Son Dakika
|
İran: "Basra Körfezi'ndeki ABD'ye ait petrol tankeri uyarılara uymadığı için vuruldu"
Merkez Bankası faiz kararını açıkladı!
Şanlıurfa’da kuyumcuda hırsızlık anı kameraya yansıdı
MSB: "İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir"
ABD ordusu: "İran, hava gücünü her geçen gün kaybediyor"
İstanbul’da yabancılara sahte belge düzenleyen şebeke çökertildi: 13 gözaltı
İran, Bahreyn'de yakıt tanklarını vurdu
İran'da hayatını kaybeden üst düzey askeri yetkililer için cenaze töreni
Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu
Trabzonspor’da, Orhan Kaynak için tören düzenlendi
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Ezilmekten son anda kurtuldu
İran, Bahreyn'de yakıt tanklarını vurdu
Fenerbahçe, Fatih Karagümrük’e konuk olacak
Aral Şimşir: "Trabzonspor’un teklifi beni motive etti"
İran Dışişleri Bakanı Arakçi: "Çalışanlarla dolu bir banka bombalandı"
ABD Başkanı Trump, İran’dan "erken ayrılmak istemediklerini" söyledi
Dubai’de sivil bir binaya isabet eden İHA yangına yol açtı
SAĞLIK
Dünya Glokom Gününde ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı
12 Mart 2026 Perşembe - 14:58:28
Diyarbakır’da Dünya Glokom Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı. Dicle Üniversitesi Hastanesi ana bina poliklinikleri ile Tıp Fakültesi Dekanlığı girişinde kurulan stantlarda hasta, hasta yakınları ve öğrencilerin göz tansiyonları ücretsiz olarak ölçüldü. Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Keklikçi, glokom hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, "Glokom, halk arasında bilinen adıyla göz tansiyonu, tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen önemli bir göz hastalığıdır. Hastalık erken dönemde çoğu zaman belirti göstermediği için düzenli göz muayeneleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle risk grubunda bulunan bireylerin belirli aralıklarla göz kontrollerini yaptırmaları, muhtemel görme kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır" dedi. Etkinlik kapsamında kurulan stantlarda vatandaşlara glokom hakkında bilgilendirici broşürler dağıtılırken, göz tansiyonu ölçümü yapılan katılımcılara hastalık hakkında görevliler tarafından bilgi verildi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:39
Karadeniz Ereğli’de gebe okulu hizmete açıldı
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde anne adaylarına yönelik "Gebe Okulu" hizmete açıldı. Gebe okulunda anne adaylarına gebelik süreci, doğuma hazırlık ve bebek bakımı konularında kapsamlı eğitimlerin ücretsiz verileceği belirtildi. Program kapsamında anne adaylarının doğum sürecine daha bilinçli ve hazırlıklı girmelerinin amaçlandığı ifade edildi. Gebe okulunda düzenlenecek eğitimlerde doğuma hazırlık dersleri, gebelik süreci hakkında bilgilendirmeler ve bebek bakımı gibi konular ele alınacak. Eğitimler, alanında uzman ve tecrübeli eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek. Öte yandan Ereğli Anadolu Hastanesi yönetimi, gebe okulu kapsamında verilen tüm eğitim ve hizmetlerin tamamen ücretsiz olduğunu da vurguladı. Yetkililer, anne adaylarının ve ailelerin programa katılarak hem doğum süreci hem de bebek bakımı konusunda önemli bilgiler edinebileceğini belirtti. Eğitimlere katılmak isteyen anne adaylarının hastane ile iletişime geçerek kayıt yaptırabileceği bildirildi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:16
Derideki masum görünen benlere dikkat
Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Muhsin Akbaba, toplumda oldukça yaygın görülen benlerin büyük bölümünün iyi huylu olduğunu ancak bazı değişimlerin cilt kanseri açısından önemli bir uyarı olabileceğini belirterek, "Benlerde meydana gelen şekil, renk veya boyut değişiklikleri mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir" dedi. Benlerin tıbbi olarak "melanositik nevüs" olarak adlandırıldığını belirten Akbaba, "Bu oluşumlar deride pigment üreten hücrelerin çoğalması sonucu ortaya çıkar. Benler doğuştan görülebileceği gibi yaşamın ilerleyen dönemlerinde de ortaya çıkabilir, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde ben sayısında artış görülebilir" diye konuştu. "Ailede melanom öyküsü bulunması riski artırıyor" Ortalama bir yetişkinde 10 ila 40 arasında ben bulunabileceğini belirten Akbaba, "Ancak çok sayıda bene sahip olmak veya ailede melanom öyküsü bulunması cilt kanseri riskini artırabilir" dedi. Cilt kanserinde ABCDE kuralı Benlerde en önemli durumun zaman içindeki değişim olduğunu vurgulayan Akbaba, dermatolojide erken tanı için kullanılan ABCDE kuralına dikkat çekti. Bu kuralı asimetri, sınır, renk, çap ve değişim olarak özetleyen Akbaba, "Benin iki yarısının eşit olmaması, kenarlarının düzensizleşmesi, renginde farklı tonların ortaya çıkması, çapının 6 milimetreden büyük olması veya zaman içinde büyümesi gibi değişiklikler dermatolojik değerlendirme gerektirir" uyarısında bulundu. Kanama, kaşıntı ve ani büyüme varsa doktora başvurun Benlerde görülen bazı belirtilerin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini ifade eden Akbaba, şu uyarıda bulundu: "Benlerde kanama, kaşıntı, ani büyüme, çevresinde kızarıklık oluşması veya renk ve şekil değişikliği gibi durumlar görüldüğünde vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır" Güneş ışınları risk oluşturabiliyor Güneşe uzun süre maruz kalmanın hem yeni ben oluşumunu hem de mevcut benlerde kötü huylu dönüşüm riskini artırabileceğini belirten Akbaba, güneşten korunmanın önemine dikkat çekerek, "Geniş spektrumlu güneş koruyucu kullanılmalı ve 2-3 saatte bir yenilenmelidir. Özellikle saat 10.00 ile 16.00 arasında güneşe doğrudan maruz kalmaktan kaçınılmalıdır. Şapka ve güneş gözlüğü gibi koruyucu önlemler de ihmal edilmemelidir" Benler yılda bir kez kontrol edilmeli Benlerin dermatoloji uzmanı tarafından düzenli olarak takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Akbaba, riskli görülen benlerin dermatoskopi ve dijital görüntüleme yöntemleriyle izlenebildiğini söyledi. Akbaba, "Şüpheli görülen durumlarda biyopsi yapılabilir ve gerekli görülürse ben cerrahi yöntemle tamamen çıkarılabilir. Cilt kanserlerinde erken tanı hayat kurtarır" dedi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:14
Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’ne "Uluslararası Sağlık Turizmi Yetki Belgesi"
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, "Uluslararası Sağlık Turizmi Yetki Belgesi" almaya hak kazandı. Uluslararası sağlık hizmetleri kapsamında faaliyet gösterebilmek amacıyla, Aydın İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda gerekli altyapı çalışmalarını tamamlayarak Sağlık Bakanlığına başvuruda bulunan hastanemiz; gerçekleştirilen inceleme ve denetimler sonucunda ülke genelinde "Uluslararası Sağlık Turizmi Yetki Belgesi" almaya hak kazanan sağlık kuruluşları arasında yer aldı. Sağlık Turizmi Yetki Belgesi almaya hak kazanan Aydın Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’ne yetki belgesi, İl Sağlık Müdürü Dr. Eser Şenkul tarafından Hastane Başhekimi Dt. Bahadır Turgut’a takdim edildi. Belge takdim programına Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı, Sağlık Hizmetleri Başkanı, Destek Hizmetleri Başkanı, Hastane Başhekim Yardımcısı ile Hastane İdari ve Mali İşler Müdürü de katılım sağladı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
11 Mart 2026 Çarşamba- 09:34
"Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir"
2
11 Mart 2026 Çarşamba- 14:47
Üroloji Uzmanı Dr. Şığva: "Taş hastalığı böbrek kaybına yol açıyor"
3
12 Mart 2026 Perşembe- 12:53
Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası
4
05 Şubat 2026 Perşembe- 09:40
Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu
5
11 Mart 2026 Çarşamba- 10:18
Gümüşhane’de bel fıtığı vakaları Türkiye ortalamasının üzerinde
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:05
Çocuklarda görülen enfeksiyonların ilk belirtisi, yüksek ateş
Okullarda ikinci dönemin başlamasıyla beraber çocuklarda yoğun olarak görülen enfeksiyon hastalıklarına karşı uyarıda bulunan uzmanlar, hijyen kurallarına uyulması, hasta çocukların doktorun önerdiği zaman okula dönmesi gerektiğini belirtiyor. Uzmanlar, ateşin bir hastalık değil, vücudun verdiği bir cevap olduğunu vurgularken, özellikle 3 günden uzun süren bir ateş varsa mutlaka bir doktora başvurulması gerektiğine dikkat çekti. İkinci dönem eğitim ve öğretimin başlamasıyla beraber uzmanlardan salgınlara karşı uyarı geldi. Kış aylarında ortamlarda havalandırmanın sağlıklı yapılamadığına dikkat çeken Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan, bu dönemlerde dikkat edilmesi gereken noktaları sıraladı. Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Okullar açıldı, kış mevsimdeyiz, havalar soğuk ve kapalı ortamlarda havalandırma güzel sağlanamıyor. Mümkün olduğu kadar havalandırmanın sağlanması, el hijyenine dikkat edilmesi, özellikle kış aylarında görülen viral enfeksiyonların yayılmasını önlemek için önemli. Bunun dışında şu anda sık gördüğümüz suçiçeği enfeksiyonları var. Aşısı olmayan çocukların aşılanması bu aşamada önemli. Hala influenza enfeksiyonlarımız devam ediyor. Bunun dışında halk arasında BETA olarak bilinen boğaz enfeksiyonlarımız devam etmekte. Bunlara karşı da dikkatli olunması gerekiyor. Ellerin yıkanması, hijyen kurallarına uyulması, ishal varsa tuvaletin mümkünse ayrılması, boğaz enfeksiyonu olan çocuk istirahate ayrıldığında çocuğun doktorun önerdiği zaman okula tekrar dönmesi, bunun dışında hasta çocukların mümkün olduğunca okula gönderilmemesi de çok önemli" dedi. "3 günden uzun süren bir ateş varsa mutlaka bir doktora başvurmaları gerekiyor" Ateşlenen çocuğun takip edilmesine dikkat çeken Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Aileler şu anda özellikle doktora sık sık başvuruyor. Bu da ne demek oluyor diye bakarsak, antibiyotik kullanma ihtimalinin artması. Aslında enfeksiyonların çoğu bu aşamada bir enfeksiyon ve viral enfeksiyonlar. Maalesef ki antibiyotikler bir cevap vermiyor. Burada ne öne geçiyor; dinlenme, uyku düzeni, beslenme. Bunun dışında sıvı tedavisi, özellikle su içme, hidrasyonun sağlanması önemli. Çocuklarda ateş ailelerin en çok korktuğu semptomlardan birisi. Ateşli çocuğu tabii ki takip etmemiz gerekiyor. Özellikle 3 günden uzun süren bir ateş varsa mutlaka bir doktora başvurmaları gerekiyor. Onun dışında evde fark ettiniz, ne yapmamız gerekiyor; o sırada çocuğun üstünü soymamız ve ince giydirmemiz, ıık suyla yıkamamız, ateş düşürücü uygun dozda, uygun şekilde vermemiz gerekiyor. Tekrarlayan ateş düşürücü verdiğimiz zaman ise mutlaka doktorun önereceği aralara uyarak verilmesi gerekmekte" ifadelerini kullandı. "Ateşi tedavi etmeyiz, altında yatan hastalığı tedavi ederiz" Özellikle ailelerin çocukları yanlış şekilde iyi etmenin yolunu bulmaya çalıştığını ifade eden Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Örnek vermek gerekirse; sirkeli suya sokuyorlar, soğuk suya sokuyorlar, soğuk suya sokunca da birden vücut ısısı düşürüyorlar ama vücut bu sefer ne olarak cevap veriyor, algıladığı vücudun soğuduğu. Çocuklar bu sefer kendi beyninden gelen yanıtla tekrar vücut ısınmaya başlıyor. Tekrar ateşle gelebiliyor. Onun dışında aslında viral enfeksiyonlarda ateş kendi düşeceği zaman düşüyor, bu dönemde bizim verdiğimiz ek bir ilacın faydası olmuyor. Ateş hastalık değildir, ateş vücudun verdiği bir cevaptır. Ateş olduğu zaman ‘demek ki bir ortamda sıkıntı var ve buna karşı savaşıyoruz’ demektir. Bu da nasıl oluyor, vücutta enfeksiyona karşı savunacak hareketi tetikleyen mekanizmadır. Biz aslında ateşi tedavi etmeyiz, altında yatan hastalığı tedavi ederiz. O yüzden hastalığımız neyse onu tedavi etmek önemlidir" diye konuştu.
