Son Dakika
|
Trump: "(İran) Onlar için olabilecek en iyi şey, bizim ateşkesi yürürlükte tutmamızdır"
DÜNYA
Zuhal Böcek’in ifadeleri ortaya çıktı
Antalya Büyükşehir iştiraki ANSET’e operasyonda 14 şüpheli tutuklandı
Başakşehir’de akaryakıt istasyonunda tekmeli yumruklu kavga
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez Ankara’dan ayrılıyor
İtalya’da şampiyon Inter
Uşak’ta 7 aracın karıştığı zincirleme kaza: 4 ölü, 34 yaralı
Gaziantep'te sağanak: Çatılar uçtu, ağaçlar devrildi, araçlar suya gömüldü
Diyarbakır’da şampiyonluk kutlamalarında 11 yaralı, 10 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Trump: "(İran) Onlar için olabilecek en iyi şey, bizim ateşkesi yürürlükte tutmamızdır"
Merz: "Tahran müzakere masasına dönmeli, bölgeyi ve dünyayı rehin almaktan vazgeçmeli"
Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Vershinin’den Anıtkabir’e ziyaret
Gaziantep’te eğitime fırtına engeli
CENTCOM Komutanı Cooper’dan İran’a ABD ordusundan uzak durması uyarısı
İnegöl’de sular altında kalan araziler havadan görüntülendi
Ankara İl Emniyet Müdürü Maksut Yüksek düzenlenen törenle görevine başladı
SAĞLIK
Sağlıkta stratejik iş birliği: Bakan Yardımcısı Birinci’den Atatürk Üniversitesine ziyaret
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:43:16
Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nu ziyaret ederek üniversitenin sağlık alanındaki mevcut çalışmaları ile geleceğe yönelik projelerini yerinde inceledi. Gerçekleştirilen ziyaret kapsamında, özellikle ilaç, aşı ve biyoteknoloji alanında yürütülen çalışmalar ele alınırken, kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin bilimsel altyapısı ve yürütülen projeler hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Üniversite bünyesinde kurulan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile İlaç Hammadde Üretim Merkezinin stratejik önemine dikkat çeken Hacımüftüoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Üniversitemizin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu gururla ifade ediyorum. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz ile Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizin (DAYTAM) dijital altyapısının kesiştiği nokta, ilaç üretiminde ülkemizdeki önemli merkezlerinden biri olma hedefimizi ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, yerli ve millî üretim kapasitesini artıracak projeler geliştirmeye devam ediyoruz." Bakan Yardımcısı Birinci: "Bilimsel altyapı etkileyici ve umut verici" Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci ise Atatürk Üniversitesinin sağlık alanındaki bilimsel birikimi ve teknolojik altyapısından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Üniversitenin özellikle ilaç ve biyoteknoloji alanındaki çalışmalarının Türkiye’nin sağlık vizyonuna önemli katkılar sunduğunu belirten Birinci, şunları kaydetti: "Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmaların hem kapsamı hem de niteliği oldukça etkileyici. Özellikle yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçlerine yönelik çalışmalar, ülkemizin bu alandaki rekabet gücünü artıracak niteliktedir. Bakanlık olarak bu tür bilimsel girişimleri desteklemeye ve üniversitelerimizle iş birliği içinde çalışmaya büyük önem veriyoruz." DAYTAM’da incelemelerde bulunuldu Ziyaret kapsamında Bakan Yardımcısı Birinci, Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini de (DAYTAM) ziyaret ederek burada yürütülen çalışmalar hakkında Merkez Müdürü Prof. Dr. Bilal Nişancı’dan bilgi aldı. Merkezin sahip olduğu ileri düzey teknolojik altyapı ve disiplinler arası araştırma kapasitesi hakkında detaylı sunum gerçekleştirilirken, özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ temelli projeler ön plana çıktı. Gerçekleştirilen ziyaret, Atatürk Üniversitesi ile Sağlık Bakanlığı arasında sağlık teknolojileri alanında geliştirilecek iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Taraflar, özellikle ilaç geliştirme, aşı üretimi ve biyoteknoloji alanlarında yürütülecek ortak projelerle Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini ifade etti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:22
ERÜ Hastaneleri’nde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" etkinliği düzenlendi
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanelerinde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" dolaysıyla bir dizi etkinlik düzenlendi. Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğe Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Dursun, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Baykan, Hastaneler Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Serap Doğan, Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Yıldız, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen, Hastaneler Başmüdürü Özcan Özyurt, Hastane Müdürü Şerife Gürcan, Başhemşire Fatma Yeşil, Hastane Müdür Yardımcısı Necla Güngör Camuscu, öğretim üyeleri, hekimler, başhemşire yardımcıları, Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Hemşireleri ve diğer sağlık çalışanları katıldı. Programa Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Can Hüseyin Hekimoğlu, Esen Batır ve Dilek Altun’ un el hijyeni sunumları ile Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumuyla devam edildi. El hijyeni kokusundaki farkındalığı artırmak açısından her yıl olduğu gibi bu yılda "El Hijyeni Şampiyonu" seçilen; Doç. Dr. Alper Özcan, Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Akyol, Hemşire Esme Ulutürk, Temizlik Personeli Süheyla Cerit ve ve Süleyman Elbir’e ödülleri takdim edildi. Etkinlikler devam edecek Tıp Fakültesi öğrencilerine yönelik olarak Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumu ve açılacak olan stant ile etkinliklere devam edilecek. Ayrıca hastane bekleme salonlarında bulunan bilgilendirme ekranlarında el hijyeni videolarının gösterimi gerçekleştirilecek. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri, 2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından düzenlenen Avrupa Bölgesi El Hijyeni Mükemmeliyeti Yarışmasında birinci olarak bu ödülü ülkeye ilk defa kazandıran hastane olma özelliği de bulunuyor.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:59
Dünyada 350 milyon astım hastası var
DÜZCE(İHA) – Prof. Dr. Ege Güleç Balbay Dünya Astım Günü’nde yaptığı açıklamada astım hastalığının kontrol atına alınabildiğini belirterek Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyon astım hastası olduğu söyledi. Düzce Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Karadeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Ege Güleç Balbay, "Dünya Astım Günü" dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Astımın kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Ege Güleç Balbay, doğru tanı, düzenli tedavi ve inhaler ilaçların doğru kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. Astımın akciğer içindeki hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen ve hava yolu daralmasıyla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Balbay, "En sık görülen belirtiler; tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüste baskı hissi ve öksürüktür. Doğru tanı için yalnızca şikâyetlerin değerlendirilmesi değil, solunum fonksiyon testleriyle hava yolu daralmasının gösterilmesi büyük önem taşır" dedi. "Küresel bir hastalık" Astımın küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Balbay, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 350 milyon astım hastası bulunduğunu ve her yıl 400 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de ise her 10 çocuktan birinde astım görüldüğünü belirten Balbay, "2024 yılında bin 300’den fazla ölüm astıma bağlı nedenlerle gerçekleşti. Bu nedenle farkındalık büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. "Tedavide anahtar: kortizon içeren inhalerler" Astım tedavisinde temel hedefin şikayetleri kontrol altına almak ve atakları önlemek olduğunu vurgulayan Balbay, "Yalnızca ilaç başlamak yeterli değildir. İlaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılması gerekir" dedi. Güncel rehberlere değinen Balbay, özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda yalnızca kısa etkili rahatlatıcı ilaçların tek başına kullanılmasının önerilmediğini belirterek, "Bu ilaçlar geçici rahatlama sağlar ancak hastalığın temelindeki iltihabı tedavi etmez. Bu nedenle tedavinin temelini kortizon içeren inhaler ilaçlar oluşturur" ifadelerini kullandı. "Yanlış kullanım tedaviyi etkisiz hale getiriyor" İnhaler ilaçların doğru kullanımının tedavide kritik rol oynadığını söyleyen Balbay, "İlaçlar doğrudan hava yollarına ulaştığı için daha düşük dozlarla etkili olur. Ancak yanlış teknikle kullanıldığında yeterli fayda sağlanamaz" dedi. Hastaların inhaler kullanım tekniklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini belirten Balbay, kortizon içeren ilaçların kullanımından sonra ağız ve boğazın su ile çalkalanmasının da önemli olduğunu vurguladı. "Astım kontrolü yaşam kalitesini belirler" Astım kontrolünün; gündüz ve gece şikayetlerinin olmaması, kurtarıcı ilaç ihtiyacının azalması ve atak yaşanmaması anlamına geldiğini ifade eden Balbay, kontrolü bozan faktörleri şöyle sıraladı: "Düzensiz ilaç kullanımı, yanlış inhaler tekniği, enfeksiyonlar, alerjenler ve sigara dumanı." Balbay, "Sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve temiz hava ortamı sağlamak astım kontrolünü destekler" dedi. Astım yönetiminde eğitimin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Balbay, hastaların hastalıklarını tanımalarının ve doğru müdahale yöntemlerini bilmelerinin hayati olduğunu belirtti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:05
KBB uzmanından burun estetiğinde kişiye özel tasarım vurgusu
Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzm. Opr. Dr. Erdoğan Maral, burun estetiğinde (rinoplasti) sıkça gündeme gelen "herkese aynı burun yapılır mı?" sorusuna net bir yanıt verdi. Modern estetik anlayışında artık standart kalıpların değil, kişiye özel tasarımın esas olduğunu vurgulayan Dr. Maral, rinoplastinin bir cerrahiden öte, yüz estetiğinin bütüncül bir sanatı olduğunu ifade etti. Son yıllarda sosyal medya etkisiyle benzer burun taleplerinin arttığını belirten Kocaeli Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nde görevli Opr. Dr. Erdoğan Maral, bu yaklaşımın doğru sonuçlar vermediğine dikkat çekti. Her yüzün kemik yapısı, cilt kalitesi ve mimik dengesi farklı olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Erdoğan Maral, "Bu nedenle başka bir yüz için tasarlanmış bir burnu kopyalamak, çoğu zaman doğallıktan uzak ve yapay sonuçlara neden olur. Bizim yaklaşımımızda hedef, bir modeli taklit etmek değil; o yüze ait en doğru burnu ameliyat öncesi hasta ile yapılan detaylı ön görüşme ve muayene ile tasarlamaktır" dedi. Doğal görünümün üst segment rinoplastinin en önemli kriteri olduğunu belirten Dr. Maral, "Başarılı bir rinoplasti dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. İnsanlar değişimi hisseder ama neyin değiştiğini tam olarak tanımlayamaz. İşte bu, estetik cerrahinin en üst seviyesidir" diye konuştu. "Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir" Fonksiyonel mükemmelliğin de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Dr. Maral estetik ile birlikte nefes kalitesinin de optimize edilmesi gerektiğini belirtti.Maral, "İyi bir rinoplasti yalnızca görünümü değil, yaşam kalitesini de iyileştirir. Nefes alma problemlerinin aynı operasyon içinde çözülmesi, modern cerrahinin standartlarından biridir.. Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir. Detaylı yüz analizi, ileri cerrahi teknikler ve tecrübenin birleşimiyle hem estetik hem fonksiyonel açıdan üst düzey sonuçlar elde edilir. Önemli olan, hastaya en çok yakışan ve yıllar içinde doğallığını koruyacak burunu tasarlamaktır" şeklinde konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
30 Nisan 2026 Perşembe- 10:11
Grip olduğunu düşündü doktora gitmedi: Hayatının şokunu yaşadı
2
03 Mayıs 2026 Pazar- 11:54
Mesane kanserine robotik çözüm: ’Kalp gibi mesane’ ile yeniden hayata başladı
3
03 Mayıs 2026 Pazar- 15:43
Küresel sağlık diplomasisinde Türkiye vurgusu
4
03 Mayıs 2026 Pazar- 19:03
Üniversiteli sağlık öğrencilerinden köyde sağlık taraması
5
03 Mayıs 2026 Pazar- 10:23
Çocuğunuzda bu belirtiler varsa dikkat
12 Ağustos 2025 Salı - 12:52
Uşak’ta ‘Dumansız Hava Sahası’ denetimleri sürüyor
Uşak İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, kapalı alanlarda tütün ürünü kullanımının önlenmesi amacıyla il genelinde denetimlerini aralıksız sürdürüyor. Uşak İl Sağlık Müdürlüğü, tütün ürünlerinin kullanımını önlemek ve "Dumansız Hava Sahası" uygulamasının etkinliğini artırmak amacıyla kent genelinde denetim faaliyetlerine devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün tütün kullanımını "dünyanın en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri" olarak tanımladığını hatırlatan yetkililer, Halk Sağlığı Başkanlığı yöneticileri ve saha ekipleriyle birlikte kapalı alanlarda tütün ürünü kullanımının önlenmesi için kapsamlı çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Yapılan denetimlerde, vatandaşlara tütün ürünlerinin zararları konusunda bilgilendirme yapılırken, yasal düzenlemelerin uygulanması konusunda da titizlik gösterildi. Yetkililer, hem halk sağlığını korumak hem de temiz hava hakkını güvence altına almak amacıyla denetimlerin süreceğini vurgulayarak, "Dumansız Hava Sahası - Havanı Koru" ilkesinin hayatın her alanında benimsenmesi çağrısında bulundu.
12 Ağustos 2025 Salı - 12:34
Ulubey festivalinde 300 kilo sahte sucuk ele geçirildi
Uşak’ın Ulubey ilçesinde düzenlenen festival alanında yapılan gıda denetimlerinde, halk sağlığını tehdit eden 300 kilogram sucuk ele geçirilerek imha edildi. Uşak’ın Ulubey ilçesinde düzenlenen festival kapsamında, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri tarafından alanda satılan gıda ürünlerine denetimi gerçekleştirildi. Gıda kontrol görevlileri, vatandaşların güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi için festival alanındaki işletmelerde kapsamlı kontroller yaptı. Denetimlerde gıdaların saklama ve muhafaza şartları, hijyen kurallarına uyum, etiket bilgileri ve gıda güvenliğine uygunluk incelendi. Kontrollerde mevzuata aykırı şekilde satışa sunulan 300 kilogram sucuk ele geçirildi. Halk sağlığını riske atabilecek nitelikte bulunan ürünler imha edilirken, işletmeye 5996 Sayılı Gıda Kanunu kapsamında idari para cezası uygulandı. Öte yandan, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımda, gıda güvenliğinin bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurgulayarak, market, pazar ve restoranlarda uygunsuz gıdayla karşılaşan vatandaşların Alo 174 hattını aramaları çağrısında bulundu.
12 Ağustos 2025 Salı - 12:06
Diş fırçalamak kalp ve damar hastalıkları riskini yüzde 10 ila 20 oranında azaltabilir
Kalp-Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, düzenli olarak günde iki kez diş fırçalamanın ve diş ipi kullanmanın, kalp ve damar hastalıkları riskini yüzde 10 ila 20 oranında azaltabileceğini söyledi. Düzenli bir ağız ve diş bakımı, yalnızca sağlıklı bir gülümseme için değil, aynı zamanda genel vücut sağlığının korunması için de büyük önem taşıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Yeniboğaziçi Başhekimi ve Kalp-Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, düzenli olarak günde iki kez diş fırçalamanın ve diş ipi kullanmanın, kalp ve damar hastalıkları riskini yüzde 10 ila 20 oranında azaltabileceğini söylüyor. "Kan dolaşımına karışan bakterileri kalp kapaklarında ciddi enfeksiyonlara neden olabilir" Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, kötü ağız hijyeninin diş eti hastalıklarına yol açarak vücutta yaygın iltihaplanma oluşturduğunu ve bunun atardamarların sertleşmesini tetikleyerek kalp krizi ve felç riskini yükselttiğini ifade etti. Kan dolaşımına karışan bakterilerin kalp kapaklarında ciddi enfeksiyonlara neden olabileceği uyarısında da bulunan Prof. Dr. Korkmaz, sağlıklı kalpler için ağız bakımının düzenli ve özenli yapılmasının önemine dikkat çekti. Düzenli diş hekimi kontrollerinin de sağlıklı ağız ve kalp sağlığı için vazgeçilmez bir unsur olduğunu belirten Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, "Erken dönemde fark edilen diş eti problemleri ve enfeksiyonlar, uygun tedaviyle kontrol altına alınabilir ve kalp-damar sistemine olan olumsuz etkiler en aza indirgenebilir. Ayrıca, sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve sigara gibi zararlı alışkanlıklardan kaçınmak da ağız ve kalp sağlığını korumada büyük rol oynar" dedi. Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, halkı bilinçlendirmek ve koruyucu önlemleri artırmak için ağız sağlığının kalp sağlığıyla olan bağlantısına dair farkındalığın yaygınlaştırılmasının gerekliliğine de dikkat çekti. Sadece dişlerinizi kaybetmekle kalmazsınız Ağız ve diş sağlığının, genel vücut direnci ve kronik hastalıkların önlenmesinde de önemli bir rol oynadığını belirten Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, "Ağızda oluşan bakteriyel enfeksiyonlar sadece kalbi değil, aynı zamanda diyabet, kronik böbrek hastalıkları ve solunum yolu enfeksiyonları gibi pek çok sistemik hastalığı da tetikleyebilir" dedi. Ağız sağlığını ihmal etmenin sadece diş kaybına değil, aynı zamanda genel sağlık durumunun bozulmasına da zemin hazırladığını ifade eden Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, bu yüzden ağız bakımının bir yaşam tarzı haline getirilmesi gerektiğini söyledi. Bazı enfeksiyonların tedavisi zor ve uzun süreçler gerektirebilir Dişlerdeki enfeksiyonların iki önemli zararlı etkisi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, "Ağızda gelişen enfeksiyonlar vücudun bağışıklık sistemini etkileyerek yaygın iltihaplanmaya yol açar. Bunun yanında, ağır diş enfeksiyonlarında bakteriler kana karışarak kalbe ulaşabilir" dedi. Bu iltihaplanma ve kandaki bakteri varlığının kalp sağlığını nasıl etkilediğini açıklayan Prof. Dr. Aşkın Ali Korkmaz, "Vücuttaki iltihaplanma, atardamarların sertleşmesine ve daralmasına yol açan tetikleyicilerden biridir. Bu durum, damar tıkanıklığı kalp krizi ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarının riskini artırır" ifadelerini kullandı. "Endokardit" adı verilen ciddi enfeksiyonlara yol açabilir" Kan dolaşımına karışan bakterilerin kalbin iç zarına ve kapaklarına yapışarak "endokardit" adı verilen ciddi enfeksiyonlara yol açabileceğini de belirten Prof. Dr. Korkmaz, bu enfeksiyonların tedavisinin genellikle zor ve uzun süreçler gerektirdiğini söyledi. Bu nedenle ağız ve diş bakımının düzenli ve titizlikle yapılmasının, sağlıklı kalp için kritik bir gereklilik olduğunu vurguladı.
12 Ağustos 2025 Salı - 11:36
Sıcak hava dalgası Van’da acil servislerde yoğunluğu artırdı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Acil Tıp Uzmanı Dr. Ahmet Aykut, öğle saatlerinde güneşe maruz kalan vatandaşlarda sıcak çarpmasına bağlı şikâyetlerde artış yaşandığını söyledi. Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgası, Van’da acil servis başvurularını artırdı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, hava sıcaklıkları bu hafta birçok ilde mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Düşük nem oranı ise hissedilen sıcaklığı daha da artırarak özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik rahatsızlığı olanlar için ciddi risk oluşturuyor. Uzmanlar, sıcak havanın yalnızca günlük yaşamı zorlaştırmakla kalmadığını, aynı zamanda sağlık üzerinde de ciddi tehditler oluşturduğuna dikkat çekiyor. İHA muhabirine konuşan Başhekim Yardımcısı Acil Tıp Uzmanı Dr. Ahmet Aykut, sıcaklıkların artmasıyla birlikte acil servis başvurularında sıcak çarpmasına bağlı semptomlarla ilgili ciddi bir artış yaşandığını belirtti. Acil Tıp Uzmanı Dr. Aykut "Vatandaşlarımızın özellikle bu konuda dikkat etmesi gereken bazı hususlar var. Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte özellikle öğle saatlerinde, yani 11.00 ile 16.00 arasında vatandaşlarımızın mümkün olduğunca güneş altında kalmamasını öneriyoruz. Eğer mecburen güneş altında kalacaklarsa ya da kapalı ama sıcak ortamlarda çalışıyorlarsa, bu durumlarda daha ince, açık renkli ve pamuklu, nefes alabilen kumaşlardan yapılmış kıyafetleri tercih etmeleri kendileri için faydalı olacaktır" dedi. "Sıvı tüketmeleri büyük önem taşıyor" Vatandaşların sıcak çarpması konuda dikkat etmeleri gereken bazı belirtiler olduğunu dile getiren Aykut, "Bu belirtiler basit kas kramplarından başlayarak, daha ileri düzeyde sıcağa aşırı maruz kalmaya bağlı idrar çıkışında azalma, nöbet geçirme ve bilinç bozukluğu gibi geniş bir yelpazeye yayılabiliyor. Özellikle kronik hastalığı olan yaşlı bireyler ile bebek ve çocukların, yaz aylarında dışarıda geçirdikleri süre boyunca bol sıvı tüketmeleri büyük önem taşıyor. Acil servise genellikle 40 derecenin üzerinde yüksek ateş şikayetiyle başvuruyorlar. Bunun yanında mide bulantısı, kusma, ishal atakları, ciddi kas ağrıları ve kramplar gibi semptomlar görülebiliyor. Daha ileri vakalarda bilinç değişikliği, konuşma bozukluğu ve çevreyle iletişim kuramama gibi durumlarla karşılaşıyoruz" diye konuştu. Dışarıda baygın halde bulunan vatandaşlar için hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Aykut, sözlerini şöyle sürdürdü: "Acil servise hem kendi imkanlarıyla gelen hem de 112 aracılığıyla getirilen hastalarımız oluyor. Bu tür hastalara uyguladığımız tedavi süreci genellikle vücut ısısını düşürmeye yönelik oluyor. Bunun için buz paketleri veya fan sistemleriyle soğutma yöntemlerini kullanıyoruz. Ayrıca, sıcak çarpmasına bağlı olarak gelişen aşırı ısınma nedeniyle vücutta sıvı ve elektrolit kayıpları meydana geliyor. Bu kayıpları yerine koymak için damar yolu açılarak serum tedavisi uyguluyoruz. Çok ileri seviyedeki vakalarda ise sıvı kaybı ve elektrolit bozukluklarına bağlı olarak böbrek yetmezliği ya da diğer organ yetmezlikleri gibi ciddi komplikasyonlarla karşılaşabiliyoruz."
12 Ağustos 2025 Salı - 11:34
Sıcak hava dalgası Van’da acil servislerde yoğunluğu artırdı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Acil Tıp Uzmanı Dr. Ahmet Aykut, öğle saatlerinde güneşe maruz kalan vatandaşlarda sıcak çarpmasına bağlı şikâyetlerde artış yaşandığını söyledi. Türkiye genelinde etkisini artıran sıcak hava dalgası, Van’da acil servis başvurularını artırdı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, hava sıcaklıkları bu hafta birçok ilde mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Düşük nem oranı ise hissedilen sıcaklığı daha da artırarak özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik rahatsızlığı olanlar için ciddi risk oluşturuyor. Uzmanlar, sıcak havanın yalnızca günlük yaşamı zorlaştırmakla kalmadığını, aynı zamanda sağlık üzerinde de ciddi tehditler oluşturduğuna dikkat çekiyor. İHA muhabirine konuşan Başhekim Yardımcısı Acil Tıp Uzmanı Dr. Ahmet Aykut, sıcaklıkların artmasıyla birlikte acil servis başvurularında sıcak çarpmasına bağlı semptomlarla ilgili ciddi bir artış yaşandığını belirtti. Acil Tıp Uzmanı Dr. Aykut "Vatandaşlarımızın özellikle bu konuda dikkat etmesi gereken bazı hususlar var. Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte özellikle öğle saatlerinde, yani 11.00 ile 16.00 arasında vatandaşlarımızın mümkün olduğunca güneş altında kalmamasını öneriyoruz. Eğer mecburen güneş altında kalacaklarsa ya da kapalı ama sıcak ortamlarda çalışıyorlarsa, bu durumlarda daha ince, açık renkli ve pamuklu, nefes alabilen kumaşlardan yapılmış kıyafetleri tercih etmeleri kendileri için faydalı olacaktır" dedi. "Sıvı tüketmeleri büyük önem taşıyor" Vatandaşların sıcak çarpması konuda dikkat etmeleri gereken bazı belirtiler olduğunu dile getiren Aykut, "Bu belirtiler basit kas kramplarından başlayarak, daha ileri düzeyde sıcağa aşırı maruz kalmaya bağlı idrar çıkışında azalma, nöbet geçirme ve bilinç bozukluğu gibi geniş bir yelpazeye yayılabiliyor. Özellikle kronik hastalığı olan yaşlı bireyler ile bebek ve çocukların, yaz aylarında dışarıda geçirdikleri süre boyunca bol sıvı tüketmeleri büyük önem taşıyor. Acil servise genellikle 40 derecenin üzerinde yüksek ateş şikayetiyle başvuruyorlar. Bunun yanında mide bulantısı, kusma, ishal atakları, ciddi kas ağrıları ve kramplar gibi semptomlar görülebiliyor. Daha ileri vakalarda bilinç değişikliği, konuşma bozukluğu ve çevreyle iletişim kuramama gibi durumlarla karşılaşıyoruz" diye konuştu. Dışarıda baygın halde bulunan vatandaşlar için hızlı müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Aykut, sözlerini şöyle sürdürdü: "Acil servise hem kendi imkanlarıyla gelen hem de 112 aracılığıyla getirilen hastalarımız oluyor. Bu tür hastalara uyguladığımız tedavi süreci genellikle vücut ısısını düşürmeye yönelik oluyor. Bunun için buz paketleri veya fan sistemleriyle soğutma yöntemlerini kullanıyoruz. Ayrıca, sıcak çarpmasına bağlı olarak gelişen aşırı ısınma nedeniyle vücutta sıvı ve elektrolit kayıpları meydana geliyor. Bu kayıpları yerine koymak için damar yolu açılarak serum tedavisi uyguluyoruz. Çok ileri seviyedeki vakalarda ise sıvı kaybı ve elektrolit bozukluklarına bağlı olarak böbrek yetmezliği ya da diğer organ yetmezlikleri gibi ciddi komplikasyonlarla karşılaşabiliyoruz." (YLM-ŞAK-
12 Ağustos 2025 Salı - 11:31
Bitki çayından kuru yemişe: Süt üretimine destek beslenme
"Emzirme sürecinde yaşanan stres, yetersiz beslenme ve sıvı kaybı, süt üretimini olumsuz yönde etkileyebiliyor" diyen Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, süt artıran ve anneye faydalı beslenme hakkında bilgi verdi. "Anne sütünün miktarını ve kalitesini etkileyen en önemli faktörlerden biri annenin beslenme düzenidir" diyen Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Bu süreçte doğal, mevsiminde ve besleyici içeriklere sahip gıdaların tercih edilmesi gerekir. Ayrıca sıvı tüketimi, yeterli uyku ve stres yönetimi de son derece değerlidir. Annelerin emzirme döneminde doğru bilgilendirilmesi de önemlidir. Dengeli beslenme alışkanlıkları, doğal içeriklerle desteklenmiş öğünler ve yeterli sıvı tüketimi hem annenin hem de bebeğin sağlığını olumlu yönde etkiler. Bu nedenle gerekirse beslenme ve diyet uzmanlarından destek alınabilir" ifadelerini kullandı. Yaz aylarına dikkat Yaz aylarında artan sıcaklıkların sıvı kaybını artırabileceğini vurgulayan Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, "Anneler sıvı alımını artırmalı, aynı zamanda bağışıklıklarını desteklemelidir. Bu noktada probiyotik değerli bir seçenektir" dedi. Süt üretimini destekleyen besinler Uzm. Dyt. Ayça Sena Yılmaz, emziren annelerin günlük beslenme planlarına ekleyebilecekleri doğal ve süt artırıcı besinleri şu şekilde sıraladı: "Yulaf: Posa ve demir açısından zengindir. Enerji verir ve stresi azaltarak süt üretimini destekler. Rezene: Bitki çayı olarak tüketildiğinde süt miktarını artırabilir, sindirimi kolaylaştırır. Arpa: Beta-glukan içeriği ile süt üretimini teşvik eder. Susam ve Tahin: Kalsiyum açısından zengin bu besinler, süt üretimini destekleyici rol oynar. Kimyon: Çay ya da yemeklerde kullanıldığında sindirimi destekler, dolaylı olarak süt üretimine katkı sağlar. Yeşil Yapraklı Sebzeler (ıspanak, pazı, dereotu): Folik asit, kalsiyum, demir ve magnezyum içerikleriyle annenin günlük vitamin ihtiyacını karşılar. Kuru yemişler (badem, ceviz, fındık): Sağlıklı yağlar ve protein bakımından zengindir. Ara öğünlerde enerji verir. Sarımsak: Bazı araştırmalara göre bebeklerde emme süresini uzatarak süt üretimini olumlu etkileyebilir. Su ve Sıvı Tüketimi: Günde ortalama 2,5-3 litre sıvı alımı önerilir. Bitki çayları, şekersiz kompostolar ve hoşaflar destekleyici sıvı kaynaklarıdır." Emziren annelere özel çay Emziren anneler için evde kolayca hazırlanabilecek bir bitki çayı tarifi de paylaşan Uzm. Dyt. Yılmaz, şu karışımı önerdi: "Malzemeler: 1 su bardağı sıcak su 1 tatlı kaşığı rezene 1 dilim taze zencefil 1 çay kaşığı kimyon Karışım 5-10 dakika demlendikten sonra süzülerek günde 1-2 fincan tüketilebilir."
12 Ağustos 2025 Salı - 11:26
Diş tedavisinde yapay zeka çağı
Yapay zeka sayesinde hastalıkların teşhisi ve tedavisinde devrim niteliğinde gelişmeler yaşanıyor. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Melisa Öçbe, "Gözle göremediğimiz, ayırt edemediğimiz lezyonları, kistleri, hatta kanser hastalıklarının ön tanısını bize sunuyor. Türkiye klinik ve eğitimde yapay zekayı kullanan öncü ülkelerden biri" dedi. Dr. Melisa Öçbe, yapay zeka destekli tanı sistemlerinin Türkiye’de birçok klinikte aktif olarak kullanılmaya başlandığını söyledi. Öçbe, "Türkiye’deki diş hekimi meslektaşlarımın yaptıkları bilimsel çalışmalara baktığımda gelişmiş ülkelere çok yakın olduğunu ve hatta bazen çok daha iyi olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük bir gururdur. Ülkemiz bu alanda klinik rutinine de, eğitime de yapay zeka uygulamalarını dahil eden öncü ülkelerden biri oldu" dedi. "Gözle görülmeyen kistleri, lezyonları gösteriyor" Yapay zekanın görüntü analizindeki başarısının oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken Öçbe, şöyle devam etti: "Diş hekimliğinde radyoloji alanında yapay zekayı sıklıkla kullanıyoruz, başarısı oldukça yüksek. Yapay zeka uygulamalarına panoramik röntgenleri ve radyolojik görüntüleri sunduğumuzda hastada mevcut olan diş çürüklerini, kanal tedavilerini, daha öncesinde yapılmış olan dolguları, gömülü dişleri, eksik dişleri, fazla dişleri ve diş eti çekilmesine bağlı gerçekleşen kemik kaybını bize gösteriyor. Yapay zeka aynı zamanda henüz olmamış problemleri bize başlangıç aşamasında, ’Bakın bu gerçekleşebilir’ gibi uyarılarla sunabiliyor. Henüz çürümeye başlamamış ya da gözle görülmeyen bir diş yapısındaki kaybı ’Burada mineral kaybı var, demineralizasyon var’ diye gösterebiliyor. Kemik içerisinde normalde iki boyutlu olan göremeyeceğimiz, kemik yıkımlarını, patolojik yapıları, kistleri, lezyonları yapay zeka analizlerde bize sunabiliyor" "Kanser ön tanısı bile koyuyor" Kemik içinde gizlenen lezyonlar ve kistlerin yanı sıra yapay zekanın bazı kanser türlerine yönelik ön tanı potansiyeline de dikkat çeken Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Melisa Öçbe, "Önce bizim gözle görebildiğimiz çürük gibi mevcut dolgular, kanal tedavileri gibi yapıları yapay zeka algoritmasına öğrettik. Algoritmanın şu anda geldiği nokta artık bizim de gözle göremediğimiz, seçemediğimiz, ayırt edemediğimiz gri tonlarını ayırıp bize mevcut lezyonların, mevcut kistlerin, tümörlerin hatta kanser hastalıklarının bir ön tanısını sunması. Yapay zeka üç boyutlu bir görüntü datasından, tomografi gibi manyetik rezonans görüntüleme gibi, lezyonları analiz ederek bir ön tanı sunabiliyor ve bu lezyonların hangi tedaviyle küçülebileceğini bize gösteriyor. Diyor ki: ‘Buna radyoterapi vermene gerek yok. Bu radyoterapiyle iyileşmeyecek bir kanser çeşidi’. Bu da hem devleti ekstra sağlık yükünden kurtarıyor hem hastayı ekstra komplikasyon ve yan etki riskinden kurtarıyor hem de hekimin iş gücünü azaltıyor. Bu hala geliştirilme aşamasında olsa da son 5 yıllık yapay zeka gelişiminde baktığımızda artık kliniklerde rutin olarak kullanabileceğimiz bir algoritma olması çok yakın gelecekte gibi gözüküyor" "Kişiye özel tedavi planlıyor" Yapay zekanın kişiye özel tedavi planlamasında oldukça yardımcı olduğuna dikkat çeken Melisa Öçbe, "Örneğin ortodontik tedavi veya implant planlamalarında hastanın mevcut kemik yapısına ve çenelerin birbirleriyle ilişkisine dayanarak hastaya özel bir tedavi planı çıkartmada çok yardımcı oluyor" dedi. Tedavi planı çıkarmanın da oldukça kolay olduğunu ifade eden Öçbe, "Tedavi planlaması butonuna tıklıyoruz ve bize dolgu yapılması gereken dişleri, çekilmesi gereken dişleri, hatta eksik dişlerin yerlerini, implant yapılması gereken yerleri dahi gösteriyor" diye konuştu. "Hastalarımız şaşırıyor" Dr. Melisa Öçbe, yapay zeka ile tedavi sürecine hastanın da dahil edildiğini anlattı. Öçbe, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hastalarımıza ’Şimdi sizi yapay zeka ile muayene edeceğiz’ diye bir giriş yapıyorum ve hastalar buna çok şaşırıyorlar. ’Yapay zeka sizin dişinizdeki çürüğü gördü. Bir kemik kaybınız var, yapay zeka gösterdi’ gibi bilgilendirmelerle onları sürece dahil ediyorum. Yapay zeka patolojik yapıların rengini, şeklini, vurgusunu değiştirdiği için hasta bu görsellerden durumunu daha iyi anlıyor. Hastalarımızın tepkileri olumlu oluyor" "İnanılmaz faydalı bir eğitim modeli" 2024 yılından itibaren Diş Hekimliği Fakültesi’nde yapay zeka uygulamasına başladıklarını vurgulayan Dr. Öçbe, "Bunun öğrencilerimiz için inanılmaz faydalı bir eğitim modeli olduğunu düşünüyoruz. Eskiden sınıfta sözlü bir şekilde ders anlatıyor, öğrencileri bilimsel olarak doyuramadığımı hissediyordum. Yapay zekayı derslerime katıyor olmam onların daha fazla ilgisi çekiyor. Yeni nesille daha iyi bağ kurabiliyorum. Teknolojik gelişmelerle mesleğin daha başındayken tanışmış olmaları ufuklarını genişletiyor" ifadelerini kullandı.
12 Ağustos 2025 Salı - 11:12
Niğde’de çocuk hastalara anestezili MR kolaylığı
Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne, Sağlık Bakanlığı tarafından ikinci yeni MR cihazı kazandırıldı. Ek binanın hizmete girmesinin ardından vatandaşların kullanımına sunulan cihaz, çocuklar için anestezili çekim imkanı sunuyor. Anestezi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Kaçmaz; anestezili MR çekimlerinin özellikle çocuk hastalar için büyük önem taşıdığını belirterek, "MR cihazına giremeyen çocuklarımızın, anestezi uzmanı eşliğinde güvenli şekilde tetkiklerini yapabiliyoruz. Bu sayede hem çocuklarımızın konforunu hem de tanı sürecindeki başarı oranını artırıyoruz" diye konuştu. Hastane Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor ise cihazın kazandırılmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Başhekim Zor; "Sağlık hizmetlerimizin niteliği artarken, hekimlerimiz tanı ve tedavi süreçlerinde ileri teknolojiden daha fazla yararlanma fırsatına kavuşuyor. İki MR cihazımız ile birlikte günlük ortalama 200-250 tetkik gerçekleştirebiliyoruz. Bu önemli yatırımı hastanemize kazandıran başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere, Niğde Valimiz Cahit Çelik’e, Niğde Milletvekilimiz Cevahir Uzkurt’a, İl Sağlık Müdürümüz Dr. Öğr. Üyesi Doğan Bahadır İnan’a ve anestezi ekibimize teşekkür ediyorum" ifadelerine yer verdi.
12 Ağustos 2025 Salı - 11:10
Niğde’de çocuk hastalara anestezili MR kolaylığı
Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne, Sağlık Bakanlığı tarafından ikinci yeni MR cihazı kazandırıldı. Ek binanın hizmete girmesinin ardından vatandaşların kullanımına sunulan cihaz, çocuklar için anestezili çekim imkanı sunuyor. Anestezi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mustafa Kaçmaz; anestezili MR çekimlerinin özellikle çocuk hastalar için büyük önem taşıdığını belirterek, "MR cihazına giremeyen çocuklarımızın, anestezi uzmanı eşliğinde güvenli şekilde tetkiklerini yapabiliyoruz. Bu sayede hem çocuklarımızın konforunu hem de tanı sürecindeki başarı oranını artırıyoruz" diye konuştu. Hastane Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor ise cihazın kazandırılmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Başhekim Zor; "Sağlık hizmetlerimizin niteliği artarken, hekimlerimiz tanı ve tedavi süreçlerinde ileri teknolojiden daha fazla yararlanma fırsatına kavuşuyor. İki MR cihazımız ile birlikte günlük ortalama 200-250 tetkik gerçekleştirebiliyoruz. Bu önemli yatırımı hastanemize kazandıran başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere, Niğde Valimiz Cahit Çelik’e, Niğde Milletvekilimiz Cevahir Uzkurt’a, İl Sağlık Müdürümüz Dr. Öğr. Üyesi Doğan Bahadır İnan’a ve anestezi ekibimize teşekkür ediyorum" ifadelerine yer verdi.
12 Ağustos 2025 Salı - 11:09
Diyarbakır’daki patlama sonrası İstanbul’a nakledilen hastaların son durumunu doktoru açıkladı: "2’sinin durumu ciddiyetini koruyor"
Diyarbakır-Batman kara yolundaki petrol sondaj kuyusunda meydana gelen patlamada yaralanan ve İstanbul’a nakledilen 4 hastanın son durumu hakkında bilgi veren Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yanık Tedavi Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Turan, "Hastalarımızı yaklaşık 10 civarında bölüm takip ediyor. Bir arkadaşımızın yüzde 90’a yakın yanığı söz konusu, birinin yüzde 85, onunki daha derin. Şu an yoğun bakımda olan 3 hastamızın 2 tanesinin durumu ciddiyetini koruyor, 1 hastamızı yakında servis tarafına almayı planlıyoruz, bir hastamız taburcu. Tüm bölümler seferberlik içerisinde tıbbın en son imkanları kullanılarak tedavilerini sürdürüyoruz" dedi. Diyarbakır-Batman kara yolunda 25 Temmuz günü petrol sondaj kuyusunda meydana gelen patlamada yaralananlardan 4’ü ambulans uçakla Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne nakledilmişti. 4 kişinin tedavisine ilişkin Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yanık Tedavi Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Turan bilgi verdi. 1 kişinin tedavilerinin ardından kontrolleri sürmek üzere taburcu edildiğini aktaran Prof. Dr. Turan, tedavisi hastanede süren kişilerin son durumuna yönelik konuştu. "Tüm bölümler seferberlik içerisinde tedavilerini devam ettiriyoruz" Hastaların son durumunu açıklayan Prof. Dr. Mustafa Turan, "Diyarbakır bölgesinde bir patlama söz konusu oluyor sonra yaralı olan 4 arkadaşımız buraya nakledildiler. Şu anda tedavileri devam ediyor. Devletimiz uçak ambulansla hastaları buraya aldı, geldiklerinde 4’ünün de durumu ciddiydi, 3’ünün yoğun bakımda tedavileri devam ediyor. Yaklaşık 10 civarı bölüm aktif takip ediyor. Bunların içinde enfeksiyon hastalıkları, ortopedi, plastik cerrahisi, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, anestezi, yoğun bakım ve diğer beslenme bölümleri kombine, tüm bölümler seferberlik içerisinde bu hastalarımızın bakım ve tedavilerini yoğun bir şekilde devam ettiriyoruz. Bir arkadaşımızın yüzde 90’a yakın bir yanık alanı söz konusu. Bir hastamız yüzde 85 ama onun derinlikleri çok fazla, Diyarbakır’da da ilk acil ameliyatları yapılmış sonra biz de diğer süreçleri devam ettirdik. Yoğun bakımda olan servis tarafına alacağımız bir hastamız var, her 2 kollarındaki ve başındaki yara alanları iyileşme zemininde" dedi. "Süreçleri çok iyi yönetmemiz gerekiyor" "Tedavi süreçlerinde şu an ölü, yanmış dokuları yavaş yavaş almaya başlıyoruz" diyerek sözlerini sürdüren Prof. Dr. Turan, " Bıraktığınız zaman bakteriler için zemin hazırlıyor, hastayı zehirliyor ancak temizlerken de bir yandan vücudunun koruma bariyerini almış oluyoruz. Zaten yanık hastalarının en büyük kayıp nedenleri de o bakterilerin kana geçtikten sonra yol açtığı sepsis dediğimiz bir süreç oluyor. O yüzden bu bakımları, işlemleri çok dikkatli yapmamız lazım ki bu hastalar kötü bakterilere teslim olmasın. Ağır bir sepsise girip de hastaları kaybetmemek için o süreçleri çok iyi yönetmemiz gerekiyor. Özellikle ilk 2,5-3 hafta çok kritik oluyor. 3’üncü haftadan sonra istediğimiz genelde vücudunun yeni bir cilt süreci tamamlanmış oluyor. O ilk 3 haftayı atlattıktan sonra zaten biraz daha kozmetik, daha rahat çalışan sürecimiz başlıyor ve kurtarma ümidimiz daha fazlalaşıyor. Tüm hastalarımızı kurtaracağımızı düşünüyoruz, burada bizi tek zorlayacak, problem olabilecek süreç; dirençli bakteriler veya elimizdeki antibiyotiklere dirençli suşların devreye girip baskın bir duruma geçerek hasta için kötü bir senaryo üretmesi olabiliyor. O duruma gitmemeleri açısından sürekli, her gün yaralarını kontrol ediyoruz, yapabileceğimiz maksimum ne varsa yoğun bir şekilde yapıyoruz. Şu an yoğun bakımda olan 3 hastamızın 2 tanesinin durumu ciddiyetini koruyor, 1 hastamız da orta onu yakında servis tarafına almayı planlıyoruz. Bir hastamız baya toparladı, taburcu" şeklinde konuştu. "2 kişinin durumu ciddiyetini koruyor, 1’i taburcu, diğerini ise servise almayı planlıyoruz" Hastaların multidisipliner bir yaklaşımla, çok titiz bir şekilde takip edildiğini aktaran ve vatandaşlara uyarılarda bulunan Prof. Dr. Turan, sözlerine şöyle devam etti: "O sıcak havayı soludukları için akciğer hasarlarıyla da geliyorlar, kardiyak sorunlar olabiliyor, o yönden kardiyoloji bölümü destek sağlıyor. Hastanemizin ilgili bütün bölümlerine özellikle teşekkür ediyoruz. Herhangi bir eksiğimiz olmadan, tıbbın en son imkanları kullanılarak tedavileri sürdürüyoruz. Burası alt yapı olarak en büyük merkez, malzeme kullanımı olarak da en iyi merkezlerden bir tanesi olarak kabul edebiliriz. Çoğu yerde bu malzemelere ulaşılamıyor. Yaz dönemi maalesef yangın dönemi her an kazalar olabiliyor özellikle lavabo açıcılar bu ara çok gelmeye başladı. Çocukların çok fazla sıcak çayın yanında bulunmaması lazım, 4 aylık çocuk kenarda duruyor, çay devriliyor. Yüzde 60-70 yanık, mangala jel atılıyor, bomba gibi patlıyor, çok dikkatli olmak lazım" "İlk anda mutlaka hava almayan bir örtüyle yanan bölgenin kapatılması gerekiyor" İlk yardım süreçlerine yönelik konuşan Prof. Dr. Turan, "İlk anda mutlaka hava almayan bir örtüyle yanan bölgenin kapatılması gerekiyor çünkü özellikle petrol türevleri cilde yapışıyor. Onları söndürmek çok zor oluyor, suyla da sönmeyebiliyor. Solunum yolu da burada çok önemli, eğer hastanın solunum yolu etkilenmişse fazla gecikmeden erken dönemde entübasyon dediğimiz işlem ağır yanıklar için söz konusu, gerekebiliyor. Yanan bir şey olduğu zaman mutlaka hava ile bağlantısını kesmek lazım. Elektrik yanıklarında sulu ortamdan çıkarmak, şarteli mümkünse indirebilmek gerekli" ifadelerini kullandı.
12 Ağustos 2025 Salı - 10:58
Boynunuzda şişlik varsa dikkat
Toplumda yaygın olarak görülen endokrin hastalıklardan biri olan guatr, tiroid bezinin büyümesiyle ortaya çıkıyor. Özel Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Murat Uzuner, guatr hastalığına dair belirtilerden tanıya, tedavi seçeneklerinden cerrahi gerekliliğe kadar önemli bilgiler paylaştı. Guatrın boynun ön kısmında bulunan tiroid bezinin büyümesiyle geliştiğini belirten Uzm. Dr. Murat Uzuner, "Genellikle ağrısız bir şişlik ile kendini gösteren guatr, büyüklüğüne bağlı olarak yutma güçlüğü, nefes alma zorluğu ve boğazda baskı hissi gibi mekanik şikayetlere neden olabilir" dedi. Hastalığın sadece fiziksel şikayetlerle sınırlı kalmadığını vurgulayan Op. Dr. Murat Uzuner, hormon üretimindeki dengesizliklerin de guatrın belirtilerini çeşitlendirdiğini söyledi. Bu belirtilerin arasında ses kısıklığı, kalp ritminde düzensizlik, kilo değişiklikleri ve aşırı yorgunluğun da yer aldığını dile getiren Uzm. Dr. Murat Uzuner, "Hipertiroidi durumunda metabolizma hızlanırken, hipotiroidide yavaşlar. Her iki durum da guatrın farklı yüzlerini oluşturur ve tedavi planlamasını doğrudan etkiler" şeklinde konuştu. Tanı sürecinde biyopsi gerekebilir Guatr tanısının fizik muayene ile başladığını belirten Op. Dr. Murat Uzuner, "Tanı sürecinde tiroid fonksiyon testleri (TSH, T3, T4) ve ultrason görüntülemesi oldukça yol göstericidir. Eğer nodül şüphesi varsa, ince iğne aspirasyon biyopsisi ile değerlendirme yapılabilir" dedi. Guatrın diffüz ve nodüler olmak üzere iki ana türde görülebildiğini belirten Uzm. Dr. Murat Uzuner, diffüz guatrın tüm tiroid bezinin homojen olarak büyümesi, nodüler guatrın ise bir veya birden fazla nodül içermesiyle karakterize olduğunu kaydetti. Guatr tedavisinde tek bir yaklaşım olmadığını vurgulayan Op. Dr. Murat Uzuner, "Basit guatrlarda iyot veya tiroid hormonu takviyesi yeterli olabilir. Ancak nodüler guatrlarda nodüllerin yapısı, büyüklüğü ve kanser riski mutlaka değerlendirilmelidir" diye konuştu. Cerrahi hangi durumlarda gerekir? Cerrahi türlerinin hastalığın yaygınlığına göre belirlendiğini söyleyen Özel Hayat Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Murat Uzuner, "Guatrın cerrahi tedavisi (tiroidektomi), özellikle büyük guatrın nefes alma ve yutma güçlüğü oluşturduğu, tiroid kanseri şüphesinin bulunduğu veya hormonların kontrol altına alınamadığı toksik guatr vakalarında devreye giriyor.Total tiroidektomi ile bezin tamamı çıkarılırken, bazı hastalarda sadece bir lobun alınması (lobektomi) yeterli olabilir. Ayrıca ameliyat sırasında ses tellerine giden sinirlerin korunması için gelişmiş teknikler kullanılır. Tiroid sinir monitorizasyonu sayesinde ses kısıklığı riski en aza indirilebiliyor" şeklinde konuştu. Ameliyat sonrası yaşam: Takip şart Cerrahi sonrası dönemde nadiren komplikasyonlar gelişebileceğini belirten Op. Dr. Murat Uzuner, bunların başında ses kısıklığı, kalsiyum düşüklüğü (hipokalsemi), enfeksiyon ve hormon yetersizliği gibi durumların geldiğini ifade etti ve "Tiroid ameliyatı sonrası hastalarımız ömür boyu tiroid hormonu kullanmak zorunda kalabilir. Ancak bu hormonlar düzenli takip ve doz ayarı ile yaşam kalitesini yüksek tutmak mümkündür" dedi.
12 Ağustos 2025 Salı - 10:46
Hastaneye götürülürken ambulansta doğum yaptı
Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesine bağlı Selahattin Eyyübi Mahallesinden alınan hamile bir hasta, Şanlıurfa Eğitim Araştırma Hastanesi’ne sevk edildiği sırada ambulansta doğum yaptı. Ambulansta görevli Paramedik İbrahim Halil İksamuk ile Mehmet Sait Kada, sancıları artan kadına müdahale etmek zorunda kaldı. Yerinde ve hızlı müdahaleyle sağlıklı bir şekilde doğum yapan anne ve yeni doğan bebeği, güvenli bir şekilde hastaneye ulaştırılarak ilgili uzman ekibe teslim edildi. Anne ve bebeğinin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder