SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası 17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21 Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29 Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21 Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39 Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde ‘Karaciğer Kongresi’ düzenlendi
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:22 Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde ‘Karaciğer Kongresi’ düzenlendi Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde düzenlenen ’Karaciğer Kongresi’nde kanser tedavisindeki son gelişmeler ele alındı. Karaciğer kanserinde erken tanı, medikal onkoloji, girişimsel tedaviler ve artan organ bağışlarıyla hastalar için umut, her geçen gün büyüyor. Ankara’da düzenlenen ve karaciğer cerrahisinin önde gelen isimlerini buluşturan kongrede, karaciğer kanseri tedavisindeki son gelişmeler masaya yatırıldı. Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen uzman hekimler, organ naklindeki başarı oranlarının artmasına ve multidisipliner tedavi yöntemlerine dikkat çekti. Organ bağışlarındaki artışın, binlerce hastaya umut olduğunu belirten uzmanlar, nakil oranlarının son yıllarda ciddi şekilde yükseldiğini belirtti. Gastroenteroloji Cerrahisi Derneği Başkanı ve Bilkent Şehir Hastanesi Organ Nakli Mesul Müdürü Prof. Dr. Erdal Birol Bostancı, toplantının ücretsiz gerçekleştiğini vurgulayarak, "Karaciğer kanserlerinde multidisipliner bir toplantı düzenledik. Türkiye’nin önde gelen hocalarını davet ettik. Bilimin ücretsiz sunulması taraftarıyız ve bunu sağladık" dedi. İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sezai Yılmaz ise medikal onkolojideki gelişmelere dikkat çekti. Yeni nesil ilaçlarla karaciğer tümörlerinin küçültülebildiğini ve bazı vakalarda tamamen yok edilebildiğini belirtti. Bilkent Şehir Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği Direktörü Prof. Dr. Elif Özdemir de cerrahi müdahaleye uygun olmayan hastalar için radyoembolizasyon tedavisinin önemine değindi. Özdemir, "Girişimsel radyoloji ve nükleer tıbbın birlikte uyguladığı bu yöntemle, hastanın karaciğerine lokal radyasyon veriyoruz. Bu, cerrahiye uygun olmayan hastalar için etkili bir alternatif" diye konuştu.
Van’da polen yoğunluğu alerjik hastaları tehdit ediyor
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 09:18 Van’da polen yoğunluğu alerjik hastaları tehdit ediyor Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Siahmet Atlı, doğanın canlanmasıyla birlikte Van’da polen yoğunluğunda ciddi artış yaşandığını belirterek, özellikle alerjik bünyeye sahip vatandaşların dikkatli olması gerektiği uyarısında bulundu. Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte, özellikle kavak ağaçlarından yayılan polenler Van’da alerjik rahatsızlığı bulunan vatandaşların sağlığını tehdit ediyor. Kavak ağacı popülasyonunun fazla olması nedeniyle kent merkezine adeta polen yağıyor. Genellikle sabah saatlerinde ve rüzgârlı havalarda yayılan polenler, yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, polenlerin yoğunlaştığı bu dönemde özellikle saman nezlesi, göz nezlesi ve astımı olan hastaların maske ve gözlük gibi önlemler almasını öneriyor. Dışarı çıkmak zorunda kalanların eve döndüklerinde duş almaları ve dışarıda giyilen kıyafetleri değiştirmeleri tavsiye ediliyor. "En çok etkilenen organlar solunum yolları, cilt ve gözlerdir" Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Siahmet Atlı, polen sezonunun başlamasıyla birlikte alerjik bünyeye sahip hastalarda çeşitli şikayetlerin ortaya çıktığını belirtti. Bu şikayetlerin hafiften ağıra değişebildiğini ve günlük yaşamı olumsuz etkileyebildiğini ifade eden Dr. Atlı, "Polen alerjisi olan hastalarımızda alerjen kaynağını sadece çiçeklerle sınırlı görmemek gerekir. Van’ın coğrafi yapısı nedeniyle, merkez ve ilçelerde yoğun olarak yetişen kavak ağaçlarıyla birlikte çimen ve yabani otlardan salınan polenler de alerjik reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu mevsimde en çok etkilenen