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:03
Hisarcık’ta şap karantinası kaldırıldı
Kütahya’nın Hisarcık ilçesinde 2 Aralık 2025 tarihinde görülen şap hastalığı nedeniyle uygulanan kordon ve karantina tedbirleri sona erdi. İlçede büyük ve küçükbaş hayvan giriş çıkışları yeniden serbest bırakıldı. Hisarcık İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, 30 Ocak 2026 itibarıyla hastalığın kontrol altına alındığı, gerekli tüm tedbirlerin uygulanmasının ardından karantinanın kaldırıldığı bildirildi. Açıklamada ayrıca benzer vakaların tekrar yaşanmaması için aşılama ve dezenfeksiyon kurallarına titizlikle uyulmasının büyük önem taşıdığı vurgulandı.
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:43
Prof. Dr. Korkmaz, "Kadınlarda depresyon erkeklere oranla yaklaşık 1,5-2 kat daha fazla görülüyor"
Kadınlarda depresyonun erkeklere oranla yaklaşık 1,5-2 kat daha fazla görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Sevda Korkmaz, "Yaşam boyunca her 10 erkekten biri ve her 5 kadından biri en az bir kez depresyona yakalanıyor" dedi. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevda Korkmaz, depresyon hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Depresyonun hem dünyada hem de ülkede oldukça sık görülen bir ruhsal hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Korkmaz, "Depresyon; keyifsizlik, neşesizlik, hayattan zevk alamama, motivasyon eksikliği, değersizlik hissi, karamsarlık, suçluluk duygusu ile ölüm ve intihar düşünceleri gibi klinik bulgularla ortaya çıkıyor. Toplumda görülme sıklığı, bölgelere göre değişmekle birlikte yaklaşık yüzde 8-10 arasındadır. Kadınlarda depresyon erkeklere oranla yaklaşık 1,5-2 kat daha fazla görülüyor. Yaşam boyunca her 10 erkekten biri ve her 5 kadından biri en az bir kez depresyona yakalanıyor. Depresyon daha çok 30’lu ve 40’lı yaşlarda başlıyor, ancak genel olarak 7’den 77’e tüm yaş gruplarında görülebiliyor. Hastalığın ortaya çıkmasında erken ebeveyn kaybı, madde ve alkol kötüye kullanımı, anksiyete bozuklukları, kadın olmak, düşük sosyoekonomik düzey, ayrı yaşama ya da boşanmış olma, işsizlik, daha önce depresyon geçirmiş olma, yakın zamanda yaşanan önemli yaşam olayları ve stres etkenleri, kişilik yapısı, çocukluk döneminde cinsel ya da fiziksel istismar öyküsü, bazı ilaçlar, tıbbi hastalıklar ve hormonal değişiklikler risk faktörleri arasında yer alıyor" diye konuştu.
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:27
Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde HOLEP dönemi başladı
Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği’ne, iyi huylu prostat büyümesinin cerrahi tedavisinde kullanılan ileri teknoloji HOLEP (Holmium Lazer Prostatektomi) cihazı tahsis edildi. Hastaneye kazandırılan cihazla birlikte, modern lazer teknolojisine dayalı HOLEP yöntemi Üroloji Kliniği’nde aktif olarak uygulanmaya başlandı. Kapalı cerrahi yöntemler arasında yer alan HOLEP, prostat büyümesine bağlı idrar yolu şikâyetlerinin tedavisinde etkili ve güvenli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Uygulama sırasında idrar kanalından girilerek büyüyen prostat dokusu holmiyum lazer yardımıyla kapsülünden ayrılıyor. Mesane içine alınan dokular ise özel bir cihazla parçalanarak vücut dışına çıkarılıyor. Gerekli görülen durumlarda çıkarılan dokular patolojik incelemeye gönderiliyor. HOLEP yöntemi, prostat hacminden bağımsız olarak hem küçük hem de büyük prostatlarda güvenle uygulanabiliyor. Lazer teknolojisi sayesinde kanama kontrolünün etkin şekilde sağlanması, özellikle kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalar için önemli bir avantaj oluşturuyor. Ameliyat sonrası sonda kalış süresinin ve hastanede yatış süresinin kısa olması ise hastaların günlük yaşamlarına daha hızlı dönmesine imkân tanıyor. Üroloji Kliniği’ne tahsis edilen HOLEP cihazı ile birlikte Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sunulan ürolojik cerrahi hizmetlerin kapsamı ve kalitesinin artırıldığı, hasta güvenliği ve konforunun öncelikli hale getirildiği bildirildi. Hastanenin, sağlık alanındaki teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek bölge halkına nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam edeceği belirtildi.
