SAĞLIK
Onkoloji Uzmanı Dr. Akgül: "Cildinizdeki değişiklikleri ihmal etmeyin" 11 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:15:55 Lokman Hekim Van Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü Uzman Dr. Ömer Faruk Akgül, cilt kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, "Cildinizde oluşan değişiklikleri ihmal etmeyin. Mutlaka doktora başvurun. Erken tanı hayat kurtarır" dedi. Güneşin yüzünü daha fazla gösterdiği ve açık hava aktivitelerinin arttığı bahar aylarında, cilt sağlığını korumak her zamankinden daha kritik bir önem taşıyor. Bu kapsamda, toplum bilincini artırmak amacıyla dünya genelinde Mayıs ayı, "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" olarak kabul ediliyor. Bu önemli dönem vesilesiyle, hastalığın risk faktörlerinden korunma yollarına kadar pek çok hayati konuda uzmanlar uyarıda bulunuyor. "Erken tanıda başarı şansı oldukça yüksek" İHA muhabirine konuşan Lokman Hekim Van Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü Uzman Dr. Ömer Faruk Akgül, cilt kanserlerinin dünyada ve Türkiye’de en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu hatırlattı. Bu hastalığın en büyük risk faktörünün, güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre korunmasız maruz kalmak olduğunu ifade eden Dr. Akgül, "Özellikle açık tenli bireylerde, çocukluk çağında sık güneş yanığı geçirenlerde ve solaryum kullananlarda risk daha da artmaktadır. Ciltte yeni çıkan lezyonlar, iyileşmeyen yaralar, kanayan kabuklu alanlar varsa veya önceden var olan benlerde renk, şekil ve boyut değişikliği gözleniyorsa, bu durum cilt kanserinin önemli bir ilk belirtisi olabilir. Böyle bir durumda, erken tanıda başarı şansı oldukça yüksek olduğu için mutlaka bir doktora başvurmak gerekir" diye konuştu. "Cildinizde oluşan değişiklikleri ihmal etmeyin" Hastalıktan korunmak için güneşin yoğun olduğu 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşten kaçınmanın büyük önem taşıdığını dile getiren Akgül, "Güneş koruyucu kremler kullanmak, şapka takmak ve koruyucu kıyafetler tercih etmek koruma sağlar; ayrıca solaryumdan kaçınmak da risk faktörünü azaltır. Tanı süreci cilt muayenesi ve biyopsi ile gerçekleştirilir. Tanı sonrasında ise cerrahi, radyoterapi, immünoterapi ve akıllı ilaçlar olarak adlandırılan hedefe yönelik ajanlar gibi etkili tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Hastalarımıza bu farkındalık ayındaki en önemli mesajımız; cildinizde oluşan değişiklikleri ihmal etmemenizdir. Mutlaka bir doktora başvurun; unutmayın ki erken tanı hayat kurtarır" şeklinde konuştu.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:14 Basınç ülseri tedavisinde Kastamonu ormanlarında yetişen mantarlar şifa olacak Türkiye’de ve dünya genelinde önemli bir sağlık sorunu olan basınç ülserlerin tedavisi, tıbbi mantarlar kullanılarak geliştirilecek yakıyla hızlandırılacak. Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi öncülüğünde İstanbul Üniversitesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nin ortaklığında 19 akademisyenin görev aldığı proje kapsamında hazırlanan proje kapsamında, basınç ülseri tedavisi için mantar bazlı patch (yakı) geliştiriliyor. Proje ile Türkiye’de ve dünya genelinde önemli bir sağlık sorunu olan basınç ülserlerinin (yatak yarası) tedavisine yönelik yenilikçi bir tedavi yöntemi olacak. Kastamonu’da toplanan Ganoderma Lucidum (Reişi Mantarı), Laetiporus Sulphureus (Kükürt Mantarı) ve Amanita Caesarea (imparator mantarı) gibi tıbbi mantarların fitokimyasal içeriklerinin kullanan bilim insanları, yaklaşık 1 yıldır sürdürdükleri çalışmayla etkili bir patch (yakı) teknolojisi geliştiriyor. Mantarların antioksidan, antiinflamatuvar ve yara iyileştirici özellikleri sayesinde basınç ülserlerinin tedavisinde önemli bir sorunun çözülmesi hedefleniyor. Kısa süre içerisinde prototipi hazırlanacak proje sayesinde, geleneksel tedavi yöntemlerine kıyasla daha etkili, doğal ve yan etkileri azaltılmış bir tedavi seçeneği sunulması amaçlanıyor. Proje sonunda oluşturulacak patch, sadece sağlık alanında değil, aynı zamanda ekonomik olarak önemli katkılar sağlaması hedefleniyor. İki yılda tamamlanması planlanan projede, prototipin ortaya çıkmasıyla patent süreci başlatılacak. "Yaşlılarımızın basınç ülserleriyle karşı karşıya kaldıklarını gördük" Projenin mentörlüğünü yürüten ve King’s College London’da misafir araştırmacı olarak İngiltere’de görev yapan Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Çiğdem Sevim, "Hocalarımızla oturduğumuzda ’şehrimiz için ne yapabiliriz’ diye düşündüğümüzde Kastamonu bölgesinde yaşlı popülasyonunun çok fazla olduğunu keşfettik. Kastamonu, Türkiye’nin en yaşlı ikinci şehirlerinden bir tanesi. Genel itibarıyla da palyatif servislerde özellikle yaşlılarımızın çok ciddi olan basınç ülserleriyle (yatak yarası) karşı karşıya kaldıklarını gördük. Hem konforları hem mali tablolar, yaralar sebebiyle iyiye gitmiyor ve sağlıklı bir süreç geçiremiyorlar. Acaba onlar için ne yapabiliriz gibi bir yerden hipotezimizin temeli kurulmuş oldu. Kastamonu’da mantar türlerinin çok fazla olduğu için böyle bir fikirle yola çıktık" dedi. "İlk prototipimiz üç ay sonra çıkacak" Projenin iki yıl süreyle fonlandığını söyleyen Doç. Dr. Sevim, "Projenin üzerinde bir yılı aşkın süredir çalışıyoruz. Bu süreçte üç tane yerel olan farklı mantar türünü aldık. Bunların optimizasyonları yapıldı. Bu mantar türlerinden taşıyıcı bir sistem yaparak kişilerin bütün yaralarını geçirmeyi değil de kişilerin bağışıklık sistemlerini güçlendirmeyi ya da sağlıklı olan dokularını ve hücrelerini daha prolifere olmasına, sağlıklı olan kesimin çoğalmasını aktifleştirmek üzere bu mantarları bir araya getirdik. Bu taşıyıcı sistemin içerisine farklı dozajlarda, farklı oranlarda entegre ettik. İlk prototipimiz de üç ay sonra çıkacak ve patent süreciyle bu süreç devam etmiş olacak" diye konuştu. "Üç ayrı mantar türünden üç ayrı taşıyıcı sistem yapacağız" Kaliteli ve güvenilir bir ürünün ortaya çıkmasını amaçladıklarını belirten Doç. Dr. Sevim, "Projeyle hedefimiz hücreden dokuya komple her yönlü analizlerini yapabilmek. Yani kaliteli ve güvenilir bir ürünün ortaya çıkması amacımız. Çünkü toksikoloji (zehir bilimi) kısmını yapmadan ya da hücresel deneylerini yapmadan ya da doku bütünlüğü üzerinde neler ortaya çıkartıyor, bunları bilmeden tahmin edersiniz ki bu ürünlerin güvenilir olduğunu söyleyemeyiz. İki yıllık süreç içerisinde biz 4 farklı üniversiteden aslında 19 akademisyenin,, benim mentörlüğümde bir araya geldiği bir projeden bahsediyoruz. Bunun içerisind e Orman Fakültemiz çok aktif rol oynuyor. Mantarların temini, mantarların kurutulması, etken maddelerin izolasyonu ve bunların optimizasyon noktasında bizlere büyük katkı sağlıyor. İkinci aşama olarak İstanbul Üniversitesi’nde biyoteknoloji ve farmasötik toksikoloji kapsamında hem toksikolojik analizlerinin yapılması hem de taşıyıcı sistemlerin içerisine bu optimize edilmiş mantar örneklerimizin yüklenmesi aşaması yapılıyor. Biz, projemizde şu anda bu aşamadayız. Çalışmalarımız devam etmektedir. Çünkü üç ayrı mantar türünden üç ayrı taşıyıcı sistem yapacağımız için biz, ilk mantarın hem deneyleri hem analizlerini bitirip taşıyıcı sisteminin oluşturulması noktasında aslında ilkini tamamladık. 2-3 ay sonra çıkacak prototipimiz buna örnek olacak. Akabinde ikinci aşamaya geçeceğiz. Diğer iki mantarı da aynı şekilde yapıp inşallah zamanında projeyi bitirmeyi hedefliyoruz" şeklinde konuştu. Projenin 2 milyon liradan fazla bütçeye sahip olduğunu söyleyen Doç. Dr. Sevim, "Projemiz Kastamonu Üniversitesi’nin Bilimsel Araştırma Projeler Kurumu tarafından ihtisas projesi adı altında desteklendi. Çünkü Kastamonu, ormancılık bakımından Türkiye’nin önde olan şehirlerinden bir tanesi. Bu projeler de Cumhurbaşkanlığının desteğiyle birlikte bizlere ulaşmış oldu. Projemiz 2 milyon liradan daha fazla bir bütçeye sahip ve 2 yıllık bir süreç içerisinde inşallah biz de ülkemize bu ürünleri patentli bir şekilde kazandırmış olacağız" ifadelerini kullandı.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 12:36 Prof. Dr. Tok: "(Hantavirüs) Yeniden bir pandemi ihtimalı yok ama tedbir şart" Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, "Hantavirüs şimdilik ciddi bir pandemi tehdidi değildir. Bunun için panik olmak yerine, tedbir alınmalıdır" dedi. Hantavirüsün son günlerde Güney Amerika açıklarındaki bir yolcu gemisinde görülen vakalar ve Andes virüsü varyantının insandan insana bulaşma riski nedeniyle hem küresel ve hem de yerel halk sağlığı gündeminde yeniden yer aldığını ifade eden Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, bu durumun aynı zamanda virüsü sadece bir çevre sağlığı sorunu olmaktan çıkarıp, hastane enfeksiyon kontrolü de gerektiren bir boyuta taşıdığına dikkati çekti. "Fare hastalığı hakkında gerçekler" Hantavirüsün doğada özellikle tarla fareleri ve bazı kemirgen türlerinin salgılarında (idrar, dışkı, tükürük) bulunan bir virüs olduğunun altını çizen Tok, "İnsanlara genellikle bu atıklara temas ya da atıkların kuruyup havaya karışması sonucu tozların solunmasıyla bulaşır. Virüsün kuluçka süresi 1-8 hafta gibi geniş bir bant aralığı olduğundan, bu durum kaynağın tespitini güçleştirebilmektedir şeklinde konuştu. "Gemideki hantavirüs türü daha ölümcül" Hantavirüslerin geleneksel olarak ’Eski Dünya’ (Avrupa/Asya - böbrek tutulumlu) ve ’Yeni Dünya’ (Amerika - akciğer tutulumlu) olarak ikiye ayrıldıklarını belirten Tok, "Asya-Avrupa kökenlilerde ölüm oranı daha düşüktür. Ancak; Güney Amerika açıklarındaki bir yolcu gemisinde (MV Hondius) görülen vakalar daha ciddi seyredebilen gruptandır" ifadelerini kullandı. "Kanamalı Ateşli Böbrek Sendromu ülkemizde baskın form" Prof. Dr. Tok, hastalığın iki ayrı sendromu olduğunu aktararak "Daha ciddi seyreden Hantavirüs KardiyoPulmoner Sendromu‘nda (Hantavirüs kalp akciğer tutulumlu sendromu); spesifik olmayan ateş, kas ağrısı, halsizlik ve ciddi sindirim sistemi semptomlar (bulantı/kusma). Sonraki dönemde ise hızla ilerleyen akciğer ödemi ve şok görülür. Bu form Amerika’da baskın olan formdur. Kanamalı Ateşli Böbrek Sendromu ise; ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, bulantı, karın-bel ağrısı ve akut böbrek hasarı ile seyreder. Bu form ülkemizde, Avrupa ve Asya’da baskın olan formdur" açıklamasında bulundu. "Toplumun alması gereken önlemler Toplumun hantavirüse karşı 3 yolla önlem alabileceğinin altını çizen Tok, bunları şöyle anlattı: Temizlikte Islak Yöntem, kömürlük, depo veya eski evleri temizlerken asla kuru süpürge veya elektrikli süpürge kullanmayın. Tozu havalandırmak virüsü solumanıza neden olur. Önce çamaşır sulu suyla (yüzde 10’u çamaşır suyu) alanı ıslatın, 5-10 dakika bekleyin ve sonra silin. Kemirgen Kontrolü, evlerin girişlerini kapatın, gıdaları kapalı cam/metal kaplarda saklayın. Kişisel Korunma, kırsal alan temizliklerinde maske ve eldiven takın. Ayrıca dış ortama dayanıklı virüsler olmadığı için yıkama, temizlik ve hijyen ile yayılımın önüne geçilebilir. "Yalancı griple karışabilir" Hantavirüsün halk sağlığı açısından bazı temel tehlikeler barındırdığını söyleyen Tok, "Hastalık sık görülmez ancak bulaştığında akciğer ve böbrek yetmezliği gibi hayati riskler oluşturabilir. Ayrıca yalancı grip riski de dikkate alınmalıdır. Çünkü ilk belirtiler grip ile çok karıştırılır. Ancak kemirgen teması öyküsü varsa veya nefes darlığı eklenirse durum acildir" dedi. "Yeniden bir pandemi ihtimalı yok ama tedbir şart" Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkililerinin hantavirüsün insanlar arasında ancak uzun süreli ve çok yakın temas sonucunda yayılabildiğini bildirdiğini işaret eden Tok, "İnsandan insana bulaşma Andes suşuna özgü ve son derece nadirdir. Ayrıca toz ve enfekte kemirgen hayvan çıkartıları yoluyla bulaşması nedeni ile küresel bir pandemi riski düşük kabul edilmektedir. Hantavirüs şimdilik ciddi bir pandemi tehdidi değildir ancak bireysel düzeyde öldürücülüğü yüksek olduğu için farkındalık hayat kurtarabilir. Bunun için panik olmak yerine, tedbir alınmalıdır" ifadelerini kullandı. "Erken başvuruda testler negatif çıkabilir" Tok, tanıda hastada alınan öykü ve klinik şüphenin oldukça önemli olduğunu anlatarak "Örneğin; kırsal alan, tarla, orman, depo, gemide kapalı alanlar veya kemirgenlerle temas öyküsü olan ve aynı zamanda ateşi olan hastalarda klinik şüphe mutlaka akla gelmelidir. Laboratuvar tanısı genellikle ELISA ile hantavirüs IgM/IgG antikorlarının gösterilmesi veya erken dönemde viral RNA’nın saptanması ile konur. Erken başvurularda testler negatif çıkabileceğinden, eğer klinik şüphe devam ediyorsa tekrar test edilmelidir" şeklinde konuştu. "Tedavide sadece destekleyici bakım uygulanıyor" Hastalığın spesifik bir tedavisi olmadığının altını çizen Tok, "Tedavi tamamen destekleyici bakımdır. Sıvı-elektrolit dengesinin dikkatli yönetimi, oksijen desteği ve gerektiğinde yoğun bakım desteği sağlanır" dedi. Hantavirüs Türkiye’de yeni değil Türkiye’de Hantavirüs ile ilgili 1997’den bu yana başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere zaman zaman vakalar bildirildiğini vurgulayan Tok, hastalığın yeni olmamasına rağmen neden önemli olduğu sorusuna ise şu şekilde yanıt verdi: "Söz konusu gemideki Andes suşu bizim coğrafyamızdaki türlerden farklıdır. Andes türü akciğerleri etkilemekte ve çok daha ağır seyretmektedir. Ülkemizde risk düşük olmakla birlikte yine de başta kırsal alanlar olmak üzere tarım ve hasat sezonunda kemirgen temasından kaçınmak, hijyen kuralarına riayet oldukça önemlidir."
Özellikle bayanlar bu hatayı daha çok yapıyor
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:12 Özellikle bayanlar bu hatayı daha çok yapıyor Özel İmperial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Aşık, günlük yaşamda yapılan basit hataların omurga sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, özellikle yanlış duruş, çantanın tek omuzda taşınması, hatalı hareketler ve bilinçsiz yapılan sporların omurga eğriliklerine neden olabileceğini belirtti. Kadınlarda sıkça görülen tek omuzda çanta taşıma alışkanlığının omurgada zamanla eğriliklere yol açtığını vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Aşık, "Çantanın ağırlığı çok önemli değil. Bir kilo, hatta yarım kilo bile olsa çantanın düşmemesi için omuzun yukarı kaldırılması gerekiyor. Bu durum uzun vadede sırt bölgesinde postür bozukluklarına neden olabilir" dedi. Masa başında çalışanlarda da benzer riskler söz konusu olduğuna dikkat çeken Dr. Aşık, "Yanlış duruş, çantanın yanlış şekilde taşınması, hatalı hareketler veya bilinçsiz yapılan sporlar; vücudun bir tarafındaki kasları fazla çalıştırarak omurga eğriliklerine neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda sıkça karşılaştığımız tek omuzda çanta taşıma alışkanlığı bu duruma örnektir. Çantanın ağırlığı çok önemli değil; bir kilo, hatta yarım kilo bile olsa çantanın düşmemesi için omuzun yukarı kaldırılması zamanla sırt bölgesinde eğriliklere yol açabiliyor. Bu tür postür bozukluklarına, masa başında çalışanlarda, özellikle bankacılar gibi sürekli oturarak çalışan kişilerde sıkça rastlıyoruz. Kişi karşısındaki müşteriyle yüz yüze dururken, yanda bulunan bilgisayar monitörüne dönerek çalışmak zorunda kalıyor. Bu da sürekli eğri durmaya ve zamanla skolyoz ya da kifoz gibi omurga sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Aynı şekilde çocuklarda da cep telefonu, tablet gibi cihazlarla uzun süre ilgilenirken sergiledikleri anormal duruşlar bu tür rahatsızlıkların gelişmesine zemin hazırlayabiliyor" diye konuştu.
"Çocuğunuz sık hastalanıyorsa bağışıklık sistemi güçsüz olabilir"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:31 "Çocuğunuz sık hastalanıyorsa bağışıklık sistemi güçsüz olabilir" Çocuklarda sık hastalanma durumunun genellikle düşük bağışıklık nedeniyle olabileceğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dinçer Çelik, "Bir çocuğun sık hastalanmasının ardında birçok neden olabilir, ancak en yaygın nedenlerden biri bağışıklık sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller" dedi. Medical Park Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dinçer Çelik, çocuklarda bağışıklık güçlendirmenin yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Çocuklarda sık hastalanma durumunun düşük bağışıklık nedeniyle olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Çelik, "Bir çocuğun sık hastalanmasının ardında birçok neden olabilir, ancak en yaygın nedenlerden biri bağışıklık sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Ancak tek başına bu da yeterli bir açıklama olmayabilir. Çocukların yaşına, çevresel faktörlere, beslenme düzenine, uyku kalitesine ve maruz kaldıkları mikroplara göre de hastalanma sıklıkları değişkenlik gösterir" diye konuştu. "Bağışıklık sistemi, vücudu zararlı mikroorganizmalardan korur" Çocuklarda bağışıklığın öneminden bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Bağışıklık sistemi, vücudu bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi zararlı mikroorganizmalardan korur. Çocukluk çağında bu sistem henüz tam olgunlaşmadığı için enfeksiyonlara daha açık olabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi, hastalıklardan korunmada, hastalıkların daha hafif atlatılmasında ve iyileşmenin hızlanmasında kritik rol oynar" şeklinde konuştu. "Okul çağındaki çocuklarda dikkat edilmesi gerekenler" Uzm. Dr. Çelik, okul çağındaki çocuklarda bağışıklığın güçlenmesi için şu önerilerde bulundu: "Düzenli ve dengeli beslenme, yeterli uyku (ilkokul çağında 9-11 saat), bol su tüketimi, fiziksel aktivite (günlük en az 1 saat), hijyen eğitimi (el yıkama alışkanlığı), kalabalık ortamlarda hasta bireylerden uzak durma ve aşılama takviminin eksiksiz olması." "Bağışıklığı artıran öneriler" Uzm. Dr. Çelik, bağışıklığı güçlendiren bazı önerilerini şu şekilde sıraladı: "C vitamini içeren besinler; turunçgiller, çilek, kivi, biber. D vitamini kaynakları; yumurta, balık, güneş ışığı. Probiyotikler; yoğurt, turşu (ev yapımı). Antioksidan zengini besinler; yaban mersini, ceviz, zeytinyağı.Protein kaynakları; yumurta, kırmızı et, tavuk, baklagiller. Çinko içeren gıdalar; kabak çekirdeği, kırmızı et, mercimek, deniz kabukluları." Uzm. Dr. Çelik, bağışıklığa iyi gelen bazı vitaminleri şöyle açıkladı: "C vitamini; antioksidan etkisiyle bağışıklığı güçlendirir. D vitamini; eksikliği enfeksiyonlara açık hale getirir. A vitamini; mukoza sağlığı için önemlidir. E vitamini; serbest radikalleri temizler. Çinko ve selenyum; bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırır." Uzm. Dr. Çelik, "Bu vitaminlerin kullanımı mutlaka doktor önerisiyle olmalıdır. Fazlası zararlı olabilir" dedi. "Uzak durulması gereken besinler" Uzak durulması gereken besinlere değinen Uzm. Dr. Çelik, " Şekerli yiyecek ve içecekler (bağışıklık hücrelerini baskılar), aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalar, gazlı içecekler, hazır paketli atıştırmalıklar, aşırı fast food tüketimi bağışıklık sistemini olumsuz etkiler" şeklinde konuştu. "Halk arasında doğru bilinen yanlışlar" Halk arasında yaygın tercih edilen, dikkat edilmesi gereken uygulamalardan bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Sarımsak yedirme zorunluluğuna özellikle dikkat edilmelidir. Faydalı olabilir ama çocuğun yaşına, mide yapısına dikkat edilmelidir. Balı 1 yaş altına vermek olumsuz sonuçlara neden olabilir. Botulizm riski taşır, kesinlikle verilmemelidir. Bitki çaylarının aşırı ve rastgele verilmesi risklidir. Bazı otlar toksik olabilir veya ilaçlarla etkileşime girebilir" açıklamasında bulundu. "5-10 yaş arasındaki çocuklar için 1-1.5 litre su tüketimi idealdir" Su tüketimin de önemini vurgulayan Uzm. Dr. Çelik, "Su, toksinlerin atılması, hücrelerin düzgün çalışması ve mukozaların nemli kalması için elzemdir. Günlük su ihtiyacı yaşa, kiloya ve fiziksel aktiviteye göre değişir ama ortalama 5-10 yaş arasındaki çocuklar için 1-1.5 litre idealdir" diye konuştu. "Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller" Fast food ve abur cubur tüketiminin etkilerinden bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller. Lif ve vitamin eksikliği, bağırsak sağlığını (dolayısıyla bağışıklığı) bozar. Obezite riski, bağışıklık sistemi üzerinde baskı oluşturur. İnflamasyonu (iltihabı) artırır, bu da vücudu enfeksiyonlara açık hale getirir" ifadelerini kullandı.
"Uykuda diş gıcırdatma aslında bir alarm"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:25 "Uykuda diş gıcırdatma aslında bir alarm" Çocukların diş gıcırdatmasının hem fiziksel hem de ruhsal sağlığı etkileyen bir soruna işaret ettiğini belirten Pedodonti Uzmanı Doç. Dr. Aslı Patır Münevveroğlu, "Diş sıkma tedavi edilmediğinde çocuklarımızın hem fiziksel gelişimini hem de ruhsal sağlığını olumsuz etkileyebilir" dedi. Eğer çocuğunuz geceleri dişlerini sıkıyorsa, farkında olmadan hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını tehdit eden ciddi bir sorunla karşı karşıya olabilir. "Bruksizm" olarak bilinen bu durum, tedavi edilmediğinde çene yapısında bozulmalara, dişlerde kalıcı hasarlara, baş ve kulak ağrılarına yol açabilir. Fiziksel etkilerinin yanı sıra, genellikle stres ve kaygı gibi ruhsal durumların bir yansıması olan diş sıkma, çocuğunuzun genel huzurunu da olumsuz etkiler. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Pedodonti Uzmanı Doç. Dr. Aslı Patır Münevveroğlu, bu durumun nedenlerini, belirtilerini ve modern tedavi yaklaşımlarını anlatarak ailelere yol gösteriyor. Belirtileri, baş ve çene ağrısı, dişlerde aşınma ve hassasiyet Ailelerin sıklıkla diş gıcırdatma sesi nedeniyle endişeyle diş hekimlerine başvurduğunu belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, "Aileler bu konuda endişelenmekte çok haklılar. Çünkü bruksizm çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimini olumsuz etkileyebiliyor" dedi. Bruksizmi kısaca tanımlayan Doç. Dr. Münevveroğlu, "Bruksizm, özellikle gece uykuda görülen, bazen de gündüz ortaya çıkan diş sıkma veya gıcırdatma alışkanlığıdır. Gece diş sıkıp gıcırdatan çocuklarda gündüz saatlerinde baş ağrısı, çene ağrısı, dişlerde aşınma ve hassasiyet görülebilir" diye konuştu. En önemli neden: Stres Diş sıkmasına yol açan pek çok faktör bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Münevveroğlu, "Stres ve kaygı bozuklukları, genetik yatkınlık, alerjik durumlar, çene kapanışındaki bozukluklar ve kötü ağız alışkanlıkları bruksizme neden olabilir. Bunlar arasında en önemli faktör ise stres ve kaygıdır" dedi. Özellikle duygusal olarak hassas çocukların yaşadıkları stresi gece diş sıkma yoluyla dışa vurabildiğini belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, ailelerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini vurguladı. "Belirtileri ihmal etmeyin" Diş sıkma tedavisinde en önemli adımın farkındalık olduğunu dile getiren Doç. Dr. Münevveroğlu, "Aileler eğer çocuklarının diş sıktığını, gıcırdattığını duyuyorsa, diş hassasiyeti, çene veya baş ağrısından şikâyet ediyorsa mutlaka bir çocuk diş hekimine başvurmalı" ifadelerine yer verdi. Her diş sıkma vakasının tedavi gerektirmediğini de belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, "Ancak ilerleyen semptomların görüldüğü durumlarda gece plağı uygulamaları, medikal tedavi ya da psikolojik destek gibi yöntemlere başvurabiliyoruz" dedi. Erken müdahale önemli Tedavi edilmeyen diş sıkmanın ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Münevveroğlu, şu uyarıda bulundu: "Diş sıkma tedavi edilmediğinde çene ve baş ağrıları artabilir, çene eklemlerinde ağrıya ve diş boyutlarının azalmasına yol açabilir. Bu da uzun vadede estetik olarak da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Çocuklarda bu tür belirtiler fark edildiğinde gecikmeden çocuk diş hekimine başvurulmalı. Erken müdahale ile çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimini korumak mümkün."
Bu sendrom her 10 kadından birinde görülüyor
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:19 Bu sendrom her 10 kadından birinde görülüyor Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Nefise Nazlı Yenigül, adet düzensizliği, tüylenme ve kilo kontrolünde zorlukla kendini belli eden polikistik over sendromunun, zamanında fark edilmemesi halinde diyabetten kalp hastalıklarına kadar birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını söyledi. Acıbadem Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Nefise Nazlı Yenigül doğurganlık çağındaki her 10 kadından birinde görülen polikistik over sendromu (PCOS) hakkında önemli bilgiler verdi. PCOS’un kadın sağlığını pek çok açıdan tehdit eden yaygın bir hormon bozukluğu olduğunu belirten Doç. Dr. Yenigül, "Bu sendrom yumurtlama düzensizlikleri, erkeklik hormonlarının artışı ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurtanın bulunması ile kendini gösteriyor. En sık karşılaştığımız belirtiler arasında adet düzensizliği, yüzde ve vücutta tüylenme artışı, akne, saç dökülmesi, kilo alımı ve kilo vermede zorlanma yer alıyor" dedi. Polikistik over sendromunun tek bir nedene bağlı gelişmediğine dikkat çeken Doç. Dr. Yenigül "Hem genetik yatkınlık hem de çevresel faktörler rol oynamaktadır. Ailede PCOS öyküsü olan bireylerde risk daha yüksektir. Bunun yanı sıra insülin direnci, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, fazla kilo ve hareketsiz yaşam tarzı bu tabloyu ağırlaştırabilir" diye konuştu. "Metabolizmayı da etkiliyor psikolojiyi de" PCOS’un yalnızca üreme sistemini değil, tüm vücut sağlığını etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Yenigül, bu sendromun her kadında farklı belirtilerle ortaya çıkabildiğini söyledi. Hormonal dengesizlikler, sivilce ve tüylenmenin yanı sıra adet düzensizlikleri, kilo yönetiminde zorlanma ve psikolojik etkiler görülebildiğini; bazı kadınlarda ise yumurtlama bozukluğu nedeniyle çocuk sahibi olmanın zor bir hale geldiğini ifade etti. PCOS tanısında en az iki kriterin dikkate alındığını belirten Doç. Dr. Yenigül, "Yumurtlama bozukluğu, erkeklik hormonlarında artış ve yumurtalıklarda çok sayıda küçük yumurta varlığı tanıyı destekler. Ancak ilk adetin ardından geçen ilk 8 yıl içinde genç kızlara bu tanının hemen konulması önerilmemektedir. Bu dönemde belirtilere yönelik yaklaşım tercih edilmelidir" dedi. Tanıdan önce tiroid ve diğer hormonal hastalıkların dışlanması gerektiğini de sözlerine ekledi. "Doğurganlık sorunları genellikle tedavi edilebiliyor" PCOS tedavisinin kişisel ihtiyaçlara göre düzenlenmesi gerektiğini anlatan Doç. Dr. Yenigül "Tedavide ilk basamak yaşam tarzı değişikliğidir. Sağlıklı beslenme ve egzersiz, tedavinin temelini oluşturur. Adet düzeni ve tüylenme sorunlarında doğum kontrol hapları, metabolik sorunlarda destek tedaviler kullanılabilir. Doğurganlık isteği olan hastalarda ise yumurtlamayı uyaran ilaçlar ya da tüp bebek gibi yöntemlere başvurulabilir" diye konuştu. PCOS’un yumurtlama bozukluğu nedeniyle infertilite riskini artırabildiğine değinen Doç. Dr. Yenigül bu durumun genellikle başarıyla tedavi edilebildiğini söyledi. Yumurtlamayı başlatmak için kullanılan ilaç tedavileri ve aşılama gibi yöntemlerin ilk basamakta uygulanabildiğini anlatarak gerekirse hormon tedavileri ya da tüp bebek prosedürlerinin devreye girdiğini ve böylece çoğu kadının sağlıklı şekilde gebe kalabildiğini ifade etti. "Yaşam tarzı değişikliği tedavinin temelidir" Bu sendromun uzun vadede kontrol altına alınabilmesi için sağlıklı yaşam alışkanlıklarının büyük önem taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Yenigül, "Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz, yalnızca adet düzenini değil, hormon dengesini, insülin direncini ve psikolojik durumu da olumlu etkiler. Kişiye özel, sürdürülebilir bir beslenme planı en doğru yaklaşımdır. Küçük bir kilo kaybı bile yumurtlama düzenini olumlu yönde etkileyebilir" açıklamasında bulundu. "Uzun vadede ciddi sağlık sorunları gelişebilir" Polikistik over sendromunun zamanla bazı kronik hastalıkların gelişmesine zemin hazırlayabildiğini belirten Doç. Dr. Yenigül şunları dile getirdi: "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp hastalıkları, uyku apnesi ve rahim içi kanseri gibi riskler artmaktadır. Ayrıca depresyon, kaygı bozuklukları ve yeme bozuklukları da sık görülebilir. Bu nedenle düzenli hekim kontrolleri, kan testleri ve yaşam tarzı düzenlemeleri oldukça önemlidir".
Uzmanlardan kene uyarısı
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:46 Uzmanlardan kene uyarısı Erzincan Sağlık İl Müdürlüğü uzmanları; Kırım Kongo kanamalı ateşinin (KKKA), kenelerle veya hasta hayvanlarla temas sonucu bulaşan, ateş ve kanamalarla seyreden, virüsten kaynaklanan bir hastalık olduğunu ifade etti. İl Müdürlüğü tarafından sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımda kene ısırması konusunda vatandaşlar uyarılırken, Türkiye’de ilk kez 2002 yılında görülen bu hastalığın Erzincan’ın da içinde yer aldığı bölgede sıkça görüldüğü ifade edilerek, "KKKA, kenelerin görülmeye başlandığı ilkbahar ve yaz aylarında (Nisan-Ekim) daha sık görülür. Bulaşma kene ısırığıyla en yaygın bulaşma şeklidir. Hasta hayvanlarla temas; Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kanı, eti, idrarı ve vücut sıvıları ile temas sonucunda da bulaş olabilmektedir. İnsandan insana; Hasta kişilerin kanı, idrarı, tükürüğü, kusmuğu veya diğer vücut sıvıları ile korunmasız temas sonucunda bulaşabilir. En çok sağlık çalışanları risk altındadır" denildi. Belirtileri nelerdir? Kırım Kongo kanamalı ateşinin belirtiler ise şöyle sıralandı; "Kenenin ısırmasından sonra 1-3 gün (en fazla 9 gün) içinde, hastalıklı kana/sıvıya temas sonrası ise 5-6 gün (en fazla 13 gün) içinde başlar. Ani başlayan ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, karın ağrısı, ishal şikayetler arasındadır. İlerleyen günlerde ise burun, diş eti, cilt altı kanamaları, idrarda ve dışkıda kan, deride morarma, karaciğer ve böbrek yetmezliği gelişebilir. Geç tanı koyulursa ölüm ihtimali artar. Ne yazık ki tedavi için özel bir ilacı yoktur. Hekim, hastanın durumuna göre tedaviyi düzenler. Bu nedenle hastalıktan korunmak çok önemlidir" Hastalıktan Nasıl Korunulur? Pikniğe/tarlaya giderken uzun kollu kıyafet, pantolon ve çizme/tulum giyilmelidir. Pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Kene bulunan yerlerden dönüldüğünde kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dâhil tüm vücut kontrol edilmelidir. Kene varsa keneyi ezmeden, döndürmeden, cımbız veya eldivenle çıkarılmalıdır. Eğer çıkarılamıyorsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonra o bölge antiseptikle (kolonya örneğin) temizlenmelidir. Kenelerin üzerine sigara basmak, kolonya veya gaz yağı gibi maddeler dökmek; kenenin kasılmasına ve taşıdığı mikropları vücuda aktarmasına neden olabileceğinden, bu tür uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Hayvanların kanıyla veya dokusuyla direkt temastan kaçınılmalıdır. Kene teması sonrasındaki 10 gün içinde ateş, kas ağrısı, kanama gibi şikayetler gelişirse mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Sağlık çalışanına kene teması mutlaka söylenmelidir.
Tatvan Devlet Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım servisi hizmete açıldı
01 Temmuz 2025 Salı - 18:41 Tatvan Devlet Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım servisi hizmete açıldı Bitlis’in Tatvan Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Çocuk Yoğun Bakım Servisi hizmete açıldı. Bitlis’in Tatvan Devlet Hastanesi bünyesinde açılan yeni servisin ilk hastası ise bronkopnömoni tanısıyla yoğun bakıma alınan 1 yaşındaki çocuk oldu. Ağır hasta çocukların hızlı ve etkili bir şekilde tedavi edilmesine imkan sağlayacak olan bu servisle birlikte, bölgedeki sağlık hizmetlerinin kalitesinin artması hedefleniyor. Servisle ilgili açıklama yapan Tatvan Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Gökmen Reyhanlı, bölge için büyük bir ihtiyaç olduğunu ifade ederek, "Çocuk Yoğun Bakım Servisi’nin açılması, bölgemiz için büyük bir ihtiyaçtı. Bu sayede yoğun bakım gerektiren çocuk hastalarımız artık başka illere sevk edilmeden, hastanemizde tedavi görebilecek. İlk hastamızı da bronkopnömoni tanısıyla kabul ettik. Bu hizmetin bölgemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Yeni açılan servisin, Tatvan Devlet Hastanesi’nin Eğitim ve Araştırma Hastanesi olma hedefi doğrultusunda da önemli bir adım olduğunu belirten Reyhanlı, "Bölgemizdeki sağlık altyapısını güçlendirmek adına attığımız bu adım, aynı zamanda Eğitim ve Araştırma Hastanesi olma hedefimiz doğrultusunda da önemli bir gelişmedir. Bu tür kritik servislerin varlığı, hem sağlık hizmeti kalitesini hem de akademik gelişimi desteklemektedir" diye konuştu. Başhekim Reyhanlı, servisin hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm teknik ve idari personele teşekkür ederek, "Bu önemli birimin kurulmasında özveriyle çalışan tüm ekip arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ediyorum. Birlikte daha güçlü bir sağlık sistemi inşa ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Türk hekimin uluslararası tıbbi başarısı
01 Temmuz 2025 Salı - 17:52 Türk hekimin uluslararası tıbbi başarısı Dr. Özgür Ağlamış, dünyada genital estetikte kendi ismiyle anılan ve tanımlı noktası olan ilk doktorlardan biri oldu. Tanımladığı yeni enjeksiyon noktası artık ‘Dr. Özgür Noktası’ (The Doctor Özgür Point) olarak anılacak. Türk hekim Dr. Özgür Ağlamış, kadın genital bölgesine yönelik eksozom uygulaması alanında gerçekleştirdiği çalışmayla dünya tıbbına önemli bir katkıda bulundu. Hücresel yenilenmeye dayalı bu yenilikçi yaklaşım, estetik ve rejeneratif tıp alanının en prestijli yayınlarından biri olan Aesthetic Surgery Journal’da yayımlandı. Açıklamaya göre çalışma, kişinin kendi kanından elde edilen eksozomların genital bölgede gençleştirme amaçlı kullanımına dair retrospektif bir değerlendirme sunuyor. Elde edilen bulgular, eksozomların rejeneratif etkilerini ortaya koyarken, bölgesel doku yenilenmesine ilişkin uluslararası düzeyde yeni bir perspektif kazandırıyor. Bu yönüyle, kendi alanında dünyada yayımlanan ilk bilimsel çalışma olma niteliği taşıyor. Dr. Ağlamış’ın katkıları sadece klinik uygulamalarla sınırlı kalmadı. Çalışmada, genital bölgedeki belirli anatomik bir bileşke, literatüre yeni bir terimle kazandırıldı: ‘Dr. Özgür Noktası’ (The Doctor Özgür Point). Bu nokta, yeni bir enjeksiyon bölgesi olarak bilimsel yayınlarda yerini aldı ve uluslararası tıp terminolojisine dahil oldu. Dr. Özgür Ağlamış konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Ülkemizde yürüttüğümüz bilim temelli ve yenilikçi çalışmaları uluslararası platformlarda paylaşmaktan, ayrıca tıbbi literatüre kalıcı katkılar sunmaktan büyük bir gurur ve onur duyuyorum."
Selçuk Tıp’tan 185 genç doktor mezun oldu
01 Temmuz 2025 Salı - 17:27 Selçuk Tıp’tan 185 genç doktor mezun oldu Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesinden mezun olan 185 öğrenci, düzenlenen törenle diplomalarını aldı. Genç hekimlere seslenen Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, "Bilginizi vicdanla ve merhametle tamamlayın. Başarınızı tevazu ile taşıyın" dedi. Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesi 2024 -2025 Eğitim Öğretim Yılı Mezuniyet Töreni, Sultan Alparslan Kültür Merkezinde gerçekleştirildi. Törende, Dr. Şeyda Nur Tanık dönem birincisi olarak arkadaşlarına ve ailelere hitap etti. Programda konuşan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, hekimliğin yalnızca bir meslek değil, insanlığın vicdanını taşıyan kadim bir emanet olduğunu belirtti. Genç doktorlara tavsiyelerde bulunan Yılmaz, "Bilginizi vicdanla ve merhametle tamamlayın. Başarınızı tevazu ile taşıyın. Hangi şartta olursa olsun, insan yaşamına duyduğunuz saygıyı asla yitirmeyin. Hekim olmak, bir başkasının en zayıf anında yanında olmaktır. Bu, büyük bir ayrıcalık olduğu kadar derin bir sorumluluktur" dedi. Rektör Yılmaz, hekimlerin yaşadığı sorunlara da şu sözlerle dikkat çekti: "Zaman zaman gerek dünyanın farklı yerlerinde gerekse ülkemizde bizleri derinden üzen; hekimliğin vakarına gölge düşüren ve insani değerleri, hatta insan hayatını hiçe sayan bazı tutumlarla karşılaşıyoruz. Bu gibi durumlar bize gösteriyor ki tıbbi yeterlilik, ancak ahlaki bütünlükle anlam kazanır. İnsan onuruna duyulan saygı, bu mesleğin vazgeçilmez temelidir" diye konuştu. Tıbbın, sürekli gelişen ve yenilenen bir bilim dalı olduğunu aktaran Fakülte Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin de, "İyi bir hekim olmak sadece tıbbi bilgiyle değil, insanı anlayabilmekle mümkündür. Her hastaya bir insan, bir hayat, bir dünya olarak yaklaşın" ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından diplomasını Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz’dan alan dönem birincisi Dr. Şeyda Nur Tanık, yaş kütüğüne plaket çaktı ve Fakülte Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin, mezun olan öğrencilere hekimlik yeminini yaptırdı. Tören, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi 17. dönem mezunu 185 genç doktora diplomalarının verilmesi, kep atma seremonisi ve fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Sağlık sektörünün nabzı Sakarya’da attı
01 Temmuz 2025 Salı - 16:04 Sağlık sektörünün nabzı Sakarya’da attı Sakarya, sağlık alanında önemli bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin yanı sıra toplamda 31 ülkeden katılımcının yer aldığı 7. Uluslararası Tıp, Hemşirelik, Ebelik ve Sağlık Bilimlerinde Güncel Sorunlar Kongresi, hem yüz yüze hem de çevrimiçi olarak düzenlendi. Geniş katılımla şehirde ilk kez düzenlenen kongrede, sağlık sektörünün güncel sorunları masaya yatırıldı. 7. Uluslararası Tıp, Hemşirelik, Ebelik ve Sağlık Bilimlerinde Güncel Sorunlar Kongresi Sakarya’da gerçekleştirildi. Türkiye’nin yanı sıra Azerbaycan, Özbekistan, Hindistan, Kuzey Makedonya, Filipinler ve toplamda 31 ülkeden katılımcının yer aldığı kongrenin açılış konuşmaları Sakarya Üniversitesi Turgut Özal Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, Tıp Fakültesi, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Acil Hemşireler Derneği ve BZT Turan Akademi ortaklığında düzenlenen kongre, yaklaşık yüzde 55’i yabancı katılımcı oranıyla gerçekleştirildi. Alanında uzman sağlıkçılar ve akademisyenlerin buluştuğu ve YÖK’ün akademik teşvik ile doçentlik başvuruları için belirlediği kriterleri de karşılayan kongrede sunulan bildiriler, tam metin ve özet kitaplarında yayınlanacak. Katılımcılara uluslararası geçerliliğe sahip sertifikalar verildi. Etkinlik boyunca hem bilimsel oturumlar hem de yüz yüze bireysel eğitimler, kurslar ve bilgi yarışmaları düzenlendi. Düzenlenen uluslararası kongre, Sakarya’nın bilimsel ve sağlık alanındaki potansiyelini ortaya koyarken, sağlık çalışanlarının güncel sorunlarına da çözüm önerileri sundu. Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’nde hemşire olarak görev yapan Akın Özdemir ve Makbule Kibar’ın sunuculuğunu yaptığı açılış programında konuşan Kongre Başkanı ve Sakarya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dilek Aygın, organizasyonun kısa sürede şekillendiğini ama büyük ilgi gördüğünü belirterek, "Bu kongrenin organizasyonu ve şekillenmesi çok kısa bir süre içerisinde oldu. Ama hem yüz yüze hem online bildiri açısından baktığımızda 31’i aşkın ülkeden katılım var" derken, Kongre Başkanı ve Sakarya Üniversitesi GETAT Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hande Cengiz Açıl da, "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Araştırma Merkezi olarak kongrede bir oturumda yer aldık. İnşallah daha uzun soluklu kongrelerde düzenleyeceğiz. Bildiri sayılarımız ve panellerimiz çok yoğun geçecek" diye konuştu. Kongrenin sadece yerel değil uluslararası düzeyde etkili olacağını ifade eden Sakarya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özer Köseoğlu, "İlimizde gerçekleşen ve uluslararası düzeyde hayata geçen, sağlık alanının temel sorunlarının masaya yatırılacağı çok önemli bir kongreye Sakarya Üniversitesi’nde ev sahipliği yapmaktan dolayı oldukça memnuniyet duyuyoruz. İşin teknik boyutu hem uzman akademisyen hem de pratisyenler ile beraber bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirilecek. Umarım sonuçları itibari ile ses getirir ve katkı sunar" şeklinde konuştu. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Altıntoprak ise kongre organizasyonunun hızlı ama etkili biçimde gerçekleştiğini belirterek, "İki gün boyunca çeşitli sağlık problemleri ile ilgili oturumlar olacak, kurslar düzenlenecek. Çok dolu ve faydalı bir program olacağına inanıyorum" ifadelerini kullandı. "İklim krizi kadın sağlığını doğrudan etkiliyor" Atatürk Üniversitesi Ebelik Fakültesi’nden Prof. Dr. Hava Özkan, kongrede yaptığı sunumda, iklim değişikliğinin kadın sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Özkan, "İklim değişikliği veya krizi hepimizin bildiği gibi günlerce konuşsak bitecek bir konu değil. Temelde kadına etkileri nelerdir bunlar üzerinden konuşmak istiyorum. Toplumun 3’te 1’ini oluşturan biz kadınların, iklim değişikliğinin üzerimizde oluşturduğu krizi ve sağlığımızı nasıl etkilediği noktasında bilgilendireceğim. İçerisinde bulunduğumuzu 21. Yüzyılda birçok şey ile karşı karşıya kalıyoruz ve pek çoğundan da etkileniyoruz. Bunların başında da iklim değişikliğinin üzerimizde oluşturduğu iklim krizi söz konusu. Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı rapora baktığımızda toplumu tehdit eden en büyük sorun aslında iklim değişikliğinin ortaya çıkarmış olduğu bir kriz olgusu var. İnsan sağlığını olumsuz etkilerini sınıflandırdığımızda prematüre bebek ölüm sayısında artışlar olduğunu, sıcaklık artışına bağlı olarak; kalp, dolaşım, damar ve solunum yolları hastalıklarında artış olduğunu ve bununla birlikte sıcak havalara bağlı olarak çıkan yangınlar, yaşadığımız dünyayı kirletmekte. Sıcağa bağlı ölümler, su azlığına bağlı hijyen sorunları, salgın hastalıklarının artması, psikolojik rahatsızlıklar gibi pek çok sağlık sorununu sıralamak mümkün" dedi. "Kadın sağlığına yönelik sessiz bir tehdit, iklim değişikliği" Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) verilerine işaret eden Özkan, iklim krizinin kadınlar üzerinde beş temel etkisi olduğunu söyleyerek, "Biz kadınların sağlığını nasıl etkiliyor iklim değişikliği diye baktığımızda aslında intrauterin yaşamdan, ölüme kadar olan yaşam sürecinde kadın birçok şekilde iklim değişikliğinin oluşturduğu olumsuzluklardan maalesef etkileniyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu, iklim değişikliğinin kadın ve kız çocuklarını nasıl etkilediği konusunda şöyle diyor; ‘toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin, çocuk evliliğinin, erken ve ölü doğumların arttığını, anne ve yenidoğan sağlığının tehdit edildiğini, üreme sağlığı noktasında doğum kontrol yöntemlerine ulaşım, erişim noktasında kısıtlamaların olduğu’ şeklinde 5 farklı yolla kadını etkileyebileceğini ifade ediyor. Üreme sağlığımızı etkiliyor iklim krizi. Gebelikten, doğuma ayrı ayrı noktalardan baktığımızda kadının sağlığının etkilendiğini söyleyebiliriz. Gebelik boyutunda kadın sağlığı, iklim değişikliğinden nasıl etkileniyor diye baktığımızda; spontan düşüklerin, erken doğumun, düşük doğum ağırlıklı bebeklerin dünyaya gelmesi ya da yeni doğan döneminde ölümlerin olması gibi pek çok sorunla karşı karşıya kalındığını söylememiz mümkün. Bir kadının, gebe kaldığı andan doğuma kadar geçen sürede yüksek ortam sıcaklığı ile sıcak hava dalgalarına maruz kalması ile onu savunmasız yapabiliyor ve yüksek riskler ile karşı karşıya bırakabiliyor. Sonuç olarak iklimi olumlu yönde değiştirebilmek için yapabileceklerimiz nelerdir onlara bakmak gerekiyor. En basiti günlük hayatta kullandığımız deodorant, parfüm gibi olguları kullanım sayısını bile azaltmak atmosferi korumak açısından belki de deryada bir damla da olsa bir şeyler yapabilmek için çabalamamız oldukça önem arz ediyor" diye konuştu. "Bilimsel tartışmalar, sağlık sistemine ışık tutacak" Sakarya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, "Sağlık hizmetleri, sadece tedavi verici hizmetler değildir, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Sağlık hizmetleri; koruyucu, halk sağlığı hizmetleri ve multidisipliner yaklaşımlarla yeni tedavi yöntemlerinin bulunması gereken bir çalışma. Dolayısıyla hasta güvenliği ve sağlık sistemimizi ilgilendiren sorunların münazara edileceği bu kongreyi çok kıymetli bulduğumu ifade etmek istiyorum. Bugün burada birçok farklı ilden kıymetli akademisyen hocalarımız burada. Yurtdışından hocalarımız burada. Bu multidisipliner çalışma ile sağlık bilimlerinde karşılaştığımız güncel sorunlar üzerine belki de yeni politikalar üretebileceğiz. Buradaki tartışmalar bize ışık olacak ve yeni politikaların başlangıcı olabilecek" şeklinde konuştu. "Kendimizi sürekli geliştirmemiz için bu tür organizasyonların sıklıkla yapılması gerekiyor" Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fikret Halis, "Özellikle sağlık sorunları ile ilgili birtakım sorunların ortaya konduğu, aklın ve bilimin birtakım şeylerin tekrar değerlendirildiği ve bunlara çözüm önerilerinin ortaya konduğu bir kongre olmasını diliyorum" derken Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Bakım Hizmetleri Müdürü Yavuz Bingöl ise, "Sosyal hayatın gelişmesine paralel olarak sağlık bilim dalının da aynı şekilde gelişmesi gerekiyor. Bu noktada da inovasyona açık bir şekilde kendimizi sürekli geliştirmemiz için bu tür sempozyum ve kongrelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz" ifadelerine yer verdi. Sağlık sorunları masaya yatırıldı Daha sonrasında Azerbaycan ve diğer ülkelerden gelen katılımcıların yaptıkları sunum ile açılış konuşmaları devam etti. Azerbaycan ve Özbekistan Sağlık Bakanlıklarından gelen gözlemciler ile birlikte 31 ülkenin temsil edildiği kongre, Sakarya’da ilk kez bu düzeyde gerçekleştirilmiş olmasıyla ayrı bir önem taşıyor. Farklı şehir ve ülkelerden gelen akademik isimlerin sunumlarıyla bilimsel alışveriş ve iş birliği fırsatları da doğdu. Bu kapsamlı kongre, yalnızca sağlık biliminin gelişmesine değil, aynı zamanda Sakarya’nın uluslararası akademik görünürlüğüne de katkı sundu. Elde edilen çıktılar ve önerilerin, sağlık politikaları ve uygulamalarına yön vermesi bekleniyor.