SAĞLIK
Anne adaylarına normal doğum tavsiyeleri 14 Mayıs 2026 Perşembe - 16:02:13 Muğla İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Normal Doğum Eylem Planı’ kapsamında normal doğumu teşvik etmek, anne ve bebek sağlığını korumak ve toplumsal sağlık hedeflerine katkı sunmak amacıyla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde ‘Doğal Olan Normal Doğum’ sempozyumu düzenlendi. Sempozyum ile ‘Normal Doğum Eylem Planı’ kapsamında yürütülen çalışmalar ve normal doğumun anne-bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkileri ele alındı. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Normal Doğum Eylem Planı’ ile tıbbi zorunluluk bulunmayan sezaryen oranlarının azaltılması, normal doğumun teşvik edilmesi ve toplum sağlığının güçlendirilmesi hedefleniyor. Sezaryenin yalnızca anne ya da bebeğin hayatını korumak amacıyla gerekli durumlarda başvurulan cerrahi bir yöntem olduğuna dikkat çekilirken, tıbben gerekli olmayan sezaryen uygulamalarının anne ve bebek sağlığı açısından kısa ve uzun vadede çeşitli riskler oluşturabileceği, sonraki gebeliklerde komplikasyonlara yol açabileceği ve çocuklarda obezite ile astım riskini artırabileceği vurgulandı. Fizyolojik doğumun ise kendiliğinden başlayan, dış müdahale olmaksızın vücudun doğal ritmiyle ilerleyen bir süreç olduğu ifade edildi. Anne adaylarının doğum sürecinde kaygı ve endişe yaşayabileceği belirtilirken, sağlık çalışanlarının temel yaklaşımının bu süreçte güven ortamı oluşturmak ve doğumun uzman ekipler eşliğinde sağlıklı şartlarda gerçekleşmesini sağlamak olduğu kaydedildi. Muğla Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, normal doğum eylem planı kapsamında anne ve bebek sağlığını merkeze alan güvenli, bilinçli ve doğal doğum sürecinin güçlendirilmesi için çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 15:23 Aydın’da eczacılar günlerini kutladı Aydın Eczacı Odası tarafından düzenlenen14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü’nün 187. yılı kutlandı. Programda konuşan Aydın Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan, her geçen gün artan eczacılık fakültelerinin sektörde hem de gençlerin istihdamı açısından ciddi sıkıntılar getirdiğini belirterek "2001 yılında yalnızca 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 64’e ulaşmıştır. Buna karşın fakültelerin yalnızca 19’u tam akredite eğitim verebilmektedir" diyerek yeni eczacılık fakültesi açılışlarının durdurulması gerektiğini söyledi. Program çerçevesinde ilk olarak Aydın Valiliği önünde Atatürk anıtına çelenk sunumu yapan eczacılar daha sonra geleneksel hale gelen eczacılar kahvaltısında bir araya geldiler. Bilimsel eczacılığın 187. yılı dolayısıyla düzenlenen programda konuşan Aydın Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan, 187 yıldan bu yana mesleği bilimsellik, etik ilkeler ve halk sağlığının korunması üzerine inşa ettiklerini belirterek "Bugün Türkiye’nin dört bir yanında hizmet veren 30 bini aşkın toplum eczanesi ve kamuda, akademide, sanayide görev yapan 55 bin eczacı; sağlık sistemimizin en yaygın, en erişilebilir ve en güvenilir sağlık noktası olarak hizmet sunmaktadır" dedi. Bu yılki 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü temasının "Sağlıklı Yaşamda Toplum Eczaneleri - Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Gücü: Eczacı" olarak belirlendiğini kaydeden Aydın Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan, "Eczaneler artık birçok ülkede birinci basamağın etkin bir bileşeni haline gelmiştir. Türkiye’de de toplum eczaneleri, en hızlı ve en kolay ulaşılır birinci basamak sağlık kuruluşlarıdır. Son verilere göre ülke nüfusumuzun hızla yaşlandığını ve buna bağlı olarak kronik hastalık yükünün artış gösterdiğini biliyoruz. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü verilerine göre son bir yıl içinde yaklaşık 30 milyon vatandaşımıza kronik hastalık taraması yapılmış ve 7 milyon yeni tanı konulmuştur. Bu yeni tanıların; 6 milyonu obezite, 700 bini kardiyovasküler risk, 150 bini hipertansiyon, 500 bini diyabet tanılarından oluşmaktadır. Bunların yanı sıra her 5 kişiden 3’ünün kronik hastalık riski altında olduğunu görüyoruz." Diyerek bu verilerin daha güçlü bir birinci basamak sağlık sistemine, daha yaygın koruyucu sağlık hizmetlerine ve sahadaki sağlık profesyonellerinin daha etkin kullanılmasına ihtiyaç olduğunu gösterdiğini söyledi. Kronik hastalıkların yönetiminde, koruyucu sağlık hizmetlerinde, bağışıklama hizmetlerinde, çoklu ilaç kullanımına bağlı risklerin azaltılması ve ilaç etkileşimlerinin denetlenmesi gibi güvenli ilaç kullanımına ilişkin alanlarda verilecek sağlık hizmet sunumlarının; gereksiz kamu harcamalarını azaltacağını, erken risk tespiti sağlayacağını ve ulusal ölçekte veri üreteceğini kaydeden Karaarslan, plansız açılan fakülteler ve kontenjan artışları nedeniyle, artık ülkemizde eczacılık alanında ciddi bir istihdam krizi yaşandığını söyledi. "Fakülte sayısı 64’e ulaştı" Aydın Eczacı Odası Başkanı Karaarslan açıklamasında "2001 yılında yalnızca 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 64’e ulaşmıştır. Buna karşın fakültelerin yalnızca 19’u tam akredite eğitim verebilmektedir. 2017 yılında bin 448 olan yıllık mezun sayısı, 2025 yılında 3 bin 868’eyükselmiştir. Son yıllarda her yıl yaklaşık 3800 eczacı mezun olurken halen fakültelerde öğrenim gören öğrenci sayısı ise 25 binin üzerindedir. Sağlık alanındaki bir mesleğin mensuplarının işsiz bırakılması, ülkenin en büyük gücü olan genç insan sermayesinin heba edilmesidir" diye konuştu. Konuşmasına başta Gazze olmak üzere dünyanın dört bir yanında yaşanan soykırıma da değinerek uluslararası hukukun giderek işlevsizleşmesinin üzüntüsünü yaşadıklarını da kaydeden Aydın Eczacı Odası Başkanı Karaarslan, "Aydın Eczacı Odası olarak özellikle vurgulamak isteriz ki; ilaç yoklukları eczacıların iradesiyle ortaya çıkan bir durum değildir. Bunun yanında eczacılık mesleğinin sorunları; günü kurtaran geçici yaklaşımlarla değil, akılcı, kalıcı ve sürdürülebilir politikalarla ele alınmalıdır." dedi.