SAĞLIK
Düşük bağışıklığın gizli sinyallerine dikkat 16 Nisan 2026 Perşembe - 09:53:32 Sık tekrarlayan enfeksiyonlar, bitmek bilmeyen yorgunluk ve geç iyileşen yaralar vücudunuzun bir imdat çağrısı olabilir. Modern yaşamın getirdiği yoğun stres, uykusuzluk ve dengesiz beslenme gibi faktörlerin bağışıklığın düşmesine neden olabileceğini belirten Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, yetişkinlerde yılda 5-6 kereden fazla görülen grip vakalarının derinlemesine araştırılması gerektiği konusunda uyardı. Güçlü bir bağışıklık sistemi, hastalıklara karşı vücudun en önemli savunma hattı ancak bazen yaşam tarzı alışkanlıkları, bazen de altta yatan gizli kronik rahatsızlıklar bu hattın kırılmasına neden olabiliyor. Vücudun savunma sisteminin neden zayıfladığına dair önemli bilgiler veren Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, sadece sık hastalanmanın değil, aynı zamanda açıklanamayan halsizlik ve stresin de bağışıklık üzerinde doğrudan belirleyici olabildiğini söyledi. Bağışıklık sisteminin zayıfladığını gösteren en önemli belirtileri sıralayan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, "Sık sık hastalanma (üst solunum yolu enfeksiyonu, grip, ishal), enfeksiyonların uzun sürmesi ve ağır geçmesi, sürekli yorgunluk hali, yaraların geç iyileşmesi, sık uçuk çıkması sayılabilir. Bağışıklığı düşüren yaygın nedenler arasında stres uykusuzluk, yetersiz beslenme, vitamin mineral eksiklikleri, kronik hastalıklar, kullanılan bazı ilaçlar (kortizon, kemoterapi) sigara ve alkol tüketimi sayılabilir" dedi. Hastalıklar sık tekrar ediyor ve uzun sürüyorsa araştırılmalı Güçlü bir bağışıklıkta olmaması gereken durumları sıralayan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, özellikle hastalıkların sık tekrar etmesi, uzun ve ağır seyretmesi gibi durumlarda altında yatan nedenlerin detaylıca araştırılması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, "Kalabalık ve kapalı ortamlarda vakit geçirenler sık grip geçirebilir. Erişkinler yılda 2-4 kez, çocuklarda 6-8 kez geçirmek normal sayılabilir. Erişkinlerde yılda 5-6 kez grip oluyorsa, hastalık bitmeden tekrar başlıyorsa, uzun sürüyorsa ve ağır seyrediyorsa ve eşlik eden açıklanmayan kilo kaybı gece terlemeleri, lenf bezlerinde büyüme, aşırı halsizlik varsa mutlaka araştırılmalıdır" mesajını verdi. Öte yandan uzun süren halsizlik durumuna da açıklık getiren Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, "Uzun süren halsizlik durumunun en sık görülen nedenleri arasında anemi (kansızlık), tiroid hastalıkları, kronik enfeksiyonlar, metabolik hastalıklar, kalp ve akciğer hastalıkları, psikolojik nedenler sayılabilir. Bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar (HIV, kanser vs.) nedenler arasında görülebilir" dedi. Vitamin eksiklikleri bağışıklığı doğrudan etkiler Vitamin eksikliklerinin bağışıklık sistemini doğrudan etkilediğini dile getiren Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, "Bağışıklık sisteminin hücrelerinin üretimi, iletişimi ve mikroplarla ve hastalıklarla savaşması büyük ölçüde vitaminlere bağlıdır. Eksikliklerinde vücut savunması düşer ve iyileşme süresi uzar" diye konuştu. Vitamin eksikliğinin tespit edilmesi için uygulanan yöntemleri ele alan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Tam kan sayımı, vitamin mineral düzeyleri, hasta değerlendirmesi sonrasında yapılacak ek testler (HIV, immünglobulinler, tümör markerları gibi) tanı konulmasında fayda sağlayabilir. Ancak tüm bunlar alanında uzman hekimlerin değerlendirmesiyle ortaya çıkabilir. Ayrıca stresin bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği bilinen bir gerçek. Stres durumunda vücutta kortizol hormonu artar. Uzun süre yüksek kalması halinde bağışıklık hücrelerinin sayısının azalması, vücudun savunma mekanizmalarının yanıtının düşmesine neden olur. Vücudun inflamasyon dengesi bozulur ve bağışıklık sistemi zayıflar." Güçlü bir bağışıklık için tavsiyelerde bulunan Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, "Sağlıklı ve dengeli beslenme, yeterli uyku, sıvı tüketimi ve mümkünse stresten uzak durmak bağışıklığı olumlu yönde etkileyecektir" dedi.
16 Nisan 2026 Perşembe - 09:15 Sağlıklı Hayat Merkezi vatandaşları bekliyor Erzurum Aziziye Sağlıklı Hayat Merkezi, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerini ağırladı. Konu ile ilgili yapılan paylaşımda, "Sağlıklı Hayat Merkezlerinde sunulan tüm hizmetler tamamen ücretsiz olup, yapılan başvurular e-Nabız sistemine yansımamakta, muayene nedeni görülmemektedir. Böylece endişe sebebi olan kayıtlar oluşmaz. Sağlıklı bir gelecek için iş birliğiyle çalışmaya devam ediyoruz" denildi. "Sağlıklı Hayat Merkezleri uzman ekiplerle hizmette" İl Sağlık Müdürü Gürsel Bedir, vatandaşları Sağlık Bakanlığının ’’hastalığa değil, sağlığa yatırım yapma’’ anlayışı doğrultusunda aktif hizmet veren ve tüm hizmetleri ücretsiz olan Sağlıklı Hayat Merkezlerine davet ederek, "Vali Yardımcımız Didem Dinç Özay ve kurum amirlerimizle beraber Aziziye Saltuklu Sağlıklı Hayat Merkezimizi ziyaret ettik. İlimizde Şükrüpaşa, Ceylanoğlu, Solakzade, Yıldızkent ve Aziziye Saltuklu Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde uzman ekiplerimizle sizlerin hizmetindeyiz. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde; Beslenme Danışmanlığı (Diyetisyenlerimizle fazla kilolar ve obezite ile mücadele), Kronik Hastalıklar ve Fiziksel Aktivite Danışmanlığı (Spor salonumuz ve fizyoterapistlerimiz), Kadın ve Üreme Sağlığı Danışmanlığı, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (Ketem) Danışmanlığı, Ruh Sağlığı Danışmanlığı (Psikologlar), Çocuk ve Ergen Sağlığı Danışmanlığı, Tütün ve Madde Bağımlılığı Danışmanlığı, Enfeksiyon Kontrol Hizmetleri, Koruyucu Ağız ve Diş Sağlığı Danışmanlığı ve Diğer Tıbbi Hizmetler tamamen ücretiz olarak sunulmaktadır" dedi.
Meme kanserini erken teşhisle yendi, şimdi diğer kadınlara umut oluyor
09 Ekim 2025 Perşembe - 11:28 Meme kanserini erken teşhisle yendi, şimdi diğer kadınlara umut oluyor Denizli’de 1 yıldır meme kanseriyle mücadele eden 41 yaşındaki Ayşegül Günbal, erken teşhis sayesinde başarılı bir tedavi süreci geçiriyor. Erken tanının önemini diğer kadınlara anlatmayı ödev edinen Ayşegül Günbal, taramaya yönlendirdiği 2 kadında da meme kanserinin erken tanısını sağladı. Denizli’de yaşayan 41 yaşındaki Ayşegül Günbal, göğsündeki şekil bozukluğunu ilk olarak önemsemedi. Daha sonra sonraki süreçte içinin rahat etmediğini belirten Ayşegül Günbal, Pamukkale Üniversitesi Hastanesine giderek tarama yaptırdı. Yapılan taramalar neticesinde meme kanseri olduğunu öğrenen Ayşegül Günbal, çok korktuğunu, ancak doktorların erken teşhis ile meme kanseri tedavi edilebildiğini ve sürecin yönetilebilir olduğunu söylediğini ifade etti. 1 yıllık tedavi sürecinin zorlu olduğunu ancak sağlığına kavuştuğunu ifade eden Ayşegül Günbal, "Tedavi sürecim boyunca birçok şey öğrendim. En önemlisi de şu oldu: Erken tanı hayat kurtarıyor. Ben bu hastalığı yaşadım ama yaşadıklarımın başka kadınların da başına gelmesini istemiyorum. Bu yüzden çevremdeki kadınlara yaşadığım süreci anlatmaya başladım. Başta kız kardeşim olmak üzere pek çok kadını taramaya yönlendirdim. Onların bazıları da taramalar sonucu riskli durumlarla karşılaştı. İki arkadaşımda meme kanseri erken evrede tespit edildi ve hemen tedavilerine başlandı. Şimdi onlar da aynı benim gibi süreci yönetiyorlar. Artık tek bir amacım var; Daha fazla kadının erken tanı ile bu hastalığı kolaylıkla atlatabilmesini sağlamak. Kadınlara önerim, elle muayeneyi ihmal etmeyin. Vücudunuzu tanıyın. Her yıl düzenli olarak tarama yaptırın. Kanserle mücadelede erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor" dedi. "Ablamın sayesinde ben de bilinçlendim" Ablası Ayşegül Günbal sayesinde hastaneye başvuran Nurgül Dağüstü, "Açıkçası ben de ablam sayesinde hastaneye geldim. Onun yaşadığı süreç beni çok etkiledi. Kendi kendime düşündüm: ‘Ben neden kontrole gitmiyorum?’ Sonra Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’ne başvurdum, taramalarımı yaptırdım. Çok şükür herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadı ama artık çok daha dikkatliyim. Çevremdeki kadınlara da sürekli söylüyorum: Bu korkulacak bir süreç değil. Gidip tetkiklerinizi yaptırın ve muhtemel bir hastalık varsa erken teşhisle önlem alın. Ablamın sayesinde ben de bilinçlendim. Bu konuda daha dikkatliyim artık" ifadelerini kullandı. "Erken tanı ile yüz güldüren sonuçlar almak mümkün" Tıbbi Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gamze Gököz Doğu hastanın tedavi süreci ile ilgili şunları dile getirdi: "Meme kanseri hem dünyada hem de ülkemizde en sık karşılaşılan kanser türlerinden biri. Ancak sevindirici olan şu ki, erken evrede tespit edilen vakalarda tedavi başarısı oldukça yüksek. Ayşegül Hanım da bize başvurduğunda hastalığı erken evredeydi. Bu nedenle tedaviye hemen başladık ve yaklaşık bir yıllık sürecin sonunda çok başarılı sonuçlar aldık. Bu süreçte Ayşegül Hanım’ın gösterdiği sabır, kararlılık ve mücadele azmi gerçekten örnek alınacak düzeydeydi. Sadece kendi sağlığı için değil, çevresindeki kadınlar için de adım attı. Tarama konusunda farkındalık oluşturdu. Onun yönlendirmesiyle hastanemize gelen iki kadında daha meme kanseri erken evrede teşhis edildi ve tedavi süreçleri başlatıldı. Bu, erken teşhisin ne kadar önemli olduğunu bizlere bir kez daha gösteriyor. Hastalarımıza bu bilinci kazandırmak, kontrolleri aksatmamalarını sağlamak bizim için çok önemli. 10-20 yıl boyunca takip ettiğimiz, sağlıklı bir yaşam sürdüren birçok hastamız var. Bu başarıların temelinde ise düzenli tarama ve erken tanı yatıyor. Özellikle 40 yaş üzeri kadınların yılda bir kez mamografi çektirmelerini ve kendi kendine muayeneyi öğrenmelerini mutlaka öneriyoruz. Unutmayın; geç kalınmış bir tanı, bazen hayatlara mal olabilir. Ama erken tanı ile yüz güldüren sonuçlar almak mümkün."
Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Akcan: "Sosyal medya, gençlerde ciddi psikolojik sorunlara yol açabilir"
09 Ekim 2025 Perşembe - 11:26 Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Akcan: "Sosyal medya, gençlerde ciddi psikolojik sorunlara yol açabilir" Sosyal medyanın olumsuz etkilerinin en çok ergenler ve gençler üzerinde görüldüğünü belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Akcan, "Gençlerde özgüven kaybı, kaygı bozuklukları, dikkat sorunları ve uyku problemlerinin sosyal medya kullanımına bağlı olarak ciddi şekilde artmaktadır. Sosyal medyanın bilinçsiz kullanımı uzun vadede psikolojik sağlığı tehdit eden ciddi bir risk faktörüne dönüşüyor" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mustafa Akcan, sosyal medyanın özellikle gençler arasında depresyonu tetikleyen yeni bir faktör haline geldiğini vurguladı. Günümüzde depresyonun yalnızca biyolojik ve çevresel etkenlerle sınırlı olmadığını dikkat çeken Uzm. Dr. Akcan, "Sosyal medyada uzun süre vakit geçirmenin, kişilerin kendilerini başkalarıyla kıyaslamasına ve sürekli onay arayışına girmesine neden olmaktadır. Bu durum zamanla bireylerin kendilerini değersiz hissetmelerine ve yalnızlaşmalarına yol açabilir. Görünürde bağlantı kurulsa da aslında sosyal medya, birçok kişiyi daha izole hale getiriyor. Biz bu tabloyu artık ‘sosyal medya tetikli yalnızlık’ olarak adlandırıyoruz" diye konuştu. "Sosyal medya ilişkilere zarar verebilir" Uzm. Dr. Akcan, sosyal medyanın görünürde insanları bir araya getiren bir araç gibi görünse de aslında bireyleri daha yüzeysel ve kırılgan ilişkilerin içine sürüklediğini aktardı. Uzm. Dr. Akcan, bu durumun özellikle gerçek sosyal bağları zayıflatmasıyla birlikte kişilerin yalnızlık duygusunu artırdığını ve depresyon riskini büyüttüğünü kaydetti. "Gençlerde risk daha fazla" Sosyal medyanın olumsuz etkilerinin en çok ergenler ve genç yetişkinler üzerinde görüldüğünü belirten Akcan, "Gençlerde özgüven kaybı, kaygı bozuklukları, dikkat sorunları ve uyku problemlerinin sosyal medya kullanımına bağlı olarak ciddi şekilde artmaktadır. Sosyal medyanın bilinçsiz kullanımı uzun vadede psikolojik sağlığı tehdit eden ciddi bir risk faktörüne dönüşüyor" ifadelerine yer verdi. "Dijital detoks yapılmalı" Dr. Akcan, sosyal medyanın yaşamın bir parçası olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ancak bilinçli kullanımın şart olduğunu ifade ederek, "Günlük kullanım süresinin sınırlandırılması, haftada en az bir gün dijital detoks yapılması, yüz yüze sosyal ilişkilerin güçlendirilmesi ve olumsuz belirtiler fark edildiğinde profesyonel destek alınmasının ruh sağlığını korumada büyük önem taşır" açıklamasında bulundu. "Sessiz bir salgın" Uzm. Dr. Akcan, yalnızlığın artık çağımızın en sessiz salgını haline geldiğini vurgulayarak şu bilgileri paylaştı: "Yalnızlık artık çağımızın en sessiz salgını haline gelmiş durumda. Bu nedenle sosyal medyanın hayatımızdaki rolünü fark etmek, sınırlandırmak ve ruh sağlığımızı koruyacak önlemleri almak son derece önemlidir."
Kahta Devlet Hastanesi’nde ilk defa TAPP kasık fıtığı ameliyatı gerçekleştirildi
09 Ekim 2025 Perşembe - 11:01 Kahta Devlet Hastanesi’nde ilk defa TAPP kasık fıtığı ameliyatı gerçekleştirildi Adıyaman’ın Kahta Devlet Hastanesi’nde cerrahi alanda önemli bir ilke imza atıldı. Modern tıbbın sunduğu imkanları kullanan Kahta Devlet Hastanesi, ilçedeki sağlık hizmeti kalitesini artırmaya devam ediyor. Yapılan çalışmalar neticesinde hastanede ilk defa gerçekleştirilen TAPP Kapalı (Laparoskopik) fıtık onarımı, başarıyla gerçekleştirildi. Kahta Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen TAPP Kapalı (Laparoskopik) fıtık onarımı yöntemiyle, büyük kesilere gerek kalmaz, kozmetik olarak daha iyi sonuç verir. Her iki kasık tarafını aynı anda onarma imkânı vardır. Ameliyat sonrası çok daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme görülür. Hasta genellikle 1 gün içinde taburcu edilir. Hafif ağrılar birkaç gün içinde geçer. Günlük aktivitelere 3-5 gün içinde, ağır spora veya işe genellikle 2-4 hafta sonra dönülebilir. Başhekim Uzm. Dr. Mustafa Akel, "Hastanemizde, modern tıbbın sunduğu imkanları kullanarak sağlık hizmetlerindeki kalitemizi artırmaya devam ediyoruz. Bu anlamda hastanemizde ilk defa gerçekleştirilen bu operasyonla birlikte hem sağlık hizmeti kalitemizi artırıyoruz hem de önemli bir eşiği aşmış oluyoruz. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Salih Yılmaz ve deneyimli ekibi tarafından gerçekleştirilen laparoskopik kasık fıtığı onarımı sayesinde hasta daha az ağrıyla, daha hızlı bir iyileşme süreciyle sağlığına kavuştu. İlk defa yapılan bu ameliyat yöntemi; kamera sistemi ile karın içi görüntülenerek ve karın zarı altına girilerek kasık fıtıklarının kapalı yöntemle onarılmasını sağlayan modern cerrahi bir tekniktir. Emeği geçen Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Salih Yılmaz’a ve deneyimli ekibine teşekkür ediyoruz. Adıyaman ve diğer illere hasta sevkini azaltmayı hedefleyerek modern cerrahi uygulamalarla hizmet vermeye devam ediyoruz" dedi.
Çikolata kisti her 7 kadından 1’ini etkiliyor
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:36 Çikolata kisti her 7 kadından 1’ini etkiliyor Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, endometriozisin doğurganlığı etkileyebildiğini belirterek, "Yumurtalık rezervinin azalması, tüplerin tıkanması veya karın içi yapışıklıklar gebelik şansını düşürür. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların erken dönemde değerlendirilmesi önemlidir" dedi. Kadınların üreme çağında sık karşılaştığı hastalıklardan biri olan endometriozis veya halk arasında bilinen adıyla ‘çikolata kisti’ hem yaşam kalitesini hem de doğurganlığı olumsuz yönde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak tanımlanıyor. Rahim iç tabakasına benzer dokuların rahim dışında yerleşmesiyle gelişen endometriozis, çoğu zaman adet dönemlerinde yaşanan şiddetli ağrılarla kendini gösteriyor. Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, erken dönemde tanı konulan hastalarda hem ağrı kontrolünün daha kolay sağlanabildiğini hem de doğurganlıkla ilgili yaşanabilecek problemlerin önlenebileceğini söyledi. Dr. Toyganözü, endometriozis, halk arasında "çikolata kisti" olarak bilinen, kadınların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen ve çoğu zaman sessiz ilerleyen kronik bir hastalık olduğunu kaydederek, "Her 7 kadından 1’inde görülen bu rahatsızlık, doğurganlık çağındaki bireylerde sık rastlanır. Rahim içini döşeyen "endometrium" adı verilen dokunun rahim dışında, örneğin yumurtalıklarda veya tüplerin çevresinde yer almasıyla ortaya çıkar. Bu dokular, her ay adet döngüsüne bağlı olarak kalınlaşır, kanar ve dökülmeye çalışır. Ancak bulundukları yer rahim dışında olduğu için bu kan vücuttan atılamaz ve zamanla bulunduğu bölgede yapışıklıklara, iltihaplanmalara ve kist oluşumuna yol açar. Endometriozis erken fark edildiğinde kontrol altına alınabilen hastalıktır. Ancak toplumda adet ağrısının normal bir durum olarak kabul edilmesi tanının gecikmesine neden olur. Oysa ağrı yaşamı etkileyecek düzeydeyse, bu bir hastalık belirtisidir. Kadınların kendi bedenlerini tanıması, uzun süren ağrıları önemsemesi ve düzenli jinekolojik kontrolleri aksatmaması erken teşhisin anahtarıdır" diye konuştu. Ağrılar adet dışında da devam edebiliyor Adet döneminde dayanılmaz kasık ağrıları, bel ağrısı, ilişki sırasında ağrı, uzun süren kanamalar, karında şişkinlik ve sindirim sorunlarının bu hastalığın önemli belirtileri olduğu ifade ederek, "Bazı kadınlarda ağrılar adet dışında da devam eder ve bu durum hem fiziksel hem psikolojik olarak yıpratıcı hale gelir. Tam bilinmemekle beraber, genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi bozuklukları, adet kanının geriye akması ve çevresel faktörlerin hastalığın gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. Teşhis sürecinde hastanın öyküsü, jinekolojik muayene ve ultrason ilk basamaktır. Küçük odaklar ultrasonda her zaman görülemeyebileceğinden, laparoskopiyle doğrudan karın içine bakılarak kesin tanı konabilir. Bu yöntem hem tanı hem de tedavi amaçlıdır çünkü aynı anda kistler veya yapışıklıklar da temizlenebilir. Tedavi kişiye özel planlanır. Ağrıyı azaltmak için ağrı kesiciler ve hormon tedavileri gündeme gelir. Büyük kistlerde ise genellikle kapalı cerrahi yöntemler tercih edilir" dedi. Fiziki ve psikolojik etkileri görülüyor Dr. Toyganözü, endometriozisin doğurganlığı etkileyebildiğini belirterek, "Yumurtalık rezervinin azalması, tüplerin tıkanması veya karın içi yapışıklıklar gebelik şansını düşürür. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların erken dönemde değerlendirilmesi önemlidir. Erken tanı ve uygun tedaviyle doğal yollarla veya yardımcı üreme teknikleriyle gebelik mümkündür. Hastalığın uzun süren ağrılar ve doğurganlık kaygısı nedeniyle psikolojik bir yönü de vardır. Profesyonel destek, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi tedaviye olumlu katkı sağlar" şeklinde konuştu.
Nefes darlığı şikayeti ile hastaneye gitti, göğsünden 3 kilogramlık tümör çıktı
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:33 Nefes darlığı şikayeti ile hastaneye gitti, göğsünden 3 kilogramlık tümör çıktı Sivas’ta nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran hastanın sağ göğüs kafesinde yaklaşık 3 kilogram ağırlığında tümör tespit edildi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla nadir görülen soliter fibröz tümör tamamen çıkarıldı. Sivas’ın Gürün ilçesinde yaşayan 55 yaşındaki hasta, bir süredir devam eden nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda hastanın sağ göğüs kafesi içinde yaklaşık 3 kilogram ağırlığında tümör tespit edildi. Tümörün hem akciğere hem de kalbe baskı yaptığı belirlendi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’nda görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Özbey ve ekibince gerçekleştirilen operasyonla tümör tamamen çıkarıldı. Daha önce yapılan biyopsi sonucunda lezyonun soliter fibröz tümör olduğu tespit edildi. Bu tür tümörlerin genellikle iyi huylu olduğu, ancak büyük boyutlara ulaştığında hayati organlara baskı yaparak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği ifade edildi. Operasyonun ardından açıklamalarda bulunan Dr. Özbey, "Bu büyüklükte bir tümörü ilk kez çıkardık. Kliniğimiz, bu tür nadir vakaları başarıyla tedavi edebilecek donanıma sahip. Yaklaşık 10 ay önce benzer kanser ameliyatlarına başladık ve başarılı sonuçlar alıyoruz" dedi. Ameliyat sonrası genel durumu iyi olan hastanın yakın zamanda taburcu edilmesinin planlandığı öğrenilirken, bu tür tümörlerin tamamen çıkarılması halinde hastanın iyileşme sürecinin genellikle olumlu seyrettiği vurgulandı.
Nefes darlığı şikayeti ile hastaneye gitti, göğsünden 3 kilogramlık tümör çıktı
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:31 Nefes darlığı şikayeti ile hastaneye gitti, göğsünden 3 kilogramlık tümör çıktı Sivas’ta yaşayan bir vatandaş, nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle başvurduğu hastanede göğüs kafesinde yaklaşık 3 kilogramlık tümör tespit edildi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla nadir görülen soliter fibröz tümör tamamen çıkarıldı. Sivas’ın Gürün ilçesinde yaşayan 55 yaşındaki hasta, bir süredir devam eden nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda hastanın sağ göğüs kafesi içinde yaklaşık 3 kilogram ağırlığında büyük bir tümör tespit edildi. Tümörün hem akciğere hem de kalbe baskı yaptığı belirlendi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’nda görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Özbey ve ekibi tarafından gerçekleştirilen operasyonla tümör tamamen çıkarıldı. Daha önce yapılan biyopsi sonucunda lezyonun soliter fibröz tümör olduğu tespit edildi. Bu tür tümörlerin genellikle iyi huylu olduğu, ancak büyük boyutlara ulaştığında hayati organlara baskı yaparak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği ifade edildi. Operasyonun ardından açıklamalarda bulunan Dr. Özbey, "Bu büyüklükte bir tümörü ilk kez çıkardık. Kliniğimiz, bu tür nadir vakaları başarıyla tedavi edebilecek donanıma sahip. Yaklaşık 10 ay önce benzer kanser ameliyatlarına başladık ve başarılı sonuçlar alıyoruz" dedi. Ameliyat sonrası genel durumu iyi olan hastanın kısa süre içinde taburcu edilmesinin planlandığı öğrenilirken, bu tür tümörlerin tamamen çıkarılması halinde hastanın iyileşme sürecinin genellikle olumlu seyrettiğini vurgulandı.
Gözlerin gizli düşmanı: Hava kirliliği
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:27 Gözlerin gizli düşmanı: Hava kirliliği Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Süleymanzade, kirli havaya maruz kalmanın kornea üzerinde kalıcı hasarlara neden olabileceğini söyleyerek şu uyarıda bulundu: "Havadaki toksik maddeler gözlerin görünmez düşmanı. Gözün doğal nem dengesini bozarak, koruyucu gözyaşı tabakasını zayıflatıyor. Günlük yaşantıda ciddi konfor bozukluğu ve verimliliğin düşmesine, uzun vadede ise görme bozukluklarına yol açabilir." İngiltere’de yapılan bir araştırma, okul çağındaki 30 bin çocuğun çevresel, genetik ve yaşam tarzı faktörlerinin çocukların görme gelişimini nasıl etkilediğine dair verilerini analiz etti. Çalışmada, hava kirliliğinin çocukların görme kabiliyetine zarar verebileceğini ve daha temiz havanın görme kabiliyetlerini korumaya katkı sağlayabileceği bulundu. Kirli havanın gözlerde iltihabi hücrelerin artmasına ve oksidatif strese neden olabileceğini gösteren çalışma, kirliliğe daha az maruz kalmanın, miyopinin ilerlemesini yavaşlatabileceğini de öne sürüyor. Araştırmayla ilgili değerlendirmede bulunan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Süleymanzade, hava kirliliğinin yalnızca akciğerleri değil, göz sağlığını da tehdit ettiğine dikkat çekti. "Hava kirliliği sadece solunum yollarını değil, gözleri de sessizce etkiliyor" diyen Op. Dr. Metin Süleymanzade, şu uyarılarda bulundu: "Kirlilik; gözde yanma, batma, kuruluk, kızarıklık gibi şikâyetlere yol açabilir. Uzun vadede ise kornea üzerinde kalıcı hasarlara neden olabilir. Solunum yolu hastalıkları, kalp rahatsızlıkları ve akciğer kanseriyle ilişkisi bilinen hava kirliliği, aslında göz sağlığı açısından da ciddi bir risk faktörüdür." Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Süleymanzade, Dünya Görme Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Gözlerin gizli düşmanı: Havadaki toksik maddeler Op. Dr. Süleymanzade, "Karbon monoksit (CO), azot dioksit (NO), kükürt dioksit (SO), asbest, benzen, partikül madde, arsenik, kurşun, dioksin ve kloroflorokarbonlar gibi kirleticiler göz için görünmez ama son derece tehlikeli düşmanlardır" dedi. Dumanın en güçlü tahriş edicilerden biri olduğunu da vurgulayan Op. Dr. Süleymanzade, "Havadaki mikroskobik parçacıklar gözyaşıyla birleşerek göz yüzeyine yapışır. Bu durum yanma, batma, kuruluk, kaşıntı, akıntı, kızarıklık ve bulanık görme gibi şikâyetlere yol açabilir. Uzun süreli maruziyet ise görme bozuklukları ortaya çıkabilir" ifadelerini kullandı. Nem dengesini bozarak koruyucu tabakayı zayıflatıyor Op. Dr. Süleymanzade, kirli havanın göz sağlığı üzerindeki en yaygın etkisinin kuru göz sendromu (DES) olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu: "Kirli hava gözün doğal nem dengesini ve göz yüzeyindeki oksidan antioksidan maddelerin dengesini bozar. Bunun sonucunda yeterli gözyaşı üretemediğinde, koruyucu tabaka zayıflar ve göz yüzeyi kuruyarak tahriş olur. Bu durumda kızarıklık, batma, ağrı ve iltihaplanma görülürken, gözler ışığa, rüzgâra ve dumana karşı aşırı hassas hale gelir. Hatta bazı hastalarda göz küresi çevresinde mukus birikimi dahi oluşabilir. Hava kirliğinin bir parçası olan UV radyasyona maruziyet ise katarakt, sarı nokta hastalığı gibi hastalıkları tetikleyebilir. Hava kirliliği seviyeleri yüksek olduğunda mümkün olduğunca içeride kalmaya çalışın. Dışarı çıkmanız gerekiyorsa, gözlük takmak (kontakt lens değil), toz ve diğer kirleticilerin gözlerinizi tahriş etmesini önlemeye yardımcı olur. Tahriş meydana gelirse, gözlerinize soğuk kompres uygulamak veya kayganlaştırıcı göz damlaları kullanmak rahatlama sağlayabilir."
Soğuk algınlığı ve grip karıştırılıyor
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:25 Soğuk algınlığı ve grip karıştırılıyor Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nevin İnce, grip aşısının özellikle sağlık çalışanları, yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olanlar için hem kendileri hem de etrafa bulaştırmamaları açısından çok önemli olduğunu söyledi. Doç. Dr. Nevin İnce, gripten korunma ve griple başa çıkma yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Soğuk algınlığı ve gribin (influenza), solunum yolu enfeksiyonu hastalığı olduğu için vatandaşlar tarafından karıştırıldığını söyleyen Nevin İnce, ancak bu hastalıkların; etkenleri, belirtileri ve klinik şiddetlerinin farklı olduğunu dile getirdi. Soğuk algınlığının genellikle rinovirüs gibi virüslerle oluştuğunu ve daha hafif olan; burun akıntısı, boğaz ağrısı, hapşırma ve hafif öksürük gibi belirtilere sahip olduğunu ifade eden İnce, soğuk algınlığının hafif seyrederek birkaç gün içerisinde geçtiğini söyledi. Gribin ise influenza virüslerinin neden olduğu daha ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu olarak tanımlandığını dile getiren İnce, grip belirtilerini; aniden başlayan yüksek ateş, kas-eklem ağrısı, baş ağrısı, yorgunluk, kuru öksürük şeklinde sıralayarak, seyir olarak birkaç gün değil 7-10 gün sürdüğünün altını çizdi. Grip ciddiye alınmalı Gribin zatürre, bronşit, kulak enfeksiyonu gibi ağır tabloya yol açabildiğini vurgulayan Nevin İnce, özellikle yaşlılarda, çocuklarda, gebelerde ve kronik hastalığı olanlarda riskin yüksek olduğunu dile getirdi. Gribin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen İnce, "Çünkü hafif başlayan bir tablo kısa sürede ağırlaşabilir, hastaneye yatış gerektirebilir veya nadiren ölümle sonuçlanabilir. Bu nedenle dinlenme, sıvı alımı, ateş kontrolü ve gerekirse hekim değerlendirmesi önemlidir. Ayrıca ekim-kasım aylarında grip aşısı her yıl korunmada en etkili yöntemdir. Özellikle riskli grupların aşı yaptırması gribin ağır ve komplikasyonlu geçmesini önleyecektir" dedi. Gribin en yaygın olduğu dönem Gribin sonbahar sonu ve kış aylarında genellikle kasım-mart arası en sık olarak görüldüğünü hatırlatan Nevin İnce, soğuk havalarda insanların kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirmesinin, virüsün kişiden kişiye bulaşmasını kolaylaştırdığını söyledi. Gripten korunmak için yapılabilecekler Gripten korunmak için yapılması gerekenler olduğunu hatırlatan İnce, "Grip aşısı olun. Her yıl yenilenen grip aşısı, hastalığı geçirme riskini ve ağır seyretme ihtimalini azaltır. Özellikle sağlık çalışanları, yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olanlar için aşı olunması hem kendileri hem de etrafa bulaştırmamaları açısından çok önemlidir. El hijyenine dikkat edin. Elleri sık sık sabunla en az 20 saniye yıkamak veya alkol bazlı el antiseptiği kullanmak virüsün bulaşmasını büyük ölçüde önler. Kalabalık ve kapalı alanlardan kaçının. Mümkünse havalandırması iyi olmayan, kalabalık ve hasta olan kişilerin olduğu ortamlarda uzun süre bulunmamaya özen gösterin. Ortamı sık sık havalandırın. Ev ve iş yerlerinde temiz hava sirkülasyonu sağlamak, virüs yoğunluğunu azaltarak hastalık kapma riskini düşürür. Bağışıklığı güçlü tutun. Dengeli beslenme, yeterli uyku, düzenli egzersiz ve bol sıvı tüketimi bağışıklık sistemini destekleyerek hastalığa karşı koruma sağlar. Hastayken dinlenin ve yayılmasını önleyin. Hasta kişilerin evde kalması, yüz maskesi kullanması ve aksırma-öksürme sırasında ağzını kapatması hem kendini hem çevresini koruması açısından çok önemlidir" ifadelerine yer verdi. Neden bazı kişilerde daha ağır seyreder? Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan kişilerde bağışıklık sistemi tam olarak güçlü çalışmadığı veya bazı nedenlerle zayıflamış olduğu, grip virüsüne karşı yeterli savunma oluşturamadıkları için grip hastalığını daha ağır yaşadıklarını ifade eden Doç. Dr. İnce, "Çocuklarda bağışıklık sistemleri (immun sistem) hala gelişme aşamasındadır. Ayrıca kreş ve okul gibi kalabalık ortamlarda virüsle daha kolay temas ederek hastalanabilirler. Yaşlılarda da yaş ilerledikçe bağışıklık sistemi doğal olarak zayıflar. Bu nedenle vücut virüse karşı hızlı ve etkili yanıt veremez. Ayrıca yaşlılarda kalp, akciğer veya böbrek gibi kronik hastalıkların bulunması da tabloyu ağırlaştırabilir. Kronik hastalığı (örneğin diyabet, KOAH, kalp hastalığı, kanser vb.) olan kişilerde hem bağışıklık sistemi baskılanmıştır hem de mevcut hastalıklar, vücudun enfeksiyonla savaşma kapasitesini azaltır" dedi. Gripten korunma önerileri Özellikle bu risk gruplarında erken tanı ve tedavinin, ağır seyirli komplikasyonları önleyebileceğinin altını çizen Doç. Dr. Nevin İnce, "Her yıl grip aşısı yaptırılmalı. Bu gruplar için aşı, komplikasyon ve hastaneye yatış riskini belirgin şekilde azaltır. El ve solunum hijyenine dikkat edilmeli. Elleri sık yıkamak, öksürürken mendil ya da dirsek içi kullanmak, virüsün yayılmasını önler. Hasta kişilerle temastan kaçınılmalı. Mümkünse grip olan kişilerle yakın temasta bulunmamak, bulaş riskini azaltır. Kapalı ortamlar sık havalandırılmalı. Temiz hava, virüs yükünü azaltır. Bağışıklığı güçlendirecek yaşam tarzı benimsenmeli. Dengeli beslenme, yeterli uyku ve sıvı alımı, düzenli hareketli bir yaşam önemlidir. Grip belirtileri başladığında vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı" ifadelerini kullandı. Hamileler için grip ne kadar riskli? Hamileliğin, fizyolojik ve immünolojik değişikliklerin bir arada görüldüğü özel bir dönem olduğunu hatırlatan Nevin İnce, "Bu süreçte anne adaylarında bağışıklık sisteminin hücresel yanıtı baskılanır, solunum sistemi rezervleri azalır ve kardiyovasküler yük artar. Bu nedenle hamile kadınlar, influenza enfeksiyonuna karşı daha duyarlı hale gelir ve hastalığı daha ağır klinik tablo ile geçirebilirler. Hamilelikte geçirilen influenza enfeksiyonu, özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde geçirilir ise zatüre, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı riskini artırabilir. Erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve nadiren de anne karnında fetal kayıp ile ilişkili olabilir. Gebelerde korunma yollarına bakacak olursak, inaktive influenza aşısı gebeliğin her döneminde güvenle uygulanan koruyucu bir aşıdır. Hem anneyi hem de plesentadan pasif antikor geçişi sayesinde yenidoğanı da korur. Hijyen önlemleri, el yıkama, hasta bireyler ile temastan kaçınma ve iyi havalandırılmış ortamlarda bulunma gebelere de önerilen önlemler arasındadır. Erken başvuru: ateş, öksürük, kas ağrısı veya solunum sıkıntısı gibi belirtiler geliştiğinde gecikmeden tıbbi değerlendirme yapılmalı ve gerektiği durumlarda antiviral tedavi (ör. oseltamivir) kullanılmalıdır. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır" dedi. Grip aşısının etkinliği ve önemi Grip (influenza) aşısının, influenza virüsüne karşı en etkili koruyucu yöntem olduğunun altını çizen Doç. Dr. Nevin İnce, "Aşı, her yıl dolaşımda olması beklenen influenza A ve B virüs tiplerine göre Dünya Sağlık Örgütü tarafından güncellenen suşlar temel alınarak hazırlanır. Grip aşısının koruyuculuk oranı, virüs suşlarının aşıdaki türlerle uyumuna, kişinin yaşı ve bağışıklık durumuna göre değişmekle birlikte genellikle yüzde 50–80 arasındadır. Aşı, gribe yakalanmayı tamamen engellemese bile, hastalığın şiddetini, komplikasyon gelişme riskini ve hastaneye yatış oranlarını belirgin şekilde azaltır. Ayrıca toplum genelinde yayılımı sınırlayarak toplum bağışıklığına katkı sağlar" diye konuştu. Kimlere önerilir? 65 yaş ve üzerindekiler, sağlık çalışanları, gebeler (her trimesterde güvenlidir), kronik hastalığı olanlar (kalp-damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları (KOAH, astım)), diyabet mellitus, böbrek, karaciğer veya hematolojik hastalıklar, bağışıklığı baskılanmış bireyler, 6 ay–5 yaş arası çocuklar, bakım evlerinde veya kalabalık ortamlarda yaşayanlara grip aşısı olmaları tavsiyesinde bulunan İnce, "Bu risk gruplarında hayati önem taşır ve her yıl ekim-kasım aylarında yani grip mevsimi başlamadan önce yapılması önerilir. Ancak sezon boyunca da koruyuculuk açısından faydalıdır. 6 ay üzerindeki herkese güvenle uygulanabilir" dedi. Gribe yakalanan kişilerin evde dikkat etmesi gerekenler Gribin (influenza) genellikle evde istirahat ve destek tedavisiyle iyileşen bir hastalık olduğunu söyleyen Nevin İnce, "Ancak hem iyileşmeyi hızlandırmak hem de virüsün bulaşmasını önlemek için bazı temel önlemler alınmalıdır. Dinlenme ve İzolasyon: Vücut enfeksiyonla savaşırken enerjiye ihtiyaç duyar; bu nedenle yeterli dinlenme çok önemlidir. Enfeksiyonun bulaşma riski, belirtiler başladıktan sonraki ilk 3-4 günde en yüksektir. Bu dönemde evde kalmak, okul veya işe gitmemek, ziyaretçi kabul etmemek gerekir. Sıvı Alımı: Ateş ve terlemeyle sıvı kaybı olur; bu nedenle bol su, çorba, bitki çayı gibi sıvıların tüketilmesi önerilir. Yeterli sıvı alımı, mukozaların nemli kalmasını sağlayarak solunum yollarının savunmasını güçlendirir. Beslenme: Hafif, dengeli ve vitamin açısından zengin gıdalar (sebze, meyve, çorba, yoğurt vb.) tercih edilmelidir. Ortam şartları: Bulunulan ortam sık sık havalandırılmalı ve nem oranı korunmalıdır. (Çok kuru hava öksürüğü artırabilir). Oda sıcaklığı 21–23 C civarında tutulmalıdır. Hijyen Önlemleri: Özellikle öksürme, hapşırma veya burun silme sonrası eller sık yıkanmalı, tek kullanımlık mendil kullanılmalı sonra çöpe atılmalı ve el hijyeni sağlanmalıdır. Evdeki diğer bireyler ile yakın temas ve ortak malzeme kullanılmamalıdır. Belirti Kontrolü: Ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve öksürük için doktor önerisiyle parasetamol veya ibuprofen kullanılabilir. Aspirin, özellikle çocuklarda Reye sendromu riski nedeniyle kullanılmamalıdır" şeklinde konuştu. Doktora başvurulması gereken durumlar Yüksek ateşin üç günden uzun sürmesi, nefes darlığı, göğüs ağrısı eklenmesi, bilinç bulanıklığı, halsizliğin artması, hamilelik, kronik hastalık veya bağışıklık yetmezliği varlığı durumlarında hekime başvurulması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Nevin İnce, "Sonuç olarak evde grip yönetiminde amaç, iyileşmeyi desteklemek, komplikasyonları önlemek ve bulaşmayı azaltmaktır. Yeterli dinlenme, sıvı desteği, hijyen önlemleri ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme ile çoğu olgu bir hafta içinde iyileşir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
"Astım ilaçları bağımlılık yapmaz"
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:23 "Astım ilaçları bağımlılık yapmaz" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, astım hakkında yanlış bilinenleri anlatarak, "Astım ilaçları bağımlılık yapmaz" dedi. Astımın genetik faktörlerin altta yattığı, çevresel faktörlerle tetiklenebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, "Bir enfeksiyon hastalığı olmadığından bir kişiden diğerine bulaşması söz konusu değildir. Sprey ya da kuru toz şeklindeki ilaçların bağımlılık yapması gibi bir durum yoktur. Yaygın inanışının tersine bunlar, tüm ilaç uygulama şekilleri arasında en zararsız olanlardır. Sprey ya da kuru toz uygulayıcıları kullanıldığında sistemik uygulamaya göre çok daha küçük miktarda ilaç verilmektedir. Bunun sebebi; ilacın hedef bölgeye vücutta dolaşmadan, doğrudan ulaşmasıdır. Bu yolla ilaç verilmesi bağımlılık yapmaz" dedi. "Sadece kriz ya da alevlenme durumlarında kortizon verilebilir" Her ilacın olduğu gibi kortizon içeren ilaçların da yan etkisi olabileceğini belirten Dr. Uluışık, "Önemli olan ilacın beklenen yararının potansiyel zararından büyük olmasıdır. Astımlı hastalara kortizon ancak kriz ya da alevlenme gibi ağır durumlarda, ağızdan ya da enjeksiyon yoluyla verilir. Sprey şeklindeki kortizonun neredeyse hiç yan etkisi yoktur. Kimi hastalarda sprey şeklindeki kortizon kullanımına bağlı olarak görülen ses kısıklığı ya da öksürük, spreyi kullandıktan sonra ağzın çalkalanmasıyla önlenebilir" diye konuştu. "İlacın bırakılmasına doktor karar vermeli" Hasta kendini iyi hissetmeye başladığı anda doktorunun fikrini almadan ilacı bırakmaması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Uluışık, "Şikâyetler düzelse de ilaçları azaltma ya da bırakma kararını hasta asla kendi kendine vermemelidir. Eksik tedavinin astımın ilerlemesine neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu konuda doktora güvenilmeli ve ilaçların ne kadar süre ile kullanılacağı uzmanların kararına bırakılmalıdır" şeklinde konuştu.