Son Dakika
|
İzmir’de taksi şoförü cinayetinin iddianamesi kabul edildi
Avcılar kıyılarında tedirgin eden görüntü
Diyarbakır’da yolcu otobüsü devrildi: 1 ölü, 13 yaralı
Adalet Bakanı Gürlek: "Takipsizlik verilen tüm dosyalar incelenecek"
Bahçeli: "Okullarımızdaki saldırılar çok yönlü ele alınmalıdır''
Romanya'da enerji santralinde patlama
İzmir’de genç doktorun hayatını kaybettiği kazanın görüntüleri ortaya çıktı
İstanbul için şiddetli yağış uyarısı
Ankara’da boya fabrikasında çıkan yangında 1 işçi hayatını kaybetti
Erbaa’da öğrenci servisi ile otomobil çarpıştı: 10 öğrenci yaralandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Beşiktaş’ın kupada rakibi Alanyaspor
Trump: "Ablukayı sonlandırırsak, İran’la asla anlaşma yapılamaz"
Pakistan Başbakanı Şerif’ten ABD Başkanı Trump’a ateşkes teşekkürü
Suriye Devlet Başkanı eş-Şara, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Selman ile görüştü
İran-ABD ateşkesi TSİ 03.00’te sona erecek
İletişim Başkanı Duran’dan Özgür Özel’e tepki
MHP Lideri Bahçeli’den Süper Lig’e yükselen Erzurumspor’a tebrik mesajı
SAĞLIK
Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin: "Sırt ağrısı sadece yorgunluk değil: Kifozu göz ardı etmeyin"
22 Nisan 2026 Çarşamba - 10:05:18
Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, kifozun erken dönemde fark edilmesinin tedavi başarısı açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Doç. Dr. Tekin, "Kifoz, omurganın normalden fazla öne doğru eğilmesiyle ortaya çıkar. Özellikle ergenlik döneminde başlayan duruş bozuklukları zamanla kalıcı hale gelebilir. Ancak yetişkinlerde de yanlış duruş alışkanlıkları nedeniyle gelişebilir" dedi. "Belirtiler göz ardı edilmemeli" Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, "Günümüzde masa başı çalışma alışkanlıklarının artması, uzun süreli ekran kullanımı ve hareketsiz yaşam tarzı, omurga sağlığını tehdit eden önemli faktörler arasında yer alıyor. Sıklıkla ‘yorgunluk’ olarak geçiştirilen sırt ağrıları ise aslında daha ciddi bir problemin, kifozun (kamburluk) habercisi olabilir. Kifozun en yaygın belirtileri arasında sırt ağrısı, omuzlarda öne düşme, kambur duruş ve uzun süre ayakta kalınca artan yorgunluk hissi yer alıyor. İleri vakalarda ise nefes darlığı ve hareket kısıtlılığı görülebiliyor" dedi. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, "Birçok kişi sırt ağrısını günlük yorgunluğa bağlayarak doktora başvurmayı erteliyor. Oysa erken teşhisle kifozun ilerlemesi durdurulabilir ve hatta büyük ölçüde düzeltilebilir" ifadelerini kullandı. "Doğru duruş alışkanlığı şart" Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, "Kifozdan korunmanın en etkili yollarından birinin doğru duruş alışkanlıkları kazanmak olduğunu vurgulayan Tekin, özellikle masa başı çalışanların ve öğrencilerin oturma pozisyonlarına dikkat etmesi gerekiyor. Düzenli egzersiz, sırt kaslarını güçlendiren aktiviteler ve ergonomik çalışma ortamları da omurga sağlığını korumada önemli rol oynuyor" ifadelerini kullandı. "Erken tanı ile etkili tedavi mümkün" Kifoz tedavisinin hastalığın derecesine göre planlandığını ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, "Hafif vakalarda egzersiz ve fizik tedavi yeterli olabilirken, ileri düzeydeki eğriliklerde korse kullanımı veya cerrahi müdahale gerekebilir. Bu nedenle belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden uzman bir hekime başvurulmalıdır" diye konuştu.
22 Nisan 2026 Çarşamba - 09:54
Ani ve şiddetli baş ağrılarına dikkat, her saniye hayati olabilir
Halk arasında ’baloncuk’ olarak bilinen, aslında beyin damar duvarının zayıflayarak dışa doğru genişlemesiyle oluşan anevrizma, ülkemizde her yıl binlerce kişide görülüyor. Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, anevrizmanın çoğu zaman patlayana kadar belirti vermediğini aktararak şu uyarılarda bulundu: "Ani başlayan ve daha önce benzeri yaşanmamış şiddetli baş ağrısı, anevrizma yırtılmasının belirtisi olabilir. Bu durumda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir." Beyin cerrahisi pratiğinde sık karşılaşılan ve ciddi sonuçlara neden olabilen beyin anevrizmaları, çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebiliyor. Halk arasında ’baloncuk’ olarak bilinen bu durum, beyin damar duvarının zayıflayarak dışa doğru genişlemesiyle oluşuyor. Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, anevrizmaların genellikle sessiz seyrettiğini ve çoğu hastada patlayana kadar fark edilmediğini aktardı. Anevrizmanın yırtılması sonucu ortaya çıkan tablo ise acil müdahale gerektiren ciddi bir sağlık durumu olarak değerlendirildiğini dile getiren Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, "Anevrizma, çoğu zaman patlayana kadar varlığını hissettirmeyen bir ’saatli bomba’ gibidir. İstatistikler bize gösteriyor ki ülkemizde milyonlarca insan beyninde bir anevrizma taşıyor ancak bunun farkında değil. Sorun şu ki, bu baloncuk patladığında oluşan subaraknoid kanama, hastaların yaklaşık yarısını hastaneye dahi ulaşamadan kaybedilmesine neden olabiliyor. Bu nedenle cerrahlar için en değerli müdahale, o baloncuk henüz patlamadan yapılan müdahaledir" sözlerini kaydetti. Ağrı kesici içip uyumak en büyük hata Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, her ağrı için anevrizma şüphesi taşımamak gerektiğini ancak ağrının düzeyi noktasında dikkat edilmesi gereken önemli noktalar olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, sözlerine şöyle devam etti: "Eğer aniden başlayan, daha önce hiç tecrübe etmediğiniz kadar şiddetli, ‘kafamın içinde bir şeyler koptu ya da patladı’ dedirten bir baş ağrısı yaşıyorsanız, bu bir anevrizma rüptürü (yırtılması) olabilir. Bu durumda ağrı kesici içip uyumaya çalışmak yapılabilecek en büyük hatadır. Dakikalar, hatta saniyeler hayati önem taşır. Hipertansiyon, sigara kullanımı ve ailede anevrizma öyküsü olması gibi durumlar ayrıca önem taşımaktadır. Özellikle dirençli tansiyonu olan hastaların, beyin damar yapılarını en az bir kez görüntülemesi (MR veya BT anjiyo) hayat kurtarıcı bir adımdır. Beyin cerrahisinde başarı, sadece teknik beceriyle değil, doğru zamanlama ile gelir. Anevrizma korkulacak bir hastalık değil, geç kalındığında sonuçları ağır olan bir durumdur. Erken teşhis ve modern cerrahi yöntemlerle bu riski yönetmek bugün her zamankinden daha mümkün." Açık cerrahi şart değil Anevrizma tedavisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, gelişen teknoloji sayesinde artık her anevrizmayı açık cerrahi ile tedavi etmek gibi bir zorunluluk kalmadığını söyledi. Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, sözlerini şöyle tamamladı: "Anevrizma tedavisinde endovasküler girişimler ve mikro-cerrahi yöntemleri ön plana çıkmaya başladı. Endovasküler girişimlerde, kasıktan girerek, beyindeki anevrizma, içeriden ‘koil’ denilen tellerle veya özel stentlerle kapatılabiliyor. Bu yöntemle hastalar kısa sürede sosyal hayatlarına geri döndürebiliyor. Bazı kompleks anevrizmalarda ise mikro-cerrahi yöntemi devreye girebiliyor. Bu yöntemde mikroskop altında anevrizmanın boynuna küçük bir titanyum klips yerleştirerek devre dışı bırakılması sağlanıyor. Özellikle A1 ve AComA olarak adlandırılan bölgelerdeki anevrizmalar, boyutları küçük olsa dahi patlama riski yüksek olan, titizlikle takip ve tedavi edilmesi gereken vakalardır."
22 Nisan 2026 Çarşamba - 09:53
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner’den ‘kızamık’ açıklaması: "Problemimiz yok, takipteyiz"
Son günlerde dünyada kızamık hastalığı konuşulurken, İstanbul’daki son duruma ilişkin konuşan İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, "Aşılama oranlarımız yüzde 90’ların üzerinde. Şu an kızamık veya bulaşıcı hastalıklarla ilgili riskimiz yok, birebir takip ediyoruz. Kızamık şüpheli vakalarımız bazen oluyor, hepsi aşısız çocuklar. Avrupa kızamıktan kavrulurken bizim bunu başarmamızın tek nedeni; aşılama programımız. Aşılamayı yapmazsanız eninde sonunda vaka artışıyla karşılaşabiliriz. Şu anda kızamıkla ilgili problemimiz yok" dedi. İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, megakentin sağlık sistemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Birçok ülkede yüksek ateş, döküntü ve boğaz ağrısı gibi belirtilerle kendini gösteren kızamıkla ilgili hareketlilik yaşandığı ifade edilirken, Doç. Dr. Güner İstanbul’daki son durumu İhlas Haber Ajansı muhabirine anlattı. İstanbul’da devam eden sağlık yatırımlarına ilişkin de konuşan Doç. Dr. Güner, beklenen büyük İstanbul depremine yönelik megakentteki sürece yönelik bilgi verdi. "Geçtiğimiz sene 4 milyon 232 bin aşı uygulandı" "Türkiye’nin en iyi yaptığı şeylerden biridir aşı" diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Güner, "5 bine yakın aile hekimimizle, bin 114 aile sağlığı merkezimizle, tüm Türkiye’deki sayıları 30 bini bulan aile hekimiyle her türlü noktada aşılamayı gerek aile hekimliğinde gerek evde, köyde, mezrada yapabilir durumdayız. Geçtiğimiz sene 4 milyon 232 bin aşı uygulandı. Bazı noktalarda bilimsellikten uzak açıklamalarla bazen karşılaşıyoruz. Bunlara aşı kararsızlığı diyoruz. Çünkü aşıyı reddetmeniz gibi bir şeyin bilimle yan yana gelme şansı olmaz. Bugün kızamık regüle edilmiş. Avrupa kızamıktan kavrulurken, bulaşıcı hastalıklarla ilgili problemler olurken, bizim bunu başarmamızın tek nedeni; aşılama programımız. Aşıyı birebir takip etmemiz gerekiyor. Bununla beraber topuk kanı, yenidoğan taramalarımız. Kalıtsal hastalıkları birebir takip ederiz. İstanbul’da da özel bir uygulamamız var. Herhangi bir risk olduğunda çocuk endokrin doktoruyla ilgili randevu almanıza gerek kalmıyor. İstanbul Valiliğimizin projesiyle beraber de yapay zekaya dönüştürülmüş bir sistematik var" dedi. "İstanbul’da 18 hastane yatırımı devam etmekte" İstanbul’un sağlık alt yapısına yönelik bilgiler veren Doç. Dr. Güner, "2002 yılından itibaren sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde başlayan bir Sağlıkta Dönüşüm Projesi var. Yapılarımızı ana noktada depremde dayanması, hatta sağlık hizmetine devam edeceği şekilde planlamaya çalışıyoruz. 2025 yılında 52 tane sadece aile sağlığı merkezi, 2 hastanemizi açtık. Yakın zamanda Esenyurt Hastanemizi açacağız. 18 tane hastane yatırımı devam etmekte. Türkiye’nin en büyük hastanesi şu an Sancaktepe’de şehir hastanesi olarak yapılıyor. İstanbul’un batı yakasında Çam ve Sakura Şehir Hastanesi vardı, doğu yakasında Sancaktepe Şehir Hastanesi’ni yapıyoruz. Onunla beraber Beykoz Devlet Hastanesi. E-5 hattı dediğimiz güney hattımızda yenilenmeyi takip eden hastaneler var. Yeni yaptığımız hastanelerden Silivri, Büyükçekmece, Beylikdüzü, Avcılar’da yeni bir hastane yapıyoruz. Bakırköy’deki hem Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi hem Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi beraber bin 600 yataklı olarak yerinde yeniden yapılacak, şu anda projesi çiziliyor. Okmeydanı ve Göztepe’nin 2’nci safhaları, aynı blokların ikizleri yapılacak. Süreyyapaşa’da büyük bir sağlık kompleksi yapılacak. Fatih Sultan Mehmet Devlet Hastanemiz yerinde, Kozyatağı’nda bin 453 yataklı yapıyoruz. Şu anda çalışmaları başladı, temel kazıları devam ediyor. Numune ve Siyami Ersek Hastanelerimiz; yerinde Abdülhamid Han Hastanesi ile birleşerek yaklaşık bin yataklı çok güzel bir eğitim ve araştırma hastanesi olacak. Sağlıklı kalmayı, yaşamayı insanlara teşvik etmemiz lazım" dedi. "İstanbul’un her ilçesi illerle eşleştirilmiş durumda" Beklenen büyük İstanbul depremine karşı sağlık sistemi ve çalışanlara yönelik çalışmalar gerçekleştirdiklerini aktaran Doç. Dr. Güner, izolatörlü hastanelerle sağlık hizmetinin aksamadan devam edeceğine dikkat çekti. İstanbul’un sağlık alt yapısının her geçen gün daha iyiye gittiğini belirten Güner, "Türkiye’nin bir sağlık planı var. İstanbul’un her ilçesi illerle eşleştirilmiş durumda. Deprem olduğu anda kimin nerede, hangi ameliyathanede, poliklinikte çalışacağı belli. Refleks sistematiğinde gelecekler. Belirlendiği hastanede Numune, Kartal Lütfi Kırdar gibi izolatörlü hastanemize gelip çalışacaklar. Deprem tatbikatları yapıyoruz" şeklinde konuştu. "Kızamıkla ilgili problemimiz yok, birebir takip ediyoruz" Son dönemde gündeme gelen kızamık hastalığına ilişkin konuşan Güner, "Aşılama oranlarımız yüzde 90’ların üzerinde. Pandemide hepimiz aşı nedir, nasıl kapsar, nasıl korur öğrendik. Şu an kızamık veya bulaşıcı hastalıklarla ilgili bir riskimiz yok, birebir takip ediyoruz. Bir filyasyon sistematiğinin olduğunu tüm dünyaya gösterdik. Kızamıklı bir çocuk varsa çocuk nereye gitmiş, nerede okumuş, sınıfında kaç kişi var, aşılamayla ilgili problemleri var mı, bire bir takip ediyoruz. Kızamık şüpheli vakalarımız bazen oluyor, bunların hepsi aşısız çocuklar. Avrupa‘nın sıkıntı yaşamasının nedeni ne; birinci basamak sağlık hizmetini oturtamadığı için aşılamayla ilgili problemleri var. Bu sistematik eğer devam ederse her 4-5 senede bir salgınla, vaka artışıyla Avrupa karşılaşacak. Biz eğer aşılamamızı yüksek tutmazsak, çocuklarımızı aşıya götürmezsek, sağda solda duyduğumuz haberlerle aşıyla ilgili kararsızlık yaşayacaksak bizim de Avrupalıdan bir farkımız yok. Kızamıkla ilgili problem yaşamamamızın nedeni; aşılama kuvvetimiz. Koruyucu sağlık hizmetleriyle ilgili Avrupa’nın büyük problemleri var. Dünya Sağlık Örgütü’nün birebir takip ettiği bir şey bu; kızamık eliminasyon programı, tüm dünyada takip ediliyor. Şu anda çocuk felci hastalığı yok, çiçek hastalığı hiç yok. Bunların başarısı aşılamayla ilgili. Aşılamayı yapmazsanız şu anda kızamık virüsü aktif bir virüs olduğundan dolayı eninde sonunda vaka, vakanın artışıyla karşılaşabiliriz ama şükür olsun aşılamamız yüksek. Şu anda kızamıkla ilgili problemimiz yok" dedi.
22 Nisan 2026 Çarşamba - 09:47
İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner’den ‘Kızamık’ açıklaması: "Problemimiz yok, takipteyiz"
Son günlerde dünyada kızamık hastalığı konuşulurken İstanbul’daki son duruma ilişkin konuşan İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, "Aşılama oranlarımız yüzde 90’ların üzerinde. Şu an kızamık ve ya bulaşıcı hastalıklarla ilgili riskimiz yok, birebir takip ediyoruz. Kızamık şüpheli vakalarımız bazen oluyor, hepsi aşısız çocuklar. Avrupa kızamıktan kavrulurken bizim bunu başarmamızın tek nedeni; aşılama programımız. Aşılamayı yapmazsanız eninde sonunda vaka artışıyla karşılaşabiliriz, şu anda kızamıkla ilgili problemimiz yok" dedi. İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, megakentin sağlık sistemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Birçok ülkede yüksek ateş, döküntü ve boğaz ağrısı gibi belirtilerle kendini gösteren kızamıkla ilgili hareketlilik yaşandığı ifade edilirken Doç. Dr. Güner, İstanbul’daki son durumu İhlas Haber Ajansı muhabirine anlattı. İstanbul’da devam eden sağlık yatırımlarına ilişkin de konuşan Doç. Dr. Güner, beklenen büyük İstanbul depremine yönelik megakentteki sürece yönelik bilgi verdi. "Geçtiğimiz sene 4 milyon 232 bin aşı uygulandı" ‘Türkiye’nin en iyi yaptığı şeylerden biridir; aşı’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Güner, "5 bine yakın aile hekimimizle bin 114 aile sağlığı merkezimizle tüm Türkiye’deki sayıları 30 bini bulan aile hekimiyle her türlü noktada aşılamayı gerek aile hekimliğinde gerek evde, köyde, mezrada yapabilir durumdayız. Geçtiğimiz sene 4 milyon 232 bin aşı uygulandı. Bazı noktalarda bilimsellikten uzak açıklamalarla bazen karşılaşıyoruz. Bunlara aşı kararsızlığı diyoruz çünkü aşıyı reddetmeniz gibi bir şeyin bilimle yan yana gelme şansı olmaz. Bugün kızamık regüle edilmiş, Avrupa kızamıktan kavrulurken, bulaşıcı hastalıklarla ilgili problemler olurken bizim bunu başarmamızın tek nedeni; aşılama programımız. Aşıyı birebir takip etmemiz gerekiyor. Bununla beraber topuk kanı, yenidoğan taramalarımız. Kalıtsal hastalıkları birebir takip ederiz, İstanbul’da da özel bir uygulamamız var. Herhangi bir risk olduğunda çocuk endokrin doktoruyla ilgili randevu almanıza gerek kalmıyor. İstanbul Valiliğimizin projesiyle beraber de yapay zekaya dönüştürülmüş bir sistematik var" dedi. "İstanbul’da 18 hastane yatırımı devam etmekte" İstanbul’un sağlık alt yapısına yönelik bilgiler veren Doç. Dr. Güner, "2002 yılından itibaren sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde başlayan bir Sağlıkta Dönüşüm Projesi var. Yapılarımızı ana noktada depremde dayanması hatta sağlık hizmetine devam edeceği şekilde planlamaya çalışıyoruz. 2025 yılında 52 tane sadece aile sağlığı merkezi, 2 hastanemizi açtık. Yakın zamanda Esenyurt Hastanemizi açacağız. 18 tane hastane yatırımı devam etmekte, Türkiye’nin en büyük hastanesi şu an Sancaktepe’de şehir hastanesi olarak yapılıyor. İstanbul’un batı yakasında Çam ve Sakura Şehir Hastanesi vardı, doğu yakasında Sancaktepe Şehir Hastanesi’ni yapıyoruz, onunla beraber Beykoz Devlet Hastanesi. E-5 hattı dediğimiz, güney hattımızda yenilenmeyi takip eden hastaneler var. Yeni yaptığımız hastanelerden Silivri, Büyükçekmece, Beylikdüzü, Avcılar’da yeni bir hastane yapıyoruz. Bakırköy’deki hem Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi hem Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi beraber bin 600 yataklı olarak yerinde yeniden yapılacak, şu anda projesi çiziliyor. Okmeydanı ve Göztepe’nin 2’nci safhaları, aynı blokların ikizleri yapılacak. Süreyyapaşa’da büyük bir sağlık kompleksi yapılacak. Fatih Sultan Mehmet Devlet Hastanemiz yerinde; Kozyatağında bin 453 yataklı yapıyoruz. Şu anda çalışmaları başladı, temel kazıları devam ediyor. Numune ve Siyami Ersek hastanelerimiz; yerinde, Abdülhamid Han Hastanesi ile birleşerek yaklaşık bin yataklı çok güzel bir eğitim ve araştırma hastanesi olacak. Sağlıklı kalmayı, yaşamayı insanlara teşvik etmemiz lazım" dedi. "Türkiye’nin bir planı var, İstanbul’un her ilçesi illerle eşleştirilmiş durumda" Beklenen büyük İstanbul depremine karşı sağlık sistemi ve çalışanlara yönelik çalışmalar gerçekleştirdiklerini aktaran Doç. Dr. Güner, izolatörlü hastanelerle sağlık hizmetinin aksamadan devam edeceğine dikkat çekti. İstanbul’un sağlık alt yapısının her geçen gün daha iyiye gittiğini belirten Güner, "Türkiye’nin bir sağlık planı var. İstanbul’un her ilçesi bir illerle eşleştirilmiş durumda. Deprem olduğu anda kimin nerede, hangi ameliyathanede, poliklinikte çalışacağı belli. Refleks sistematiğinde gelecekler, belirlendiği hastanede Numune, Kartal Lütfi Kırdar gibi izolatörlü hastanemize gelip çalışacaklar. Deprem tatbikatları yapıyoruz" şeklinde konuştu. "Kızamıkla ilgili problemimiz yok, birebir takip ediyoruz" Son dönemde gündeme gelen kızamık hastalığına ilişkin konuşan Güner, "Aşılama oranlarımız yüzde 90’ların üzerinde. Pandemide hepimiz aşı nedir, nasıl kapsar, nasıl korur öğrendik. Şu an kızamık ve ya bulaşıcı hastalıklarla ilgili bir riskimiz yok, birebir takip ediyoruz. Bir filyasyon sistematiğinin olduğunu tüm dünyaya gösterdik. Kızamıklı bir çocuk varsa çocuk nereye gitmiş, nerede okumuş, sınıfında kaç kişi var, aşılamayla ilgili problemleri var mı, bire bir takip ediyoruz. Kızamık şüpheli vakalarımız bazen oluyor, bunların hepsi aşısız çocuklar. Avrupa‘nın sıkıntı yaşamasının nedeni ne; birinci basamak sağlık hizmetini oturtamadığı için aşılamayla ilgili problemleri var. Bu sistematik eğer devam ederse her 4-5 senede bir salgınla, vaka artışıyla Avrupa karşılaşacak. Biz eğer aşılamamızı yüksek tutmazsak çocuklarımızı aşıya götürmezsek sağda solda duyduğumuz haberlerle aşıyla ilgili kararsızlık yaşayacaksak bizim de Avrupalıdan bir farkımız yok. Kızamıkla ilgili problem yaşamamamızın nedeni; aşılama kuvvetimiz. Koruyucu sağlık hizmetleriyle ilgili Avrupa’nın büyük problemleri var. Dünya Sağlık Örgütü’nün birebir takip ettiği bir şey bu; kızamık eliminasyon programı, tüm dünyada takip ediliyor. Şu anda çocuk felci hastalığı yok, çiçek hastalığı hiç yok, bunların başarısı aşılamayla ilgili. Aşılamayı yapmazsanız şu anda kızamık virüsü aktif bir virüs olduğundan dolayı eninde sonunda vaka, vakanın artışıyla karşılaşabiliriz ama şükür olsun aşılamamız yüksek. Şu anda kızamıkla ilgili problemimiz yok" dedi. (HK-RU
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
21 Nisan 2026 Salı- 16:20
Aile hekimliğinde yönetmelik ve maaş kesintisi tepkisi
2
21 Nisan 2026 Salı- 11:32
Dünya Kalp Cerrahisinin kalbi İstanbul’da attı
3
21 Nisan 2026 Salı- 14:16
Eskişehir’de süt ve süt ürünlerine sıkı denetim
4
21 Nisan 2026 Salı- 14:01
Türkiye Aşı Enstitüsü Başkanı Kara: "Covid aşıları kalp krizini tetiklemez"
5
21 Nisan 2026 Salı- 13:10
Başparmağında ileri derece hareket kısıtlılığı olan çocuk, operasyonla sağlığına kavuştu
03 Ekim 2025 Cuma - 12:26
Sinop’ta ilk radikal prostat ameliyatı başarıyla yapıldı
Sinop Atatürk Devlet Hastanesi, kentte ve kendi tarihinde bir ilke imza attı. Üroloji Uzmanları Opr. Dr. Özgür Gürboğa ve Opr. Dr. Egemen Öztürk, radikal prostatektomi (radikal prostat ameliyatı) uygulamasını Sinop’ta ilk kez gerçekleştirdi. Birden fazla hastada başarıyla tamamlanan operasyonlar, prostat kanseri tedavisi gören hastalara artık kendi şehirlerinde ileri düzey cerrahi imkânı sunuyor. Ameliyatları gerçekleştiren Opr. Dr. Özgür Gürboğa, "Radikal prostatektomi, ileri cerrahi beceri ve güçlü ekip koordinasyonu gerektirir. Bu ameliyatları ilimizde ilk kez gerçekleştirmiş olmak hem bizim hem de hastalarımız için çok kıymetli," dedi. Op. Dr. Egemen Öztürk ise, "Sinop’ta artık bu düzeyde bir operasyon yapılabiliyor olması, hastalarımızın şehir dışına gitme zorunluluğunu ortadan kaldırıyor. Kendi yaşadıkları yerde güvenle tedavi olabilmeleri en büyük motivasyonumuz" ifadelerini kullandı. Gerçekleştirilen ameliyatların ardından hastaların sağlık durumlarının iyi olduğu, taburculuklarının sorunsuz yapıldığı ve iyileşme süreçlerinin yakından takip edildiği bildirildi. Hastane yönetimi, operasyonlarla hem teknik hem de bilimsel kapasitenin kanıtlandığını vurguladı. Yapılan açıklamada, "Sinop’ta kamu sağlık hizmetlerinin geldiği nokta açısından önemli bir gelişmedir. Sağlık alanını her geçen gün daha ileriye taşımak için çalışıyoruz. Emeği geçen tüm ekip arkadaşlarımıza teşekkür ederiz" denildi.
03 Ekim 2025 Cuma - 11:59
Alaşehir’de ’Dünya Yürüyüş Günü’ etkinliği
Manisa’nın Alaşehir ilçesinde İlçe Sağlık Müdürlüğü personelleri, "Dünya Yürüyüş Günü" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla kurum önünde dövizlerle toplanarak etkinlik düzenledi. Dünya Sağlık Örgütü tarafından bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesinde fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek amacıyla 3-4 Ekim tarihleri arasında ilan edilen "Dünya Yürüyüş Günü" kapsamında Manisa’nın Alaşehir ilçesinde etkinlik düzenlendi. Alaşehir’de günün anlamına dikkat çekmek için İlçe Sağlık Müdürlüğü kurum önünde dövizlerle toplantı yaptılar. Etkinlikte katılımcılar, "Sağlığın için yürü", "Her gün 10 bin adım", "Yürüyüş en iyi ilaçtır" yazılı dövizler taşıyarak vatandaşlara fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekti. Alaşehir İlçe Sağlık Müdürü Dr. Süleyman Çağrı Bozkurt, etkinliğin amacının toplumda farkındalık oluşturmak olduğunu belirterek, "İlçe Sağlık Müdürlüğü olarak paydaş kurum, kuruluşlar ve sivil toplum örgütleriyle birlikte toplum bilincini artırmak amacıyla bu etkinliği düzenledik. Amacımız, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek ve vatandaşlarımızı düzenli yürüyüş yapmaya teşvik etmektir" dedi. Etkinlikte vatandaşlara yürüyüşün sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatılarak, düzenli yürüyüşün obezite, diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıkların riskini azalttığı, ruh halini ve uyku kalitesini iyileştirdiği vurgulandı.
03 Ekim 2025 Cuma - 11:55
Grip ve nezleyi karıştırmayın
Kayseri Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Selma Erşangur, grip ve nezlenin halk arasında çok karıştırıldığını söyleyerek, "Nezle daha hafif semptomlarla giderken, gripte bütün vücutta kırgınlık hissedilebilir" dedi. Özellikle toplu alanlarda kalabalıktan kaynaklı olarak bulaş riskinin arttığını söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Selma Erşangur, "Tabi ki kışın soğukların artmasıyla solunum yolları enfeksiyonları artmaktadır. Solunum yolu enfeksiyonlarını da üst solunum ve alt solunum enfeksiyonları olarak ikiye ayırabiliriz. Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık dünyada doktora başvuru nedenleridir. Nezle, grip, alt solunum yolu enfeksiyonunda da pnömoni yani zatürre olarak bilmekteyiz. Nezle ile grip hep halkımız tarafından karıştırılmaktadır. Nezle daha hafif semptomlarla gider. Sadece kulak çınlaması, hafif bir burun akıntısı, hafif bir boğaz ağrısı ile hafif baş ağrısıyla gitmektedir. Grip ise bütün vücutta kırgınlık, kemik-kas ağrıları, gözlerde kızarma, derinden gelen bir öksürük, kulaklarda ağrı, dolgunluk hissiyatı yapar ve ateş çıkartır. Bunların mevsimsel olmasının başlıca nedeni soğuk havalarda insanların bağışıklık sistemlerinin düşmesidir. Bunun nedeni de solunum yolları florasında mukozanın aşırı kuru havalarda çatlaklık oluşur ve mikroorganizmalar, virüsler daha kolay olarak içeriye girerler. Ayrıca soğuğa çok dayanıklıdır virüsler. Çoğalmaları artmaktadır. Aynı zamanda kış aylarında toplu yaşanan mekanlarda insanların işte gerek mescitlerde gerek AVM’lerde gerek çay ocaklarında çocuklar açısından da kreş ve okullarda kalabalık arttığı için birbirlerine bulaş çok daha fazla olmaktadır" dedi. Selma Erşangur, ilaç kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, "Güneş ışınlarının azalması D vitamini düşüklüğüne neden olduğu için özellikle D vitamini, çinko, demir, C vitamini eksikliği yine bu hastalıkların daha fazla artmasına neden olur. Bu çok önemli ki özellikle kreş yaşındaki çocukların birbirleriyle oyuncak alışverişi yapmaları, oyuncakları ağıza götürmeleri nedeniyle ve servisler de toplu taşıma araçları olduğu için çocuklara çok dikkat edilmesi gerekiyor. Bütün insanlar etkilenir ama 65 yaş üstü, gebeler, kronik hastalığı olan özellikle diyabet, astım, KOAH, bronşit, immün sistemi düşürecek olan düşüren romatizmal hastalıklar ve işte malinite ve bunlar için kullanılan immün sistemi düşüren ilaçları kullanan insanlar daha fazla etkilenmektedir. Hamilelerin özellikle ilk 3 ayda çok dikkat etmeleri gerekiyor" ifadelerini kullandı.
03 Ekim 2025 Cuma - 11:47
Uzmanından uyarı: "Gripten korunmak için aşı yaptırın"
Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, gripten korunmanın en etkili yolunun ’aşı’ olduğunu vurgulayarak "Öğretmenler, okul çağı çocukları, kreş çalışanları ve sağlık çalışanları gibi gruplar bir an önce aşı olmalıdır" dedi. Sonbahar aylarının gelmesiyle grip salgını başladı. İnfluenza virüsünün gribe yol açan bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Acıbadem Adana Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Salahattin Okur, "Hastalığa yol açan influenza virüsünün yapısı kolaylıkla değişebilmektedir. Bu da virüsün bağışıklık sistemimizden kaçmasına ve her yıl gribe yakalanmamıza neden olur. Her 10-30 yılda bir ortaya çıkan büyük yapısal değişiklikler ise pandemi dediğimiz, tüm dünyayı etkileyen büyük salgınlara yol açar" ifadelerini kullandı. Grip virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını hatırlatan Dr. Okur, virüsle enfekte olan kişiyle yakın temas etmenin yeterli olduğunu, bu temas sırasında öksürüp, hapşıran kişinin çok sayıda damlacığı etrafa yaydığını ve bu şekilde virüslerin hava yoluyla karşısındakine geçebileceğini ifade etti. Özellikle çocukların toplu olarak bulunduğu okullar, alışveriş merkezleri gibi kalabalık yerlerde daha dikkatli olmak gerektiğinin altını çizen Dr. Okur, şunları söyledi: "Tokalaşma, eşyayla temas etme veya yüzeylere dokunmanın ardından ellerle yüz, göz veya buruna temas edilirse virüs kendisine yayılım alanı bulur ve hücrelere tutunmaya başlar. Bunun sonucunda da vücut virüsle karşılaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille, mendil bulamıyorsa kollarıyla kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan dokunulan her yere yayılır. Gripli kişi sık sık ellerini yıkamalıdır. Su ve sabun bulunamadığı durumda el antiseptikleriyle eller ovalanarak da temizlik sağlanabilir. Çocukları korumak için de tüm bunları öğretmeli, bu kuralları uyguladıklarından emin olmalıyız. Gribin toplumda yayılmaması için virüsün en etkili olduğu hastalığın ilk günlerinde okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmeli." "Nezle ile karıştırmayın, grip semptomları şiddetlidir" Grip ve nezlenin birbirine karıştırıldığına da değinen Dr. Okur, "Grip ani başlangıçlı ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burunda tıkanıklık, akıntı, kas ve eklem ağrılarıyla seyreder. Hastalar bu klinik tabloyu sıklıkla ‘kamyon çarpmış gibi’ diye tanımlamaktadır. Öksürük şiddetli olabilir, iki hafta veya daha uzun sürebilir. Grip ve soğuk algınlığı, burun akıntısı ve öksürük gibi benzer semptomlara sahip olabilir. Ancak soğuk algınlığı semptomları genellikle hafifken, grip semptomları şiddetli olabilir ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Soğuk algınlığı ve gribe farklı virüsler neden olur" diye konuştu. "Nefes darlığı varsa doktora başvurun" Ateşin uzun sürmesi, koyu renkli balgam, göğüs ağrısı veya nefes darlığı yaşanması halinde mutlaka doktora başvurulmasını öneren Dr. Okur, grip mevsiminde ileri yaş, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullananlar, 5 yaş altı çocuklar ve gebelerde semptomlar hafif olsa dahi tanı için test yaptırılması gerektiğini söyledi. Dr. Okur, gribe yakalanmamak için sık el temizliği, sağlıklı beslenme, mevsime göre giyinme, hasta kişilerin okul veya iş ortamında olmaması gerektiğini vurgulayarak, "Mutlaka maskeyle önlem alınma gibi kişisel önlemlerin yanı sıra özellikle risk altındaki kişiler için en etkili korunma yolu aşıdır. Risk grubundaki bu kişiler, ölümlerin büyük oranda nedeni olan pnömoni (zatürre) açısından da risk altındalar ve doktorlarına danışarak aşı olmalılar. Grip aşısının her yıl en geç ekim ayında yaptırılması gerekmektedir. Bununla birlikte hastalıkla karşılaşma ihtimali yüksek olan öğretmenler, okul çağı çocukları, kreş çalışanları ve sağlık çalışanları gibi gruplar bir an önce aşı olmalıdır. Ayrıca grip için ilk 72 saatte başlayan tedavi ve bol sıvı tüketmek etkili olacaktır" dedi.
03 Ekim 2025 Cuma - 11:41
İşitme kaybını erken dönemde belirlemek önemli
İşitme kaybını erken dönemde belirlemek amacıyla Ulusal İşitme Tarama Programları yürütülüyor. Türkiye’de yılda doğan her bin bebekten 2-3’ü işitme kaybı ile dünyaya geliyor. Çam Sakura Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Özgür Yiğit, Türkiye’de yılda yaklaşık 1 milyona yakın bebek doğduğunu belirterek, "Her bin bebekten 2-3’ü işitme kaybı ile dünyaya gelmektedir. İşitme kayıpları, annenin geçirmiş olduğu hastalıklar, kullandığı bazı ilaçlar, bebeğin düşük doğum ağırlığı, yoğun bakımda kalma durumu, ağır sarılık geçirmesi, kullandığı bazı ilaçlar, enfeksiyonlar, travmalar, kalıtsal/kalıtsal olmayan hastalıklar gibi doğumsal ve doğumsal olmayan birçok nedene bağlı olarak oluşmaktadır" dedi. Bir ya da her iki kulakta işitme kaybı varlığının bebeklikten itibaren dikkat, öğrenme ve sosyal işlevlerdeki sıkıntıları artırdığının altını çizen Yiğit, "İşitme engelliliğinden korumak amacıyla yapılan çalışmaların en başında sağlık taramaları gelmektedir. İşitme kaybını erken dönemde belirlemek amacıyla ülkemizde Ulusal İşitme Tarama Programları yürütülmektedir. Bu kapsamda yenidoğan tüm bebeklere ve ilkokul 1. sınıfa giden çocuklara işitme taramaları yapılmaktadır. Sağlık taramaları erken tanı ve tedavi için kullanılan en iyi yöntemlerden biridir. Bu nedenle çocukların yenidoğan döneminde ve okul çağında işitme taramalarından geçmesi son derece önemlidir. İşitme engeli tespit edilen birey kısa sürede rehabilite edilmeli ve bu bireylerin sosyal ve akademik ortamlarda diğer bireylerle eşit şartlarda yaşamlarını sürdürmeleri sağlanmalıdır. İşitme engelli bireylerin karşılaştıkları zorlukları belirlemek, toplumsal bilinç oluşturmak, bu konu ile farkındalık oluşturmak oldukça gereklidir" dedi.
03 Ekim 2025 Cuma - 11:39
Midyat Devlet Hastanesinde tam otomatik gaita analiz sistemi hizmete alındı
Mardin’in Midyat İlçe Devlet Hastanesi mikrobiyoloji laboratuvarına kazandırılan tam otomatik gaita analiz sistemi ile birlikte, artık hastalar ilçe dışına sevk edilmeden kendi ilçelerinde daha hızlı, güvenilir ve kaliteli sağlık hizmetine ulaşabilecek. Hastane Başhekimi Uzman Dr. Mehmet Burak Peköz, Midyat Devlet Hastanesine kazandırılan bu sistem sayesinde laboratuvar sonuçlarının artık daha hızlı, güvenilir ve standart hale geldiğini söyledi. Pekgöz, "Bu gelişme, hem hastalarımızın tanı sürecini kısaltmakta hem de sağlık hizmetlerimizin kalitesini artırmaktadır. Artık birçok gaita incelemesi hastanemizde yapılabilmekte, böylece sevk ihtiyacı ortadan kalkmaktadır" dedi. Yeni sistem ile birlikte, erken teşhis imkanı ile hastalıkların ilerlemeden tedavisine destek verildiği, hasta memnuniyetini artırdığı, zaman ve maddi kayıpların önüne geçildiği, sevkleri azaltarak hem hastalar hem de sağlık çalışanları için kolaylık sağladığı, laboratuvar koşullarını güçlendirdiği, analizlerin doğruluğunu ve kalitesini artırdığı, insan kaynaklı hatalarının en aza indirildiği belirtildi. Bu yatırımla birlikte Midyatlı vatandaşların, kendi ilçelerinde ileri teknolojiye dayalı daha hızlı, güvenilir ve kaliteli sağlık hizmetine kavuştuğu da bildirildi.
03 Ekim 2025 Cuma - 11:26
Tıp dünyasında yeni adımlar: Akademisyenler ve hekimler birlikte üretiyor
Medical Point Gaziantep Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen etkinlikte, Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin seçkin akademik kadrosu ile Medical Point Gaziantep Hastanesi’nin deneyimli hekimleri, karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımını esas alan bir çalıştayda bir araya geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi, sağlık ve akademi dünyası arasındaki köprüleri güçlendirmeyi hedefleyen anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin seçkin akademik kadrosu ile Medical Point Gaziantep Hastanesi’nin deneyimli hekimleri, karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımını esas alan bir çalıştayda bir araya geldi. Etkinlik, üniversitenin sağlık bilimleri alanında görev yapan öğretim üyeleri ile hastanede görevli uzman doktorların katılımıyla gerçekleştirildi. Soru-cevap formatında interaktif olarak düzenlenen programda, sağlık sektöründeki güncel gelişmeler, akademik araştırmaların kliniğe yansıması, tıp eğitiminde karşılaşılan zorluklar, sağlıkta multidisipliner yaklaşım ve hasta odaklı hizmet anlayışı gibi birçok önemli konu ele alındı. Toplantının en dikkat çekici yönlerinden biri, üniversite-hastane iş birliğinin sadece teoriyle sınırlı kalmaması, aynı zamanda ortak projeler, klinik araştırmalar ve akademik yayınlar üzerinden geleceğe dönük somut adımların konuşulması oldu. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Gül Rengin Küçükerdoğan ve Medical Point Gaziantep Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ekber Şahin’in bulunduğu etkinlikte, ilerleyen dönemlerde ortak sempozyumlar, bilimsel çalışmalar ve eğitim programları düzenlenmesi konusunda karşılıklı iyi niyet beyanları paylaşıldı. Etkinlik sonunda yapılan değerlendirmelerde, bu tarz organizasyonların hem bilimsel gelişime hem de sağlık hizmetlerinin niteliğine katkı sağlayacağı yönünde görüş birliği sağlandı. Hastane olarak akademik iş birliğine tam destek Medical Point Gaziantep Hastanesi, Hastane olarak akademik iş birliğine destek verdiklerini açıkladı. Hastane yönetimi yaptığı açıklamada, "Hastane yönetimi olarak; sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmanın yalnızca akademik bilgiyle değil, uygulama ile de mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda, üniversitelerle kurulan yapıcı iş birliklerinin hem mesleki gelişim hem de hasta memnuniyeti açısından büyük önem taşıdığına inanıyor, bu tür etkinliklerin düzenli aralıklarla sürdürülmesini hedefliyoruz. Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nin değerli akademik kadrosuna katılımları ve katkıları için teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verildi.
03 Ekim 2025 Cuma - 11:19
Yaşlıların için düzenlenen Geriatri Atölyeleri sürüyor
Eskişehir’de düzenlenen Geriatri Atölyeleri, yaşlıların hem bedensel hem ruhsal sağlıklarını desteklemek için buluşma noktası olmaya devam ediyor. İl Sağlık Müdürlüğü’nce kentte faaliyet gösteren hastanelerde yaşlılar için Geriatri Atölyeleri düzenleniyor. Atölyelerde, yaşlıların hem bedensel hem de ruhsal sağlıklarını desteklemeye yönelik çalışmalar yapılıyor. Yaşlılar, yaşamın her döneminde sağlıklı, mutlu ve üretken kalabilmenin yollarını atölye görevlileriyle birlikte keşfediyor. Bu çalışmalar ile yaşlıların yaşam alışkanlıklarını sürdürmelerine katkı sağlanması amaçlanıyor. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, "Yaşlılarımız, toplumumuzun hafızası ve en değerli hazinelerimizdir. Onlarla her gün daha güçlü bir gelecek inşa ediyoruz" ifadeleri yer aldı.
03 Ekim 2025 Cuma - 11:02
Prof. Dr. Ömer Özkan: "Nakilde en büyük hedef riskleri azaltmak"
Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakillerinde kullanılan ilaçların enfeksiyon ve tümör riskine yol açabileceğini belirterek, tıp dünyasının en önemli hedeflerinden birinin ilaçsız rahim nakli olduğunu söyledi. Özkan, "Bu riskleri mümkün olduğunca azaltmak gerekir. O nedenle bu ilaçların en az düzeyde, en güvenli şekilde kullanılması, hatta mümkünse hiç kullanılmadan naklin yapılabilmesi hedefleniyor" dedi. Dünyada ilk kadavradan rahim naklinin gerçekleştirildiği Akdeniz Üniversitesi, 5. Uluslararası Uterus Nakli Derneği (ISUTx) Kongresi’ne ev sahipliği yapıyor. 2-3 Ekim 2025 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen kongrede konuşan Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, gelecekte hedeflenen ilaçsız rahim nakli konusu üzerine açıklamalarda bulundu. İlk kadavradan rahim naklini gerçekleştiren ekibin başındaki isim olan Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakillerinde kullanılan ilaçların diğer organ nakillerinde kullanılanlarla aynı olduğunu belirterek şunları söyledi: "Rahim naklinde kullandığımız ilaçlar diğer organ nakillerinde kullanılan ilaçların aynısı. Rahim naklinin avantajı, kısa süreli kullanılıyor. Hayat boyu kullanılmıyor. Çocuk doğurduktan sonra ilacı kesiyorsunuz. Rahimi ne zaman çıkarırsanız o ilacı kullanmasına gerek yok. Ama bu kullandığınız 1 yıl ya da 5 yıl olabilir. Ne kadar kullanacağınız hiç belli olmaz. Ani bir enfeksiyona, tümöre yatkınlığa neden olabilir." "Çocuk sahibi olmak için riskleri azaltmak gerek" Organ naklinin yaşam kurtarıcı bir işlem olduğuna dikkat çeken Özkan, rahim naklinin ise farklı bir noktada bulunduğunu vurguladı: "Bu tabii bir kalpte, böbrekte, karaciğerde zaten olmanız gereken ameliyatlar. Ama çocuk sahibi olmak ya da hayat kalitesini artırmak amaçlı yapılan nakillerde bu riskleri mümkün olduğu kadar azaltmak gerekir. O nedenle bu ilaçların en az düzeyde, en güvenli şekilde kullanılması, hatta mümkünse hiç kullanılmadan naklin yapılabilmesi hedefleniyor." "Genetik değişiklikler önümüzdeki dönemin en önemli konusu olacak" Özkan, ilaçsız rahim nakline yönelik çalışmaların henüz erken evrede olduğunu, ancak gelecekte tıbbın en kritik alanlarından birine dönüşeceğini söyledi. Özkan, şöyle konuştu: "Önemli ama çok erken evrede. Çalışmalar daha çok genetiği değiştirilmiş hayvanlar üzerinde yapılıyor. Bunun yanında dokular üzerinde genetik değişiklik yapılması ya da farklı yöntemlerin geliştirilmesiyle de önemli mesafeler kat edilebileceğini düşünüyoruz. Bu aşamada yapılan araştırmalar erken deneysel çalışmalardır. Tıpa çok büyük faydası var, ancak şu an için hastalara bireysel olarak doğrudan fayda sağlayacak durumda olduğuna inanmıyorum. Gelecekte ise çok çok önemli gelişmeler vaat ediyor. Doku üretimi, hasarlı dokuların kurtarılması ve rejeneratif dediğimiz yeni dokuların geliştirilmesinde de çok büyük katkılar sağlayacak. Genetik değişiklikler oluşturmak, önümüzdeki dönemin en önemli konularından biri olacak." "Yüzlerce hasta bekliyor" Özkan, Antalya’nın bu alanda öncü çalışmalar yürüttüğünü ve çok sayıda hastanın nakil için sırada beklediğini de ifade ederek, "Antalya olarak bu sürecin oldukça içerisindeyiz. Mümkün olduğunca az hastaya zarar vererek, seçerek ve temkinli şekilde ilerliyoruz. Sadece yapmakla olmuyor, elde edilen tecrübeleri diğer organ nakillerine de yansıtıyoruz. Laboratuvar kısmında da çok güzel şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Şu anda listelenmiş yüzlerce rahim nakli için bekleyen hasta var. Sağlık Bakanlığı’na verdiğimiz, her şeyi tamamlanmış, hasta çıksa yarın ameliyat olacak onlarca hasta olduğunu söyleyebilirim" dedi.
03 Ekim 2025 Cuma - 10:55
Prof. Dr. Ömer Özkan: "Nakilde en büyük hedef riskleri azaltmak"
Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakillerinde kullanılan ilaçların enfeksiyon ve tümör riskine yol açabileceğini belirterek, tıp dünyasının en önemli hedeflerinden birinin ilaçsız rahim nakli olduğunu söyledi. Özkan, "Bu riskleri mümkün olduğunca azaltmak gerekir. O nedenle bu ilaçların en az düzeyde, en güvenli şekilde kullanılması, hatta mümkünse hiç kullanılmadan naklin yapılabilmesi hedefleniyor" dedi. Dünyada ilk kadavradan rahim naklinin gerçekleştirildiği Akdeniz Üniversitesi, 5. Uluslararası Uterus Nakli Derneği (ISUTx) Kongresi’ne ev sahipliği yapıyor. 2-3 Ekim 2025 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen kongrede konuşan Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, gelecekte hedeflenen ilaçsız rahim nakli konusu üzerine açıklamalarda bulundu. İlk kadavradan rahim naklini gerçekleştiren ekibin başındaki isim olan Prof. Dr. Ömer Özkan, rahim nakillerinde kullanılan ilaçların diğer organ nakillerinde kullanılanlarla aynı olduğunu belirterek şunları söyledi: "Rahim naklinde kullandığımız ilaçlar diğer organ nakillerinde kullanılan ilaçların aynısı. Rahim naklinin avantajı, kısa süreli kullanılıyor. Hayat boyu kullanılmıyor. Çocuk doğurduktan sonra ilacı kesiyorsunuz. Rahimi ne zaman çıkarırsanız o ilacı kullanmasına gerek yok. Ama bu kullandığınız 1 yılda olabilir, 5 yılda olabilir. Ne kadar kullanacağınız hiç belli olmaz. Ani bir enfeksiyona, tümöre yatkınlığa neden olabilir." "Çocuk sahibi olmak için riskleri azaltmak gerek" Organ naklinin yaşam kurtarıcı bir işlem olduğuna dikkat çeken Özkan, rahim naklinin ise farklı bir noktada bulunduğunu vurguladı: "Bu tabii bir kalpte, böbrekte, karaciğerde zaten olmanız gereken ameliyatlar. Ama çocuk sahibi olmak ya da hayat kalitesini artırmak amaçlı yapılan nakillerde bu riskleri mümkün olduğu kadar azaltmak gerekir. O nedenle bu ilaçların en az düzeyde, en güvenli şekilde kullanılması, hatta mümkünse hiç kullanılmadan naklin yapılabilmesi hedefleniyor." "Genetik değişiklikler önümüzdeki dönemin en önemli konusu olacak" Prof. Dr. Ömer Özkan, ilaçsız rahim nakline yönelik çalışmaların henüz erken evrede olduğunu, ancak gelecekte tıbbın en kritik alanlarından birine dönüşeceğini söyledi. Özkan, şöyle konuştu: "Önemli ama çok erken evrede. Çalışmalar daha çok genetiği değiştirilmiş hayvanlar üzerinde yapılıyor. Bunun yanında dokular üzerinde genetik değişiklik yapılması ya da farklı yöntemlerin geliştirilmesiyle de önemli mesafeler kat edilebileceğini düşünüyoruz. Bu aşamada yapılan araştırmalar erken deneysel çalışmalardır. Tıpa çok büyük faydası var, ancak şu an için hastalara bireysel olarak doğrudan fayda sağlayacak durumda olduğuna inanmıyorum. Gelecekte ise çok çok önemli gelişmeler vaat ediyor. Doku üretimi, hasarlı dokuların kurtarılması ve rejeneratif dediğimiz yeni dokuların geliştirilmesinde de çok büyük katkılar sağlayacak. Genetik değişiklikler oluşturmak, önümüzdeki dönemin en önemli konularından biri olacak." "Yüzlerce hasta bekliyor" Özkan, Antalya’nın bu alanda öncü çalışmalar yürüttüğünü ve çok sayıda hastanın nakil için sırada beklediğini de ifade etti: "Antalya olarak bu sürecin oldukça içerisindeyiz. Mümkün olduğunca az hastaya zarar vererek, seçerek ve temkinli şekilde ilerliyoruz. Sadece yapmakla olmuyor, elde edilen tecrübeleri diğer organ nakillerine de yansıtıyoruz. Laboratuvar kısmında da çok güzel şeyler yaptığımızı düşünüyorum. Şu anda listelenmiş yüzlerce rahim nakli için bekleyen hasta var. Sağlık Bakanlığı’na verdiğimiz, her şeyi tamamlanmış, hasta çıksa yarın ameliyat olacak onlarca hasta olduğunu söyleyebilirim." (BA-
03 Ekim 2025 Cuma - 10:21
Plastik cerrahlar, İzmir’de mikrocerrahi eğitiminde buluştu
Mikrocerrahinin plastik cerrahideki kullanımını artırmak amacıyla genç plastik cerrahlara yönelik düzenlenen 4. Uluslararası İzmir Mikrocerrahi Toplantısı, Acıbadem Kent Hastanesi’nde gerçekleştirildi. 4. Uluslararası İzmir Mikrocerrahi Toplantısı, Acıbadem Bodrum Hastanesi’nden Doç. Dr. Mehmet Altıparmak ve İzmir’den Prof. Dr. Bilsev İnce’nin organizasyonu, Kanadalı Prof. Erin Brown başkanlığında gerçekleştirildi. Toplamda 9 farklı ülkeden gelen 10 uzman konuşmacı, mikrocerrahi alanındaki bilgi ve deneyimlerini 80’e yakın genç meslektaşlarıyla paylaştı. "Mikrocerrahi uzmanlığımızın temelini oluşturuyor" Son yıllarda branşlarının estetik girişimlerle daha çok bilindiğini belirten Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Altıparmak, "Uzmanlığımızın temelini mikrocerrahi oluşturuyor ve uzuv kopması, trafik kazaları ya da ağır doku kayıpları gibi en kritik ameliyatlarımızı mikrocerrahiyle gerçekleştiriyoruz. Bu toplantılarla mikrocerrahinin önemini vurguluyor, genç meslektaşlarımıza daha iyi aktarmayı ve yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz" dedi. Toplantının öne çıkan bölümlerinden biri, İspanya’dan Dr. Paloma Malagon başkanlığında düzenlenen ultrason kursu oldu. Katılımcılar uygulamalı eğitimle ultrason kullanma imkânı bulurken, yapılan işlemler eş zamanlı olarak ana ekrana yansıtılarak tüm salonla paylaşıldı. Etkinlik kapsamında ayrıca dikiş atma yarışması düzenlendi. Asistanlar arasından seçilen finalistler mikroskop eşliğinde yarışırken, yabancı uzmanlardan oluşan jüri birinciyi belirledi. Kazanan yarışmacıya mikrocerrahi alet ödülü verildi. Ayrıca, toplantı sunumlarından hazırlanan sorularla yapılan bilgi yarışmasında da en hızlı ve doğru yanıtı veren katılımcı ödüllendirildi. Plastik cerrahların kendi hastanelerinde yapmış oldukları sunumlar arasından en iyi onarım ve vakalara ödüller verildi. Canlı cerrahi gerçekleştirildi Toplantının son gününde canlı cerrahi uygulaması da gerçekleştirildi. Alt ekstremite rekonstrüksiyonu için serbest flep ameliyatı ekzoskop yardımıylayapılırken, işlem eş zamanlı olarak salona aktarıldı ve interaktif şekilde takip edildi. Doç. Dr. Altıparmak, "Acıbadem Grubu olarak böyle bir toplantıya ev sahipliği yapmaktan, dünyanın önde gelen cerrahlarını genç meslektaşlarımızla buluşturmaktan büyük gurur duyuyoruz." dedi.
03 Ekim 2025 Cuma - 10:18
‘Grip salgınına karşı en güçlü koruma: Aşı’
Göğüs Hastalıkları, İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, "Soğuk algınlığı ve nezle ile karıştırılabilen grip, influenza virüsünün yol açtığı ve ciddi komplikasyonlar oluşturabilen bir hastalıktır. Viral salgınlarla mücadelede aşıların rolü tartışmasızdır. Covid-19 pandemisi bu gerçeği açıkça gösterdi. Aşılar, hastalık başlamadan önce vücudu savunmaya hazır hale getirerek ciddi koruma sağlar" dedi. Kış aylarının yaklaşmasıyla birlikte viral üst solunum yolu enfeksiyonları toplumda hızla yayılmaya başladı. Medical Park Ordu Hastanesi Göğüs Hastalıkları, İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, hastalıklardan korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Grip ile soğuk algınlığı arasındaki farka değinen Prof. Dr. Kutlu, "Soğuk algınlığı genellikle hafif belirtilerle seyrederken, grip yüksek ateş, boğaz ağrısı, kas-eklem ağrıları ve halsizlikle kendini gösterir. Bazı vakalarda zatürre ve solunum yetmezliği gelişebilir. Özellikle riskli gruplarda ölümle sonuçlanabilecek komplikasyonlar gözlenebilir" diye konuştu. "Aşıların önemi göz ardı edilmemeli" Aşıların önemini vurgulayan Prof. Dr. Kutlu, "Viral salgınlarla mücadelede aşıların rolü tartışmasızdır. Covid-19 pandemisi bu gerçeği açıkça gösterdi. Aşılar, hastalık başlamadan önce vücudu savunmaya hazır hale getirerek ciddi koruma sağlar" ifadelerine yer verdi. "Grip virüsü sürekli değişim içindedir" Prof. Dr. Kutlu, grip virüslerinin mutasyon gösterdiğini hatırlatarak, "Dünya Sağlık Örgütü her yıl virüslerdeki değişiklikleri takip eder ve grip aşısının içeriğini günceller. Bu yüzden aşının etkinliği yüzde 50-80 arasında değişmekle birlikte, aşıya rağmen grip geçirenlerde hastalık çok daha hafif seyreder. Özellikle ileri yaştaki bireylerde aşı, komplikasyonları, hastane yatışlarını ve ölümleri azaltmaktadır" şeklinde konuştu. "Riskli gruplar dikkat etmelidir" Risk grubundaki bireylerden bahseden Prof. Dr. Kutlu, "65 yaş üzeri bireyler, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, kronik kalp-damar, böbrek, diyabet, astım gibi solunum hastalıkları olanlar, gebeler ve küçük çocuklar risk grubundadır. Gebeliğin ikinci ve üçüncü trimesterinde olan kadınlara da grip aşısı mutlaka önerilmektedir. Astımlı hastalarda ise grip, astım ataklarını tetikleyebilir; bu yüzden özellikle orta ve ağır astımı olan hastaların da aşılanması gerekir" açıklamasında bulundu. "Aşının zamanlaması önemlidir" Prof. Dr. Kutlu, aşının zamanlamasıyla ilgili olarak şu bilgileri paylaştı: "Grip aşısı sonrası koruyucu antikorların gelişmesi yaklaşık iki haftayı bulur. Bu yüzden en uygun aşı zamanı Ekim-Kasım aylarıdır. Ancak grip mevsimi boyunca, hatta şubat ayı sonuna kadar aşılama devam edebilir." "Alerjisi olanlarda dikkat edilmesi gerekenler" Alerjisi olan kişiler için uyarılarda bulunan Prof. Dr. Kutlu, "Daha önce grip aşısına karşı ciddi alerjik reaksiyon yaşamış bireyler aşılanmamalıdır. Yumurtaya ciddi alerjisi bulunanlar ise mutlaka acil müdahale imkânına sahip kliniklerde aşılanmalı ve 30 dakika gözlem altında tutulmalıdır. Grip, basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu değildir. Özellikle riskli gruplarda ciddi komplikasyonlara ve ölümlere yol açabilir. Aşı, elimizdeki en güçlü korunma yöntemidir ve toplum sağlığı için her yıl zamanında yapılması büyük önem taşır" ifadelerine yer verdi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder