SAĞLIK - 12 Mayıs 2026 Salı 12:34

Lilly Türkiye’nin oluşturduğu deneyim alanında obezite masaya yatırıldı

A
A
A

Obezitenin, sanılanın aksine bireysel bir tercih değil, diyabetten kalp hastalıklarına kadar pek çok ciddi sağlık sorununa yol açabilen, biyolojik, psikolojik ve çevresel boyutları olan kronik ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğu belirtiliyor. Lilly Türkiye, bu konuda farkındalığı artırmak amacıyla hayata geçirdiği "Obezite: Görünmeyen Gerçekler" deneyim alanı ile obezitenin biyolojik ve toplumsal boyutları olan kronik bir hastalık olduğuna dikkat çekiyor.

Obezite; vücutta yağ dokusunun artışıyla ilişkili, kronik, tekrarlayıcı ve tedavi edilebilir bir hastalık olsa da bugün dünya genelinde yaklaşık bir milyar insanı etkileyen bir salgın boyutuna ulaşmış durumda. Öyle ki obezite; diyabet, kalp hastalığı, inme ve bazı kanser türleri dahil olmak üzere birçok ciddi hastalığa yol açabiliyor; bu hastalıklar yaşam kalitesini düşürüyor ve erken ölüm riskini artırıyor. Buna karşın toplumda bu hastalığın kişisel bir tercih olduğuna dair yanlış bir algı bulunuyor. Lilly Türkiye de bu gerçekten yola çıkarak bu yıl İstanbul’da düzenlenen Avrupa Obezite Kongresi’nin (ECO) ana sponsorlarından biri olarak konumlanmanın yanı sıra bu uluslararası kongre ile eş zamanlı olarak obezite hastalığına yönelik toplumsal algıyı kökten değiştirecek, anlamlı bir deneyim alanı hazırladı. 11-15 Mayıs tarihleri arasında Beyoğlu’nun hafızasında yer etmiş Hope Alkazar’da ziyaretçilere açık olacak "Obezite: Görünmeyen Gerçekler" deneyim alanı ile ziyaretçileri obezite hastalığına ilişkin bilime dayalı gerçekleri keşfetmeye ve günlük yargıların ötesine geçmeye davet ediyor. Toplumda obeziteyi yalnızca beden ölçüsü, bireysel tercih ya da irade ile açıklayan dar bakış açısını aşmayı amaçlayan bu deneyim; obezitenin biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutlarını gözler önüne seren çarpıcı bilimsel verileri, gerçek yaşam hikâyeleriyle birlikte etkileyici bir sahne kurgusunda buluşturuyor. Deneyim alanının son durağında ise ziyaretçiler, Albert Health’in dijital sağlık platformu üzerinden beden farkındalıklarını etkileşimli olarak değerlendirme fırsatı bulurken, kişiselleşmiş bir dijital sağlıklı yaşam yolculuğuna da adım atma imkânı yakalıyor.

Lilly Türkiye’nin oluşturduğu deneyim alanında obezite masaya yatırıldı

Deneyim alanının açılış töreninde, Gazeteci Cansu Canan Özgen moderasyonunda bir panel de düzenlendi. Panelde Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson, Türkiye Obezite Araştırma Derneği (TOAD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Feray Akbaş ve Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır obeziteyle mücadele konusunda önemli bilgiler paylaştı.

"Obezite hastalığının tedavisinde sürdürülebilir sağlık sonuçları için tıbbi destek gerekli"

Panelde obezitenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Prof. Dr. Feray Akbaş, IPSOS tarafından yapılan "Obezite Algısı Araştırması"na göre obeziteye yönelik dikkat çekici bir içsel çatışma yaşandığını söyledi. Akbaş, "Araştırmanın Türkiye verileri, farkındalık ve eylem arasında fark olduğunu gösteriyor. Obeziteli kişilerin yüzde 80’lik çok büyük bir kısmı kilolarını kontrol etmeyi düşündüklerini veya bu konuda tavsiye aldıklarını belirtirken, sadece yüzde 35’i son bir yıl içinde bir doktora danışmış. Buradaki temel engel bilgi eksikliği değil, algı. Türkiye’de obezite ile yaşayan kişilerin yüzde 45’i ‘Kilomu kendi başıma kontrol etmeyi tercih ederim’ diyor. Bu oran birçok ülkeye kıyasla önemli ölçüde yüksek, ancak çalışmalar bu şekilde başarılı bir kilo yönetiminin çok zor olduğunu gösteriyor. Tam da bu aşamada sağlık profesyonellerinin rolü belirleyici hale geliyor. Bireysel çabalar önemli olsa da sürdürülebilir sağlık sonuçları için tıbbi destek gerekliliğini koruyor" dedi.

Lilly Türkiye’nin oluşturduğu deneyim alanında obezite masaya yatırıldı

"Obezite, hem hasta için hem de ülke ekonomisi için büyük yük"

Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır ise obezitenin ekonomik yüküne dikkat çektiği konuşmasında, "Obezite hastalığı, her ne kadar bireysel bir sorun olarak görülse de toplumun genelini etkileyen çok boyutlu bir halk sağlığı meselesi olduğu göz ardı edilmemeli. Ne yazık ki, obezite hastalığına yönelik toplumsal önyargılar, hastaların ihtiyaç duydukları tedaviye erişmelerinin önündeki temel engellerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu önyargılar ve bilgi eksikliği giderilmediği sürece, hastalığın beraberinde getirdiği devasa ekonomik yükle yüzleşmeye devam edeceğiz. Öyle ki tüm dünya genelinde obezitenin ekonomik yükünün 2035’te 4,32 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye’ye baktığımızda 2019 yılında aşırı kilo ve obezitenin ekonomik yükünün yaklaşık 14,64 milyar dolar olduğu biliniyor. 2060 yılında ise ekonomik yükünün 132,5 milyar dolara yükseleceği öngörülüyor ki bu da Gayrisafi Millî Hasıla’nın yüzde 3,2’sine karşılık geliyor. Hem birey hem de toplum açısından bu denli büyük bir yük oluşturan obezitenin yönetimi, ekonomik sürdürülebilirlik açısından da stratejik bir öncelik olarak ele alınmalıdır. Bu doğrultuda, obezite hastalığının yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda toplumsal ve davranışsal boyutlarını da anlamaya yönelik olarak, Lilly Türkiye ile birlikte kapsamlı bir araştırma süreci başlattık. Bu yıl kamuoyuyla paylaşmayı planladığımız bu çalışma ile obeziteyle yaşayan bireylerin gündelik gerçek yaşam deneyimlerinden yardım arama davranışlarına, toplumsal algıdan tedaviye erişim süreçlerine kadar uzanan çok katmanlı bir çerçevede derin görüşmeler yaparak, toplumsal algı ve yardım arama davranışları arasındaki ilişkiyi daha bütüncül bir şekilde ortaya koymayı hedefliyoruz. Obezite hastalığına ilişkin yanlış algıların aşılmasının hem bireysel sağlık sonuçları hem de ekonomik sürdürülebilirlik açısından kritik olduğuna inanıyoruz" ifadelerini kullandı.

"Obezite hastalığını doğru anlamak isteyen herkesi deneyim alanımıza bekliyoruz"

Lilly Türkiye Genel Müdürü Ryan Dawson da 150 yıllık tarihlerinde bilimi iyileşmeye dönüştürerek dünyanın dört bir yanındaki insanların yaşamlarını iyileştirmeyi amaçladıklarını vurgulayarak şunları söyledi: "Lilly’de, ‘sağlık her şeyden önemlidir’ söylemi sadece bir söz değil, yaptığımız işin temelini oluşturuyor. Bilimde, üretimde, asla ödün vermediğimiz kalite standartlarında ve ihtiyacı olan her hastaya ulaşma kararlılığımızda bunu açıkça gösteriyoruz. Bu nedenle obezite ile yaşayan kişilerin de kanıta dayalı kilo yönetimi tedavisi uygulamak için erken teşhis, tarama ve etkili müdahaleyi hak ettiklerine inanıyoruz. Obezite profesyonel tıbbi danışmanlık ile diğer kronik hastalıklar gibi ele alınmalı. Son derece ciddi bir hastalığa sahip olan bu kişilerin maruz kaldığı damgalanma gibi engeller, sağlık hizmetlerine erişimlerini de olumsuz etkiliyor. Biz de sadece ilaç üretmekle yetinmiyor, sağlığa erişimdeki engelleri aşmaya çalışıyor, obezite gibi hastalıklara yönelik önyargılarla da aktif şekilde mücadele ediyoruz. Şirket olarak bu hastalığı doğru bir şekilde anlamak ve empati göstererek çözümün bir parçası olmak isteyen herkesi "Obezite: Görünmeyen Gerçekler" deneyim alanına davet ediyoruz."

Bu yıl 12- 15 Mayıs tarihlerinde Türkiye’de düzenlenen ve obeziteye ilişkin en önemli bilimsel faaliyetlerden olan Avrupa Obezite Kongresi’ne sponsor olarak katılmaktan duydukları memnuniyeti de dile getiren Dawson, sözlerine şöyle devam etti: "Obezite hastalığı, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de halk sağlığını önemli ölçüde tehdit eden ve sıklığı giderek artan bir sorundur. Araştırmalar ülkemizde obezitenin görülme sıklığının yetişkinlerde yüzde 36 olduğunu ve Avrupa kıtasındaki en kilolu ülke konumuna geldiğimizi gösteriyor. Bu nedenle kongrenin bu yıl ülkemizde yapılması daha da büyük anlam taşıyor. Bir halk sağlığı sorunu olan obeziteyi Türkiye’den ve yurt dışından farklı paydaşlarla konuşup, birlikte çözüm geliştirebileceğimize inancımız çok büyük."

Lilly Türkiye’nin oluşturduğu deneyim alanında obezite masaya yatırıldı

Şirket, obezite hastalığı ile mücadelede yalnızca bilimsel gelişmeleri desteklemekle kalmayıp, toplumsal algının dönüşümüne katkı sunmayı da sorumluluğu olarak görüyor. "Obezite: Görünmeyen Gerçekler" deneyim alanı ise bu yaklaşımın, empati ve bilime dayalı farkındalıkla hayata geçirilmiş somut bir yansıması olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Şirket, obezite hastalığını doğru bir şekilde anlamak, önyargıların ötesine geçmek ve çözümün bir parçası olmak isteyen herkesi bu deneyimi yaşamaya davet ediyor.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Ersoy: "Türkçe, uçsuz bucaksız Türkistan topraklarından Anadolu’ya uzanan bir medeniyet yürüyüşünün sesidir" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy Türkçe hakkında, "Türkçe, uçsuz bucaksız Türkistan topraklarından Anadolu’ya ve gönül coğrafyamızın en uzak köşelerine kadar uzanan, tarihle yaşıt bir medeniyet yürüyüşünün sesidir" dedi. Mehmet Nuri Ersoy, Ankara’da düzenlenen "749. Türk Dil Bayramı ve Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri: Karaman Kızıl Elma Türkçe Ödülleri" programına katıldı. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı’nda düzenlenen programda konuşan Bakan Ersoy, Türkçenin kültürel mirasın en önemli taşıyıcılarından biri olduğunu belirterek, dilin korunmasının ve gelecek nesillere aktarılmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Yunus Emre’nin asırlardır gönüllere hitap eden diliyle Türk kültürünün en önemli değerlerinden biri olduğunu ifade eden Ersoy, Türkçenin dünya dili olarak güçlenmeye devam ettiğini kaydetti. "Türkçe, uçsuz bucaksız Türkistan topraklarından Anadolu’ya uzanan, tarihle yaşıt bir medeniyet yürüyüşünün sesidir" Türk Dil Kurumu’nun (TDK), Türkçeye yön veren bir kurum olduğunu belirten Bakan Ersoy, "Karamanoğlu Mehmet Bey’in, "Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil konuşmayacak." fermanının 749. yıl dönümü vesilesiyle bir aradayız. Anadolu’nun kalbinden yükselen bu güçlü irade zamana yenik düşmeden asırları devirmiş, kutlu bir emanet bilinip sahiplenilmiş, gereği daima yerine getirilerek 13. yüzyıldan 21. yüzyıla yol alıp bizlere ulaştırılmıştır. Bugün de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün iradesiyle vücuda gelmiş olan, Türkçenin kalesi Türk Dil Kurumunun çatısı altında fikri ve fiili attığımız ilgili her adıma yön vermekte; Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkçemizi küresel ölçekte bir kültür ve diplomasi dili haline getirme kararlılığında kendisine yer bulmaktadır. Türkçe, uçsuz bucaksız Türkistan topraklarından Anadolu’ya ve gönül coğrafyamızın en uzak köşelerine kadar uzanan, tarihle yaşıt bir medeniyet yürüyüşünün sesidir. Dilimiz; milletimizin hafızasını diri tutan, kültürünü taşıyan ve medeniyet düşüncesini, anlayış ve algısını nesilden nesile aktaran benzersiz bir hazine; milli kimlik ve karakterimizin özgün vesikasıdır" diye konuştu. "Dil; onu kullanan herkesin özen göstermesi, sahip çıkması, hassas davranması gereken bir emanettir" Atatürk’ün Türkçe için birçok çalışma yaptığını ve bunların başında TDK’nın geldiğini dile getiren Bakan Ersoy, "Kaşgarlı Mahmud’un dert edinip uğruna diyar diyar gezdiği, Yunus Emre’nin Allah aşkını nakşettiği, Karacaoğlan’ın gönlüne dilmaç ettiği Türkçe, konu ne olursa olsun onu eksiksiz anlatma ve aktarma gücüne sahiptir. En sade haline bile en derin anlamları sığdırabilen, ağdalı ve abartılı ifadelere ihtiyaç duymadan vurucu bir hitabet sağlayan yapısıyla gerçekten çok özeldir. Hani toprak deyip geçmek var, bir de onu Aşık Veysel gibi anlatabilmek var. İşte Aşık Veysel’in ki gibi engin bir gönül deryasını kelimelere sığdırabilen dil Türkçedir. Atatürk, "Türk dili dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin." diyerek dilimizi kullanırken ve üzerinde çalışma yaparken esas alınacak en temel ilkeyi ortaya koymuştur. Dil bilinci sadece onun üzerinde çalışma yapan bilim insanlarının, eser veren ediplerin sorumluluğu değildir. Dil, onu kullanan herkesin özen göstermesi, sahip çıkması, hassas davranması gereken bir emanettir" şeklinde konuştu. "Diline sahip çıkan milletler hem geçmişine hem de geleceğine sahip çıkmış olur" Türkçenin Türk dünyasını birbirine bağlayan en önemli unsur olduğunun altını çizen Bakan Ersoy, "Diline sahip çıkan milletler hem geçmişine hem de geleceğine sahip çıkmış olur. Türk Dil Kurumu bu bilinçle çalışmakta; bir asra yaklaşan kurumsal bilgi ve birikimiyle, yürüttüğü bilimsel faaliyetlerle, dil ve kültür hayatımıza sunduğu kıymetli eser ve kaynaklarla yalnızca ülkemize değil, Türkçenin yankı bulduğu çok geniş bir coğrafyaya hizmet etmektedir. Bu hizmet; Türk dünyasını birbirine bağlayıp kenetleyen dil köprüsünü ayakta tutmakta, Türkçenin zenginliğini bilimsel bir hassasiyet ve titizlikle kayıt altına almaktadır. Ayrıca bütün temel unsurları korunarak Türkçemizin dijital çağın ihtiyaçlarına uyum sağlayacak şekilde güçlendirilmesi, üreten ve yön veren bir konuma taşınması için ciddi bir mücadele vermekte, bu alanda belirleyici bir rol oynamaktadır. Elbette bu yolda bizlere yarenlik eden; kalemini ve kelamını, duygusunu ve düşüncesini, zamanını ve hayatını Türk diline vakfeden çok değerli insanlarımızı da daima desteklemekte, takdir ve taltif etmekteyiz. 13 Mayıs Türk Dil Bayramı münasebetiyle burada takdim edeceğimiz ‘Karaman Kızıl Elma Türkçe Ödülleri’nde bu özel insanlara duyduğumuz saygının, vefanın, minnetin bir ifadesidir. Her birine şükranlarımı sunuyor, kendilerini tebrik ediyorum" dedi. "Dil, milletimizin hafızası, kültürü ve ortaklığını geçmişten geleceğe taşıyan en önemli paydamız" AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Kürşad Zorlu ise, Türkçenin milletin ortak hafızası ve en güçlü bağı olduğunu belirterek, dilin korunması ve doğru kullanımının milli bir sorumluluk taşıdığını ifade etti. Türkçenin sadece bir iletişim aracı olmadığını dile getiren Zorlu, aynı zamanda medeniyetin, kültürün ve tarihin taşıyıcısı olduğunu söyledi. Türkçenin sadece Türkiye’de değil, tüm Türk dünyasında geniş bir perspektifle ele alınması gerektiğini vurgulayan Zorlu, "Dil, milletimizin hafızası, kültürü ve ortaklığını geçmişten geleceğe taşıyan en önemli paydamız. Bugün iki önemli zemin üzerinde Türk dilinin çok önemli bir konumunun ve geleceğe çok önemli ışık saçtığını söyleyebiliriz. Birincisi Türk dili, elbette 86 milyon yurttaşımızın birliğini ve ortaklığını temsil eden yegane çimentomuzdur. Resmi dilimiz Türkçenin asla tartışılmasının bir alternatifi olmadığı gibi, ona uzanan hiçbir el de Türk milletinin vicdanında kabul görmeyecektir. İkincisi ise Türk dili elbette sadece Türkiye sınırları içerisinde konuşulan bir dil değil. Burası çok kıymetlidir çünkü Karamanoğlu Mehmet Bey’in yıllar önce ortaya koyduğu bu duruş ve irade, böylesine bir birliktelik zemininin güçlenmesine de katkı sağlamıştır" ifadelerini kullandı. "Yunus Emre de Hoca Ahmet Yesevi’nin yolundan giden onun alperenlerinden birisidir" Hoca Ahmet Yesevi’nin eserleriyle birlikte Türkçe’nin kaybolmasının önüne geçildiğini söyleyen Zorlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Geçtiğimiz yıl 15 Aralık tarihinde çok önemli bir gün ilan edildi. UNESCO Genel Kurulu Semerkant’ta gerçekleşti ve Cumhurbaşkanımızın da önerisiyle o gün UNESCO bünyesinde Dünya Türk Dili Ailesi günü ilan edilmiştir. Elbette bugünün seçilmesinin bir anlamı vardır. Zira 15 Aralık 1893 tarihi, Orhun Yazıtlarının çözümlendiği ve dünyaya duyurulduğu gündür. İşte biz tam da o gün Türk dünyasında bir siyasi parti tarafından hazırlanan ilk Türk dünyası vizyon belgesini Cumhurbaşkanımız tarafından kamuoyuna açıkladık. Bu bizim devletimizin en üst noktada Cumhurbaşkanımızın net ve salih iradesiyle ortaya konulmuş çok açık bir çağrıdır. İşte yıllar sonra Karamanoğlu Mehmet Bey o gün yazıklarından sonra ifade ettiği o önemli söz ve ilahide beyanı, o tarih çizgisinin 13. yüzyıldaki vücut bulmuş halidir ve çok önemli bir gerçekle tespittir ki aynı dönemde Anadolu’daki bu uyanışın bir benzeri kadim Türkistan topraklarında bir kez daha yükselmiştir. Hoca Ahmet Yesevi hikmetlerini Türkçe yazma suretiyle Türk dilinin kaybolmaya yüz tutmuş o dönemine o bölgede aslında yeni bir meşale yakmıştır. İşte bugün andığımız Yunus Emre de Hoca Ahmet Yesevi’nin yolundan giden onun alperenlerinden birisidir. Bu basit ve özet bir tablo olarak çizdiğim duruş ve uyanış çizgisi Türk milletinin geleceğe adım adım emin adımlarla ilerlemekte olduğunun net bir ifadesidir."
Manisa Özel’in yakın arkadaşı Demirhan Gözaçan gözaltına alındı Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) önceki dönem Manisa il yöneticilerinden Demirhan Gözaçan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında sabaha karşı düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yakın arkadaşı olan Gözaçan’ın evinde ve aracında arama yapıldığı öğrenildi. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın kamuoyuna yansıyan "1 milyon TL parayı Denizli’de, CHP il başkanlığı binası yakınında, Özgür Özel’in yakın arkadaşı olarak bildiğim Demirhan isimli şahsa, yine Özgür Özel’in talimatıyla çanta içerisinde nakit olarak teslim ettim" iddialarının ardından Demirhan Gözaçan bu sabaha karşı Manisa’da gözaltına alındı. Gözaçan’ın evi ve arabasında arama yapıldığı ve Manisa İl Emniyet Müdürlüğünden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü öğrenildi. CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper tarafından yapılan yazılı açıklamada, son günlerde Demirhan Gözaçan’a yönelik iftira ve karalama kampanyalarının yürütüldüğü öne sürülerek, gözaltı işleminin "yetkisiz" şekilde gerçekleştirildiği ifade edildi. Açıklamada, "Cumhuriyet Halk Partisi önceki dönem il yöneticimiz Sayın Demirhan Gözaçan, son günlerde şahsına yöneltilen iftiralar ve karalama kampanyaları neticesinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında bu sabaha karşı şafak operasyonuyla yetkisiz bir şekilde gözaltına alınmış, evi ve arabası aranmıştır" denildi. Gözaçan’ın Manisa İl Emniyet Müdürlüğü’nden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü belirtilen açıklamada, CHP Manisa İl Başkanlığı’nın sürecin takipçisi olacağı vurgulandı. İl Başkanı İlksen Özalper açıklamasında, "Cumhuriyet Halk Partisi Manisa İl Başkanlığı olarak sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz" ifadelerine yer verdi.
İstanbul Tutuklu sanık Yener Torunler: "Çektiğim ve Murat Gülibrahimoğlu’na teslim ettiğim paranın miktarını bilemem" ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ duruşmasının 36. oturumunda savunma yapan tutuklu sanık Yener Torunler, "Cebeci Maden Sahası ile ilgili görev ve sorumluluğum yoktur. Bankadan para çekilmesi ve yatırılması görevlerimin arasındadır. Çektiğim ve Murat Gülibrahimoğlu’na teslim ettiğim paranın miktarını bilemem" dedi. ‘Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü’ davasının ilk duruşmasının 36. oturumu, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde bulunan duruşma salonunda görülmeye devam edildi. Duruşmada Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketinde güvenlik müdürü olan Yener Torunler savunma yaptı. Sanık Yener Torunler hakkında iddianamede yapılan değerlendirmede, örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu’na bağlı hareket ettiği belirtilmişti. Torunler’in örgütün kurmuş olduğu kaçak hafriyat döküm sahasından sorumlu örgüt yöneticisi Gülibrahimoğlu’nun çantacısı olduğu, naylon faturalar ve banka üzerinde yapılan sahte çek bozdurma işlemlerini organize ettiği aktarılmıştı. "Cebeci Maden Sahası ile ilgili görev ve sorumluluğum yoktur" İddianamedeki suçlamalara karşı savunması sorulan Yener Torunler, Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketinde güvenlik müdürü olduğunu söyleyerek "Bulunduğum mekanın korunmasını sağladım. Ben hiçbir dönem Murat Gülibrahimoğlu’nun korumalığını ve şoförlüğünü yapmadım. Bir de idari işler müdürlüğü yapıyordum. Şirketteki binek araçların bakımı, muayenesi ve diğer birimler ile ilgili lojistik destek veririz. Cebeci Maden Sahası ile ilgili görev ve sorumluluğum yoktur. Biz bir araç alınacaksa nerede kullanılacak bilemeyiz. Arıza falan varsa bunların giderilmesini sağlarım, resmi evrak işlerini hallederim. Bankadan para çekilmesi ve yatırılması görevlerimin arasındadır. İddianamedeki suçlamaların bana yöneltilmesi mümkün değildir. Mali içerikli kararların alınması süreçlerinde bir yetkim, dahilim yoktur" dedi. "Çektiğim ve Murat Gülibrahimoğlu’na teslim ettiğim paranın miktarını bilemem" Sanık Torunler savunmasının devamında "Bir insan varlığından bile haberdar olmadığı bir örgüte nasıl üye olabilir? Ben CHP üyesiyim. Başka hiçbir örgüte üye olmam mümkün değildir. Buraya nasıl dahil edildim anlamıyorum. Murat Gülibrahimoğlu Cumhuriyet Halk Partili değildir. Partime ilişkin herhangi bir konuda Gülibrahimoğlu’dan talimat almam mümkün değildir. Partimize yönelik böyle bir plan içerisinde kim olursa olsun gereğini yapmasını bilirim. Benim için Cumhuriyet Halk Partili olmak övünç kaynağıdır. Benim dışardan birileri ile partimi ele geçirmeye çalıştığım mı iddia ediliyor? Bu benim şahsıma hayatım boyunca yapılan en büyük hakarettir. Benim mal varlığım bellidir. Bir lokma haram para boğazımdan geçmedi. Ben parayı bankadan alıp Murat Gülibrahimoğlu’na teslim ederim. Ben 41 milyon TL çekmek ile suçlanıyorum. Bu benim işimin bir parçasıdır. Bu paranın çekimi yıllara yayılmıştır. 11 yıllık bir süreçte bu para çekilmiş. Söz konusu işlemler kişisel ve örgütsel bir menfaat için değil, işimin bir parçası olarak yerine getirildi. Çektiğim ve Murat Gülibrahimoğlu’na teslim ettiğim paranın miktarını bilemem. Para çekim işlemleri görev tanımım içerisindedir. Bu işlemlerde bir gizem, sır yoktur. Bu işlemler tek başına yapılmaz. Murat Gülibrahimoğlu’nun lüks bir yaşam tarzı olduğu herkesçe bilinir" ifadelerini kullandı. Ardından söz alan tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu, Yener Torunler’e "İdari müdür olduğunuz için sormak istiyorum. Gözleminiz olmuştur. Market kartlarının nerede kullanıldığını, kimlere verildiği konusunda bir bilginiz varsa lütfen paylaşın" dedi. Sanık Torunler "Şirket olarak kart alırdık. Kamu kurumlarına, belediyeye, AK Parti teşkilatına da verirdik. Valiliğe verirdik. Valiliğin sosyal yardımlaşma adı altında dağıttığını biliyorum. Cumhuriyet Halk Partisi teşkilatına vermedik. Ama açık açık söyleyeyim vermek içimden gelirdi. Belediye olarak Üsküdar, Kartal, Sultangazi belediyelerine verdik" yanıtını verdi. Ekrem İmamoğlu ardından mahkeme heyetine "Siz buraya Enerji Bakanını, İstanbul’un iki valisini, Vakıflar Bankası Yönetim Kurulunu bu ve benzer kurumları çağırıp sorgulamadığınız sürece bu insanların burada kalması büyük bir acıdır. Sayın Bakanın bu mahkemeyi yetki altında tuttuğunu düşünüyorum. Bakan ‘İmamoğlu Suç Örgütü’ dedi. Bir bakan bunu diyemez. Bunları söyledi. Ben rüşvet havuzu, asrın yolsuzluğu gibi hususları aynen kendine iade ediyorum. Sizi etki altında tutmaya çalışan bir Adalet Bakanı ile karşı karşıyayız. Kendini yargıç zanneden Adalet Bakanına haddini bildirmek zorundasınız. Ben Türkiye’nin beka sorunu haline gelen bu bakan hakkında Sayın Cumhurbaşkanını uyarıyorum" ifadelerini kullandı. Duruşmaya ardından öğle arası verildi.
Ankara Kayseri Belediye Başkanı Büyükkılıç: "2027 TÜRKSOY Kültür Başkenti olma unvanını almış olduk, Kayserimiz bir adım daha ön plana çıktı" Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, "2027 TÜRKSOY Kültür Başkenti olma unvanını almış olduk. Bu açıdan da Kayserimiz, kültürün başkenti olarak bir kademe daha ön plana çıkmış oldu" dedi. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Türkiye Basın Federasyonu’nda (TÜBAF) "Anadolu Sohbetleri" çerçevesinde düzenlenen programda basın mensuplarıyla bir araya geldi. "Bu sene 3 milyon 300 binin üzerinde ziyaretçi Erciyes Kayak Merkezi’ni ziyaret etti" Burada konuşan Büyükkılıç, Erciyes Kayak Merkezi’nde kayak sezonunun 18 Aralık’ta başladığını ve kayak sezonunun hala devam ettiğini dile getirerek, "Bu sene 3 milyon 300 binin üzerinde ziyaretçimiz oldu. Kayserimizden gelen, çevre illerden ya da ülkemizin değişik illerinden gelenler oldu. Ben zaman zaman hafta sonları ağırlıklı olarak ziyaret ettiğimde soruyorum. En çok merak ettiğim de nereden geldiniz sorusunun cevabı. Bir bakıyorum, Endonezya’dan, Malezya’dan, İngiltere’den, Polonya’dan, Brezilya’dan geldiklerinin cevabını almak bizleri keyiflendiriyor, sevindiriyor. Bu anlamda da şehrimizi, ülkemizi olumlu yönüyle tanıtmaktan da keyif alıyoruz" diye konuştu. "Son beş senede 1 milyar 200 bin milyon lira hibe desteği verdik" Sanayi ve ticaretin yanı sıra il sınırları içerisinde yapılan tarım ve hayvancılık faaliyetleriyle de Kayseri’nin adından söz ettiren bir şehir konumuna geldiğini söyleyen Belediye Başkanı Büyükkılıç, "Yerel yönetici olarak da biz bu alanda yapmış olduğumuz desteklerle oradaki açıklamalardan da esinlenerek paylaşıyorum. 30 büyükşehir içerisinde tarım ve hayvancılığa en çok pay ayıran şehir olarak anıldığımızı ifade etmek isterim. Son beş senede 1 milyar 200 bin milyon lira hibe desteği verdik. Vatandaşımıza gerek tohum dağıtma, gereke nohut, fasulye, buğday gibi ürünler dağıtıyoruz. Aynı zamanda arı, tavuk, koyun ve manda dağıtıyoruz. ‘Kendi kendine yeten şehir, kendi kendine yeten ülke, kendi kendine yeten aile’ olma anlayışı içerisinde desteklerimizi sürdürüyoruz" ifadelerine yer verdi. "2027 TÜRKSOY Kültür Başkenti olma unvanını almış olduk, Kayserimiz bir adım daha ön plana çıktı" Kayseri’nin yaklaşık 6 bin yıllık tarihinde yer alan medeniyetlerden gelen kültürel zenginliğiyle adeta bir açık hava müzesi olduğunu söyleyen Büyükkılıç, "TÜRKSOY’un en önemli organizasyonlarından kültür başkentliğiydi. Bu anlamda şehrimizi yeterli gördüğümüz için gayretimizi sürdürdük ve 2027 TÜRKSOY Kültür Başkenti olma unvanını almış olduk. Bu açıdan da Kayserimiz, kültürün başkenti olarak bir kademe daha ön plana çıkmış oldu. Değişik etkinliklere fırsat veren yaklaşım içerisinde Kayserimizin en önemli en önemli buluşma alanı 1 milyon 260 bin metrekare büyüklüğünde Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi. Hakikaten 1 milyon 260 bin metrekare ama en önemlisi metrekareler değil. Ona yüklediğiniz fonksiyonlar, ona yüklediğiniz etkinlik ortamlarıdır. O anlamda da kendisine söz ettiren bir şehir olma yönünde irademizi sürdürüyoruz" dedi. "2029 Dünya Spor Başkenti unvanını almanın da keyfini yaşadık" Kayseri’nin ACES Europe tarafından verilen 2024 yılı Avrupa Spor Şehirleri ödüllerinde ‘Altın Bayrak’ ödülüne layık görülerek, yılın en iyi Avrupa Spor Şehri seçildiğini hatırlatan Büyükkılıç, "Bunu yeterli bulmadık çünkü bizim gerek altyapımız gerekse bu çalışmalarla birlikte o güzellikleri paylaşmak adına, dünyadaki olup bitenleri de hem önemsemek, hem onlarla birlikte yol almak adına kendimizi ifade etmeye çalıştık. Estonya’nın Başkenti Tallin’de yapılan bir çalışmada yaptığımız başvuruyla bu unvan için başvuruda bulunmuş idik. Madrid ya da Porto gibi şehirleri bunu alıyorsa biz niye almayalım diye sunumumuzu ifade eden bir paylaşım içerisinde bulunduk. Şu anda başvurusu bulunan 9 tane büyükşehir var. Bu şehirler arasında en iyi sunumu yapan ve spor altyapısıyla en iyi bu olayı hak eden Kayseri diye ifade etmişler idi. Geçtiğimiz günlerde bu mail geldi ve 2029 Dünya Spor Başkenti unvanını almanın da şehrimize ikinci defa uluslararası boyutta zenginlik kazandırmanın da keyfini hep beraber yaşadık" ifadelerine yer verdi. Kayseri Belediye Başkanı Büyükkılıç, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Benim yanımdayken makbul, benim yanımdan ayrıldığı zaman o en kötü insan mantığı doğru değil" Bir gazeteci tarafından Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın AK Parti’ye katılacağına yönelik iddiaların sorulması üzerine Büyükkılıç, şu cevabı verdi: "Bu manada bize verilen bir bilgi yok. Elbette bir siyasi partiden seçiliyoruz ama hiçbir zaman bir siyasi partili olarak hizmetlerimizi tasnif etmiyoruz. Eğer bunu yapan varsa zaten kaybeden olur. Ayrıştıran, ötekileştiren her zaman kaybeden olur. Kucaklayıcı olan, birleştiren de her zaman kazanıcı olur. Belediye başkanlarından beklenilen bu. Belediye başkanı hizmet etmek için seçilir. Özellikle Beykoz Belediye Başkanımızın açıklamasını herhalde görülmüştür. ‘Babacan tavırla, bağrına basan anlayışıyla, her zamanki değer veren yaklaşımıyla’ diyor. Bunlar çok önemli. Elbette bir siyasi partiden seçilince orada süreci yönetmesi, dönemini tamamlaması doğru olanıdır, şık olanıdır. Ama siz orada o ortamı, huzuru, o ilgiyi, o yaklaşımı göremiyorsanız isterseniz başka mecralara yönelmeye insanoğlunun doğası gereği eğilim olur. Karşı tarafı itham ederken biraz da kendimize bakacağız. Şimdi A, B ya da C partisinde insan süreci yönetememeyi, ayrılmayı düşünüyorsa kendimizi sorgulayacağız. Olayı böyle görmek lazım, böyle değerlendirmek lazım. İnsanlara iftira ederek, çamur atarak ya da benim yanımdayken makbul, benim yanımdan ayrıldığı zaman o en kötü insan mantığı doğru değil. İnsan ya iyidir ya kötüdür." (MMG-