DÜNYA - 11 Mayıs 2026 Pazartesi 13:11 | Son Güncelleme : 11 Mayıs 2026 Pazartesi 13:16

Türk gazeteciler, açılması beklenen Gümrü sınırında

A
A
A

Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yönelik süreç devam ederken Ermenistan'ı ziyaret eden Türk gazeteciler, sınırın sıfır noktasında, Gümrü'de incelemelerde bulundu.

Türkiye-Ermenistan normalleşme süreci devam ederken atılan adımlar dikkat çekiyor. Türk Hava Yolları tarafında da geçtiğimiz günlerde İstanbul-Erivan uçuşlarının başlatılması, Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 4 Mayıs'ta düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu 8. Zirvesi'ne Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın katılması -ki bu ziyaret Türkiye'de Ermenistan'a 18 yıl sonra ilk kez bu düzeyde bir ziyaret gerçekleştirmesi anlamına geliyor- Yılmaz'ın Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile zirvenin ardından gerçekleştirdiği ikili görüşmede Ani Köprüsü'nün ortak restorasyonuna ilişkin mutabakat zaptının imzalanması normalleşme sürecinde atılan adımların en somut örnekleri olarak ortaya çıkıyor. Yıllarca direkt iletişim kurmayan iki ülke bugün normalleşme sürecini Türkiye-Ermenistan Normalleşme Süreci Özel Temsilci Büyükelçi Serdar Kılıç ve Türkiye'yle normalleşme sürecinde Ermenistan'ın özel temsilcisi olan Ruben Rubinyan öncülüğünde sürdürse de merakla beklenen bir sonraki adım ise sınırların açılması konusu.

Türk gazeteciler, açılması beklenen Gümrü sınırında

Türkiye'nin tek taraflı olarak 1993'te kapattığı Iğdır ilindeki Alican sınır kapısı ve Ermenistan tarafındaki Margara sınır kapısının üçüncü ülke vatandaşları ve diplomatik pasaport sahipleri için açılmasına 2022'de karar verilmişti ve bu karar söz konusu sürecin ilk adımlarından biri olmuştu. Ancak bugün itibariyle bu karar henüz hayata geçirilmedi. Margara Sınır Kapısı'ndaki tüm kontrol görevleri Rus Sınır Muhafız Birlikleri'nin çekilmesiyle 1 Mart 2025 itibarıyla tamamen Ermenistan Sınır Muhafız Birlikleri'ne bırakılmıştı.

Türk gazeteciler, açılması beklenen Gümrü sınırında

Türkiye-Ermenistan arasındaki Alican-Margara Sınır Kapısı daha önce 2023 yılında 6 Şubat depremleri sırasında Ermenistan'dan Türkiye'ye gönderilen insanî yardım malzemelerinin ulaştırılması için açılmıştı.

Gözler Kars-Gümrü sınırında

Kara sınırını oluşturan Alican-Margara Sınır Kapısı'nın yanı sıra gözler bu kez de Kars-Gümrü sınırında. Ermenistan tarafı sınırın yeniden açılarak iki ülke tren seferlerinin yeniden gerçekleştirmesini istiyor. Ankara ve Erivan tarafından yürütülen çalışmalarda atılan son somut adım Kars-Gümrü demiryolunun açılması için ortak irade beyanının imzalanması oldu. Türkiye ile Ermenistan arasında Kars-Gümrü demir yolunun rehabilitasyonu ve faaliyete geçirilmesi amacıyla oluşturulan Türkiye-Ermenistan Ortak Çalışma Grubu'nun toplantısı 28 Nisan'da Kars'ta yapılması sınırın açılmasına yönelik beklentileri arttırdı. Kars-Gümrü Demiryolu, Ermenistan'ın Batı'ya açılması ve Gürcistan ile Orta Asya üzerinden gelen hatları buluşturması açısından önemli bir bağlantı hattı olarak kabul ediliyor.

Türk gazeteciler, açılması beklenen Gümrü sınırında

Akhurik ile Akyaka tren istasyonları birbirinden yalnızca 10 kilometre uzakta
Türkiye'nin 325 kilometrelik sınırındaki iki sınır kapısından birinin bulunduğu Gümrü kentini Türkiye'ye Akyaka demir yolu bağlıyor. Ermenistan'ın ikinci büyük kenti Gümrü'deki Akhurik tren istasyonu ile Akyaka tren istasyonu birbirinden yalnızca 10 kilometre uzaklıkta. Ancak sınırların kapalı olması nedeniyle 33 yıldır seferler gerçekleştirilemiyor.

Akhurik tren istasyonunun hazin bir de öyküsü

Akhurik tren istasyonunun hazin bir de öyküsü var. Türkiye'nin 1993'te sınırı kapatmasının ardından Akhurik tren istasyonu, uzun yıllar açık kalmaya devam etti. Ermenistan'da kondüktör olarak çalışan Agop Gevorgyan, sınırların kapatılmasının ardından işten çıkarılmış ve Akhurik tren istasyonunda görevlendirilmiş. Bir gün seferlerin yeniden başlayacağı düşüncesiyle Gevorgyan, yaklaşık 20 yıl boyunca gelecek treni beklemiş. Ermenistan'dan Türkiye'ye yüklenen malları taşıyan Agop Gevorgyan, bu seferler sırasında hem birçok insanla, özellikle de Türkiye'deki Doğu Kapı istasyonunda görevli ile arkadaş olmuş.

Türk gazeteciler, açılması beklenen Gümrü sınırında

"Burası, Asya ile Avrupa arasındaki Orta Koridor'un bir parçası haline gelebilir"

Sınırı ziyaret eden Türk gazeteciler, Gümrü Asparez Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Levon Barsegyan ile bir araya geldi, sınırın açılmasının neden önemli olduğunu anlattı. Akhurik tren istasyonun, Sovyetler Birliği ile Batı arasındaki Soğuk Savaş döneminin demir yol ağının bir parçası olduğunu kaydeden Barsegyan, "Burası Ermenistan tarafından Türkiye'ye son nokta. Oradan da batıya, Avrupa'ya uzanan yolun son istasyonu. Burası, Asya ile Avrupa arasındaki Orta Koridor 'un bir parçası haline gelebilir. Bu istasyonun önemli bir özelliği de bu. Sovyet döneminde yük trenleri bu güzergâhtan geçerek Türkiye'ye gidip gelirken taşıma şekillerinde değişiklikler yapardı. Sovyet döneminde bile bu yol 1992-93 yıllarında bir yıl boyunca açıktı. Daha sonra Karabağ Savaşı nedeniyle kapatıldı" ifadelerini kullandı. Ermenistan ve Türkiye arasındaki ticaret ve ilişkilerin geliştirilmesine çok önemli bir rol oynayabilecek bu yolun yeniden açılması konusunu ele alındığını hatırlatan Barsegyan, "Tüm bu tartışmalar ve görüşmeler diğer yandan da Ermenistan'ın mevcut hükümetinin benimsediği ‘Barış Kavşağı' fikri, sadece Türkiye ve Ermenistan'a değil, komşu diğer ülkelere de fayda sağlayabilir. Çin'den İran'a, oradan da Avrupa'ya kadar. Bu müzakerelerin etkili ve olumlu sonuçlarını bekliyoruz" dedi.

Yaprak Mutlu 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Hüseyin Gün "İlk tutuklandığımda devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim" İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu ve diğer 3 sanığın ‘siyasal casusluk’ davasının görülmesine başlandı. Duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Hüseyin Gün casus olmadığını belirterek "FETÖ ile ilgili örgüt şemalarını yurt dışındaki irtibatlarımdan faydalanarak bizzat ben hazırladım ve devletimizin resmi makamlarına iletilmesini sağladım. Ben ilk tutuklandığımda, devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim. Hiçbir karşılık beklemeksizin hain FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım bu dokümanların bugün huzurunuzda tarafıma yöneltilen asılsız casusluk suçlamasının sözde delili olarak gösterilmesi kabul edilemez" ifadelerini kullandı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu, stratejist Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve teknoloji yatırımcısı Hüseyin Gün hakkında ‘siyasal casusluk’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın görülmesine başlandı. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonunda görülen duruşmada tutuklu sanıklar Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün ile avukatları hazır bulundu. "Kendimden eminim casus değilim" Tutuklu sanık Hüseyin Gün savunmasında "Ben 313 gündür bu günü bekliyorum. Muhbir Ümit Deniz Alaçam tarafından 112 acil çağrı merkezine yapılan ihbar üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlarla Mücadele Bürosu tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ya da askeri casusluk amacıyla temin etmek isnadıyla hakkımda yakalama kararı çıkartılmıştır. Ben bu sırada gıyabımda yaşanan olaylardan habersiz ülkemizde yapay zeka fabrikası kurmak için Amerika’dan uçakla Türkiye’ye giriş yaptıktan hemen sonra İstanbul Havalimanı’ndan gözaltına alındım. Bu sırada cep telefonum ve dizüstü bilgisayarıma emniyet güçlerince el konuldu. Söz konusu dijital verilerimin şifrelerini kendi isteğimle emniyet güçlerine ben verdim çünkü kendimden eminim casus değilim" dedi. "Casus olmayan biri başka hiç kimseye casus iftirası atamaz" Hüseyin Gün savunmasının devamında "Siyasal veya askeri casusluk amacıyla bilgi temin ettiğim yönündeki iddialar tamamıyla mesnetsiz ve gerçek dışıdır. Ben ülkem aleyhine asla casusluk yapmadım ve kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan biri başka hiç kimseye casus iftirası atamaz. Tarafıma yöneltilen casusluk suçlaması uyuşturucu ve yasadışı bahis müptelası olan muhbir Ümit Deniz Alaçam’ın öz annesinin sürekli olarak kendisine rol model ve ağabey olarak beni göstermesinden kaynaklanan, geçmişe dayalı husumet ve kıskançlıkla ileri sürdüğü asılsız iftiralardan ibarettir. İddianamede suçun delili olarak gösterilen cep telefonundaki kayıtlı yabancı devlet adamları, siyasiler, bürokratlar, emekli istihbarat görevlileri ile yazışmalarıma bakıldığında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları açısından gizli kalması gereken hangi bilgiyi casusluk maksadıyla temin ettiğime ya da hangi gizli bilgileri hangi istihbarat yetkilisine ne şekilde açıkladığıma yönelik somut hiçbir delilin bulunamadığını tespit edebilirsiniz" şeklinde konuştu. "FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptım" Tutuklu sanık Gün savunmasının devamında "Ben, uzun yıllardır dünyanın değişik bölgelerinde, farklı iş alanlarında yatırım yapan bir iş insanıyım. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına, yurt dışında üstlenmiş olduğum önemli görev ve sorumluluklar göz önünde bulundurulduğunda yabancı devlet adamları, siyasiler, bürokratlar, emekli asker ve istihbarat mensupları ile görüşmemde hayatın olağan akışına aykırı herhangi bir durumun bulunmadığını tespit edebilirsiniz. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda Avrupa ve Amerika’da firari olan FETÖ’cülerin açık kimliklerinin, adreslerinin, oradaki ilişki ağlarının, mal varlıklarının tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir" ifadelerini kullandı. "Devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim" Gün savunmasının devamında "BC, yani Black Cell başlıklı raporları ve FETÖ ile ilgili örgüt şemalarını, yurt dışındaki irtibatlarımdan faydalanarak bizzat ben hazırladım ve devletimizin resmi makamlarına iletilmesini sağladım. İddianamenin eklerinde yer alan kodlamalar başlıklı yazışmada da benim Türk Devleti adına yurt dışında FETÖ’ye karşı yürütülen mücadelede proje yöneticisi olduğum açıkça belirtilmiştir. Ben ilk tutuklandığımda, devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari faaliyet olarak geçiştirdim. Hiçbir karşılık beklemeksizin hain FETÖ’ye karşı yürütülen mücadele kapsamında hazırladığım bu dokümanların bugün huzurunuzda tarafıma yöneltilen asılsız casusluk suçlamasının sözde delili olarak gösterilmesi kabul edilemez" ifadelerini kullandı. "Açık kaynak verilerine dayalı sosyal medya analizinin siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi hakikatten son derece uzaktır" Hüseyin Gün savunmasının devamında "Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ı, manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım. Ekrem İmamoğlu’nu ise İBB Başkanı olarak seçildikten yaklaşık bir, bir buçuk ay sonra yine manevi annemin yönlendirmesi ile Saraçhane binasına yaptığımız nezaket ziyareti ve bir adet fotoğraf sırasında sadece bir dakika gördüm. Benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin YSK tarafından iptalinden sonra manevi annem merhum Seher Erçeli Alaçam’ın yoğun ısrarı neticesindedir. Kendisi koyu CHP’liydi ve İmamoğlu’nu çok seviyordu. Manevi annemin ısrarı üzerine Sayın İmamoğlu’nun seçim danışmanı ve kampanya menajeri olan Necati Özkan ile yaklaşık 10-12 günlük sürede, hiçbir gayrihukuki yönü olmayan bir sosyal medya analizi çalışmamız oldu. Bu da gönüllü olarak yapıldı bir ücret de yok. Manevi annem benden rica etti diye, yurt dışında ortağı olduğum şirketin teknik elemanlarına internetteki açık kaynak erişimlerine dayalı veriler üzerinden ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Her şey bundan ibaret. İnternette herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynak verilerine dayalı olarak yapılan bir sosyal medya analizinin iddianamede siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi, inandırıcılıktan ve hakikatten son derece uzaktır" dedi. Duruşma Hüseyin Gün’ün savunması ile sürüyor.
Muğla İsrail zulmüne uğrayan "Global Sumud Filosu"ndan bir grup Marmaris’e geldi Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan ve Akdeniz’de İsrail müdahalesiyle karşı karşıya kalan "Global Sumud Filosu", teknik ihtiyaçların karşılanması amacıyla önceki gün Muğla’nın Marmaris ilçesine ulaştı. Karaya inen bazı aktivistlerin Marmaris Adliyesi’ne giderek şikayetçi olduğu öğrenilirken, olayla ilgili Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatıldı. İspanya’nın Barselona kentinden 15 Nisan’da hareket eden ve yaklaşık 300 aktivistin yer aldığı 38 teknelik filo, yaşanan müdahalenin ardından dün Marmaris’e demirledi. Teknik kontrollerin yapılmasının ardından teknelerin Marmaris gümrüklü limanından giriş işlemleri başlatıldı. Tekneler Marmaris açıklarına demir attı. ‘Güvenlik önlemleri artırıldı’ Girit üzerinden gelen aktivistlerin Türkiye’ye giriş işlemleri güvenlik birimlerinin koordinasyonunda kontrollü şekilde başlatıldı. Liman bölgesinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, işlemlerin daha hızlı yürütülebilmesi amacıyla bölgede geçici karakol oluşturulduğu öğrenildi. Aktivistler, sağlık kontrolleri için Marmaris Devlet Hastanesi’ne götürülürken, sağlık ekiplerinin liman çevresinde hazır bekletildiği ve güvenlik tedbirlerinin artırıldığı bildirildi. ‘Aktivistler adliyeye gitti’ Karaya inen bazı aktivistlerin Marmaris Adliyesi’ne giderek yaşanan müdahaleye ilişkin şikayette bulunduğu öğrenildi. Öte yandan Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı’nın olayla ilgili resen soruşturma başlattığı belirtildi. Soruşturma kapsamında Türk vatandaşlarının ifadelerinin alınmaya başlandığı, olayın tüm yönleriyle incelendiği kaydedildi. "Global Sumud Filosu’’nun filodaki teknik eksikliklerin giderilmesinin ardından sürece ilişkin değerlendirmelerin yapılacağı ve ona göre bir program düzenleneceği öğrenildi.
Kayseri Merdiven altı güzellik merkezleri tehlike saçıyor Merdiven altı güzellik merkezlerinin denetlenmesi gerektiğini ifade eden Tüketiciler Birliği Genel Bakanı Mahmut Şahin, "Denetimden uzak şekilde ve adına da resmi bir karşılığı olmayan ’estetisyen’ ünvanını verdikleri insanlarla, ’seni güzelleştireceğiz, gençleştireceğiz’ vaatleri ile kesip doğruyorlar" dedi. Denetimden uzak olan güzellik merkezlerinde sağlık işlemleri yapıldığını söyleyen Başkan Şahin, "Merdiven altı sistem diye tabir ettiğimiz güzellik merkezleri gözümüzün önünde yüzlerce adeta. Denetimden uzak şekilde ve adına da resmi bir karşılığı olmayan estetisyen ünvanını verdikleri insanlarla, seni güzelleştireceğiz, gençleştireceğiz vaatleri ile kesip doğruyorlar. Hiçbir yasal denetimi yok, hiçbir takip sistemi yok, başıboş bırakılmış bir alan. Bu durumun en acı tarafı, bu sisteme çantacılık yapan doktorların da bulunması. Bazı malzemeleri yalnızca doktorlar kendi kodları ile alabiliyorlar. Bu kodla malzemeleri alıp, çantacılık yaparak bu güzellik merkezlerine satıyorlar. Daha da kötüsü, hiçbir denetime tabi tutulmadan, merdiven altı üretimle her tarafta satılabiliyor. Bu durum insan sağlığını ilgilendiriyor. İnsanımızın sağlığı bu kadar ucuz olmamalı. Biz Uganda değiliz, bu tür vaatler rahat rahat yapılamamalı. Eğer devletten çekinmeleri olmazsa, bu insanların bizim sağlığımıza da bir kıymeti olmaz. Burada sağlık işlemi yapılıyor. İnsanların kör olmasını, burunlarının üzerini kaybetmesini, kulağını duyacağını engelleyici işler yapılıyor, bunlar sağlıkla alakalı" şeklinde konuştu. "Nasıl bu kadar rahat insanların sağlığıyla oynayabiliyorlar?" Laboratuvarda yapılması gerek işlemlerin, güzellik merkezleri kendileri yapıyormuş gibi lanse ettiklerini belirten Şahin, "Mezoterapi dediğimiz işlem bir laboratuvarda yapılması gereken bir işlem. İnsanların gerek selülitleri gerekse saçlarıyla alakalı vaatlerde bulunarak, ’Biz laboratuvarda kanlarınızı ayrıştırıyoruz, bunu da enjekte edip sağlıklı olmanızı sağlıyoruz’ diyorlar. Bir kere bunun laboratuvarda yapılması lazım. Burada laboratuvar olmadığı gibi olsa bile işleyecek bir yetkili yok. Bunun eğitimini almış birisi yok. Nasıl bu kadar rahat insanların sağlığıyla oynayabiliyorlar? Dalga geçer gibi insanların kanlarını alıyorlar, ayrıştırma yapar gibi yapıp insanların vücuduna su enjekte ediyorlar. Bunu da parayla satıyorlar. Bu kadar başıboş bir sistemin denetlenmemesi bu ülkenin yasal olarak bir ayıbı. Tüketicilere çağrımız da her halükarda kim yaparsa yapsın, sağlığınızı etkileyen bu işlem sizi güzelleştirmez. Yüz güzelliğine değil, gönül ve ahlak güzelliğine odaklanın" ifadelerini kullandı.
İzmir İzmir Büyükşehir iştiraklerine yönelik operasyonda flaş gelişme İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen yolsuzluk ve dolandırıcılık soruşturması kapsamında, aralarında İzmir Büyükşehir Belediyesi eski üst düzey bürokratlarının da bulunduğu 5 şüpheli, jandarma ekiplerince düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın "Nitelikli Dolandırıcılık" (TCK Md.158) ve "Güveni Kötüye Kullanma" (TCK Md.155) suçları çerçevesinde yürüttüğü soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. İzmir İl Jandarma Komutanlığı ekipleri; Güzelbahçe, Seferihisar, Karşıyaka ve Menemen ilçelerinde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirdi. Eski bürokratlar gözaltında Operasyon kapsamında, İzmir Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan İZBETON’un eski genel müdür yardımcısı, İZDOĞA A.Ş.’nin eski yönetim kurulu başkanı ve eski genel müdürü ile Kırveli Makine Mühendislik A.Ş. yönetim kurulu başkanı ve temsilcisi yakalanarak gözaltına alındı. Dosya kapsamında halihazırda tutuklu bulunan İZBETON eski Genel Müdürü Heval Savaş Kaya hakkında da gözaltı işlemi uygulandığı bildirildi. Soruşturmanın odağı: Teftiş Kurulu raporları Soruşturmanın, İzmir Büyükşehir Belediyesi iç denetim birimi tarafından hazırlanan teftiş kurulu raporları ve Sayıştay raporlarına yansıyan usulsüz işlemler üzerine derinleştirildiği öğrenildi. Gözaltına alınan isimler arasında eski Belediye Başkanı Tunç Soyer’in danışmanlarından Güven Eken ve eski genel müdür Özkan Baturu’nun da bulunduğu belirtildi. Suçlamaları kabul etmemişlerdi Daha önce savcılık tarafından ifadeleri alınmak üzere çağrılan şüphelilerin, yöneltilen suçlamaları reddettikleri bilgisine ulaşıldı. Şüphelilerin jandarmadaki işlemleri sürüyor.
Sinop Sinop’ta "Çevresel Farkındalık ve Bilimsel İş Birliği Protokolü" imzalandı Sinop’ta çevresel farkındalığın artırılması, doğal hayatın korunması ve bilimsel iş birliğinin geliştirilmesi amacıyla hazırlanan "Çevresel Farkındalık ve Bilimsel İş Birliği Protokolü" düzenlenen törenle imzalandı. Protokol ile Saraydüzü ilçesindeki Cuma Ovası’nı merkeze alan, Türkiye’ye örnek bir kırsal kalkınma hamlesinin ilk adımı atıldı. Törende konuşan Sinop Valisi Mustafa Özarslan, projenin vizyonunu şu sözlerle özetledi: "Valiliğimiz öncülüğünde, paydaş kurumlarımızın iş birliği ile Sinop’umuzun doğa incisi Saraydüzü ilçemiz Cumaköy’de ’Leylek Şenliği’ni hayata geçiriliyor. Cumaköy’ümüzün fiziksel altyapısına, sosyo-ekonomik hayatına kaldıraç etkisi yapacak olan şenlik, 20 Haziran’da başlıyor. Her yıl mart ayının başından ağustos ayının sonuna kadar yaklaşık 6 ay boyunca 120 leylek Cuma Ovası’nda bizlere misafir oluyor. Bu leylekler yavrulama süreçlerini ovamızda tamamlıyorlar." Doğal zenginliğin ekonomik bir değere dönüştürüleceğini belirten Vali Özarslan, "Biz de bu eşsiz doğal zenginliğimizi korumak, çevre bilincini artırmak, kuş bilimi alanında farkındalık oluşturmak ve bütüncül bir köy kalkınması örneğini oluşturmak amaçlı başlattığımız bu etkinliği başlatıyoruz. Şenliğimizin öznesi olan leyleklerimiz, Saraydüzü Cuma Ovası’nda bulunan Cumaköy, Cumatabaklı, Cumakayalı köyümüzün ve Yenice köyleri olmak üzere toplam dört köyümüzün sosyo-ekonomik kalkınması, kültürel ve yerel ekonomisinin canlanması, yaşam kalitesinin yükseltmesi için de yerel aktörlerin ve kurumsal kamu paydaşlarımızın şenlik vasıtasıyla bir araya getirecek. Örnek bir bütüncül ve sistematik köy kalkınması ortaya koyacağız" ifadelerini kullandı. Kır-kent arasındaki fark azalacak Vali Özarslan, projenin teknik ve sosyal detaylarına ilişkin ise şunları kaydetti: "Kır–kent arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılması ve şenlik yapılacak köyümüzde sosyo-ekonomik gelişmeyi sağlamak amaçlı, İl Özel İdaremiz tarafından köy yollarımızın standartlarının yükseltilmesi, evsel katı atık ve kanalizasyon/bireysel foseptik yönetim sistemlerinin takibi yapılacak. Ekim–dikim alanları ya da bağ–bahçe alanlarının düzenlenmesi ve ürün deseninin belirlenmesinden, mimari çevrenin tasarımına, etkinlik alanlarının belirlenmesinden, köyün kamu hizmet mekanları, tarımsal ürünlerin pazarlama– depolama–satış vb ticaret ünitelerinin tasarımına dek uzanan bir çalışma yapılacak." Bölgenin uluslararası önemine bilimsel verilerle dikkat çeken Vali Özarslan, "Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün 2025 yılı halkalama raporunda göre, Türkiye’de Saraydüzü ilçemizde Cumaköy’de 12 Haziran 2024 tarihinde halkalanan leylek, 7 bin 182 kilometre uzaklıktaki Güney Afrika’da canlı olarak 9 Mart 2025 tarihinde gözlemlenmiştir. Bu leylek ülkemizde halkalanan toplam 31 adet kuş arasında gözlenen ’en uzak mesafeli’ olanıdır. Bu veri Cuma Ovamızın ne kadar kıymetli bir göç rotası üzerinde olduğunu açıkça gösteriyor" dedi. Protokol kapsamında, YEDAŞ’ın 35 elektrik direğine platform kurduğu, DKMP’nin ise bölgeye bir "Leylek Müzesi" kazandırarak bu alanı "Okul Dışı Öğrenme Ortamı" haline getireceği bildirildi. Konuşmaların ardından Sinop Valisi Dr. Mustafa Özarslan ve paydaş kurum temsilcileri tarafından iş birliği protokolü imzalandı. Sinop Valiliği’nde gerçekleştirilen imza törenine Saraydüzü Kaymakamlığı, Sinop Üniversitesi, Doğa Koruma ve Milli Parklar 10. Bölge Müdürlüğü, YEDAŞ Bölge Müdürlüğü, İl Özel İdaresi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü temsilcileri katıldı.