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 14:59 Sağlıkta sahte imza iddiasını Genç Sağlık Sendikası yargıya taşıdı Adana’da sağlık çalışanlarının imzaları taklit edilerek başka bir sendikaya üye yapıldığı iddiaları üzerine Genç Sağlık Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Dinçer İlboğa, "Sahtecilik bir yöntem değil, tükenmişliğin ve çaresizliğin itirafıdır. Hukuksuzluğun sorumlularının hukuk önünde hesap vermesi için sonuna kadar mücadele edeceğiz" dedi. İddiaya göre, Adana’daki çeşitli sağlık kuruluşlarında görev yapan kamu çalışanlarının, bilgileri ve onayları dışında, imzaları taklit edilerek usulsüz bir şekilde sendika üyesi yapıldıkları öne sürüldü. İddialar hakkında Genç Sağlık Sendikası, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Sendika üyeleri Adana Şehir Hastanesi önünde basın açıklaması yapıp konunun takipçisi olacaklarını duyurdu. "Bu durum düştükleri çaresizliği ortaya koymaktadır" Genç Sağlık Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Dinçer İlboğa, 120 üyelerinin sahte belgelerle başka sendikaya üye yapıldığını öne sürerek, "Bu durum ne sendikal etikle ne de hukuk devleti ilkeleriyle uyuşmamaktadır. Sendikal rekabet emekle, projeyle, alın teriyle ve üyeye sunulan hizmetle yapılır. Sahte belge düzenlemek, iradeleri manipüle etmek ve hukuka aykırı yöntemlere başvurmak açıkça suç teşkil etmektedir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, bazı çevrelerin kaybetme korkusunu ve içine düştükleri çaresizliği ortaya koymaktadır" ifadelerini kullandı. "Hedeflediğimiz tarihten bir hafta önce yetkiyi sizden alacağız" e-Devlet sistemiyle sendika üyeliğinin yapılması gerektiğini savunan İlboğa, daha sonra şunları söyledi: "Bu tür sahteciliklerin ve irade gaspının önüne geçmenin en etkili yolu, sendika üyelik ve çekilme işlemlerinin tamamen e-Devlet sistemi üzerinden gerçekleştirilmesidir. Islak imza ile yürütülen süreçler maalesef suistimale açık bir zemin oluşturmaktadır. Çalışanların gerçek iradesinin korunması, sahte belgelerin önlenmesi ve sendikal güvenliğin sağlanması için üyelik işlemlerinin yalnızca e-Devlet üzerinden yapılması artık zorunluluktur. Sahtecilik bir yöntem değil, tükenmişliğin ve çaresizliğin itirafıdır. Bizler bugüne kadar kimsenin hakkına göz dikmedik. Hiç kimsenin emeğine el uzatmadık. Ancak kendi hakkımızın yenmesine de asla sessiz kalmayacağız. Hukuksuzluğun sorumlularının hukuk önünde hesap vermesi için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Ne yaparsanız yapın, sonuç değişmeyecek. Çünkü üyelerimizin iradesi satın alınamaz, baskıyla yönlendirilemez, sahte belgelerle gasp edilemez. Hedeflediğimiz tarihten bir hafta önce yetkiyi sizden alacağız." "Sahte evraklarla oluşturulan hiçbir üyelik meşru kabul edilemez" Genç Sağlık Sendikası Adana Şube Başkanı Kadir Demirci ise, "Bizler sağlık çalışanlarıyız. Gece gündüz demeden, insan hayatı için emek veren, fedakarlıkla görev yapan bir meslek grubuyuz. Ancak ne yazık ki bazı yapılar çalışanların haberi olmadan, açık rızasını almadan, hatta sahte imza ve usulsüz belgelerle sendikal üyelik süreçlerini manipüle etmeye çalıştığına yönelik son derece ciddi iddialar tarafımıza ulaşmaktadır. Sendikal özgürlük, anayasal bir haktır. Bir çalışanın hangi sendikaya üye olacağına yalnızca kendisi karar verir. Baskıyla, usulsüzlükle, habersiz üyeliklerle veya sahte evraklarla oluşturulan hiçbir üyelik meşru kabul edilemez" dedi.
Tunceli’de koca engerek yılanının ısırdığı kadın, tedavi altına alındı
19 Haziran 2025 Perşembe - 12:04 Tunceli’de koca engerek yılanının ısırdığı kadın, tedavi altına alındı Tunceli’de bayramda kabir ziyaretinde koca engerek yılanı tarafından bacağından ısırılan kadının tedavisi sürüyor. Kadına ilk müdahaleyi yapan acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan hastaya yapılan müdahaleyi, yılan ısırması durumunda yapılması ve yapılmaması gerekenler konusunda önemli bilgiler verdi. Tunceli merkezde yaşayan 76 yaşındaki Emine Gündüz, bayramda Kutudere’deki aile mezarlığına ziyarete gitti. Bu esnada koca engerek yılanı tarafından ısırılan kadın, yanında bulunan oğlu tarafından hastaneye götürülmek üzere yola çıkarıldı. 112 ekiplerine haber verilmesi üzerine hastayı yolda karşılayan ekipteki acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, kadının engerek tarafından ısırıldığı söylemesi üzerine hemen yılan serumu yaptı. Tunceli Devlet Hastanesine kaldırılan kadının tedavisine dahiliye servisinde devam ediliyor. Yaşadığı talihsiz olayı anlatan Emine Gündüz, "Bayramda mezar ziyaretine gittim, mum yaktım. Su getirip mezara dökecektim. Yılanı ne hissettim ne de sesini duydum. Sadece bir anda sanki bacağıma kurşun sıkıldı. Pantolonumu tutup çekince bacağımdan kocaman bir yılan düştü. Yere düştü. Bağırıp oğlumu çağırdım. Yılan oğluma da saldırmaya çalıştı. Kafasına su şişesi attı yine durmadı sonra taş vurdu yılana. Beni oğlum son sürat Kutudere’ye kadar getirdi. Bir yandan da 112 ile konuşuyordu. Oradaki doktor hızlıca gelmesini söyledi. Ben bilemedim oğlumun son sürat gelmesine mi dayanayım yoksa acıma mı dayanayım. Yolda ambulans bizi aldı. Yılanın ısırdığı yeri yıkayıp ambulansta ilk müdahaleyi yaptılar" dedi. ’’Dünyada yılda binlerce insan yılan ısırığından ölüyor’’ Tunceli Devlet Hastanesi Acil Servis Sorumlusu acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, yılandan kaynaklı ölümler hakkında bilgi vererek, "Literatürde 3 bin civarında yılan olduğu belirtilmektedir. Bunların bazı kaynaklarda yüzde 15 bazı kaynaklarda yüzde 25 oranında zehirli olduğu yönünde yayınlar mevcut. Dünya Sağlık Örgütünün yapmış olduğu yayınlarda yıllık yaklaşık 4 buçuk milyon ile 5 milyon 400 bin arasında değişen yılan ısırığı vakası var. Ve bu vakaların 81 bin ile 138 bin arasında ölümle sonuçlanıyor. Dolayısıyla önemli. Yaz dönemlerinde bu vakalar görülüyor. Yaz dönemiyle birlikte üreme, yavruların çıkmasıyla birlikte popülasyon artıyor. Türkiye’de yılan popülasyonu genelde en çok güney bölgesi ile Güneydoğu Anadolu bölgesi. Fakat iklim değişikliğiyle birlikte bana göre kuzeye doğru bu popülasyon gittikçe artacak" diye konuştu. Türkiye’de 59 yılın türü bulunduğunu, bunlardan 17’sinin zehirli, zehirli olan 17 türden 14’ünün ise engerek kategorisinde bulunduğunu kaydeden Dr. Doğan, "Vakamız geldiği zaman sol ayak bileğinin yaklaşık on santim kadar üst kısmında iki diş izi vardı. Hastamız hayvanı tanıyordu ve engerek yılanı olduğunu söyledi. Bu aslında tanımlama açısından önemli. Çoğunlukla bu hasta grubu panik atak ve anksiyoz tarzı bir tabloyla acil servise başvuruyor. Dolayısıyla hangi hayvanın ısırdığı yılanın türü muğlak olarak kalmakta. Genelde eskiden yılan ısırdığı zaman turnike bağlamak, veya yara yerini kesmek, ısırılan yeri emerek tükürmek gibi yöntemler artık önerilmiyor. Bunun bazı nedenleri var. Yılan ısırığının içinde bir çok enzim, proteinleri parçalayarak hastalık tablosunu veya zehirlenme tablosunu oluşturuyor. Hastamız geldiğinde ayak bileğinde lezyon giriş izi vardı, ağrı ön plandaydı. Şişlik geldiği ilk dönemde klinik olarak yansımadı. Özellikle bu tür ısırıklarda yüzde 80-90 oranında bacaklarda ısırık izi oluyor. En tehlikeli grup başında ve gövdesinde olan ısırıklar. Bunların ölümle sonlanma ihtimali biraz daha yüksek oluyor" diye konuştu. ’’Isırıklar evre evre tanımlanıyor’’ Isırıkların evreleri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Zeki Doğan, "Bazı ısırıklar evre sıfır olarak tanımlanan kuru ısırık olan geçen, ısırma olan, zehrin vücuda naklinin olmadığı evredir. Bunlar genelde acil servislerde 8 saatlik bir gözlemin ardından taburcu edilir. Evre birde ise ağrı ve kızarıklık ile kılcal damarların çatlaması, kısmen kanama dolayısıyla morluklar oluşur. Onun dışında herhangi bir bulgusu olmayan hastalar genelde 12 saatlik gözlemden sonra taburcu edilir. Evre iki ve üçte ise, kalp, böbrek, beyin fonksiyonları etkilenebiliyor. Mide, bağırsak sisteminde kanamalar olabiliyor. Dolayısıyla hastane yatırılması gerekiyor. Hastamızın evresi bir. Normalde sıfır ve birde yılan serumu verilmez. Fakat hastamızın tabiri engerek olduğu için biz direkt başladık. Takiplerinde herhangi bir problem, patoloji yoktu. Fakat uzayan süreçlerde lenf ödem tablosu ortaya çıkabiliyor. Çünkü ısırılan yerin lokalizasyonu, kanamasına bağlı olarak bazen toksinler kan vasıtasıyla bazen de lenf kanalları vasıtasıyla yayılır. Kan yoluyla yayılan vakalarda ölüm ihtimali çok daha yüksek. Bizim vakamızda ise daha sonraki süreçte lenf ödem tarzı bir klinik ortaya çıkıyor. Zehirli yılan ısırıklarında bazen el ve ayak kesilmesine kadar gidebilen patolojiler ortaya çıkabiliyor. Tehlikeli evre üç ve dördü bulan vakalarda genelde yoğun bakımda bazen yılan serumunun tekrar tekrar verilmesi gerekebilir. İlk bize başvurduğunda tansiyonu, çarpıntıları olan bir hastaydı; stabildi. Ağrı ön plandaydı. Ağrı biraz süreç gerektiren bir yapı. Bacaklarda ödem artması, morarmanın artması yani donanım bozukluğu ortaya çıkması halinde hastaneye tekrar başvurması önerisiyle hasta gönderilir. Takiplerinde bir patoloji yoktu. Ciddi bir problem yok fakat bazen damar tıkanıklığına neden olan bilmekte bu tür hastalarda. Aynı zamanda bazı hasta gruplarında şeker hastalığı veya damar hastalıkları gibi yaşa bağlı olarak damarlarda daralma olan hastalarda bu yılan ısırıkları daha patolojik bir sonuç getiriyor. Beslenmeyi sağlayan damarlarda bozulma ön planda olduğu için o hasta grubunda daha dikkat etmek gerekiyor. Tedaviyi aslında hastaya göre seçmek gerekiyor. Dolayısıyla dikkatli bir bilgi alışverişi açısından bu önemli" şeklinde konuştu. Sahada alınması gereken önlemler Sahada alınması gereken önlemlere ilişkin konuşan acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, "Sahada çizme giyilmesi, eldiven takılması, sopa taşımak, biraz gürültü yürümek hayvanın kaçmasına yardımcı olacak. Kendi doğası içinde çok zararlı olduğunu düşündüğüm bir varlık değil. Sonuçta kemirgenleri tüketerek kendi yaşamını sürdüren bir canlı türü. Belki bizler onun yaşam alanlarına müdahale ettiğimiz için bunlarla sık karşılaşmaya başlıyoruz. Onun da yaşam alanına saygı göstererek bir biçimde yaklaşım sergilemek, önleyici olarak yaklaşmak gerekiyor. Bu tür ısırıklarda her hastanın engerek deme şansı olmayabilir. Üçgen kafa, göz bebeğinin horizontal görüntüsünün dikey seyretmesi ayırıcı tanılar içerisinde. Yine dişlerin ön tarafta ve kesin olması. Zehirsizlerin dişleri küçük ve geride oluyor. Böyle bir olayla karşılaşan bir insanın bunu tanımlaması biraz düşük olabiliyor. Acil servislere başvuran hastalara zehirli yılan ısırdı protokolü üzerinden müdahale etmek daha mantıklı geliyor bana. Evre sıfır ve birde yılan serumu yapılmıyor fakat bekleme süreci çok uzadığı zaman klinik artabiliyor. Zehir aktive olacak, etkinliği çok daha fazla olacak. Evre sıfır ve bir kitabi bir bilgidir. Kronik hastalıkları da düşünecek olursak verilmesi gerekir diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Doğan, bu tür vakalarda turnike yapılmaması, kesilmemesi, emilmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Sadece yılanın ısırmış olduğu yerin temiz suyla yıkanması sahada yeterli bir yaklaşım tarzı olur. Ondan sonra 112 aracılığıyla direkt acile başvurmak gerekiyor" dedi.
Tunceli’de koca engerek yılanının ısırdığı kadın, tedavi altına alındı
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:58 Tunceli’de koca engerek yılanının ısırdığı kadın, tedavi altına alındı Tunceli’de bayramda koca engerek yılanı tarafından bacağından ısırılan kadının tedavisi sürüyor. Kadına ilk müdahaleyi yapan acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan hastaya yaptıkları müdahaleyi, yılan ısırması durumunda yapılması ve yapılmaması gerekenler konusunda önemli bilgiler verdi. Tunceli merkezde yaşayan 76 yaşındaki Emine Gündüz, bayramda Kutudere’de bulunan aile mezarlığına ziyarete gitti. Bu esnada koca engerek yılanı tarafından ısırılan kadın, yanında bulunan oğlu tarafından hastaneye götürülmek üzere yola çıkarıldı. 112 ekiplerine haber verilmesi üzerine yolda hastayı yolda karşılayan ekipte bulunan acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, kadının engerek tarafından ısırıldığı söylemesi üzerine hemen yılan serumu yaptı. Tunceli Devlet Hastanesine kaldırılan kadının tedavisine dahiliye servisinde devam ediliyor. Yaşadığı talihsiz olayı anlatan Emine Gündüz, "Bayramda mezar ziyaretine gittim, mum yaktım. Su getirip mezara dökecektim. Yılanı ne hissettim ne de sesini duydum. Sadece bir anda sanki bacağıma kurşun sıkıldı. Pantolonumu tutup çekince bacağımdan kocaman bir yılan düştü. Yere düştü. Bağırıp oğlumu çağırdım. Yılan oğluma da saldırmaya çalıştı. Kafasına su şişesi attı yine durmadı sonra taş vurdu yılana. Beni oğlum son sürat Kutudere’ye kadar getirdi. Bir yandan da 112 ile konuşuyordu. Oradaki doktor hızlıca gelmesini söyledi. Ben bilemedim oğlumun son sürat gelmesine mi dayanayım yoksa acıma mı dayanayım. Yolda ambulans bizi aldı. Yılanın ısırdığı yeri yıkayıp ambulansta ilk müdahaleyi yaptılar" dedi. ’’Dünyada yılda binlerce insan yılan ısırığından ölüyor’’ Tunceli Devlet Hastanesi Acil Servis Sorumlusu acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, yılandan kaynaklı ölümler hakkında bilgi vererek, "Literatürde 3 bin civarında yılan olduğu belirtilmektedir. Bunların bazı kaynaklarda yüzde 15 bazı kaynaklarda yüzde 25 oranında zehirli olduğu yönünde yayınlar mevcut. Dünya Sağlık Örgütünün yapmış olduğu yayınlarda yıllık yaklaşık 4 buçuk milyon ile 5 milyon 400 bin arasında değişen yılan ısırığı vakası var. Ve bu vakaların 81 bin ile 138 bin arasında ölümle sonuçlanıyor. Dolayısıyla önemli. Yaz dönemlerinde bu vakalar görülüyor. Yaz dönemiyle birlikte üreme, yavruların çıkmasıyla birlikte popülasyon artıyor. Türkiye’de yılan popülasyonu genelde en çok güney bölgesi ile güneydoğu Anadolu bölgesi. Fakat iklim değişikliğiyle birlikte bana göre kuzeye doğru bu popülasyon gittikçe artacak" diye konuştu. Türkiye’de 59 yılın türü bulunduğunu, bunlardan 17’sinin zehirli, zehirli olan 17 türden 14’ünün ise engerek kategorisinde bulunduğunu kaydeden Dr. Doğan, "Vakamız geldiği zaman sol ayak bileğinin yaklaşık on santim kadar üst kısmında iki diş izi vardı. Hastamız hayvanı tanıyordu ve engerek yılanı olduğunu söyledi. Bu aslında tanımlama açısından önemli. Çoğunlukla bu hasta grubu panik atak ve anksiyoz tarzı bir tabloyla acil servise başvuruyor. Dolayısıyla hangi hayvanın ısırdığı yılanın türü muğlak olarak kalmakta. Genelde eskiden yılan ısırdığı zaman turnike bağlamak, veya yara yerini kesmek, ısırılan yeri emerek tükürmek gibi yöntemler artık önerilmiyor. Bunun bazı nedenleri var. Yılan ısırığının içinde bir çok enzim, proteinleri parçalayarak hastalık tablosunu veya zehirlenme tablosunu oluşturuyor. Hastamız geldiğinde ayak bileğinde lezyon giriş izi vardı, ağrı ön plandaydı. Şişlik geldiği ilk dönemde klinik olarak yansımadı. Özellikle bu tür ısırıklarda yüzde 80-90 oranında bacaklarda ısırık izi oluyor. En tehlikeli grup başında ve gövdesinde olan ısırıklar. Bunların ölümle sonlanma ihtimali biraz daha yüksek oluyor" diye konuştu. ’’Isırıklar evre evre tanımlanıyor’’ Isırıkların evreleri hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Zeki Doğan, "Bazı ısırıklar evre sıfır olarak tanımlanan kuru ısırık olan geçen, ısırma olan, zehrin vücuda naklinin olmadığı evredir. Bunlar genelde acil servislerde 8 saatlik bir gözlemin ardından taburcu edilir. Evre bir de ise ağrı ve kızarıklık ile kılcal damarların çatlaması, kısmen kanama dolayısıyla morluklar oluşur. Onun dışında herhangi bir bulgusu olmayan hastalar genelde 12 saatlik gözlemden sonra taburcu edilir. Evre iki ve üçte ise, kalp, böbrek, beyin fonksiyonları etkilenebiliyor. Mide, bağırsak sisteminde kanamalar olabiliyor. Dolayısıyla hastane yatırılması gerekiyor. Hastamızın evresi bir. Normalde sıfır ve birde yılan serumu verilmez. Fakat hastamızın tabiri engerek olduğu için biz direkt başladık. Takiplerinde herhangi bir problem, patoloji yoktu. Fakat uzayan süreçlerde lenf ödem tablosu ortaya çıkabiliyor. Çünkü ısırılan yerin lokalizasyonu, kanamasına bağlı olarak bazen toksinler kan vasıtasıyla bazen de lenf kanalları vasıtasıyla yayılır. Kan yoluyla yayılan vakalarda ölüm ihtimali çok daha yüksek. Bizim vakamızda ise daha sonraki süreçte lenf ödem tarzı bir klinik ortaya çıkıyor. Zehirli yılan ısırıklarında bazen el ve ayak kesilmesine kadar gidebilen patolojiler ortaya çıkabiliyor. Tehlikeli evre üç ve dördü bulan vakalarda genelde yoğun bakımda bazen yılan serumunun tekrar tekrar verilmesi gerekebilir. İlk bize başvurduğunda tansiyonu, çarpıntıları olan bir hastaydı; stabildi. Ağrı ön plandaydı. Ağrı biraz süreç gerektiren bir yapı. Bacaklarda ödem artması, morarmanın artması yani donanım bozukluğu ortaya çıkması halinde hastaneye tekrar başvurması önerisiyle hasta gönderilir. Takiplerinde bir patoloji yoktu. Ciddi bir problem yok fakat bazen damar tıkanıklığına neden olan bilmekte bu tür hastalarda. Aynı zamanda bazı hasta gruplarında şeker hastalığı veya damar hastalıkları gibi yaşa bağlı olarak damarlarda daralma olan hastalarda bu yılan ısırıkları daha patolojik bir sonuç getiriyor. Beslenmeyi sağlayan damarlarda bozulma ön planda olduğu için o hasta grubunda daha dikkat etmek gerekiyor. Tedaviyi aslında hastaya göre seçmek gerekiyor. Dolayısıyla dikkatli bir bilgi alışverişi açısından bu önemli" şeklinde konuştu. Sahada alınması gereken önlemler Sahada alınması gereken önlemlere ilişkin konuşan acil tıp uzmanı Dr. Zeki Doğan, "Sahada çizme giyilmesi, eldiven takılması, sopa taşımak, biraz gürültü yürümek hayvanın kaçmasına yardımcı olacak. Kendi doğası içinde çok zararlı olduğunu düşündüğüm bir varlık değil. Sonuçta kemirgenleri tüketerek kendi yaşamını sürdüren bir canlı türü. Belki bizler onun yaşam alanlarına müdahale ettiğimiz için bunlarla sık karşılaşmaya başlıyoruz. Onun da yaşam alanına saygı göstererek bir biçimde yaklaşım sergilemek, önleyici olarak yaklaşmak gerekiyor. Bu tür ısırıklarda her hastanın engerek deme şansı olmayabilir. Üçgen kafa, göz bebeğinin horizontal görüntüsünün dikey seyretmesi ayırıcı tanılar içerisinde. Yine dişlerin ön tarafta ve kesin olması. Zehirsizlerin dişleri küçük ve geride oluyor. Böyle bir olayla karşılaşan bir insanın bunu tanımlaması biraz düşük olabiliyor. Acil servislere başvuran hastalara zehirli yılan ısırdı protokolü üzerinden müdahale etmek daha mantıklı geliyor bana. Evre sıfır ve birde yılan serumu yapılmıyor fakat bekleme süreci çok uzadığı zaman klinik artabiliyor. Zehir aktive olacak, etkinliği çok daha fazla olacak. Evre sıfır ve bir kitabi bir bilgidir. Kronik hastalıkları da düşünecek olursak verilmesi gerekir diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Doğan, bu tür vakalarda turnike yapılmaması, kesilmemesi, emilmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Sadece yılanın ısırmış olduğu yerin temiz suyla yıkanması sahada yeterli bir yaklaşım tarzı olur. Ondan sonra 112 aracılığıyla direkt acile başvurmak gerekiyor" dedi. (ET-YRT
Uzmanından uyarı: "Yaz sıcaklarında kalbinize özen gösterin"
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:49 Uzmanından uyarı: "Yaz sıcaklarında kalbinize özen gösterin" Acıbadem Ankara Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Müjgan Tek, aşırı sıcaklık ve nem artışıyla birlikte vücudun terleme yoluyla sıvı kaybına uğradığını; bunun da kanın yoğunlaşması, kalbin yükünün artması ve kalp krizine yol açabildiğini söyledi. Acıbadem Ankara Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Müjgan Tek, dünyada ve Türkiye’de önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan kalp krizi hakkında önemli bilgiler verdi. Kalp krizinin kalbe kan taşıyan damarların tıkanması sonucu meydana geldiğini belirten Doç. Dr. Tek "Birçok kalp krizi, zamanında müdahale ile önlenebilir ya da hayati riskler azaltılabilir. Bu nedenle halkımızın hem kalp krizi risklerinin arttığı durumlar hem de kalp krizi belirtileri konusunda bilinçli olması hayati önem taşımaktadır" dedi. Kalp krizinin temel nedeninin damar sertliği (ateroskleroz) olarak bilinen damar içi yağ birikimleri olduğunu hatırlatan Tek, bu süreci hızlandıran başlıca risk faktörlerini "Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara kullanımı, yüksek kolesterol ve trigliserit düzeyleri, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü, obezite ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı ve stres" olarak sıraladı. Özellikle yaz aylarında sıcak havanın da kalp sağlığını olumsuz etkilediğinin altını çizen Doç. Dr. Tek "Sıcak hava vücudun ısı düzenleme mekanizmalarını zorlayıp kalp atışlarını hızlandırabilir. Kan damarları vücut sıcaklığını dengelemek için genişler, böylece kalp daha fazla kan pompalamaya başlar. Bu durum, özellikle sıcak çarpması veya dehidrasyon gibi faktörlerle birleştiğinde kalp çarpıntısına yol açabilir" dedi. Aşırı sıcaklık ve nem artışıyla birlikte vücudun terleme yoluyla sıvı kaybına uğradığını; bunun da kanın yoğunlaşması, kalbin yükünün artması ve kalp krizine yol açabildiğini sözlerine ekledi. "Bazı kişilerde ‘sessiz kalp krizi’ görülebilir" Kalp krizinin belirtilerinin kişiden kişiye değiştiğine dikkat çeken Doç. Dr. Tek, bazı kişilerde ‘sessiz kalp krizi’ görülebileceğini; özellikle kadın ve yaşlılarda farklı semptomların da gözlemlenebileceğini ifade etti. Bununla birlikte en yaygın belirtilerin göğüs ortasında baskı, sıkışma, sol kola, boyuna, çeneye veya sırta yayılan ağrı, nefes darlığı, soğuk terleme, mide bulantısı ile baygınlık hissi olduğunu söyledi. Bu belirtilerden bir ya da birkaçını yaşayan kişilerin zaman kaybetmeden 112 Acil Servis’i aramaları konusunda uyarıda bulunan Doç. Dr. Tek, "Kalp krizinde erken müdahale, kalp kasının zarar görmesini azaltır ve hayat kurtarır. Kendi imkanlarınızla hastaneye gitmek zaman kaybına ve daha kötü sonuçlara neden olabilir" diye konuştu. "Düzenli doktor kontrollerini ihmal etmeyin" Bazı bireylerde kalp krizi önceden hiçbir belirti vermediği için sağlıklı görünen bireylerin bile risk altında olabileceğini vurgulayan Doç. Dr. Tek, bu nedenle de düzenli doktor kontrollerini ihmal etmemek gerektiğini dile getirdi. Tansiyon, şeker ve kolesterol düzeylerinin takip edilmesini, sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesini tavsiye etti. Sigaranın kalp krizi riskini 2-4 kat arttırdığına işaret eden Tek, sigaranın mutlaka bırakılması gerektiğini söyledi Tek, sözlerine şöyle devam etti: "Az tuzlu, az yağlı, bol sebze meyve içeren diyetler ile sağlıklı beslenilmeli. Düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı kazanmak, örneğin haftada en az 150 dk egzersiz yapmak, alkol kullanımını sınırlamak gerekir. Meditasyon ve nefes egzersizleri gibi stres yönetimi tekniklerini uygulamak iyi olabilir. Ayrıca kalp krizi belirtilerinin öğrenilip çevreyle paylaşılması da fayda sağlar" dedi.
4. bölge 13. ASKOM toplantısı Tunceli’de yapıldı
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:33 4. bölge 13. ASKOM toplantısı Tunceli’de yapıldı Acil sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik bölgesel koordinasyon toplantısı Tunceli’de yapıldı. 2025 yılı birinci 4. bölge illeri 13. Acil Sağlık Koordinasyon Merkezi (ASKOM) toplantısı, Malatya İl Sağlık Müdürlüğü başkanlığında, Tunceli İl Sağlık Müdürlüğünün ev sahipliğinde düzenlendi. Toplantıya Elazığ, Bingöl ve Malatya İl Sağlık Müdürlükleri ile bölgedeki kamu ve özel sağlık kurumlarının temsilcileri katılım sağladı. Ev sahibi kurum adına toplantıya katılan Tunceli İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran, katılımcıları selamlayarak toplantıya ev sahipliği yapmaktan duydukları memnuniyeti ifade etti. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Malatya İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Cezmi Karaca, acil sağlık hizmetlerinin önemine değinerek bölgesel iş birliği ve koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıya ayrıca Bingöl İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Samet Tatlı ve Elazığ Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Ramazan Gürgöze de katılım sağladı. İl temsilcileri tarafından yapılan sunumlarla, illerdeki mevcut acil sağlık hizmetlerinin genel durumu değerlendirildi. Toplantı kapsamında, 4. bölge illerinde yürütülen acil sağlık hizmetlerinin işleyişi, karşılaşılan sorunlar, çözüm önerileri ve iyi uygulama örnekleri detaylı şekilde ele alındı. Özellikle vaka yönetimi, ambulans hizmetleri, hastane öncesi acil sağlık müdahaleleri ile hastane transfer süreçlerinde yaşanan aksaklıkların giderilmesine yönelik öneriler gündeme taşındı. Toplantının kapanışında, bölge illerinde sunulan acil sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve bu hizmetlerin sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması açısından ASKOM toplantılarının taşıdığı stratejik öneme dikkat çekildi. Ayrıca sağlık hizmet sunucularının kaynaklarını daha etkin ve verimli kullanmalarının, acil sağlık hizmetlerinin kalitesini ve etkinliğini artıracağı vurgulanarak, bu doğrultuda kurumsal iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde ortak temenniler dile getirildi.
2024’te Antalya’da günde ortalama 38 kişi hayatını kaybetti
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:16 2024’te Antalya’da günde ortalama 38 kişi hayatını kaybetti TÜİK’in açıkladığı 2024 verilerine göre Antalya’da 13 bin 864 kişi yaşamını yitirdi. Ölüm nedenlerinin başında dolaşım sistemi hastalıkları gelirken, tümörler ve solunum sistemi hastalıkları da öne çıktı. Türkiye genelinde ise ölüm sayısı 489 bini aştı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılına ait Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ni açıkladı. Türkiye genelinde geçen yıl toplam 489 bin 361 kişi hayatını kaybetti. Antalya’da 2024 boyunca 13 bin 864 kişi yaşamını yitirirken, Isparta’da 3 bin 366, Burdur’da ise 2 bin 355 ölüm kaydedildi. Türkiye genelinde ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, yüzde 36’sının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığı belirlendi. Bu grubu yüzde 16,3 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 15 ile solunum sistemi hastalıkları izledi. Ölüm nedenleri arasında sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları, iç salgı bezi, beslenme ve metabolizmayla ilgili hastalıklar ile haricî yaralanma ve zehirlenmeler de yer aldı. Antalya’da en çok ölüm kalp ve damar hastalıklarından Antalya’da 13 bin 864 ölümün 5 bin 207’si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Bunu 2 bin 294 ölümle iyi huylu ve kötü huylu tümörler, bin 911 ölümle solunum sistemi hastalıkları takip etti. Kentte 759 kişi iç salgı bezi, beslenme ve metabolizmayla ilgili hastalıklar, 821 kişi haricî yaralanmalar ve zehirlenmeler, 412 kişi ise sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. COVID-19 kaynaklı ölüm sayısı 1 olarak kaydedilirken, 2 bin 5 kişi diğer nedenlerden, 454 kişi ise nedeni bilinmeyen sebeplerle yaşamını yitirdi. Isparta’da ölümlerin üçte biri dolaşım sistemi kaynaklı Isparta’da 2024 yılında gerçekleşen 3 bin 366 ölümün bin 218’i dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı olarak yaşandı. Tümörler nedeniyle 428, solunum sistemi hastalıkları nedeniyle 454 kişi hayatını kaybetti. Sinir sistemi ve duyu organları hastalıklarına bağlı ölümler 112, iç salgı bezi ve metabolizmayla ilgili hastalıklara bağlı ölümler ise 148 olarak kayıtlara geçti. Haricî yaralanma ve zehirlenmeler nedeniyle 146, diğer nedenlerle 699, nedeni bilinmeyen sebeplerle ise 161 kişi yaşamını yitirdi. Burdur’da en çok ölüm kalp hastalıkları nedeniyle Burdur’da geçen yıl 2 bin 355 kişi hayatını kaybetti. Bu ölümlerin 915’i dolaşım sistemi hastalıklarından, 311’i iyi ve kötü huylu tümörlerden, 315’i solunum sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Sinir sistemi ve duyu organları hastalıkları 114, iç salgı bezi ve metabolizmayla ilgili hastalıklar 156, haricî yaralanma ve zehirlenmeler 137 ölüme yol açtı. Şehirde diğer nedenlerden 360, nedeni bilinmeyen sebeplerle ise 47 ölüm gerçekleşti.
Uzman uyardı: "Yazın çocuklarda El-Ayak-Ağız Hastalığı artışa geçebilir"
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:13 Uzman uyardı: "Yazın çocuklarda El-Ayak-Ağız Hastalığı artışa geçebilir" Yaz aylarında El-Ayak-Ağız Hastalığının (EAAH) toplu yaşam alanlarında hızla yayılabildiği uyarısında bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Seda Göçer, ’’EAAH yazın özellikle 5 yaş altı çocuklarda daha sık rastlanır. Tedavisi ihmal edilirse, nadiren de olsa tırnak dökülmesi, kalp ve nörolojik sistem tutulumu gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Seda Göçer, özellikle yaz aylarında ve toplu yaşam alanlarında hızla yayılabilen, 5 yaş altı çocuklarda daha sık rastlanan El-Ayak-Ağız Hastalığı (EAAH) hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Uzm. Dr. Göçer, hastalığın genellikle hafif seyretse de dikkatli takip edilmediğinde ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini belirterek ebeveynlere uyarılarda bulundu. "Belirtiler hafif başlasa da takip şart" EAAH çoğu zaman basit semptomlarla başladığını ifade eden Uzm. Dr. Seda Göçer, şu bilgileri paylaştı: "Hastalık genellikle hafif ateş, boğaz ağrısı, halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtilerle başlıyor. EAAH’nın kuluçka süresi 3 ila 6 gün arasında değişiyor. Ardından ağız içinde ağrılı yaralar, el ve ayaklarda döküntüler veya küçük su kabarcıkları ortaya çıkıyor. Bu döküntüler bazen kalça ve kasıklarda da görülebiliyor. Bazı çocuklarda bulantı, karın ağrısı ve ishal gibi ek semptomlar da gözlemlenebiliyor." "Bazı vakalarda ateş, vücut döküntüleri ve sıvı kaybı görülebilir" Hastalığın çoğu zaman kendiliğinden iyileştiğini vurgulayan Uzm. Dr. Göçer, bazı vakalarda ise yüksek ateş, yaygın vücut döküntüleri ve sıvı kaybı gibi daha ağır bir tabloyla karşılaşılabileceğine dikkat çekti. Nadir de olsa tırnak dökülmesi (onikomadezis), kalp ve nörolojik sistem tutulumu gibi ciddi komplikasyonların gelişebileceğini belirten Göçer, bu gibi durumlarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğinin altını çizdi. Bulaşma yolları ve korunma önlemleri Hastalığın oldukça bulaşıcı olduğuna dikkat çeken Göçer, virüsün hem doğrudan temasla hem de öksürük-hapşırık yoluyla havaya yayılan damlacıklarla bulaşabildiğini söyledi. Ayrıca virüsün dışkı yoluyla da yayılabildiğini belirten Göçer, bu nedenle özellikle hijyen kurallarına sıkı şekilde uyulması gerektiğini vurguladı. Ebeveynlere 4 önemli uyarı Uzm. Dr. Göçer, çocukların bu tür enfeksiyonlardan korunabilmesi için basit ama etkili önlemlerin alınmasını söyleyerek şu önerileri paylaştı: "Ellerin sık sık ve doğru şekilde yıkanmalı. Özellikle tuvalet sonrası ve yemek öncesi hijyen alışkanlığı kazandırılmalı. Hasta bireylerle temastan kaçınılmalı, kardeşler arasında bile yakın temas bulaşı kolaylaştırabilir. Oyuncaklar ve kişisel eşyalar düzenli olarak dezenfekte edilmeli. Toplu yaşam alanlarında oyuncak paylaşımı enfeksiyon riskini artırır. Bu nedenle bu davranıştan kaçınılmalı. Hastalığa yakalanan çocuklar okula veya kreşe gönderilmemeli. Dinlenme süreci evde geçirilerek yayılım riski azaltılmalı." Tedavi ve iyileşme süreci Hastalığın spesifik bir antiviral tedavisinin bulunmadığını belirten Uzm. Dr. Göçer, tedavinin semptomlara yönelik olduğunu ifade etti. Ateş düşürücüler, ağrı kesiciler ve bol sıvı tüketiminin önerildiğini söyleyen Göçer, döküntülerin genellikle bir hafta içerisinde kendiliğinden geçtiğini aktardı. Uzm. Dr. Göçer, "Hastalık genellikle basit önlemlerle kontrol altına alınabiliyor. Bu nedenle özellikle ebeveynlerin, eğitimcilerin ve çocuklarla teması olan herkesin bilinçlendirilmesi, salgınların önlenmesinde büyük önem taşıyor. Hijyenin ön planda tutulduğu ortamlarda virüsün yayılımı ciddi oranda azaltılabiliyor" diye konuştu.
Muş ve Ağrı’dan iki yenidoğan için hava ambulans seferberliği
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:08 Muş ve Ağrı’dan iki yenidoğan için hava ambulans seferberliği Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dünyaya gelen ve kalp rahatsızlığı bulunan prematüre bir bebek ambulans uçakla Ankara’ya sevk edilirken, Muş’ta doğan bir diğer bebek ise "soğutma tedavisi" ihtiyacı nedeniyle helikopter ambulansla Ağrı’ya getirildi. Edinilen bilgiye göre, Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 34 haftalık ve 2 bin 240 gram olarak dünyaya gelen Behram Ali Talay adlı prematüre bebek, doğum sonrası kalpte kapanması gereken damarın açık kalması olarak bilinen Patent Ductus Arteriosus teşhisiyle tedavi altına alındı. Durumunun ileri düzey cerrahi müdahale gerektirmesi üzerine, bebeğin Ankara’ya sevkine karar verildi. 112 Acil Sağlık ekipleri tarafından ambulansla Ahmed-i Hani Havalimanı’na götürülen bebek, buradan Sağlık Bakanlığı’na ait ambulans uçakla Ankara Etlik Şehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’ne nakledildi. Öte yandan, Muş Devlet Hastanesi’nde 39 hafta ve 3000 gram olarak doğan Bebek Ekelik ise "soğutma tedavisi" ihtiyacı nedeniyle Sağlık Bakanlığı’na bağlı helikopter ambulans ile Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’ne getirildi. Hastanede tedavisine hızla başlanan bebeğin durumu yakından takip ediliyor. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Ağrı İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer, Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin artık tam donanımlı bir merkez haline geldiğini belirterek, "Artık başka illerden hasta kabulü yapıyoruz. Bu, hizmet kalitemizin ve sağlık altyapımızın geldiği noktayı gösteriyor." ifadelerini kullandı.
