SAĞLIK
Denizli sağlık için hareket etti 10 Mayıs 2026 Pazar - 15:05:57 Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek amacıyla 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında yürüyüş etkinliği düzenlendi. Yenişehir Yürüyüş yolunda düzenlenen ve büyük bir katılımın gerçekleştirildiği etkinliğe Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı Nurettin Ateş, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mevlüt Dirim, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, sağlık çalışanları, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Yürüyüş saat 10.30’da Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger’in startıyla başlarken, yürüyüşte katılımcılar sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla hep birlikte yürüdü. Yürüyüşte fiziksel aktivitenin kalp sağlığı, ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapıldı. Yürüyüş sonrasında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurulan bilgilendirme stantlarında fiziksel aktivite sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklarla mücadele konusunda bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Katılımcılara sağlıklı atıştırmalıklar ve su ikram edildi. Tansiyon, boy-kilo ölçümü gibi sağlık taramaları da yapıldı. Etkinlik boyunca sağlık çalışanları tarafından vatandaşlara sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirmeler yapılırken, fiziksel aktivitenin ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatıldı. Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak sağlıklı bireylerle mümkün olacağını belirterek vatandaşları günlük yaşamlarında daha aktif olmaya davet etti: Köşger, "Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak kalp-damar hastalıkları, obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde günlük yaşamda fiziksel aktivite düzeyini artırmak amacıyla Sağlık Bakanlığımız tarafından hedefler belirlenmiş ve toplumu fiziksel aktiviteye özendirmek için çalışmalar yürütülmektedir. Bugün de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve her yaş grubunda hareketli yaşam kültürünün geliştirilmesini hedefleyerek İl Müdürlerimiz, vatandaşlarımız ve öğrencilerimizle birlikte yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Başta Sağlık Müdürlüğümüz olmak üzere emeği geçen tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Tüm halkımızı kaliteli ve sağlıklı yaşam için hareketli yaşama davet ediyoruz" dedi.
10 Mayıs 2026 Pazar - 11:34 Prof. Dr. Koca: "Manuel Terapi" ile ameliyatsız tedaviyi anlattı Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, uygun hastalarda uygulanan manuel terapinin ameliyatsız rehabilitasyon yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapinin bilimsel değerlendirme sonrası uygulanan özel bir rehabilitasyon yöntemi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koca, "Manuel terapi; kas, eklem, bağ dokusu ve omurga üzerine uygulanan bilimsel temelli özel tekniklerden oluşan bir rehabilitasyon yöntemidir. Amaç ağrıyı azaltmak, hareket kısıtlılığını gidermek ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır" dedi. "Her ağrının nedeni aynı değil" Prof. Dr. İrfan Koca, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her bel ve boyun ağrısını "fıtık" olarak değerlendirmek olduğunu ifade ederek uygulama öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekerek, "Kas spazmları, postür bozuklukları, eklem problemleri, sinir basıları veya romatizmal hastalıklar benzer şikâyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle her hastaya aynı yaklaşım uygulanmaz. Öncelikle ağrının gerçek nedeni ortaya konulmalıdır" şeklinde konuştu. "Amaç sadece ağrıyı azaltmak değil" Prof. Dr. İrfan Koca’ya göre manuel terapinin temel hedeflerinden biri yalnızca mevcut ağrıyı baskılamak değil; hareket kabiliyetini artırmak, kas-iskelet sistemi dengesini yeniden sağlamak ve günlük yaşam fonksiyonlarını iyileştirmek olduğunu ifade etti. Özellikle; Bel ve boyun ağrıları, Kas spazmları, Hareket kısıtlılıkları, Duruş bozuklukları, Spor yaralanmaları sonrası rehabilitasyon, Omuz ve sırt bölgesi problemleri gibi durumlarda manuel terapiden fayda görülebileceği belirtiliyor. "Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor" Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların daha fazla önem kazandığını ifade etti. Manuel terapinin; Nöral terapi, Proloterapi, Kinezyobant uygulamaları, Kuru iğne uygulamaları ve Medikal egzersiz programları ile birlikte planlanmasının tedavi başarısını artırdığını belirten Koca, "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında artık daha bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Manuel terapinin nöral terapi, proloterapi, kinezyobant uygulamaları ve egzersiz programlarıyla birlikte planlanması; hem ağrı kontrolü hem de hareket kapasitesi açısından daha etkili sonuçlar sağlamaktadır" ifadelerini kullandı. "Bilinçsiz uygulamalar risk oluşturabilir" Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi uygulamalarının mutlaka eğitimli sağlık profesyonelleri tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak bilinçsiz müdahalelerin bazı hastalarda mevcut problemleri artırabileceğini söyledi. Özellikle travma sonrası gelişen ağrı, kol veya bacakta güç kaybı, ileri derecede uyuşma ya da idrar kaçırma gibi belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade eden Koca, "Doğru hasta seçimi, doğru tanı ve kişiye özel rehabilitasyon planlaması rehabilitasyon sürecinin en önemli basamaklarıdır" diye konuştu.
100. yıl gıda analiz laboratuvarında pestisit kalıntı analizleri yapılıyor
04 Temmuz 2025 Cuma - 11:35 100. yıl gıda analiz laboratuvarında pestisit kalıntı analizleri yapılıyor 100. Yıl Gıda Analiz Laboratuvarı, Muğla Büyükşehir Belediyesi ile Muğla Ticaret Borsası arasında imzalanan protokol çerçevesinde hayata geçirildi. Laboratuvar, özellikle zeytinyağı ve bal ürünlerine yönelik gerçekleştirdiği analizlerle bölgedeki ürünlerin kalitesini tescillemeye devam ediyor. ISO 17025 standardı kapsamında TÜRKAK akreditasyon sürecine yönelik çalışmalar da eş zamanlı olarak sürdürülüyor. Muğla il sınırları içerisinde faaliyet gösteren gıda üreticileri ve kooperatifler tarafından üretilen ürünlerin kalite kontrolünün sağlanması ve yenilikçi ürünlerin geliştirilmesine yönelik AR-GE çalışmaları yürütülmesi hedeflenen laboratuvar, tüketici sağlığını esas alan yaklaşımıyla gıda güvenliği konusunda önemli bir rol üstleniyor. Bu kapsamda, laboratuvarda pestisit kalıntısı analizleri de gerçekleştiriliyor. Muğla Ticaret Borsası Başkanı Hurşit Öztürk, "Yaptığımız her işte insana dokunmaktan yanayız. Bu noktada biz Ticaret Borsası olarak Büyükşehir Belediyemizle, iş birliği içerisinde önce duyusal analiz laboratuvarımızı bütünleyici olarak 100. Yıl Gıda Analiz Laboratuvarımızı kurduk. Burada temel amaç üreticiden tüketiciye kadar ürünlerin izlenebilirliğini sağlamak ve son tüketici olan vatandaşımızın da kaliteli ürünleri tüketmesini sağlamak hedefimizdir" şeklinde konuştu. Ferek, "Kaliteli ürün için üreticilerimizi analize bekliyoruz" Muğla Büyükşehir Belediyesinde görevli Gıda Yüksek Mühendisi Övgü Ferek, "Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Muğla Ticaret Borsası’yla ortak protokol kapsamında hayata geçirilen 100. Yıl Gıda Analiz Laboratuvarı’nda üreticilere ve kooperatiflere destek olmak var olan ürün kalitesini artırmak, üretime katkıda bulunmak amacıyla analizler yapıyoruz. Şu an itibariyle zeytinyağında 6, bal da ise 5 parametrede analiz yapıyoruz. Ağustos sonu itibariyle de bal analizlerinde 10 parametreyi tamamlayacağız. Ayrıca TÜRKAK’a zeytinyağında 6 parametrede akreditasyon başvurusunda bulunduk. ISO 17025 kapsamında dokümantasyon çalışmalarımız devam ediyor. Önümüzdeki günlerde de yaş meyve sebzede pestisit balda da antibiyotik çalışmalarına başlayacağız. Laboratuvarımızda gıda analiz fiyatları özel laboratuvara göre yaklaşık olarak yarı yarıya. Kaliteli ürün için tüm üreticilerimizi analiz yaptırmaya davet ediyoruz." dedi. Başkan Aras: "Muğla’nın doğal ve kaliteli ürünlerini tüm dünyaya taşıyacağız" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, "Zeytin ve bal gibi değerli ürünleriyle Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri olan Muğla’mızda, üretilen ürünlerin kalitesini güvence altına almak ve değerini artırmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz. 100. Yıl Gıda Analiz Laboratuvarı ile ürünlerimizin kalitesini artırırken, tüketicilerimize de sağlıklı, güvenilir ürünler sunma hedefimize bir adım daha yaklaşıyoruz. Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak, üreticilerimizin yanında olmaya ve Muğla’mızın doğal, kaliteli ürünlerini hak ettiği değere ulaştırmaya devam edeceğiz. Hep birlikte, Muğla’nın doğal ve kaliteli ürünlerini tüm dünyaya taşıyacağız" dedi.
Düşmese öğrenemeyecekti: Bel ağrısı, kanseri ortaya çıkardı
04 Temmuz 2025 Cuma - 11:20 Düşmese öğrenemeyecekti: Bel ağrısı, kanseri ortaya çıkardı 53 yaşındaki Cemal Anitaş’ın yaşadığı bir dizi talihsiz kaza, hayatını değiştiren gerçeği ortaya çıkardı. Tatilde yaşadığı düşme sonrası başlayan bel ağrıları, birkaç hafta içinde yaşadığı ikinci bir düşmeyle iyice şiddetlendi. Bu ağrılar nedeniyle çekilen MR görüntülemesinde, kemiklerde anormal bulgular tespit edildi. Yapılan ileri tetkiklerin ardından multipl miyelom, yani kemik iliği kanseri teşhisi kondu. Bu travmalar yaşanmasa ve MR çekilmese tanının muhtemelen yıllar sonra, belki de organ hasarı çıktığında konabileceğine değinen Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Gökhan Özgür, "Bu düşme, erken tanı açısından büyük bir şans. Multipl miyelom sinsi ilerleyen bir hastalık. Tanı genellikle kansızlık, kemik lezyonları veya böbrek yetmezliği gibi bulgular ortaya çıktıktan sonra konuyor. Ancak Cemal Bey’in durumunda, üst üste yaşanan üç düşme sonrasında alınan MR görüntüleri hastalığın karakteristik izlerini gösterdi ve böylece erken müdahale şansı doğdu" açıklaması yaptı. "Artık köpeğime ‘aslan oğlum’ diyorum, çünkü belki de hayatımı kurtardı" Hikâyesini anlatan Cemal Anitaş, "Her şey aslında Mısır’da tatildeyken başladı. Yaklaşık 20 santimlik bir çukuru fark etmedim, boşluğa basıp düştüm. Belimde ‘tık’ diye bir ağrı hissettim. Geçti sandım. İki hafta sonra köpeğimi gezdirirken bu sefer 10 santimlik bir çukura düştüm. Aynı ağrı tekrar oldu. Üçüncü olayda ise yeni doğum yapmış bir kedi beni itti, yine düştüm, yine aynı bel ağrısı... Bu kazalar arka arkaya geldi. En sonunda MR çektirdik. Sonuçları beklerken insan ister istemez internete girip araştırıyor. Moral bozucu şeyler okuyorsun ama iyi bir ekiple süreci yürütünce her şey kolaylaşıyor" dedi. Anitaş, "Doktorum bu süreçte bize çok güzel yol gösterdi. Ekibi de öyle. Şu an tedavinin ilk ayındayız ve gayet iyi gidiyoruz. Açıkçası bu durumun fark edilmesi bir şans oldu. Eğer bu kazalar olmasaydı, hastalığım çok geç ortaya çıkacaktı. Artık köpeğime ‘aslan oğlum’ diyorum, çünkü belki de hayatımı kurtardı" şekline konuştu. "Bu süreçte neşeni kaybedersen zorlanırsın" Anitaş, sözlerine şunları ekledi: "Pazartesi ve cuma günleri tedaviye gidiyorum. Zaman zaman zor oluyor, ilaçların yan etkileri var ama güçlü olmaya çalışıyorum. Eşim ve oğlum bana çok destek oluyor. Bu süreçte neşeni kaybedersen zorlanırsın. Artık daha bilinçliyim. Herkesin yılda bir kez check-up yaptırması gerektiğini çok net öğrendim" "5-6 yıl boyunca belirti vermeden ilerleyebilir" Uzm. Dr. Özgür, "Hastamız yaklaşık bir ay önce bel ağrısı şikâyetiyle bize başvurdu. Kendisinde bir travma öyküsü vardı ve bu travma sonrası çekilen MR’da kemik iliği kanserine işaret eden bulgular tespit edildi. Hematoloji olarak hızlı bir değerlendirme yaptık ve kemik iliği biyopsisiyle tanıyı koyduk. Hastamızın durumu, kemik iliği kanserlerinden biri olan multipl miyelom olarak teşhis edildi. Multipl miyelom, akut lösemilere kıyasla daha yavaş seyreden bir hastalıktır. Hastalık sinsi bir şekilde ilerlediği için tanı genellikle kansızlık, kemik lezyonları veya böbrek hasarı gibi bulgularla konur. Ortalama olarak, 5-6 yıl boyunca belirti vermeden ilerleyebilir. Cemal Bey de MR’da ‘zımba deliği’ görünümü fark edildi. Eğer bu travma olmasaydı tanı çok daha geç konulabilirdi" dedi. "Multipl miyelomun tedavi süreci uzundur" Hızla tedaviye başladıklarını belirten Uzm. Dr. Özgür, "Şu an kemoterapi değil, hedefe yönelik tedaviler ve akıllı ilaçlar kullanıyoruz. Cemal Bey’in bel ağrıları azaldı, organ hasarı da gelişmedi. Bu bizim için oldukça sevindirici. Multipl miyelomun tedavi süreci uzundur. İlk aşamada yoğun bir indüksiyon tedavisi veririz, ardından pekiştirme ve idame tedavisi gelir. Nakil uygunluğu varsa 4. aydan sonra planlama yapılır. İdame tedavi yaklaşık 2 yıl sürer" şeklinde konuştu. "Ağız kuruluğu, aşırı susama gibi şikâyetler olur" "Multipl miyelom tüm dünyada kemik iliği kanserlerinin en sık görülen tiplerinden biridir." diyen Uzm. Dr. Özgür, "Bazen check-up sırasında kansızlıkla ya da inflamasyonla fark edilir. Bu noktada hekim şüphesi çok önemlidir. Cemal Bey’in tanısı da bu farkındalık sayesinde konulabildi. Hastalarımızda genellikle kansızlık, omur kırıkları, kalsiyum yüksekliği gibi sorunlar görülebilir. Ağız kuruluğu, aşırı susama, halsizlik, ağrı gibi şikâyetler olur. Bu yüzden düzenli yaşam, egzersiz ve kontroller çok önemlidir. Her bel ağrısı kanser değildir ancak ısrarcı ve tekrarlayan ağrılar ciddiye alınmalıdır" uyarısında bulundu.
Prof. Dr. Yalnız: "Sürekli ve devamlı bir glütensiz diyetle beslenmek çok doğru değil"
04 Temmuz 2025 Cuma - 11:02 Prof. Dr. Yalnız: "Sürekli ve devamlı bir glütensiz diyetle beslenmek çok doğru değil" Glütene karşı herhangi bir hassasiyetin saptanmadığı durumlarda sürekli ve devamlı bir glütensiz diyetle beslenmenin çok doğru olmadığını dile getiren Prof. Dr. Mehmet Yalnız, "Çünkü temel besin kaynağımız olan arpa ve buğdayı beslenmemizden çıkarmış oluyoruz. Bu durumda kalsiyum gibi bizlere gerekli olan bazı besin değerlerini alamıyoruz" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Yalnız, glüten hassasiyeti hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Glütenin temel besin kaynağı olması nedeniyle önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yalnız, "Glüten buğday, arpa ve çavdar gibi temel tahıllarda bulunan bir besin öğesidir. Çölyak hastalığına yol açar. Çölyak hastaları, glüteni tamamen hayatlarından çıkarmaları gerekiyor. Glütensiz beslenme temel bir beslenme şeklidir. Bir de glüten hassasiyeti var. Bu daha çok bir alerji gibi tanımlayabiliriz. Bunun tedavisi daha kolay. Glütensiz diyetle beslenebilir ama teşhisi zor bir durum. Çölyak hastalığı gibi ömür boyu glütensiz beslenmek gerekiyor. Geçici olabiliyor. Bir yıl süreyle glütensiz beslenme tavsiye ediliyoruz. İnsanların herhangi bir glüten duyarlılığı olmamasına rağmen glüten diyetle beslenmeye başladıklarını görüyoruz. Ama bu gerekli değil. Glüten beslenmek bir miktar sağlıklı gibi gelebilir ama burada kaçırılmaması gereken durumlardan bir tanesi acaba biz bunlarda glütensiz mi besleniyoruz yoksa arpa, buğday, çavdarın içinde olduğu için bunlardaki başka maddeleri almadığımız için mi biz rahat ediyoruz" diye konuştu. Prof. Dr. Mehmet Yalnız, "Bence bir hekim tarafından glütene karşı herhangi bir hassasiyet tetkikle saptanmamışsa, sürekli ve devamlı bir glütensiz diyetle beslenmek çok doğru değil. Çünkü temel besin kaynağımız olan arpa ve buğdayı beslenmemizden çıkarmış oluyoruz. Bu durumda kalsiyum gibi bizlere gerekli olan bazı besin değerlerini alamıyoruz. Glütensiz beslendiğimiz zaman glüten içermeyen karbonhidrattan zengin beslenerek kalp, şeker, obezite, kolesterol ve metabolik hastalıkla maruz kalabiliyoruz. Bence sadece şişkinlik, gaz veya sağlıklı besleniyorum demek için glütensiz beslenmeyi hayatımızın merkezine koymamamız gerekiyor" şeklinde konuştu.
Artan hava sıcaklıkları, kalp ve damar sağlığını tehlikeye atıyor
04 Temmuz 2025 Cuma - 10:47 Artan hava sıcaklıkları, kalp ve damar sağlığını tehlikeye atıyor Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Mutlu Büyüklü, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte su tüketiminin ve güneş çarpmasına karşı alınacak önlemlerin hayati öneme sahip olduğunu belirtti. Kardiyoloji Anabilim Dalı Bölümü hocası Prof. Dr. Mutlu Büyüklü, yaz aylarında artan sıcaklıkların kalp ve damar hastaları için ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, özellikle güneşin en etkili olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Büyüklü, sıvı kaybı ve sıcak çarpmasının tansiyon düzensizliği, çarpıntı ve kalp spazmını tetikleyebileceğine dikkat çekti. Güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Mutlu Büyüklü, sıvı kaybının hipotansiyon, taşikardi ve hatta başka ritim bozukluklarına neden olabileceğini ifade etti. Sıcaklıkların artmasıyla, vücutta terleme ve sıvı kaybı gibi durumlarla sık karşılaşıldığını belirten Büyüklü, "Kalp ve damar hastalarının özellikle güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde mecbur kalmadıkça dışarıya çıkılmamasını ve güneşe doğrudan maruz kalınmamasını öneriyoruz. Güneşe doğrudan maruz kalındığında, vücut terleme yoluyla sıvı kaybedecektir. Bu nedenle hipotansiyon (tansiyon düşüklüğü), çarpıntı ve taşikardi gibi belirtiler tetiklenebilir. Kronik kalp hastaları sıvı kayıplarına ve tansiyon düşüklüklerine çok duyarlıdır. Tansiyon çok düştüğü takdirde, kalp krizini tetikleyebilir." dedi. Kalp hastalarının sıcağa çok dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayan Büyüklü, "Kalp yetmezliği ve tansiyon hastalarının kullandığı ilaçları dikkatle kullanmalarını tavsiye ediyorum. Sıcağa bağlı sıvı kaybı sonucu, ilaç yan etkilerinin oluşma riski artar. Gerektiğinde, doktorlarına danışarak ilaçların dozlarını azaltmaları gerekir. Sıvı kaybı sonucu damar içindeki kan yoğunluğu artar ve kanın damar içinde akışkanlığı azalır. Hareket etmesi azaldığı için, zamanla pıhtılaşmayı tetikleyebilir. Bu nedenle damar hastalığı olan hastaların yazın bu sıcak havalarda vücudunu susuz bırakmamaları, yeteri kadar sıvı tüketmeleri; günde 2,5 litre sıvı almaları tavsiye edilmektedir." diye konuştu. Sıcak havalarda vücutta tuz değişiklikleri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Büyüklü, sözlerini şöyle tamamladı: "Terlemeye bağlı olarak, vücuttan sodyum atılımı ter yoluyla fazla olur. Tansiyon hastalarının dikkatli olmaları lazımdır. Çünkü tuz ve sıvı kaybına bağlı olarak tansiyon düşer. Eğer yüksek doz tansiyon ilaçları kullanıyorlarsa, tansiyonu daha da düşürebilir. Gerekirse, ilaçlarını doktorlarına danışarak dozlarını ayarlamalarını tavsiye ediyorum."
Sağlık çalışanları notalarla şifa dağıttı
04 Temmuz 2025 Cuma - 10:11 Sağlık çalışanları notalarla şifa dağıttı Medicana International İzmir Hastanesi Türk Sanat Müziği korosu dün akşam unutulmaz bir konsere imza attı. Aylardır prova yapan koro üyeleri, solo performanslarıyla da kulakların pasını sildi. Hastane Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Bizi biz yapan insan ruhuna uzanan elimiz ve hizmetlerimizdir" diyerek şu ifadeleri kullandı: "Bu nedenledir ki bizim için sağlık sayılardan fazladır. Bir çocuğun yeniden koşması, bir yaşlının ağrısız uyanması, bir annenin evladına kavuşması İşte bizim başarı tanımımız budur." Medicana International İzmir Hastanesi’nde çalışan sağlık personeli, doktorlar ve idari personelin oluşturduğu Türk Sanat Müziği korosu, MBA Okulları Dokuz Eylül Kampüsü’nde konser verdi. Çok sayıda davetlinin katıldığı konserde, ‘Şarkımı Senin İçin’, ‘Beyoğlu’nda Gezersin’, ‘Şimdi Bahara Erdim’, ‘Hatırla Sevgili’ gibi Türk Sanat Müziği’nin unutulmaz eserleri seslendirildi. Konserin açılış konuşmasını gerçekleştiren Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, Ege’de beşinci yılını dolduran Medicana’nın başarısının insan ruhuna dokunan hizmet anlayışından kaynaklandığını vurguladı. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, "Sağlık alanında özverili çalışmalarıyla tanıdığımız sahnedeki arkadaşlarımızın bugün başka bir yönünü göreceğiz. Bu akşam sahnede izleyeceğiniz kişiler, sadece hekimler, hemşireler, sağlık çalışanları değil; aynı zamanda gönüllerini müziğe vermiş, Türk Sanat Müziği’nin zarafetini taşıyan çok değerli sanat dostlarıdır. Onlar, gündüz hastalarımızın şifası için çalışan, bu gece ise kalplerini ezgilere katan kahramanlarımızdır" dedi. Müzik insanı insana yakınlaştırır Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı sözlerine şöyle devam etti: "Bilim der ki, müzik stres hormonlarını düşürür, kalp ritmini yavaşlatır, hatta ağrı eşiğini yükseltir. Ben de müzikle iç içe büyümüş biriyim. Nota defterlerinin kenarına yazılmış küçük bestelerden büyük hayallere uzanan bir yolculuğun ne demek olduğunu iyi bilirim. Bu yüzden, sahnedeki her bir arkadaşımızın heyecanını ve emeğini yürekten hissediyorum. Onların sesi, sadece kulaklarımıza değil, kalplerimize de dokunacak. Biliyoruz ki, müzik insanı insana yaklaştırır. Bugün hastane koromuzla sadece notalar değil, birliktelik, şefkat ve dayanışma da duyacaksınız." Dinleyenlerin kulaklarının pası silindi Koro şefliğini Türk Sanat Müziği sanatçısı Dilek Şafak Çakar’ın yaptığı konserde aralarında ‘İkinci Bahar’, ‘Kimseye Etmem Şikayet’, ‘Benim Gönlüm Sarhoştur’, ‘İzmir’in Kavakları’ parçalarının da bulunduğu 25 eser seslendirildi. Solo performanslarla müzik ziyareti ikiye katlanırken, Medicana Bursa Hastanesi’nden doktorlar ve yöneticiler de dinleyenler arasındaydı. Koro şefi Dilek Şafak Çakar ve konsere söylediği türkülerle renk katan Türk Halk Müziği sanatçısı Ali Çakar’a çiçeklerini Medicana Sağlık Grubu adına Medicana Bursa Hastanesi İcra Kurulu Başkanı Dr. Engin Bozkurt takdim etti. Dr. Engin Bozkurt, bu anlamlı konser için İzmir’de olmaktan mutluluk duyduklarını belirterek, "Sanata önem veriyoruz. Sanat dalları arasında müzik, sağlığa katkısı nedeniyle en çok önemsediğimiz alan. İzmir hastanemizde bugün ilki gerçekleştirilen konserlerin devamını diliyorum" diye konuştu.
Dev mide tümörü cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemle çıkarıldı
04 Temmuz 2025 Cuma - 09:42 Dev mide tümörü cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemle çıkarıldı Kütahya Şehir Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nde görevli Dr. Öğretim Üyesi Süleyman Coşgun ve ekibi, tıp literatüründe nadir görülen büyüklükteki bir mide tümörünü, cerrahi müdahaleye gerek kalmadan endoskopik yöntemle başarıyla çıkardı. 38 yaşındaki kadın hasta, kanlı kusma ve kansızlık şikâyetleriyle başvurduğu hastanede mide tümörü şüphesiyle KSBÜ Şehir Hastanesine sevk edildi. Yapılan detaylı endoskopik incelemelerde, mide içinde saplı ve yaklaşık 5 santimetre büyüklüğünde, sert yapıda bir nöroendokrin tümör tespit edildi. Operasyon süreci titizlikle planlandı. İlk aşamada, tümörün mideyle olan bağlantı noktasındaki damar yapıları bağlanarak kesildi. Mide içinde serbest hale getirilen tümör, "basket" adı verilen özel bir tel düzenekle yemek borusuna çekilerek ağız yoluyla çıkarıldı. İşlem, yemek borusuna zarar verilmeden gerçekleştirilmesi sayesinde teknik bir başarı örneği olarak değerlendirildi. Dr. Coşgun, vakayla ilgili yaptığı açıklamada, "Bu boyutta ve sertlikteki bir mide polibinin, endoskopik yöntemle tek parça halinde çıkarılması dünya literatüründe son derece nadir rastlanan bir durumdur. Genellikle bu tür tümörler parçalanarak çıkarılır ya da daha yumuşak dokuda olur. Bu nedenle uyguladığımız yöntem, hem teknik zorlukları hem de vaka özellikleri itibarıyla literatürde yer alma potansiyeli taşıyor" ifadelerini kullandı. İşlemin üzerinden geçen iki aylık süreçte hastanın sağlık durumunun oldukça iyi olduğu bildirildi. Takibi sürdürülen hasta, herhangi bir komplikasyon yaşamadan iyileşme sürecini tamamladı.