Son Dakika
|
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
Bakan Fidan Almanya’ya gidiyor
Galatasaray’ın efsaneleri, UEFA Kupası’nın 26. yıl dönümünde bir araya geldi
Pakistan İçişleri Başkanı Naqvi’den Tahran’a resmi ziyaret
Sözcü Çelik’ten Tekirdağ’da şehit olan polisler için başsağlığı mesajı
Çorlu’da 2 polisin şehit olduğu saldırıda detaylar ortaya çıktı
SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası
Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21
Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor
Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39
Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli
Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
4
17 Mayıs 2026 Pazar- 09:53
Eşyalarla kurulan tehlikeli bağın perde arkası
5
17 Mayıs 2026 Pazar- 10:15
Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 10:00
Sarıgöl Devlet Hastanesine yeni başhekim atandı
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde bulunan Sarıgöl Devlet Hastanesine yeni başhekim atandı. 2021 yılında Sarıgöl Devlet Hastanesinde 112 Acil Sağlık Hizmetleri biriminde pratisyen hekim olarak göreve başlayan Dr. Fahrettin Bozdağ, başhekimlik görevine getirildi. Manisa’nın Salihli ilçesinde doğan Dr. Fahrettin Bozdağ, 2021 yılında İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Mezuniyetinin ardından Sarıgöl Devlet Hastanesinde pratisyen hekim olarak görev yapan Bozdağ, evli ve bir çocuk babası. Dört yıllık hizmet süresinin ardından başhekimlik görevine atanan Dr. Fahrettin Bozdağ, "İlçemiz devlet hastanesinin halkımıza daha kaliteli sağlık hizmeti sunabilmesi için tüm personelimizle birlikte çalışacağız. Hastanemizde mevcut eksikliklerin giderilmesi için de gerekli çalışmaları yapacağım." ifadelerini kullandı.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:57
"Stresli yaşam kilo vermeyi zorlaştırıyor"
Farkında olmadan yapılan bazı yaşam tarzı hatalarının kilo vermeyi yavaşlatabileceğini söyleyen Diyetisyen Ceyda Demirel, "Stresli bir yaşam ve yetersiz uyku, vücutta kortizol hormonunu artırarak yağ yakımını zorlaştırabilir. Aç kalarak zayıflamaya çalışmak yaygın bir hatadır. Öğün atlamak, metabolizmayı hızlandırmaz, aksine vücut kıtlık sinyali alarak metabolizmayı yavaşlatır ve kas kaybına yol açabilir" dedi. Birçok kişi kilo vermeye çalışırken beklediği hızda sonuç alamamaktan yakınıyor. Kilo verme süreci bireyden bireye değişirken bazen çeşitli faktörler bu süreci yavaşlatabiliyor veya zorlaştırabiliyor. Medical Park Ataşehir Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Ceyda Demirel, kilo vermeyi zorlaştıran etkenler ve yavaşlatan sebepler hakkında açıklamada bulundu. "Şok diyetler kilo vermeye direnç oluşturabilir" Farkında olmadan yapılan bazı yaşam tarzı hatalarının da kilo vermeyi yavaşlatabileceğini söyleyen Dyt. Ceyda Demirel, "Stresli bir yaşam ve yetersiz uyku, vücutta kortizol hormonunu artırarak yağ yakımını zorlaştırabilir. Kortizolün yüksekliği insülin direnci riskini de yükseltir ve vücut yağ depolamaya daha meyilli hale gelebilir. Ayrıca, geçmişte defalarca şok diyetler yapmış olmak da metabolizmayı yavaşlatıp yeni diyet denemelerinde vücudu dirençli kılabilir. Sık sık kilo alıp verme döngülerinde (yo-yo döngüsü) vücut, enerji tutumlu davranmayı öğrenir ve sonuçta aynı hızla kilo vermek zorlaşır. Özetle, kilo verme hızı; beslenme düzeniniz, fiziksel aktivite seviyeniz, stres yönetiminiz ve geçmiş diyet öykünüz gibi pek çok faktörden etkilenir" şeklinde konuştu. "Genetik faktörler kilo vermeyi zorlaştırabilir" Kilo vermede genetik yatkınlığın önemli bir rol oynadığına değinen Dyt. Demirel, "Her bireyin metabolizma hızı, iştah düzeyi, yağ depolama biçimi ve hatta tokluk sinyalleri genetik olarak farklılık gösterebilir. Örneğin, bazı kişiler genetik mirasları gereği hızlı metabolizmaya sahipken, bazılarının vücudu gelen kalorileri tasarruflu kullanmaya daha eğilimlidir. Araştırmalara göre obeziteye yatkınlık yüzde 40-70 oranında kalıtsal olabilmektedir; yani bir kişinin kilo kontrolü üzerindeki etkisinin yüzde 70’e varan kısmı genetik faktörlerden kaynaklanabilir" dedi. "En sık yapılan hatalar" Dyt. Demirel, kilo verme döneminde en sık yapılan hataları şöyle açıkladı: "Uzun süre aç kalmak: Aç kalarak zayıflamaya çalışmak yaygın bir hatadır. Öğün atlamak, metabolizmayı hızlandırmaz; aksine vücut kıtlık sinyali alarak metabolizmayı yavaşlatır ve kas kaybına yol açabilir. Bu durum başlangıçta kilo verdirir gibi görünse de sürdürülemez ve verilen kiloların fazlasıyla geri alınmasına davetiye çıkarır. Tek tip beslenmek veya besin gruplarını tamamen kesmek: Popüler diyetlerin bazılarında belli bir besin grubunu (örneğin karbonhidrat veya yağ) tamamen hayatınızdan çıkarmak önerilir. Oysa karbonhidratlar ve sağlıklı yağlar vücudun temel ihtiyaçlarındandır. Örneğin, karbonhidratı tamamen kesmek, enerji düşüklüğüne ve kas kaybı riskine yol açabilir. Benzer şekilde vücudun düzgün çalışması için bir miktar sağlıklı yağa da ihtiyacı vardır; hiç yağ almamak metabolizmayı yavaşlatıp vitamin emilimini bozar. Tek tip beslenme de vitamin-mineral eksikliklerine yol açarak sağlığı tehlikeye atar. Yetersiz su tüketimi: Su içmemek, diyet yapanların en sık yaptığı hatalardandır ve kilo verme hızını önemli ölçüde düşürür. Susuz kalan vücutta sindirim yeterince iyi çalışmaz, metabolizma yavaşlar ve ödem tutma eğilimi artar. Bazı kişiler "su içmek ödem yapar" yanılgısıyla diyette suyu kısıtlar; oysa tam tersine, vücutta biriken ödemi atmak için bol su içmek gerekir. (Su tüketiminin önemi aşağıda ayrıntılı olarak ele aldık.) Hareket etmemek (egzersiz yapmamak): Sadece diyete odaklanıp fiziksel aktiviteyi ihmal etmek de bir diğer hatadır. Hem sağlıkla yaş almak hem de zinde kalmak için hayatımızın her anında spor olmalıdır. Vücutta ne kadar kas olursa bazal metabolizma hızı da o kadar fazla olur ve böylece yağ yakımına yardımcı olur. Ancak aşırı egzersiz yapmak da sürdürülebilir olmadığından önerilmez, önemli olan düzenli ve dengeli bir aktivite planıdır. Gerçekçi olmayan hedefler ve şok diyetlere yönelmek: Bir haftada 5-10 kg gibi gerçekçi olmayan hedefler belirlemek veya çok düşük kalorili şok diyetler uygulamak sıkça başarısızlıkla sonuçlanır. Bu tür diyetler vücudu zorlar ve genelde uzun vadede devam ettirilemez. Başlarda hızlı kilo verilse bile metabolizma hızla adapte olur ve durma noktasına gelir. Kişi