SAĞLIK - 10 Mayıs 2026 Pazar 09:17

Kökten Hayata Şenliği’ne yoğun ilgi

A
A
A
Kökten Hayata Şenliği’ne yoğun ilgi

Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, lösemi nedeniyle hayatını kaybeden emekli öğretmen ve eski belediye meclis üyesi Bilge Altan’ın anısını yaşatmak amacıyla düzenlenen "Kökten Hayata Şenliği", yoğun katılımla gerçekleştirildi. Alaşehir Belediyesi, Türk Kızılay Alaşehir Şubesi ve Altan ailesi iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte vatandaşlar kök hücre ve kan bağışı konusunda bilgilendirilirken, çok sayıda kişi bağışçı oldu.


Cumhuriyet ve Demokrasi Meydanı’nda 9-10 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen "Bilge Öğretmen Anısına Kökten Hayata Şenliği’nde kök hücre ve kan bağışının önemine dikkat çekildi. Eğlence, farkındalık ve sosyal dayanışmanın bir araya geldiği etkinlikte oyun alanları, workshoplar, ikram stantları, çekilişler ve çeşitli gösteriler yer aldı. Alan genelinde kök hücre bağışını teşvik eden afişler asılırken halk oyunları gösterileri de vatandaşlardan ilgi gördü.


Etkinliğin açılışına Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu, Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak, geçtiğimiz yıl lösemi nedeniyle hayatını kaybeden Bilge Altan’ın kızı Avukat İpek Altan Paker, Altan ailesi ve çok sayıda vatandaş katıldı.



"Anneler Gününde en anlamlı hediye"


Annesinin yaşadığı süreçte insanlara yardım etmeyi hiç bırakmadığını anlatan Avukat İpek Altan Paker, duygusal anlar yaşadı. Hastalığının en ağır dönemlerinde bile annesinin öğrencilerinin sorunlarıyla ilgilenmeye devam ettiğini anlatan Paker, "Geçen sene lösemi hastalığından dolayı hayatını kaybettiğimiz annemizin anısını yaşatmak ve bu süreçte yaşadığımız zorlukları başkalarının yaşamamasına katkı sağlamak istedik. İnsanların kök hücre bağışının ne kadar kolay olduğunu öğrenmesini amaçlıyoruz. Sadece üç tüp kanla bir insana umut olabilirsiniz. Anneler Günü’nde anneme verilebilecek en anlamlı hediyenin bu olduğuna inanıyorum" dedi.


Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu ise Bilge Altan ile yıllara dayanan dostluklarına değinerek, "Bilge hocamız Cumhuriyet kadını, Atatürkçü ve binlerce öğrenci yetiştirmiş çok değerli bir öğretmendi. Kızı İpek’in annesinin anısını yaşatmak için düzenlediği bu etkinlik çok kıymetli. Üç tüp kan deyip geçmeyeceğiz. Belki bir gün vereceğimiz bağış bir insanın yeniden hayata tutunmasına vesile olacak" diye konuştu.


Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak da kan ve kök hücre bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, "Kan bağışı bir cana nefes, kök hücre bağışı ise bir hastaya yeniden yaşam umudu olabilir. Unutmayalım ki kanın tek kaynağı insandır" ifadelerini kullandı.


Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ise Kızılay’ın toplum için büyük önem taşıyan bir kurum olduğunu belirterek, "Kızılay siyaset üstü bir kurumdur. Kan ve kök hücre bağışı konusunda herkesin destek olması gerekiyor. Üç tüp kan vererek birçok insanın hayatına dokunabiliriz" dedi.


Gün boyu süren etkinliklerde vatandaşlar hem çeşitli aktivitelerle keyifli vakit geçirdi hem de kök hücre ve kan bağışı hakkında bilgi aldı. Çok sayıda vatandaş bağışçı olarak farkındalık çağrısına destek verdi.


Öte yandan etkinlik kapsamında vatandaşlara kimlerin kan ve kök hücre bağışında bulunabileceği konusunda da bilgilendirme yapıldı. Yetkililer, 18-65 yaş arasında sağlıklı bireylerin kan bağışı yapabileceğini, kök hücre bağışı için ise 18-50 yaş arasında sağlıklı bireylerin üç tüp kan örneği vermesinin yeterli olduğunu belirtti. Kök hücre bağışının ameliyat olmadığı, genelde koldan kan alınarak gerçekleştirilen güvenli bir işlem olduğu vurgulandı.



Kökten Hayata Şenliği’ne yoğun ilgi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri Başkan Çolakbayrakdar: "Hemşehrilerimizin ihtiyaçlarını yerinde tespit ediyoruz" Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar; şehrin ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek ve sorunlara anında müdahale etmek amacıyla her hafta farklı bir mahallede gerçekleştirdiği muhtar buluşmalarını bu kez Sümer Yenimahalle’de yaptı. Vatandaşlara daha güzel ve ayrıcalıklı bir Kocasinan inşa etmek için yoğun çalıştıklarını vurgulayan Başkan Çolakbayrakdar, "Hemşehrilerimizin ihtiyaçlarını yerinde tespit ediyor, çözüm üretiyoruz" dedi. Sümer Yenimahalle Muhtarlığı’nda gerçekleştirilen toplantıya Başkan Çolakbayrakdar’ın yanı sıra başkan yardımcıları ve ilgili birim müdürleri katıldı. Mahallelerde yapılması gereken hizmetlerin birebir takipçisi olacağını ve sorunları çözüme kavuşturacaklarına dikkat çeken Başkan Çolakbayrakdar; "Sümer Yenimahalle muhtarımızla birlikte bölgemizin ihtiyaçlarını, beklentilerini ve yapılması gerekenleri, vatandaşlarımızın muhtarlarımıza ilettiği konuları istişare etmek için buradayız. Değişen şartlar içerisinde yeni faaliyetlere ihtiyaç duyulabilir. Bu noktada istişareye önem veren bir yönetim anlayışıyla birim müdürleri ve belediye başkan yardımcılarımızla birlikte muhtarlar toplantılarımızda her bir mahallemizde vatandaşlarımızdan gelen talepleri dinlemeye devam edeceğiz. Ardından da birebir mahallelerimizde yapılması gereken bu işlerin takipçisi olarak ihtiyaçları yerinde çözüp vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız. Bu noktada işimizi en iyi şekilde, en ince detayına kadar yaparak Kocasinan’a ve Kayseri’ye değer katacağız. Bu vesileyle mahalle sakinlerimizle belediyelerimiz arasında köprü oluşturan muhtarlarımıza teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı. Sümer Yenimahalle Muhtarı Kadir Sağıroğlu ise toplantının verimli geçtiğini belirterek; "Belediyemiz, mahallemizde yapılması gereken talepleri ilettiğimizde anında çözüme kavuşturuyor. Bundan dolayı Başkanımız Sayın Ahmet Çolakbayrakdar başta olmak üzere tüm ekibe teşekkür ediyorum" diye konuştu.
İzmir Bel ağrısını fıtığa bağlamayın, teşhiste geç kalmayın Belde oluşan ağrı genellikle fıtık olarak değerlendirilebilir. Ancak her bel ağrısını sadece ‘fıtık’ veya ‘yorgunluk’ sanmak, bazı önemli hastalıkların teşhisinde geç kalınmasına neden olabiliyor. Bel ağrılarını ciddiye almak gerektiğinin altını çizen Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, özellikle istirahat halindeyken artan ve gece uykudan uyandıran ağrıların; iltihaplı romatizmadan kanser metastazına kadar pek çok ciddi hastalığın habercisi olabileceğini açıkladı. Günlük yaşamda çoğu kişiden duyduğumuz bel ağrısı şikayeti, genellikle ‘ağır kaldırdım’ ya da ‘fıtığım azdı’ denilerek geçiştiriliyor. Ancak tıp dünyası, bel ağrısının bir hastalık değil, vücudun verdiği bir semptom olduğunun altını çiziyor. Yaklaşık 50 farklı nedene dayanan bu ağrılar, basit bir kas tutulmasından ibaret olabileceği gibi; prostat, meme veya kolon kanserinin ilk belirtisi olarak da karşımıza çıkabiliyor. Bel ağrılarına ciddiyetle yaklaşılması gerektiğinin altını çizen Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Bel ağrılarının spektrumu oldukça geniştir. Yaklaşık 40-50 farklı tanıdan söz edilebilir. Bu tanılar arasında çok hafif seyreden durumlar olduğu gibi, oldukça ciddi hastalıklar da bel ağrısına neden olabilir. Bel ağrısı bir hastalık değil, bir semptomdur. Basit bir kas incinmesi bel ağrısına yol açabileceği gibi, prostat kanserinin bele yansıması da ağrı şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle bel ağrısı şikâyetiyle başvuran hastalarda dikkatli ve özenli bir muayene yapılması, gerekirse radyolojik görüntülemeye başvurulması son derece önemlidir. Çünkü basit gibi görünen bir bel ağrısı, bazı durumlarda meme veya kolon kanseri gibi ciddi hastalıkların belirtisi olabilir. Öte yandan, kötü bir yatakta yatmak gibi basit nedenler de bel ağrısına yol açabilir" ifadelerini kullandı. Erken tanı alınmazsa sakatlığa neden olabilir Bel ağrısı semptomuyla kendini gösteren iltihaplı romatizmal hastalıklara dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle sürdürdü: "Özellikle genç erkeklerde görülen bu hastalıklar fark edilmez, tanı konulmaz ve tedavi edilmezse ömür boyu sakatlığa yol açabilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabilir. Ankilozan spondilit, iltihaplı romatizma türlerinden biridir ve erken tanı konulmadığında ciddi sakatlıklara neden olabilir. Bu nedenle bel ağrıları mutlaka dikkatle değerlendirilmelidir. Öte yandan bel fıtığı, omurgalar arasında yer alan disklerle ilişkilidir. Bu diskler, omurganın sağlıklı hareket etmesini sağlayan, bir aracın amortisörleri gibi görev yapan yapılardır. Disklerin zamanla aşınması ve fıtıklaşması sonucu, omurilikten çıkan sinirler sıkışabilir ve bu da fıtığa yol açar. Ancak bu durum kas ağrısıyla karıştırılabilir. Kas kaynaklı bel ağrısı genellikle kalça veya bacağa yayılmaz. Oysa fıtıkta, sinire baskı olduğu için ağrı belden başlayarak topuğa kadar inebilir. Bu iki durum dikkatli bir muayene ile kolaylıkla ayırt edilebilir." Devam eden ağrılarda ileri tetkik şart Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, Belden bacağa kadar yayılan ve sinir boyunca hissedilen ağrılarda mutlaka görüntüleme yapılması gerektiğini söyledi, "Böylece hangi sinirin, hangi tarafta ve ne ölçüde baskı altında olduğu belirlenerek doğru tedavi planlanabilir" dedi. Bel ağrılarının önem derecesinin belirlenmesinde hastayla yapılan anamnezin çok kıymetli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Örneğin, hastanın ağrısı yürürken veya otururken ortaya çıkıyor ancak yatarken geçiyorsa, bu durum genellikle dejeneratif nedenlere işaret eder. Buna karşılık, gece ortaya çıkan ya da istirahat sırasında devam eden ağrılar; iltihaplı romatizma veya kanser gibi daha ciddi durumları düşündürmelidir. Bu nedenle hastalara yöneltilen en kritik sorulardan biri, ağrının gece veya istirahat halinde olup olmadığıdır. Bu tür durumlarda mutlaka ileri tetkik yapılmalıdır. Cerrahi gerekliliği ise belirli kriterlere göre değerlendirilir. Tüm konservatif yöntemler (ilaç tedavisi, fizik tedavi, enjeksiyonlar, istirahat vb.) uygulanmasına rağmen ağrı devam ediyorsa, bu önemli bir cerrahi nedenidir. Ayrıca nörolojik bozuklukların ortaya çıkması, örneğin ayakta kuvvet kaybı gelişmesi ya da duyu kaybının devam etmesi ve ilerlemesi durumunda hasta cerrahiye yönlendirilir" diye konuştu. Tedavi yaklaşımı hastalığa göre değişir Omurgayı nasıl korumak gerektiğini ve bel ağrılarının nasıl tedavi edildiğine ilişkin konuşan Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, şöyle konuştu: "Omurga, vücudun yükünü taşıyan bir binanın ana kolonu gibidir. Ayakta dururken vücut ağırlığı bacaklar aracılığıyla aşağıya iletilir. Ancak otururken bu yük doğrudan omurga ve kuyruk sokumuna biner. Bu nedenle bel fıtığı olan hastalara uzun süre oturmamaları önerilir. Tedavi yaklaşımı hastalığa göre değişir. Örneğin, bel fıtığında ilk birkaç gün egzersiz önerilmez; öncelikle ağrının azaltılması ve kasların gevşetilmesi hedeflenir. Ağrı azaldıktan ve ödem geriledikten sonra, omurganın stabilitesini sağlamak için özel egzersizler uygulanır. Bu egzersizlerle karın, kalça ve bel kaslarının güçlendirilmesi amaçlanır. Ancak iltihaplı romatizmal hastalıklarda veya kanser metastazı bulunan durumlarda egzersiz ağrıyı artırabilir. Bu nedenle hasta egzersiz sırasında ağrısının arttığını ifade ediyorsa, durum dikkatle değerlendirilmelidir." Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, hastaların uzun süre oturması ya da uzun süre ayakta kalması gibi durumların bel ağrısına neden olabileceğini hatırlatarak, dengeli egzersiz ve dengeli aktivitenin önemine dikkat çekti.
Erzurum Karaçoban’da bir sofra kuruldu, mesafeler kardeşliğe dönüştü Erzurum’un Karaçoban ilçesinde Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi tarafından "Gelenekten Geleceğe" sloganıyla sürdürülen "Geleneksel Pilav Günü", bu yıl "Maarifin Kalbinde Akademi ile Sofra Kardeşliği" temasıyla bambaşka bir anlam kazandı. Aynı sofrada yalnızca öğrenciler ve öğretmenler değil; akademi ile Anadolu’nun sıcaklığı da buluştu. Sabah saatlerinde yaklaşık 180 kilometrelik yolu aşarak ilçeye gelen Erzurum Teknik Üniversitesi Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bölümü öğretim üyeleri ve öğrencileri, okul girişinde alkışlarla ve içten bir misafirperverlikle karşılandı. Programa; Karaçoban Belediye Başkanı Kazım Erhan, İlçe Milli Eğitim Müdürü Muhlis Karakurt ve AK Parti İlçe Başkanı Alihan Işık başta olmak üzere çok sayıda davetli katıldı. Etkinliğin en özel ayrıntılarından biri ise Karaçoban Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin kendi atölyelerinde hazırladıkları hediyeleri misafirlere takdim etmesi oldu. Program boyunca okul bahçesinde yükselen görüntüler, son zamanlarda yorgun düşen eğitim dünyasına adeta umut oldu. Çünkü bugün Karaçoban’da bir okul, yalnızca eğitim veren bir kurum değil; insanları birbirine yaklaştıran bir gönül köprüsü olduğunu gösterdi. Bu anlamlı buluşmaya öncülük eden Okul Müdürü Reşat İpek yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: "Anadolu kültüründe aynı sofraya oturmak yalnızca yemek paylaşmak değildir; gönül paylaşmaktır. Biz bugün burada akademiyle halkı, öğrencilerle öğretmenleri, gençlerle büyükleri aynı sofrada buluşturduk. Çünkü inanıyoruz ki aynı sofrada buluşabilen insanlar, aynı geleceği de birlikte kurabilir." Günün sonunda ise okul bahçesinde halaylar çekildi. Öğrenciler, öğretmenler, akademisyenler ve vatandaşlar omuz omuza aynı ritimde yürüdü. Program sonunda Erzurum Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri Karaçoban’dan yüzlerinde tebessümle ayrılırken, Karaçoban Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi öğretmen ve öğrencileri ise misafirlerini ağırlamanın huzurunu ve mutluluğunu yaşadı.
İzmir Ay’da yaşamın anahtarı: Uzay tarımı Uzayda sürdürülebilir yaşamın anahtarı olarak görülen "Ay tarımı", İzmir’de uluslararası bir bilim buluşmasına sahne oldu. Yaşar Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen sempozyumda Türk ve Japon bilim insanları, Ay’da yaşamın mümkün kılınmasına yönelik tarım, ekosistem ve üretim modellerini masaya yatırdı. Yaşar Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi tarafından düzenlenen "Uzay Biliminde Gelecek Yönelimler ve Ay Tarımı" konulu mini-sempozyumda Türk ve Japon bilim insanları, uzay bilimi ile sürdürülebilir tarımı ele alırken, geleceğin üretim modellerine ışık tuttu. Küresel ölçekte önem kazanan uzay tarımı alanında düzenlenen buluşma, Yaşar Üniversitesi Selçuk Yaşar Kampüsü’nde yapıldı. Etkinlikte; Ay’da tarım sürdürülebilir geleceğe dair yeni perspektifler ortaya kondu. "Mesele beslenmek değil, ekosistem kurmak" Sempozyumun açılışında konuşan Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, uzay misyonlarında gıda üretiminin ötesine geçilmesi gerektiğini vurguladı. Kandiller, Ay’da ya da Ay yörüngesinde yerleşik hayata geçmenin temel şartının üçlü bir denge kurmak olduğunu belirtti. Prof. Dr. Kandiller, "Ay’a ayak basılmasından bu yana 50 yıl geçti. Bugünlerde insanoğlu yeniden Ay’a gitmeye, hatta Ay üzerinde ya da Ay yörüngesindeki bir uyduda yerleşik hayata geçerek Mars’a yapılacak bir uzay yolculuğuna zemin hazırlamaya odaklanmış durumda. Eğer Ay’da yerleşik hayata geçmeyi planlıyorsak çözmemiz gereken çok önemli bir sorun var; Kolonistleri orada nasıl doyuracağız? Yaşamı sürdürebilmek için yeterli ve sağlıklı gıdayı orada üretmek zorundalar. Ayrıca bu bitkiler sadece insanları beslemek için değil, aynı zamanda oksijen üretmek ve atıkları arıtmak için de kullanılacak. Yani artık mesele sadece beslenmek değil; bu üç sorunu (gıda, oksijen, atık geri dönüşümü) birlikte çözmek" dedi. Uzay misyonuna katkı Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonuna gönderilen bitki deneyi "Extremophyte" tasarlayan üç kişilik ekibin üyesi olan Yaşar Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Türkan da yürüttükleri projeyi anlattı. Prof. Dr. Türkan şu bilgileri verdi: "2023 yılında, TÜBİTAK ve Türkiye Uzay Ajansı (TUA), Uluslararası Uzay İstasyonu’na yapılacak ilk insanlı uzay uçuşu için bir çağrı açtı ve Alper Gezeravcı’nın ISS’de gerçekleştirebileceği deney önerileri istedi. Bu çağrı sonucunda komiteler tarafından 13 deney seçildi. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Rengin Özgür Uzilday, Doç. Dr. Barış Uzilday ve benim yer aldığım ekibin Extremophyte’ adını verdiğimiz çalışmamız da bunlardan biriydi. Deney kapsamında, Dünya’da sadece Tuz Gölü’nde yayılış gösteren ve yüksek tuzlu ortamlara dirençli bir bitki olan "Schrenkiella parvula"yı uazaya gönderdik. Bu bitki kuraklığa, tuzluluğa, lityum ve bor yüksekliğine, ayrıca yüksek sıcaklığa dayanıklılık gibi sıra dışı adaptasyon özelliklerine sahiptir. Yani Rektörümüzün de belirttiği gibi, Ay veya gelecekte Mars gibi uzay ortamlarıyla doğrudan ilgili olan çoklu stres faktörlerine karşı koyabilen bir bitkidir. Bu deneyi yapana kadar, mikroçekim altında tuz stresine verdiği yanıtların ve adaptasyon özelliklerinin korunup korunmadığı bilinmiyordu; bu çalışma bu açıdan çok bilgilendirici olacak. Ayrıca bu deneye kadar ISS’ye hiçbir halofitik (tuzcul) bitki gönderilmemişti. Bu, uzaya gönderilen ilk ’extremophyte’ oldu." Ay toprağı yapıldı Japonya’dan Chiba Üniversitesi Uzay Tarımı ve Bahçe Bitkileri Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hideyuki Takahashi "Bitki uzay deneyleri ve ayda tarım" konulu bir sunum gerçekleştirdi. Tohoku Üniversitesi Yaşam Bilimleri Lisansüstü Okulu üyesi Prof. Dr. Atsushi Higashitani de stres şartlarında bitki büyümesi ve hayvan refahı üzerine yürüttükleri çalışmaları anlattı. Ekibi ile Apollo 14 göreviyle getirilen Ay toprağıyla birebir aynı özelliklere sahip ’Ay toprağı ve tozu’ (simülanı) üreten ilk öncü çalışmayı gerçekleştiren İstanbul Aydın Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Cengiz Toklu da bu toprağın yapısını, özelliklerini paylaştı.