organlar solunum yolları, cilt ve gözlerdir. Hastalarımız; kaşıntı, öksürük, hırıltılı solunum, gözde kızarıklık ve kaşıntı, burun tıkanıklığı gibi şikayetlerle başvurabiliyor" dedi. "Evlerin havalandırılması günün geç saatlerine bırakılmalı" Özellikle astım hastalarının bu dönemde çok daha dikkatli olması gerektiğinin altını çizen Atlı, "Polen yoğunluğu, astımı mevsimsel olarak kötüleştirebilir. Bu da solunum yetmezliğine, artan acil servis ve poliklinik başvurularına yol açmaktadır. Bu durum, günlük pratiğimizde poliklinik yoğunluğunu da artırıyor. Astım, ürtiker ve saman nezlesi hastalarımızın tedavilerini aksatmadan sürdürmeleri son derece önemlidir. Maske ve koruyucu gözlük kullanımı, dış ortamda giyilen kıyafetlerin eve girer girmez değiştirilip yıkanması, mümkünse duş alınması önerilmektedir. Sabah saatlerinde polen yoğunluğu daha fazla olduğundan, evlerin havalandırılması günün daha geç saatlerine bırakılmalıdır" diye konuştu. Göz, burun, solunum yolları ve cildin temel olarak etkilendiğini ifade eden Atlı, tedavi sürecinin şikayetlerin yoğunlaştığı organa göre şekillendirildiğini belirtti. Atlı, özellikle geçmeyen kaşıntı, göz yaşarması, öksürük, hırıltılı solunum, boğazda yanma ve nefes darlığı gibi şikayetleri olan vatandaşların mutlaka polikliniklerine başvurmaları gerektiğini söyledi.
"Erkek sağlığının sırrı sofrada: Beslenmeyle cinsel gücü artırın"
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 09:13 "Erkek sağlığının sırrı sofrada: Beslenmeyle cinsel gücü artırın" "Erkek cinsel sağlığı üzerinde yaşam tarzı ve özellikle beslenme belirleyici rol oynuyor" diyen Üroloji ve Androloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Gürkan Yenice, dengeli bir diyetin testosteron düzeyinden damar yapısına kadar birçok fizyolojik mekanizmayı doğrudan etkilediğini belirtti. Cinsel sağlık, genel sağlığın bir yansımasıdır. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Üroloji ve Androloji Uzmanı Doç. Dr. Mustafa Gürkan Yenice, erkeklerde sağlıklı bir cinsel yaşamın ancak düzenli uyku, egzersiz, stres yönetimi ve dengeli beslenmeyle mümkün olabileceğine dikkat çekti. Özellikle bel çevresindeki yağlanmanın testosteronu baskılayarak cinsel performansı olumsuz etkilediğini belirten Doç. Dr. Yenice, bazı doğal besinlerin nitrik oksit üretimini destekleyerek bu süreci olumlu yönde etkileyebileceğini söyledi. Sağlıklı vücut, sağlıklı cinsellik demektir Düzenli bir yaşam tarzının cinsel fonksiyonlar üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyleyen Doç. Dr. Yenice, "Genel sağlığımız ne kadar iyiyse cinsel sağlığımız da o kadar iyi olur. Uyku düzeni, fiziksel aktivite ve stres kontrolü bu konuda çok önemli. Ancak özellikle beslenme, cinsel sağlığın en temel taşlarından biridir" dedi. Beslenme alışkanlıklarının hormonal denge üzerindeki etkisine dikkat çeken Doç. Dr. Yenice, "Bel çevresindeki yağ dokusu, erkeklik hormonu olan testosteronun östrojene dönüşmesine neden olur. Bu da cinsel sağlık ve performans açısından olumsuz sonuçlar doğurur" diye konuştu. Hangi besinler faydalı? Nitrik oksit üretimini destekleyen besinlerin erkek cinsel sağlığına katkı sunduğunu belirten Doç. Dr. Yenice, "Fındık, badem, ceviz, fıstık, keçiboynuzu gibi kuruyemişler; havuç, turp, pancar gibi kök sebzeler; marul, ıspanak, roka gibi yeşil sebzeler; çilek ve karpuz gibi meyveler ile somon ve diğer omega 3 içeren deniz ürünleri tüketilebilir" dedi. Piyasada satılan macun ve benzeri ürünler hakkında da uyarıda bulunan Doç. Dr. Yenice, "Aktarlarda satılan bazı ürünlerde kimyasal maddeler bulunabilir. Bu da kalp ve damar sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açabilir. Bu tür ürünler mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalı" ifadelerini kullandı. Bilgi için uzman desteği şart Beslenmenin bireysel farklılıklar gösterdiğini ve herkesin kendi sağlık yapısına göre plan yapması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Yenice, "Sağlıklı bir cinsel yaşam için bir üroloji ya da androloji uzmanına danışmak büyük önem taşır" şeklinde konuştu.
Bilim insanları Erzincan’da eklem ağrıları ve çözüm önerilerini konuştu
26 Mayıs 2025 Pazartesi - 07:48 Bilim insanları Erzincan’da eklem ağrıları ve çözüm önerilerini konuştu Erzincan’da fizik tedavi uzmanları, beyin cerrahi uzmanları ve acil tıp uzmanlarının katılımlarıyla kas iskelet sistemine ait hastalıkların teşhisinde uygulama ve çözüm önerileri değerlendirildi. Erzincan’da uzman bilim insanlarının bir araya geldiği EMAR okuma eğitimine; ortopedi ve travmatoloji, beyin ve sinir cerrahisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon ve acil tıp alanında hekimler katıldı. Toplantıda değerlendirme ve bilgilendirme konuşmasını yapan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. A. Mecit Kantarcı; "Burada hem günlük pratikte hem de halk sağlığı düzeyinde önemli bir yük oluşturan kas ve iskelet sitemi hastalıkları konusunda yapılan güncel, bilimsel çalışmaları paylaşmak, tartışmak ve daha nitelikli bir sağlık hizmetine zemin hazırlamak için bir aradayız. Eklem ağrılarının nedenini doğru belirlemek, tedavi planını oluşturmak ve hastalığın gidişatını izlemek için görüntüleme yöntemleri vazgeçilmez araçlardır. Bu yöntemlerin endikasyona uygun, kanıta dayalı, maliyet etkin ve hasta güvenliği gözetilerek kullanılması, hem doğru tanıyı hem de tedavi başarısını artıracaktır. Bir tıp fakültesi olarak bizler için bu toplantılar, sadece bilgi paylaşımı değil, aynı zamanda eğitim, araştırma ve hizmet üçgeninde ilerlemeyi tetikleyen birer akademik ivmedir. Öğrencilerimizin ve uzmanlık eğitimi alan genç meslektaşlarımızın yalnızca bilgili değil aynı zamanda bilimsel gelişmeleri okuyabilen ve yorumlayabilen hekimler olarak yetişmesi için bu tür disiplinli etkinliklerin yanında olmaya devam edeceğiz" dedi. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara’da, "Bugün burada kas iskelet sistemine ait hastalıkların teşhisinde çok işimize yarayan ve radyologlardan çok yardım gördüğümüz manyetik realans (EMAR) olarak bilinen manyetik realans değerlendirme ile ilgili çok önemli bir toplantımızı gerçekleştiriyoruz. Bu toplantıya Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ki hareket sistemi sorunları ile ilgilenen fizik tedavi uzmanları, beyin cerrahi uzmanları ve acil tıp uzmanları ile birlikte il dışından gelen aynı alanlarda ki hekim ve asistanlar ile gerçekleştiriyoruz. Bu konuda bizimle bilgisini paylaşan Ankara’dan davetli olan Radyoloji Uzmanı Dr. Mevlüt Yörükbulut önemli bir bilgi paylaşımı gerçekleştiriyor. Toplantımız Sağlık Bakanlığımızın onayladığı, etik ve yasal olan bu toplantımız bizler için çok önemli çünkü Anadolu’da bir dünya üniversitesi şiarıyla eğitim hayatını devam ettiren üniversitemizin Erzincan’da böyle bir toplantı organizasyonunda bizlerin görev alması Erzincan adına oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Tıbbi eğitimde çok önemli, sürekli ve teknolojik gelişmeler ile birlikte her zaman yeniliğe açık ve öğrenmenin devam ettiği bir uygulama alanıdır. Bizlerde bu konulardaki bilgilerimizi güncel tutmak, güncel bilgilerle hastalarımıza tedavi vermek için çalışıyoruz. Bu konulardaki toplantıları çok önemli olduğunu düşünüyorum. Eğitimler sürekli devam ediyor. Bu eğitim sürekliliği içerisinde biz eğitimcilerinde bu sürekli eğitim içerisindeki bilgiyi yaygınlaştırma ve bilgiye ulaşma kolaylığı sağlamak arasındaki çabalar olması gerektiğini düşünüyoruz. Bizlere destek olan bütün idareci ve yöneticilere misafirlerimize ve Tıp Fakültesi Dekanımız Prof. Dr. A. Mecit Kantarcı’ya teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Konuşmaların ardından Radyolog Dr. Mehmet Yörükbulut katılımcılara slayt eşliğinde sunumunu gerçekleştirdi.