"Yaz ayları sünnet için daha elverişli"
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:04 "Yaz ayları sünnet için daha elverişli" Sünnetin her mevsimde yapılabileceğini ancak yaz aylarında bazı şartların çocuklar için daha elverişli olabileceğini işaret eden Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Köse, "Aileler tarafından sünnet işlemi için yazın daha sık tercih edilmesinin nedeni okulların tatil olması, çocuğun daha rahat kıyafetler giyebilmesi gibi pratik nedenlerdir. Ayrıca, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi soğuk havalarda daha sık görülen hastalıklar da yaz aylarında daha az görüldüğünden bu mevsim tercih edilmektedir" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi’nden Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Köse, sünnet operasyonları öncesi ve sonrasında dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgiler paylaştı. Sünnetin özellikle sünnet derisi darlığı, sünnet derisi iltihabı gibi durumlarda tedavi edici bir işlem olduğunun altını çizen Op. Dr. Coşkun Köse, ayrıca erkeklerin erişkin yaşamında çeşitli hastalıklar ve durumlara karşı koruyucu olduğu gösterildiğini vurguladı. Op. Dr. Coşkun Köse, "Sünnet işlemi yenidoğan döneminden başlayarak her yaşta yapılabilir ancak 2 ila 5.5 yaş aralığında yapılması, çocuğun psikolojik gelişim süreçleri nedeniyle önerilmez" diye konuştu. "Yazın üst yolunum enfeksiyonları daha az görülüyor" Aslında sünnetin ideal bir mevsimi olmadığını, her mevsim yapılabileceğini işaret eden Op. Dr. Köse, "Yazın tercih edilmesinin nedeni okulların tatil olması, çocuğun daha rahat kıyafetler giyebilmesi gibi pratik nedenlerdir. Ayrıca, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi soğuk havalarda daha sık görülen hastalıklar da yaz aylarında daha az görüldüğünden, bu mevsim tercih edilmektedir" şeklinde konuştu. "Yazın daha ince kıyafetler ve çamaşırlar giyilebilmesi bir avantaj" Yaz tatilinin sünnetin iyileşme süreci açısından da bazı avantajları olduğunu vurgulayan Op. Dr. Köse, "Sünnet sonrası bakım açısından daha ince kıyafetler ve çamaşırlar giyilebilmesi, sünnet bölgesine daha az baskının olması ve bu bölgenin daha fazla hava alabilmesi bir avantajdır. Ayrıca, okul çocuklarının okuldan geri kalmaması ve sürekli ebeveynin yanında olabilmesi dolayısıyla daha yakın bakım sağlanabilmesi de önemli bir avantajdır" ifadelerini kullandı. Her şeye rağmen, yaz aylarında da hijyen açısından dikkat edilmesi gereken bazı özel durumlar olduğuna dikkat çeken Köse, "Yaz aylarında havanın sıcaklığına bağlı olarak terleme daha fazla olacağından, sünnet bölgesi nemli kalabilir. Dolayısıyla, çocukların hafif kıyafetler giymesi, aşırı terlemeden kaçınması, sık sık o bölgenin açık bırakılarak kuru kalması ve hava almasını sağlayarak genel hijyen kurallarına uyulması yeterlidir" dedi. "Yöntem çocuğa özel belirlenmeli" Klasik cerrahi sünnetin, günümüzde en çok tercih edilen sünnet yöntemleri arasında ilk sırada geldiğini vurgulayan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Coşkun Köse, "Bu teknik uzun yıllardır uygulandığından uzun vadede sonuçları en iyi bilinen yöntemdir. Damar ve sinirlerin korunması, estetik görünüm, komplikasyon oranları açısından özellikle yaygın şekilde tercih edilmektedir. Yenidoğan sünnetinde genellikle lokal anestezi tercih edilmektedir. Daha büyük çocuklarda ise her iki yöntem de tercih edilebilir. Her ikisinin de kendine göre avantajları dezavantajları vardır. En uygun yöntem, çocuğa özel olarak aile ile birlikte belirlenmelidir" diye konuştu. "Enfeksiyon ve kanama gibi komplikasyonlara dikkat edilmeli" Sünnet sonrası bakımın da önemli olduğuna değinen Coşkun Köse, "Sünnet sonrası bakım oldukça kolaydır. En önemlisi, genel hijyen kurallarına uyulmasıdır. Bakım genel olarak ılık oturma banyoları ve yara bakım kremleri kullanılarak yapılmaktadır. Sünnet sonrası önerilere tam uyulduğu takdirde süreç sorunsuz ve zahmetsiz atlatılabilmektedir. Dikiş alınması ya da pansuman gerekmemektedir. Aileler, enfeksiyon ve kanama gibi komplikasyonlara dikkat etmelidir. Bu komplikasyonlar son derece nadirdir. Enfeksiyon riski genel hijyen kurallarına ve hekim önerilerine uyulduğu takdirde neredeyse hiç görülmez. Kanama ise nispeten daha fazla görülen bir komplikasyondur. Travmadan kaçınılması, hekimin önerdiği dışındaki ağrı kesicilerin kullanılmaması yara bakım kremlerinin doğru ve düzgün kullanımı gibi koruyucu yöntemlerle bunun önüne geçmek mümkündür" dedi. "Abartılı ifadelerden kaçınılmalı" Ailelerin çocuklarına sünnet sürecini doğru bilgilerle ve yaşına uygun şekilde anlatması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Köse, şunları söyledi: "Sünnet öncesinde çocuğun özellikle kaygı duymasına neden olacak abartılı ifadelerden kaçınılmalı, ailenin sünnetin sağlık gerekçeleri ile inanç meyanında gerekliliğini sade ve sakin bir şekilde aktarması önemlidir. ‘Kesilecek, ucundan azıcık alınacak’ gibi abartılı ifadeler ile ‘hiç canın yanmayacak’ gibi gerçek dışı ifadeler kullanılmamalı, baskı ya da zorlama yapılmamalıdır. Sürecin tamamının uygun şekilde anlatılması, hem aile hem de çocukta kaygıyı azaltmaktadır. Ayrıca, oluşabilecek küçük aksiliklerde de kaygı duyulmamasını sağlamaktadır" "Ameliyathanede ve steril şartlarda yapılmalı" Sünnetin cerrahi bir işlem olması nedeniyle mutlaka her cerrahi işlem gibi bir cerrah hekim tarafından steril şartlarda ameliyathanede yapılması gerektiğini belirten Op. Dr. Köse, "Uzman tarafından yapılmayan ya da gerekli sterilite şartları sağlanmadan yapılan sünnetlerde düzeltilmesi zor hatta imkansız komplikasyonlar gelişebilir. Genel kanının aksine, oldukça incelikli ve teknik olarak uzmanlık gerektiren karmaşık bir işlemdir" dedi.
’’Prostat kanserinde nanoknife yöntemi yüz güldürücü sonuçlar veriyor’’
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:03 ’’Prostat kanserinde nanoknife yöntemi yüz güldürücü sonuçlar veriyor’’ Prostat kanserinde nanoknife yöntemine dikkat çeken Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Eymen Gazel, ’’Tanı teknolojilerindeki ilerlemeler ve toplumsal farkındalığın artmasıyla birlikte prostat kanserleri daha erken evrede yakalanıyor. Özellikle erken evre ve küçük hacimli tümörlerde, nanoknife yöntemi yüz güldürücü sonuçlar veriyor. Türkiye’de uygulanan bu yeni yöntem sayesinde hastalar cerrahiye gerek kalmadan etkin bir tedavi seçeneğine daha kavuşmuş oldu’’ dedi. Erkeklerde en sık rastlanan kanser türlerinden biri olan prostat kanseri, artık tarama yöntemleri sayesinde erken evrede tespit edilebiliyor. Bu erken evre hastalarda, Türkiye’de nadir merkezlerde kullanılmaya başlanan nanoknife yöntemi ile etkili tedavi imkânı sunuluyor. Nanoknife yöntemi ile ilgili bilinmesi gerekenleri Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Eymen Gazel anlattı. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Eymen Gazel, nanoknife yöntemi ile hakkında şu açıklamalarda bulundu: ’’Prostat kanseri, yaygınlığı nedeniyle 45 yaş üstü tüm erkeklerde, şikayet olmasa dahi düzenli kontrolleri gerektiriyor. Erken tanı, tedavinin başarısını belirleyen en önemli faktörlerden biri. Tanı süreci, ürolojik muayene ve kanda PSA (Prostat Spesifik Antijen) testi ile başlıyor. PSA değerleri şüpheli olan hastalar, multiparametrik prostat MR ile detaylı inceleniyor. Ancak kesin tanı, mutlaka biyopsi ile konuluyor. Tanı teknolojilerindeki ilerlemeler ve toplumsal farkındalığın artmasıyla birlikte prostat kanserleri daha erken evrede yakalanıyor. Özellikle erken evre ve küçük hacimli tümörlerde, nanoknife yöntemi yüz güldürücü sonuçlar veriyor. Türkiye’de uygulanan bu yeni yöntem sayesinde hastalar cerrahiye gerek kalmadan etkin bir tedavi seçeneğine daha kavuşmuş oldu. Küçük tümörlerde, düşük yan etki Prostat kanseri tedavisi; hastalığın yaygınlığı, evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu gibi birçok faktöre göre planlanıyor. Küçük hacimli, düşük riskli tümörlerde ise cerrahi ve radyoterapi gibi tedaviler geciktirilebiliyor. Bu hastalarda aktif izlem yapılabildiği gibi, fokal tedavi yani sadece tümörlü alana odaklanarak yapılan uygulamalar da tercih edilebiliyor. İdrar fonksiyonları korunuyor Daha önce bazı karaciğer ve pankreas tümörlerinde de kullanılan nanoknife teknolojisi, prostat kanserinin odaklanmış tedavisinde de umut verici bir seçenek olarak öne çıkıyor. Yöntemin diğer fokal tedavilerden en önemli farkı işlem sırasında dokularda ısı artışına neden olmaması. Böylece idrar kanalı ve sinir dokuları korunabiliyor; cinsel ve idrar fonksiyonları çoğunlukla etkilenmeden kalabiliyor. Günübirlik uygulama Genel anestezi altında uygulanan bu yöntem, ameliyathane ortamında gerçekleştiriliyor. Ultrason rehberliğinde tümör çevresine yerleştirilen 3-4 özel elektrota çok yüksek voltajlı fakat kısa süreli elektrik akımı veriliyor. Bu sayede tümör hücrelerinin canlılığı ortadan kaldırılıyor. Nanoknife işlemi, hastanede yatış gerektirmiyor; hasta yaklaşık 6 saatlik istirahatin ardından evine dönebiliyor. Uygun hasta seçimi şart Bu yöntemde yalnızca kanserli hücrelerin tahrip edildiğini; prostatın diğer bölgelerinde yeni tümör oluşumu ya da mevcut tümörün ilerleme ihtimalinin sürdüğünü hatırlatıyor. Bu nedenle hastaların doğru seçilmesi ve işlemin ardından düzenli takibin aksatılmaması gerektiğini vurguluyor. Gerekli durumlarda cerrahi veya radyoterapi yine gündeme gelebiliyor. Dokuya zarar vermeyen akıllı enerji Nanoknife, ‘irreversible elektroporasyon’ adı verilen bir prensibe dayanıyor. Bu yöntemde uygulanan elektrik akımı, hücre zarında kalıcı delikler oluşturarak hücre ölümüne yol açıyor. Ancak bu işlem sırasında doku ısısı artmadığı için çevredeki sağlıklı yapılar zarar görmüyor. Özellikle sinirler, idrar yolları ve sfinkter kası gibi hassas yapılar korunabildiği için hastalar, yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilecek komplikasyon riskinden büyük ölçüde korunmuş oluyor. Cerrahiye alternatif arayanlar için umut verici Ameliyat ya da radyoterapiye sıcak bakmayan ya da bu tedavilerin getirebileceği yan etkilerden çekinen hastalar için nanoknife, güçlü bir alternatif oluşturuyor. Özellikle aktif yaşamını sürdüren, cinsel fonksiyonlarını korumak isteyen ve iş hayatına hızlı dönüş arzu eden hastalar tarafından tercih ediliyor. Bu yöntem, prostat kanserinde kişiselleştirilmiş tedavi anlayışının önemli bir parçası haline geldi.’’
Polen mevsimi başlıyor
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:01 Polen mevsimi başlıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, polen alerjisine karşı alınması gereken önlemleri anlattı. İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, "Baharın gelişiyle birlikte doğa canlanıyor; ağaçlar ve bitkiler polenlerini atmosfere salıyor. Ancak bu güzel tablo, özellikle polen alerjisi olan milyonlarca kişi için zorlu bir dönemin habercisi. Polen alerjisi, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen ve yaygın olarak görülen bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor" dedi. Polen nedir, alerjiye nasıl neden olur Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, "Polenler, bitkilerin üreme döneminde havaya saldığı mikroskobik toz tanecikleridir. Özellikle huş, çam, meşe gibi ağaçlar ile çeşitli yabani otlar, alerjiye yol açan başlıca polen kaynakları arasında yer alır. Bağışıklık sistemi bu polenleri zararlı bir madde olarak algıladığında aşırı tepki verir. Bu durumun sonucunda; Burun akıntısı, Hapşırma, Gözlerde sulanma ve kaşıntı, Boğazda yanma gibi alerjik belirtiler ortaya çıkar" dedi. Polen mevsiminin etkileri ve riskler Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, "Uzmanlara göre polen mevsimi, ilkbahar başından yaz ortasına kadar sürebilir ve bölgesel iklim koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Polen yoğunluğunun en fazla olduğu zamanlar genellikle sabah erken saatler ile öğleden sonra rüzgârın arttığı dilimlerdir. Alerjik reaksiyonlar yalnızca günlük yaşamı zorlaştırmakla kalmaz; aynı zamanda astım gibi solunum yolu hastalıklarını da tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle astım hastalarının polen sezonunda daha dikkatli olmaları büyük önem taşır" şeklinde konuştu. Alerjiden korunmak için ne yapmalı Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, polen mevsiminde alerjik bireylerin yaşam kalitesini artırmak için şu önlemlere dikkat edilmesini öneriyor: Sabah saatlerinde mümkünse dışarı çıkmaktan kaçının, Rüzgârlı günlerde açık alanlarda uzun süre kalmayın, Ev ve araç pencerelerini kapalı tutun. Eve geldikten sonra kıyafetlerinizi değiştirin ve mümkünse duş alın. Ev içinde düzenli temizlik yaparak polen birikimini önleyin. Doktor önerisiyle antihistaminik ilaçlar veya burun spreyleri kullanın. Günlük polen haritalarını takip ederek dışarı çıkma planlarınızı buna göre yapın" ifadelerini kullandı. Alerji aşısı (immünoterapi) ile kalıcı çözüm mümkün mü Doç. Dr. Tuğba Songül Tat konuyla ilgili şu bilgileri paylaştı: "İmmünoterapi, yani halk arasında bilinen adıyla alerji aşısı, uzun vadeli bir tedavi yöntemidir. Uygun hastalarda düzenli uygulandığında alerjik reaksiyonların şiddeti belirgin şekilde azalabilir. Bu nedenle polen alerjisi belirtileri gösteren bireylerin mutlaka bir alerji uzmanına başvurarak, doğru tanı ve tedavi sürecine başlaması önemlidir."