SAĞLIK
Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası 17 Mayıs 2026 Pazar - 15:50:21 Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 15:29 Türkiye’de her 3 erişkinden 1’i hipertansiyon hastası Samsun’da düzenlenen "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi"nde konuşan Prof. Dr. Erdinç Yavuz, sessiz ilerleyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve böbrek yetmezliği riskini artırdığına dikkat çekti. Türkiye’de her 3 erişkinden 1’inin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Yavuz, hastaların büyük bölümünün ise hastalığının farkında olmadığını ifade ederek düzenli tansiyon ölçümünün hayati önem taşıdığını söyledi. Türkiye’nin 24 farklı şehrinden yaklaşık 300 hekim ve akademisyen, "5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi" kapsamında Samsun’da bir araya geldi. Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salon’da düzenlenen kongrede hipertansiyon, yapay zekânın aile hekimliğindeki yeri, birinci basamak sağlık hizmetlerinin geleceği ve güncel sağlık sorunları ele alındı. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) organizasyonunda gerçekleştirilen kongrede Samsun Üniversitesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve 5. Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi Başkanı Prof. Dr. Erdinç Yavuz, 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yavuz, hipertansiyon konusunda toplumdaki farkındalığın yetersiz olduğuna dikkat çekti. "Düzenli ölçüm yapmak gerekiyor" Hipertansiyonun bazen belirti vermeden ilerleyebildiğini ifade eden Yavuz, "Vatandaşlarımız tansiyon hastası olduğunun farkında olmayabiliyor. Yapılan araştırmalar, tansiyon hastalarının yalnızca yarısına yakınının hastalığını bildiğini gösteriyor. Farkında olup ilaç kullananların da sadece yarısına yakınının tansiyonu kontrol altında bulunuyor. Oysa tansiyon kontrol altında olmadığında kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği ve kalp hastalıklarına yakalanma riski artıyor. Vatandaşların düzenli olarak tansiyon ölçümü yaptırması gerekiyor. Özellikle kayıtlı oldukları aile sağlığı merkezlerinde düzenli kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşıyor. Evinde tansiyon aleti bulunan vatandaşlarımızın da düzenli ölçüm yapmaları, yükseklik tespit etmeleri halinde aile hekimlerine başvurmaları gerekiyor" diye konuştu. Türkiye’de tuz tüketiminin halen çok yüksek seviyelerde olduğunu dile getiren Yavuz, "Ekmekte bile yüksek oranda tuz bulunuyor. Peynirimiz, zeytinimiz tuzlu. Bu nedenle tansiyonu kontrol altına almak zorlaşıyor. Tuz tüketiminin azaltılması, yürüyüş yapılması, egzersiz ve sağlıklı beslenme büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "3’te 1’i tansiyon hastası" Türkiye’de erişkinlerin yaklaşık üçte birinin hipertansiyon hastası olduğunu kaydeden Yavuz, hipertansiyonun artık yalnızca ileri yaş grubunda değil, obezitenin yaygınlaşmasıyla birlikte 30’lu yaşlarda da görülmeye başladığının altını çizdi. Sağlık Bakanlığının önerisinin 18 yaş üzerindeki her bireyin yılda en az bir kez tansiyon ölçtürmesi yönünde olduğunu vurgulayan Yavuz, hipertansiyonun uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, "Hipertansiyon uzun bir maratondur ve ömür boyu sürecek bir tedavi gerektirir. İzlem, en az tanı koymak kadar önemlidir" şeklinde konuştu. "Kongrenin ana teması yapay zekâ çağında aile hekimliği" Kongrenin bilimsel içeriğine ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği alanında akademik üretkenliği ve saha deneyimini bir araya getirmeyi hedeflediklerini belirtti. Kongrenin; akademisyenler, uzmanlık öğrencileri ve sahada aktif görev yapan aile hekimleri arasında bilimsel bilgi paylaşımını, deneyim aktarımını ve mesleki dayanışmayı güçlendiren önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Yavuz, her yıl artan katılımcı sayısının daha nitelikli bilimsel programlar hazırlama konusunda kendilerine motivasyon sağladığını söyledi. Bu yıl kongrenin ana temasını "Yapay Zekâ Çağında Aile Hekimliği" olarak belirlediklerini aktaran Yavuz, dijital dönüşümün sağlık hizmetlerine etkileri ile yapay zekâ uygulamalarının birinci basamak sağlık hizmetlerindeki yerini bilimsel açıdan değerlendirdiklerini belirterek, "Amacımız katılımcılarımıza klinik uygulamalarına doğrudan katkı sağlayacak güncel ve uygulanabilir bilgiler sunmaktır" ifadelerini kullandı. Kongrede alanında uzman 30 farklı hekim sunum yaptı. Kongre 18 Mayıs günü son bulacak.
17 Mayıs 2026 Pazar - 14:21 Sıdıka hemşire 25 yıldır hastalarına şefkatle yaklaşıyor Yalova Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli hemşire Sıdıka Karabıyık, 14 yaşında sağlık meslek lisesiyle başladığı meslek hayatında geride bıraktığı 25 yılda şefkatle hastaların hep yanında oldu. Türkiye’nin farklı illerinde görev yapan Karabıyık, hemşireliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sabır, fedakârlık ve merhamet gerektiren bir yaşam biçimi olduğunu ifade etti. 12-18 Mayıs Hemşireler Haftası kapsamında konuşan Karabıyık, ailesinin isteğiyle sağlık meslek lisesine başladığını belirterek, "14 yaşında başladık, meslekle birlikte büyüdük aslında. Öğrendiğimiz her şey hayatımızın bir parçası oldu" dedi. İlk görev yerinin Kastamonu olduğunu belirten Karabıyık, aynı dönemde Süleyman Demirel Üniversitesi’nde eğitimine devam ettiğini söyledi. Daha sonra Burdur, Kocaeli, Eskişehir ve İzmir’de çalıştığını anlatan deneyimli hemşire, son 6 yıldır ise Yalova’da görev yaptığını kaydetti. Meslek hayatı boyunca özellikle doğum servislerinde çalıştığını ifade eden Karabıyık, "Yenidoğan bebeklerin tanığı olduk. Şefkati, merhameti ve sabrı öğrendik. Kendimizin morali bozuk olsa da, çocuğumuz hasta olsa da görevimizin başında olmak zorundayız. Sevmeyen bu mesleği yapamaz" diye konuştu. "Bu bir şefkat göstergesi" Meslek hayatında unutamadığı bir anısını da paylaşan Karabıyık, öğrencilik döneminde tam felçli ve kimsesiz bir hastayla ilgilendiğini belirterek şöyle konuştu: "Kimsesi yoktu. Kızı İstanbul’daydı. Bakıcı tutmuş yanında. Bakıcısı tabii çok iyi bakamıyor. Konuşamıyor hasta zaten. Hocam demişti, ayakları nasırlanmış. Onu temizle. Tabii o zaman nasıl temizleyeceğimi bilmiyorum. Yatalak hasta çünkü. Hocamın sözü aklına geldi. Her zaman aktif olmalıdır sözü. Bir şekilde poşetin içine suları koydum falan, beklettim, temizledim. Sonra saçını okşadım, kıyamadım amcayı. Tek başına olduğu için. O da ben öyle yaptığımda gözünden böyle yaşlar aktı. Tabi hastalar bilinçsiz de olsa, konuşamıyor da olsa hep anlıyorlar, bilinçliler o konuda. O yüzden o benim hayatımda unutamadığım bir andır. Bu bir şefkat göstergesi bence." 25 yıl önce görev yaptığı Kastamonu’daki vatandaşlarla halen görüştüğünü ifade eden Karabıyık, "Küçük çocuklar büyüdü, evlendi, torun sahibi oldu. Hâlâ arayıp sorarlar" diye konuştu. Hemşireliğin sürekli kendini yenilemeyi gerektiren bir meslek olduğuna dikkati çeken Karabıyık, yıllar boyunca hizmet içi eğitimler aldıklarını belirterek gençlere de tavsiyede bulundu. Karabıyık, "Bu meslek sadece iş sahibi olmak ya da para kazanmak için yapılacak bir meslek değil. Gerçekten seven insanların yapması gerekiyor. Bu mesleği hakkıyla yapan gençlere Türkiye’nin ihtiyacı var" dedi. Hemşire Karabıyık’ın hastaları da hastanede gördüğü ilgiden memnun olduğunu söyledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 13:39 Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.
Düzenli fiziksel aktivitenin kanser tanısı sonrası sağkalımı artırdığı ortaya çıktı
25 Mayıs 2025 Pazar - 11:05 Düzenli fiziksel aktivitenin kanser tanısı sonrası sağkalımı artırdığı ortaya çıktı Amerikan Kanser Derneği tarafından yürütülen ve Journal of the National Cancer Institute dergisinde yayımlanan bir analizde düzenli fiziksel aktivitenin kanser tanısı sonrası sağkalımı artırdığı ortaya çıktı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, Amerikan Kanser Derneği tarafından yürütülen ve Journal of the National Cancer Institute dergisinde yayımlanan yeni ve kapsamlı bir analiz hakkında bilgiler verdi. Prof. Dr. Coşkun dergide yayımlanan çalışmadaki bilgileri şöyle aktardı: "Kanser tanısı sonrasında yapılan orta ila şiddetli düzeyde fiziksel aktivitenin, mesane, meme, kolon, endometriyal, böbrek, akciğer, ağız, prostat, rektum ve solunum sistemi kanserleri dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerine sahip bireylerde sağkalımı artırdığını ortaya koydu. Çalışma, Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütülen altı farklı çalışmanın verilerini birleştirerek toplam 90 bin 844 kanserden kurtulan birey üzerinde gerçekleştirildi. Katılımcıların ortalama yaşı 67 olup, 10,9 yıllık izlem süresi bulunmaktadır. Tanıdan bir yıl veya daha uzun süre sonra ölçülen orta ila şiddetli düzeyde fiziksel aktivite ile yaş, cinsiyet, ırk-etnik köken, sigara kullanımı, alkol tüketimi, kanser tedavisi ve evresi gibi değişkenlere göre ayarlandı. Tanı sonrası önerilen düzeylerde fiziksel olarak aktif olan hastalar ile fiziksel olarak aktif olmayan kanser hastaları ile karşılaştırıldığında, ağız, endometriyal, akciğer, rektum, solunum sistemi, mesane, böbrek, prostat, kolon ve meme kanseri öyküsü olan katılımcılarda genel sağkalım ile olumlu yönde ilişkili olduğu ortaya kondu. Düzenli egzersizin, yıllardır bireylerin daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağladığı bilinmektedir. Bu çalışma kanser tanısı sonrası fiziksel olarak aktif olmanın hayatta kalma ihtimali üzerinde anlamlı bir etkisi olabileceğine dair önemli kanıtlar sunuyor."
4 yaşındaki Yusuf’un delik kalbi, anjiyografik yöntemle kapatıldı
24 Mayıs 2025 Cumartesi - 15:15 4 yaşındaki Yusuf’un delik kalbi, anjiyografik yöntemle kapatıldı Kayseri’de kalbi delik olan doğan 4 yaşındaki çocuk, Kayseri Şehir Hastanesi’nde geçirdiği başarılı anjiyografik işlemin ardından sağlığına kavuştu. Kayseri’de yaşayan 4 yaşındaki Yusuf Koşar’ın ailesi, çocuklarındaki büyüme geriliği nedeniyle Kayseri Şehir Hastanesine başvurdu. Annesinde de aynı problem olan çocuğun, yapılan kontrollerde kalbinde delik olduğu anlaşıldı. Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Argun ve ekibi tarafından operasyona alınan Yusuf’un kalbindeki delik, yarım saat süren anjiyografik yöntem ile kapatıldı. Sağlığına kavuşan Yusuf, mutlu bir şekilde hastaneden taburcu edildi. İşlem hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Argun, "Hastamız bize kalpte üfürüm duyulması, büyüme geriliği ve annenin kalbinde defekt olması nedeniyle doktorunun yönlendirmesi üzere geldi. Bizim değerlendirmemizde kalbin üst odacıkları arasında defekt olduğunu tespit ettik. Annede de aynı hastalık tespit edilmiş.. Bu nedenle anjiyografik olarak kalbindeki defekt tedavi edilmişti. Aslında bu doğuştan bir kalp hastalığı ve annenin semptomlarda olmasına rağmen tanısı bu zamanda konulmuş. Bu nedenle çocuğunda da kalp hastalığı olabileceği düşünülerek bize yönlendirilmişti. Bizde çocuğun kalbindeki defekti anjiyografik olarak kapattık. Bu işlem 30-40 dakika kadar sürüyor. Anestezi altında uygulanmaktadır. Defekte uygun cihazı kataterler yardımıyla yerleştiriyoruz ve cihazı serbest bırakıyoruz. Daha sonra da 6 ay takip süreci oluyor" dedi. Hastalığın erken teşhisinin önemli olduğunu kaydeden Argun; "Kalp bu hastalığa uzun yıllar maruz kaldığı için kalp odacıklarında genişleme oluyor, kalp yetersizliği ve akciğer tansiyonu gelişebiliyor. Bir takım ritim problemleri de gelişebiliyor. Erişkin çağa kalan kalp defektlerinin tedavisi sonrasında bu sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Çocukluk çağında tespit ettiğimizde ve çocukluk çağında tedavisini yaptığımızda bu tür sorunlar olmuyor. Bu işlem tamamen anjiyografik yöntemle yapılıyor. Toplardamardan giriyoruz ve uygun cihaz seçimi ile kalpteki odacıklar arasına cihazı yerleştirerek yarım saatlik süren bir işlem sonrasında son veriyoruz. 1 gün sonrasında tamamen normal hayatına dönebiliyor. Çocuklarda doğuştan kalp hastalıkları toplumda yüzde 1 civarında gözükmektedir. Bunların yarısı önemli kalp hastalıkları olarak isimlendirdiğimiz ve ilk 1 yıl içerisinde tedavi gerektiren grup oluyor. Bu hastalıkların bir kısmı cerrahi bir kısmı da katater ile tedavi gerektiriyor. Diğer bir kısmı ise kendiliğinden küçülen hastalıklar olabiliyor" ifadelerini kullandı.
Mardin’de 350 sağlık çalışanının katılımı ile sterilizasyon ve dezenfeksiyon eğitimi verildi
24 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:51 Mardin’de 350 sağlık çalışanının katılımı ile sterilizasyon ve dezenfeksiyon eğitimi verildi Mardin’in Kızıltepe ilçesinde düzenlenen Sterilizasyon ve Dezenfeksiyon Temel Eğitim Programına çeşitli illerden gelen 350 sağlık çalışanı katıldı. Kızıltepe Devlet Hastanesi Konferans Salonunda, Dezenfeksiyon Antisepsi Sterilizasyon (DAS) Derneği ve Mardin İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Mardin geneli ve çevre illerdeki kamu ve özel hastaneler ile ağız ve diş sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının enfeksiyon kontrolü konusunda bilgi ve farkındalığını artırmak amacıyla düzenlenen programda, alanında uzman isimler çeşitli sunumlar gerçekleştirdi. Programda konuşan Mardin İl Sağlık Müdürü Dr. Saffet Yavuz, Mezopotamya’nın kadim şehri Mardin’de sağlık çalışanlarını ağırlamaktan onur duyduklarını ifade etti. Eğitimlerin önemine dikkat çeken Yavuz, "Bu toplantının hem Mardin’de hem de ülkemizin güzel şehirlerinden gelen siz değerli sağlık çalışanları için ne kadar faydalı olacağına yürekten inanıyorum. Güzel bir gün geçirmenizi diliyorum. Bu toplantının burada gerçekleştirilmesini ilk andan beri Kızıltepe Devlet Hastanesinin tüm idarecileri ve çalışanları sahiplendi ve bu toplantının Kızıltepe’de olmasını istendi. Ne kadar haklı olduklarını görüyorum" şeklinde konuştu. "Mardin’deki ilgi bizi çok memnun etti" DAS Derneği Başkanı Prof. Dr. Aziz Öğütlü ise Mardin’deki ilgiden memnun olduklarını söyledi. Öğütlü, "Pek çok şehirde toplantı yaptık ancak Mardin kadar işin üzerine düşen bir yerle karşılaşmadık. Başta il sağlık müdürümüz olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederiz" ifadelerini kullandı. Programa ayrıca DAS Derneği Genel Sekreteri Dilek Zenciroğlu, Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Güven Çelebi, Kızıltepe Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Berivan Tunca Yıldırım, akademisyenler ve sağlık çalışanları katıldı. Toplantıda, oturumların ardından plaket takdimi yapıldı.
Şizofrenide damgalanma korkusu tedaviyi geciktiriyor
24 Mayıs 2025 Cumartesi - 12:10 Şizofrenide damgalanma korkusu tedaviyi geciktiriyor Şizofreni, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, tüm dünyada 21 milyon kişiyi etkiliyor. Her 100 kişiden birinin yaşamı boyunca hastalanma riski var ve sadece genetik yatkınlıktan kaynaklanmıyor. Çevresel faktörler de büyük rol oynuyor. Şizofreni, düşünce, algı, duygu ve davranışlarda bozulmalara yol açan kronik ve epizodik seyirli bir psikiyatrik hastalık. Genellikle ergenliğin sonları veya genç erişkinlik döneminde başlıyor. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Alp Üçok, "Şizofreni, diyabet ya da hipertansiyon gibi kronik bir hastalık. Ancak bu tedavi edilemediği anlamına gelmiyor. Tedavisi mümkün ama toplumdaki önyargılar nedeniyle hastalar doktora gitmekten çekiniyor, tedaviye direnç gösteriyor. Şizofreni hastaları işinde başarılı olabilir, normal bir yaşam sürebilir. Ancak haberlerde ya da toplumda hep olumsuz örneklerle anıldıkları için, insanlar bu gerçeği göremiyor. Oysaki şiddet içeren pek çok olayın arkasında ruhsal bir hastalık bulunmuyor. Türkiye’de her yıl birçok kadın şiddete maruz kalıyor, öldürülüyor ama faillerin büyük çoğunluğu psikiyatrik hasta değil. Buna rağmen şizofreni hastaları haksız bir şekilde damgalanıyor. Şizofreninin görülme oranı yüzde 1, ancak ailesinde hastalık öyküsü olanlarda bu oran yüzde 10’a çıkıyor. Yani genetik faktörler etkili ancak tek başına belirleyici değil. Esrar kullanımı dünyada yaygınlaşıyor ama zararları göz ardı ediliyor. Esrarın yanı sıra, çocukluk çağı travmaları da şizofreni riskini artırıyor. Fiziksel ve duygusal ihmal, çocukluk döneminde maruz kalınan şiddet ya da cinsel travmalar, beynin strese tepkisini değiştirerek ilerleyen yıllarda psikoza yol açabiliyor. Her yüz kişiden biri yaşamı boyunca bu hastalığa yakalanma riski taşır. Ancak hastaların ailelerinde görülme sıklığı yüzde 10’a çıkıyor. Yani her 10 hastanın 1’inin ailesinde hastalık görülüyor. Genetik mutasyon dediğimiz gen yapısındaki değişiklikler de hastalığa yol açabiliyor" dedi. Psikiyatri Uzmanı Dr. Erhan Yüksek de, Dünya Sağlık Örgütü’nün gerçekleştirdiği ve 15 ile 25 yıl süren Uluslararası Şizofreni Çalışmasına dikkat çekerek, "Çalışma, şizofreninin iyileşme potansiyeli yüksek bir hastalık olduğunu güçlü biçimde ortaya koymaktadır. Bu çalışma kapsamında 16 farklı ülkeden yüzlerce hasta, 15 ila 25 yıl boyunca takip edilmiş ve çarpıcı sonuçlar elde edilmiştir. İyileşme, sadece semptomların kaybolması değil; kişinin üretken, anlamlı ve bağlantılı bir yaşam sürmesidir. Şizofreni, dalgalı seyreden ve değişime açık, dinamik bir süreçtir. Bu çalışma, şizofreni hastalarının büyük bir kısmının zamanla belirtilerinden kurtulabildiğini, sosyal hayata dönebildiğini ve üretken bir yaşam sürdürebildiğini göstermektedir. Şizofreni ile ilgili olumsuz ön yargılar maalesef iyileşme öykülerinin bile paylaşılmasının önünde engeldir. Ancak bilimsel veriler artık çok daha net bir biçimde şunu söylemektedir: Şizofreni, doğru zamanda ve doğru şekilde ele alındığında, umut vadeden bir iyileşme süreci barındırır. Sonuç olarak; şizofreni, toplumun yüzleşmesi gereken bir sağlık sorunudur. Tedavi edilebilir, iyileşme mümkündür, yaşam devam eder. Ancak damgalama ve önyargılar, bu süreci yavaşlatır" dedi. Şizofreninin belirtileri üç ana gruba ayrılıyor: "1. Pozitif Belirtiler (zihinsel işlevlerin bozuk çalışmasının sonucu olan belirtiler): Varsanılar (halüsinasyonlar): En sık işitsel halüsinasyonlar (sesler duyma) Sanrılar (hezeyanlar): Gerçek dışı, sabit inançlar (örneğin takip edildiğini düşünme) 2. Negatif Belirtiler (normal zihinsel işlevlerin eksik, azalmış biçimde çalışmasının sonuçları): Duygulanımda küntleşme (yüzdeki duygu ifadelerinin silinmesi) Sosyal çekilme Konuşmada fakirlik 3. Bilişsel Belirtiler: Dikkat dağınıklığı Bellek ve yürütücü işlevlerde bozulma Düşünce organize etmede güçlük".
Check-Up hayat kurtarıyor
24 Mayıs 2025 Cumartesi - 11:55 Check-Up hayat kurtarıyor Hayat Hastanesi, 2024 yılı boyunca gerçekleştirdiği Check-Up programlarıyla önemli sağlık kazanımlarına imza attı. Hastaneye başvuran 6 bin 510 kişinin detaylı değerlendirmelerinden elde edilen verilere göre, 165 hastada kanser teşhisi konuldu. Bu vakaların büyük bir kısmı erken evrede tespit edilerek, tedavi süreçlerinde ciddi avantaj sağlandı. Hastane bünyesinde Check-Up sonrasında teşhis edilen çeşitli sağlık problemleri doğrultusunda, aynı yıl içinde 860 hastaya cerrahi müdahale gerçekleştirildi. Bu veriler, düzenli sağlık kontrollerinin bireyler için ne denli hayati olabileceğini bir kez daha gözler önüne serdi. Hayat Hastanesi’nin Check-Up Hekimi Dr. Neriman Bakal, check-up uygulamalarının sadece genel sağlık taramasıyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda sinsi ilerleyen hastalıkların erken dönemde teşhisinde büyük rol oynadığını belirtti. Dr. Bakal, "Kanser, erken teşhis edildiğinde tedavi başarı oranları ciddi şekilde yükseliyor. Düzenli check-up, sağlıklı bireylerin farkında olmadan taşıdığı riskleri ortaya çıkarabiliyor. 2024 verilerimiz bunu açıkça gösteriyor" dedi. Check-Up Hekimi Dr. Bakal ayrıca, özellikle 40 yaş üstü bireylerin yılda en az bir kez genel sağlık taramasından geçmesinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerin ise doktorlarıyla risk faktörlerini değerlendirmesi ve kişiye özel tarama programlarına yönelmesi gerektiğini ifade etti. Sağlıkta geç kalma, erken tanı için adım at! Hayat Hastanesi’nin gelişmiş laboratuvar altyapısı ve uzman hekim kadrosu eşliğinde sürdürülen Check-Up programları, yalnızca istatistiklere değil, doğrudan yaşam kalitesine ve süresine etki ediyor. Günümüzde pek çok kanser türü, düzenli kontroller sayesinde erken evrede tespit edilebiliyor. Hayat Hastanesi, "erken teşhis hayat kurtarır" ilkesiyle, toplumu düzenli sağlık kontrolleri konusunda bilinçlendirmeye devam ediyor.