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:15
Rahim ağzı kanserine karşı "Güç sende" söyleşisi
Acıbadem Kent Hastanesi ve Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanseriyle mücadelede erken teşhisin önemi anlatıldı. Katılımcılar, bilgilendirme toplantısının ardından Japon iyileştirme sanatı Kintsugi atölyesinde bir araya gelerek farkındalık etkinliğine imza attı. Ocak Ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı ve 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanserinin aşı, tarama ve farkındalıkla önlenebileceğine dikkat çekildi. Acıbadem Kent Hastanesi ile Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar ve katılımcılar rahim ağzı kanseriyle mücadele yöntemlerini konuştu. Sanatçı Berna Laçin’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşinin ardından katılımcılar, Japon iyileştirme sanatı olarak bilinen "Kintsugi" atölyesine katılarak farkındalık çalışmasına destek verdi. "Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin ediliyor" Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Türkiye ve dünyadaki rahim ağzı kanseri verilerini paylaştı. Türkiye’de hastalığın görülme sıklığının yüz binde 4,5 civarında olduğunu belirten Prof. Dr. İtil, bu oranın gelişmemiş ülkelerde yüz binde 30 seviyelerine kadar çıktığını kaydetti. Bulaşma oranlarına ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. İtil, "Türkiye’de yaklaşık 8 ila 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca serviks kanseri öncüsü lezyonların görülme sıklığı çok daha yüksektir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) stratejisine değinen İtil, hedeflerin tutturulması halinde hastalığın yok edilebileceğini vurguladı. İtil, "Hedef kitlenin yüzde 90’ının aşılanması, toplumun en az yüzde 70’inin taranması ve tarama sonucu pozitif çıkan veya lezyon tespit edilen hastaların yüzde 90’ının tedaviye erişiminin sağlanması gerekmektedir. Bu hedefler tutturulduğunda, serviks kanseri bir ülkeden tamamen yok edilebilir. Avustralya, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkeleri gibi aşılama oranlarının yüksek olduğu bölgelerde, 2030 yılından sonra serviks kanserinin tamamen eradike edilmesi öngörülmektedir" ifadelerini kullandı. "30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz tarama yapılıyor" Prof. Dr. İtil, kamuoyunda HPV ve aşılamayla ilgili bilgi kirliliği yaşandığına dikkat çekerek, doğru bilgilendirmenin önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) şubelerinin her ilde hizmet verdiğini hatırlatan İtil, şunları söyledi: "Bugüne kadar yaklaşık 16 milyon kişi tarandı. 30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz HPV ve serviks kanseri taraması yapılmaktadır. HPV pozitif çıkan hastalara daha sık tarama, kolposkopik inceleme ve gerektiğinde biyopsi gibi ileri tetkikler uygulanmalıdır. Serviks kanseri, yüzde 99,5 oranında HPV kaynaklı olduğu için sebebi bu kadar net bilinen, yoğun tarama programları ve aşılamayla önlenebilen ender kanser türlerinden biridir." Berna Laçin: "Sağlık sorunları utanç kaynağı olmamalı" Etkinliğin moderatörü Sanatçı Berna Laçin, kadın sağlığı konularının kültürel kodlar nedeniyle konuşulmaktan çekinildiğini ancak bu durumun sağlığı olumsuz etkilediğini belirtti. Kadınların tarihsel süreçte sağlık alanında geri planda kaldığını ifade eden Laçin, "Kendi meselelerimiz hakkında konuşmaktan çekindik ve utandık. Ancak bu buluşmayı, sağlık sorunlarının ayıp olmadığını bilmek, vücudumuzu tanımak ve farkındalık kazanmak adına bir bilgilendirme faaliyeti olarak nitelendirebiliriz" şeklinde konuştu. Meme kanserindeki farkındalığın rahim ağzı kanseri için de oluşturulması gerektiğini vurgulayan Laçin, aşılamanın önemine değindi. Laçin, "Rahim ağzı kanseri özelinde bir aşı mevcuttur. Devletin bu aşılamaları üstleneceğine dair duyumlar alıyoruz, bu çalışmaların bir an önce hayata geçmesini umuyorum. Böylece gençlerimiz, henüz hastalıkla tanışmadan önlem alabilir. Önleyici tedbirler, hem birey hem de toplumun sağlık yükü açısından büyük önem taşımaktadır" dedi. "Meme kanserine gösterilen hassasiyeti rahim ağzı kanserine de göstermeliyiz" Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği Başkan Yardımcısı Feyza Öztürk ise derneğin kadın kanserlerine yönelik farkındalığı artırmak amacıyla yola çıktığını ifade etti. Kanserin küresel ölçekte en sık görülen ikinci ölüm sebebi olduğunu hatırlatan Öztürk, "Meme kanseri, hakkında sıkça konuşulan bir alan olmakla birlikte, benzer sıklıkta görülmesi ve önlenebilir nitelikte olması nedeniyle rahim ağzı kanseri konusunda da bir kampanya yürütmekteyiz. Özellikle çocukluk çağından itibaren uygulanabilen bir aşısının bulunması, hastalığın tedavisinin ve koruyuculuğunun mümkün olması büyük önem arz etmektedir" açıklamasında bulundu.
05 Şubat 2026 Perşembe - 11:11
Deprem sonrası bel fıtığı vakalarında artış yaşandı
Kahramanmaraş’ta 6 Şubat depremlerinin ardından özellikle bel ağrısı ve bel fıtığı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuran hasta sayısında artış yaşandığı bildirildi. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Beşir Şahin İnceer, "Deprem anında ani yapılan hareketler, vücudun kendini koruması için refleks olarak yaptığı koruma hareketleri, zorlamalar, depremden sonra ağır eşya taşımalar, çadırda, konteynerde kalma, bunlar omurgada zorlanmaya yol açtı" dedi. Özel HG Hospital Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Beşir Şahin İnceer, deprem sonrası dönemde omurga kaynaklı rahatsızlıkların sık görülmeye başladığını belirterek, hastaların büyük bölümünün şikayetlerini doğrudan deprem süreciyle ilişkilendirdiğini söyledi. İnceer, deprem anında yapılan ani hareketler, korunma refleksleri, kaçma sırasında oluşan zorlanmaların yanı sıra deprem sonrası ağır eşya taşınması, ev değişiklikleri, çadır ve konteyner yaşamı ile araçlarda kalmanın omurgada anormal yüklenmeye yol açtığını ifade etti. Depremin ortaya çıkardığı psikolojik stresin de kas-iskelet sistemi üzerinde etkili olduğuna dikkat çeken Dr. İnceer, uzun süreli kaygı ve tetikte olma halinin bel ve sırt kaslarının gevşemesini engellediğini, bunun da bel ağrıları ve bel fıtığı oluşumuna zemin hazırladığını vurguladı. Uzman Dr. Beşir Şahin İnceer, deprem ile bel fıtığı arasındaki bölgede belirgin bir ilişki gözlemlediklerini dile getirerek, şu bilgileri paylaştı: "Deprem anında ani yapılan hareketler, ters hareketler, vücudun kendini koruması için refleks olarak yaptığı koruma hareketleri, zorlamalar, kaçma sırasında kendini koruma sırasında. Bunlar omurgada bir zorlanmaya yol açtı. Depremden sonra özellikle ağır eşya taşımalar, ev taşımaları, çadırda, konteynerda kalma, insanlar arabalarda kaldılar. Bunların hepsi omurgada anormal bir yüklenmeye ve bel ağrılarının, bel fıtıklarının oluşumuna yol açtı. Tabii bir de işin görünmeyen tarafı var insanlarda. Depremin psikolojik hissi, stres dediğimiz durum. Burada vücut uzun süre strese maruz kaldığında, her an bir deprem olacak, her an bir sallanacak hissi, insanlarda her an savaş ya da kaç dediğimiz duruma hazır bir şekilde tetiklenmiş bir şekilde bekliyor vücut. Yani bel kasları, omurga kasları gevşemeye fırsat bulamıyor. Sürekli stres altında. Bu da omurga kaslarında gevşemeye fırsat bulamayıp sürekli bir kasılı halde kalmasına yol açıyor. Ve bu da yine omurgada, belde fıtıklara ve bel ağrılarına, bacak ağrılarına oluşmasına zemin hazırlıyor. Depremle bel fıtığı arasında çok belirgin bir ilişki. Omurgada bizim diskler dediğimiz iki omurgayı bir arada tutan, omurun arasında yerleşen diskler mevcut. Bu disklerin içerisindeki materyal dışarı çıkıp bacağına sinirlere baskı yaptığında bel fıtığına bağlı ağrılar oluşuyor. Bel fıtığında genellikle bel ve bacak ağrıları görüyoruz ve birçoğu ameliyata gerek kalmadan iyileşebiliyor. Ve hastalara bizim tavsiyemiz şu eğer bel ağrısı varsa bir an önce başvurmaları ve tedavi yapmaları. Erken tedavi ile doğru tedavi ile kalıcı bir hasar oluşmadan ağrıları önlemek ve bu sorunların önüne geçmek mümkün."
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:58
Rahim ağzı kanserine karşı ‘Güç sende’ söyleşisi
Acıbadem Kent Hastanesi ve Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanseriyle mücadelede erken teşhisin önemi anlatıldı. Katılımcılar, bilgilendirme toplantısının ardından Japon iyileştirme sanatı Kintsugi atölyesinde bir araya gelerek farkındalık etkinliğine imza attı. Ocak Ayı Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı ve 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında düzenlenen "Güç Sende" söyleşisinde, rahim ağzı kanserinin aşı, tarama ve farkındalıkla önlenebileceğine dikkat çekildi. Acıbadem Kent Hastanesi ile Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, uzmanlar ve katılımcılar rahim ağzı kanseriyle mücadele yöntemlerini konuştu. Sanatçı Berna Laçin’in moderatörlüğünü üstlendiği söyleşinin ardından katılımcılar, Japon iyileştirme sanatı olarak bilinen "kintsugi" atölyesine katılarak farkındalık çalışmasına destek verdi. "Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin ediliyor" Acıbadem Kent Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Türkiye ve dünyadaki rahim ağzı kanseri verilerini paylaştı. Türkiye’de hastalığın görülme sıklığının yüz binde 4,5 civarında olduğunu belirten Prof. Dr. İtil, bu oranın gelişmemiş ülkelerde yüz binde 30 seviyelerine kadar çıktığını kaydetti. Bulaşma oranlarına ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. İtil, "Türkiye’de yaklaşık 8 ila 10 milyon kadının HPV pozitif olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca serviks kanseri öncüsü lezyonların görülme sıklığı çok daha yüksektir." dedi. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) stratejisine değinen İtil, hedeflerin tutturulması halinde hastalığın yok edilebileceğini vurguladı. İtil, "Hedef kitlenin yüzde 90’ının aşılanması, toplumun en az yüzde 70’inin taranması ve tarama sonucu pozitif çıkan veya lezyon saptanan hastaların yüzde 90’ının tedaviye erişiminin sağlanması gerekmektedir. Bu hedefler tutturulduğunda, serviks kanseri bir ülkeden tamamen yok edilebilir. Avustralya, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkeleri gibi aşılama oranlarının yüksek olduğu bölgelerde, 2030 yılından sonra serviks kanserinin tamamen eradike edilmesi öngörülmektedir." ifadelerini kullandı. "30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz tarama yapılıyor" Prof. Dr. İtil, kamuoyunda HPV ve aşılamayla ilgili bilgi kirliliği yaşandığına dikkat çekerek, doğru bilgilendirmenin önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) şubelerinin her ilde hizmet verdiğini hatırlatan İtil, şunları söyledi: "Bugüne kadar yaklaşık 16 milyon kişi tarandı. 30-65 yaş aralığındaki kadınlara ücretsiz HPV ve serviks kanseri taraması yapılmaktadır. HPV pozitif çıkan hastalara daha sık tarama, kolposkopik inceleme ve gerektiğinde biyopsi gibi ileri tetkikler uygulanmalıdır. Serviks kanseri, yüzde 99,5 oranında HPV kaynaklı olduğu için sebebi bu kadar net bilinen, yoğun tarama programları ve aşılamayla önlenebilen ender kanser türlerinden biridir." Berna Laçin: "Sağlık sorunları utanç kaynağı olmamalı" Etkinliğin moderatörü Sanatçı Berna Laçin, kadın sağlığı konularının kültürel kodlar nedeniyle konuşulmaktan çekinildiğini ancak bu durumun sağlığı olumsuz etkilediğini belirtti. Kadınların tarihsel süreçte sağlık alanında geri planda kaldığını ifade eden Laçin, "Kendi meselelerimiz hakkında konuşmaktan çekindik ve utandık. Ancak bu buluşmayı, sağlık sorunlarının ayıp olmadığını bilmek, vücudumuzu tanımak ve farkındalık kazanmak adına bir bilgilendirme faaliyeti olarak nitelendirebiliriz." şeklinde konuştu. Meme kanserindeki farkındalığın rahim ağzı kanseri için de oluşturulması gerektiğini vurgulayan Laçin, aşılamanın önemine değindi. Laçin, "Rahim ağzı kanseri özelinde bir aşı mevcuttur. Devletin bu aşılamaları üstleneceğine dair duyumlar alıyoruz; bu çalışmaların bir an önce hayata geçmesini umuyorum. Böylece gençlerimiz, henüz hastalıkla tanışmadan önlem alabilir. Önleyici tedbirler, hem birey hem de toplumun sağlık yükü açısından büyük önem taşımaktadır." dedi. "Meme kanserine gösterilen hassasiyeti rahim ağzı kanserine de göstermeliyiz" Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği Başkan Yardımcısı Feyza Öztürk ise derneğin kadın kanserlerine yönelik farkındalığı artırmak amacıyla yola çıktığını ifade etti. Kanserin küresel ölçekte en sık görülen ikinci ölüm sebebi olduğunu hatırlatan Öztürk, "Meme kanseri, hakkında sıkça konuşulan bir alan olmakla birlikte; benzer sıklıkta görülmesi ve önlenebilir nitelikte olması nedeniyle rahim ağzı kanseri konusunda da bir kampanya yürütmekteyiz. Özellikle çocukluk çağından itibaren uygulanabilen bir aşısının bulunması, hastalığın tedavisinin ve koruyuculuğunun mümkün olması büyük önem arz etmektedir." açıklamasında bulundu.
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:56
Denizli OSB Vakfından PAÜ İnme Merkezime tomografi cihazı bağışı
Pamukkale Üniversitesi ile Denizli Organize Sanayi Bölgesi Sanayicileri Vakfı (DOSAV) arasında, Pamukkale Üniversitesi Hastanesi bünyesinde kurulacak İnme Merkezi’ne Ege Bölgesi’nde bir ilk olacak tomografi cihazının kazandırılmasına ilişkin protokol imzalandı. Denizli OSB Müdürlüğü’nde düzenlenen imza törenine; Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmud Güngör, PAÜ Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ersan Öz ve Prof. Dr. İbrahim Türkçüer, Denizli OSB Yönetim Kurulu Başkanı ve DOSAV Vakıf Başkanı Derya Baltalı, PAÜ Hastaneleri Başhekimi Prof. Dr. Hakan Alkan, Denizli OSB Yönetim Kurulu Üyeleri Mehmet Çalışkan, İsmail Aslan ile Denizli OSB Bölge Müdürü Ahmet Taş, General Elektrik Satış Müdürü Ender Kaya ve GE HealthCare Satış Direktörü Yusuf Ziya Nural katıldı. Törende konuşan Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmud Güngör, kurulacak İnme Merkezi’nin Denizli için önemli bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak, "Üniversite-sanayi işbirliğinin en güzel örneklerinden birini daha hayata geçiriyoruz. Bu merkez sayesinde sadece Denizli’ye değil, çevre illere de hizmet verebilecek güçlü bir sağlık altyapısı oluşturulacak. Biz İnme Merkezi için anjiyografi cihazını aldık ancak tomografi cihazını alamamıştık. Derya Bey ve Yönetim Kurulu Üyeleri’ne çok teşekkür ediyoruz. Tomografi cihazını destekleri sayesinde İnme Merkezimize kazandıracağız. Sağlık alanında yapılan her yatırım, doğrudan insan hayatına dokunmaktadır. Denizli OSB ve DOSAV Vakfı yönetimine ve hayırseverlerimize bu kıymetli katkıları için teşekkür ediyorum" dedi. "Ege bölgesi’nde örneği bulunmayan tomografi cihazı temin edildi" DOSAV Vakıf Başkanı Derya Baltalı ise konuşmasında, inme hastalığına yönelik çözüm üretmenin uzun süredir gündemlerinde yer aldığını belirterek, "Üniversitemizde bu merkez için gerekli altyapı büyük oranda hazırlandı, birçok cihaz temin edildi. Ancak burada kritik öneme sahip, dünya standartlarında bir tomografi cihazı bulunuyor. Bu cihazın kazandırılması noktasında yönetim kurulumuzla birlikte sorumluluk aldık. Bağış sürecini Denizli OSB Vakfımız üzerinden yürüteceğiz ve ardından üniversite vakfına aktaracağız. Şu an itibarıyla cihaz temin edildi. Ege Bölgesi’nde örneği bulunmayan, en üst teknolojiye sahip bu cihaz sayesinde, inme geçiren bir hastaya ilk 6 saat içinde müdahale edilebiliyor. Pıhtının yeri tespit edilerek anjiyo yöntemiyle çıkarılması mümkün oluyor. Böylece hasta kısa sürede taburcu edilip günlük yaşamına dönebiliyor. Denizli gibi insan kaynağı güçlü bir şehirde, bu denli hayati bir sağlık yatırımına öncülük etmekten büyük gurur duyuyoruz" dedi.
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:48
MEAH’ta 2026 yılının ilk "Yönetim Çalışan" buluşması gerçekleşti
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve personel arasındaki koordinasyonu güçlendirmek amacıyla geleneksel hale getirdiği yönetim-çalışan buluşmalarının 2026 yılındaki ilk oturumunu gerçekleştirdi. Toplantı, Başhekim Yardımcısı Op. Dr. Alper Gökbel başkanlığında yapıldı. Hastanenin farklı birimlerinde görev yapan çalışanların katılımıyla düzenlenen toplantıda; sağlık hizmetlerinin daha etkin, verimli ve kaliteli sunulması için atılacak adımlar masaya yatırıldı. Katılımcı yönetim anlayışının bir örneği olan buluşmada, çalışanların; sahadan getirdikleri geri bildirimler, hizmet kalitesini artırmaya yönelik görüşleri, çalışma şartlarına dair talep ve önerileri kapsamlı şekilde değerlendirildi. Toplantıda, çalışan memnuniyetinin doğrudan hizmet kalitesine yansıdığı vurgulanırken, yönetim ile personel arasındaki iletişimin sürdürülebilir olması gerektiği ifade edildi. Op. Dr. Alper Gökbel, çalışanların görüşlerini doğrudan paylaşabildiği bu tür platformların, kurum içi iş birliğini ve çalışan motivasyonunu en üst düzeyde tutmak için kritik öneme sahip olduğunu belirtti.
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:42
Medicana Ataşehir’e TÜSKA SAS akreditasyonu
Medicana Ataşehir Hastanesi, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA) tarafından yürütülen SAS Akreditasyon Programı kapsamında, ilk başvurusunda standartlara yüzde 100 uyum sağlayarak akredite edildi. Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Medicana Ataşehir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Murat Kaya, TÜSKA SAS Akreditasyon Belgesi’nin yalnızca bir sertifika değil, kurumsal bir dönüşümün göstergesi olduğunu ifade etti. Dr. Murat Kaya, "Akreditasyon belgeleri, eğer duvarları süslemenin ötesinde bir anlam taşımıyorsa, bu belgeleri almanın da hiçbir önemi yoktur. Biz bu süreci, sistemin kendisini denetlediği bir yönetim modeli olarak ele aldık" dedi. Medicana Ataşehir Hastanesi’nin kalite yolculuğunun 2022 yılında başladığını hatırlatan Dr. Murat Kaya, önce uluslararası akreditasyon sistemlerinin benimsendiğini, ardından bu sistemler üzerinden üç kez Re-akreditasyon sürecinin başarıyla tamamlandığını belirtti. TÜSKA denetimiyle alınan SAS Akreditasyon Belgesi’nin ise kurum için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. "Türkiye’de ilk, dünyada sayılı güvenli hastanelerden biriyiz" Uluslararası denetim süreçlerine de değinen Dr. Murat Kaya, uluslararası sağlık akreditasyonunun Medicana Ataşehir Hastanesi’ni Türkiye’de ilk, dünyada ise beşinci ‘Güvenilir Hastane’ konumuna taşıdığını ifade etti. Dr. Murat Kaya, "Hasta güvenliği, tesis güvenliği ve çalışan güvenliği bizim için her şeyin önünde gelir. Bu unvan, doğru yolda yürüdüğümüzün en güçlü kanıtıdır" dedi. TÜSKA denetimlerinin kuruma yalnızca belge değil, ciddi bir öğrenme ve gelişim alanı sunduğunu söyleyen Dr. Murat Kaya, "Denetimler ve belgelendirmeler, kurumlar için aynı zamanda bir eğitim fırsatıdır. Süreçlerin giderek karmaşıklaştığı bu dönemde, akredite bir sisteme sahip olmak sürdürülebilir başarının en temel anahtarıdır" diye konuştu. "Hedefimiz dünyanın en iyi 50 hastanesi arasında yer almak" Konuşmasının sonunda gelecek vizyonuna değinen Kaya, Medicana Ataşehir Hastanesi’nin hedefinin önümüzdeki yıllarda dünyanın en iyi 50 hastanesi arasında yer almak olduğunu belirterek, "Bu yolculukta emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza ve bizleri yalnız bırakmayan TÜSKA ailesine teşekkür ediyorum" diye konuştu. ‘Bu belge bir sonuç değil, sürekli gelişimin başlangıcıdır’ Medicana Ataşehir Hastanesi Kalite ve Hasta Hakları Direktörü Özlem Akbulut, SAS Akreditasyon Belgesi’nin güçlü bir vizyonun ve disiplinli bir çalışma kültürünün ürünü olduğunu ifade etti. Özlem Akbulut, "Bu belge, sunduğumuz sağlık hizmetinin güvenilirliğinin ve sürdürülebilirliğinin resmi bir teyididir" diye konuştu. Medicana Sağlık Grubu’nun TÜSKA SAS Akreditasyon Programı’na giren öncü özel sağlık gruplarından biri olduğuna dikkat çeken Akbulut, grup genelindeki hastanelerde eş zamanlı yürütülen sürecin bütüncül bir yaklaşımla yönetildiğini, 2026 yılı itibarıyla grup bünyesindeki diğer hastanelerin de akreditasyon sürecine dahil edileceğini belirtti. TÜSKA Başkanı Doç. Dr. Bayram Demir, Medicana Ataşehir Hastanesi’nin elde ettiği başarının kurumun kendi emeğinin sonucu olduğunu vurguladı. Doç Dr. Demir, "TÜSKA akreditasyonu ile ödüllendirilmiş olmak çok kıymetlidir. Ancak bu başarı bizim değil, sizin başarınızdır. Aynı zamanda birlikte üretim anlayışının da bir ürünüdür" ifadelerini kullandı ve "Akreditasyonda kategorizasyon anlayışı geliştirdik. Buna göre sağlık testlerimizi altın, gümüş ve bronz şeklinde kategorize etmeye başlıyoruz 2026 yılından sonraki denetimlerimiz bu şekilde devam edecek" diye ekledi. Doç. Dr. Demir, 2025 yılının haziran ayında yapılan başvurunun, kasım ayında tecrübeli denetçiler tarafından yerinde değerlendirildiğini ve tüm kriterlerde başarı sağlandığını belirterek, "İlk seferde alınan akreditasyon son derece önemli bir başarıdır. Bu başarıların tüm sağlık tesislerine örnek olmasını diliyorum" dedi. "Türkiye markası olan kurumların bu süreçte rolü büyük" TÜSKA Birimler Koordinatörü Prof. Dr. Umut Beylik, Medicana Ataşehir Hastanesi’ni ve tüm çalışanlarını tebrik etti. Yapılan konuşmaların ardından düzenlenen sertifika teslim töreninde Demir, sürecin taşıdığı öneme dikkat çekerek, "Bu süreçte ‘biz denetime dahil olmak istiyoruz’ demek, güven ve cesaret işidir. Bu cesaret örneğini gösterdikleri için başta Medicana Ataşehir Hastanesi olmak üzere sürece dahil olan diğer hastaneleri de tebrik ediyorum" diye konuştu. Sertifikanın takdim edilmesinin ardından gerçekleştirilen pasta kesimi ve hatıra fotoğrafı çekimi ile tören sona erdi.
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:31
Edremit’e üç yeni aile sağlığı merkezi kazandırılıyor
Balıkesir’in Edremit Belediyesi, ilçenin farklı mahallelerinde sağlık hizmetlerine erişimi güçlendirecek üç yeni Aile Sağlığı Merkezi’ni daha hayata geçiriyor. Yapılacak yeni merkezler için bağış protokolleri, Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, Balıkesir İl Sağlık Müdürü Dr. Miraç Çavdar ile hayırsever kentliler Ulviye Mumcuoğlu Akpınar ve Mehmet Ali Doğan arasında imzalandı. Protokoller kapsamında; hayırsever Doğan ailesi tarafından Güre Mahallesi’ne "Edremit Yalçın Doğan Aile Sağlığı Merkezi", hayırsever Akpınar ailesi tarafından Tuzcumurat Mahallesi’ne "Edremit Ayşe Akpınar Aile Sağlığı Merkezi" ve Muzaffer Akpınar Vakfı tarafından Camivasat Mahallesi’ne "Edremit Muzaffer Akpınar Vakfı Aile Sağlığı Merkezi" yapılacak. Merkezlerin tamamlanmasıyla birlikte Edremit’e üç yeni Aile Sağlığı Merkezi daha kazandırılmış olacak. İmza töreninde konuşan Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş, kamu-özel iş birliğinin önemine vurgu yaparak, "Bu kıymetli iş birliği nedeniyle Balıkesir Valiliğimize, il ve ilçe sağlık müdürlüklerimize, hayırsever komşularımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Edremit’imize hayırlı olsun" dedi.
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:29
Kemik iliği nakli artık kardeş vericilerle sınırlı değil
Kemik iliği naklinde verici bulma sorununu büyük ölçüde ortadan kaldıran yarı uyumlu akraba nakilleri, son yıllarda tam uyumlu kardeş vericilerle benzer başarı oranlarına ulaşarak hastalar için yeni bir umut kapısı araladı. Hematoloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetin, "Yarı uyumlu yakın akraba vericilerin kolay ulaşılabilir olması, hastaların uzun süre donör beklemesinin önüne geçiyor" dedi. Kemik iliği nakli, lösemi, lenfoma, aplastik anemi ve bazı kalıtsal kan hastalıkları başta olmak üzere birçok kan ve kemik iliği hastalığının tedavisinde hayati önemini koruyor. Geçmişte, kemik iliği nakline ihtiyaç duyan hastaların yalnızca yüzde 25-30’unda tam uyumlu kardeş verici bulunabilirken, son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler sayesinde bu tablo büyük ölçüde değişti. Günümüzde anne, baba, çocuklar ve yakın akrabalardan elde edilen yarı uyumlu kan kök hücreleriyle yapılan nakillerin, tam uyumlu kardeş vericilerle benzer başarı oranlarına ulaştığı belirtiliyor. Bu gelişme sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 90-95’i için uygun vericiye ulaşmak mümkün hale geldi. Hastalar hastalık ilerlemeden nakle alınabiliyor Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Çetin, yarı uyumlu akraba vericilerin sağladığı avantajlara dikkat çekti. Prof. Dr. Çetin, "Yarı uyumlu yakın akraba vericilerin kolay ulaşılabilir olması, hastaların ulusal ve uluslararası donör bankalarında uzun süre verici beklemesini önlemektedir. Böylece hastalar, hastalık ilerlemeden ve olumsuz sağlık sorunları gelişmeden hızlı bir şekilde kemik iliği nakli tedavisine alınabilmektedir" ifadelerini kullandı. Genç yarı uyumlu vericiler öne çıkıyor Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, vericinin yaşının da tedavi başarısında önemli bir faktör olduğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Çetin, bazı durumlarda yarı uyumlu fakat genç bir vericinin tercih edilebildiğini vurguladı. Çetin, "Yapılan çalışmalar, genç vericilerden yapılan nakillerin bağışıklık sisteminin yeniden yapılanmasını daha güçlü desteklediğini ve tedavi başarısını artırdığını göstermektedir. Bu nedenle bazı hastalarda, tam uyumlu ancak ileri yaşta bir verici yerine, yarı uyumlu fakat genç bir vericiden yapılan nakiller tercih edilebilmektedir" dedi. Tedavi sürecinde önemli avantajlar sağlıyor Yarı uyumlu akraba vericilerin, nakil sonrasında gerekebilecek hücresel destek tedavilerinin zamanında uygulanmasına da imkan tanıdığını ifade eden Prof. Dr. Çetin, bu durumun tedavi sürecini daha güvenli ve etkin hale getirdiğini kaydetti. Ayrıca bu yaklaşımın, donör bankalarından temin edilen hücresel ürünlerin yüksek maliyetini ve yoğun iş gücü ihtiyacını da önemli ölçüde azalttığını dile getirdi. "Daha ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir tedavi modeli" Tüm bu gelişmelerle birlikte kemik iliği naklinin daha fazla hasta için erişilebilir hale geldiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Çetin, "Bu yeni nakil yaklaşımı, hem sağlık sistemi hem de hastalar açısından daha sürdürülebilir bir tedavi modeli sunmaktadır. Yarı uyumlu akraba kemik iliği nakli, günümüz tıbbında hastalara umut veren önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder