SAĞLIK
Sağlıkta stratejik iş birliği: Bakan Yardımcısı Birinci’den Atatürk Üniversitesine ziyaret 04 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:43:16 Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nu ziyaret ederek üniversitenin sağlık alanındaki mevcut çalışmaları ile geleceğe yönelik projelerini yerinde inceledi. Gerçekleştirilen ziyaret kapsamında, özellikle ilaç, aşı ve biyoteknoloji alanında yürütülen çalışmalar ele alınırken, kurumlar arası iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin bilimsel altyapısı ve yürütülen projeler hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı. Üniversite bünyesinde kurulan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile İlaç Hammadde Üretim Merkezinin stratejik önemine dikkat çeken Hacımüftüoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Üniversitemizin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu gururla ifade ediyorum. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz ile Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezimizin (DAYTAM) dijital altyapısının kesiştiği nokta, ilaç üretiminde ülkemizdeki önemli merkezlerinden biri olma hedefimizi ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, yerli ve millî üretim kapasitesini artıracak projeler geliştirmeye devam ediyoruz." Bakan Yardımcısı Birinci: "Bilimsel altyapı etkileyici ve umut verici" Sağlık Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Şuayıp Birinci ise Atatürk Üniversitesinin sağlık alanındaki bilimsel birikimi ve teknolojik altyapısından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Üniversitenin özellikle ilaç ve biyoteknoloji alanındaki çalışmalarının Türkiye’nin sağlık vizyonuna önemli katkılar sunduğunu belirten Birinci, şunları kaydetti: "Atatürk Üniversitesinde yürütülen çalışmaların hem kapsamı hem de niteliği oldukça etkileyici. Özellikle yapay zekâ destekli ilaç geliştirme süreçlerine yönelik çalışmalar, ülkemizin bu alandaki rekabet gücünü artıracak niteliktedir. Bakanlık olarak bu tür bilimsel girişimleri desteklemeye ve üniversitelerimizle iş birliği içinde çalışmaya büyük önem veriyoruz." DAYTAM’da incelemelerde bulunuldu Ziyaret kapsamında Bakan Yardımcısı Birinci, Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezini de (DAYTAM) ziyaret ederek burada yürütülen çalışmalar hakkında Merkez Müdürü Prof. Dr. Bilal Nişancı’dan bilgi aldı. Merkezin sahip olduğu ileri düzey teknolojik altyapı ve disiplinler arası araştırma kapasitesi hakkında detaylı sunum gerçekleştirilirken, özellikle dijitalleşme ve yapay zekâ temelli projeler ön plana çıktı. Gerçekleştirilen ziyaret, Atatürk Üniversitesi ile Sağlık Bakanlığı arasında sağlık teknolojileri alanında geliştirilecek iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Taraflar, özellikle ilaç geliştirme, aşı üretimi ve biyoteknoloji alanlarında yürütülecek ortak projelerle Türkiye’nin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmayı hedeflediklerini ifade etti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 16:22 ERÜ Hastaneleri’nde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" etkinliği düzenlendi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastanelerinde "5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü" dolaysıyla bir dizi etkinlik düzenlendi. Gevher Nesibe Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinliğe Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Dursun, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Baykan, Hastaneler Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Serap Doğan, Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Yıldız, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen, Hastaneler Başmüdürü Özcan Özyurt, Hastane Müdürü Şerife Gürcan, Başhemşire Fatma Yeşil, Hastane Müdür Yardımcısı Necla Güngör Camuscu, öğretim üyeleri, hekimler, başhemşire yardımcıları, Hastane Enfeksiyon Kontrol Kurulu Hemşireleri ve diğer sağlık çalışanları katıldı. Programa Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Can Hüseyin Hekimoğlu, Esen Batır ve Dilek Altun’ un el hijyeni sunumları ile Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumuyla devam edildi. El hijyeni kokusundaki farkındalığı artırmak açısından her yıl olduğu gibi bu yılda "El Hijyeni Şampiyonu" seçilen; Doç. Dr. Alper Özcan, Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Akyol, Hemşire Esme Ulutürk, Temizlik Personeli Süheyla Cerit ve ve Süleyman Elbir’e ödülleri takdim edildi. Etkinlikler devam edecek Tıp Fakültesi öğrencilerine yönelik olarak Enfeksiyon Kontrol Kurulu Başkanı Doç. Dr. Gamze Kalın Ünüvar’ın el hijyeni sunumu ve açılacak olan stant ile etkinliklere devam edilecek. Ayrıca hastane bekleme salonlarında bulunan bilgilendirme ekranlarında el hijyeni videolarının gösterimi gerçekleştirilecek. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri, 2019 yılında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından düzenlenen Avrupa Bölgesi El Hijyeni Mükemmeliyeti Yarışmasında birinci olarak bu ödülü ülkeye ilk defa kazandıran hastane olma özelliği de bulunuyor.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:59 Dünyada 350 milyon astım hastası var DÜZCE(İHA) – Prof. Dr. Ege Güleç Balbay Dünya Astım Günü’nde yaptığı açıklamada astım hastalığının kontrol atına alınabildiğini belirterek Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 350 milyon astım hastası olduğu söyledi. Düzce Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Batı Karadeniz Şube Başkanı Prof. Dr. Ege Güleç Balbay, "Dünya Astım Günü" dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Astımın kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Ege Güleç Balbay, doğru tanı, düzenli tedavi ve inhaler ilaçların doğru kullanımının hayati önem taşıdığını vurguladı. Astımın akciğer içindeki hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma sonucu gelişen ve hava yolu daralmasıyla seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Balbay, "En sık görülen belirtiler; tekrarlayan nefes darlığı, hırıltı, göğüste baskı hissi ve öksürüktür. Doğru tanı için yalnızca şikâyetlerin değerlendirilmesi değil, solunum fonksiyon testleriyle hava yolu daralmasının gösterilmesi büyük önem taşır" dedi. "Küresel bir hastalık" Astımın küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Balbay, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yaklaşık 350 milyon astım hastası bulunduğunu ve her yıl 400 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini söyledi. Türkiye’de ise her 10 çocuktan birinde astım görüldüğünü belirten Balbay, "2024 yılında bin 300’den fazla ölüm astıma bağlı nedenlerle gerçekleşti. Bu nedenle farkındalık büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu. "Tedavide anahtar: kortizon içeren inhalerler" Astım tedavisinde temel hedefin şikayetleri kontrol altına almak ve atakları önlemek olduğunu vurgulayan Balbay, "Yalnızca ilaç başlamak yeterli değildir. İlaçların doğru teknikle ve düzenli kullanılması gerekir" dedi. Güncel rehberlere değinen Balbay, özellikle 12 yaş ve üzerindeki hastalarda yalnızca kısa etkili rahatlatıcı ilaçların tek başına kullanılmasının önerilmediğini belirterek, "Bu ilaçlar geçici rahatlama sağlar ancak hastalığın temelindeki iltihabı tedavi etmez. Bu nedenle tedavinin temelini kortizon içeren inhaler ilaçlar oluşturur" ifadelerini kullandı. "Yanlış kullanım tedaviyi etkisiz hale getiriyor" İnhaler ilaçların doğru kullanımının tedavide kritik rol oynadığını söyleyen Balbay, "İlaçlar doğrudan hava yollarına ulaştığı için daha düşük dozlarla etkili olur. Ancak yanlış teknikle kullanıldığında yeterli fayda sağlanamaz" dedi. Hastaların inhaler kullanım tekniklerinin düzenli olarak kontrol edilmesi gerektiğini belirten Balbay, kortizon içeren ilaçların kullanımından sonra ağız ve boğazın su ile çalkalanmasının da önemli olduğunu vurguladı. "Astım kontrolü yaşam kalitesini belirler" Astım kontrolünün; gündüz ve gece şikayetlerinin olmaması, kurtarıcı ilaç ihtiyacının azalması ve atak yaşanmaması anlamına geldiğini ifade eden Balbay, kontrolü bozan faktörleri şöyle sıraladı: "Düzensiz ilaç kullanımı, yanlış inhaler tekniği, enfeksiyonlar, alerjenler ve sigara dumanı." Balbay, "Sigaradan uzak durmak, düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve temiz hava ortamı sağlamak astım kontrolünü destekler" dedi. Astım yönetiminde eğitimin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Balbay, hastaların hastalıklarını tanımalarının ve doğru müdahale yöntemlerini bilmelerinin hayati olduğunu belirtti.
04 Mayıs 2026 Pazartesi - 15:05 KBB uzmanından burun estetiğinde kişiye özel tasarım vurgusu Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzm. Opr. Dr. Erdoğan Maral, burun estetiğinde (rinoplasti) sıkça gündeme gelen "herkese aynı burun yapılır mı?" sorusuna net bir yanıt verdi. Modern estetik anlayışında artık standart kalıpların değil, kişiye özel tasarımın esas olduğunu vurgulayan Dr. Maral, rinoplastinin bir cerrahiden öte, yüz estetiğinin bütüncül bir sanatı olduğunu ifade etti. Son yıllarda sosyal medya etkisiyle benzer burun taleplerinin arttığını belirten Kocaeli Darıca Büyük Anadolu Hastanesi’nde görevli Opr. Dr. Erdoğan Maral, bu yaklaşımın doğru sonuçlar vermediğine dikkat çekti. Her yüzün kemik yapısı, cilt kalitesi ve mimik dengesi farklı olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. Erdoğan Maral, "Bu nedenle başka bir yüz için tasarlanmış bir burnu kopyalamak, çoğu zaman doğallıktan uzak ve yapay sonuçlara neden olur. Bizim yaklaşımımızda hedef, bir modeli taklit etmek değil; o yüze ait en doğru burnu ameliyat öncesi hasta ile yapılan detaylı ön görüşme ve muayene ile tasarlamaktır" dedi. Doğal görünümün üst segment rinoplastinin en önemli kriteri olduğunu belirten Dr. Maral, "Başarılı bir rinoplasti dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. İnsanlar değişimi hisseder ama neyin değiştiğini tam olarak tanımlayamaz. İşte bu, estetik cerrahinin en üst seviyesidir" diye konuştu. "Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir" Fonksiyonel mükemmelliğin de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Dr. Maral estetik ile birlikte nefes kalitesinin de optimize edilmesi gerektiğini belirtti.Maral, "İyi bir rinoplasti yalnızca görünümü değil, yaşam kalitesini de iyileştirir. Nefes alma problemlerinin aynı operasyon içinde çözülmesi, modern cerrahinin standartlarından biridir.. Her hastaya aynı teknikle yaklaşmak mümkün değildir. Detaylı yüz analizi, ileri cerrahi teknikler ve tecrübenin birleşimiyle hem estetik hem fonksiyonel açıdan üst düzey sonuçlar elde edilir. Önemli olan, hastaya en çok yakışan ve yıllar içinde doğallığını koruyacak burunu tasarlamaktır" şeklinde konuştu.
Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi"
12 Ağustos 2025 Salı - 09:38 Halk Sağlığı Genel Müdürü Demirkol: "Bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi" Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, "2000’li yılların başında anne ölümlerinde 100 binde 64 civarı bir rakamımız vardı. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sağlığın gelişmesi ve vatandaşlarımızın sağlığının korunması kapsamında çok önemli yol katedildi ve bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi" dedi. Yüksek Riskli Gebelik Bilim Kurulu tarafından 50 riskli tanı başlığı belirlendi. Belirlenen tanılardan birine sahip gebeler sistem tarafından otomatik olarak ‘yüksek riskli gebe’ olarak işaretleniyor. Halk Sağlığı Genel Müdürü Muhammed Emin Demirkol, yapılan düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, yüksek riskli gebeleri yakından izleyecekleri bu programla çok daha etkin sonuçlar almayı hedeflediklerini belirtti. Anne ölümleriyle ilgili olarak, ilgili genel müdürlüklerle iş birliği içerisinde önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini belirten Demirkol, yüksek riskli gebeleri yakından izleyecekleri programla çok daha etkili sonuçlar almayı hedeflediklerini vurguladı. "Bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi" Demirkol, "2000’li yılların başında anne ölümlerinde 100 binde 64 civarı bir rakamımız vardı. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sağlığın gelişmesi ve vatandaşlarımızın sağlığının korunması kapsamında çok önemli yol katedildi ve bu yıl içerisinde anne ölümlerimiz 100 binde 11’e kadar geriledi. Burada en önemli hedefimiz bu rakamı hızlıca 10’un altına indirebilmek" şeklinde konuştu. Anne ölümlerini en aza indirmek için yoğun bir şekilde çalıştıklarına dikkati çeken Demirkol, bu kapsamda hayata geçirdikleri projeyle yüksek riskli gebeleri daha yakından takip edeceklerini anlattı. Demirkol, il ve ilçelerdeki koordinatörleriyle yüksek riskli anneleri yakından takip edeceklerini bildirerek, "Bu kapsamda sağlık bilgi sistemlerimiz ve kamu hastaneleri genel müdürlüğümüzle birlikte Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü olarak çalıştay yaptık ve bu çalıştay kapsamında bilimsel veriler ışığında, yine bilim insanlarımızın da destek verdiği bu komisyonlarda yeni 49 tanımızı belirlemiş olduk. Bu 49 tanımız bizim yüksek riskte gebe olarak bir annenin, anne adayının takip edilmesini sağlayacak tanılar" ifadelerini kullandı. İl ve ilçelerde kurmuş oldukları sistemler çerçevesinde gebelik sürecinde ve onun ardındaki lohusalık döneminde annelerin yakından takip edileceğini bildiren Demirkol, "Gebelik süresince 4 kez ve yine anne ölümlerinin en yoğun olduğu lohusalık dönemi yani doğumdan sonraki ilk 6 haftada da yakından aranarak süreçler takip edilecek, gerekirse evlerinde ziyaret edilecek. Bu kapsamda belirlenmiş sayılarda gebelik sırasında en az 4 kez, gebelik sonrasında en az 2 kez bu yüksek riskli etiketlenmiş anne adaylarımız takip edilmiş olacak, aranacaklar, gerekirse evlerine gidilecek ve en ufak bir sağlık ihtiyaçlarında da ekiplerimiz yanlarında olacak" açıklamasında bulundu. Sağlık ile ilgili tüm desteklerin nasıl yapılacağı konusundaki algoritmaları belirlediklerini söyleyen Demirkol, "Başta 8 branş olmak üzere bu yüksek riskli gebelerimiz hem gebelik süreçlerinde hem de lohusalık süreçlerinde randevusuz bir şekilde bu belli 8 branşa gidebilecekler. MHRS’de öncelikli tanınmış oldu tüm branşlar için ve yüksek riskli gebelerimizin hem il ve ilçelerimizde belirlenmiş koordinasyon ekiplerimizle aranmaları, hem hastaneye geldiklerinde ve aile hekimliklerine gittiklerinde çok daha yakından takip edilebilecekleri sistemleri geliştirmiş durumdayız" diye konuştu. "Annelerimizin bebeklerini kucaklarına alıp onları büyütmeleri için elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz" Demirkol, geliştirilen yazılımların çok daha iyi yerlere geleceğini vurgulayarak, "Özellikle bilimsel veriler ışığındaki yeni tanılarla birlikte de artık yüksek riskli gebelerimizin yakından takip edildiği, aile hekiminden hastaneye, hastaneden aile hekimine dijital entegrasyonla tüm klinik bilgilerinin notlarının gönderildiği, ihtiyacı olan tüm branşlarda randevusuz bir şekilde hastaneye geldiğinde hemen muayene olmaları, en doğru yere en doğru ve hızlı şekilde gitmelerini sağlayacak bu sistemimizin hayırlara vesile olmasını diliyoruz. Düşük rakamın çok daha aşağılara gelmesi ve bizim tarafımızdan sadece bir vakanın bile kabul edilemediği bir sistem içerisinde annelerimizin sağlık içerisinde doğumlarını yapmaları, bebeklerini kucaklarına alıp en güzel şekilde onları büyütmeleri noktasında yine Halk Sağlığı olarak da elimizden gelen tüm gayreti göstermeye devam edeceğiz" dedi.
Kişiye özel tarama yöntemleri ve hasta takibi kanserde hayat kurtarıyor
12 Ağustos 2025 Salı - 09:19 Kişiye özel tarama yöntemleri ve hasta takibi kanserde hayat kurtarıyor Kanser vakalarında hastaya özel tarama ve risk profili oluşturulmasının tedaviyi başarıya ulaştırdığını belirten Denizli Özel Egekent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Bilge, "Hasta takibi, yalnızca tedavinin başarısını değil, hastanın yaşam kalitesini de doğrudan etkiler" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Bilge, kanserle mücadelede erken teşhisin ve düzenli hasta takibinin önemine dikkat çekti. Günümüzde iç hastalıkları yani dahiliye biriminin kanser taramalarında daha kişiselleştirilmiş yöntemlerle hastalara yol gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Ahmet Bilge, "Tarama yöntemleri artık kişiye özel planlanıyor. Tarama kararları artık her hastanın yaşı, yaşam tarzı ve risk faktörleri göz önünde bulundurularak veriliyor. Bbağırsak kanseri için 50 yaş üstü bireylerde kolonoskopi ana yöntem olarak tercih edilirken, ailesinde kanser öyküsü olan veya başka risk faktörleri taşıyan kişilerde yıllık gaitada gizli kan testi (FIT) gibi alternatifler de uygulanabiliyor. Akciğer kanseri taramaları, 50-80 yaş arası ve uzun süreli sigara içmiş bireylerde düşük dozlu bilgisayarlı tomografi yöntemiyle yılda 1 yapılabiliyor. Meme kanseri taramaları ise 40 yaş üzerindeki kadınlarda genellikle iki yılda bir mamografi ile gerçekleştiriliyor. Bu taramalar, iç hastalıkları birimi tarafından radyoloji ve onkoloji uzmanlarıyla iş birliği içinde yürütülüyor ve toplum sağlığı hedefleriyle uyumlu hale getiriliyor" diye konuştu. "Her hastaya aynı yaklaşım uygulanamaz" Dr. Ahmet Bilge, erken teşhisin başarıya ulaşabilmesi için her hastaya özel risk profili oluşturulması gerektiğini vurgulayarak; "Gelişmiş görüntüleme teknikleri ve biyobelirteçler, doğru zamanda doğru kararı almayı kolaylaştırıyor. Ancak bu testler, hastanın genel sağlık durumu ve yaşam kalitesiyle uyumlu bir şekilde entegre edilmeli" ifadelerini kullandı. Tarama sonrası net bir yol haritası şart "Tarama sonuçlarına göre izlenecek yol da en az teşhis kadar önemli" diyen Uzm. Dr. Ahmet Bilge Bilge, yüksek risk taşıyan bireylerde taramaların daha sık yapıldığını, düşük riskli kişilerde ise gereksiz testlerden kaçınılarak hem hasta konforunun hem de sağlık kaynaklarının korunduğunu belirtti. Hasta takibinin tedavinin sessiz kahramanı olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Ahmet Bilge, bu süreci üç başlık altında özetledi: "Kanser sürecinde tedavi kadar önemli olan bir diğer konu da düzenli hasta takibi. Tedaviye verilen yanıtın izlenmesi, yaşanabilecek yan etkilerin yönetimi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle hastayı desteklemek büyük önem taşıyor. Takip sürecinde özellikle ilk 2 yılda kontroller genellikle üç ayda bir planlanıyor. Daha sonraki yıllarda ise hastanın durumu ve biyobelirteç sonuçlarına göre takip aralıkları yeniden düzenleniyor. Gerektiğinde görüntüleme yöntemleriyle destek sağlanıyor. Hasta takibi, yalnızca tedavinin başarısını değil, hastanın yaşam kalitesini de doğrudan etkiler. Bu nedenle hastane içinde etkin iletişim ve veri paylaşımı bir zorunluluktur"
İzmir’de 540 gram olarak dünyaya gelen bebek, hayata tutundu
12 Ağustos 2025 Salı - 09:01 İzmir’de 540 gram olarak dünyaya gelen bebek, hayata tutundu İzmir’de, 28 haftalıkken 540 gram olarak dünyaya gelen ve doğumun hemen ardından entübe edilen Yağmur ve Mehmet Doy çiftinin bebekleri, 114 gün süren tedavisinin ardından ailesine kavuştu. İzmir’de yaşayan Yağmur (27) ve Mehmet Doy (43) çiftinin bebekleri, hamileliğin 28’inci haftasında, anne ile bebek arasındaki besin ve oksijen alışverişinin yetersizliği nedeniyle erken doğdu. Sadece 540 gram ağırlığında ve 30 santimetre boyunda dünyaya gelen Kartal bebek için doktorlar yaşam şansını yüzde 5 olarak değerlendirdi. Hemen entübe edilerek kuvöze alınan Kartal bebek, 114 gün süren yoğun bakım sürecinin ardından hayata tutundu. Minik Kartal, taburcu edildiği gün 2 kilo ağırlığa ve 43 santimetre boya ulaştı. Yağmur ve Mehmet Doy çifti, büyük bir sabır ve umutla geçirdikleri zorlu sürecin ardından bebeklerine kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor. Anne Yağmur Doy; hamileliğimin 20’inci haftasında gittiği doktorda bebeğinde bir anormallik olduğunu öğrendiğini ifade ederek, çocuğunun kilosunun çok düşük olduğunu ve kafa ile bacakların gelişim olarak biraz geride kaldığını söyledi. Daha detaylı inceleme için perinatoloji doktoruna yönlendirildiğini vurgulayan anne Doy, "Hastaneye gittik ve orada bebeğimizde gelişim geriliği olduğunu, plasentadan kaynaklı olarak yeterince beslenemediğini, oksijen alamadığını ve temiz kan akışının sağlanamadığını öğrendik. Doktor, bebeğin yaşama ihtimalinin çok düşük olduğunu, sağlıklı bir bebek olmasının neredeyse imkansız olduğunu söyledi. Ardından tekrar önceki hastanemize gittik, ancak hastanede doğum yaptıramayacaklarını, bebeğin ölebileceğini ve bu riski almak istemediklerini belirttiler. Biz de bunun üzerine yeni bir doktor ve hastane arayışına girdik. Yaklaşık bir hafta başka bir hastanede yattım, ancak orada da sürekli bebeğin anne karnında ölebileceği ya da doğarsa sakat kalabileceği söylendi. En son Acıbadem Kent Hastanesi’ne geldik. Doktorlarımız hep birlikte hazırlıklarını yaptılar ve doğumumuz burada gerçekleşti" dedi. 114 gün beklediler Baba Mehmet Doy; Erken doğan bebeği için eşiyle birlikte 114 gün boyunca hastaneye geldiklerini söyleyerek, "Aliağa’da oturuyoruz, yeri geldi, gidip gelmemiz 3-4 saat sürdü. Bu süreç anne ve baba için gerçekten çok zorlu geçiyor" diye ekledi. Bu sürecin kolay geçmediğini, her zaman umutla beklenilmesi gerektiğinin altını çizen baba Doy, "Biz hep umutluyduk, elbette bazen olumsuz düşündüğümüz anlar oldu ama genel olarak pozitif kalmaya çalıştık. Çocuğumuza da pozitif enerji verdik. Doktorlarımız Abbas Bey, Anıl Bey, doğumu gerçekleştiren Kahraman Bey bize hep pozitif olmamızı tavsiye ettiler. Biz de onlar gibi pozitif olmaya başladık. Pozitif oldukça çocuğun da iyileştiğini gördük. Hatta biz negatif olduğumuzda çocuğun da kötüye gittiğini ilginç bir şekilde fark ettik. Bu zorlu süreç böylece ilerledi. Duyguyu anlatmak çok zor, anlatılmaz yaşanır dedikleri tam da bu duygu. Allah kimsenin başına böyle bir şey vermesin ama verenlerin de bizim gibi bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmasını dileriz. Herkes bizim kadar şanslı olsun istiyoruz. İçeride hala yatan bebeklerimiz var, inşallah onlar da en kısa sürede sağlıklı bir şekilde çıkarlar" ifadelerini kullandı . 540 gram dünyaya geldi, 114 gün sonra taburcu oldu Kartal bebeğin doğmadan önce ailenin kendilerine başvurduğunu söyleyen Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Hastalıları Uzmanı Abbasgulu Baghirov, "Plasental yetmezliği vardı ve buna bağlı olarak bebekte stres ile gelişme geriliği vardı. Kartal bebek, 28 hafta 4 günlükken ve oldukça düşük bir kiloda, 540 gram olarak dünyaya geldi. Ardından 114 gün süren bir yatış dönemi oldu. Bu süre boyunca hem hastanemizin doktorları, hemşireleri hem de diğer sağlık personelleri, bu yaşam mücadelesinde Kartal bebeğe destek oldu ve onu sağlıklı bir şekilde taburcu etmenin mutluluğunu, aile kadar biz de yaşıyoruz. Şu an genel durumu gayet iyi; herhangi bir sağlık sorunu bulunmuyor. Beslenmesini tamamen ağızdan ve yeterli şekilde alıyor. Bugünkü kilosu 2 kilo; doğduğunda 540 gramdı. Boyu ise doğduğunda 30 santimetreydi, bugün ise 43 santimetre. . Prematüre bebek olduğu için takipleri normal bir bebeğe göre biraz daha farklılık gösterebilir. Bu süreçte kontrollerle gelişimini yakından izlemeye devam edeceğiz; örneğin, bugün taburcu ediyoruz ve 2 gün sonra kontrole gelecek, sonrasında da 15 günde bir ya da aylık kontrollerine devam edecek. Diğer bebeklere, yani akranlarına göre ilk başlarda biraz geride olabilir ama zamanla onları da yakalayacaktır inşallah" sözlerini kullandı. Bu denli düşük doğum haftası ve düşük kiloyla dünyaya gelen bebeklerde sıklıkla görülebilen bazı komplikasyonlar yaşanmadan sağlıklı bir şekilde taburcu edilmesi, hem doktorlar açısından hem de aile açısından oldukça sevindirici bir durum olduğunu belirten Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Hastalıları Uzmanı Anıl Chousein ise "28 hafta artı 4 günde doğmuş ve oldukça düşük doğum haftasında dünyaya gelmiş bebeklerde başta nörolojik sistem olmak üzere, beyin, kalp ve göz gibi hayati organlar etkilenebilir ve bu organlarda çeşitli komplikasyonlar gelişebilir. Ancak burada uygun bakım süreci, uygun tedaviler ve elbette biraz da bebeğin durumu sayesinde herhangi bir engel ya da kalıcı bir sorun olmadan sağlıklı bir şekilde taburculuğu gerçekleşti" diye belirtti.
Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi, meme kanserinde hormon tedavisini araştıracak
11 Ağustos 2025 Pazartesi - 15:46 Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi, meme kanserinde hormon tedavisini araştıracak Kastamonu Üniversitesi, TÜBİTAK 1001 desteğiyle meme kanserinde hormon tedavisine karşı gelişen direnci araştıracak. Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi, bilimsel araştırmalar alanındaki başarısına yenisini ekledi. Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Hakan Küçüksayan’ın yürütücülüğünü üstlendiği proje, TÜBİTAK 1001-Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. "Östrojen reseptörü pozitif meme kanserinin tamoksifene karşı gelişen direncinde HOXC4 transkripsiyon faktörünün senesens ilişkili salgı fenotipi (SASP)-aracılı düzenleyici rolünün araştırılması" başlıklı proje, özellikle hormon tedavilerine direnç geliştiren meme kanseri hastalarında yeni tedavi hedeflerinin belirlenmesine katkı sağlamayı amaçlıyor. Araştırma ekibinde Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Nurtaç Sarıkaş ve Dr. Öğretim Üyesi Erhan Bayrak ile Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ertan Küçüksayan da yer alıyor. Proje, hem kanser biyolojisine yeni perspektifler kazandırmayı hem de Tıp Fakültesi öğrencilerine uygulamalı araştırma deneyimi sunarak bilimsel gelişimlerine katkı sağlamayı hedefliyor. Projede görev alacak öğrencilere burs desteği de sağlanarak, öğrencilerin araştırma süreçlerine aktif katılımları desteklenecek. Proje aynı zamanda, temel bilimlerde akademik kariyer yapmayı hedefleyen Tıp Fakültesi öğrencileri için uygulamalı araştırma deneyimi sunarak, nitelikli insan kaynağı yetişmesini amaçlıyor. Kastamonu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, projeyle ilgili yaptığı açıklamada, "Üniversitemiz, sağlık bilimleri başta olmak üzere tüm alanlarda araştırma kültürünü desteklemeyi, bilimsel üretimi teşvik etmeyi ve insanlığa katkı sağlayacak bilgi üretimini artırmayı temel bir sorumluluk olarak görmektedir. Tıp Fakültemizin bu önemli TÜBİTAK başarısı hem bilimsel yetkinliğimizin hem de araştırma altyapımızın geldiği seviyeyi göstermesi açısından son derece kıymetlidir. Bu proje, sadece bilim dünyasına değil, aynı zamanda temel bilimlerde akademik kariyer yapmayı hedefleyen öğrencilerimize de önemli katkılar sunacaktır" dedi. Rektör Topal, ayrıca proje yürütücüsü Dr. Öğretim Üyesi Hakan Küçüksayan’ın başta olmak üzere projede görev alan akademik ekibi tebrik ederek Kastamonu Üniversitesi’nin bilimsel üretim kapasitesine sundukları katkı için teşekkür etti.
Muğla Büyükşehir hasta nakil araçları vatandaşın hizmetinde
11 Ağustos 2025 Pazartesi - 15:44 Muğla Büyükşehir hasta nakil araçları vatandaşın hizmetinde Muğla Büyükşehir Belediyesi, yatağa bağımlı, yaşlı ve engelli bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak için sunduğu ücretsiz hasta nakil hizmeti ile vatandaşların yanında olmaya devam ediyor. 13 ilçe ve 574 mahallede kesintisiz sürdürülen bu hizmet, hem hastalara, hem de yakınlarına güvenli ulaşım imkânı sağlıyor. Ula ilçesinde yaşayan Aysun Gülhan da, 10 yıldır felçli olan annesini bu hizmet sayesinde güvenle hastaneye götürerek kontrollerini yaptırabiliyor. Muğla’nın Ula ilçesinde yaşayan Aysun Gülhan’ın annesi, 10 yıl önce geçirdiği felç nedeniyle yatağa bağımlı hale geldi. İlk zamanlarda annesini hastaneye götürüp getirmekte büyük zorluk yaşayan Gülhan, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin ücretsiz hasta nakil hizmeti sayesinde rahat bir nefes aldı. Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin ücretsiz hasta nakil hizmeti, yatağa bağımlı hastaların güvenle hastanelere ulaşmasını sağlarken, hasta yakınlarının da yükünü hafifletiyor. Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür eden Aysun Gülhan, "Annem 10 yıldır felçli. Yani olduğu süreçten beri ara ara ihtiyaç olunca çağırıyoruz. Hasta daha konforlu gelip gidi yor. Yani memnunuz. Hastamızı kolay ve rahat şekilde getirip götürüyoruz. Götüremezdik çünkü felç ağırdı. Hiç kıpırdamıyordu ilk zamanlar, hareket edemiyordu. O yüzden bu imkanı öğrendik. O günden beri ara ara ihtiyaç olunca gidip geliyoruz" dedi. Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla hasta ve engelli nakil hizmetlerini aralıksız sürdürdüklerini, sağlık kuruluşlarına ulaşımın özellikle yaşlı ve engelli vatandaşlar için zaman zaman zor olabildiği için hem tedavi hem de kontrol süreçlerinin aksamaması için nakil hizmetlerini kesintisiz olarak sürdürdüklerini açıkladı.