SAĞLIK
Batman’da bir ilk: 71 yaşındaki hastaya biyolojik aort kapak ameliyatı yapıldı 14 Mayıs 2026 Perşembe - 18:40:33 Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kalp ve damar cerrahisi alanında kentte ilk kez biyolojik aort kapak replasmanı ameliyatı gerçekleştirildi. Başarılı operasyonla 71 yaşındaki hasta sağlığına kavuştu. Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi ekibi tarafından gerçekleştirilen operasyonla, 71 yaşındaki Besna Gökhan’ın aort kapağı biyolojik kapakla değiştirildi. İleri yaş grubundaki hastalar için önemli avantajlar sağlayan yöntem sayesinde hastanın ömür boyu yoğun kan sulandırıcı ilaç kullanma zorunluluğu ortadan kaldırıldı. Yaklaşık 4-5 saat süren ameliyatın ardından hastanın 4 gün yoğun bakımda takip edildiği, daha sonra servise alındığı öğrenildi. Hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve kısa süre içerisinde taburcu edileceği belirtildi. Operasyonu gerçekleştiren Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet İbrahim Balkaya, biyolojik kapağın Batman’da ilk kez uygulandığını belirterek, "Hastamızın yaşı nedeniyle biyolojik kapak takma kararı aldık. Ameliyatımız yaklaşık 4-5 saat sürdü. Yoğun bakım sürecinde hastamızı 4 gün takip ettik. Herhangi bir sorun yaşanmadı. Şu an tüm değerleri gayet iyi. Hastamızda nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayeti kalmadı. Her şey yolunda giderse yarın taburcu edeceğiz" dedi. Hasta yakını Şükrü Gökhan ise doktorlara teşekkür ederek, "Annem ameliyattan önce nefes darlığı çekiyordu, hareket edemiyordu ve çok halsizdi. Doktorlarımız başarılı bir ameliyat gerçekleştirdi. Şu an durumu çok iyi. Emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" diye konuştu.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 16:02 Anne adaylarına normal doğum tavsiyeleri Muğla İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Normal Doğum Eylem Planı’ kapsamında normal doğumu teşvik etmek, anne ve bebek sağlığını korumak ve toplumsal sağlık hedeflerine katkı sunmak amacıyla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde ‘Doğal Olan Normal Doğum’ sempozyumu düzenlendi. Sempozyum ile ‘Normal Doğum Eylem Planı’ kapsamında yürütülen çalışmalar ve normal doğumun anne-bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkileri ele alındı. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Normal Doğum Eylem Planı’ ile tıbbi zorunluluk bulunmayan sezaryen oranlarının azaltılması, normal doğumun teşvik edilmesi ve toplum sağlığının güçlendirilmesi hedefleniyor. Sezaryenin yalnızca anne ya da bebeğin hayatını korumak amacıyla gerekli durumlarda başvurulan cerrahi bir yöntem olduğuna dikkat çekilirken, tıbben gerekli olmayan sezaryen uygulamalarının anne ve bebek sağlığı açısından kısa ve uzun vadede çeşitli riskler oluşturabileceği, sonraki gebeliklerde komplikasyonlara yol açabileceği ve çocuklarda obezite ile astım riskini artırabileceği vurgulandı. Fizyolojik doğumun ise kendiliğinden başlayan, dış müdahale olmaksızın vücudun doğal ritmiyle ilerleyen bir süreç olduğu ifade edildi. Anne adaylarının doğum sürecinde kaygı ve endişe yaşayabileceği belirtilirken, sağlık çalışanlarının temel yaklaşımının bu süreçte güven ortamı oluşturmak ve doğumun uzman ekipler eşliğinde sağlıklı şartlarda gerçekleşmesini sağlamak olduğu kaydedildi. Muğla Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, normal doğum eylem planı kapsamında anne ve bebek sağlığını merkeze alan güvenli, bilinçli ve doğal doğum sürecinin güçlendirilmesi için çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti.
14 Mayıs 2026 Perşembe - 15:23 Aydın’da eczacılar günlerini kutladı Aydın Eczacı Odası tarafından düzenlenen14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü’nün 187. yılı kutlandı. Programda konuşan Aydın Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan, her geçen gün artan eczacılık fakültelerinin sektörde hem de gençlerin istihdamı açısından ciddi sıkıntılar getirdiğini belirterek "2001 yılında yalnızca 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 64’e ulaşmıştır. Buna karşın fakültelerin yalnızca 19’u tam akredite eğitim verebilmektedir" diyerek yeni eczacılık fakültesi açılışlarının durdurulması gerektiğini söyledi. Program çerçevesinde ilk olarak Aydın Valiliği önünde Atatürk anıtına çelenk sunumu yapan eczacılar daha sonra geleneksel hale gelen eczacılar kahvaltısında bir araya geldiler. Bilimsel eczacılığın 187. yılı dolayısıyla düzenlenen programda konuşan Aydın Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan, 187 yıldan bu yana mesleği bilimsellik, etik ilkeler ve halk sağlığının korunması üzerine inşa ettiklerini belirterek "Bugün Türkiye’nin dört bir yanında hizmet veren 30 bini aşkın toplum eczanesi ve kamuda, akademide, sanayide görev yapan 55 bin eczacı; sağlık sistemimizin en yaygın, en erişilebilir ve en güvenilir sağlık noktası olarak hizmet sunmaktadır" dedi. Bu yılki 14 Mayıs Bilimsel Eczacılık Günü temasının "Sağlıklı Yaşamda Toplum Eczaneleri - Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin Gücü: Eczacı" olarak belirlendiğini kaydeden Aydın Eczacı Odası Başkanı Sefa Karaarslan, "Eczaneler artık birçok ülkede birinci basamağın etkin bir bileşeni haline gelmiştir. Türkiye’de de toplum eczaneleri, en hızlı ve en kolay ulaşılır birinci basamak sağlık kuruluşlarıdır. Son verilere göre ülke nüfusumuzun hızla yaşlandığını ve buna bağlı olarak kronik hastalık yükünün artış gösterdiğini biliyoruz. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü verilerine göre son bir yıl içinde yaklaşık 30 milyon vatandaşımıza kronik hastalık taraması yapılmış ve 7 milyon yeni tanı konulmuştur. Bu yeni tanıların; 6 milyonu obezite, 700 bini kardiyovasküler risk, 150 bini hipertansiyon, 500 bini diyabet tanılarından oluşmaktadır. Bunların yanı sıra her 5 kişiden 3’ünün kronik hastalık riski altında olduğunu görüyoruz." Diyerek bu verilerin daha güçlü bir birinci basamak sağlık sistemine, daha yaygın koruyucu sağlık hizmetlerine ve sahadaki sağlık profesyonellerinin daha etkin kullanılmasına ihtiyaç olduğunu gösterdiğini söyledi. Kronik hastalıkların yönetiminde, koruyucu sağlık hizmetlerinde, bağışıklama hizmetlerinde, çoklu ilaç kullanımına bağlı risklerin azaltılması ve ilaç etkileşimlerinin denetlenmesi gibi güvenli ilaç kullanımına ilişkin alanlarda verilecek sağlık hizmet sunumlarının; gereksiz kamu harcamalarını azaltacağını, erken risk tespiti sağlayacağını ve ulusal ölçekte veri üreteceğini kaydeden Karaarslan, plansız açılan fakülteler ve kontenjan artışları nedeniyle, artık ülkemizde eczacılık alanında ciddi bir istihdam krizi yaşandığını söyledi. "Fakülte sayısı 64’e ulaştı" Aydın Eczacı Odası Başkanı Karaarslan açıklamasında "2001 yılında yalnızca 8 olan eczacılık fakültesi sayısı bugün 64’e ulaşmıştır. Buna karşın fakültelerin yalnızca 19’u tam akredite eğitim verebilmektedir. 2017 yılında bin 448 olan yıllık mezun sayısı, 2025 yılında 3 bin 868’eyükselmiştir. Son yıllarda her yıl yaklaşık 3800 eczacı mezun olurken halen fakültelerde öğrenim gören öğrenci sayısı ise 25 binin üzerindedir. Sağlık alanındaki bir mesleğin mensuplarının işsiz bırakılması, ülkenin en büyük gücü olan genç insan sermayesinin heba edilmesidir" diye konuştu. Konuşmasına başta Gazze olmak üzere dünyanın dört bir yanında yaşanan soykırıma da değinerek uluslararası hukukun giderek işlevsizleşmesinin üzüntüsünü yaşadıklarını da kaydeden Aydın Eczacı Odası Başkanı Karaarslan, "Aydın Eczacı Odası olarak özellikle vurgulamak isteriz ki; ilaç yoklukları eczacıların iradesiyle ortaya çıkan bir durum değildir. Bunun yanında eczacılık mesleğinin sorunları; günü kurtaran geçici yaklaşımlarla değil, akılcı, kalıcı ve sürdürülebilir politikalarla ele alınmalıdır." dedi.
Polen mevsimi başlıyor
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:01 Polen mevsimi başlıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, polen alerjisine karşı alınması gereken önlemleri anlattı. İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, "Baharın gelişiyle birlikte doğa canlanıyor; ağaçlar ve bitkiler polenlerini atmosfere salıyor. Ancak bu güzel tablo, özellikle polen alerjisi olan milyonlarca kişi için zorlu bir dönemin habercisi. Polen alerjisi, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen ve yaygın olarak görülen bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor" dedi. Polen nedir, alerjiye nasıl neden olur Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, "Polenler, bitkilerin üreme döneminde havaya saldığı mikroskobik toz tanecikleridir. Özellikle huş, çam, meşe gibi ağaçlar ile çeşitli yabani otlar, alerjiye yol açan başlıca polen kaynakları arasında yer alır. Bağışıklık sistemi bu polenleri zararlı bir madde olarak algıladığında aşırı tepki verir. Bu durumun sonucunda; Burun akıntısı, Hapşırma, Gözlerde sulanma ve kaşıntı, Boğazda yanma gibi alerjik belirtiler ortaya çıkar" dedi. Polen mevsiminin etkileri ve riskler Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, "Uzmanlara göre polen mevsimi, ilkbahar başından yaz ortasına kadar sürebilir ve bölgesel iklim koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Polen yoğunluğunun en fazla olduğu zamanlar genellikle sabah erken saatler ile öğleden sonra rüzgârın arttığı dilimlerdir. Alerjik reaksiyonlar yalnızca günlük yaşamı zorlaştırmakla kalmaz; aynı zamanda astım gibi solunum yolu hastalıklarını da tetikleyebilir. Bu nedenle özellikle astım hastalarının polen sezonunda daha dikkatli olmaları büyük önem taşır" şeklinde konuştu. Alerjiden korunmak için ne yapmalı Doç. Dr. Tuğba Songül Tat, polen mevsiminde alerjik bireylerin yaşam kalitesini artırmak için şu önlemlere dikkat edilmesini öneriyor: Sabah saatlerinde mümkünse dışarı çıkmaktan kaçının, Rüzgârlı günlerde açık alanlarda uzun süre kalmayın, Ev ve araç pencerelerini kapalı tutun. Eve geldikten sonra kıyafetlerinizi değiştirin ve mümkünse duş alın. Ev içinde düzenli temizlik yaparak polen birikimini önleyin. Doktor önerisiyle antihistaminik ilaçlar veya burun spreyleri kullanın. Günlük polen haritalarını takip ederek dışarı çıkma planlarınızı buna göre yapın" ifadelerini kullandı. Alerji aşısı (immünoterapi) ile kalıcı çözüm mümkün mü Doç. Dr. Tuğba Songül Tat konuyla ilgili şu bilgileri paylaştı: "İmmünoterapi, yani halk arasında bilinen adıyla alerji aşısı, uzun vadeli bir tedavi yöntemidir. Uygun hastalarda düzenli uygulandığında alerjik reaksiyonların şiddeti belirgin şekilde azalabilir. Bu nedenle polen alerjisi belirtileri gösteren bireylerin mutlaka bir alerji uzmanına başvurarak, doğru tanı ve tedavi sürecine başlaması önemlidir."
Sıcak havalar varisleri tetikliyor
19 Haziran 2025 Perşembe - 11:00 Sıcak havalar varisleri tetikliyor Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Murat Küsdül, artan hava sıcaklıkları toplardamarın genişlemesine ve varislerin daha belirgin hale gelmesine neden olduğunu söyledi. Yaz aylarının gelmesi ile birlikte hava sıcaklıkları arttı. Sıcaklıklar bazı hastalıkların artmasına neden olurken, varis gibi rahatsızlıklar ise daha belirgin hale gelebiliyor. Sıcaklıkların varis üzerine etkilerinden bahseden Medicana Sağlık Grubu Doktorlarından Opr. Dr. Murat Küsdül, "Yaz aylarının gelmesiyle birlikte venöz yetmezlik veya varis hastalığı olan kişiler için sorunlar artar. Artan hava sıcaklıkları toplardamarın genişlemesine ve varislerin daha belirgin hale gelmesine neden olur. Toplardamarlar, oksijeni kullanılmış kanı vücutta toplayıp önce kalbe ardından akciğere götürülmesini sağlayan damardır" dedi. "Varis, kadınlarda daha sık görülür" Varisin kadınlarda daha sık görüldüğünü dile getiren Opr. Dr. Murat Küsdül, "Varis, toplardamarların organik bir sebep olmadan genişlemesi, uzaması ve kıvrımlı hale gelmesi olarak tanımlanır. Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülen bir rahatsızlıktır ve yaşla birlikte artış gösterir. Varisler genellikle ağrı, kaşıntı, ayak bileğinde şişme, gece krampları, yüzeyel tromboflebitler, venöz ayak bileği cilt değişiklikleri ve kanama gibi şikayetlere neden olur. Varislerin oluşumu çeşitli faktörlere bağlıdır. Genetik yatkınlık, riskli yaşam tarzı, uzun süre ayakta durma, hamilelik, şişmanlık, hareketsizlik, yaşlılık ve bazı ilaçların kullanımı varislerin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Aile öyküsü varis görülme riskini artırırken, uzun süre ayakta kalmak veya oturmak da risk faktörleri arasındadır" diye konuştu. "Modern tedaviler ile varis kontrol altına alınabilir" Yeni tedavi yöntemleri ile hastalığın kontrol altına alınabileceğini dile getiren Opr. Dr. Küsdül, "Bazı durumlarda varisler kanama veya ülserasyon gibi komplikasyonlara yol açabilir. Tedavi amaçlı müdahaleler, hastanın yaşam kalitesini iyileştirmek için gereklidir. Küçük varisler genellikle kozmetik nedenlerle tedavi edilirken, daha büyük varislerde ise cerrahi müdahaleler düşünülebilir. Varis tedavisinde modern yöntemler arasında lazer veya köpük tedavisi uygulanabilir. Ancak asıl tedavi, derin ve sorunlu damarlara yönelik müdahaleleri içerir. Günümüzde yaygın olarak tercih edilen kapalı yöntemler arasında lazer, radyo-frekans ve embolizasyon yöntemleri bulunur. Kliniğimizde radyofrekans yöntemi ile ablasyon (damarın kapatılması) tekniği kullanılmaktadır. Bu yöntemle hastalıklar genellikle aynı gün yürüyerek taburcu edilir. RF ablasyon tedavisinde anesteziye ihtiyaç duyulmaması, kasların hızla iyileşmesi, iz bırakmaması en önemli avantajlarıdır" şeklinde konuştu.
Yaz aylarında gıda zehirlenmelerine dikkat
19 Haziran 2025 Perşembe - 10:49 Yaz aylarında gıda zehirlenmelerine dikkat SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Meltem Demirci, yaz aylarında dışarıda yenilen yiyeceklerden buzdolabında bekleyen yemeğe kadar birçok besinin hızla bozulma riski taşıdığını belirterek, yaz mevsiminin gıda zehirlenmelerinin en sık görüldüğü dönem olduğunu söyledi. Yaz aylarında sessiz tehlike olarak adlandırılan gıda zehirlenmelerine dikkat çeken Uzm. Diyetisyen Demirci, "Gıda zehirlenmesi, bozulan veya mikrop bulaşan besinlerin tüketilmesiyle meydana gelir. Genellikle bakteriler (Salmonella, E.coli), virüsler ya da parazitler bu duruma neden olur" dedi. Kusma, ishal, mide bulantısı, ateş, karın ağrısı vb. ile kendini belli eden gıda zehirlenmelerinin çoğu zaman hafif atlatıldığını kaydeden Uzm. Diyetisyen Demirci, ancak çocuklar, yaşlılar, hamileler ve kronik hastalığı olan bireylerde ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Uzm. Diyetisyen Demirci, gıda zehirlenmesine yol açan yaygın nedenleri şöyle sıraladı: " -Et, tavuk, balık ve yumurtanın çiğ ya da az pişmiş tüketilmesi, süt ve süt ürünlerinin bozulmuş ya da açıkta satılması, sebze ve meyvelerin iyi yıkanmadan yenmesi, uygun sıcaklıkta saklanmayan ya da açıkta bekleyen yiyecekler, son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin tüketilmesi." Kendimizi nasıl koruruz Uzm. Diyetisyen Demirci, gıda zehirlenmelerine karşı alınabilecek önlemleri ise şu şekilde özetledi: "Sebze ve meyveleri bol suyla yıkayın, mümkünse sirkeli suda bekletin. Buzdolabında et, tavuk, balık vb. ürünleri +4C, dondurucuda -18C’de muhafaza edin. Çiğ ve pişmiş gıdaları ayrı saklayın, aynı kesme tahtasını kullanmayın. Yemekleri en geç 2 saat içinde buzdolabına kaldırın. Artan yemekleri aynı gün içinde kaynatarak tüketin. Ellerinizi yemek öncesinde ve sonrasında en az 20 saniye süreyle sabunla yıkayın. Dışarıda açıkta satılan ürünlerden uzak durun." Besin saklama ve depolama şartları Uzm. Diyetisyen Demirci, besin saklama ve depolama şartlarına yönelik olarak ise şu bilgileri verdi: "Et, tavuk, balık: Buzdolabında en çok 1-2 gün, dondurucuda 3-6 ay saklanmalıdır. Çözündürme işlemi buzdolabında yapılmalı, çözünen ürün yeniden dondurulmamalıdır. Süt ve süt ürünleri: Ambalajlı ve pastörize ürünler tercih edilmelidir. Açılan ürünler 2-3 gün içinde tüketilmelidir. Peynir ve yoğurt gibi ürünler cam kapta saklanmalıdır. Sebze-meyveler: Yıkanmadan buzdolabına koyulmalı, tüketmeden önce iyice yıkanmalıdır. Nemsiz ve hava alan torbalarda muhafaza edilmelidir." Yemekleri tekrar tekrar ısıtmayın Gıda zehirlenmelerine karşı alınacak en önemli önlemler arasında buzdolabı kullanımına dikkat edilmesi gerektiği olduğunu ifade eden Uzm. Diyetisyen Demirci şöyle devam etti: "Soğuk zinciri koruyun. Buzdolabı +4C, dondurucu -18C olmalıdır. Pişmiş yemekleri üst raflarda, çiğ et ve balığı alt raflarda saklayın. Ağzı açık yiyecek bırakmayın, cam kaplarda muhafaza edin. Haftalık temizlik yaparak bakteri birikimini önleyin." Gıda güvenliğinin evde başladığına dikkat çeken Uzm. Diyetisyen Demirci, şu uyarılarda bulundu: "El hijyenine dikkat edin. Mutfak bezlerini sık değiştirin. Et ile sebze için kesme tahtalarını ayrı kullanın. Yemekleri tekrar tekrar ısıtmayın, aynı gün tüketin. Unutmayın ki, besinler sadece tok tutmaz, aynı zamanda sağlığımızı da şekillendirir. Gıda zehirlenmeleri çoğu zaman küçük bir dikkatsizlikle başlar ama büyük sonuçlar doğurabilir. Gıdanın güvenli olması en az besleyici olması kadar önemlidir. Sağlıklı bir yaşam, bilinçli tüketimle başlar."
Ölüm sayısı 2024 yılında 489 bin 361 oldu
19 Haziran 2025 Perşembe - 10:47 Ölüm sayısı 2024 yılında 489 bin 361 oldu Ölüm sayısı 2023 yılında 526 bin 416 iken 2024 yılında 489 bin 361 oldu. Ölen kişilerin 2024 yılında yüzde 54,8’ini erkekler, yüzde 45,2’sini kadınlar oluşturdu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılı Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre, ölüm sayısı 2023 yılında 526 bin 416 iken 2024 yılında 489 bin 361 oldu. Ölen kişilerin 2024 yılında yüzde 54,8’ini erkekler, yüzde 45,2’sini kadınlar oluşturdu. Ölüm nedenleri arasında dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada yer aldı. Kaba ölüm hızı binde 5,7 oldu Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2023 yılında binde 6,2 iken 2024 yılında binde 5,7 oldu. Diğer bir ifade ile 2023 yılında bin kişi başına 6,2 ölüm düşerken 2024 yılında bin kişi başına 5,7 ölüm düştü. Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, binde 10,4 ile Kastamonu oldu Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2024 yılında binde 10,4 ile Kastamonu oldu. Bu ili binde 10,0 ile Sinop, binde 9,7 ile Edirne ve Balıkesir, binde 9,6 ile Artvin izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,2 ile Hakkari oldu. Bu ili binde 2,4 ile Şırnak, binde 2,9 ile Van izledi. Ölüm nedenleri arasında dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada yer aldı Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2024 yılında yüzde 36,0 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 16,3 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,0 ile solunum sistemi hastalıkları izledi. Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin yüzde 42,9’unu iskemik kalp hastalıkları oluşturdu Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin yüzde 42,9’unun iskemik kalp hastalıkları, yüzde 23,9’unun diğer kalp hastalıkları, yüzde 18,3’ünün serebro-vasküler hastalıklar kaynaklı olduğu görüldü Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, yüzde 50,7 ile Çanakkale oldu Dolaşım sistemi hastalıkları kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2024 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 50,7 ile Çanakkale olduğu görüldü. Bu ili yüzde 46,9 ile Karabük, yüzde 43,9 ile Balıkesir, yüzde 41,8 ile Çorum izledi. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu ilin ise yüzde 26,6 ile Kilis olduğu görüldü. Bu ili yüzde 29,9 ile Van, yüzde 30,9 ile Kayseri, yüzde 31,0 ile Gümüşhane izledi. Tümörden kaynaklı ölümlere en çok gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğer tümörü neden oldu İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin yüzde 29,1’inin gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümörü, yüzde 8,0’ının kolonun kötü huylu tümörü, yüzde 7,8’inin lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörü kaynaklı olduğu görüldü. İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, yüzde 21,7 ile Ağrı oldu İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler illere göre incelendiğinde, 2024 yılında bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu ilin yüzde 21,7 ile Ağrı olduğu görüldü. Bu ili yüzde 21,4 ile Bingöl, yüzde 20,7 ile Ankara, yüzde 20,3 ile Van izledi. Bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en düşük olduğu ilin ise yüzde 10,1 ile Kilis olduğu görüldü. Bu ili yüzde 10,9 ile Şanlıurfa, yüzde 11,0 ile Çorum, yüzde 11,4 ile Şırnak izledi. Bebek ölüm hızı binde 9,0 oldu Bebek ölüm sayısı, 2023 yılında 9 bin 731 iken 2024 yılında 8 bin 475 oldu. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı, 2023 yılında binde 10,1 iken 2024 yılında binde 9,0 oldu. Beş yaş altı ölüm hızı binde 11,1 oldu Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2023 yılında 14,7 iken 2024 yılında binde 11,1 oldu.
Çocuklarda güneş çarpmasına dikkat
19 Haziran 2025 Perşembe - 10:46 Çocuklarda güneş çarpmasına dikkat Hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte çocuklarda güneş çarpması vakalarında artış başladı. Çocuk Hastalıkları Uzmanı, aileleri dikkatli olmaları konusunda uyardı. Yaz aylarının gelmesi ve sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte çocuklarda güneş çarpması vakalarının arttığını belirten Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yurtseven, ailelerin bazı önlemler alması gerektiğini ifade etti. Yurtseven, "Bu yıl yaz mevsimi biraz geç geldi ama çocuklar artık dışarı çıkmaya başladı. Güneş çarpması dediğimiz durum, çocuklar uzun süre dışarıda, özellikle güneşin dik geldiği saatlerde oynadığında meydana geliyor. Bir çocuk annesine ya da ailesine ‘Başım ağrıyor’, ‘Başım dönüyor’, ‘Midem bulanıyor’, ‘Karnım ağrıyor’, ‘Kendimi halsiz hissediyorum’ gibi şikayetlerle geliyorsa ve uzun süre dışarıda vakit geçirdiyse, biz hemen güneş çarpmasından şüpheleniyoruz. Böyle bir durumda çocuk hemen soğuk bir duşa sokulmalı, kıyafetleri çıkarılmalı ve sıvı desteği sağlanmalıdır. Çünkü güneş altında kalan çocukların vücutlarındaki sıvı azalır. Bu nedenle çocuklara bol su, soda ya da hafif tuz içeren içecekler verilmelidir" diye konuştu. "Kesinlikle önermiyoruz" Çocukların sabah 10.00 ile öğleden sonra 16.00 saatleri arasında dışarı çıkarılmaması gerektiğini söyleyen Yurtseven, "Daha çok gölgede oynamalarını sağlayabiliriz. Aileler genellikle küçük çocuklarının üşümesinden endişe ediyor. Ancak dışarıda dolaştırılırken çocuklara çok kalın kıyafetler giydirilmemeli. İnce bir battaniye ya da örtü yeterli olacaktır. Eğer çocuk soğuk duşa sokulduktan ve sıvı desteği verildikten sonra şikayetlerinde azalma olmuyorsa, en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Ayrıca bazı aileler çocuğun vücut sıcaklığı arttığında ateş düşürücü vermeye çalışıyor ancak biz bunu kesinlikle önermiyoruz" dedi.
TVHB’den kene kaynaklı hastalıklara ve kırım Kongo kanamalı ateşine ilişkin açıklama
19 Haziran 2025 Perşembe - 10:26 TVHB’den kene kaynaklı hastalıklara ve kırım Kongo kanamalı ateşine ilişkin açıklama Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB), Başkanı Eroğlu, "Kene hastalıkların yayılmasını önlemek için hayvancılık işletmelerine devlet destekli ilaçlama teşvikleri ve bunun sürekliliğini sağlayacak ulusal politikalar geliştirilmelidir" dedi. TVHB, bahar ve yaz aylarında artış gösteren kene vakalarına ilişkin basın açıklama yaptı. Eroğlu, son zamanlarda artış gösteren kene vakalarına ilişkin, "2025 yılının Ocak-Haziran ayları arasında İstanbul, Kayseri, Tokat, Sivas ve Erzurum başta olmak üzere ülke genelinde basına yansıyan 7 bin 801 kene ısırığı vakası tespit edilmiştir. Ne yazık ki, bu vakalardan 13’ü ölümle sonuçlanmıştır. Bu çarpıcı tablo, ülkemizde kene kaynaklı hastalıkların oluşturduğu halk sağlığı riskinin boyutlarını gözler önüne sermektedir. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) başta olmak üzere kene kaynaklı zoonotik hastalıklar, insan sağlığını, hayvan sağlığını, ekolojik dengeyi ve tarımsal üretim güvenliğini de tehdit eden çok yönlü bir risk alanı oluşturmaktadır" ifadelerine yer verdi. "İnsan ve hayvan sağlığını tehdit eden pek çok hastalık etkenini taşıyabilmektedir" Kenelerin ısı, nefes ve titreşimi algılayabilen, bu sayede insanları yaklaşık 15-20 dakika boyunca takip edebilen canlılar olduğunu belirten Eroğlu, "Yaşamlarını sürdürebilmek için kan emmek zorunda olan bu canlılar, bu süreçte insan ve hayvan sağlığını tehdit eden pek çok hastalık etkenini taşıyabilmektedir. Dünya genelinde 200’ün üzerinde hastalık etkenini taşıdığı bilinen kenelerin, Türkiye’de başta KKKA olmak üzere Lyme hastalığı, Babesiosis ve Theileriosis gibi birçok hastalığın yayılımında önemli rolü bulunmaktadır" ifadelerini kullandı. "Hastalığın kontrolünde disiplinler arası bir mücadele stratejisi şarttır" KKKA’nın Türkiye’de ilk kez 2002 yılında tanımlandığını anlatan Eroğlu, "Özellikle Giresun, Gümüşhane, Bayburt, Sivas, Tokat, Amasya ve Çorum illerinde endemik hale gelmiştir. Ancak Hyalomma marginatum türü kenenin Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde de bulunması, bu hastalığın sadece sınırlı bölgelerle ilişkilendirilmesinin yetersiz olduğunu göstermektedir. 2008 yılında vaka sayısında zirveye ulaşılmış, son yıllarda ise yeniden artış eğilimi dikkat çekmektedir. KKKA, hayvanlarda çoğunlukla belirti göstermeden seyretmekle birlikte, insanlarda ciddi kanamalara ve hatta ölüme yol açabilen viral bir enfeksiyondur. Bu nedenle hastalığın kontrolünde yalnızca bireysel önlemler değil, disiplinler arası bir mücadele stratejisi şarttır" ifadelerine yer verdi. "Kene kaynaklı hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla devlet destekli ilaçlama teşvikleri ve ulusal politikalar geliştirilmelidir" Eroğlu, kene ile mücadelede bilimsel yaklaşımın esas olduğunu aktararak sözlerini şöyle sürdürdü: "Keneler, doğada uçma ya da sıçrama kabiliyeti olmayan çalı, ot ve çimen gibi alanlardan konakçılara tırmanarak bulaşan canlılardır. Dolayısıyla doğrudan doğadaki kene popülasyonunun kontrolü mümkün değildir. Etkin mücadele, evcil hayvanlar üzerinde düzenli aralıklarla ortalama 25 günde bir yapılan akarisit uygulamaları ile sağlanabilmektedir. Bu ilaçların gıda güvenliğini tehdit etmeyen, kalıntı bırakmayan ürünler olması da büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, meraların sürülmesi, yabani otların temizlenmesi gibi mekanik kontrol uygulamaları destekleyici rol oynamaktadır. Ancak çevreye gelişigüzel kimyasal ilaç uygulamaları, ekolojik dengeye zarar vereceği için önerilmemektedir. Kene kaynaklı hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla küçük ölçekli hayvancılık işletmelerine yönelik devlet destekli ilaçlama teşvikleri ve bu mücadelenin sürekliliğini sağlayacak ulusal politikalar geliştirilmelidir. Henüz yaygın kullanımda olmayan kene aşıları üzerindeki bilimsel çalışmalar da umut vaat etmekte olup, desteklenmesi gerekmektedir." "Vücuda tutunan kene, çıplak elle dokunulmadan bez veya eldiven gibi malzemelerle çıkarılmalı" Bireysel korunma önlemlerinin önemine değinen Eroğlu, şunları kaydetti: "Riskli bölgelerde doğayla temas edecek vatandaşlarımızın açık renkli, vücudu örten giysiler tercih etmesi, pantolon paçalarının çorap içine alınması, kene kovucu (repellent) ürünlerin kullanılması, doğa dönüşlerinde vücudun özellikle kulak arkası, ense, diz arkası, kasık gibi bölgelerin kene yönünden dikkatle kontrol edilmesi gerekmektedir. Vücuda tutunan kene, çıplak elle dokunulmadan bez veya eldiven gibi malzemelerle çıkarılmalı, üzerine sigara basmak, kolonya ya da kimyasal dökmek gibi müdahalelerden kesinlikle kaçınılmalı, sonrasında derhal en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Ateş, baş ağrısı, kas ağrısı gibi belirtiler görüldüğünde tıbbi yardım alınmalı, erken tanının hayatî önemi unutulmamalıdır. Kene kaynaklı hastalıklarla mücadele; bireysel farkındalığın artırılması, kamu spotları, broşürler ve yerel bilgilendirme çalışmaları ile desteklenmelidir. Bu bilgilendirme faaliyetleri, Sağlık Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda yürütülmeli, bu süreçte veteriner hekimlerin sahadaki bilgi ve deneyimi mutlaka değerlendirilmelidir. Veteriner hekimler, hayvan refahının korunması, zoonotik hastalıkların önlenmesi ve gıda güvenliğinin sağlanması konularında kamu sağlığının vazgeçilmez aktörleridir. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak, ’tek sağlık’ yaklaşımının gereklilikleri doğrultusunda, bilimsel mücadeleyi ve toplumun doğru bilgilendirilmesini esas alarak üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz".
Nazilli’de ‘İşitme Bilinci ve Sağlığı’ paneli düzenlenecek
19 Haziran 2025 Perşembe - 10:24 Nazilli’de ‘İşitme Bilinci ve Sağlığı’ paneli düzenlenecek Türkiye’nin sağlık alanında köklü firmaları arasında yer alan Si-Ser işitme Cihazları, Aydın’da ‘İşitme Bilinci ve Sağlığı’ paneli ile farkındalık oluşturacak. Türkiye Emekliler Derneği ile ortaklaşa düzenlenecek olan panel Nazilli’de gerçekleştirilecek. Alanında uzman isimlerin katılacağı panele Nazilli’de yaşayan emeklilerin yanı sıra kulak sağlığına önem veren herkes davet edildi. Program, Cuma günü saat 14.00’de Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Nazilli Şubesi, Si-Ser İşitme Cihazları ile üyelerinin sağlığına yönelik anlamlı bir etkinliğe imza atıyor. Dernek, Si-Ser İşitme Cihazları ile birlikte ‘İşitme Bilinci ve sağlığı’ temalı bir bilgilendirme paneli düzenleyecek. 20 Haziran Cuma günü saat 14.00-16.00 arasında Mehmet Yüzügüler Kültür Merkezi Tiyatro Salonu’nda gerçekleştirilecek programa alanında uzman hekimler konuşmacı olarak katılacak. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Tuna Kenar, Odyolog Dr. Gül Acur ve Burçin Badak, katılımcılara işitme sağlığı hakkında önemli bilgiler aktaracak. "İşitme sağlığına dikkat çekeceğiz" Programa katılımın ücretsiz olduğunu vurgulayan TÜED Nazilli Şube Başkanı Orhan Oruç, tüm üyeleri etkinliğe davet ederek: "Sağlıklı bir yaşam için farkındalık şart. Bu programla üyelerimizin işitme konusundaki bilinç düzeyini artırmayı hedefliyoruz. İşitme sağlığına önem veren herkesi etkinliğe bekliyoruz" dedi. Başkan Tetik’den destek Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik’in destekleriyle, Türkiye Emekliler Derneği Nazilli Şube Başkanı Orhan Oruç, Si-Ser İşitme Cihazları Aydın-Denizli Bölge Müdürü Kerim Kangöz ve Pazarlama Sorumlusu Doğan Sarıcan’ın öncülüğünde organize edilen programda; Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Tuna Kenar, Odyolog Burçin Badak ve Odyometrist Gül Acur, işitme sağlığına yönelik bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaşacak. Alanında uzman konuşmacıların katkılarıyla gerçekleşecek olan program, bireylerin işitme sağlığı hakkında bilinçlenmesini ve erken teşhisin önemini vurgulayacak. Ücretsiz duyma testi yapılacak Etkinlik kapsamında Si-Ser İşitme Cihazları tarafından tüm katılımcılara yönelik ücretsiz işitme testi hizmeti de sunulacak. Bu hizmet ile fiziksel ölçümler yapılarak, işitme kaybı seviyesi tespit edilip erken farkındalık oluşturulması hedefleniyor.
Ahlat’ta ’SAHA’ eğitimleri veriliyor
19 Haziran 2025 Perşembe - 10:16 Ahlat’ta ’SAHA’ eğitimleri veriliyor Bitlis’in Ahlat ilçesinde vatandaşlara Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) kapsamında eğitimler veriliyor. Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık Modeli ile "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı Programı" kapsamında "Koruyan Sağlık" modeliyle sağlıklı yaşam eğitimleri ve danışmanlık hizmetleri vererek sağlıklı toplumun oluşmasını amaçlayan programda bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyini artırarak, sağlık hizmetlerinden daha etkin yararlanmalarını sağlamak ve yaşam kalitelerini yükseltmek için ‘Sağlıklı Hayat İçin SAHA’dayız’ sloganı ile Sağlıklı Hayat Akademisi (SAHA) Projesi Sağlık Bakanlığı tarafından başlatıldı. Bu proje ile sağlık konularında bilinçlenme, daha sağlıklı bir yaşam sürdürme ve sağlıklı yaş alma hedefleniyor. Eğitim süresince katılımcıların kronik hastalıklar açısından yaşam tarzı değişikliklerine yönelik danışmanlık hizmetleri veriliyor, kanser taramaları yapılıyor, bağımlılık ile mücadele konusunda farkındalıkları artırılıyor ve gerekli görüldüğünde destek sağlanarak kaçırılmış fırsatlar değerlendiriliyor ve aile hekimliği sisteminin desteklenerek güçlendirilmesi sağlanıyor. Proje kapsamında Ahlat İlçe Sağlık Müdürlüğünde her ay en az 20 kişilik gruplara eğitim veriliyor. Eğitimi alan vatandaşlar sağlık elçisi olarak değerlendirilip çevrelerine de bu konuları anlatmaları için teşvik ediliyor.
Zihin detoksu yapılmayan çocuklarda dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite artıyor
19 Haziran 2025 Perşembe - 10:16 Zihin detoksu yapılmayan çocuklarda dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite artıyor Yaz tatili boyunca teknolojik aletlere maruz kalan çocuklarda dijital bağımlılık riski yükseliyor. Zihin detoksu yapılmayan çocuklarda ise dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu görülme oranı artıyor. Yaklaşan yaz tatiliyle birlikte çocukların dijital ekranlara, tablet, telefon ve televizyon gibi teknolojik cihazlara maruz kalma süresi de yükseliyor. Uzmanlar, bu dönemde dijital bağımlılık riskine dikkat çekerken, zihin detoksunun çocukların beyin sağlığı açısından önemine vurgu yapıyor. Medicana Sivas Hastanesi’nde görev yapan Uzman Psikolog Duhan Töre Yolalan, yaz aylarında çocukların ekranla geçirdiği sürenin ciddi sonuçlara yol açtığını söyledi. Yolalan, "Zihin detoksu yapılmayan çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve ilerleyen süreçte öğrenme problemleri gelişebiliyor" dedi. "Yaş gruplarına göre maruz kalma süresi değişiyor" Dijital ortama maruz kalma süresinin yaş grubuna göre düzenlenmesi gerektiğini söyleyen Yolalan, "Bireylerin dijital ortamlarda, sosyal medya ve internet üzerinde fazla zaman geçirmesiyle birlikte dijital bağımlılık süreci başlıyor. Öğrenciler dijital platformlarda, dijital teknolojik ürünlerle beraber sürekli vakit geçirme eğiliminde oldukları için dikkat-konsantrasyon gibi fiziksel ve zihinsel problemlerle karşılaşmaktadırlar. Zihin detoksu burada devreye giriyor. Dijital detoks ise tablet, televizyon, telefon, internet ortamı gibi süreçlerden çocuğu uzak tutmamız için bazı sistemler var. Hafta sonu çocuğu teknolojik aletten uzak tutmak gibi detoks yöntemimiz var. Hafta sonu aile ile geçirilen vakte daha çok önem vermek, çocuğun telefon ve tablete çok fazla maruz kalmasını engellemek gibi sistemler var. Çocuğun hem konsantrasyon hem de zihin olarak daha rahat bir sürece girmelerine sebebiyet vermektedir. Çocuklar şu an alışkın oldukları ve ailelerinin izin verdikleri süre boyunca teknolojik alet kullanımına devam ediyor. Yaş gruplarına göre maruz kalma süresi değişmektedir. 0-3 yaş aralığındaki çocuğun hiç maruz kalmasını istemiyoruz. 3-6 yaş aralığında günlük 25-30 dakika, 6-9 yaş aralığında 40 dakika gibi süreler oluyor. Zihinsel etkilenme sürecinde çocuğun gördüğü zarara ne kadar dikkat edip süreyi ayarlarsak, çocuğun sağlığını koruyabiliriz" şeklinde konuştu. "Zihin detoksunda çocuk, tek işe odaklanıyor" Zihin detoksunun çocukların odaklanma becerisi üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu ifade eden Yolalan, "Çocuklarımız ile birlikte açık havada nefes egzersizleri yapılabilir. Nefes egzersizi birkaç defa tekrarlamak çocuğun hem stres seviyesini kontrol etmesini hem de rahatlaması için güzel bir sistem. Fiziksel aktivite ve oyunları arttırabiliriz. Çocukların sanat ve orijinal fikir üretmelerini geliştirmek için zihin detoksunu uygulayabiliriz. Çocukların düzenli uyku uyumalarını sağlamak için uyumadan önce ellerine telefon vermemek gerekir. Zihin detoksunda, çocuğa yapmamız gereken şey aslında onu tek işe ve tek alana odaklamaktır. Yemek yiyorsa sadece yemeğe odaklanması, oyun oynuyorsa sadece oyun oynaması, ekrana bakıyorsa sadece ekrana bakmasını sağlamaktır. Çocuk birden fazla şeye zihnini odakladığında, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ortaya çıkmaktadır. İlerleyen boyutlarda ise öğrenme bozukluğu ve çocuğun eğitim hayatında ciddi problemlere yol açmaktadır" diye konuştu. "Çocuk ebeveynlerini örnek alır" Zihin detoksunun etkili olabilmesi için ebeveynlerin de çocuklara örnek olması gerektiğini vurgulayan Yolalan, "Çocuk, anne babayı örnek alma eğilimindedir. Ebeveynler çocuğu, ekrandan ve internetten uzak tutmaya çalışırken kendileri ekrana ve internet ile ilgilendiği zaman, çocuğun örnek alımı güçleşiyor. Çocuğa bunlar verilmediğinde, ebeveynlerinde aynı şekilde teknolojik aletlerden uzak durması gerekiyor. Zihin detoksu çocuklar için çok verimli bir noktadır. Hem kognitif gelişim hem de fiziksel gelişimleri açısından önem arz etmektedir. Zihin detoksu uygulamadığımız çocukları teknolojinin eline bıraktığımız zaman, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğuna sebebiyet vermektedir" dedi.