eski beslenme düzenine döndüğünde ise verdiği kiloları fazlasıyla geri alabilir. Bu kısır döngü hem fiziksel sağlığı hem de motivasyonu olumsuz etkiler. Bu yüzden diyet sürecine sabırlı yaklaşmak ve sürdürülebilir küçük değişimlerle ilerlemek çok daha doğrudur." "Hastalıklar kilo vermeyi engelleyebilir" Kilo verme probleminin hastalıklardan da kaynaklanabileceğini anlatan Dyt. Demirel, "Diyet ve egzersiz yapmanıza rağmen kilo veremiyorsanız, altta yatan bir hastalık veya hormonal bozukluk buna engel oluyor olabilir. Örneğin, tiroit bezinin yetersiz çalışması (hipotiroidizm), metabolizma hızını düşürerek kişinin normalden daha az kalori yakmasına yol açar. Bu durumda kişi çok az yese bile vücut enerjiyi verimli kullanamadığı için kilo veremez ve hatta kilo alabilir. Benzer şekilde, kadınlarda sık görülen Polikistik Over Sendromu (PCOS) insülin direncine ve hormonal dengesizliklere neden olarak kilo artışı yapabildiği gibi, kilosu yüksek hastaların zayıflamasını da zorlaştırır. Bu tarz hastalık durumlarında belirli besin gruplarına karşı da bir hassasiyet görülebilir. Diyetisyen eşliğinde kişiye özel bir beslenme yolculuğu ve tespit yöntemi gereklidir. Bu şekilde uygun beslenme sistemini bularak zorlanılan kilo verme konusu aşılabilir" şeklinde konuştu. "Yaş ilerledikçe kilo verme zorlaşabilir" Yaş faktörünün olumsuz etkiler oluşturabileceğini dile getiren Dyt. Demirel, "Yaş ilerledikçe kilo vermenin zorlaştığı yaygın bir gözlemdir. Çünkü ilerleyen yaşla beraber vücuttaki kas kütlesi azalır ve yağ oranı artma eğilimindedir. Yaşın ilerlemesiyle fiziksel aktivite düzeyi de azalır. Orta yaş ve üzerindeki bireyler gençlere kıyasla daha hareketsiz bir yaşam sürebilir; iş veya sağlık koşulları nedeniyle daha az egzersiz yapılması, enerji tüketimini düşürür" dedi. "Hızlı kilo kaybı doğru değil" Hızlı kilo kaybının vücuda zarar verebileceğine dikkat çeken Dyt. Demirel, "Hızlı kilo vermek genellikle sağlıksız ve risklidir. Çok düşük kalorili, dengesiz diyetlerle haftada 2-3 kilodan fazla vermeye çalışmak vücudun dengesini bozabilir" ifadelerini kullandı.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:53
Rusya’da çaresiz kalan çocuğa Türk doktorlardan umut veren tedavi
Distoni rahatsızlığı nedeniyle şiddetli kasılmalar sonucu kolları ile bacakları geriye bükülen ve konuşmakta güçlük çeken Rus uyruklu 13 yaşındaki Iunuz Amın Teboev, Türk doktorların elinde şifa buldu.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:52
Novo Nordisk, klinik araştırma yatırımlarını ikiye katladı
Geliştirdiği yenilikçi tedavilerle diyabet ve obezite tedavisinde öne çıkan global sağlık şirketi Novo Nordisk, 2024 yılında Türkiye’de gerçekleştirdiği klinik çalışmalar için yatırımlarını bir önceki yıla oranla iki katına çıkardı. Türkiye, klinik araştırmalarda hem bilimsel üretim hem de hasta erişimi açısından stratejik bir rol üstleniyor. Sağlık şirketi Novo Nordisk, 20 Mayıs Dünya Klinik Araştırmalar Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Şirket hem Türkiye’de yürüttüğü bölgesel klinik çalışmalar hem de küresel Ar-Ge stratejileriyle ciddi kronik hastalıklarla mücadelede bilimsel liderliğini sürdürüyor. Türkiye, şirketin klinik araştırma üssü konumunda Yapılan açıklamaya göre, Novo Nordisk’in 2018 yılında Türkiye’yi Klinik Araştırmalar Bölgesel Merkezlerinden biri olarak konumlandırması, Türkiye’yi sadece bir uygulayıcı değil, aynı zamanda bölgesel bir koordinasyon noktası haline getirdi. Bugün Türkiye merkezli bu yapı, Cezayir, Fas, Lübnan, Mısır, Umman ve Suudi Arabistan dahil olmak üzere toplam 7 ülkedeki klinik araştırmaları koordine ediyor. Bölgesel merkez yapısı, Türkiye’deki deneyimli ekiplerin, operasyonel altyapının ve uluslararası araştırmalara uyumlu çalışma düzeninin bir sonucu olarak faaliyet gösteriyor. 2024 yılı itibarıyla yalnızca Türkiye’de 570 hekim ve 462 hastayla 23 uluslararası nitelikli klinik araştırma yürütüldü. Son 5 yılda bu sayı toplamda 822 hekim ve 1838 hastaya ulaştı. Şirket, bu çalışmalar sayesinde hastalara en gelişmiş tedavilere erken erişim sunarken, sağlık profesyonellerine de yenilikçi ilaçlarla ilgili erken hasta deneyimi kazanma imkânı sağlıyor. Ar-Ge’ye önemli yatırım Açıklamaya göre şirket, her yıl global satışlarının yaklaşık yüzde 16’sını Ar-Ge’ye ayırarak bu alanda dünyanın en çok yatırım yapan şirketlerinden biri konumunda. Türkiye’deki yatırımlar da bu büyümenin bir parçası. Şirket 2024 yılında Türkiye’de gerçekleştirdiği klinik çalışmalar için yatırımlarını bir önceki yıla oranla iki katına çıkardı. Şirketin Türkiye’de yürüttüğü araştırmalar; diyabet, obezite ve nadir hastalıkların yanı sıra kardiyovasküler hastalıklar (KVH), Alzheimer ve alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması (MASH) gibi yüksek oranda karşılanmamış tedavi ihtiyaçlarına sahip alanları da kapsıyor. Konu hakkında değerlendirmede bulunan Novo Nordisk Türkiye Kıdemli Klinik, Medikal ve Ruhsatlandırma Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır, "Klinik araştırmalar, sadece yeni ilaçların geliştirilmesini değil, aynı zamanda daha geniş bir hasta kitlesine umut olmayı da ifade ediyor. Türkiye’deki klinik araştırma altyapımız, hem uluslararası standartlarda bilimsel üretime hem de yerli sağlık ekosistemine katkı sağlıyor. Bilimi merkezimize alarak sağlıkta sürdürülebilir çözümler sunmayı sürdüreceğiz" dedi. Global ortaklıklarla geleceği inşa etmek: Septerna iş birliği Açıklamaya göre, Novo Nordisk’in bilimsel gücünü pekiştiren adımlardan biri de şirketin son yıllarda gerçekleştirdiği Ar-Ge iş birlikleri ve stratejik yatırımlarının bir parçası olan, yakın dönemde duyurulan Septerna ile stratejik ortaklığı oldu. Bu anlaşma, özellikle obezite ve tip 2 diyabet gibi kardiyometabolik hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere oral küçük moleküllü ilaçlar geliştirmeyi hedefliyor. Septerna’nın G proteinine bağlı reseptör (GPCR) uzmanlığı ile şirketin metabolik hastalıklar alanındaki liderliği birleşerek; GLP-1, GIP ve glukagon reseptörlerini hedefleyen çok sayıda aday molekül üzerinde ortak araştırma yürütülmesini mümkün kılıyor. Şirket, bu iş birliği kapsamında 2,2 milyar ABD doları tutarında yatırım taahhüdünde bulunuyor. Bilimle büyüyen gelecek Bugün şirket, 60 ülkede yürütülen 195 klinik çalışma ile 10 bin 600’den fazla araştırmacı ve 39 binden fazla hastaya ulaşıyor. Türkiye bu yapının önemli bir parçası olarak, yalnızca bölgesel değil küresel sağlık çözümlerinin geliştirilmesinde de stratejik bir konuma sahip. Klinik araştırmalar sayesinde yalnızca yeni tedaviler geliştirmekle kalmayıp, aynı zamanda hastalıkların seyrini değiştiren çözümleri topluma kazandıran Novo Nordisk, sağlıklı bir geleceği bilimle inşa etmeye devam ediyor.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:51
Anadolu Üniversitesi DİLKOM yenilenen altyapısıyla güçleniyor
Anadolu Üniversitesi Dil ve Konuşma Bozuklukları Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi (DİLKOM), 20 yılı aşkın süredir dil ve konuşma bozukluğu olan bireylerin değerlendirme, terapi ve danışmanlık süreçlerinde faaliyet göstererek, alanda öncü bir merkez olma misyonunu sürdürüyor. Merkez bünyesinde, dil, konuşma, ses ve yutma bozukluklarının değerlendirme ve terapilerinde; ayrıca Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü öğrencilerinin eğitim ve araştırma süreçlerinde kullanılan teknolojik cihazlar yenileniyor ve sayıları artırılıyor. Anadolu Üniversitesi’nin bilimsel altyapı projeleri kapsamında yürütülen çalışma ile birlikte, kullanım ömrünü tamamlamış cihazlar güncel teknolojilerle değiştiriliyor. Böylece hem araştırmalarda hem eğitim hem de terapi süreçlerinde daha modern ve etkili araçlar kullanıma sunuluyor. Yenilenen teknolojik donanım sayesinde ses bozukluklarının değerlendirilmesinde günümüzde yaygın olarak kullanılan kepstral analiz yöntemi artık DİLKOM’da da uygulanabilecek. Ayrıca yutma bozukluğu olan bireylerin tedavisinde kullanılan nöromüsküler elektrik stimülasyon cihazları ile daha fazla bireye terapi imkânı sunulması hedefleniyor. Dudak damak yarıklı bireylerin değerlendirmelerinde kullanılan yeni nesil Nazometre cihazı sayesinde ise bu bireylere yönelik değerlendirme ve terapi süreçlerinin niteliği artırılacak. Proje kapsamında temin edilen tüm bu cihazlar, yalnızca terapi ve değerlendirme hizmetlerinin niceliğini ve niteliğini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda dil ve konuşma terapisi alanında yürütülen bilimsel araştırmalara da önemli katkılar sağlayacak. DİLKOM Müdürü Diken: "Teknolojiyi terapilerimize daha fazla entegre etmeyi amaçladık" DİLKOM’un Türkiye’de üniversite bünyesinde kurulan ilk Dil ve Konuşma Bozuklukları Merkezi olduğunu belirten DİLKOM Müdürü Prof. Dr. Özlem Diken, açıklamalarında şu ifadelere yer verdi: "Bu alandaki öncülüğümüzle birlikte, geçmişte üniversitemizin ve dönemin yöneticilerinin desteğiyle birçok teknolojik cihaz merkezimize kazandırılmıştı. Ancak teknolojinin ve yapay zekâ uygulamalarının hızla geliştiği günümüzde elimizdeki bazı cihazların artık yazılım ve donanım desteği alamadığını bu nedenle güncelliğini yitirdiğini fark ettik. Bu doğrultuda teknolojiyi terapilerimize daha fazla entegre etmek ve çağın gereklerini karşılayabilmek için bir altyapı yenileme projesi hazırladık. Projemiz, üniversitemiz tarafından desteklenmeye uygun bulundu. Başta teknolojik ekipman olmak üzere altyapımızı yenilemeye başladık. Bu yenileme süreci hem verdiğimiz hizmetlerin kalitesini artıracak hem de öğrencilerimizin ve akademisyenlerimizin yürüttüğü araştırmalara katkı sunacaktır."
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:50
Üzerine çaydanlık devrilen 1 yaşındaki bebek dehşeti yaşadı, vücudunun yüzde 15’i yandı
İstanbul’da babaannesi mutfakta yemek yaptığı sırada üzerine kaynar çaydanlık devrilen 1 yaşındaki Defne Mila’nın vücudunun yüzde 15’i yandı. Babaannesinin hemen minik bebeği çeşme suyunun altına tutması hasarın boyutunun önüne geçerken hastasının durumuna ilişkin bilgi veren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Turan, "Yüzde 15 civarı, 2’nci derece ayağında yanıkları vardı, yoğun bakımda bir süreç geçirdi, toparlamaya başladı. Yanıklar olduğunda mutlaka enerjinin alınması lazım, çeşme suyuna tutulması olayın ilerlemesini, deri kayıplarını veya sakatlıkları engelleyici bir hamle oluyor" dedi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:38
Sağlık-Sen Şırnak’ta yüzde 39’luk üyelik ile gücünü pekiştirdi
Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) Şırnak’ta yüzde 39’luk üyelik oranı ile gücünü pekiştirdi. Şırnak’ta sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının büyük çoğunluğu 2025 yılında da tercihini Sağlık-Sen’den yana kullandı. Yapılan yetki belirleme sürecinde Sağlık-Sen, çalışanların yüzde 39’un desteğini alarak Şırnak genelinde bir kez daha yetkili sendika oldu. En yakın rakip sendikanın yüzde 32 oranında kaldığı belirtilirken, Sağlık-Sen yüzde 39’luk üyelik oranı ile sağlık alanındaki gücünü bir kez daha ortaya koydu. "Emeklerimizin karşılığı yetkinin adı oldu" Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanlarının her sene Mayıs ayında yapılan üye tespit toplantısı Şırnak İl Sağlık Müdürlüğü toplantı salonunda sendika temsilcileri ve idari kadronun katılımı ile gerçekleşti. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, yaptığı açıklamada, tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarına verdikleri destekten dolayı teşekkür etti. Anmal, "Şırnak’ta gitmedik yer, girilmedik işyeri bırakmadık. Çalışanlarımızın sıkıntılarına ortak olduk. Emeklerimizin karşılığı, yetkinin yeniden Sağlık-Sen’e verilmesi oldu" dedi. Anmal, 15 Mayıs’ta yapılan sayımda yetkiyi yeniden perçinleyerek almalarının ardından sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının haklarını savunmak ve sorunları çözmek adına kararlı bir şekilde çalışmalarına devam edeceklerini belirtti. Anmal "Sağlık-Sen olarak ülkemizin sağlık ve sosyal hizmetin altyapısını güçlendirilmesi, kamuda personel rejimin yeniden şekillendirilmesi için kararlı bir şekilde çalışmalarımız sürecektir. Bu süreçte bize destek olan üyelerimiz ve sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarımız özveriyle çalıştığımıza şahit oldu. Kimseye umut tacirliği yapmadığımızı, üye almak için kimseyi kandırmadığımızı ve çözümün adresi olduğumuzu gördüler. Sağlık Sen olarak sahada yaptığımız çalışmalarla yetkiyi almayı başarmışsak bunun temelinde dürüst, çözüm odaklı ve çalışanların menfaatini gözeten sendikal mücadelemiz var. Bu mücadelede eğer bir sorun varsa çözerse Sağlık Sen çözer dedik. Bizler kamu görevlilerinin sosyal ve ekonomik beklentilerini gündeme getirmek çalışma koşulların fiziki olarak düzeltilmesi ve ücret adaletsizliğin ortadan kalkması için çalışıyoruz. Bu vesileyle bizlere emanet edilen her bir üyemizin hakkını savunmak ve yetki ile verilen görevleri teslimiyette üyelerimizi mahcup etmeyerek başımız dik ne siyasi ne de terörize edenlere müsaade etmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:12
Afyonkarahisar’da sivil savunma ve seferberlik denetimleri tüm hızıyla sürüyor
Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Sivil Savunma ve Seferberlik Hizmetleri Birimi, 2025 yılı denetim faaliyetlerini kararlılıkla sürdürüyor. İl genelinde planlanan denetim programı çerçevesinde, geçtiğimiz hafta İhsaniye, Haydarlı, Hocalar, Sandıklı, Sinanpaşa ve Şuhut ilçelerinde bulunan sağlık kurum ve kuruluşlarında saha denetimleri gerçekleştirildi. Denetimlerde, kurumların sivil savunma planları, seferberlik hazırlıkları, acil durum organizasyonları ve personel eğitim durumları detaylı şekilde gözden geçirildi. Yetkililer, yapılan kontrollerin hem mevzuata uygunluğu sağlamak hem de olası afet ve acil durumlara hazırlık seviyesini artırmak amacıyla yürütüldüğünü belirtti.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 09:02
Yüksekova’da şap hastalığına karşı aşılama çalışması
HAKKARİ (İHA) – Yüksekova İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, Derecik bölgesinde ortaya çıkan şap hastalığına karşı aşılama çalışmalarını sürdürüyor. Derecik ilçesinde ortaya çıkan ve karantinanın uygulandığı kentte hayvanların sağlığını korumak için köylerde yoğun aşılama çalışmaları sürdürülüyor. Veteriner hekimlerin liderliğinde yürütülen çalışmalarda, merkez mahalleler ve köyler hayvanlara şap aşısı uygulanıyor. Aynı zamanda hayvan sahiplerine hastalıkla mücadele yöntemleri anlatılarak bulaşmayı önlemek için ek tedbirler anlatılıyor. Şap hastalığının hayvanlarda ciddi kayıplara yol açabileceğine dikkat çeken yetkililer, vatandaşların aşılama ve karantina kurallarına uymasını istedi.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 08:56
Lokman Hekim’de kılcal damar problemine son
Lokman Hekim Van Hastanesinde, ultrasonik dalgalar yöntemiyle yüzdeki kılcal damar problemine son veriliyor. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Lokman Hekim Van Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Yeşilova, kılcal damarların açık tenli kişilerde daha sık görüldüğünü ifade ederek, cilt hassasiyetine neden olan kılcal damarların yüz bölgesinde leke ve kızarıklığa neden olabildiğini söyledi. Özellikle yüzdeki kılcal damarların kişilerin psikolojik, iş ve sosyal hayatını olumsuz etkilediğini vurgulayan Yeşilova, "Yüz bölgesinde kılcal damar görünümün sebepleri hassas cilt yapısına sahip olunması, akne ve roza hastalığı geçmişi, uzun süreli güneş ışınlarına maruz kalınması, kortizonlu krem kullanımı, radyasyon ve hormonal tedaviler ve genetik yatkınlıktır" dedi. Bölge olarak yüksek rakımda yaşadıklarını belirten Yeşilova, "Yaklaşık 8-9 ay boyunca havaların soğuk olması, kuruması ile birlikte cilt çok yıpranıyor ve güneşe çok maruz kalıyoruz. Türkiye’de güneşi en çok gören üç ilden biriyiz. Biz bu güneşi dikine görüyoruz ve yansıması çok olan bir durum söz konusu. Çocukluğumuzdan beri aldığımız güneşin etkisiyle ciltte ister istemez güneşe bağlı fizyolojik değişiklikler olabilir. Bunlardan birisi de kılcal damar genişlemeleridir. Bunun yanında bölge olarak çay tüketiminin çok olmasından dolayı yine kılcal damarlarda bir artış söz konusu. Kahve, baharatlı gıdalar, buharlı ortamlar, aşırı sıcak ve aşırı soğuk ortamlar da kılcal damarlarda bir artışa neden olmaktadır" ifadelerini kullandı. Kılcal damar tedavisinin çok zor olduğunu aktaran Yeşilova, "Piyasada çok değişik lazer üniteleri var ama çok sağlıklı sonuçlar alınmamaktadır. Biz kendi hastanemize lazerin çalışma mekanizmasından farklı olarak ultrasonik dalgalar yöntemiyle çalışan bir cihaz aldık ve bunun sonuçları da gayet güzel. Bir bilemedin iki seansta yüz bölgesindeki kılcal damarlarda yüzde 90 üzerinde bir iyileşme olmakta ve bu uygulamalar sadece 5-10 dakika sürmektedir" diye konuştu.
21 Mayıs 2025 Çarşamba - 08:04
Bayburt’ta ‘Hemşireler Haftası’ kutlandı
Hemşireler Haftası dolayısıyla Bayburt Devlet Hastanesi tarafından etkinlik düzenlendi. Bayburt Devlet Hastanesi çalışanlarına yönelik olarak Yenişehir Parkı’nda organize edilen ekinlikte, pasta kesim töreni yapıldı. Pasta kesiminin ardından Hastane Başhekimi Dr. Murat Canpolat ve Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Sevinç Şık Akkoyun tarafından kısa bir konuşma yapıldı. Hemşirelere özverili çalışmalarından ötürü teşekkür eden Başhekim Canpolat, hemşirelerin gününü kutlayarak, iyi temennilerde bulundu. Etkinlikte, hemşirelerin fedakarca çalışmalarına ve sağlık sistemine katkılarına vurgu yapılırken, düzenlenen bu etkinlikle sağlık çalışanlarının moral ve motivasyonlarının artırılması hedeflendi. Konuşmaların yapılmasının ardından, müzikli eğlence programında keyifli vakit geçirildi.
20 Mayıs 2025 Salı - 20:01
Sivas’ta kene vakaları masaya yatırıldı: Riskler ve tedbirler ele alındı
Sivas’ta artan kene vakaları ile ilgili Sivas Valiliği değerlendirme toplantısı düzenledi. Toplantıda riskler ve alınan tedbirler görüşüldü. Sivas’ta artan kene vakalarına ilişkin Sivas Valiliği’nde değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Sivas Valisi Yılmaz Şimşek’in başkanlığında düzenlenen toplantıya Belediye Başkanı Adem Uzun, sağlık müdürlüğü yetkilileri ve ilgili diğer paydaşlar katıldı. Toplantıda, Sivas ile çevre illerde, mevsimsel ve çevresel faktörlerin etkisiyle artış gösteren KKKA vakaları hakkında sunum yapıldı. İl genelinde yürütülen çalışmaların kapsamı ele alınırken; özellikle riskli bölgeler, halkın bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetler, farkındalık artırma kampanyaları ve alınabilecek önleyici tedbirler titizlikle değerlendirildi. Sivas Valiliği kene tehlikesine karşı uyardı Öte yandan Sivas Valiliği KKKA vakalarına karşı uyarılarda bulundu. Resmi sosyal medya hesabında yapılan paylaşımda, "Sivas ve çevre illerde, mevsim ve çevresel faktörlerin etkisiyle dönemsel olarak artış gösteren Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarına karşı vatandaşlarımızın dikkatli olmaları büyük önem arz etmektedir. Hayati risk taşıyan bu hastalığa karşı alınacak basit ancak etkili önlemlerle hem bireysel hem de toplumsal sağlığın korunması mümkündür. Tarla, bağ, bahçe, orman ve piknik alanı gibi riskli bölgelere gidilirken vücudu örten, açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Pantolon paçaları çorapların içine sokulmalı; dönüşte vücut, özellikle kulak arkası, koltuk altı, kasık ve diz arkası gibi bölgeler dikkatlice kontrol edilmelidir. Vücuda tutunan keneye kesinlikle çıplak elle müdahale edilmemeli, kolonya, sigara gibi maddelerle çıkarılmaya çalışılmamalıdır. Keneye maruz kalan vatandaşlarımız en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Hayvanların üzerindeki kenelere elle dokunulmamalı, hayvanların kanı ve vücut sıvılarıyla temastan kaçınılmalıdır. Kene temasının ardından 10 gün içinde halsizlik, ateş, iştahsızlık, baş ağrısı, bulantı, kusma ve ishal gibi şikâyetler görülürse zaman kaybedilmeden sağlık birimine gidilmelidir. Vatandaşlarımızdan, kendi sağlıkları ve sevdiklerinin sağlığı için bu uyarılara hassasiyet göstermelerini önemle rica ederiz" ifadelerine yer verildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder