlendirilmelidir" açıklamasında bulundu. "Tedavide hasta uyumu büyük önem taşıyor" Bilimsel çalışmaların korse kullanım süresi ile tedavi başarısı arasında doğrudan ilişki olduğunu gösterdiğine değinen Abul, şunları söyledi: "Korse yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Asıl önemli olan korsenin önerilen süre boyunca düzenli kullanılabilmesidir. Ergenlik dönemindeki çocuklar için korse kullanımı psikolojik ve sosyal açıdan zorlayıcı olabilir. Okul hayatı, kıyafet seçimi, arkadaş çevresi ve beden algısı bu süreci etkileyebilir. Bu nedenle ailelerin baskıcı değil destekleyici yaklaşması gerekir." "Cerrahi tedavi kişiye özel planlanıyor" Skolyozda cerrahi tedavinin genellikle ileri dereceli eğriliklerde gündeme geldiğini belirten Doç. Dr. Abul, Modern cerrahi yöntemler artık çok daha güvenli hale gelmektedir. Günümüzde skolyoz cerrahisinde üç boyutlu planlama yapılıyor. Sadece eğriliği düzeltmek değil, omurganın dengeli yapısını korumak da hedefleniyor. Modern cerrahide pedikül vidası sistemleri, nöromonitörizasyon ve seçici füzyon teknikleri kullanılır. Amaç yalnızca röntgen görüntüsünü düzeltmek değil, uzun vadede dengeli, güvenli ve sağlıklı bir omurga yapısını koruyabilmektir" dedi. "Evde basit gözlemler erken farkındalık sağlayabilir" Ailelerin evde yapabilecekleri basit gözlemlerin erken teşhis açısından önemli olabileceğini dile getiren Abul, "Çocuklar belirli aralıklarla gözlemlenmelidir. Çocuk dizlerini bükmeden öne eğildiğinde sırtın bir tarafında belirgin yükseklik, kaburga çıkıntısı ya da bel bölgesinde asimetrik kabarıklık görülüyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir. Evde yapılan gözlemler tanı koymak için yeterli olmaz. Bu gözlemler yalnızca farkındalık sağlar. Kesin değerlendirme mutlaka uzman muayenesiyle yapılmalıdır. Skolyozda erken teşhis tedavi başarısını artırır. Erken tanı sayesinde bazı çocuklarda cerrahiye ihtiyaç kalmadan takip ve korse tedavisiyle başarılı sonuçlar alınabilir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:32
Trafikte fermuar sistemiyle ambulanslara hızlı geçiş hedefleniyor
Mardin’de, ambulansların trafikte daha hızlı ve güvenli şekilde ilerleyebilmesi amacıyla "fermuar sistemi" kampanyası başlatıldı. İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen kampanyaya, Mardin İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı Trafik Birimi ile ilgili paydaş kurumlar destek verdi. Kampanya kapsamında sürücülerin, acil durumlarda ambulanslara geçiş önceliği sağlaması ve trafikte fermuar sistemi uygulamasıyla yol vermesi hedefleniyor. Acil durumlarda saniyelerin hayati önem taşıdığı belirtilirken, fermuar sistemi sayesinde ambulansların hastalara daha hızlı ulaşabileceği dile getirildi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:16
Aileleri korkutan iddialara uzmanından rahatlatan açıklama
Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Hekimi Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı, son günlerde çocuklarda "kalp krizi" görüldüğüne dair çıkan haberlerin ailelerde kaygıya neden olduğunu belirterek, çocukluk çağında erişkin tipi kalp krizinin son derece nadir görüldüğünü söyledi. Sarı, ailelerin paniğe kapılmadan doğru bilgi kaynaklarına başvurması gerektiğini vurguladı. Manisa Şehir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Hekimi Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı tarafından çocuklarda kalp sağlığı konusunda toplumu doğru bilgilendirmek amacıyla hazırlanan açıklamada, "kalp krizi" kavramının çoğu zaman yanlış kullanıldığına dikkat çekildi. Kalp krizinin tıbbi adıyla miyokard enfarktüsü olduğunu ifade eden Sarı, bunun genellikle kalbi besleyen koroner damarların tıkanması sonucu ortaya çıktığını ve erişkinlerde damar sertliği nedeniyle daha sık görüldüğünü belirtti. Çocuklarda ise bu mekanizmayla gelişen kalp krizinin oldukça nadir olduğunun altını çizdi. Öte yandan çocuklarda ciddi kalp rahatsızlıklarının tamamen görülmediği anlamına gelmediğini kaydeden Sarı, ritim bozuklukları, kalp kası hastalıkları, doğuştan gelen kalp anomalileri, miyokardit gibi kalp kası iltihapları ve koroner damarlarla ilgili bazı özel durumların ciddi tablolara yol açabileceğini ifade etti. Ailelerin özellikle sosyal medyada yayılan bilgi kirliliğine karşı dikkatli olması gerektiğini belirten Sarı, tıbbi konularda çocuk sağlığı ve çocuk kardiyolojisi uzmanlarının görüşlerinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Bazı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini de vurgulayan Sarı, "Çocukta eforla ortaya çıkan göğüs ağrısı, egzersiz sırasında bayılma veya bayılacak gibi olma, tekrarlayan çarpıntı, morarma, açıklanamayan nefes darlığı, çabuk yorulma, bilinen kalp hastalığı varlığında yeni gelişen şikayetler ya da ailede genç yaşta ani ölüm öyküsü varsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. Çocukluk çağındaki kalp hastalıklarının önemli bir kısmının erken tanı ve düzenli takip ile güvenli şekilde yönetilebildiğini ifade eden Sarı, ailelerin rutin sağlık kontrollerini aksatmaması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Yunus Emre Sarı, "Çocuklarda erişkin tipi kalp krizi çok nadir görülen bir durumdur. Kaygı verici haberler karşısında paniğe kapılmadan, ancak uyarıcı belirtileri de ihmal etmeden bilinçli hareket edilmelidir" ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
17 Mayıs 2026 Pazar- 11:12
Şifa dağıtırken kendi yaralarını sardı
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
4
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
20 Mayıs 2025 Salı - 12:34
FÜ Hastanesi’nde palyatif bakım yatak sayısı 35’e çıkarıldı
Fırat Üniversitesi (FÜ) Hastanesi’nde palyatif bakım yatak sayısı 35’e çıkarıldı. Elazığ ve bölgeye hizmet veren Fırat Üniversitesi Hastanesi, her anlamda gelişimini ve büyümesini sürdürüyor. Bu çerçevede mevcut 11 yataklı palyatif bakım kapasitesi yeni açılan 24 yataklı klinikle birlikte toplamda 35 yatağa çıkarıldı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Gökhan Artaş, "Palyatif bakım, sadece hastaya değil aynı zamanda ailesine de uzanan şefkatli bir eldir. Fırat Üniversitesi, 50. kuruluş yılında hem üniversiteye hem de bölgeye yakışır bir hizmeti daha hayata geçirmenin gururunu yaşıyor. Mevcut 11 yataklı palyatif bakım kapasitesi yeni açılan 24 yataklı klinikle birlikte toplamda 35 yatağa çıkarıldı. Bu genişlemeyle birlikte ilimizde ve bölgemizde palyatif bakım alanında daha güçlü, daha erişilebilir ve daha kapsayıcı bir sağlık hizmeti sunma kapasitesine ulaşıldı. Palyatif bakımın sadece hastalığı değil, hastanın yaşamını ve ailesiyle olan bağlarını da merkezine alan bütüncül bir yaklaşımdır. Bu yönüyle, T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından ilan edilen ‘2025 Aile Yılı’ temasına da doğrudan katkı sağlandı. Palyatif bakım, ailenin yükünü paylaşıp destek sunuyor. Böylelikle birlikte geçirilen zamanın değeri artıyor. FÜ Hastanesi olarak insan onuruna yakışır bir bakım anlayışını güçlendirmeye devam ediyoruz. 50. yılda bu hizmeti üniversitenin kalıcı eserlerinden biri olarak topluma sunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 12:11
Türk kardiyoloğa "2025 bilimsel mükemmellik" unvanı
Avrupa Kardiyoloji Birliği 2025 bilimsel mükemmelliğin sembolü olarak tanınan Fellow of ESC unvanı Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam’ın oldu. Medicana International Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ersin Sarıçam, kardiyoloji alanındaki akademik ve klinik başarılarıyla Avrupa Kardiyoloji Birliği (European Society of Cardiology- ESC) tarafından bilimsel mükemmelliğin sembolü olarak tanınan 2025 Fellow of the ESC (FESC) unvanı aldı. Doç. Dr. Ersin Sarıçam Covid-19 virüsünün kalp sağlığı ile ilişkisine dair yaptığı çalışmalarla dünya literatürüne sağladığı katkılar sebebiyle bu unvana sahip oldu. Covid-19 virüsü ile ani ölümlere sebep olan kalp tutulması arasındaki bağlantıya dair tespitleri ile ölümlerin önüne geçmede yaptığı çalışmalarla bu unvana sahip olan Doç. Dr. Ersin Sarıçam, "Şahsım, hastanem ve ülkem adına gurur duyuyorum" dedi. "Covid kalp yorgunluğu ile ani ölüm getirebilir" Pandemi boyunca sahada aktif görev alarak vaka izlediğini söyleyen Doç. Dr. Ersin Sarıçam çalışmasına dair şunları paylaştı: "Pandemi sonrası kalp tutulumunun mekanizmasını yani virüsün kalbi nasıl etkilediğini çalışmalarımızla ortaya koyduk. Hastalarımızın MR sonuçları normalken Kardiyak PET sonuçlarında kalp kasılmalarında tembellik, yorgunluk fark ettik. MR’ları normal olmasına rağmen kalp tutulmasının kontrol altına alınmaması, tedavi edilmemesi sebebi ile ritim bozukluğuna girerek ani ölümlere tanık olduk. Çalışmalarımızla klinik şüphe var ise Kardiyak PET’in de bakılması gerektiği gördük. Araştırmamız ile virüse bağlı kalp yorgunluğu literatüre eklenerek tanı kriteri değişmiş oldu ve hastaların tanı alması kolaylaştı. Böylece Covid öyküsü olan kişilerde Kardiyak PET bakılarak ani ölümlerin riskini azaltmak mümkün olabilir. Bu sebeple ailesinde kalp hastalığı öyküsü olan, Covid geçirmiş, 40 yaş üstü bireylerin yılda bir kere mutlaka kalp kontrollerini yaptırmalarını önemle tavsiye ediyorum. Ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren kişilerin de mutlaka kalp tutulumu ihtimali ile incelenmesi gerektiğini düşünüyorum." "Ülkem adına gurur duyuyorum" Çalışmalarının uluslararası saygın kılavuzlarca alıntılanmasının yeni hedef ve çalışmaları için motivasyon kaynağı olduğunu belirten Doç. Dr. Ersin Sarıçam, "Şahsım, hastanem ve ülkem adına gurur duyuyorum" diye konuştu.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:52
EÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde yeni ameliyathane hizmete açıldı
Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde yapımı tamamlanan Merkezi Ameliyathanenin açılışında konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, "Gerek tıp eğitimi gerekse sağlık hizmetleri açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisiyiz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan büyük yatırımlar, tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini dünya standartlarına çıkarmıştır. Bugün açtığımız ameliyathane de bunun bir nişanesidir" dedi. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Bu projede, toplam 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205 tanesi erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası hizmete sunulmuştur. Bu rakamlar sadece bir büyüklüğü değil; İzmir ve Bölgemiz için aynı zamanda sağlık hizmetlerinde erişilebilirlik, verimlilik ve hızın da garantisi olacaktır. Mevcut ameliyat kapasitemizi yaklaşık 4 kat artırmaktadır" diye konuştu. Ege Üniversitesi 70. Kuruluş Yıl Dönümü Törenleri Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın katılımı ile gerçekleştirdi. Kutlama programı kapsamında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapımı tamamlanan dev Merkezi Ameliyathanenin açılışı yapıldı. Törene EÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar’ın yanı sıra İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, üniversite üst yönetimi, senato üyeleri, il protokolü ve akademisyenler katıldı. İçerisinde 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205’i erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası bulunan, ileri tıp teknolojileri ile donatılı sağlık kompleksinin açılışı YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak ve YÖK Yürütme Kurulu üyeleri Prof. Dr. Naci Gündoğan ve Prof. Dr. Hüseyin Karaman tarafından yapıldı. EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Merkezi Ameliyathanenin açılışında konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, "Bugün, Ege Üniversitesi ailesi ile birlikte güzel bir sağlık tesisinin açılışını gerçekleştiriyoruz. Türkiye, yükseköğretim kapasitesi açısından Avrupa’nın en büyükleri arasında yer almaktadır. Gerek öğrenci sayıları, gerek üniversitelerin alt yapısı, gerekse bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme noktasında ülkemiz, Avrupa’da önemli bir yerde bulunuyor. Ülkemizde 128 adet tıp fakültesi var. Bunların 91’i devlet üniversiteleri bünyesinde hizmet veriyor. Bugün itibarıyla yükseköğretim kurumlarımız her yıl 20 bin civarı hekim yetiştiriyor. Önümüzdeki yıllarda hekim ihtiyacının artacağı öngörülüyor. Nüfusumuzun yaşlanmasına paralel olarak sağlık hizmetlerine ihtiyacın artması, hekim ve sağlık çalışanlarına olan ihtiyacı da artırmaktadır. Türkiye bu alanda tüm dünyaya önemli katkılar sağlamaktadır. Gerek tıp eğitimi gerekse sağlık hizmetleri açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden birisiyiz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan büyük yatırımlar, tıp eğitimini ve sağlık hizmetlerini dünya standartlarına çıkarmıştır. Bugün açtığımız ameliyathane de bunun bir nişanesidir" dedi. Sağlık Mükemmeliyet Merkezi kurulacak Prof. Dr. Özvar, "Ege Üniversitesi Hastanesi kapsamında yeni bir ameliyathaneyi hizmete açıyoruz. Bu ameliyathane üniversitemizin sağlık hizmetleri kapasitesini bir nokta daha iletiye taşıyacaktır. Aynı anda 70 ameliyat gerçekleştirme kapasitesine sahip. Üniversitemizdeki hekim arkadaşlarımızla gerçekleştirdiğimiz istişareler neticesinde başta kalp olmak üzere üniversitemizde çeşitli mükemmeliyet merkezleri kurma noktasında iş birliği içerisinde olacağız. Ege Üniversitesi, İzmir’den tüm dünyaya hizmet verecek olan bir ‘Sağlık Mükemmeliyet Merkezi’ne kavuşacak" dedi. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak, "Donanımlı sağlık kadrosu ile nitelikli, güvenilir ve ulaşılabilir sağlık hizmeti sunan Tıp Fakültesi Hastanemiz, 290.779 metrekare hizmet alanı, 43 anabilim dalı, 1.809 yatak kapasitesi, 16 ameliyathane ve 36 yoğun bakım ünitesiyle, yılda yaklaşık 1 milyon 500 bin civarında poliklinik ve 160 bin civarında ameliyat hizmeti ve A Plus Hastane statüsüyle bulunduğu bölgede ve ülkemizde en çok tercih edilen hastaneler arasında yer almakta. Açılışını gerçekleştireceğimiz Merkezi Ameliyathanemizle sağlık hizmetlerinde niteliğin, teknolojinin ve hasta güvenliğinin yükseldiği ilimiz ve bölgemiz için yeni bir sürecin başlangıcı olacak. Bu yeni yapı, hem mimari hem de teknolojik açıdan sağlık hizmetlerinin geleceğine yön verecek niteliktedir" diye konuştu. "Hem akıllı hem hibrid ameliyathane" Binanın yapımında tıbbi güvenlik ve konforun ön planda tutulduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Bu projede, toplam 59 ameliyathane, 9 doğum odası, 8 endoskopi salonu ve 205 tanesi erişkin ve çocuk, 8 yenidoğan yoğun bakım odası hizmete sunulmuştur. Bu rakamlar sadece bir büyüklüğü değil; İzmir ve Bölgemiz için aynı zamanda sağlık hizmetlerinde erişilebilirlik, verimlilik ve hızın da garantisi olacaktır. Mevcut ameliyat kapasitemizi yaklaşık 4 kat artırmaktadır. Özellikle üzerinde durmak istediğim bir diğer konu ise Teletıp sistemi konseptinde yapılan ‘Hem Akıllı hem Hibrid Ameliyathane’dir. Bu ameliyathane sistemi sayesinde, her türlü ameliyat sırasında yüksek çözünürlüklü video akışı ile canlı yayın yapılabilmekte, iki yönlü sesli-görüntülü iletişim kurulmakta ve tıp eğitimi için ulusal ve uluslararası düzeyde yeni kapılar aralanmaktadır. Aynı teknoloji altyapısı tüm cerrahi kliniklere hizmet verebilecek Robotik Cerrahi salonuna da sağlanmıştır. Bu salonda tüm cerrahi branşlarımıza hizmet verebilecektir." dedi. "Hastalar Radyoloji MR için sıra beklemeyecek" Yeni ameliyathanenin, pandemi, deprem gibi olağanüstü koşullarda dahi hizmet verecek kapasite ve donanıma sahip olduğunu vurgulayan Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, "Genişletilmiş mesai düzeni, etkili iş gücü kullanımı ve optimize edilmiş stok yönetimi ile her türlü sağlık ihtiyacına hızlı ve güvenli cevap verebilecek bir sistem kurulmuştur. Radyoloji ünitesinden günübirlik ameliyathanelere, doğumhanelerden yoğun bakım servislerine kadar her birim hem hasta konforu hem de sağlık personelinin verimli ve konforlu çalışması için yeniden tasarlandı. Hasta taşıma sistemlerinden hemşire çağrı panellerine kadar her detay titizlikle planlandı. Radyoloji MR için vatandaşlarımız artık sıra beklemeyecek. Ayrıca, binamız enerji verimliliği, hijyenik standartlar ve yangın güvenliği açısından uluslararası normlara uygun olarak inşa edilmiştir. Havalandırma, nem kontrolü, basınçlandırma gibi sistemler ameliyat türüne göre anlık olarak kontrol edilebilecek şekilde yapılandırılmıştır" diye konuştu. Rektör Prof. Dr. Necdet Budak, " Ege Üniversitesi olarak bizler, yalnızca geçmişin mirasını taşımakla yetinmiyor; aynı zamanda geleceği de inşa ediyoruz. Sağlıkta dijitalleşmenin, altyapı yenilenmesinin ve nitelikli insan kaynağının gücüyle, Türkiye’nin sağlık alanındaki vizyonuna katkı sunmaktan büyük onur duyuyoruz. Sözlerime son verirken Üniversitemize her daim desteğini hissettiğimiz başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere açılışımızı teşrifleriyle bizleri onurlandıran, YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’a ve devlet erkânımıza katkı ve desteklerinden dolayı şükranlarımı sunuyor, Merkezi Ameliyathane Binamızın, üniversitemize, ilimize, bölgemize, ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:40
Medical Point İzmir Hastanesi’nde dijital dönüşümle çevreye büyük katkı
Medical Point Hastaneleri’nde gerçekleştirilen dijital dönüşüm çalışmaları kapsamında sadece İzmir’de, son 1 yıl içinde 4 milyon 800 bin A4 kağıt çıktısından tasarruf sağlandı. Bu dönüşümle birlikte yaklaşık 2 bin 800 ton litre su tasarrufu yapılırken, 32 ton karbondioksit (CO2) emisyonunun önüne geçildi ve 562 ağacın kesilmesi engellendi. Geçtiğimiz yıl "ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi Sertifikası" alan İEÜ Medical Point Hastanesi, sürdürülebilirlik çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Hastane bahçesine kurulan iki adet elektrikli araç şarj istasyonu ile çevreci ulaşım desteklenirken, makam aracı tercihi de TOGG gibi çevre dostu elektrikli araçlardan yana kullanıldı. Ayrıca, başlatılan Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesiyle İzmir’de hastanenin elektrik ihtiyacının büyük kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmaya başlandı. Dijitalleşme kapsamında özellikle hemşirelik hizmetleri ve biyometrik onam işlemleri, elektronik ortama taşındı. Böylece sadece hizmet süreçleri kolaylaşmakla kalmadı aynı zamanda ciddi oranda kağıt, su ve enerji tasarrufu sağlanarak çevreye katkı sunuldu. Aynı zamanda süreçlerde verimlilik artışı ve çalışan memnuniyeti gibi birçok alanda da iyileşme kaydedildi. Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Veysi Kubba, dijitalleşmenin çevresel etkilerine dikkat çekerek, "Doğal kaynakların sonsuz olmadığının farkındayız. Bu nedenle sadece bugünü değil, gelecek nesilleri düşünerek hareket ediyoruz. Dijitalleşme faaliyetlerimizle yalnızca hasta deneyimini geliştirmiyor; aynı zamanda doğaya karşı sorumluluğumuzu da yerine getiriyoruz. Elimizi taşın altına koymaktan çekinmiyoruz. Bu adımlar, sadece bugün için değil, gelecekte yaşayacak kuşaklar için atılıyor. Aynı zamanda her alanda sürekli iyileşmeyi hedefleyen bir anlayışla hareket ediyoruz," ifadelerini kullandı.
20 Mayıs 2025 Salı - 11:27
Uykusunda yuttuğu dişler bronşundan çıkarıldı
İstanbul’da yaşayan 41 yaşındaki adam, yoğun öksürük ve nefes darlığıyla uyandı, aynaya baktığındaysa bir süre önce takılan 2 dişinin olmadığını görünce hastaneye koştu. Hastanın bronşuna kaçtığı belirlenen 2 dişi başarılı operasyonla çıkaran Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Efsun Gonca Uğur Chouseın, "2’li bir diş aspire etmiş hem ağırlığı hem de büyüklüğü nedeniyle Heimlich manevrası bu hastada fayda sağlamayacaktı. Böyle ana bronşlara yerleşmiş cisimler bazen tamamen akciğerin havalanmasına engel olabilir hale geliyor, yabancı cisim kaçmasından şüphelendiklerinde uzmanına başvurulmalı" derken, hasta E. Ö., "Gece uyurken oldu, sabah işe gitmek için kalktığımda bir nefes darlığı fark ettim. Olacağı varmış diyelim, beterin beteri var" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:32
Kilo vermek isteyen vatandaşlar çareyi fitoterapide arıyor
Yaz mevsimine fit girmek isteyen vatandaşlar aldıkları fitoterapi ürünlerini bilinçsiz bir şekilde tüketerek sağlıklarından oluyorlar. Bu konu hakkında Eskişehirli aktar Metin Ağılönü, internette satılan hızlı kilo verme ürünlerinin bazılarının vatandaşları sağlığını olumsuz yönde etkilediğini anlattı. Eskişehir’de yaz aylarının yaklaşmasıyla beraber vatandaşlar hızlı kilo verme amacıyla aktarların yolunu tutuyor. Uzun süredir aktarlık yapan Metin Ağılönü, kilo verme amacıyla kendisine gelen vatandaşları hem uyarıp hem de tavsiyelerde bulunuyor. Aktar Ağılönü, "Vatandaşlarımız kendileri zayıflamak isterken bilinçsiz şekilde vücudundaki metabolizmayı bozuyorlar" dedi. "Ürünleri bilinçsiz bir şekilde tüketerek vücutlarına zarar veriyorlar" Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla hızlı kilo vermek isteyen insanların bilinçsiz şekilde vücuduna zarar vermesi hakkında Metin Ağılönü, "Vatandaşlarımız kendileri zayıflamak isterken vücudundaki metabolizmayı bozmaya çalışıyorlar. Yani hızlı zayıflamak için kullanmış olduğu ürünleri fazlasıyla tüketiyorlar ya da bilinçsiz tüketiyorlar. Bilinçsiz tüketilmesi de insanların vücuduna zarar veriyor haliyle. Onun için bizim aktarcı arkadaşlarla, eğer bitkisel yönden, yani fitoterapi yöntemiyle, bitkisel tedavi yöntemiyle kendilerini zayıflamak istiyorlarsa, aktarcı arkadaşların uyarıları tavsiyesinde zayıflama yönüne gidebilirler" ifadelerini kullandı. "Zayıflayacağım derken kendilerini ölüme bite götürebilirler" Zayıflama kapsülü adı altında satılan ürünlerin bilinçsiz şekilde kullanılması halinde ölüme kadar götürebileceğini anlatan aktar Ağılönü, "Özellikle kapsüllerde, mesela kapsül çok zararlı; vücudun bağırsaklarıyla beraber, karaciğer, böbrek, bu tarz şeylere çok zarar veriyor. Bunların bilinçsiz kullanması, vücudun zayıflamadan çok, Allah korusun, ölüme kadar da götürebiliyor. O yüzden bizim yapmış olduğumuz yöntemde daha çok fitoterapi yöntemi, yani bitkisel tedavi yöntemiyle insanlara tavsiyede bulunuyoruz. Şu an gündemde çiya tohumu diye bir tohum var. Çiya tohumuyla beraber keten tohumu. Hem keten tohumu, bu omega 3, yani vücudun omega 3 eksikliğini de gidermiş oluyor. Hem aynı zamanda bağırsaklarını da çalıştırarak yavaş yavaş vücuttaki yağ oranını azalttığı gibi aynı zamanda da bağırsakları çalıştırmış oluyor" şeklinde konuştu. "Bitkisel ürünleri verdiğimiz ölçüler nispetinde kullanın" Aktar Metin Ağılönü, hızlı kilo vermek isteyen vatandaşların aldıkları ürünleri aktarlarının verdiği ölçülerde kullanması gerektiğini şu kelimeler ile ifade etti: "Bağırsakları hızlı çalıştıracağım düşüncesi bazı kişilerde ürünleri hızlı tüketmek istiyorlar. Biz diyoruz ki, biz her zaman aynı yöntemi kullanıyoruz. Diyoruz ki, verilen ölçüler nispetinde kullanın. Bir hafta kullanıyorsa, 2-3 gün ara veriyor, sonra bir hafta daha kullanıyor ki vücut hem bağışıklık kazanmasın hem de etkisi olsun diye. Bunun yanı sıra sandaloz sakızı vardır, şu an gündemde, onunla beraber elma sirkesiyle beraber eritip de kullanabilirler. Ayrıca karışık bitkilerimiz var, bunun içerisinde yeşil çay önerebilirim. Yeşil çay da kullanabilirler. Zencefil, zerdeçal da kullanabilirler. Bunlar da zayıflamaya yönelik karışık bitkilerdir" "İnternette satılan bazı ürünler çok fazla zarar verebiliyor" İnternette hızlı kilo verdireceğini vaat eden bazı ürünlerin zararlı olduğu konusunda konuşan aktar Ağılönü, "Sosyal medya ve internette, işte 20 kilo birden şu kadar günde veriliyor diyorlarsa, onlara kesinlikle inanmasınlar. Çünkü öyle bir hız mümkün değil, yoktur. Varsa da sonu kötü olacaktır. Yani vücudu kesinlikle bozacaktır. O yüzden piyasadaki böyle bilinmedik kapsüldür ya da zayıflama ürünleridir, bu tarz ürünleri bizim tavsiyemiz dışında kullanmasınlar" diye konuştu.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:29
Yanlış dolgu uygulaması kör edebilir
Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sıla Şeremet, son yıllarda sosyal medyada sıkça karşılaşılan ve oldukça korkutucu boyutlara ulaşan ucuz ve hijyenik olmayan ortamlarda yapılan cilt işlemlerine dikkat çekti. Özellikle dolgu uygulamalarının en çok korkulan işlemlerden biri olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Dolgu sadece estetik değil, aynı zamanda çok ciddi bir tıbbi işlemdir. Yanlış şekilde uygulandığında doku kayıplarına, enfeksiyonlara, hatta körlüğe neden olabilir" diye konuştu. Son dönemde yanlış cilt uygulamalarına rastlanabiliyor. Özellikle hijyenik olmayan ortamlarda, uzman olmayan kişilerce yapılan işlemler, ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Yanlış uygulamaların korkutucu sonuçları olabildiğini söyleyen Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Bizim yan etkilerinden en çok korktuğumuz işlem dolgular. Dolgu sadece estetik değil, aynı zamanda çok ciddi tıbbi bir işlemdir. Kullanılan malzeme, hijyenik ortam ve yapan kişinin bu konudaki yetkinliği çok önemlidir. Çünkü yüz, damar ve sinir ağları ile örülüdür. Enjekte edilen maddeler eğer damara yakın olursa ya da damarın içine denk gelirse, nekroz dediğimiz doku kayıplarına, enfeksiyonlara, hatta körlüğe bile neden olabilmektedir. Enjeksiyon yanlış bir damara yapılırsa dolgu maddesi kan akımını engelleyebilir. Özellikle burun kökü, alın ve göz çevresi gibi alanlarda, damarlar doğrudan göz damar ağıyla bağlantılıdır. Bu damarlardan birine dolgu maddesi kaçıp gözün retina damarlarını tıkarsa, ani görme kaybına, yani körlüğe neden olabilir. Hastalar, işinin ehli olmayan kişilere birçok kozmetik işlemi yaptırıp komplikasyonlar yaşayabilmekteler. Bu nedenle uygulamanın mutlaka anatomi bilgisi olan, deneyimli hekimler tarafından yapılması gerekir" ifadelerini kullandı. Asimetrik dudak dolguları sorun yaratıyor Asimetrik olarak yapılmış dudak dolguları ile hastaneye başvuran kişi sayısında artış olduğunu belirten Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Nekroza giden ya da deride yumruğu oluşturan dolgu komplikasyonları çok sık görebilmekte. Bu tarz komplikasyonlarda sistemik ilaçlar, o lezyonların içine uygulamanan bir takım enzimatik işlemlerle müdahale edip tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Tedavi süreci uzun sürmekle birlikte tedaviye rağmen bazen kalıcı izler kalabilmektedir" dedi. Doktorun yönlendirme yapması gerekiyor Prof. Dr. Sıla Şeremet, cilt işlemi yaptırmaya karar veren hastaların nelere dikkat etmesi gerektiğini ise şu sözlerle özetledi: "Bu konuda en önemlisi doktorun yönlendirmesiyle işlemin yapılması. Hastaların ayrıntılı olarak ne yapılacağı ve nasıl bir madde kullanılacağını öğrenmeleri gerekiyor. Özellikle dolgu yapılırken hangi malzemenin kullanılacağı çok önemli. Doktorlar bu bilgileri hastayla paylaşmaktan çekinmez. Ama ucuza işlem yapan, malzemenin ne olduğunu söylemekten kaçınan, hastanın hızlıca karar vermesi için baskı yapan kişilerden ve ortamlardan kaçınılması gerekmektedir. Ayrıca işlemlerde kullanılan malzemelerin paketi hastanın yanında açılmalıdır. Hatta ürünlerin barkodu hastaya verilmelidir." Temel bakım; temizlik, nemlendirme ve güneşten korunma Cilt bakım ürünlerinin artık çok küçük yaşlara kadar indiğini belirten Prof. Dr. Sıla Şeremet, genç yaş grubundaki bireylerin çok gereksiz şekilde kozmetik ürünler kullandığını vurguladı. "Aslında temel cilt bakımı denilen şey, cildi temizlemek, nemlendirmek ve güneşten korumaktır. Eğer cildinizle ilgili bir probleminiz varsa retinoller, niasinamidler, C vitaminleri ya da daha ileri bakım ürünleri kullanılabilir. Ama bunun, yaşa ya da cilt tipine uygun olup olmadığını değerlendirerek, bir dermatologla birlikte karar verilmesi daha uygun olur" diyen Prof. Dr. Sıla Şeremet, birçok ürünün aynı anda kullanılmasının doğru olmadığını, başkasına iyi gelenin herkese iyi geleceği düşüncesinden uzak durulması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Sıla Şeremet, "Eğer bir cilt sorunu varsa ve temel cilt bakımından daha ileri bir şeyler kullanılması isteniyorsa, bu konuda mutlaka bir dermatolog görüşü alınmalıdır" dedi.
20 Mayıs 2025 Salı - 10:08
Fındık fabrikası çalışanların kilolarını ölçtüler
DÜZCE(İHA) – Düzce İl Sağlık Müdürlüğü görevlileri vatandaşların yoğun olduğu alanlarda vücut kitle indeksi (VKİ) ölçümlerini gerçekleştiriyor. Ekipler fabrika çalışanlarının kilolarını tek tek ölçtüler. Sağlık Bakanlığınca ülke genelinde başlatılan İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa kampanyasında, Düzce Halk Sağlığı Hizmetleri başkanlığınca bağlı Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri fındık fabrikası çalışanlarının boy ve kilosu için ölçüm standı kuruldu. Fabrika çalışanlarının boy ve kilo ölçümleri yaparak, beden kitle indekslerini (BKİ) hesaplayan sağlık çalışanları, ölçüm sonuçlarına göre gerek duyulan bireyleri ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendiriyor. Etkinlik boyunca çalışanlara ve vatandaşlara bilgilendirici broşürler dağıttırılarak, ideal kilonun korunmasının kronik hastalıkların önlenmesindeki rolü hakkında bilgilendirmelerde bulunuldu.
20 Mayıs 2025 Salı - 09:59
Hiperbarik oksijen tedavi ünitesi Eskişehir’de şifa dağıtıyor
Eskişehir’de Yunus Emre Devlet Hastanesi bünyesinde hizmeti sunulan ve bazen cerrahi işlemlere bile gerek kalmamasını sağlayan hiperbarik tedavi yöntemine hem bölgeden hem de şehir dışından gelen hastalar yoğun ilgi gösteriyor. Yunus Emre Devlet Hastanesi İki Eylül Ek Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen yüksek basınçlı hiperbarik oksijen tedavisi yaraların geç iyileştiği, enfeksiyonların direnç gösterdiği ve dokulara yeterli oksijenin ulaşamadığı durumlarda etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor. Özel basınç odalarında yüzde 100 saf oksijen solunarak uygulanan yöntem, özellikle diyabetik ayak yaraları, kemik enfeksiyonları, yanıklar ve karbonmonoksit zehirlenmeleri gibi pek çok durumda destek tedavi olarak uygulanıyor. Tedavi süresi hastalığın türüne göre değişirken, kronik vakalarda ortalama 30-60 seans yapılıyor. Bölgede sadece Eskişehir’de sunulan hiperbarik tedavi hizmeti, şehir dışından gelen vatandaşlara da şifa oluyor. "Bu tedaviyi herkes bilmiyor" Tedavi için Afyonkarahisar’dan Eskişehir’e gelen Ayşe Arsoy, "Sol kulağımda ağır işitme kaybı oluştu. Bu olay ’vertigo’ ile birlikte oldu ve oradaki doktorumuz ’hiperbarik’ tedavisi önerdi. Bu tedavinin Eskişehir’de olduğunu öğrendik. Buraya geldik, tedaviye başladık. İlk 10 günün sonunda işitme testi yapıldı, bir gelişme görüldü. Benim 106 olan derecem 96’ya düştü. İnşallah açılır diye bekliyoruz. Bu tedaviyi herkes bilmiyor. Bize sadece doktorlar duyurdu, böyle bir tedavi olduğunu biz de bilmiyorduk. Daha da duyurulması güzel olur. Herkes bu tedaviden faydalansın isteriz. Özellikle yara tedavisinde çok daha iyi olduğunu söylüyorlar" dedi. "Tedavi uygulanırken ve sonrasında kulakta aşırı bir rahatlama olduğunu gördük" Uşak’tan gelen hasta Sinan Çelik, "17 Nisan’da sağ kulağımda işitme kaybı gerçekleşti. Daha sonrasında 3 gün bekledik, 4’üncü gün doktorumuza müracaat ettik. İlk etapta 15 gün ilaçla kortizon tedavisi uygulandı. Devamındaki aşamaları kendisi bize aktardı, Allah razı olsun. Kulaktan iğne yapılması gerektiğini, bunun yanında hiperbarik tedavisi olduğunu söyledi. Tabii biz de ilk defa o vesileyle bu tedaviyi duymuş olduk. Bu hiperbarik tedavisinin de bölgede sadece Eskişehir ve Denizli’de olduğunu bizlere söyledi. Biz de yakın olduğu için Eskişehir’i seçtik. Buraya geldik, tedaviye başladık. Ben 6 seans girdim, gerçekten çok faydasını gördük. Özellikle içeride tedavi uygulanırken ve sonrasında kulakta aşırı bir rahatlama olduğunu gördük" şeklinde konuştu. "Sadece Eskişehir’den değil, çevre illerden de bu merkeze hasta geliyor" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, hiperbarik tedavisiyle ilgili şu bilgileri aktardı: "Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne bağlı hiperbarik tedavi ünitemizde bulunuyoruz şu an. Bu tedavi yaklaşımı oldukça kıymetli ve önemli. Çok spesifik durumlarda kullanılabiliyor. Ülkemizde çok yaygın bir sağlık hizmeti değil. Bizim hipebarik tedavi ünitemiz çok uzun yıllardan beri bölge halkına sağlık hizmeti sunuyor. Burada hastalarımıza yüksek basınçla yüzde 100 oksijen vermekteyiz. Sadece Eskişehir değil; Kütahya, Afyonkarahisar, Bilecik ve bazen Uşak ilinden bile bu merkeze hasta geldiğini söyleyebilirim. Bu merkezde 2024 yılında yaklaşık 950 ile bin civarında tedavi gören hasta grubumuz var. Bahse konu hasta grubunun da 3’te 1’i çevre illerden bu merkeze gelmekte. 2025 yılının ilk 4 ayında 350 civarında hasta geldiğini rahatlıkla ifade edebilirim. Tabii buradaki hasta profili farklılık arz etmekte." "Bazen cerrahiyi bile engellediği vakaların olduğu çok değerli bir tedavi" Sualtı Hekimliği Hiperbarik Tıp Uzmanı Dr. Selahattin Çakıroğlu ise, "Burası bölgenin tek hiperbarik tedavisi veren merkezi. Bizim bölgemizdeki üniversitelerde ve şehir hastanelerinde olmayan hizmeti bu devlet hastanesinde veriyoruz. Hastalarımız rutin tedavilerinde içeride 2 saat boyunca yüksek basınçlı ortamda kalıyorlar. Biz de maske yoluyla aralıklı yüzde 100 oksijen vererek 2 saatte bu hastalara oksijen tedavisi uyguluyoruz. Kronik yara hastalarını çok alıyoruz. Bunlar genellikle diyabetik hastalar olabiliyor. Onun dışında, diyabetik olmayan, kemik iltihabı ile ilerleyen başka kronik yaralar oluyor. Hastaların tedavileri 1 buçuk ay ile 3 ay civarında sürmekte. Aldığımız akut hastalar da mevcut. Bunlar genelde zehirlenme hastaları oluyor ve tedavileri görece 1-2 hafta sürmekte. Onun dışında yine ezilme yaralanmaları geliyor. Özellikle deprem zamanı burası oldukça yoğun çalıştı. Akut tarzı yaralanmalarda oldukça faydalı bir tedavi. Hatta bazen cerrahiyi bile engellediği vakaların olduğu çok değerli bir tedavi. Bölgede tek merkez olarak hizmet vermekteyiz. Oldukça yoğun bir çalışma saatlerimiz var, günde 4 seans aralıksız hizmet veriyoruz. Sabah 08.00’dan başlayıp akşam 19.00’a kadar sürüyor. 3 hekim bunu idare ediyoruz, 10 yardımcı sağlık personelimiz var. Bölgeye hizmet verdiğimiz ve tek merkez olduğumuz için tüm ekiple 7/24 kesintisiz acil vakalar için de hizmetimiz sürüyor" ifadelerini kullandı.
20 Mayıs 2025 Salı - 09:29
Uzmanlardan heliz otu ve mantar zehirlenmesi uyarısı
Van Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzman Dr. Mehmet Tatlı, bahar mevsimiyle birlikte vatandaşları doğada topladıkları heliz otu ve mantarlarla ilgili uyararak, zehirlenme riskine dikkat çekti. Van ve ilçelerinde ilkbaharın gelmesiyle birlikte yüksek rakımlı dağlarda karların erimesinin ardından doğal olarak yetişen pancar çeşitleri, bölge halkı için sadece bir geçim kaynağı değil, aynı zamanda önemli bir besin kaynağı. Sabahın erken saatlerinde yola koyulan ve saatlerce süren zorlu bir yürüyüşün ardından toplanan pancarları kimileri kazanç için satarken, kimisi evde kışlık olarak saklayarak yıl boyunca tüketiyor. Mendê, kengir, tirşok, rêvas, heliz, sîrik, çorîn ve siyabo gibi onlarca şifalı otun yanı sıra mantarın yetiştiği bölgede, nisan ayının sonu ile birlikte pancar toplama mesaisi başlıyor. Dağlardan toplanan çeşitli bitkiler, ilkbahar döneminde geçim kaynağı olurken, bilinçsizce tüketilen pancar ve mantarlar hayati organlara zarar verebiliyor. Bilinçsizce tüketilen heliz ve mantarların tehlikeli olduğunu belirten Van Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzman Dr. Mehmet Tatlı, dünyanın en geniş florasına sahip bir bölgede yaşadıklarını ifade ederek, bu floradaki değişik bitkilerin yüzyıllardır kullanıldığını söyledi. Bu bitki çeşitliliği içerisinde bazen istenmeyen durumlarla karşılaştıklarını belirten Tatlı, "Bunlardan bazıları bitkinin yanlış şekilde tüketilmesi ve bu tüketime bağlı olarak özellikle karaciğer yetmezliğiyle bile sonuçlanabilecek durumda zehirlenmelerle karşılaşabiliyoruz. Bizler hem acil serviste hem 112’de bu tür vakalarla özellikle bu mevsimde sık sık karşılaşıyoruz. Özellikle heliz otu fazla tüketildiğinde ya da doğru işlemler uygulanmadan tüketildiğinde, karaciğer yetmezliğine kadar sonuçlanabilecek bazı istenmeyen durumlara neden olabilmektedir. Bu noktada halkımızın dikkatli olmasını istiyoruz. Bunun yanında yine mantar zehirlenmelerine karşı da vatandaşları uyarıyoruz. Çünkü mantarlar alemi çok çeşitlidir. Bu çeşitlilik içerisinde mantar alanında uzmanlaşmış kişiler bile bazen zehirlenebilir. Bu noktada doğru bildiğiniz mantar dışında, bilmediğiniz bir mantarı yemeğin içerisine katsam bir şey olmaz gibi denemeler yapmamak gerekir. Bilmediğiniz, daha önce görmediğiniz bir mantarı tüketmeyin. Maalesef bu mantar zehirlenmelerinde her yıl Türkiye’de onlarca aile yok oluyor. Çünkü gelen mantarla bir yemek yapılıyor ve tüm aile o yemekten yiyor ve sonrasında ise tamamen hızlı bir şekilde karaciğer nakli olması durumuna geliyor veya hayatını kaybediyorlar" dedi. Bu mevsimde dikkat edilmesi gereken konulardan birinin de kene vakaları olduğuna dikkat çeken Tatlı, "Doğu Anadolu Bölgesi’nde çok fazla kırım kongo kene vakası görülmedi ama iklim değişikliği ve yağmurların fazla yağması ile birlikte bu bölgelerde de kırım kongo kenesinin ortaya çıkabilme ihtimali olma yönündedir. Bu noktada da halkımızın çok dikkat etmesi gerekir. Doğaya çıktıklarında pantolonlarını çoraplarının içine almaları ve kene temasını minimuma indirmeye çalışmaları gerekmektir. Doğadan geldikten sonra da vücutlarını kontrol edebilirler. Çünkü kenenin ne kadar hızlı şekilde çıkarılması da önem arz etmektedir. Kene görülmesi durumunda en yakın sağlık kuruluşuna başvurmaları ve kenenin tıbbi şartlarda çıkarılması gerekir" diye konuştu.
20 Mayıs 2025 Salı - 09:25
Yaz geliyor, cilt kanserine dikkat
Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, Mayıs ayının "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" olduğun ifade ederek, özellikle yaz aylarında artan güneş maruziyeti öncesinde, toplumun cilt kanseri konusunda bilinçlenmesi ve erken teşhisinin önemini vurguladı. Yapılan paylaşımda cildin, vücudu dış çevreden ayıran ve koruyan en büyük organ olduğu ifade edilerek, "Bu özelliği sayesinde vücudu zararlı çevresel etkenlere karşı koruma görevi üstlenir. Cilt kanseri, derideki hücrelerin anormal bir şekilde çoğalması sonucu oluşur. Her cilt değişikliği kanser anlamına gelmez; ancak şüpheli bir değişiklik fark edildiğinde vakit kaybetmeden doktora başvurulması önerilir. Cilt kanseri riskini artıran en önemli çevresel faktör, güneş ışınlarıdır. Özellikle ultraviyole (UV) ışınları cilt hücrelerine zarar vererek kanser gelişimine yol açabilir. Güneşin en yoğun olduğu saatler olan 10.00-16.00 arasında korunmasız kalmak, riski ciddi şekilde artırır. Ayrıca çevresel kirlilik ve zararlı kimyasalların ciltle teması da riski artıran diğer faktörlerdir. Yapılan araştırmalar, hava kirliliği ile cilt kanseri arasında ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Hava kirliliği, cilt hücrelerine zarar vererek oksidatif stres meydana getirir ve bu da kansere zemin hazırlayabilir. İklim ve coğrafi şartlarda da ciltte kanser oluşumu riskinde etkili olabilir. "denildi. İşte cilt kanserine yakalanma riskleri Açıklamada cilt kanserine yakalanma riskini artıran diğer faktörler arasında, "Şiddetli ve uzun süreli güneş maruziyeti, solaryum gibi yapay UV ışınlarına maruz kalmak, açık havada uzun süre çalışmak, özellikle çocukluk döneminde yaşanan şiddetli güneş yanıkları, ailede ya da bireyde cilt kanseri öyküsü, açık tenli, kolay çillenen ve güneş yanığı geçiren cilt yapısı ve ve ağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımının yer aldığı ifade edilerek şöyle devam ediledi, "Deri kanseri genellikle güneşe maruz kalan bölgelerde görülse de güneş görmeyen alanlarda da ortaya çıkabilir. Ne kadar erken teşhis edilir ve tedaviye başlanırsa, ciddi şekil bozuklukları veya ölüm gibi olumsuz sonuçlardan korunma şansı o kadar artar. Bu nedenle düzenli cilt kontrolü yaptırmak ve risk düzeyi hakkında doktorunuza danışmak önemlidir" Cilt kanserinden korunmak için ne yapmalı? Her ne kadar cilt kanserlerini tamamen önlemenin kesin bir yolu olmasa da bireyler bazı korunma yollarını benimseyerek risklerini azaltabileceği vurgulanan açıklamada, "Cilt kanserinden korunmak için öneriler: Açık havada güvenli güneş koruma yöntemlerini uygulayın. Koruyucu giysiler (gömlek, şapka) tercih edin. Geniş spektrumlu, yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanın. Güneş gözlüğü takarak gözlerinizi ve göz çevresini UV ışınlarından koruyun. Zararlı kimyasallardan uzak durun. Cildinizi düzenli olarak kontrol edin ve neyin "normal" olduğunu öğrenin. Cilt kanserlerinin erken teşhisinde net bir yöntem bulunmamakla birlikte, kişinin kendi cildini tanıması oldukça önemlidir. Bu amaçla benlerin, lekelerin, çillerin ve diğer izlerin zaman içindeki görünümünü takip etmek faydalıdır. Ayda bir kez yapılacak kendi kendine cilt muayenesi, değişikliklerin erken fark edilmesini sağlar" ifadeleri kullanıldı.
19 Mayıs 2025 Pazartesi - 13:46
Bakan Memişoğlu: "Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı El-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik"
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "78’inci Dünya Sağlık Asamblesi vesilesiyle bulunduğumuz Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı Sayın Dr. Musab Nizal el-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik" dedi. Bakan Memişoğlu X hesabından yaptığı paylaşımda, "78’inci Dünya Sağlık Asamblesi vesilesiyle bulunduğumuz Cenevre’de Suriye Sağlık Bakanı Sayın Dr. Musab Nizal el-Ali ile bir araya gelerek verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Suriye’nin yeni hükümetinin izleyeceği sağlık politikaları, yürüteceği sağlık hizmetleri ve altyapı çalışmaları ile ülkelerimizin sağlık alanındaki iş birliğine dair geniş bir yelpazede istişarelerde bulunduk. Her alanda olduğu gibi sağlık alanında da Suriye ile yakın ilişki ve iş birliklerimizi güçlendirmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder