SAĞLIK
Anneler Günü’nde uzmanlardan kadınlara özel sağlık önerileri 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 11:02:38 Ankara’da Anneler Günü dolayısıyla düzenlenen programda kadınlarla bir araya Güven Hastanesi doktorları Sera Kayhan ve Sinem Tavşan Ersoy, kadın sağlığı, menopoz süreci ve erken yaşlanmaya karşı alınabilecek önlemler hakkında tavsiyelerde bulundu. Güven Hastanesi Çayyolu Kampüsü’nde Anneler Günü dolayısıyla kadın sağlığına yönelik seminerler ve deneyimlerin paylaşıldığı buluşmalar düzenlendi. Etkinlikte gençleşme uygulamalarından sağlıklı menopoz sürecine kadar birçok konuda uzmanlar tarafından bilgiler verildi. Dermatolog Doktor Sera Kayhan ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Sinem Tavşan Ersoy, hastanede yer alan ‘Gençleşme Kliniği’nde kadın sağlığı, menopoz süreci ve ilerleyen yaşa rağmen genç görünebilmek için neler yapılabileceğine dair açıklamalarda bulundu. "Cildi sağlıklı tutmak için güneşten korunmak gerekiyor" Gençleşmek için neler yapılabileceğini, hangi işlemlerin uygulanabileceğini aktaran Dermatolog Doktor Sera Kayhan, "Altın iğne, mezoterapi, bazı Botulinum toksin uygulamalarından bahsediyoruz. Aynı zamanda cilt bakımını evimizde nasıl devam ettirebiliriz, bu sonuçları nasıl koruyabiliriz bunlardan bahsediyoruz. Yaz da geliyor. En önemlisi cildi sağlıklı tutmak için kesinlikle güneşten korunmak. Güneşten korunmak, hem antiaging işlemleri için hem de cildimizin kalitesini devam ettirmek için çok önemli. Burada tabii sadece cilt bakımı değil, aynı zamanda beslenmeyle ilgili öneriler, kadın sağlığıyla ilgili öneriler, saç sağlığınızla ilgili öneriler de olacak" diye konuştu. "Doğal görünümlü Botulinum toksin uygulamaları mümkün mü" Gençleşme dendiğinde hangi işlemlerin kullanılması gerektiğini açıklayan Kayhan, "Botulinum toksin uygulamaları her zaman gülüşümüzü, yüzümüzü, yüzümüzün ifadelerini değiştirir mi bunlardan bahsedeceğiz. Doğal görünümlü Botulinum toksin uygulamaları mümkün mü? Cilt kalitemizi artırmak için neler yapabiliriz? Mezoterapi nedir, nasıl uygulanır bunlardan bahsedeceğiz. Ayrıca son zamanların popüler uygulaması olan sıvı yüz germe gibi cildimizin kolajenini artıran uygulamalardan bahsedeceğiz. Altın iğne gibi uygulamalarla cildimizde kaliteyi nasıl artırabiliriz bunlardan bahsedeceğiz" ifadelerini kullandı. "Normal menopoz yaşı 45-55 aralığında" "Sağlıklı menopoz dönemi nasıl olur?" ve "Sağlıklı menopoz için neler yapılmalı?" sorularına cevap veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Sinem Tavşan Ersoy ise, "Sağlıklı menopoz dönemi önemli. Sağlıklı menopoz aslında kadınların hayatının üçte biri menopozun içerisinde geçiyor. Bu nedenle de bunu sağlıklı olarak atlatmak bizim için çok önemli. Biz de burada bunu nasıl sağlıklı yaparız, nasıl hissettiğimiz semptomları daha aza indirgeriz aslında bunun için çalışıyoruz. Özellikle menopozdan bahsedecek olursam biz bir yıl hiç adet görmediğimiz zaman aslında bu bir menopoz oluyor. Normali 45-55 yaş arasında ama bazen 40-45 yaş arasına da girdikleri oluyor ve buna erken menopoz deniyor. Bunun öncesinde olduğunda da erken yumurtalık yetmezliği olarak adlandırabiliyoruz. Bu menopozda özellikle sıcak basmaları, ki hastaların yüzde 80’inde aslında bunu görüyoruz. Vajinal atrofiler yani vajinal kuruluklar olabiliyor. Onun dışında uyku bozuklukları, ki bu gerçekten hastaları çok sıkıntıya sokan bir durum ve duygu durum bozuklukları olabiliyor, anksiyete olabiliyor. Bu nedenle de hastalara bu alanlarda yani bu durumlarda mutlaka destek vermemiz gerekiyor, ki bu menopozu aslında sağlıkla atlatabilsinler" açıklasında bulundu.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:55 Akondroplazili çocuklar için umut olan tedavi artık SGK kapsamında Akondroplazi nedeniyle ciddi boy kısalığı ve birçok sağlık sorunuyla mücadele eden çocuklar için umut olan hedefe yönelik ilaç, Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) geri ödeme kapsamına alındı. Akondroplazi hastalığı boy kısalığının yanı sıra belde eğilme, kulak enfeksiyonu, solunum problemleri gibi birçok sorunu beraberinde getiriyor. Hastaları psikolojik olarak da kötü etkileyen ve nadir görülen bu hastalığın tedavisinin geciktirilmemesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, hedefe yönelik ilacın artık SGK tarafından da geri ödeme kapsamına alındığını belirtti. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zehra Aycan, akondroplazi hastalığının FGFR3 geninin mutasyona uğraması sonucu oluştuğunu ifade ederek, "Bu gende aktive olan mutasyon sonucunda kemiklerin, özellikle kol ve bacak kemiklerinin büyümesinde önemli sıkıntılar oluyor, büyümesini sağlayamıyor. Dolayısıyla ciddi bir kol kısalığı, bacak kısalığı ve boy kısalığıyla karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda bu genetik problemler başka organlarda da bazı tutulumlar yapıyor. Örneğin beyin sapında bir daralmaya neden oluyor. Bebeklerde özellikle küçük yaş grubu çocuklarda solunum sıkıntısı, başın büyümesi gibi bulgularla kendini gösteriyor" diye konuştu. Hastalığın çok sistemli bir rahatsızlık olduğunu söyleyen Aycan, "Biraz daha büyüdüklerinde bebeklerimizde bazı omurga sorunları olabiliyor. Belde eğilmeler olabiliyor ve sık sık kulak enfeksiyonu geçirebiliyorlar. Tepeden tırnağa boy kısalığı çok belirgin olsa da bunun yanı sıra başka sistemler de etkilenebiliyor" dedi. "Boy kısalığı olunca çocuğun kendi günlük yaşantısını bile yapmasında büyük zorluklar oluşuyor" Boy kısalığının çocuk endokrinoloji doktorlarının gündeminde olan bir konu olduğunu aktaran Aycan, "4 yıl önce bunun hedefe yönelik tedavileri bulunduktan sonra bu konu çok daha önemli hale geldi. Boy uzaması için tedavi veremezseniz, bu kişilerin final boyları kızlarda 1.25 civarında, erkeklerde 1.35 civarında oluyor. Bu takdir ederseniz ki çok kısa bir boy. Yani bu kadar boy kısalığı olunca çocuğun kendi günlük yaşantısını bile yapmasında büyük zorluklar oluşuyor. Bir kız çocuğunu düşünelim, saçını tarayıp bağlayamıyor. Veya tuvalette temizlik ihtiyacını karşılayamıyor. Devamlı annesine ve ebeveynlerine ihtiyacı olan bir durum içerisine girebiliyor. Motor kayıpları olabiliyor. Tüm bu durumlar çocukların sık sık travmalarla karşılaşmalarına neden oluyor" açıklamasında bulundu. Yaşanan sorunların tedavi edilebildiğinin altını çizen Aycan, "Akondroplazi, multidisipliner yönetilmesi gereken bir rahatsızlık. Bu konu, çocuk endokrincilerin, tıbbi genetik uzmanlarının, nörolojinin, beyin cerrahisinin, çocuk göğüs hastalıkları uzmanlarının, ortopedistlerin ortak konusudur. Boy kısalığı yaşayan hastalar ilk olarak endokrine başvuruyorlar. Biz de diğer disiplinlerdeki hocalarımıza, doktorlarımıza gönderiyoruz ve onların da ilgili bölümleri yönetmesini sağlıyoruz" şeklinde konuştu. Aycan, ultrason tekniklerinin çok ilerlediğini anlatarak, bu hastalığın 24. haftadan itibaren gebelikte de tespit edilebildiğini söyledi. Bu hastalığa sahip kişilerin psikolojik olarak da olumsuz etkilendiklerini belirten Aycan, erken tanının önemine dikkat çekti. Akondroplazinin nadir görülen bir hastalık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aycan, "Yaklaşık 100 bin bebekte 4-6 civarında görülüyor. Çok nadir görülen bir hastalık. Ülkemizde henüz büyümesi tamamlanmamış yaklaşık 400-450 civarında akondroplazili çocuk olduğunu biliyoruz. Dünya çapında ise 360 bin civarında vaka olduğu bildiriliyor" dedi. "Akondroplazi teşhisi konan bebeklere 4. aydan itibaren ülkemizde SGK kapsamında ödenebiliyor" Hastalıkta kullanılan ilacın artık SGK tarafından karşılandığını vurgulayan Aycan, sözlerine şöyle devam etti: "Bu hedefe yönelik bir ilaç. Biraz önce söylediğimiz mekanizmalar o yolaklarda, kemiğin büyümesini durdurucu yolaklara müdahale eden bir ilaç. Dolayısıyla da bu hedefe yönelik ilaçlar ilk geldiğinde çok pahalı oluyor. Devletin ödeme kapsamına alınması için ruhsatlanma süreci, çalışmaların bu ilacın etkinliğini doğru bir şekilde ortaya koyma süreci gibi birtakım süreçlerden geçmesi gerekiyor. Boy kısalığı yaşayan çocuklar yıllık 3,5-4 cm büyürken, kendi büyümelerinin üzerine hedefe yönelik ilaçla 1,5-2 santimetre daha eklenebildiği ortaya kondu. Yani 5 yaşında bir çocuğa bu ilacı başladığınızda her gün kendi büyümesinin üzerine 1,5 santimetre daha arttığında final boyunun daha kabul edilebilir bir boya gelmesi çok önemli bu çocuklar için. Heyet tarafından değerlendirilerek tedavileri onaylanan ve sonrasında mahkeme süreciyle ilaçlarına kavuşan 250-300 kadar vaka oldu. Öte yandan, tüm bu süreçleri bizler SGK’da bazı bilimsel kurullarda devlet büyüklerimize anlattık. Yani bunun nadir bir hastalık olduğunu, boylarının çok kısa kaldığını, fiziksel ve psikolojik olarak da çocukları çok etkilediğini belirttik. Bütün bu süreçler olgunlaştığında nisan ayı içerisinde SGK ilacın geri ödeme kapsamına alınmasını ve sağlık uygulama tebliğinde yer almasını sağladı. Artık ilaca erişimleri daha kolay olacak. Şu anda bu ilaç ülkemizde akondroplazi teşhisi olan bebeklere 4. aydan itibaren SGK kapsamında ödeniyor." "Özel gereksinimi olan bu çocuklarda yeni tedaviyle engelleri aşacağımızı düşünüyoruz" Akondroplazili hastaların toplumdan ayrışmaması için çeşitli etkinlikler de düzenlediklerine dikkati çeken Aycan, şu ifadeleri kullandı: "Hastaların gerçek yaşamlarındaki hissiyatlarını, duygularını, problemlerini anlamak çok çok önemli. Çünkü bizler bazen sadece medikal tedaviye odaklanabiliyoruz. Halbuki yaşamda birçok zorlukları olabiliyor. O nedenle biz çocuk endokrinologları olarak ailelerle buluşmalar yapıyoruz. Örneğin Ankara’da, Diyarbakır’da, Konya’da akondroplazili çocuklarımız ve aileleriyle buluştuk. Onların problemlerini kendi ağızlarından dinledik, yaşamda çektikleri zorlukları dinledik. Bunlar da bence çok önemli. Çünkü bizim görmediğimiz, onların temas ettiği alanlar olabiliyor ve biz bunu aslında bundan sonraki hastalarımızla buluşmalarda dikkate alıyoruz. Bu röportajımızı Engelliler Haftası kapsamında yapmış oluyoruz ancak biz hiçbir çocuğumuza engelli etiketini yakıştırmıyoruz. Öte yandan özel gereksinimi olan bu çocukların boy kısalığı sebebiyle birtakım engelleri olduğunu da elbette biliyoruz. Bu yeni tedaviler sayesinde engelleri aşacağımızı düşünüyoruz."
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 10:54 "Yaz içecekleri ömrü kısaltıyor" Pek çok faktör yaşam süresi üzerinde etkili oluyor. Gerek genetik miras gerekse yaşam tarzı alışkanlıkları sağlığı da hastalığı da beraberinde getiriyor. Özellikle de havaların ısındığı son günlerde serinlemek amacıyla tüketilen içecekler tehlikeli olabiliyor. Uzm. Dr. Burak Uzel, özellikle beslenme biçiminin uzun yaşam sürelerinde olumlu etkilerde bulunduğunu söyledi. Ultra işlenmiş gıdaların sağlık üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu ifade eden Medicana Ataköy Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Burak Uzel, "Ultra işlenmiş gıdalardan (UPG) kaçış, uzun ömre açılan kapıdır. Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin yayınladığı bir araştırmada günlük beslenmede ultra işlenmiş gıdaların payındaki her yüzde 10’luk artış, kalp damar hastalığı riskini yüzde 12 oranında artırmaktadır. Bu da ömür süresi üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Dünya çapında binlerce kişi üzerinde yapılan araştırmaların meta-analizi, ultra işlenmiş gıdaların (hazır paketli atıştırmalıklar, bisküviler, şekerli içecekler ve hazır çorbalar) kalp sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini rakamlarla ortaya koymaktadır. İncelenen 13 büyük çalışmanın 9’u, yüksek oranda işlenmiş gıda tüketiminin kardiyovasküler ölüm riskini yüzde 9 ile yüzde 65 arasında artırdığını kanıtlamaktadır. Bu gıdalar, koroner kalp hastalığı riskini yüzde 13, beyin damar hastalıkları (felç) riskini ise yüzde 11 oranında tetiklemektedir" dedi. Katkı maddeleri biyolojiyi bozuyor Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin hazırladığı raporun en dikkat çekici bulgularından birinin, ultra işlenmiş gıdaların zararının genel diyet kalitesinden bağımsız olması olduğuna değinen Uzm. Dr. Burak Uzel, "Yani, kişi sağlıklı gıdalar tüketse bile, araya karışan ultra işlenmiş ürünler vücuttaki enflamasyonu ve damar sertliğini tetiklemeye devam etmektedir. Mesele sadece kalori almak değil; bu gıdaların içindeki endüstriyel katkı maddeleri ve işleme süreçlerinde ortaya çıkan yeni bileşikler biyolojimizi bozmaktadır. Sağlığımızı kaybettikten sonra zayıflama iğneleriyle çözüm aramak yerine, sorunun kaynağına inmek önemlidir" şeklinde konuştu. Geleneksel mutfağa dönün Hastalara sadece "tuz ve yağı azalt" demesinin yeterli olmadığını kaydeden Uzm. Dr. Burak Uzel, "Artık kişilere "işlenmiş gıdalardan uzak dur" tavsiyesi vermek de gerekir. Bu tavsite hayati bir klinik müdahale olarak öne çıkmaktadır. Özellikle de yaz ayları yaklaşırken serinlemek adına içilen içeceklerin işlenmiş gıdalar arasında yer aldığını ve tehlikeli olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Burak Uzel, "Iced Latte masum görünebilir ama içine eklenen şuruplar bazen bir öğünlük şeker ihtiyacını tek bardakta almanıza neden olur. Meyvenin lifinden ayrılmış, sadece şekerli suyunun (fruktoz) içilmesi karaciğeri doğrudan yorar. Enerji içecekleri ve gazlı içecekler hem yüksek şeker hem de kafein içeriğiyle kalp ritmini bozabilir. Bunun yanında milkshake gibi içecekler ultra işlenmiş şeker ve gıda kaynakları arasındadır. Bu süreçlerde içine nane, limon veya salatalık dilimleri atılmış doğal maden suları veya ev yapımı, şekersiz soğuk bitki çayları en güvenli limandır. Karmaşık diyet listeleri yerine, geleneksel Türk ev yemeklerine ve tencere yemeklerine geri dönmek önemlidir. İçeriğinde beşten fazla malzeme olan ve ev mutfağında bulunmayan kimyasallar içeren paketli ürünlerden kaçınmak gerekir. Çok hızlı ulaşılan ve hızlı tüketilen "hazır" gıdalar, yaşam süresini de aynı hızla kısaltmaktadır" diye görüş verdi.
Böbrek üstü bezi tümörlerinde organ koruyucu cerrahi seçenek: Parsiyel adrenalektomi
23 Haziran 2025 Pazartesi - 16:28 Böbrek üstü bezi tümörlerinde organ koruyucu cerrahi seçenek: Parsiyel adrenalektomi Güven Hastanesi’nde görev yapan Prof. Dr. Altuğ Tuncel, böbrek üstü bezi tümörlerinde parsiyel adrenalektomi yönteminin organ koruyucu bir cerrahi seçenek olduğunu ifade etti. Güven Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Altuğ Tuncel, böbrek üstü bezi tümörlerinin cerrahi tedavisinde, bezin tamamı alınmadan sadece tümörün çıkarılmasına imkan tanıyan parsiyel adrenalektomi yöntemine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamasında, bu yöntemin dikkat çektiğini aktaran Tuncel, "Minimal invaziv tekniklerle uygulanan bu operasyon, hastaların böbrek üstü bezi fonksiyonlarını koruma açısından önemli avantajlar sağlıyor" dedi. "Bu bezlerde gelişen iyi huylu ya da kötü huylu kitleler klinik bulgulara neden olabilmektedir" Böbrek üstü bezlerinin adrenalin, kortizol, androjen, östrojen, progestojen ve aldosteron gibi hayati hormonların üretiminden sorumlu olduğunu ifade eden Tuncel, "Bu bezlerde gelişen iyi huylu ya da kötü huylu kitleler, hormonların dengesiz salgılanmasına yol açarak yüksek tansiyon, kilo artışı, ciltte değişiklikler ve su-tuz dengesinde bozulma gibi çeşitli klinik bulgulara neden olabilmektedir" diye konuştu. Daha az doku hasarı Prof. Dr. Tuncel, böbrek üstü bezi kitlelerinin tedavisinde genellikle kapalı cerrahi yöntemlerin tercih edildiğini belirtti. Bu tekniklerin kan kaybını azaltması, hastanede kalış süresini kısaltması ve iyileşme sürecine olumlu katkısı nedeniyle ön plana çıktığının altını çizen Tuncel, şunları söyledi: "Bazı hastalarda ise böbrek üstü bezinin tamamının alınmasına gerek kalmadan, yalnızca tümörlü dokunun çıkarılması yeterli olabiliyor. Bu durumlarda tercih edilen parsiyel adrenalektomi tekniğiyle, bezin çalışır durumda kalan kısmı korunabiliyor. Böylece hastanın yaşam boyu steroid tedavisine ihtiyaç duyma riski de azalıyor." Tuncel, 2021 yılında bir cerrahi uygulamada, parsiyel adrenalektomi sırasında floresan kızılötesi görüntüleme teknolojisini kullandıklarını aktardı. Bu teknoloji sayesinde, tümör ile sağlam böbrek üstü bezi dokusu arasındaki sınırın daha net belirlendiğini kaydeden Tuncel, böylece yalnızca sorunlu bölgeye müdahale edilmesinin mümkün hale geldiğine değindi.
Sağlık Turizminde Kalite Atağı: Kalite Akreditasyon Derneği yeni yapılanmayla göreve başladı
23 Haziran 2025 Pazartesi - 15:48 Sağlık Turizminde Kalite Atağı: Kalite Akreditasyon Derneği yeni yapılanmayla göreve başladı Kalite Akreditasyon Derneği’nin Olağan Genel Kurulu, Ankara Beştepe Moment’te gerçekleştirildi. Sağlık Turizmi Konfederasyonu ve Ankara Sağlık Turizmi Federasyonu’nun iş birliğiyle şekillenen yeni yönetim, sağlık turizminde kalite temelli bir dönüşüm hedefiyle görevine başladı. Genel kurulda oy birliğiyle belirlenen yeni yönetim, sağlık hizmetlerinde uluslararası standartlara uygun, hasta güvenliğini esas alan ve dijital uyumla desteklenen bir kalite sisteminin yaygınlaştırılması amacıyla çalışmalarına resmen başladı. Toplantıda alınan önemli kararlardan biri ise Kalite Akreditasyon Derneği’nin, Sağlık Turizmi Konfederasyonu ile Ankara Sağlık Turizmi Federasyonu’na resmî olarak üye olması oldu. Bu kararın, Türkiye genelinde entegre kalite politikalarının daha etkili uygulanmasına zemin hazırlayacağı belirtildi. Kalite Akreditasyon Derneği Yönetimi tarafından yapılan açıklamada, "Kaliteyi yalnızca teknik bir kriter değil, sürdürülebilir hizmetin ve hasta güvenliğinin temeli olarak görüyoruz. Yeni dönemde uluslararası akreditasyon standartlarıyla uyumlu, dijital sağlık altyapısına entegre, etik değerlere dayalı projeler geliştireceğiz. Konfederasyon ve federasyon üyeliğimiz bu vizyonun kurumsal teminatıdır" denildi. Kalite Akreditasyon Derneği Genel Başkanlığına seçilen Prof. Dr. Aysun Bay, sağlık bilimleri ve biyoteknoloji alanlarında 200’ün üzerinde uluslararası yayına sahip, H-index’i 30 olan bir akademisyen olarak dikkat çekiyor. Prof. Dr. Bay, aynı zamanda Malatya Turgut Özal Üniversitesi’nin eski rektörü ve Türkiye’de dijital dönüşüm ile sağlık politikaları alanlarında önemli çalışmalara imza atan bir isim olarak biliniyor. Yeni yönetimde yer alan isimler arasında Prof. Dr. Hakan Dal, Yakup Hakan Coşkun, Veli Sarıkamış, Av. Zeynep Kayhan, Fatih Alp Yıldırım, Dr. Funda Türker, Dr. Ceren Koçdemir, Kemal Kaçkın, Abdülcelil Özbabacan, Dr. Cihan Kanlıgöz, Lütfi Aydın, Dr. Yüksel Özkale, Dr. Betül C. Şen, Ahmetcan Tüfenkçi ve Mehmet Kayhan gibi farklı alanlarda uzmanlaşmış isimler yer aldı. Yeni dönemde dernek tarafından yürütülecek öncelikli çalışmalar ise şöyle sıralandı: "Uluslararası akreditasyon süreçlerinin yaygınlaştırılması. Dijital sağlık sistemlerinin entegrasyonu. Etik ilkelere dayalı kalite standardizasyonunun sağlanması. Eğitim ve sertifikasyon altyapısının güçlendirilmesi." Kalite Akreditasyon Derneği, bu adımlarla Türkiye’nin sağlık turizminde kalite odaklı büyümesine katkı sağlamayı hedefliyor.
Kalp ve damar cerrahları ALKÜ’de buluştu
23 Haziran 2025 Pazartesi - 15:44 Kalp ve damar cerrahları ALKÜ’de buluştu Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) ev sahipliğinde düzenlenen "Flebolojide Gri Alanlar" konulu konferansta tıp dünyasındaki kalp ve damar alanındaki bilim insanları bir araya geldi. Toplantıda konuşan ALKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Karahan, üniversitenin bilim ve tıp alanında yapılan yeniliklere ve desteklere her zaman açık olduğunu söyledi. Toplardamar hastalıklarının teşhis ve tedavisinde karşılaşılan gri alanların masaya yatırıldığı konferans üç oturum halinde düzenlendi. Katılımcılar; venöz yetmezlikte medikal ve cerrahi tedavi yaklaşımlarına kadar birçok konuda sunumlar gerçekleştirdi. Programın devamında güncel girişimsel yöntemlere kadar damar hastalıklarında uygulanan çok sayıda tedavi yöntemi ele alındı. Bunun yanında hastanın yaşam kalitesini artırmak ve şişlikleri azaltmak amacıyla çeşitli yöntemlere kadar birçok alanda sunumlar yapıldı. Konferansın sonunda, fleboloji alanındaki bilimsel iş birliğinin güçlenmesi ve yeni tedavi yöntemlerinin yaygınlaşması adına bu tür etkinliklerin büyük önem taşıdığını belirtildi. Etkinlik, katılımcılar arasında gerçekleşen soru-cevap ve tartışma oturumları ile sürdü. Konferans, belge takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimiyle sona erdi. Toplantıya, ALKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Karahan, Fleboloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Erdal Aslım, Ulusal Vasküler ve Endovasküler Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Nevzat Erdil, kalp ve damar cerrahisi alanında önemli isimler katıldı.
Aronya’nın kan şekerini dengelediği belirlendi
23 Haziran 2025 Pazartesi - 15:19 Aronya’nın kan şekerini dengelediği belirlendi Aronya’nın kan şekerini dengelediği ve diyabet hastalarına iyi geldiği belirlendi. Trabzon’un Akçaabat ilçe Belediyesi ile Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında yürütülen ‘Akçaabat’ta yetiştirilen Aronya meyvesinin glisemiye (kan şekerine) etkisinin invivo incelenmesi’ başlıklı bilimsel çalışma tamamlandı. KTÜ İlaç ve Farmasötik Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde (İLAFAR) 4 ay süren araştırmada, Akçaabat bölgesinde yetiştirilen aronya meyvesinin glisemik etkileri bilimsel yöntemlerle değerlendirildi. Üç aşamada gerçekleştirilen deneysel çalışmanın ilk iki aşamasında, aronyanın farelerde akut kan şekeri yüksekliği ve deneysel diyabet modelleri üzerindeki etkileri incelendi. Son aşamada ise piyasada yaygın olarak bulunan ticari meyve suları ile Akçaabat’ta üretilen aronya meyve suyunun kan şekeri üzerindeki etkileri karşılaştırıldı. Elde edilen bulgulara göre, yüksek oranda karbonhidrat içermesine rağmen aronya meyve suyunun kan şekerini artırmadığı ve ticari meyve sularına kıyasla daha kontrollü bir glisemik yanıt oluşturduğu belirlendi. Bu sonuç, aronyanın diyabet riski taşıyan bireyler için metabolik açıdan daha avantajlı bir alternatif olabileceğini ortaya koydu. Araştırma ekibi, aronyanın yalnızca yüksek antioksidan içeriğiyle değil, aynı zamanda kan şekeri üzerindeki dengeli etkisiyle de dikkat çektiğini vurguladı. Çalışmayla ilgili bilgi veren Akçaabat Belediye Başkanı Osman Nuri Ekim, "Akçaabat Belediyesi olarak sadece şehircilik ve altyapı yatırımlarıyla değil, aynı zamanda tarım ve sağlık alanındaki projelerle de bölgemize değer katmayı önemsiyoruz. Özellikle son yıllarda yerel tarım ürünlerimizi daha bilinçli şekilde değerlendirmek, üreticimizi desteklemek ve bu ürünlerin bilimsel yönlerini ortaya koyarak katma değer sağlamak adına çalışmalar yürütüyoruz. Bu doğrultuda aronya meyvesi gibi değerli tarım ürünlerinin yaygınlaştırılması, hem alternatif tarımın desteklenmesi hem de sağlıklı yaşamın teşvik edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Aronya üretiminin Akçaabat’ta gelişmesi için önce üreticilerimizi teşvik ettik, ardından ürünün sağlık açısından etkilerinin bilimsel olarak araştırılması için Karadeniz Teknik Üniversitemizle iş birliği başlattık. Bu çalışma sayesinde, Akçaabat’ta yetiştirilen aronya meyvesinin yüksek karbonhidrat içeriğine rağmen kan şekerini yükseltmediği ve ticari meyve sularına göre çok daha dengeli bir glisemik profil sunduğu ortaya kondu. Bu da bize gösteriyor ki, doğru ürünü, doğru yöntemle işlediğimizde hem sağlıklı hem ekonomik değeri yüksek bir alternatif ortaya çıkabiliyor" dedi.
Tatilde çocuklara sorumluluk aşılanmalı
23 Haziran 2025 Pazartesi - 14:40 Tatilde çocuklara sorumluluk aşılanmalı Klinik Psikolog Enise Öziç, yaz tatilinde çocuklara sorumluluk duygusunun aşılanması gerektiğini söyledi. Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi Psikoloji Bölümü’nden Klnk. Psk. Enise Öziç, yaz tatilinde çocuklara verilebilecek sorumluluklar hakkında ebeveynlere önerilerde bulundu. Aileler tarafından yaz tatilinde de çocuklara belirli sorumluluklar verilmesi gerektiğini belirten Enise Öziç, "Yaz olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu gibi düşünceler yanlıştır. Sorumluluk, yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek, çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar" dedi. Aileler tarafından yaz tatilinde de çocuklara belirli sorumluluklar verilmesi gerektiğini belirten Klnk. Psk. Öziç, "Yaz olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu gibi düşünceler yanlıştır. Sorumluluk, yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek, çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar. Sohbet edin, ama yargılamayın. Eleştirmeyin. Eksik ve yapmadıklarını ona sunmayın. Bunun yerine sevdiği bir konuda muhabbet açın. Hatıralarınızdan konuşun. Ortak yapmaktan keyif alacaklarınızla ilgili planlamalar yapın. Ekrandan tamamen uzak tutmayın. Sınırlarken de yerine yapabileceklerini onunla birlikte oluşturun. Zaman zaman sıkılıyorsa, sıkılmasına izin verin. En iyi keşifler kişi sıkıldığı zaman açığa çıkar" diye konuştu. "Sorumluluk vermek çocuğu yormak değildir" Ebeveynlerin çocuklar için yaz rutini belirlemesi önerisinde de bulunan Öziç, "Bu rutini kendi isteğinize göre değil, hepinizin ortak fikrine göre değerlendirin. Yazın tamamında tüm seçimleri ona bırakmayın. ’Her şeyi o seçiyor, her şeye o karar veriyor’ durumu doğru değil. Evin otoritesi anne ve babadır. Kendisi için bazı seçimleri yapabilecek olgunlukta olmadığını unutmayın. Çocuğa ‘Yaz tatilinde olduğu için hiçbir sorumluluk vermiyoruz, okul dönemi zaten yoruldu’ düşüncesi yanlıştır. Sorumluluk yaşına uygun olacak nitelikte hep olmalı. Bu sorumluluklar bardağını mutfağa götürmek; gereksiz yanan ışığı kapamak kadar basit de olabilir. Sorumluluk vermek çocuğu yormak yerine günlük yaşamda yapabileceklerini görmesini sağlar. ’Kitap okumuyor, o kadar söylüyoruz’ bahanesinin arkasına saklanmayın. Siz de kitap okuyarak ona örnek olun. Sözle değil, davranışla öğretin. Gerekirse okuma saatleri planlayın. Bol bol sarılın. Sevginizi dile getirin. Sevmediğiniz bir davranış sergilerse ona değil, davranışına tepki verdiğinizi iletin. Bol bol hatıra biriktirin. İş yoğunluğunuzda onun için özel zamanlar planlayın. Mümkün olduğunca ortak en az bir öğün yemek yemeye özen gösterin. Ancak herkesin ekransız olmasına özen gösterin" şeklinde konuştu.
Felçli geldiği hastaneden yürüyerek çıktı
23 Haziran 2025 Pazartesi - 14:05 Felçli geldiği hastaneden yürüyerek çıktı Vücudunun sağ tarafında tüm güç kaybı ve hiç konuşamama şikayetleri ile Denizli Devlet Hastanesine başvuran 58 yaşındaki adam, İnme Merkezi’nde uygulanan başarılı tedavi sayesinde felçli geldiği hastaneden yürüyerek taburcu oldu. Sağ kolunda ve sağ bacağında tam güç kaybı, hiç konuşamama ve bilincinde uykuya meyil şikayetleriyle Denizli Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne getirilen Mehmet Atsay’a kan tetkikleri ve beyin görüntülemeleri yapıldı. Sol MCA sulama bölgesinde akut gelişen enfarkt (damarın pıhtı nedeniyle tıkanması) tespit edilen hasta hemen Nöroloji Yoğun Bakım Ünitesi’ne alındı. Ardından ilk 4,5 saat içinde IV TROMBOLiTİK (pıhtı çözücü, damar açıcı) tedavi başlandı. Tedavi sonrası 1. günde hastanın kol ve bacağında güç kaybı tamamen iyileşti, hasta konuşabilir ve anlayabilir hale geldi. Hastanın tedavisini gerçekleştiren Nöroloji Uz. Dr. Burcu Selbest, inme vakalarında erken müdahalenin önemine vurgu yaparak, hasta yakınının farkındalığı, 112 ekibinin doğru yönlendirmesi, hızlı yapılan tetkikler, doğru tanı, zamanında tedavi ve takip ile hastaların eski sağlığına kavuşabileceğini söyledi. Nöroloji Uz. Dr. Burcu Selbest; "Damar tıkanıklığına bağlı felç (inme) hem sakat bırakabilen hem de ölümle sonuçlanan hastalıklar listesinde üst sıralarda yer almaktadır. Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara ve alkol kullanımı, kalp ve damar hastalıkları gibi nedenlerle her yıl inme sıklığı giderek artmaktadır. Yüzde ani kayma, konuşma bozukluğu, kolda-bacakta ani güçsüzlük, görme kaybı, denge bozukluğu gibi belirtiler görüldüğünde hiç vakit kaybetmeden 112 aranmalı ve inme tedavisinin uygulandığı merkezlere hastalar yönlendirilmelidir. Bunlar hayati önem taşımaktadır" dedi. 58 yaşındaki Mehmet Atsay’a da trambolitik tedavi uyguladıklarını söyleyen Selbest; "Tedaviden bir gün sonra hastamız uyanık, konuşabilen, sağ kol ve bacağı tam gücünde haline geldi. Hastamızın tekrar bir inme olayı yaşamaması için sebeplerini de araştırdık. Kalp ritminde bozukluk ve boyun damarlarında darlık tespit edildiği ve hastamıza kalp damar cerrahisi ve kardiyoloji hekimlerimizin de önerilerini alarak tedavilerini sürdürüyoruz. Bugün de hastamızı sağlıklı bir şekilde hastanemizden taburcu ediyoruz. Unutmayalım inme vakalarında önemli olan doğru zaman, doğru hasta, doğru tedavi protokolü ve takiptir" diye konuştu. Sağlığına kavuşan Mehmet Atsay da olayı hatırlamayacak kadar kötü durumda olduğunu ancak şu an eski hali kadar sağlıklı olduğunu, bu sebeple de kendini şanslı hissettiğini söyleyerek sağlık çalışanlarına teşekkürlerini iletti.
‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ konferansı düzenlendi
23 Haziran 2025 Pazartesi - 12:35 ‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ konferansı düzenlendi Tıbbi bitki çaylarının üretim süreçlerini ve bu ürünlerin kaliteli bir şekilde halka sunulmasını sağlamak amacıyla ‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ konferansı düzenlendi. Geleneksel bitkisel tıbbi ürünler kapsamında ruhsatlandırılan tıbbi bitki çaylarının üretim süreçlerini ele almak ve bu ürünlerin etkili, kaliteli ve güvenli biçimde halka sunulmasını sağlamak amacıyla düzenlenen ‘Tıbbi Çayın Ruhsatlandırılmasında Üreticinin Yol haritası’ adlı konferans, TOBB İkiz Kuleler binasında gerçekleştirildi. Konferansta, geleneksel bitkisel tıbbi ürün sınıfında yer alan tıbbi bitki çaylarının ruhsatlandırma süreci, eczanelerden güvenli ürün temininin halk sağlığı açısından önemi, üretimde kalite, standardizasyon ve uygunluk kriterleri, papatya ve nane gibi tıbbi bitkilerin de yer aldığı 190 adet tıbbi bitki monografının etkin kullanımı gibi konular ele alındı. "190 adet tıbbi monograf kurumumuz tarafından hazırlandı" Burada konuşan TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, konferansta şu ifadeleri kullandı: "Dünya genelinde kapasitesi, tüketim miktarı artan tıbbi çay pazarında önce Türk halkına güvenli, kaliteli ve etkili çay sunmak üzere sonra da üretimde gösterdiğimiz bilimsel yaklaşımın mührü olarak kurumumuz onayıyla üretilecek sanayi ürünlerinin dünya raflarında güvenli bir şekilde yer alabilmesi için çok önemli adımlardan biri olan bu toplantıda her bir konu çok titizlikle seçildiğini ve amaca hizmet edeceğini vurgulamak isterim. Bu bağlamda kurumumuz ruhsat başvuru sahiplerinin erişebileceği ve adeta yemek kitabı niteliğinde 190 adet tıbbi bitki monografının kurumumuz tarafından hazırlanmış olduğunu, bu monografların sizlerin hizmetinde olduğunu bilmenizi isterim. Bu monografların üretici ve araştırmacıların hizmetine sunulması konusunda da idari olarak kolaylık sağlamamızı, başvuran herkesin bu desteği alabileceği sözünü vermek istiyorum. Ülkemizin zengin florası, ikliminin uygunluğu sadece Rize Çayı değil, çay terimine uygun endemik ve faydalı bitkilerinin olduğunu ve bunların da tıbbi yararlarının bilime dayalı olarak ispatlanarak TİTCK tarafından tescillenmesini sağlayacak sürecin korkutucu değil yol gösterici yaklaşımla birlikte yapmak üzere bu çalıştayı planladık." TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Ardıç ise tıbbi çayların ruhsatlandırılması sürecini ele almak ve üreticilerin bu alandaki yol haritasını netleştirmek üzere bir araya geldiklerini ifade ederek, "Hep birlikte, geleneksel tıbbi çay üretiminin standartlarını yükselterek hem sağlığımıza hem de ekonomimize katkı sağlayacak çözümler geliştireceğiz. Bugün burada ortaya koyacağımız görüşler ve çözüm önerileri, yalnızca bugünü değil, aynı zamanda tıbbi bitkiler alanında ülkemizin yarınını da şekillendirecektir. Toplantının sonunda ise hem sektörümüzün mevcut durumunu hem de ruhsatlandırma sürecinde atılması gereken adımları belirlemiş olacağız. İnanıyorum ki, toplantımız sonucunda ortaya çıkacak değerlendirmeler, mevzuat yapıcılar, düzenleyici otoriteler ve sektör temsilcileri için somut bir yol haritası oluşturacaktır" dedi. Programa, TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar’ın yanı sıra TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Seyit Ardıç, Başkent Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Başaran ile tıbbi çay üretim zincirinde yer alan üreticiler, ruhsat başvuru sahipleri, akademisyenler ve ilgili kamu kurumu yetkilileri katıldı.
Gediz Devlet Hastanesi’ne MR cihazı kurulumu yapılıyor
23 Haziran 2025 Pazartesi - 11:49 Gediz Devlet Hastanesi’ne MR cihazı kurulumu yapılıyor Gediz Devlet Hastanesi’ne kazandırılacak MR cihazının ihale sürecinin tamamlanıp sözleşmesinin imzalanmasının ardından, AK Parti Gediz İlçe Başkanı Osman Yılmaz, cihazın kurulum aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu gelişmeyle birlikte Gediz ve çevre ilçelerdeki vatandaşlar, artık MR hizmeti almak için başka il ve ilçelere gitmek zorunda kalmayacak. Bu durum, özellikle kronik hastalığı olan veya düzenli kontrol gerektiren hastalar için büyük kolaylık sağlayacak ve sağlık hizmetlerine erişimi önemli ölçüde artıracak. MR cihazının Gediz Devlet Hastanesi’ne kazandırılmasıyla ilgili açıklamalarda bulunan AK Parti Gediz İlçe Başkanı Osman Yılmaz, duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Yılmaz, "Gediz Devlet Hastanemizde yıllardır kanayan yara haline gelen MR cihazı için yapılan sözleşmenin ardından, kurulum aşamasına geçildiğinin müjdesini vermekten büyük mutluluk duyuyorum. Artık vatandaşlarımız başka illere gitmeden ilçemizde MR hizmetini alabilecekler. Bu, Gediz’imiz ve halkımız için sağlık alanında atılmış çok önemli bir adımdır" dedi. Yılmaz, cihazın ilçeye kazandırılmasında emeği geçen herkese teşekkür ederek, "MR cihazının ilçemize kazandırılmasında emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na, İl Başkanımız Sayın Ceyda Çetin Erenler’e, Milletvekillerimiz Sayın Adil Biçer, Sayın İsmail Çağlar Bayırcı ve Sayın Mehmet Demir’e sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Gediz’imize hayırlı olsun" ifadelerini kullandı. MR cihazının kurulumunun tamamlanmasıyla birlikte Gediz Devlet Hastanesi, bölgedeki sağlık hizmeti kalitesini önemli ölçüde artıracak modern bir donanıma kavuşmuş olacak.