Son Dakika
|
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisinde tahliyeler başladı
Özgür Özel hakkında soruşturma başlatıldı
Özkan Yalım: "Özel’in kullandığı Mercedes marka aracın VIP dönüşüm işlemleri belediye tarafından ödendi"
Pentagon, UFO dosyalarını yayınlamaya başladı
Diyarbakır’da inşaat halindeki otelde yangın
Muhittin Böcek'i oğlu Gökhan Böcek etkin pişmanlıktan yararlandı!
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Trump: "İran’ın cevabı kesinlikle kabul edilemez"
Netanyahu: "İran ile savaş bitmedi, daha yapılacak çok iş var"
Dışişleri Bakanı Fidan, Mısırlı mevkidaşı ile görüştü
Letonya Savunma Bakanı Spruds, petrol tesislerine düşen İHA’lar nedeniyle istifa etti
İngiltere’den Tristan da Cunha’ya hantavirüs müdahalesi kapsamında paraşütlü sevkiyat
Akışkan balistik koruma sistemleri çelik yeleklerin yerini alacak
Emine Erdoğan, Belçika Kraliçesi Mathilde ile bir araya geldi
SAĞLIK
Denizli sağlık için hareket etti
10 Mayıs 2026 Pazar - 15:05:57
Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek amacıyla 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında yürüyüş etkinliği düzenlendi. Yenişehir Yürüyüş yolunda düzenlenen ve büyük bir katılımın gerçekleştirildiği etkinliğe Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı Nurettin Ateş, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mevlüt Dirim, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, sağlık çalışanları, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Yürüyüş saat 10.30’da Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger’in startıyla başlarken, yürüyüşte katılımcılar sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla hep birlikte yürüdü. Yürüyüşte fiziksel aktivitenin kalp sağlığı, ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapıldı. Yürüyüş sonrasında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurulan bilgilendirme stantlarında fiziksel aktivite sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklarla mücadele konusunda bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Katılımcılara sağlıklı atıştırmalıklar ve su ikram edildi. Tansiyon, boy-kilo ölçümü gibi sağlık taramaları da yapıldı. Etkinlik boyunca sağlık çalışanları tarafından vatandaşlara sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirmeler yapılırken, fiziksel aktivitenin ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatıldı. Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak sağlıklı bireylerle mümkün olacağını belirterek vatandaşları günlük yaşamlarında daha aktif olmaya davet etti: Köşger, "Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak kalp-damar hastalıkları, obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde günlük yaşamda fiziksel aktivite düzeyini artırmak amacıyla Sağlık Bakanlığımız tarafından hedefler belirlenmiş ve toplumu fiziksel aktiviteye özendirmek için çalışmalar yürütülmektedir. Bugün de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve her yaş grubunda hareketli yaşam kültürünün geliştirilmesini hedefleyerek İl Müdürlerimiz, vatandaşlarımız ve öğrencilerimizle birlikte yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Başta Sağlık Müdürlüğümüz olmak üzere emeği geçen tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Tüm halkımızı kaliteli ve sağlıklı yaşam için hareketli yaşama davet ediyoruz" dedi.
10 Mayıs 2026 Pazar - 14:25
Çine’de astım hastalığına karşı vatandaşlar bilgilendirildi
Aydın’ın Çine ilçesinde Çine Devlet Hastanesi tarafından astım hastalığına dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla bilgilendirme standı açıldı. Çine Devlet Hastanesi’nde kurulan stantta, alanında uzman sağlık personelleri tarafından vatandaşlara astım hastalığının belirtileri, tetikleyici faktörleri ve korunma yolları hakkında bilgi verildi. Etkinlikte ayrıca doğru inhaler (nefes açıcı) cihaz kullanım teknikleri uygulamalı olarak anlatılırken, tedaviye uyumun önemine de dikkat çekildi. Hastalar ve hasta yakınlarının yoğun ilgi gösterdiği etkinlik kapsamında broşür ve çeşitli eğitim materyalleri dağıtıldı. Vatandaşların soruları uzman ekipler tarafından yanıtlandı. Çine Devlet Hastanesi yetkilileri, toplum sağlığını korumaya ve geliştirmeye yönelik eğitim ile bilgilendirme çalışmalarının kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.
10 Mayıs 2026 Pazar - 13:56
İnme hastasına hayat kurtaran müdahale
Sakarya’da Akyazı Devlet Hastanesinde ilk kez uygulanan tPA (pıhtı eritici) tedavisiyle 73 yaşındaki hasta kalıcı felç riskinden kurtarıldı. Edinilen bilgiye göre, kol ve bacağında güç kaybı ile konuşma bozukluğu şikayetiyle hastaneye getirilen 73 yaşındaki Süleyman Aydın’a, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi (SEAH) Bölgesel Kapsamlı İnme Merkezi koordinatörlüğünde anında müdahale edildi. İhtisasını SEAH Nöroloji Kliniğinde tamamlayan Uzm. Dr. Şule Dalkılıç ve Akyazı Devlet Hastanesi acil ekibi tarafından hastaya ilk kez tPA (trombolitik) tedavisi başarıyla uygulandı. Bölgedeki inme tedavisinde önemli bir kilometre taşı olarak değerlendirilen bu hayat kurtarıcı müdahalenin ardından Aydın’ın şikayetleri tamamen giderilerek kalıcı felç riski ortadan kaldırıldı. "10 Mayıs İnme Farkındalık Haftası"nın son gününde kamuoyuyla paylaşılan vaka, inmede erken teşhis ve doğru koordinasyonla hastalığın tedavi edilebilir olduğunu gösterdi. Öte yandan, Sakarya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir ve SEAH Başhekimi Doç. Dr. Fatih Güneysu, sağlık ekibini tebrik etti.
10 Mayıs 2026 Pazar - 11:34
Prof. Dr. Koca: "Manuel Terapi" ile ameliyatsız tedaviyi anlattı
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, uygun hastalarda uygulanan manuel terapinin ameliyatsız rehabilitasyon yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapinin bilimsel değerlendirme sonrası uygulanan özel bir rehabilitasyon yöntemi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koca, "Manuel terapi; kas, eklem, bağ dokusu ve omurga üzerine uygulanan bilimsel temelli özel tekniklerden oluşan bir rehabilitasyon yöntemidir. Amaç ağrıyı azaltmak, hareket kısıtlılığını gidermek ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır" dedi. "Her ağrının nedeni aynı değil" Prof. Dr. İrfan Koca, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her bel ve boyun ağrısını "fıtık" olarak değerlendirmek olduğunu ifade ederek uygulama öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekerek, "Kas spazmları, postür bozuklukları, eklem problemleri, sinir basıları veya romatizmal hastalıklar benzer şikâyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle her hastaya aynı yaklaşım uygulanmaz. Öncelikle ağrının gerçek nedeni ortaya konulmalıdır" şeklinde konuştu. "Amaç sadece ağrıyı azaltmak değil" Prof. Dr. İrfan Koca’ya göre manuel terapinin temel hedeflerinden biri yalnızca mevcut ağrıyı baskılamak değil; hareket kabiliyetini artırmak, kas-iskelet sistemi dengesini yeniden sağlamak ve günlük yaşam fonksiyonlarını iyileştirmek olduğunu ifade etti. Özellikle; Bel ve boyun ağrıları, Kas spazmları, Hareket kısıtlılıkları, Duruş bozuklukları, Spor yaralanmaları sonrası rehabilitasyon, Omuz ve sırt bölgesi problemleri gibi durumlarda manuel terapiden fayda görülebileceği belirtiliyor. "Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor" Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların daha fazla önem kazandığını ifade etti. Manuel terapinin; Nöral terapi, Proloterapi, Kinezyobant uygulamaları, Kuru iğne uygulamaları ve Medikal egzersiz programları ile birlikte planlanmasının tedavi başarısını artırdığını belirten Koca, "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında artık daha bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Manuel terapinin nöral terapi, proloterapi, kinezyobant uygulamaları ve egzersiz programlarıyla birlikte planlanması; hem ağrı kontrolü hem de hareket kapasitesi açısından daha etkili sonuçlar sağlamaktadır" ifadelerini kullandı. "Bilinçsiz uygulamalar risk oluşturabilir" Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi uygulamalarının mutlaka eğitimli sağlık profesyonelleri tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak bilinçsiz müdahalelerin bazı hastalarda mevcut problemleri artırabileceğini söyledi. Özellikle travma sonrası gelişen ağrı, kol veya bacakta güç kaybı, ileri derecede uyuşma ya da idrar kaçırma gibi belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade eden Koca, "Doğru hasta seçimi, doğru tanı ve kişiye özel rehabilitasyon planlaması rehabilitasyon sürecinin en önemli basamaklarıdır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 12:18
Erzurum’da "tam buğday ekmeği yaygınlaştırma kampanyası" tanıtım toplantısı düzenlendi
2
10 Mayıs 2026 Pazar- 09:48
Karnındaki devasa şişlik 22 kiloluk tümör çıktı: "Kabızlık diye düşündüm" dedi
3
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 09:12
Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde ilk suda doğum: Kuzey bebek sağlıkla dünyaya geldi
4
09 Mayıs 2026 Cumartesi- 23:59
Sağlık Bakanlığı: "Uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan 3 vatandaşımız yarın ülkemize getirilecektir"
5
10 Mayıs 2026 Pazar- 09:17
Kökten Hayata Şenliği’ne yoğun ilgi
04 Temmuz 2025 Cuma - 09:25
Havuz keyfi hastalığa dönüşmesin: Yaz aylarında enfeksiyon riskine dikkat
Dr. Zeynep Güngördü Dalar, yaz aylarında serinlemek için tercih edilen havuzların, yeterli dezenfeksiyon sağlanmadığı takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek "Havuzlar; bakteri, virüs, mantar ve parazitlerin kolayca bulaşabildiği ortamlardır. Özellikle çocuklar ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler daha büyük risk altındadır" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Zeynep Güngördü Dalar yaptığı açıklamada, yaz aylarında havuza girmenin mikrobiyolojik açıdan taşıdığı sağlık risklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yetersiz klorlama ve hijyen kurallarına uyulmaması durumunda havuz sularının birçok enfeksiyon etkenini barındırabileceğini vurgulayan Dr. Dalar, "Özellikle klora dirençli bazı mikroorganizmalar uzun süre canlı kalabilir. Havuzlar bu nedenle ishal, el-ayak-ağız hastalığı, cilt, göz ve kulak enfeksiyonları gibi pek çok rahatsızlığın yayılmasına neden olabilir" ifadelerini kullandı. En sık görülen havuz kaynaklı hastalıklar Dr. Zeynep Güngördü Dalar, havuzlardan bulaşabilecek başlıca enfeksiyonlara ilişkin yaptığı açıklamada, "Özellikle çocuklarda havuz suyu yutulması sonucunda ishal, kusma ve karın ağrısı gibi belirtilerle seyreden mide-bağırsak enfeksiyonları ortaya çıkabilir. Virüsle kirlenmiş havuz sularıyla bulaşan el, ayak ve ağız hastalığı ise yaz aylarında salgınlara yol açabilmektedir. Klor seviyesinin yetersiz olduğu havuzlarda Pseudomonas bakterisi ve mantar enfeksiyonları ciltte kızarıklık, kaşıntı ve sivilce benzeri döküntülere neden olabilir. Kirli havuz suyuyla temas sonucunda konjonktivit ve dış kulak yolu iltihabı gibi göz ve kulak enfeksiyonları görülebilir. Nadiren de olsa havuzdan yayılan Legionella bakterisi, ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu olan Lejyoner hastalığına yol açabilir. Ayrıca havuz suyu doğrudan etken olmasa bile uzun süre ıslak mayo ile kalmak, özellikle kadınlarda idrar yolu enfeksiyonu riskini artıran bir faktördür" dedi. Dr. Zeynep Güngördü Dalar, havuz sularında E. coli, Pseudomonas, Legionella gibi bakterilerin; adenovirüs ve enterovirüs gibi virüslerin; Cryptosporidium, Giardia gibi parazitlerin ve mantar türlerinin bulunabileceğini belirterek, bu mikroorganizmaların ishal, cilt tahrişi, göz iltihabı ve solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabileceğini ifade etti. Kişisel önlemler büyük önem taşıyor Havuzlardan kaynaklı hastalıkların önüne geçilmesi için bireysel hijyen kurallarının önemine dikkat çeken Dr. Zeynep Güngördü Dalar, "Havuza girmeden önce mutlaka duş alınmalı; vücutta bulunan ter, kozmetik kalıntıları ve mikroorganizmaların suya karışması engellenmelidir. Açık yarası olanlar, ishal geçirenler ya da deri enfeksiyonu bulunan bireyler havuza girmemelidir, çünkü bu durum hem kendi sağlıklarını hem de diğer kullanıcıları riske atar. Küçük çocukların yüzme bezleri ile havuza alınması büyük önem taşır; bezle havuza girilmesi hijyen açısından ciddi sakıncalar doğurabilir. Ayrıca havuzdan çıktıktan sonra ıslak mayo ile uzun süre kalınmamalı, kuru kıyafetler giyilerek özellikle kadınlarda sık görülen mantar ve idrar yolu enfeksiyonlarının önüne geçilmelidir" dedi. Sadece su değil, çevre temizliği de kritik Havuz hijyeninde yalnızca suyun değil, çevresel alanların da temizliğinin büyük önem taşıdığını belirten Dr. Dalar, "Duş alanları, tuvaletler, havuz kenarları ve ıslak zeminler mikroorganizmaların kolayca üreyebileceği yerlerdir. Bu alanların düzenli olarak temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi gerekir" şeklinde konuştu. Neye dikkat etmeli Dr. Zeynep Güngördü Dalar, vatandaşların bir havuzun hijyenik olup olmadığını her zaman çıplak gözle anlayamayacağını ancak bazı ipuçlarına dikkat ederek genel bir fikir edinebileceklerini belirterek "Havuz suyu berrak olmalı ve dibi net şekilde görülebilmelidir; bulanık ya da yeşilimsi su, yetersiz klorlama işareti olabilir. Havuz çevresindeki alanlar temiz, düzenli ve kuru olmalı; kaygan ya da yosun tutmuş zeminler hijyen eksikliğine işaret eder. Havuzdan gelen aşırı ve rahatsız edici kimyasal kokusu da bazen yanlış klorlama uygulamalarının göstergesi olabilir. Havuza girenler için uyarı levhalarının bulunması ve bu kurallara uyulduğunun gözlemlenmesi önemlidir. Ayrıca, havuzun bakım durumunu ve güvenliğini gösteren su analiz raporlarının görünür bir alanda asılı olması, tesisin hijyen konusunda şeffaf ve düzenli çalıştığını gösterir" dedi. Dr. Zeynep Güngördü Dalar, açıklamasının sonunda "Havuzlar, doğru şekilde dezenfekte edildiğinde güvenli ortamlardır. Ancak en güvenli havuz bile kişisel hijyen kurallarına uyulmadığında sağlık riskine dönüşebilir" uyarısında bulundu.
04 Temmuz 2025 Cuma - 09:18
Uzmanı uyardı: "Keneler sadece ısırmıyor, ölümcül hastalıklar bulaştırıyor"
Havaların ısınmasıyla birlikte kene vakalarının arttığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Bostancı, "Kene ısırıkları sıradan bir yaz sorunu olarak görülmemeli. Özellikle Karadeniz Bölgesi gibi yeşil alanları bol bölgelerde yaşayanlar için risk oldukça yüksek. Son yıllarda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakalarında artış gözlemleniyor ve maalesef bazıları ölümle sonuçlanıyor. Bu yüzden, erken müdahale ve bilinçli davranmak hayati önem taşıyor" dedi. Havaların ısınmasıyla birlikte kene vakalarında ciddi bir artış yaşanıyor. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayanlar ve doğayla iç içe olan vatandaşların büyük risk altında olduğunu belirten Medical Park Ordu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Bostancı, artan ölüm vakalarına dikkat çekerek uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Fatih Bostancı, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) başta olmak üzere birçok tehlikeli hastalığın keneler aracılığıyla bulaşabileceğini hatırlattı. "Keneyi asla patlatmayın" Kene ısırığında ne yapılması gerekildiğinden bahseden Uzm. Dr. Bostancı, "Kene ile karşılaşıldığında öncelikle panik yapılmamalı ve kene asla patlatılmamalıdır. Keneyi kendi başına çıkarmaya çalışmak yerine mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Kene çıkarıldıktan sonraki 10 gün boyunca yüksek ateş, halsizlik, kas ağrısı gibi belirtiler dikkatle izlenmeli; bu tür şikayetler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna gidilmelidir" diye konuştu. "Doğada zaman geçirenler dikkat etmeli" Doğada zaman geçiren kişilerin kene riskine karşı önlem almaları gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Bostancı, uzun otların bulunduğu veya ormanlık alanlarda bulunulacağı zaman vücudu örten kıyafetlerin tercih edilmesi, pantolon paçalarının çorap içine alınması ve açık renkli giysiler giyilerek kenelerin daha kolay fark edilmesinin önemli olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Bostancı, özellikle çocukların bu konuda dikkatle gözlemlenmesi gerektiğine de dikkat çekti. "Şüpheli durumlarda mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurun" Kene ısırığı sonrası hastaneye başvurmaktan çekinilmemesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Fatih Bostancı, sözlerini şöyle tamamladı: "Her yaz dönemi bu konuda benzer uyarıları yineliyoruz ama ne yazık ki ihmaller ölümlere yol açıyor. Keneye karşı bilinçli olmak, sadece kendimizi değil, çevremizi de korur. Şüpheli durumlarda mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurun."
04 Temmuz 2025 Cuma - 08:56
"Çocuklarda alerji alarmı: Anafilaksi riskine karşı acil önlem şart"
Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, Dünya Alerji Haftası kapsamında en tehlikeli alerjik reaksiyonlardan biri olan anafilaksiye dikkat çekti. Çocuklarda artan alerji vakalarına uyarıda bulunarak "Acil önlem şart" dedi. MedipolMega Üniversite Hastanesi’nden Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, "Okul kantininde yediği bir yiyecekle bir çocuğun veya kontrolsüzce alınan ‘vitamin serumu’ sonrası hayatını kaybedenlerin haberleri ile derinden sarsıldık. Bu acı kayıplar, alerjinin masum bir kaşıntıdan ibaret olmadığını ve saniyeler içinde gelen ölümcül bir tehdit olduğunu bir kez daha kanıtladı. İşte bu farkındalığı artırmak amacıyla bu yılki Dünya Alerji Haftası, tam da bu noktaya odaklanıyor: ‘Anafilaksi: Önlenebilir Bir Tehdit’" açıklaması yaptı. Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, alerjik hastalıkların ve buna bağlı anafilaksi vakalarının özellikle çocuklarda endişe verici bir hızla arttığını belirtiyor. "Alerji sadece hapşırık ya da kaşıntı değil, hayatı tehdit eden reaksiyonlara da yol açabilir" diyen Nacaroğlu, acil müdahalenin kritik önemine dikkat çekiyor. Adrenalin otoenjektörü taşıması Alerji farkındalığının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Nacaroğlu, özellikle bu yılki tema olan "Anafilaksi: Önlenebilir Bir Tehdit" mesajını vurguladı. "Alerjiler günümüzde giderek yaygınlaşıyor. Astım, saman nezlesi, egzama, besin ve ilaç alerjileri çocuklar başta olmak üzere pek çok kişiyi etkiliyor. Ancak bunların içinde en ciddisi hiç şüphesiz anafilaksi. Çünkü bu tablo saniyeler içinde gelişebiliyor ve acil müdahale edilmezse ölümle sonuçlanabiliyor" diyen Prof. Dr. Nacaroğlu, alerjik bireylerin ve yakınlarının mutlaka adrenalin otoenjektörü taşıması gerektiğini söyledi. "Vücut kendi kendine savaş açıyor" Alerjik reaksiyonların, bağışıklık sisteminin aslında zararsız olan bir maddeye verdiği aşırı yanıtla ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Nacaroğlu, "Polen, ev tozu, hayvan tüyü ya da bir yiyecek. Vücut bazen bu maddeleri tehdit gibi algılıyor. Savunma sistemimiz devreye giriyor ve çok hızlı, çok güçlü bir yanıt veriyor. Bu da şiddetli belirtilere yol açıyor. Eğer bu yanıt çok abartılıysa, yani solunum yollarında şişme, tansiyon düşüklüğü, bilinç kaybı gibi etkiler gelişmişse işte o zaman anafilaksi tablosuyla karşı karşıyayız" dedi. "Çocuklar daha büyük risk altında" Son yıllarda özellikle çocuklarda besin alerjilerine bağlı anafilaksi vakaları hızla arttığının altını çizen Prof. Dr. Nacaroğlu, "Okullarda, kreşlerde adrenalin otoenjektörleri bulunmalı. Öğretmenler, okul hemşireleri bu konuda eğitilmeli. Aynı şekilde alışveriş merkezleri, stadyumlar, oteller gibi kalabalık yaşam alanlarında da acil müdahale kitleri bulunmalı. Toplumun her kesimini bilgilendirmek istiyoruz. Çünkü bu sadece sağlık çalışanlarının değil, herkesin bilmesi gereken bir konu. Anafilaksi hakkında ne kadar bilgi sahibi olursak, o kadar çok hayat kurtarabiliriz" şeklinde konuştu.
03 Temmuz 2025 Perşembe - 16:33
Kene kaynaklı 3 hastalığa dikkat
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Erdoğan, kene kaynaklı Kırım Kongo Kanamalı Ateş (KKKA), Akdeniz Benekli Ateşi (ABA) ve Lyme hastalığı konusunda Alanyalılara uyarılarda bulunarak tedbirler ve kene çıkarılmasıyla ilgili bilgiler verdi. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı, yaz aylarıyla birlikte artan kene vakalarına karşı mücadelesini hızlandırırken Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi (ALKÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Erdoğan da bu konuda yapılması gerekenler hakkında önemli bilgiler verdi. Prof. Dr. Erdoğan, Alanya’da daha önce görülen KKKA, ABA ve Lyme hastalığı hakkında genel bilgilendirmelerde bulundu. Dünyada 900 kene türünden 56’sının Türkiye’de yaşadığını söyleyen Prof. Dr. Erdoğan, küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeni ile kene popülasyonunda artışların beklendiğini belirti. Alanya’da KKKA’ya dikkat Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2002 yılından beri 17 bin 132 KKKA vakasından 819’u ölümle sonuçlandı. Ülkemizde havaların ısınması ile kene kaynaklı KKKA’ya bağlı ölümler gündemdeki yerini koruyor. KKKA hastalığına Hyalomma marginatum adlı kenenin taşıdığı bir virüsün neden olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Erdoğan, "İnsanlara kene tutunması, kene ile temas (kene kırma), virüsü taşıyan hayvanların kanlarına ve vücut sıvılarına korunmasız temas ile bulaşır. Hastalığın sık görüldüğü bölgede yaşayanlar, ziyaretçiler, çiftçiler, hayvancılık yapanlar risk grubudur. KKKA hastalığın başlıca belirtileri yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi özgül olmayan belirtilerdir. Birkaç gün sonra şuur bulanıklığı, huzursuzluk, uyuma hali, kanamalar takip eder. Alanya’da da gördüğümüz ve bildirimini yaptığımız KKKA olguları oldu. Alanya vakaların sık yaşandığı bölge olmasa da zaman zaman vakalar çıktığı için dikkatli olunması gerekiyor" dedi. Köpek kenesi ABA hastalığı getiriyor Prof. Dr. Haluk Erdoğan, Alanya’da görülen bir diğer kene kaynaklı hastalığın ise ABA hastalığı olduğunun altını çizdi. Ülkemizde ABA vakaların büyük kısmının Haziran-Eylül arası dönemde görüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, "Etkeni Rickettsia conorii bakterisidir ve kaynağı köpek kenesidir. Yüksek ateş, benekli deri döküntüleri ve kenenin ısırdığı yerde eskar (siyah nekrotik lezyon) ABA’nın klasik triadını oluşturur. ABA genellikle iyi seyirli bir hastalık olmasına rağmen olguların yüzde 5-10’unda ciddi komplikasyonlar ortaya çıkar. Bu komplikasyonlar altta yatan hastalığı olanlarda ve ileri yaşta daha sık görülür. ABA’da ölüm yüzde 1-5 oranında gelişir. Erken ve uygun antibiyotik tedavisi komplikasyonları ve ölümün azaltması açısından önemlidir" uyarılarında bulundu. Büyük taklitçi Lyme hastalığı İxodes türü kenelerin neden olduğu Lyme hastalığı konusunda da bilgilendirme yapan Prof. Dr. Erdoğan, "Avrupa ve Amerika’da yaygın olan bakteriyel (Borrelia burgdorferi) bir hastalıktır. Hastalık yelpazesinin genişliği nedeniyle büyük taklitçi olarak da isimlendirilmiştir. Ülkemizde de bildirimler yapılmaktadır. Hastalığın ilk tanısında kullanılan tarama testlerinin mutlaka Western Blot testi ile doğrulanması gerekmektedir. Doğrulaması yapılmamış tarama testleri hem hekim hem de hasta için kafa karışıklığına neden olmaktadır" dedi. Kene kaynaklı hastalıklardan korunmak için alınacak tedbirler Alanya’da kene kaynaklı hastalıklar arasında KKKA, ABA, Lyme hastalığının rastlanabileceği dile getiren Prof. Dr. Erdoğan, "Diğer kene kaynaklı hastalıklar için ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Kene kaynaklı hastalıklardan korunmak için kırsal alanlarda ve pikniklerde uzun pantolonlar giyilmeli ve pantolonlar çorap içine yerleştirilmelidir. Kenenin kolay görülebilmesi için açık renkli kıyafetler tercih edilmelidir. Eve döndükten sonra vücutta kene olup olmadığına dikkatlice bakılmalıdır. Saçlı deriler, kıvrım bölgeleri gibi gözden kaçabilecek bölgelere ayrıca dikkat edilmelidir. Kene görüldüğünde çıplak elle çıkarılmamalıdır. Bir sağlık merkezine yakınsanız orada çıkarttırabilirsiniz. Uzaksanız kene vakit geçirmeden vücutta çıkarılmalıdır. Eldiven, kumaş, vb. ile keneyi cilde yakın kısmından, baş kısmından tutarak çıkarılmalıdır. Cımbızınız varsa keneyi tutarak çıkarabilirsiniz. Kene çıkarılmadan önce keneyi kusturacak alkol, yanıcı, vb. hiçbir madde kenenin üzerine uygulanmamalıdır" ifadelerine yer verdi.
03 Temmuz 2025 Perşembe - 15:55
Araştırma Hastanesine yeni birimler kazandırıldı
Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak amacıyla önemli açılışlar gerçekleştirildi. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nun katılımıyla gerçekleşen programlarda; Acil Servise yeni bir alan kazandırıldı, vezne sayısı artırılarak hastaların işlemleri kolaylaştırıldı ve Kadın Doğum Servisine bağlı olarak kurulan Gebe Okulunun açılışı yapıldı. Rektör Hacımüftüoğlu’na programlarda; Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Bilgehan Erkut, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Erol Akpınar, Genel Sekreter Doç. Dr. Ufuk Okkay ile başhekim yardımcıları, bölüm başkanları, birim yöneticileri ve çok sayıda doktor eşlik etti. Acil Serviste "Mavi Alan" Dönemi Başladı Bölgenin en kapsamlı sağlık kurumlarından biri olan Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi, gelişen ihtiyaçlara cevap vermek amacıyla yeni birimleri devreye almaya devam ediyor. Bu kapsamda, Acil Servis bünyesine "Mavi Alan" adı verilen yeni bir bölüm kazandırıldı. Mevcutta yeşil, sarı ve kırmızı alanlar ile hizmet veren Acil Servis, bu yeni alanla birlikte kapasitesini ve etkinliğini artırmış oldu. Acil serviste bulunan yatak kapasitesini 12 yatak ile yüzde 50 artırarak hizmet verecek olan Mavi Alanın, hem acil servisteki yoğunluğu azaltması hem de kritik vakalara daha sağlıklı ve hızlı müdahale edilmesini sağlaması bekleniyor. Açılışta konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, sağlık hizmetlerinde niteliğin artırılmasının en öncelikli hedefleri arasında yer aldığını belirterek: "Üniversite hastanemiz, yalnızca Erzurum’a değil, bölgeye ve çevre ülkelere de hizmet veren büyük bir tedavi merkezidir. Bu sorumluluğun farkındayız. Acil servisteki bu yeni düzenleme ile hem daha hızlı müdahale hem de daha güvenli bir hizmet ortamı oluşturuyoruz. Mavi Alan, hizmet kalitemizi yukarıya taşıyan önemli bir adımdır" ifadelerini kullandı. Vatandaşların İşlemleri Artık Daha Kolay Rektör Hacımüftüoğlu, program kapsamında yeniden düzenlenen vezne alanını da ziyaret etti. Hastanenin 1. katında yer alan ve daha önce 3 adet vezne ile hizmet verilen alan, yapılan çalışmalar sonucunda 8 vezneye çıkarılarak hastaların ödeme işlemlerinde yaşadığı bekleme süresi ortadan kaldırıldı. Rektör Hacımüftüoğlu, yeni düzenleme ile sadece işlem sürecinin hızlandırılmadığını, aynı zamanda yoğun bakım ünitesi önünde oluşan kalabalıkların da önüne geçildiğini ve tanzim edilen kantin ile vatandaşların ihtiyaçlarını karşılayacakları bir alanında oluşturulduğunu belirtti. "Hizmet alan herkesin memnuniyetini artırmak için çalışıyoruz. Bu düzenleme, hem hasta hem de hasta yakınlarının konforunu önceleyen bir yaklaşımın ürünüdür. Kalite odaklı her adım, bizler için son derece kıymetlidir" diyen Hacımüftüoğlu, vatandaş odaklı hizmet anlayışından taviz vermeden çalışmaları sürdüreceklerini kaydetti. Gebe Okulu Hizmete Açıldı Açılış programının son bölümünde ise Kadın Doğum Servisi bünyesinde hizmet verecek olan "Gebe Okulu"nun açılışı yapıldı. Gebe Okulu, hamilelik sürecinde anne adaylarını bilinçlendirmek, normal doğumu teşvik etmek ve doğum sonrası anne-bebek bağını güçlendirmek amacıyla kuruldu. Üniversite olarak topluma katkı sunan sağlık projelerine her zaman destek verdiklerini ifade eden Rektör Hacımüftüoğlu: "Sağlıklı nesillerin temeli, bilinçli annelerden geçer. Gebe Okulu ile annelerin hem psikolojik hem de fizyolojik olarak doğuma hazırlanmalarını amaçlıyoruz. Bu tür uygulamaların toplumsal sağlık açısından oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz" dedi. Başhekim Yardımcısına Ziyaret Rektör Hacımüftüoğlu, açılış programı kapsamında Başhekim Yardımcılığı görevine yeni atanan Dr. Öğr. Üyesi Ozan Kuduban’ı da ziyaret ederek, kendisine yeni görevinde başarılar diledi. Kurum içi dayanışma ve liyakate dayalı görev dağılımının sağlık kurumlarının başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Rektör Hacımüftüoğlu, birlikte çalışma kültürünün hastaneye değer katacağını belirtti.
03 Temmuz 2025 Perşembe - 15:37
Bayburt Devlet Hastanesine Haziran ayında 44 bin 113 kişi başvurdu
Bayburt Devlet Hastanesi, Haziran ayında hastaneye başvuran kişi sayısını açıkladı. Açıklanan verilere göre muayene edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 3 bin 544 kişi gerileyerek 44 bin 113 oldu. Mayıs ayında 47 bin 657 kişi hastanede muayene edilirken, bu ay hastaneye başvuran sayısında düşüş görüldü. Acil servise başvuran sayısı, bir önceki aya göre arttı. Bu ay bir diğer azalış ise iç hastalıkları alanında yaşandı. Mayıs ayında 4 bin 447 kişi İç Hastalıkları Polikliniğine başvururken, bu sayı Haziran ayında 3 bin 473 oldu. 01-30 Haziran tarihleri arasında yapılan muayene sayıları şu şekilde: Uzman Aile Hekimliği: 879 Anestezi Polikliniği: 272 Beyin Cerrahi: Bin 314 Cildiye Polikliniği: 905 Çocuk Cerrahisi: 205 Çocuk Polikliniği: 2 bin 231 Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı: 215 Enfeksiyon Hastalıkları: 572 Fizik Tedavi Polikliniği: Bin 048 Genel Cerrahi Polikliniği: Bin 484 Göğüs Cerrahisi Polikliniği: 147 Göğüs Hastalıkları: Bin 160 Göz Hastalıkları Polikliniği: 2 bin 700 İç Hastalıkları Polikliniği: 3 bin 473 Kadın Hastalıkları Polikliniği: 2 bin 68 Kalp Damar Cerrahisi: 353 Kardiyoloji Polikliniği: 2 bin 20 Kulak Burun Boğaz Polikliniği: Bin 965 Nöroloji Polikliniği: Bin 313 Ortopedi Polikliniği: 2 bin 887 Plastik Cerrahi Polikliniği: 206 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği: Bin 81 Üroloji Polikliniği: Bin 27 Acil servis hastası: 14 bin 616 Yapılan Ameliyat Sayısı: 284 Yapılan Lokal Ameliyat Sayısı: 68 Yapılan Endoskopi Sayısı: 112 Yapılan Kolonoskopi Sayısı: 20 Yapılan Bronkoskopi Sayısı: 10 Yapılan Anjiyo Sayısı: 68 Gebe Okulu Danışanı Sayısı: 28 Mhrs Randevulu: 12 bin 326 Mhrs Dışı Ayaktan: 17 bin 171 Toplam Ayaktan Bakılan Hasta Sayısı: 44 bin 113
03 Temmuz 2025 Perşembe - 15:33
Lazer Nükleoplasti ve RF Ablasyon ANKA Hastanesi’nde
Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Kaplan, bel fıtığı tedavisinde ameliyat korkusu yaşayan hastalar için anestezi gerektirmeyen, yeni nesil yöntemler hakkında bilgi verdi. Anka Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serdar Kaplan, lazer nükleoplasti ve RF Ablasyon işlemlerinin, ameliyathane şartlarında ama genel anesteziye gerek olmadan uygulanan "ameliyatsız" tedavi seçenekleri sunduğunu belirtti. "Bu yöntemlerde sadece işlem yapılacak bölgeye lokal anestezi uygulanır. Genel anestezi riski ortadan kalkar. Ortalama 20-30 dakika süren bir işlemdir" diyen Dr. Kaplan, tedavinin önemli avantajları olduğunu belirtti. Op. Dr. Serdar Kaplan, "Ameliyatsız bir yöntemdir, bu nedenle yara enfeksiyonu, kanama veya sinir harabiyeti riski yok denecek kadar azdır. İşlem sonrası hasta yaklaşık 1-2 saat serviste takip edilir ve aynı gün taburcu edilir. Hastalar genellikle aynı gün günlük yaşamlarına dönebilir" dedi. Son teknoloji cihazlar yardımıyla gerçekleştirilen lazer nükleoplasti ve RF Ablasyon işlemleri, bel fıtığı nedeniyle uzun süre ağrı yaşayan, klasik ameliyat istemeyen veya genel anestezi alamayacak hastalar için etkili ve güvenli bir alternatif olarak öne çıkıyor. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi’nde uygulanan bu yöntem sayesinde bel fıtığı tedavisinde hızlı iyileşme ve konfor hedefleniyor.
03 Temmuz 2025 Perşembe - 13:45
Giresun’da organ bağışı 3 kişiye umut olacak
Giresun’da beyin ölümü gerçekleşen kişinin organları Ankara ve Samsun’da nakil bekleyen 3 hastaya umut oldu. Prof. Dr. İlhan Özdemir Devlet Hastanesi’nde düşme sonucu bir süredir yoğun bakımda tedavi görmekte olan 50 yaşındaki hastanın beyin ölümünün gerçekleşmesi üzerine hastanenin organ ve doku nakil birimince aileyle organ bağışı konusunda görüşme gerçekleştirildi. Ailenin organ bağışını kabul etmesinin ardından beyin ölümü gerçekleşen kişinin kalp, karaciğer ile böbrekleri, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gelen organ çıkarım ekibi tarafından alınarak, Ankara ve Samsun’da nakil bekleyen hastalara gönderildi. Hastaneden yapılan yazılı açıklamada, "Organ bağışını kabul eden aileye bu örnek davranışından dolayı şükranlarımızı sunuyor ve birçok insana yeniden hayat olan merhuma Allah’tan rahmet dileriz" ifadelerine yer verildi.
03 Temmuz 2025 Perşembe - 12:34
Büyükşehir’den hayvanlara yalama taşı desteği
Büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda sıklıkla görülen mineral eksikliğine karşı önlem almak ve yetiştiricilerde farkındalık oluşturmak amacıyla Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından hayvancılıkla uğraşan vatandaşlara Mineral Blok Taşı (Yalama Taşı) desteği sağlanacak. İçeriğinde kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum gibi hayvan sağlığı için hayati öneme sahip mineraller bulunan Yalama Taşları, hayvanların bağışıklığını güçlendirmeye, kemik gelişimini desteklemeye ve süt verimini artırmaya yardımcı oluyor. Destekten kimler faydalanabilir? Mineral Blok Taşı desteğinden yararlanmak isteyen yetiştiricilerin, Muğla il sınırları içerisinde ikamet etmeleri, 1 ila 100 adet büyükbaş veya 1 ila 1000 adet küçükbaş hayvana sahip olmaları ve geçerli bir hayvan işletme numarasına sahip olmaları gerekiyor. Başvurular, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin resmî internet sitesindeki https://mugla.bel.tr/mineraltasbasvuru adresi üzerinden yapılabilecek. Başkan Aras: "Üreten vatandaşımızı yalnız bırakmıyoruz" Konuya ilişkin açıklama yapan Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, tarım ve hayvancılığın sürdürülebilirliği için her alanda üreticinin yanında olduklarını belirterek: "Muğla’mızda tarım ve hayvancılıkla geçinen binlerce ailemiz var. Hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımızın hem üretim maliyetlerini azaltmak hem de hayvanlarının sağlığını korumak için mineral blok taşı desteğimizi başlatıyoruz. Biz bu kenti birlikte yönetiyor, bu kentte birlikte üretiyoruz. Üreticimizi hiçbir şartta yalnız bırakmayacağız" dedi.
03 Temmuz 2025 Perşembe - 12:26
Kalp hastalığı olanların gebe kalması "Anne ve bebek sağlığı" için riskli olabilir
Bazı kalp hastalıkları, gebelik sürecinde anne ve bebek sağlığını ciddi şekilde riske atabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Nuri Cömert, "Belirli bir grup kalp hastalığı olan kişilerin gebe kalması, anne ve bebek sağlığı için riskli olabilir" dedi. Kalp hastalıkları, kadınlarda gebeliği riskli hale getirebilecek ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor. Bazı doğumsal ya da sonradan gelişen kalp problemleri nedeniyle kadınların gebe kalmasına tıbben izin verilmiyor. Memorial Antalya Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Nuri Cömert, kalp hastalıklarının gebelik üzerindeki etkileri ve dikkat edilmesi gereken durumlar hakkında bilgi verdi. "Gebeliğe engel kalp hastalıkları arasında siyanotik konjenital kalp hastalıkları yer alır" Kalp hastalıklarının gebelik sürecindeki risklerine dikkat çeken Uz. Dr. Cömert, "Gebeliğe engel teşkil eden kalp hastalıkları, doğumsal olan ve morarmanın eşlik ettiği kalp hastalıkları yani siyanotik konjenital kalp hastalıklarıdır. Bunlar; cerrahi müdahalenin mümkün olmadığı ileri kapak hastaları, akciğer basıncının ileri derecede artmış olduğu kalp hastalıkları, ileri evre kalp yetersizliği ve kapak darlığı sorunlarıdır" dedi. Kapakçıklarında ileri derecede darlık ya da yetersizlik bulunan hastaların da risk altında olduğunu vurgulayan Cömert, "Gündelik efor kapasitesi istirahat sırasında bile nefes darlığı çekecek kadar düşmüş olanlar ile ciddi kalp yetersizliği hastalarının gebe kalmaları sakıncalıdır" diye konuştu. "Gebelikle birlikte kalbe gelen yük artar" Gebelik döneminde kalp damar sisteminde fizyolojik değişikliklerin başladığını aktaran Dr. Cömert, "Gebeliğin 5’ten 8’inci haftasına kadar süren döneminde, kalp damar sisteminde olması gereken normal değişimler başlamaktadır. Gebelikle birlikte kalp atım hızı bir miktar artar. Kalbe gelen yük fazlalaşırken, kan basıncı yüzde 10 düşmektedir. Hormonal değişimlerden dolayı damar duvarları zayıflar" ifadelerini kullandı. "Doğum sonrası erken dönem de dikkat gerektirir" Doğum sonrası dönemde de anne sağlığı açısından dikkatli olunması gerektiğini belirten Cömert, "Doğum sonrası erken dönemde de bebeğin ana atar damara olan baskısı ortadan kalktığı için annenin dolaşım sisteminde bir takım değişimler olur. Gebelik sonrası erken dönem de aynı gebelik dönemi gibi dikkat gerektirir" dedi. Gebelik döneminde görülen bazı belirtilerin normal kabul edilebileceğini söyleyen Cömert, "Gebelik döneminde hafif nefes darlığı, yorgunluk, şiddetli olmayan çarpıntı, yol yürüme mesafesinde kısalma, bacaklarda ciddi olmayan şişlikler, sırt üstü yatıldığında oluşan nefes darlığı normal değişimler olarak kabul edilebilir" ifadelerine yer verdi. "Mutlaka kardiyolojik değerlendirme yapılmalı" Gebe kalmadan önce kalp hastalığı olan ya da ileri yaşta gebelik planlayan kişilere uyarılarda bulunan Dr. Cömert, "Gebe kalmadan önce bilinen bir kalp hastalığı olanların ya da 35 yaştan sonra gebelik planlayan kişilerin, ailesinde ciddi kalp hastalığı öyküsü olan ve kalp hastalıkları risk faktörleri olanların mutlaka kardiyoloji uzmanına başvurmaları gerekmektedir" dedi. "Gebelik öncesi planlama temel esastır" Kalp hastalarının gebelik planlamasının bir ekip çalışmasıyla yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Cömert, "Bilinen kalp hastalığı olan gebe takibi öncelikle kardiyolog, kadın doğum uzmanı ve anne adayının dahil olduğu takım çalışması prensibiyle yapılmalıdır. Gebelik öncesi planlama, koruyucu önlemler alınması temel esastır. Belirli bir grup kalp hastalığı olan kişilerin gebe kalması, anne ve bebek sağlığı için riskli olabilir. Bu nedenle öncesinde psikolojik destek ile kişiye bu bilgiler verilmeli, gebelikten vazgeçirilmelidir. Çiftler, ileriye yönelik korunma yöntemleri hakkında da bilgilendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Bazı kalp hastaları gerekli önlemlerle gebe kalabilir" Kalbinde delik olan hastaların durumunun bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Cömert, "Kalbinde delik olan kişiler, muayenelerinde kalp ve akciğere hayati önem taşıyan bir yük oluşturmadığı ispatlanmışsa gebe kalabilir. Kalp deliği geniş hastaların ameliyat sonrası gerekli önlemler alınarak gebe kalmalarına izin verilebilir" dedi. Kalp kapakçığı değişmiş veya kapak tamiri yapılmış hastaların da belirli şartlarda gebe kalabileceğini söyleyen Cömert, "Bu hastalar gebelik öncesi detaylı bir kontrol ve takiplerle, belirli bir risk altında gebe kalabilir" ifadelerini kullandı. "Ritim bozukluğu ve hipertansiyon kontrol altına alınabilir" Ritim problemi olan hastaların da gebelik öncesi değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Cömert, "Tedavi edilebilir ritim problemi olan hastaların gebelik öncesi ablasyon işlemi yapıldıktan sonra normal bir şekilde gebe kalma engelleri yoktur. Gebelik döneminde ilaç kullanımı gerektiren ritim problemlerinde, detaylı bir muayene ve risk analizi önemlidir" dedi. Yüksek kan basıncı olan hastalara da değinen Cömert, "Hipertansiyon sorunu olan hastalar gebelik dönemince sıkı takip ile gebe kalabilir. Gebelik dönemi tansiyonu olan anne adaylarının ise bu dönemde kendilerine ve bebeğe zarar vermeyen ilaçları kullanarak takip edilmeleri halinde gebe kalmalarına bir engel bulunmamaktadır" ifadelerini kullandı.
03 Temmuz 2025 Perşembe - 12:08
Erken teşhis için erkeklere "kendinizi muayene edin" uyarısı
Prostat kanserinin 20-40 yaş arasında da sıklıkla görülebildiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Tefekli, erken teşhis için erkeklerin kendi öz muayenelerini yapmalarının büyük önem taşıdığını söyledi. Testis kanseri (testiküler kanser), her ne kadar erkeklerin sadece yüzde 1’inde görülen, nadir sayılabilecek kanserlerden biri olsa da, 35 yaşın altındaki erkeklerde en sık görülen organ kanserlerinden biri. Yeni bir çalışmaya göre, pek çok erkek testis kanserinin yaşlı erkeklerin sorunu olduğunu düşünüyor. Ancak bu hastalık çoğunlukla 20-40 yaş aralığındaki erkekleri etkiliyor. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Tefekli, "Testis kanseri olan bir erkekte aile öyküsü önemlidir. Eğer ailede baba veya kardeşte daha önce kanser öyküsü görülmüşse daha dikkat edilmesi ve her sene gerekli testlerin ihmal edilmeden yaptırılması gereklidir. Çoğu testis kanseri cerrahi ve kemoterapi ile tedavi edilebilir ve genel olarak iyileşme oranları yüksektir. Testis kanserlerinin çoğu, sperm üretiminde kullanılan ve ‘germ hücreleri’ adı verilen hücrelerden meydana gelir" dedi. "Bebeklikte inmemiş testis varsa risk artar" Testis kanserinin genelde ağrıya neden olmadığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Tefekli, "Ancak hastaların yüzde 30 ila 40’ında ağrı meydana gelebilir. Herhangi bir testis sertliği durumunda en kısa sürede bir uzmana görünmek tavsiye edilmektedir. Genelde sırt ağrısı, boyun ağrısı, memelerde büyüme ve ağrı, istemsiz kilo verme, halsizlik bu kanserin belirtilerindendir. Testis kanserinin kesin nedeni bilinmemekle birlikte, bazı faktörler testis kanseri ile ilişkilidir. Doğuştan gelen yapısal bir bozukluk olan inmemiş testis hastalarında testis kanseri görülme 4 ila 8 kat ihtimali artar. Daha önceden testis kanseri geçirmiş kişilerde ikinci bir testis kanseri geçirme ihtimali böyle bir öyküsü olmayan kişilere göre daha yüksektir. Ailesinde Kleinefelter Sendromlu birey bulunan kişiler ile Down sendromu, androjen duyarsızlık sendromu gibi kimi genetik hastalıklarda testis kanseri riski yükselmektedir. Çoğu kanser, ergenlikten sonra ve 40 yaşından genç erkeklerde görülür, ancak 50 ila 60 yaş arasındaki ikinci bir erkek grubu da testis kanseri için risk altındadır. Birinci derece akrabalarında testis kanseri görülen kişilerde hastalığın görülme ihtimali artmaktadır" şeklinde konuştu. Belli aralıklarla kontrol önemli Testis kanseri için henüz herhangi bir tarama yöntemi geliştirilmediğini ifade eden Prof. Dr. Ahmet Tefekli, "Kişilerin belirli aralıklarla kendi kendilerine yapacakları muayenelerde testislerinde kitle, yumru, değişiklik, olağan dışı fark etmeleri durumunda hekime başvurmaları tavsiye edilmektedir. Tam teşhis için fiziki doktor muayenesi, görüntüleme yöntemleri, kan testleri yapılmaktadır" diye görüş verdi. Pek çok tedavi seçeneği mevcut Testis kanserinin hem tanı hem de tedavisinin testisin inguinal orşiektomi denilen, kasık üzerinden yapılacak cerrahi operasyonla çıkarılmasını gerektireceğine değinen Prof. Dr. Ahmet Tefekli, "İleri evrede veya yüksek riskli durumlarda, retroperitoneal lenf nodülü diseksiyonu (abdominal lenf nodlarını çıkarmak için cerrahi prosedür) önerilebilir. Testis dışına yayılmış kanserli hücreleri tedavi etmek için kemoterapi ilaçları uygulanabilir. Bunun yanı sıra, kimi hastalarda ameliyat sonrasında ek tedavi olarak da kemoterapi uygulanabilir. Bazı testis kanserli hastalarda radyoterapi kemoterapi veya cerrahi operasyonların beraberinde kullanılabilecek bir tedavi yöntemi olarak gündeme gelebilmektedir. Ayrıca, metastazları bulunan veya cerrahi için uygun olmayan kimi hastalarda da radyoterapi kemoterapi ile kullanılabilir" ifadelerini kullandı.
03 Temmuz 2025 Perşembe - 12:02
1 aylık bebek görme kaybı yaşamaması için ambulans uçakla hastaneye sevk edildi
Batman’da 1 aylık bebek, görme kaybı yaşamaması için ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi. Batman’da dünyaya gelen 33 günlük F.B. isimli bebek, göz muayenesinde ciddi bir rahatsızlık olan retina dekolmanı tanısı aldı. Uzman doktorlarca yapılan değerlendirme sonucunda bebeğin kalıcı görme kaybı yaşamaması adına acil müdahale edilmesi gerektiği bildirildi. Bunun üzerine Batman İl Sağlık Müdürlüğü ile Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü (SAHOM) koordinesinde ambulans uçak gönderildi. Yapılan hazırlıkların ardından minik bebek, Batman Havalimanı’ndan ambulans uçakla İstanbul’a nakledildi. Bebek, İstanbul’daki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Yetkililer, sevk işleminin zamanla yarışılarak organize edildiğini, bebeğin sağlık durumunun yakından takip edildiğini belirtti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder