SAĞLIK
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55 Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52 Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:24 "Genital estetik yaşam kalitesini destekleyebilir" Genital estetik uygulamalarının amacının yalnızca görünümü düzeltmek olmadığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, "Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" dedi. Son yıllarda estetik uygulamalara olan ilginin artmasıyla birlikte kadınlarda genital estetik operasyonlar da daha sık gündeme gelmeye başladı. Uzmanlar, bu işlemlerin yalnızca estetik kaygılarla değil, çoğu zaman fonksiyonel ihtiyaçlar ve yaşam konforunu artırma amacıyla da tercih edildiğine dikkat çekiyor. Medikal Park Antalya Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, genital estetik operasyonlarının nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kadınlarda genital bölge problemlerinin birçok farklı etkene bağlı gelişebileceğini belirten Op. Dr. Özkan, "Genetik faktörler, pelvik kasların zayıflığı, doğum sayısı ve doğum şekli, kronik öksürük ve kabızlık, obezite, hormonal değişimler ve menopoz gibi durumlar genital bölgede hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere yol açabilir" şeklinde konuştu. "Estetik sorunların ötesinde fonksiyonel şikâyetler" Genital bölgedeki değişimlerin yalnızca dış görünümü etkilemediğini vurgulayan Op. Dr. Özkan, "İç dudaklarda sarkma ve asimetri, vajinal genişleme ve vulvar bölgede renk değişiklikleri estetik problemlerin yanı sıra özgüven kaybına ve cinsel yaşamda sorunlara neden olabilir. Bunun yanında tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar, idrar kaçırma, vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve vajinal bolluk gibi fonksiyonel şikâyetler de görülebilir. Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" ifadelerini kullandı. "Her kadın kendine özgüdür" vurgusu Genital estetik uygulamalarında standart bir yaklaşımın olmadığını belirten Op. Dr. Özkan, her hastanın mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Özkan, "Her kadının genital yapısı kendine özgüdür ve her farklılık bir hastalık ya da cerrahi ihtiyaç anlamına gelmez. Fonksiyonel bir problem olmadan yalnızca estetik kaygılarla yapılan işlemler bazı durumlarda istenmeyen sonuçlara ve cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi doğru bilgilendirme büyük önem taşır. Hastanın beklentileri, şikâyetleri ve anatomik yapısı birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Uygun teknik ve deneyimli bir ekip ile yapılan işlemler, hem güvenli hem de başarılı sonuçlar açısından belirleyicidir" dedi. "Cerrahi yöntemlerle konfor ve özgüven artabiliyor" Genital estetikte en sık uygulanan cerrahi işlemlerden birinin labioplasti olduğunu ifade eden Op. Dr. Özkan, şu bilgileri paylaştı: "Labioplasti, iç dudaklardaki doku fazlalığı, asimetri ve şekil bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Bu durum özellikle dar kıyafet giyerken rahatsızlık yaşayan, hijyen sorunları olan ya da cinsel ilişki sırasında problem yaşayan kadınlarda önemli bir konfor artışı sağlayabilir. Artan konforla birlikte özgüven de yükselir ve bu durum günlük yaşam kalitesine olumlu yansır." Vajinoplasti ve perinoplasti işlemlerine de değinen Op. Dr. Özkan, "Bu işlemler özellikle doğum sonrası gelişen vajinal genişleme ve perine bölgesindeki deformasyonların düzeltilmesinde tercih edilir. Normal doğuma bağlı oluşan doku hasarları ve dikiş izleri bu yöntemlerle giderilebilir" dedi. "Cerrahi dışı uygulamalara yönelim artıyor" Son yıllarda cerrahi dışı yöntemlerin de giderek daha fazla tercih edildiğini belirten Op. Dr. Özkan, bu uygulamaların hızlı ve konforlu olması nedeniyle öne çıktığını söyledi. Özkan, "Genital dolgu, PRP, ip askı ve lazer uygulamaları gibi yöntemler ağrısız ve kısa sürede uygulanabilmeleri sayesinde hastalar tarafından sıkça tercih ediliyor. Bu işlemler sonrasında hastalar günlük yaşamlarına ara vermeden devam edebiliyor" diye konuştu. Bu yöntemlerin farklı şikâyetlere yönelik çözümler sunduğunu belirten Op. Dr. Özkan, "Yaşlanma ya da kilo kaybına bağlı olarak dış dudaklarda oluşan sarkma ve hacim kaybı dolgu uygulamaları ile düzeltilebilir. Vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve haz azalması gibi durumlarda lazer uygulamaları ve PRP etkili seçenekler arasında yer alır" dedi. Ayrıca idrar kaçırma, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar ve vajinal bolluk gibi şikâyetlerde de lazer uygulamalarının tercih edilebildiğini ifade eden Özkan, "Bikini bölgesinde kararma ve renk değişiklikleri yaşayan hastalarda ise vulvar lazer ya da genital peeling uygulamaları yapılabilir" diye konuştu. "Uzman değerlendirmesi şart" Genital estetik uygulamalarında en önemli noktanın doğru hasta seçimi ve kişiye özel yaklaşım olduğunu bir kez daha vurgulayan Op. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı: "Her yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Bu nedenle detaylı bir muayene ve doğru planlama ile ilerlemek gerekir. Uygun hastalarda yapılan doğru uygulamalar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir."
"Kemik tümörlerinde erken tanı hayat kurtarıyor"
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:03 "Kemik tümörlerinde erken tanı hayat kurtarıyor" Erken evrede teşhis edilen kemik tümörlerinde tedavi başarısının yüksek olduğunu belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Erdoğan, "Osteosarkom ve Ewing sarkomu gibi agresif tümörlerde, erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 70-80’e çıkabilirken, ileri evrelerde bu oran yüzde 20’lere kadar düşebilmektedir. Ayrıca erken tanı ile metastaz riski azalır, daha az agresif tedavi yöntemleri yeterli olabilir ve uzuv kaybı yaşamadan cerrahi yapılma şansı artar" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Erdoğan, kemik tümörü hakkında açıklamalarda bulundu. Kemik tümörünün kısaca tamını yapan Doç. Dr. Erdoğan, "Kemik tümörü, kemik dokusunda anormal hücre çoğalması sonucu oluşan iyi huylu (benign) ya da kötü huylu (malign) kitlelerdir. Vücudun her bölgesinde görülebilmekle birlikte, en sık diz çevresi (femur ve tibia uçları), pelvis, omurga ve kol-bacak kemiklerinde rastlanır" dedi. "Gece artan kemik ağrıları görülebilir" Kemik tümörlerinde görülebilecek belirtilerden bahseden Doç. Dr. Erdoğan, "Kemik tümörleri başlangıçta belirti vermeyebilir. Ancak zamanla özellikle gece artan kemik ağrısı, şişlik, hareket kısıtlılığı ve sebebi açıklanamayan kırıklarla kendini gösterebilir. İleri evrelerde kilo kaybı, halsizlik ve bazı tümörlerde ateş, terleme gibi sistemik şikayetler de görülebilir" şeklinde konuştu. "30-60 yaş aralığında daha yaygın" Hangi yaş gruplarında daha fazla görüldüğünü kaydeden Erdoğan, "Osteosarkom ve Ewing sarkomu gibi kötü huylu kemik tümörleri genellikle 10-20 yaş arası çocuk ve ergenlerde görülürken, kondrosarkom gibi kıkırdak kökenli tümörler 30-60 yaş arası yetişkinlerde daha yaygındır. 60 yaş sonrası ise kemiklere başka organlardan yayılan metastatik tümörler sık görülür. Li-Fraumeni sendromu ve retinoblastom gen mutasyonları gibi genetik yatkınlıklar da riski artırır" diye konuştu. Tanı konma süreci Doç. Dr. Erdoğan, tanı konma sürecine ilişkin, "Tanıda ilk basamak röntgen çekimidir. Tümörün kemikte oluşturduğu erime veya yoğunlaşma alanları bu yöntemle tespit edilebilir. Manyetik rezonans (MR) tümörün boyutunu ve yumuşak dokuya yayılımını gösterirken, bilgisayarlı tomografi (BT) kemik yapılarını daha detaylı inceler. Kemik sintigrafisi ile tüm vücut taranarak yayılım olup olmadığı araştırılır. Kesin tanı ise biyopsi ile konur. Kan testlerinde alkalen fosfataz (ALP) yüksekliği gibi bulgular, osteosarkomda yardımcı olabilir" şeklinde konuştu. "Erken tanıda tedavi başarısı yüksektir" Erdoğan, erken evrede teşhis edilen kemik tümörlerinde tedavi başarısı yüksek olduğunu da ifade ederek, "Osteosarkom ve Ewing sarkomu gibi agresif tümörlerde, erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 70-80’e çıkabilirken, ileri evrelerde bu oran yüzde 20’lere kadar düşebilmektedir. Ayrıca erken tanı ile metastaz riski azalır, daha az agresif tedavi yöntemleri yeterli olabilir ve uzuv kaybı yaşamadan cerrahi yapılma şansı artar" ifadelerini kullandı. "Kemoterapi ya da cerrahi tedavi uygulanabilir" Tedavi sürecine de değinen Doç. Dr. Erdoğan, "Tedavi planı tümörün türüne, yayılımına ve hastanın genel sağlık durumuna göre multidisipliner bir kurul tarafından belirlenir. Cerrahi tedavi, tümörlü dokunun temiz sınırlarla çıkarılmasını amaçlar. Uzuv koruyucu cerrahiler öncelikli tercih edilirken, gerekli durumlarda amputasyon yapılabilir. Kötü huylu tümörlerde kemoterapi ameliyat öncesi (neoadjuvan) veya sonrası (adjuvan) uygulanabilir. Ewing sarkomu gibi radyosensitif tümörlerde radyoterapi de tedaviye dahil edilir. Hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi, özellikle dirençli ya da metastatik tümörlerde alternatif yöntemler olarak gündemdedir. İyi huylu tümörlerde ise takip, radyofrekans ablasyon veya kriyoterapi gibi minimal girişimsel yöntemlerle de başarılı sonuçlar alınabilir" dedi. "Tedavi sonrası iyileşme süreci uygulanan yönteme bağlı değişebilir" Tedavi sonrası iyileşme sürecinin, uygulanan yönteme bağlı olarak değiştiğini dile getiren Doç. Dr. Erdoğan, "Cerrahi sonrası 6-12 haftalık bir iyileşme süreci olurken, kemoterapi ve radyoterapinin yan etkileri zamanla azalır. Fizyoterapi ile hareket kabiliyeti ve kas gücü yeniden kazanılır. Psikolojik destek, özellikle genç hastaların tedavi sürecini daha sağlıklı atlatmalarında büyük rol oynar. Erken evrede teşhis edilen ve tümör tamamen çıkarılan hastalar, yaşam kalitesini büyük ölçüde koruyarak normal hayatlarına dönebilmektedir. Ancak düzenli kontroller, ilk 5 yıl içerisinde daha sık yapılmalıdır" diye konuştu.
Sinop’ta 50 yatak kapasiteli yeni hastane müjdesi
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:52 Sinop’ta 50 yatak kapasiteli yeni hastane müjdesi AK Parti Sinop Milletvekili Dr. Nazım Maviş, Sinop’un sağlık yatırımları hakkında genel bilgiler vererek, Türkeli’ye 50 yatak kapasiteli yeni hastaneyi müjdeledi. Milletvekili Maviş, Sağlık-Sen Sinop Şubesi 4. Olağan Genel Kurulu’na katıldı. Burada yaptığı konuşmada Sinop’un sağlık yatırımlarına değindi. Sinop Merkez’de ve ilçelerde yapılan ve yapılacak yatırımları detaylarıyla anlatan Maviş, Türkeli’ye 10 bin metrekare alana 50 yatak kapasiteli hastane yapılacağını işaret etti. 1 buçuk ay içerisinde ihaleye çıkılacağını bildirdi. Ayrıca Maviş, Milletvekili olarak bakanlık nezdinde sağlık çalışanlarının da sözcüsü olacağını dile getirdi. Öte yandan Maviş, Ada Mahallesi’nde Aile Sağlığı ve Toplum Sağlığı merkezi inşaatlarının devam ettiğini hatırlatarak, Gelincik Mahallesi’nde yer tahsisi sorunu çözülünce benzer inşaatların yapılacağını kaydetti. "Türkelimize de 50 yataklı 10 bin metrekare alanda bir devlet hastanesi yapılacak" Türkeli’ye 50 yatak kapasiteli hastane ihalesinin 1 buçuk ay içerisinde gerçekleşeceğini ifade den Maviş; "Değerli arkadaşlar biliyorsunuz, Durağan, Sinop, Ayancık ve Erfelek Devlet Hastanemizi bitirdik. Şimdi inşallah Türkeli Devlet Hastanemizin ihalesi 1 buçuk ay içerisinde yapılacak. Türkelimize 50 yataklı 10 bin metrekare alanda bir devlet hastanesi yapılacak. Mevcut hastanemiz çok iyi şartlarda değil. Bunun yanı sıra yine Aile sağlığı, Toplum Sağlığı Merkezlerimizin tamamı hemen hemen yenilendi. Durağan’da eski hastanemiz yerine sağlık merkezi yaptık. Saraydüzü’nde Türkiye’deki birçok hastanemiz gibi Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı ve 112 Merkezimizi Saraydüzü’ne kavuşturduk. Aynı şekilde Dikmen’e, Gerze’ye, Türkeli’ne benzer büyüklüklerde birinci basamak hizmet ünitelerine kazandırmış olduk" dedi. Ada Mahallesi’nde çalışmalar devam ediyor Gelincik Mahallesi’ne kurulması planlanan sağlık merkezleri üzerine çalıştıklarını aktaran Maviş; "Şimdi inşallah Ayancık Devlet Hastanemiz yıkıldı. Onun yerine de aynı şekilde Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı ve 112 Merkezi binamızı yapacağız. Bu sene içerisinde ihale edeceğimizi düşünüyorum. Ada Mahallemizde Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı Merkezi inşaatı devam ediyor. Gelincik bölgesinde yerle ilgili bir sorunumuz var. Onu da açtıktan sonra Gelincik bölgesine de inşallah Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı ve 112 Merkezi hizmet binamızı yapmış olacağız" diye konuştu. "Boyabat’ta MR cihazımız hizmet veriyor" Boyabat’ta faaliyete başlayan MR cihazının bölgeyi rahatlattığını kaydeden Maviş sözlerini şu ifadelerle tamamladı; "MR hizmeti sadece Sinop Atatürk Devlet Hastanesi’nde veriliyordu. Durağan’dan, Boyabat’tan, Saraydüzü’nden de yoğun bir şekilde gelen MR talebiyle gelen hastalar vardı. Şimdi Boyabat’ta uzun yıllardır mücadele ettiğimiz ancak birkaç kez ihale edilmesine rağmen, ne yazık ki başaramadığımız MR cihazıyla ilgili sorunu aştık. Boyabat’a MR cihazı kuruldu. Şu ana kadar bana intikal eden bir sorun yok. MR cihazı Boyabat’ta hizmet veriyor" ifadelerine yer verdi.
AVM’de vatandaşlara sigaranın zararları anlatıldı
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:22 AVM’de vatandaşlara sigaranın zararları anlatıldı Kastamonu’da vatandaşları sigarayı bırakmaya teşik etmek amacıyla açılan stantta farkındalık oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı tarafından organize edilen "Dumansız Türkiye" etkinlikleri çerçevesinde Kastamonu İl Sağlık Müdürlüğünce bir alışveriş merkezinde sigarayı bıraktırma standı açıldı. Açılan stantta sağlık personelleri tarafından sağlıklı hayat merkezleri ve sigarayı bırakma poliklinikleri hakkında bilgilendirme yapılarak, broşürler dağıtıldı. Stantta Dünya Hepatit Günü etkinlikleri çerçevesinde de kanser taramaları hakkında bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşürler dağıtıldı ve karbon monoksit ölçümü yapıldı. Açılan standı ziyaret eden Kastamonu İl Sağlık Müdürü Dr. Fevzi Yavuzyılmaz, ekiplerle birlikte vatandaşlara uyarılarda bulundu. Daha sonra açıklamalarda bulunan Dr. Yavuzyılmaz, "Dumansız hava sahasını istiyoruz, insanların en azından bulundukları ortamda, en azından pasif içici olmamaları için de kapalı alanlarda sigara içilmemesini önemsiyor ve denetliyoruz. Bu manada sigara bırakma poliklinikleriyle de sigara alışkanlığı olan vatandaşlarımızın sigaradan kurtulmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Şu anda Kastamonu’da iki tane sigara bırakma polikliniğimiz var. Bir tanesi Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanemizde bir diğeri de Merkez Toplum Sağlığı Merkezimizde bulunuyor. Burada sigara bırakma konusunda eğitim almış olan hekimlerimizin, standımıza gelen danışanlarımıza yardımcı olmaları, gerek terapiyle, gerek ilaç takviyesiyle bu zararlı alışkanlıktan kurtulmalarına katkı sağlamaya çalışıyoruz. Burada açtığımız stantta olduğu gibi bilgilendirme afişleriyle, broşürleriyle, vatandaşımıza bu konuda bilgi vermeye çalışıyoruz" dedi. Açılan stantta Sağlık Hayat Merkezi hakkında da vatandaşlara bilgilendirmeler yaptıklarını söyleyen Dr. Yavuzyılmaz, "İnternet bağımlılığı, madde bağımlılığı gibi bağımlılıklar için bizim Toplum Sağlığı Merkezimizde sağlıklı hayat merkezimiz var. Orada psikologlarımız, fizyoterapistlerimiz, diyetisyenlerimiz, sosyal çalışma uzmanlarımız, bütün arkadaşlarımız hiçbir ücret talep etmeden vatandaşlarımıza destek olmaya çalışıyorlar. Bu şekilde sağlık danışmanlığı almak isteyen vatandaşlarımız da Merkez Toplum Sağlığındaki Sağlıklı Hayat Merkezimize bekliyoruz. Onların da sağlık adına hem okuryazarlıklarını hem de bilgi ve birikimlerini artırmak için biz, onlara yardımcı olmak için arkadaşlarımızla birlikte görev başındayız" diye konuştu.