Ağrı’da "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında fidan dikimi etkinliği düzenlendi
25 Mayıs 2025 Pazar - 19:33 Ağrı’da "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında fidan dikimi etkinliği düzenlendi Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü, mayıs ayının "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" olması dolayısıyla cilt kanserine dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla fidan dikimi etkinliği düzenledi. Ağrı İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer öncülüğünde başlatılan fidan dikimi programı, il merkezi ve ilçelerdeki çeşitli sağlık kuruluşlarının bahçelerinde gerçekleştiriliyor. Program kapsamında Diyadin Devlet Hastanesi, Tutak Devlet Hastanesi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) Hastanesi, Patnos Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM), Patnos İlçe Sağlık Merkezi, Patnos Sağlıklı Hayat Merkezi ve Doğubayazıt ADSM bahçelerine fidanlar dikildi. Etkinlikte konuşan Doç. Dr. Esra Beşer, cilt kanserinin erken teşhisinin önemine dikkat çekerek, "Cilt kanseri, özellikle güneş ışınlarına uzun süre maruz kalan bireylerde yaygın görülen bir hastalıktır. Bu farkındalık etkinliğiyle hem doğaya katkı sağlamak hem de vatandaşlarımızı bilinçlendirmek istiyoruz" dedi. Fidan dikiminin sembolik bir anlam taşıdığını ifade eden Beşer, "Fidanlar nasıl ki doğru koşullarda büyüyüp yeşeriyorsa, cilt sağlığımızı da koruyarak benzer şekilde kendimize özen göstermeliyiz. Bu vesileyle vatandaşlarımızı düzenli cilt kontrolleri yaptırmaya davet ediyoruz" şeklinde konuştu. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından organize edilen etkinliklerin ay boyunca tüm ilçelerdeki devlet hastanelerinde devam edeceği belirtildi.
Samsun Büyükşehir Belediyesi’nden Çölyak Şenliği
25 Mayıs 2025 Pazar - 17:36 Samsun Büyükşehir Belediyesi’nden Çölyak Şenliği Samsun’da insan odaklı hizmet anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Samsun Büyükşehir Belediyesi daha önce çölyak hastaları ve sağlıklı beslenmeyi tercih eden vatandaşlar için hayata geçirdiği Glütensiz Kafe ile büyük beğeni toplarken, bu kez de Çölyak Farkındalığı Haftası kapsamında "Çölyak Şenliği" düzenledi. Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından çölyak hastalığına dikkat çekmek ve toplumun bu konudaki duyarlılığını artırmak adına "Çölyak Şenliği" düzenlendi. Glütensiz Kafe’nin bahçesinde gerçekleşen "Çölyak Şenliği", çölyak hastalarının ve ailelerinin yanı sıra sağlıklı beslenmeye önem veren tüm vatandaşların ilgisini çekti. Düzenlenen programa Samsun Çölyak Derneği üyeleri de katıldı. Şenlik kapsamında özellikle çocuklar için birbirinden renkli ve eğlenceli aktiviteler organize edildi. Yüz boyama atölyesi, palyaço gösterileri, şişme kaydırak ve trambolin gibi hareketli oyun alanları çocukların neşesine neşe kattı. Ayrıca sosis balon etkinlikleri ve nostaljik elle çevirmeli dönme dolap, katılımcılara unutulmaz anlar yaşattı. Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen bu özel gün, çölyak hastalarının sosyal yaşamda kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri için güzel bir ortam oluşturdu. Aileler, çocuklarıyla birlikte keyifli vakit geçirirken, glütensiz yaşamın yaygınlaşması ve toplumda sağlıklı beslenme kültürünün güçlenmesi adına önemli bir adım atıldı. Çölyak hastalarının yaşam kalitesinin artırılması için farkındalık oluşturulması, şenliğin en önemli hedefleri arasında yer aldı.
‘Sağlık Sokağı’nda vatandaşa ücretsiz sağlık hizmeti
25 Mayıs 2025 Pazar - 14:26 ‘Sağlık Sokağı’nda vatandaşa ücretsiz sağlık hizmeti Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Kent Konseyi öncülüğünde sağlık hizmetlerini toplumun merkezine taşımak ve genç sağlıkçıların mesleki gelişimine katkı sağlamak amacıyla Orhangazi Parkı’nda ‘Sağlık Sokağı’ etkinliği düzenlendi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ve Bursa Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu öncülüğünde Bursa Uludağ Üniversitesi’nin çeşitli öğrenci toplulukları, V. Bölge Bursa Optisyen-Gözlükçüler Odası Genç Optisyenler Komisyonu ve BTM iş birliğiyle Orhangazi Parkı’nda ‘Sağlık Sokağı’ etkinliği düzenlendi. Genç sağlıkçıların gönüllü katılımıyla yapılan çalışma, vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Etkinlik kapsamında park içinde bir sokak boyunca kurulan stantlarda katılımcıların ücretsiz şeker ve tansiyon, vücut kilo indeksi ve bel çevresi ölçümleri, temel görme ve renk körlüğü, gözlük ergonomi tamiri, uyku bozuklukları taramaları yapıldı. Ayrıca genç sağlıkçılar tarafından diyabet, göz ve görme sağlığı, kolesterol ve serviks kanserleri, doğru gözlük kullanımı, obezite riski, uyku hastalıkları, meme kanseri, kadınlara bireysel muayene ve sigaranın zararları hakkında bilgilendirme yapıldı. Çocuklar ise yüz boyamadan atölye etkinliklerine kadar birçok eğlenceli aktiviteyle keyifli bir gün geçirdi. Bursa Kent Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy, Türkiye’de tıp eğitimi almanın ve sağlık hizmeti sunmanın zorluklarına ve sağlık emekçilerinin çalışma şartlarına değinerek ülkede kalarak sağlık hizmeti veren gençlere teşekkür etti. Kent Konseyi’nin her zaman halkın faydasına olan projeler geliştirdiğini anlatan Aksoy, "Sağlık okuryazarlığı konusunda ciddi sıkıntılarımız var. Bu etkinlikteki amaçlarımız hem doktorlarımızın sağlık hizmetlerinde deneyimlerini artırmak hem de insan odaklı sağlık hizmetleri konusunda insanlarla buluşmalarını sağlamaktı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin toplumun tüm kesimlerine yayılmasını arzuluyoruz. Etkinliğe katkı sunan 140 tıp fakültesi öğrencisine, 22’ye yakın doktor olacak arkadaşımıza ve kurumlara teşekkür ediyorum" dedi. Bursa Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu Sağlık Sokağı Proje Koordinatörü Furkan Özaltolmaz, Sağlık Sokağı ile genç sağlıkçıların bilgi ve enerjilerini halka taşıdığını ifade etti. Bursa Uludağ Üniversitesi’nin tüm Tıp Fakültesi topluluklarının, çeşitli sağlık topluluklarının ve mesleki odaların katkılarıyla gün boyunca halka 10 farklı alanda sağlık hizmeti verildiğini anlatan Özaltolmaz, projenin hayata geçirilmesinde destek olan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’e, Bursa Kent Konseyi’ne, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’na ve tüm paydaşlara teşekkür etti.
Sağlıklı zayıflamanın püf noktaları
25 Mayıs 2025 Pazar - 11:54 Sağlıklı zayıflamanın püf noktaları Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının azalması ile birlikte obezite ve aşırı zayıflığa bağlı hastalıklar da hızla yaygınlaştığını belirten uzmanlar, ideal kilosuna kavuşmak isteyen kişiler için beslenme ve diyet uzmanları eşliğinde uygulanacak doğru ve sağlıklı diyet programlarının büyük önem taşıdığını söyledi. Midenin ne yenilirse yenilsin 4 saat içinde boşaldığına dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Veysel Ciğerli, "Bir sonraki öğününüzde fazla yemeyi engellemek için 2-2,5 saatte bir beslenmenizde fayda vardır. Kan şekerinin dengelenmesi için ‘3 ana, 3 ara’ öğün şeklinde beslenme kuralına uymak gerekmektedir" dedi. Düzenli kahvaltı edinme alışkanlığının sağlıklı bir yaşam için şart olduğunu vurgulayan Uz.Dyt. Ciğerli, "Metabolizma uyandıktan hemen sonra kahvaltı yapınca metabolizma hızlanmaya başlayacaktır. Aksi takdirde kahvaltı yapmadan öğle yemeğine kadar aç kalınırsa yavaşlamış metabolizma hızı ile birlikte diğer öğünümüzde daha fazla yemek kaçınılmaz olacağından kilo almakta beklenen bir sonuç olacaktır. Sabahın erken saatlerinde dengeli bir kahvaltı ile güne başlamak metabolizmamızın hızlanmasını sağlayarak daha rahat kilo vermemize yardımcı olacaktır" diye bilgi verdi. Ekmeksiz diyet yapmayın! Zayıflamak için yemek tabaklarının ve çorba kâselerinin küçültülmesi tavsiyesinde bulunan Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Uz. Dyt. Ciğerli, şöyle devam etti; "Böylece ‘sadece 1 kase çorba’ diye kendinizi kandırmazsınız. Psikolojik olarak o tabaktaki yemekleriniz bittiği zaman kendinizi doymuş hissedersiniz. Bir diğer önemli nokta da ekmek tüketimidir. Ekmek ve yerine geçen tahıl ürünleri yemeden zayıflamak söz konusu olduğunda ne yazık ki işin sağlık boyutundan hiç bahsedilmiyor. Bu denli bilinçsizce yapılan öneriler bireylerde birçok hastalığın artışına sebep olabiliyor. Tam tahıllı ekmek içeren diyet, lif oranı yüksek olduğundan dolayı acıkmayı geciktirir ve uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur. Karbonhidrat kaynağı bir besin olan ekmeğin sindirimi ağızda başlar ve çok kısa sürede beyne tokluk sinyallerini iletir. Öğününüze 1 parça ekmeği çiğneyerek başlayın. Böylece daha kontrollü bir öğün geçirerek tokluk hissi sağlamış olacaksınız. Ayrıca tam tahıl ekmeği B12 vitamini hariç bütün B grubu vitaminlerinin temel kaynağıdır." Liflerin sadece bitkisel kökenli besinlerde bulunduğumu belirten Uz. Dyt. Ciğerli, "Lifler sindirim sisteminden parçalanmadan geçmektedir. Bu da kişinin uzun süre tok kalmasını sağlayarak daha az yemek yenmesini sağlamaktadır. Lifler, kandaki kötü kolesterolün düşürülmesine yardımcı olup, sindirim sisteminin daha aktif çalışmasını sağlamaktadır. Ayrıca lifli besinler kabızlığın geçmesini, hemoroid problemlerinin giderilmesini, vücudun şeker seviyesinin dengelenmesini sağlar, aynı zamanda kalp sağlığını koruma açısından da önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalar lifli besin tüketenlerin, tüketmeyenlere göre daha fazla kilo verdiklerini ortaya koymuştur" dedi. Dyt. Ciğerli, lif içeren yiyecekleri de buğday kepeği, kepekli çavdar unu, arpa unu, yulaf, kuru erik, armut, narenciye ürünleri, elma, muz, fasulye, nohut, sarı ve yeşil mercimek, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar, lahana, brokoli, yeşil fasulye, salatalık, kereviz, soğan, domates, biber, patlıcan ve havuç olarak sıraladı. Hazır gıdalardan uzak durun Uz. Dyt. Ciğerli, sağlıklı bir zayıflama için paketli olarak satılan hazır gıdalardan da uzak durulması gerektiğini ifade etti. Bu ürünlere gıdanın dayanıklılığını artırmak için katkı maddeleri, gıda boyaları ve kimyasal içeren yiyecekler konulduğuna dikkat çeken Uz.Dyt. Ciğerli, "Evde yapılmayan, organik olmayan ve marketlerden alınan hemen hemen tüm paketli ürünler hazır gıdalar sınıfına girmektedir. Hazır gıdaları daha az tüketmek için domates salçası, biber salçası, turşu ve tarhana gibi bütün bir yıl tüketilebilecek besinleri evde yapabilirsiniz. Hazır bulyonları kullanmak yerine et, tavuk ve balık sularını evde hazırlamak, yemeğinize daha az katkı maddesinin girmesini sağlar" dedi. Günde en az 2,5 litre su "Tatlı krizlerinizde tercihinizi meyve ve kuru meyvelerden yana kullanın" diyen Uz. Dyt. Veysel Ciğerli, sözlerini şöyle tamamladı; "Tatlı ve şeker tüketimini azaltmak veya ortadan kaldırmak için mutlaka diyete doğal şeker içeren kuru meyveler, taze meyveler, meyveli yoğurtlar eklenmelidir. Bu besinleri ara öğün olarak tüketebilirsiniz. Artan sıcak havaların etkisiyle terleme sonucu sıvı kaybı artacağından su tüketimi arttırılmalıdır. Su, metabolizmanın hızlanmasına katkı sağlar, böbreklerdeki toksik maddelerin atımına yardımcı olur. Su içmek için susamayı beklemeyiniz. Ortalama yetişkin bir insanın 2-2,5 litre su tüketmesi, her mevsim ve yaş için önerilir. Metabolizmayı hızlandıran en temel faktör fiziksel aktivitenin arttırılmasıdır. Günlük hayatta yakın mesafelere araba ile gitmek yerine yürüyüşü tercih etmek, asansör kullanmak yerine merdivenleri kullanmak gibi fiziksel aktivitelerle ya da dans etmek gibi eğlenceli aktivitelerle hem kendinizi daha iyi hissedebilir hem de daha sağlıklı bir vücuda sahip olabilirsiniz. Düzenli uyku ile kilo kaybınızın ve diyete olan uyumunuzun direk ilişkili olduğunu unutmayın. Düzenli uyku zihinsel gelişim ve dinlenmeyi olumlu yönde etkileyerek metabolizma hızının artmasına yardımcı olur."
Prof. Dr. Özkan : "Antidepresan ve epilepsi ilaçları diş çene kemiğini çökertiyor"
25 Mayıs 2025 Pazar - 11:18 Prof. Dr. Özkan : "Antidepresan ve epilepsi ilaçları diş çene kemiğini çökertiyor" Uzman Diş Hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, toplumun büyük bir kısmını ilgilendiren bu sessiz tehlikeye dikkat çekti: "Bir tabletle başlıyor, ancak yıllar içinde ağızda, şiddetli dişeti şişmeleri, kontrolsüz dişeti kanamaları, ağız içi ağrılı ülserler, diş kayıpları ve çene kemiği çöküşü! Üstelik çoğu zaman, bunun sorumlusunun kullandıkları antidepresan ya da epilepsi ilacı olduğunu fark etmiyorlar" dedi. Özkan, yaptığı açıklamada, antidepresan ve epilepsi ilaçlarının dişetini dev bir tümöre çevirdığını belirterek, "Özellikle fenitoin, karbamazepin, lamotrijin ve levetirasetam gibi epilepsi ilaçları ile SSRI ve SNRI grubu antidepresanlar, dişeti dokusunda tehlikeli değişimlere neden oluyor. Antidepresan ve epilepsi ilaçları, dişeti hücrelerinin kontrolsüz büyümesine yol açıyor. Dişeti, olması gereken incelikten çıkarak dev tümör gibi kabarıyor. Diş fırçalama imkânsız hale geliyor, ağızda sürekli bir enfeksiyon hali oluşuyor. Zamanla bu dişeti şişlikleri dişleri boğarak diş kaybına, çene kemiği erozyonuna, çene kemiği erimesi ve ağır yüz deformasyonlarına yol açıyor. Antidepresanlar, kanın pıhtılaşmasını sağlayan plateletleri etkisiz hale getiriyor. Diş fırçalarken, yemek yerken ya da sadece konuşurken bile ağız dolusu dişeti kanaması! Bu dişeti kanamaları kontrol altına alınmazsa, dişetinde nekroz ve diş kaybı kaçınılmaz olur" diye konuştu. Özkan şöyle devam etti: "Yeni nesil antidepresan ve epilepsi ilaçları 5 gün içinde ağrılı ülserlere yol açabiliyor. Epilepsi tedavisinde kullanılan levetirasetam ve lamotrijin gibi ilaçlar, ağız mukozasında ağrılı ülserler ve derin erozyonlar oluşturuyor. Prof. Dr. Birkan Özkan: "İlk etapta küçük bir yara gibi başlar. Ancak birkaç gün içinde yemek yemeyi, konuşmayı, hatta su içmeyi bile dayanılmaz hale getiren derin, iltihaplı ülserlere dönüşür. Bazı vakalarda hastalar, bu ağrılar yüzünden psikolojik çöküntü yaşayacak kadar zorlanır. Ağız kuruluğu gizli tehlikedir. Diş taşı ve plak birikir, dişeti çürür. Özellikle trisiklik antidepresanlar ve gabapentin gibi ilaçlar, ciddi ağız kuruluğu (xerostomia) oluşturur. Bu durum, ağız içi savunma mekanizmasını zayıflatır ve diş taşı ve plak birikimini hızlandırır. Tükürük, ağzın doğal antibiyotiğidir. Kuruduğunda bakteriler ve mantarlar kontrolsüz şekilde çoğalır. Dişler çürür, dişeti enfeksiyonları başlar, ağız kokusu dayanılmaz hale gelir. Kuruluk ayrıca diş protezlerinin kullanımını da imkânsız hale getirir. En kötüsü, çene kemiğini bile etkileyerek erimesine yol açar." Çene kemiği eriyor, yüz şekli değişiyor! Antidepresan ve epilepsi ilaçlarından kaynaklı ağızda oluşan ağrılı ülserler, dişetinde gelişen morluk, dişeti büyümesi, şişlik, kanama ve çene kemiğinde başlayan enfeksiyonlar zamanla çene kemiğine yayıldığnı anlatan Özkan, "Dişeti çekilir, iltihap çene kemiğine ilerler. Çene kemiğini eritir ve dişi destekleyen çene kemik yapısı tamamen kaybolur. Sonuç? Diş kayıpları oluşur çene kemiği erimeye başlar. Çene kemik eridikçe alt yüz kısalır, çökük ve yaşlı bir görünüm ortaya çıkar. Bu fiziksel değişiklikler, kişilerin özgüvenlerini kaybetmesine, sosyal hayattan çekilmesine ve psikolojik yıkıma sürüklenmesine neden olabilir. Yüzde ve ciltte ciddi şekil değişikliği oluşturuyor. Antidepresan kullanımı cillte ve yüzde de anormal değişklik oluşturabiliyor. Trisklik antidepresan grubu ilaçların kullanımı yüzde ciltte ve cilt altı tabakalarda görüntüsel ve yapısal değişiklikler oluşturabiliyor. Bunlar; yüz cildinde deri döküntüleri, ışığa aşırı duyarlı etkiler, egzama, ciltte bölgesel çöküntüler gibi bazı ciddi yan etkilerle karşımıza çıkıyor. Bu yan etkilerin farkına varıldığında Anti depresan kullanımı sonlandırılabiliyor veya antidepresan grup ilacın değiştirilmesi tavsiye edilebilir." Özkan bu tehlikelerden nasıl korunulması gerektiğini 5 hayati öner ile şöyle sıraladı: "Her 3-6 ayda bir diş hekimi muayenesi. Özellikle epilepsi ve depresyon hastaları düzenli dişeti hastalıkları açısından periodontal muayeneden geçmeli. Diş ve Çene cerrahisi uzmanı muayenesi. Antidepresan kullanım sırasında diş dişeti çene ve yüz cildinde oluşabilecek anormal değişiklilerin erken tanısı açısından çene cerrahisi uzmanı muayenesinden geçmeli. İleri diş taşı ve plak kontrolü. Diş taşı temizliği, antiseptik gargaralar, orta sertlikte diş fırçası ve arayüz temizliği şart. İlaç-doz ayarı. Şiddetli yan etkilerde ilgili hekimin bilgisiyle ilaç değişikliği veya doz azaltımı planlanmalı. Kanama testleri: SSRI ve SNRI kullanan hastalarda tam kan sayımı ve trombosit fonksiyonları izlenmeli. Multidisipliner takip. Diş hekimi, çene cerrahı, dermatolog, psikiyatrist ve nörolog iş birliği ile kişiye özel yaklaşım geliştirilmelidir. Diş Hekimi ve Diş Çene Cerrahı olarak görevimiz yalnızca hastalığı değil, hastayı bütüncül olarak korumaktır. Ruhsal ya da nörolojik hastalıklar tedavi edilirken, ağız, diş, dişeti, çene kemik ve yüz cilt sağlığı da korunmalı. Aksi halde tedaviden fayda yerine zarar görmek kaçınılmaz olur. Her hastaya kişiye özel tedavi planlaması multidisipliner ve koruyucu bir yaklaşımla bu yan etkilerin büyük çoğunluğu önlenebilir."