Yaz mevsiminde bronşit uyarısı: Klimalar tehlike saçabilir
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:10 Yaz mevsiminde bronşit uyarısı: Klimalar tehlike saçabilir Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Dilek Tuncel, yaz mevsiminde sıklıkla karşılaşılan bronşit vakalarına karşı vatandaşları uyardı. Klima kullanımı, ani ısı değişimleri ve yeterli sıvı tüketilmemesi gibi faktörlerin alt solunum yolu enfeksiyonlarını tetikleyebildiğini belirten Dr. Tuncel, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini belirtti. Yaz sıcaklarında serinlemek için başvurulan klimalar ve ani ısı değişimleri, nefes alma zorluğu ile sonuçlanabilecek tehlikeli bir hastalığa zemin hazırlayabiliyor. Halk arasında bronşitin yalnızca kış hastalığı olarak bilindiğini ancak yaz aylarında da sıkça karşılaşıldığını ifade eden Özel Adatıp Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Dilek Tuncel, "Halk arasında bronşit genellikle soğuk havalarla ilişkilendirilse de, yaz aylarında da ciddi oranda bronşit vakası görüyoruz. Özellikle klima altında uzun süre kalmak, terli vücutla rüzgara maruz kalmak, havuzdan çıkar çıkmaz serin ortama geçmek gibi durumlar solunum yollarını etkileyerek bronşit gelişimine zemin hazırlıyor" dedi. "Hastaneye yatış gerektiren ciddi tablolarla sonuçlanabilir" Yaz bronşitinin genellikle kuru öksürük, göğüste baskı hissi, nefes darlığı ve halsizlik ile kendini gösterdiğini söyleyen Dr. Tuncel, bu semptomların ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Tuncel, "Özellikle kronik akciğer hastalığı olan bireylerde yaz bronşiti, alt solunum yolu enfeksiyonlarına dönüşebilir. Bu da hastaneye yatış gerektiren ciddi tablolarla sonuçlanabilir. Bu sebeple erken tanı ve tedavi önemlidir" diye konuştu. "Klima kullanımı ve nem dengesine dikkat" Dr. Tuncel, yaz aylarında yaşam alanlarında kullanılan klimaların temizliğine de dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatarak, "Filtreleri uzun süre temizlenmeyen klimalar, küf ve bakteri oluşumuna sebep olabilir. Bu da solunum yollarında irritasyona ve enfeksiyon riskine yol açar. Ayrıca ani ısı değişimlerinden kaçınmak, yeterli sıvı almak ve bağışıklığı güçlü tutmak yaz bronşitinden korunmada etkili olacaktır" ifadelerini kullandı.
Türkiye’de her 100 kişiden 24’ünde görülüyor
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:58 Türkiye’de her 100 kişiden 24’ünde görülüyor Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından belirlenen 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü’ne özel açıklamalarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatit hastalığının iyi tanınması gerektiğinin mesajını verdi. Hepatit konusunda en büyük sorunun kan yoluyla ve cinsel yolla olan bulaş olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serhan Sakarya "Türkiye’de her 100 kişiden 24’ünde hepatit görülüyor" dedi. Dünya Hepatit Günü dolayısıyla hepatit hastalığı hakkında açıklamalarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatit hastalığını iyi tanımak gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Serhan Sakarya, "Hepatit, karaciğer hücrelerinin hasarlanmasına bağlı gelişmiş olan klinik bir tablo olarak özetlenebilir. Bu tablo birçok nedene bağlı olarak gelişebilir. Enfeksiyon hastalıkları başta olmak üzere otoimmün hastalıklar, yediğimiz içtiğimiz gıdalara bağlı olarak gelişen hepatitler ya da ilaca bağlı toksin olarak gelişen hepatitler bunların hepsi hepatit olarak tanımlanır. Ama toplum içinde akla gelen en önemli şey mikroplarla olan hepatitlerdir. Bu nedenle hepatitleri iyi tanımlamak gerekiyor" dedi. Tıpkı grip gibi bulaşabiliyor Hepatitlerin bulaşma şekli hakkında bilgi veren Prof. Dr. Serhan Sakarya, "Bulaşıcı hepatitler tıpkı grip, nezle, zatürre gibi bulaşır. Hepatit virüsü denilen A, B, C, D ve E’den oluşan virüsler ve bunun yanında bazı diğer virüsler örneğin; Epstein-Barr, Sitomegalovirüs (CMV), brusella, tüberküloz gibi mikroplar karaciğeri tutaraktan hepatit yapabilir. Fakat bizim çoğunlukla enfeksiyon olarak viral hepatitler dediğimiz bu saydığım A, B, C, D ve E’lerdir. Bunların bazıları ağız yoluyla bulaşır. Yani gıdalar yoluyla bulaşır, bazıları da kan yoluyla bulaşır. Özellikle A ve E, gıda ve suyla bulaşan hepatit türü olup, salgın yoluyla seyredebilir. Bunlar genellikle yaşa ve bağışık yanıta bağlı olarak farklı klinik şekilde seyredebilir. Çocuklarda genellikle hafif seyrederken, büyüklerde ağır seyreder. Çünkü büyüklerde bağışık yanıt daha güçlü olduğu için hastalığa karşı daha güçlü cevap vermekte ve bu cevap da karaciğeri yıkmaktadır. Bağışıklık ne kadar güçlüyse o kadar çok karaciğerde tahribat oluşuyor. Ağız yoluyla bulaşan hepatitlerde klinik değişken olmakla birlikte yüz güldürücüdür çünkü kronikleşme riski yoktur. Hepatitlerde en çok korkulan, kronik karaciğer hastalığı olan siroz ya da kanserdir. Onun için bu saydıklarımızda bu risk yoktur. Ama Hepatit B de ve Hepatit C de bu riskler çok yüksektir. B ve C kendi başına birer virüsken D ise inkoplekt tam virüs olmayan bir bulaşandır" açıklamasını yaptı. Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatitler konusunda en büyük sorunun kan ve cinsel yolla olan bulaş olduğunu vurguladı. Hepatit C için bir aşı olmadığını ve bu virüsün kan yoluyla bulaştığını ifade eden Prof. Dr. Serhan Sakarya, "Hepatit C’ye karşı aşı yoktur. Kan yoluyla bulaşır ve de siroz ve kanser yapma riski yüksektir. Fakat yeni çıkan antiviraller yüzde 100 tedavi edebilme özelliğine sahiptir. Ama B için hasta olduğunuz takdirde yapılacak olan tedavi ile tamamen virüsten kurtulma şansınız yüzde 8 ile 12 arasındadır. Onun için ömür boyu tedavi olma ihtiyacı ortaya çıkabilir" diye konuştu. Aşılanma hastalık oranını ciddi oranda düşürüyor Hepatite karşı korunmanın yollarına dikkat çeken Prof. Dr. Serhan Sakarya, özellikle Hepatit B’ye karşı geliştirilen aşıyı hatırlatarak, "Hepatit B’ye karşı yapılan aşılar; Hepatit B’ye ve dolayısıyla Hepatit D’ye karşı koruma sağlıyor. Bu aşılar çocukluk döneminde yapılması gereken aşılardır. Türkiye’de de yapılan çalışmalar göstermiştir ki aşılanma hastalık oranını ciddi oranda düşürmüştür. Buna farklı bir gözle bakarsak, bir kronik karaciğer hastasının tedavi maliyeti yaklaşık olarak 10 binlerce insanın aşılanması maliyeti kadardır. Dolayısıyla aşılanma bu anlamda çok önemli. Özellikle sağlık çalışanları ve gelişen nesil için tamamen temiz bir ülke ve çevre yaratılabilir. Bunun en güzel örneği Küba’dır. Aşılanma sayesinde 2012 yılından beri hiç vaka görülmeyen ülke haline gelmiştir" mesajını verdi. Tedavi gecikirse sonuç organ yetmezliğine varabilir Türkiye’de her 100 kişiden 24’ünde Hepatit B görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatit hastalığının belirtileri hakkında bilgi verdi. Hastalığın akut ve kronik dönemleri olduğunu ayrıca sessiz taşıyıcı diye konuşulan bir dönemi de olduğunu belirten Prof. Dr. Serhan Sakarya, "Akut dönem aynı enfeksiyonlar gibi başlar. Ateş kusma bulantı iştahsızlık gibi... Hemen arkasından gelişen bir sarılık hali olur. İdrar renginde koyulaşma, ciltte ve gözlerde sararmalarla hasta bunu anlar. Hepatitin de her enfeksiyon gibi başlangıcı benzerdir. Hastalığın alevlenme döneminde karaciğerdeki yıkım enzimleri çok artar. Cilt tamamen sararır, idrar rengi koyulaşır, dışkı rengi açılır. Hastada bu dönemde bile çok ciddi bulgular olmaz. Halsizlik dışında bazen hafif bulantı görülebilir. Hasta aksine kendini iyi hisseder. Bu çok sıkıntılı bir tablodur. Çünkü iyi hissettiği için tedavi adına gerekli olan istirahat ve kendine vermesi gereken önemi göstermez. Bu da çok hızlı bir şekilde alevli ve hızla ilerleyip hastanın ölümüyle sonuçlanabilen ve karaciğeri hemen hemen hepsinin yok olduğu organ yetmezliğine varabilir. Ya da kronik fazda kalabilir. Kronik fazın sonunda siroz ya da kanser olarak devam edebilir" ifadelerini kaydetti. Öte yandan Prof. Dr. Serhan Sakarya, hepatitin belirtilerinin hastayı yanıltmasından kaynaklı bulaş olduğunda pek anlaşılamadığını belirterek, genellikle hastaların ameliyat öncesinde ya da check-up sırasında yapılan testlerle hepatit olduğunu öğrenebildiğini söyledi.
Üzerine çaydanlık devrilen 70 yaşındaki adamın vücudunun yüzde 20’si yandı
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:54 Üzerine çaydanlık devrilen 70 yaşındaki adamın vücudunun yüzde 20’si yandı İstanbul’da kahvaltı hazırlarken üzerine kaynar çaydanlık devrilen 70 yaşındaki Talip Güzel’in vücudunun yüzde 20’si yandı. Yaşadıklarını anlatan Güzel, "Küçük demlik üzerime doğru devrildi, hemen yanan bölgenin tamamını yıkadım, mutfağa fazla girmek istemiyorum, bilmediğim işleri yaparsam böyle büyük kazalar meydana gelir" dedi. Hastasının durumuna ilişkin bilgi veren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Turan ise "Şu an 7-8 tane benzer hastamız mevcut. Yaklaşık yüzde 20 civarında bir yanığı vardı. Sıcak su hastalarımızda bir anda çok kötü bir duruma yol açabiliyor, vatandaşlarımız dikkatli olmalı" diye konuştu. İstanbul Bahçelievler’de yaşayan 70 yaşındaki Talip Güzel, tatil sonrası memleketi Çankırı’dan eşiyle evine döndü. 19 Temmuz günü ise iddiaya göre sabah saatlerine eşine yardım etmek için mutfağa giren yaşlı adam, çayı demlemek isterken bir anda çaydanlık üzerine devrildi. Acıyla banyoya koşan yaşlı adam, üzerini çıkarırken yanan noktalara su tuttu. Bir süre suyun altında duran Güzel, sonrasında hemen bir hastaneye gitti, sonrasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne yönlendirildi. Avrupa’nın en büyük merkezlerinden biri arasında gösterilen Yanık Tedavi Merkezi’nde tedavi altına alınan Güzel’in vücudunun yüzde 20’sinin yandığı anlaşıldı. Karın ve bacak bölgesinde yanıklar meydana gelen Güzel için tedavi süreci başlarken yatışı yapıldı. Güzel, yaşadığı zorlu süreci anlatırken Yanık Tedavi Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Turan taburcu edilen hastasının durumuna ilişkin bilgi verdi. Turan, yanık durumunda yapılması gerekenleri sıraladı. "Küçük demlik üzerime doğru devrildi, Çaydanlığın devrildiği anları anlatan 70 yaşındaki Talip Güzel, "Olay cumartesi sabahı saat 09.00 ile 10.00 arasıydı. Büyük demlikten küçük demliğe çay boşaltırken yere koyacağım sırada elimde bir yanma hissettim ve o anda küçük demlik üzerime doğru devrildi. Orada bir panikleme oldu, dizimden aşağısına doğru sıcak su devrildi. Banyoya gittim, yıkadım, bir kızarma oldu, yarım saat sonra bir yanma başladı. Buraya geldim hemen yarayı açtılar, tekrar baktılar. Çok güzel bir şekilde orayı sardılar ve yatışımı verdiler. Sıcağıyla biraz daha fazla yanma olabilirdi, hemen ilk önlem olarak üzerine soğuk su döktüm. Banyodaki hortumu açtım, yanan bölgenin tamamını soğuttum, yıkadım. Herkesin dikkat etmesini istiyorum, bu yanıklar çok kötü oluyor. Çay işlerinden pek fazla anlamam, kadınlar anladığı için o gün de ben yapayım dedim. Mutfağa fazla girmek istemiyorum, hanımın yapmasını istiyorum. Bilmediğim işleri yaparsam böyle büyük kazalar meydana gelir" şeklinde konuştu. "Yüzde 20 civarında bir yanığı vardı, çok dikkat edilmeli" Vatandaşların ev kazalarına karşı dikkatli olması gerektiğini ifade ederken ilk müdahalenin de önemine dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Turan, "Gövdesinin sağ tarafında sıcak su yanığıyla geldi, kaynak olarak da bir çay yapma süreci söz konusu; çaydanlığın devrilmesi. Şu an kliniğimizde 7-8 tane benzer hastamız mevcut. Sıcak su, hastalarımızda bir anda çok kötü bir duruma yol açabiliyor. Çay, kahve yapılacağı zaman sıcak suya karşı vatandaşlarımızın dikkatli olması lazım. Öncelikle yanık durumunda elbise varsa elbisenin çıkartılması ve cilde temas eden yerin çeşme suyunda an azından bir 10-15 dakika oda sıcaklığında çeşme suyunda enerjisinin alınması lazım. Sonraki süreçte ıslak bir havlu, bez olabilir onunla sağlık kuruluşuna intikal ettirilmesini öneriyoruz. Güneş yanıklarında da yine o bölgenin ıslak bir malzemeyle enerjisinin alınması çok önemli. Güneş yanıklarında alerji de gelişebiliyor, cilt ince olabiliyor, o bölgeleri yumuşatıcı özel malzemelerle korumaya alıyoruz. Buz özellikle ekstremitelerde dolaşımı daha kötü yapabiliyor, bozabiliyor o yüzden çok buz önermiyoruz. Hastanın yaklaşık yüzde 20 civarında bir yanığı vardı. Sıcak, ateş çok problemlere yol açan bir süreç oluşturuyor, hele de yaz sıcaklarında. Şehirlere sirayet ederek, hektarlarca alanın yandığı ve maalesef can kaybına yol açabilen; şehitlerimiz olabiliyor o yüzden vatandaşlarımızın bu dönemlerde ve diğer durumlar da çok dikkat etmeleri gerekiyor" şeklinde konuştu. (HK-SB-
Yıllarca alerji sandı, tanı şaşırttı
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:53 Yıllarca alerji sandı, tanı şaşırttı Burnundan sürekli sıvı gelmesi şikayetiyle uzun süre alerji tedavisi gören Özlem Akçay, diş tedavisi sırasında yapılan tetkiklerle burnundan akan sıvının aslında beyin omurilik sıvısı olduğunu öğrendi. Menderes, Özdere bölgesinde yaşayan 50 yaşındaki Özlem Akçay, uzun süredir burun akıntısı şikayeti yaşıyordu. Doğayla iç içe bir bölgede yaşadığı için şikayetlerini alerjiye bağlayan Akçay, zaman içinde bu durumun sıradan bir alerjik rahatsızlıktan çok daha ciddi bir tabloya işaret ettiğini fark etti. Akçay, başka bir merkezde çekilen beyin tomografisi sonrası izmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesine başvurdu. yapılan incelemelerde, burun içinde en arkada bulunan (sfenoid) sinüs içine beyin dokusunun sarktığı ve buradan beyin omurilik sıvısının sızdığı izlendi. Tıbbi adıyla ’spontan beyin omurilik sıvısı kaçağı’ olarak bilinen ve ihmal edildiğinde ciddi enfeksiyonlara neden olabilen bir hastalığı işaret ediyordu. Prof. Dr. Eren ve ekibi tarafından endoskopik yöntemle kapalı olarak gerçekleştirilen ameliyat sonrası, hastanın burun akıntısı tamamen kesildi ve kısa sürede sağlığına kavuştu. ‘Beyin dokusu sarkması’ Hastanın tedavisini gerçekleştiren İEÜ Medical Point Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Erdem Eren, süreci şu sözlerle değerlendirdi: "Özlem Hanım bize uzun süreli burun akıntısı şikayetiyle başvurdu. Yapılan incelemelerde, burun içinde en arkada bulunan (Sfenoid) sinüs içine beyin dokusunun sarktığı ve buradan beyin omurilik sıvısının sızdığı izlendi. Bu durum menenjit gibi ciddi komplikasyonlara yol açabileceği için acil müdahale edilmesi gereken bir tablodur." ‘Alerji sandım’ Ameliyat sonrası duygularını paylaşan Özlem Akçay, "Başta alerji sandım, çünkü çevremdeki pek çok kişinin burnu akıyordu. Alerji ilaçlarıyla geçeceğini düşündüm. Ancak uzun süre geçmeyince doktora başvurdum. Meğer burnumdan akan sıvı beyin sıvısıymış. Medical Point Hastanesi’nde çok başarılı bir operasyon geçirdim. Şimdi kendimi çok iyi hissediyorum" dedi.
Nöroloji Uzmanı Dr. Ramazan Akpınar: "Doğru alışkanlıklarla beyin sağlığınızı koruyun"
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:36 Nöroloji Uzmanı Dr. Ramazan Akpınar: "Doğru alışkanlıklarla beyin sağlığınızı koruyun" Beyin sağlığını korumanın yaşam kalitesini artırdığını belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Ramazan Akpınar "Beynimiz vücuttaki kaslara benzer; kullanıldıkça gelişir, kullanılmadığında zayıflar. Beyni formda tutmak için aktif olmak, egzersiz yapmak ve doğru alışkanlıklar geliştirmek gerekir" dedi. Medical Park Karadeniz Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Ramazan Akpınar, beyin sağlığını korumaya yönelik bilgilendirmelerde bulundu. Uzm. Dr. Ramazan Akpınar, uzayan yaşam süreleriyle birlikte beyin sağlığının önem kazandığına dikkat çeken beyin hastalıklarına karşı bireysel farkındalık ve koruyucu önlemlerin büyük rol oynadığını vurguladı. Uzm. Dr. Akpınar, "Beyin sağlığınıza dikkat ederek hem kendi yaşam kalitenizi artırabilir hem de beyin hastalıklarıyla mücadele eden kişilere destek olabilirsiniz" diye konuştu. "Uyku, beyin sağlığı için vazgeçilmezdir" Uyku bozukluklarının Parkinson ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar için risk oluşturduğunu ifade eden Uzm. Dr. Akpınar, "Uyku sadece süresiyle değil, kalitesiyle de önemlidir. Kaliteli uyku, Alzheimer hastalarında biriken toksik proteinlerin beyinden temizlenmesine yardımcı olur. Yetişkinlerin her gece 7-8 saat düzenli uyuması beyin sağlığı açısından gereklidir" dedi. "Baş yaralanmalarını hafife almayın" Günlük yaşamda alınacak basit önlemlerin beyin travmalarını önleyebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Akpınar, "Kask kullanımı, emniyet kemeri takılması gibi önlemler, baş yaralanmalarına karşı ilk savunma hattını oluşturur. Küçük gibi görünen kafa travmaları bile uzun vadede ciddi nörolojik sorunlara yol açabilir" diye konuştu. "Egzersiz beyne giden kan akışını artırıyor" Düzenli fiziksel aktivitenin beyin sağlığına olan katkısına değinen Uzm. Dr. Akpınar, "Haftada 150 dakika orta tempolu egzersiz yapmak, beyne giden kan akışını artırır ve hafızayı güçlendirir. Egzersiz, Alzheimer riskini azaltır ve yaşla birlikte gelişen beyin fonksiyonlarındaki gerilemeyi yavaşlatır" ifadelerini kullandı. Beyni formda tutmanın yollarından birinin de zihinsel aktiviteler olduğunu belirten Uzm. Dr. Akpınar, "Beynimizi okumak, bulmaca çözmek, el sanatlarıyla uğraşmak gibi aktivitelerle sürekli meşgul etmeliyiz. Sosyal etkileşimler, hobiler ve yeni şeyler öğrenmek beyin sağlığı için çok değerlidir" dedi. Ruh sağlığının da beyin sağlığıyla doğrudan ilişkili olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Akpınar, "Depresyon ve stres, hafıza sorunlarına yol açabilir. Bu yüzden sosyal ilişkileri güçlendirmek, sanat ve müzik gibi terapötik aktivitelerle uğraşmak önemlidir. Kendimize iyi bakmadan önce beynimize iyi bakmalıyız" açıklamasında bulundu.
Prof. Dr. İnan: "Egzersiz ve sağlıklı beslenme meme kanseri riskini azaltıyor"
28 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:34 Prof. Dr. İnan: "Egzersiz ve sağlıklı beslenme meme kanseri riskini azaltıyor" Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserinden korunmak için önerilerde bulunan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın İnan, "Haftada 150 dakika egzersiz yapılmalı, ideal kiloda kalınmalı, sigara ve alkolden uzak durulmalı. Taze sebze-meyve ağırlıklı beslenilmeli, lifli gıdalar tercih edilmeli, şekerli ve işlenmiş ürünlerden uzak durulmalı" dedi. Medical Park Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın İnan, meme kanseri hakkında açıklamalarda bulundu. Meme kanserinde erken teşhise dikkat çeken Prof. Dr. İnan, "Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla meydana gelen kötü huylu (malign) hastalıktır. Normalde vücudumuzdaki hücreler belirli bir düzen içinde büyür, bölünür ve ölür. Ancak kanserli hücreler bu düzeni bozar ve kontrolsüz biçimde çoğalırlar. Hastalık süt kanallarından veya süt bezlerinden gelişebilmektedir. Lenf veya kan yolu ile lenf bezlerine ve diğer organlara yayılabilmektedir (metastaz). Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biridir ve erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksektir. Ancak geç fark edilirse hem tedavi süreci daha zorlu olur hem de yaşam süresini ve kalitesini olumsuz etkileyebilir. En çok 40 yaş sonrası kadınlarda görülür. 50 yaş sonrası risk artar. Genetik yatkınlığı olanlarda daha erken yaşta da görülebilir" diye konuştu. "En sık belirtisi memede veya koltuk altında ele gelen sert kitledir" Belirtilere değinen Prof. Dr. İnan, "En sık belirtisi memede veya koltuk altında ele gelen sert kitledir. Bu sertlik zamanla büyüyebilir. Meme başından akıntı gelmesi görülebilir. Bu akıntı kanlı veya berrak olabilir. Meme başında içeri çökme veya çekinti meydana gelmesi, meme derisinde çukurlaşma veya portakal kabuğu gibi bir görünüm meydana gelmesi, meme şekil veya boyutunda değişiklik diğer belirtiler arasındadır. Meme cildinde kızarıklık, şişlik, sıcaklık ve hassasiyet olabilir. Bu belirtiler inflamatuar meme kanseri diye adlandırılan hastalığın belirtileri olabilir. Bazen bu belirtilerin hiçbiri yoktur. Hastanın kontrolleri sırasında meme kanseri tespit edilebilir. Bu yüzden düzenli kontrollere gitmek büyük önem taşır" şeklinde konuştu. "Tanı için fizik muayene yapılır, hastanın öyküsü değerlendirilir" İnan, meme kanserinin teşhisiyle ilgili, "Tanı için fizik muayene yapılır, hastanın öyküsü değerlendirilir. Düzenli kendi kendine muayene ve doktor kontrolü önemlidir. Mamografi, ultrason, gerekirse MR kullanılır. Şüpheli kitlelerden biyopsi alınarak kesin tanı konur. Kadınlar memelerindeki kitleyi genellikle kendileri fark eder. Sert, ağrısız kitleler uyarıcıdır. Ancak her sertlik kanser değildir. Görüntüleme yöntemleri tanıda yardımcıdır. Kendi kendine muayene erken teşhis için basit ama etkilidir" ifadelerine yer verdi. "40 yaş sonrası yılda bir mamografi önerilir" Mamografinin ne sıklıkla yapılması gerektiğini anlatan İnan, "40 yaş sonrası yılda bir mamografi önerilir. 55 yaş sonrası aralık hastaya göre iki yıla çıkarılabilir. Aile öyküsü olanlarda daha erken başlanabilir. Mamografi düşük doz radyasyon içerir" ifadelerini kullandı. "Nadiren erkeklerde görülebilir" Erkeklerde meme kanserinin çok az görüldüğünü söyleyen İnan, "Erkeklerde meme kanseri nadirdir (yüzde 1’den az). Ancak memede sertlik, şişlik veya akıntı varsa doktora başvurulmalıdır. Aile öyküsü, genetik yatkınlık, bazı karaciğer ve hormon bozuklukları riski artırır" dedi. "Görülme oranı artıyor" Meme kanserinde görülme sıklığındaki artışa dikkat çeken İnan, "Ömür süresinin uzaması, çevresel toksinler, sigara, alkol, kötü beslenme, obezite, erken adet-geç menopoz, doğum sayısındaki azalma gibi faktörler sıklığı artırıyor. Ayrıca tarama programları sayesinde tanı oranları da artmaktadır" ifadelerini kullandı. "Kadınlar vücut yapılarını tanımalı, düzenli olarak kendi kendine kontrol yapmalıdır" Meme kanserinden dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. İnan, "Kadınlar vücut yapılarını tanımalı, düzenli olarak kendi kendine kontrol yapmalıdır. Şüpheli bir durumda hemen doktora başvurulmalıdır. Ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü, genetik yatkınlık (BRCA1/BRCA2), 40 yaş sonrası, uzun süreli hormon kullanımı, obezite, hareketsizlik, sigara, alkol kullanımı, erken adet ve geç menopoz risk faktörleri arasındadır" dedi. Meme kanserinden korunmak için tavsiyeler Prof. Dr. İnan, meme kanserinden korunmak için şu önerilerde bulundu: "Haftada 150 dakika egzersiz yapılmalı, ideal kiloda kalınmalı, sigara ve alkolden uzak durulmalı. Taze sebze-meyve ağırlıklı beslenilmeli, lifli gıdalar tercih edilmeli, şekerli ve işlenmiş ürünlerden uzak durulmalı. Doğum ve emzirme de koruyucudur. Düzenli taramalar aksatılmamalıdır. Bitkisel ağırlıklı, liften zengin, sağlıklı yağlar içeren beslenme önerilir. Kırmızı et ve işlenmiş et ürünleri sınırlandırılmalı. Omega-3 kaynakları tercih edilmeli. Şekerli içecekler ve rafine karbonhidratlardan kaçınılmalıdır. Probiyotik besinler bağışıklığı destekler." "Tedavi kişiye özel planlanmalı" Meme kanserinde tedavi seçeneklerine değinen Prof. Dr. İnan, "Tedavi, hastanın yaşı, genetik durumu ve tümörün özelliklerine göre kişiye özel planlanır" dedi. Prof. Dr. İnan, tercih edilebilecek tedavi yöntemlerini şöyle sıraladı: "Cerrahi (meme koruyucu veya mastektomi), kemoterapi (ameliyat öncesi/sonrası), radyoterapi, hormon tedavisi (reseptör pozitif hastalarda), hedefe yönelik tedaviler (HER2 pozitif hastalarda) ve immünoterapi. Endoskopik cerrahiden lazer tedavisine kadar birçok yöntem hasta için uygun şekilde uygulanır."