SAĞLIK
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44 Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 14:36 Uzmanından Parkinson’a karşı bilinç çağrısı Alaşehir Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Vedat Akdemir, Parkinson hastalığının; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunlarıyla seyreden kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirtti. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla vatandaşlara yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Alaşehir Devlet Hastanesi tarafından hastanenin internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden Parkinson hastalığına ilişkin açıklama yayımlandı. Alaşehir Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Vedat Akdemir, Parkinson hastalığının; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunlarıyla seyreden kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu söyledi. Hastalığın görülme sıklığının yaşla birlikte arttığını ifade eden Akdemir, özellikle 60 yaş üzerindeki bireylerde daha sık rastlandığını, erken belirtilerin fark edilmesinin ise hastalığın seyrini olumlu yönde etkilediğini kaydetti. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Akdemir, günümüzde uygulanan ilaç tedavileri ve cerrahi yöntemler sayesinde hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde düzenli doktor takibi, egzersiz ve hasta yakınlarının desteğinin büyük önem taşıdığını belirten Akdemir, "Erken tanı, doğru tedavi ve bilinçli yaklaşım Parkinson hastalarının yaşamını kolaylaştırır. Bu vesileyle Parkinson hastalarımıza ve ailelerine sağlıklı, bilinçli ve destek dolu bir yaşam diliyorum" dedi. Dünya Parkinson Günü kapsamında yapılan bu tür bilgilendirme çalışmalarının, toplumda farkındalığın artırılması açısından önemli olduğu vurgulandı.
Prostat büyümesine ameliyatsız çözüm: "Su buharı tedavisi Türkiye’de yaygınlaşıyor"
17 Ekim 2025 Cuma - 08:58 Prostat büyümesine ameliyatsız çözüm: "Su buharı tedavisi Türkiye’de yaygınlaşıyor" İyi huylu prostat büyümesi (BPH) olan milyonlarca erkek için geliştirilen ve cinsel fonksiyonları koruyan su buharı tedavisini (Rezum) anlatan Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Tevfik Ziypak, "Türkiye’de de yaygınlaşarak cerrahiye güçlü bir alternatif sunuyor" dedi. "Erkeklerde yaşla sık görülen iyi huylu prostat büyümesi (BPH) tedavisinde ’su buharı tedavisi’ adı verilen yeni nesil bir teknoloji, ameliyat endişesi taşıyan hastalara umut oluyor" diyen BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesinden Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Tevfik Ziypak, "Sadece 10-15 dakika süren, kesi veya doku çıkarma işlemi gerektirmeyen bu minimal invaziv yöntem, hastaların cinsel fonksiyonlarını büyük oranda koruyarak kısa sürede günlük hayata dönmelerine olanak tanıyor" açıklaması yaptı. "Modern ve konforlu bir çözüm olarak öne çıkıyor" Doç. Dr. Tevfik Ziypak, "50 yaş üzeri erkeklerin yaklaşık yarısını, 80 yaş üzerindekilerin ise yüzde 80’ini etkileyen BPH; sık idrara çıkma, gece tuvalete kalkma ve idrar akışında zayıflama gibi yaşam kalitesini düşüren şikâyetlere yol açıyor. Bugüne dek genellikle ilaç veya TUR-P gibi geleneksel cerrahi yöntemlerle tedavi edilen bu durum için su buharı teknolojisi, modern ve konforlu bir çözüm olarak öne çıkıyor" şeklinde konuştu. Tedavi nasıl uygulanıyor? Tedavi hakkında bilgilendiren Doç. Dr. Tevfik Ziypak, şunları söyledi: "FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onaylı sistem, idrar kanalı yoluyla prostata ulaştırılan özel bir cihazla uygulanıyor. Cihaz, 9 saniyelik kısa püskürtmelerle steril su buharını prostatın büyüyen dokusuna enjekte ediyor. Buharın termal enerjisi, hedeflenen hücreleri tahrip ederken çevredeki sağlıklı sinir ve dokular korunuyor. Vücudun doğal iyileşme mekanizması sayesinde tahrip olan bu dokular zamanla temizleniyor, prostat küçülerek idrar kanalı üzerindeki baskı ortadan kalkıyor." "Ameliyattan korkan ve cinsel fonksiyonlarını korumak isteyenler için devrim" Doç. Dr. Ziypak, yöntemin avantajlarını da vurgulayarak, "REZUM, prostat büyümesinin tedavisinde devrim niteliğinde bir yöntem. Ameliyat korkusu yaşayan, kullandığı ilaçlardan sıkılan veya cinsel fonksiyonlarını korumak isteyen erkekler için büyük bir fırsat sunuyor. Üstelik işlem kısa, ağrısız ve kalıcı sonuçlar veriyor" dedi. "Tedavinin en büyük avantajları arasında işlemin ortalama 10-15 dakika sürmesi, hastaların aynı gün taburcu olabilmesi ve 2-3 gün içinde normal yaşantılarına dönebilmesi yer alıyor" diyen Doç. Dr. Tevfik Ziypak, sözlerini şöyle sonlandırdı: "Özellikle prostat hacmi 30-80 ml arasında olan, ilaç tedavisinden fayda görmeyen veya cerrahiden çekinen hastalar için ideal bir seçenek olarak gösteriliyor. Klinik çalışmalar, tedavinin 5 yıllık takiplerde etkinliğini koruduğunu ve hastaların yüzde 95’inin ek bir cerrahiye ihtiyaç duymadığını ortaya koyuyor. Türkiye’de de son yıllarda belirli özel ve üniversite hastanelerinde yaygınlaşmaya başlayan su buharı tedavisi, üroloji uzmanları tarafından başarıyla uygulanıyor."
Öğrenciler beyaz önlüklerini giydi
16 Ekim 2025 Perşembe - 18:07 Öğrenciler beyaz önlüklerini giydi Düzce Üniversitesi Eczacılık Fakültesi tarafından düzenlenen 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Eczacılık Fakültesi beyaz önlük giyme töreni gerçekleştirildi. Tıp Fakültesi Konferans Salonu’nda programa; Düzce Üniversitesi Rektör Yardımcıları Prof. Dr. İlhan Genç ve Prof. Dr. Ali Öztürk, Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ufuk Koca Çalışkan, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şerif Demir, Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kazım Özkan Ertürk, Düzce Eczacı Odası Başkanı Ecz. Yalçın Bakır, akademik ve idari personeli ile öğrencileri ve aileleri katıldı. Açılış konuşmasını gerçekleştiren Dekan Ufuk Koca Çalışkan, beyaz önlüğün ve beyaz önlük giyme törenlerinin tarihçesinden bahsederek sözlerine başladı. Beyaz önlüğün, sorumluluğun, temizliğin, dürüstlüğün ve güvenin sembolü olduğunu dile getiren Çalışkan, "Eczacılık, sadece ilaç hazırlamak ve satmak değil, insana, topluma ve geleceğe hizmet etmektir. Her reçetede bir hikaye vardır ve sizler bu hikayenin birer parçası olacaksınız. Beyaz önlüğü giymek kolay olabilir ama beyaz kalmasını sağlamak emek, vicdan ve sabır ister. Bugünden itibaren attığınız her adımda bu önlüğün hakkını vereceğinize yürekten inanıyorum" şeklinde konuştu. Düzce Eczacı Odası Başkanı Ecz. Yalçın Bakır, 57. Bölge Düzce Eczacı Odası olarak odanın kuruluşunda çok çaba sarf ettiklerini belirterek özverili desteklerinden dolayı Yönetim Kurulu Üyelerine teşekkür etti. Düzce Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin büyük bir değer olduğuna işaret eden Bakır, Düzce Eczacı Odası ile Düzce Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nin birbirine güç kattığını sözlerine ekledi. Mesleğin geleceği adına kontenjanların azaltılmasına ve eğitimin niteliğinin önemine dikkat çeken Bakır, Düzce Üniversitesi’yle birçok ortak çalışmaya imza atacaklarını ifade etti. Rektör Yardımcısı Ali Öztürk, Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin hayatlarının önemli bir dönüm noktasında olduklarını ve mesleğe başlamanın ilk adımını atacaklarını belirtti. Beyaz önlüğün sadece bir giysi değil, bir kimliğin ve etik değerlere bağlılığın da simgesi olduğunun altını çizen Öztürk, eczacıların ilaç üretimi ve satışının ötesinde toplumun sağlık bilincinin artmasına katkı sağlayan önemli bir meslek grubu olduklarını ifade etti. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Gökbulut, eczanede yer alan fitoterapotiklere güncel bakış adlı sunumunu katılımcılarla paylaştı. Ena Farma Yönetim Kurulu Başkanı Meryem Özselanik ise sağlığı doğal yollardan korumanın üretim hikayesi başlıklı konuşmasıyla programa katkı sağladı. Dekan Çalışkan, fakülteye katkılarından dolayı Bursa Eczacılar Kooperatifi’ne plaket takdiminde bulundu. Davetli konuşmacıların sunumlarının ardından beyaz önlük giyme törenine geçildi. Halk sağlığına adanmışlığın ve evrensel meslek etiğinin timsali, temizliğin, güvenin ve sorumluluğun evrensel sembolü olan beyaz önlüklerini gururla giyen Düzce Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencileri, eczacılık mesleğine adım atmanın heyecanı ve mutluluğunu aileleriyle paylaşırken, eğitim hayatlarında unutulmaz bir ana tanıklık etti.
ALKÜ’lü profesöre önemli görev
16 Ekim 2025 Perşembe - 16:31 ALKÜ’lü profesöre önemli görev Lejyoner hastalığında dünyada önde gelen çalışmaları yapan ALKÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Erdoğan, Sağlık Bakanlığı Lejyoner Hastalığı Bilimsel Danışma Kurulu’na Koordinatör Üye olarak yeniden seçildi. İki yıl önce Sağlık Bakanlığı tarafından oluşturulan Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Bilimsel Danışma Kuruluna koordinatör üye olarak görevlendirilen ALKÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haluk Erdoğan, Lejyoner Hastalığı Bilimsel Danışma Kurulu’nda yeniden koordinatör üye olarak görevlendirildi. Lejyoner hastalığı için çalışmalar yoğunlaştı Sağlık Bakanlığı tarafından Lejyoner hastalığının önlenmesi ve kontrolüne yönelik planlanan ve yürütülen çalışmalara bilimsel danışmanlık yapmak ve yeni ortaya çıkan durumlar ile ilgili bilimsel katkı sağlamak ve gelecekte yürütülecek çalışmaları planlanmak amacıyla çalışmalar hızla devam ediyor. Bu kapsamda hastalıkla ilgili çalışmaların planlanması amacıyla kurulan bilimsel kurul, 9 Ekim 2025 Perşembe günü saat 13.00’te Sağlık Bakanlığında toplandı. Toplantıda Lejyoner hastalığına karşı hazırlıklı olmak, hastalıktan korunmak ve hastalıkla mücadele etmek için alınması gereken tedbirler ile hastalığın bildirimine ilişkin usul ve esasları düzenlemek için önemli kararlar alındı. Toplantının devamında, kontrol programının uygulanmasında karşılaşılan güçlüklerin giderilmesi, gerekli hallerde rehberin güncellenmesi ve yeni gelişmelerin detaylı şekilde değerlendirilmesi konuları görüşüldü. Prof. Dr. Haluk Erdoğan, yürütülen çalışmalara ilişkin olarak, "Lejyoner hastalığı, çevresel ve halk sağlığı yönü güçlü, multidisipliner bir yaklaşım gerektiren bir konudur. Bilimsel kurulun amacı, ülkemizde bu hastalığa karşı daha etkin önlemler alınması, kontrol ve bildirim sisteminin güçlendirilmesidir. Ülkemizde görülen lejyoner hastalığı vakalarının değerlendirildiği, Lejyoner Hastalığı Kontrol Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği’nin ve Lejyoner Hastalığı Saha Rehberi’nin güncellenmesi konularının görüşüldüğü toplantımıza katılım sağlayan değerli Bilimsel Danışma Kurulu üyelerimize teşekkürlerimizi sunarız. Bu süreçte bilimsel katkı sunmaktan onur duyuyorum" ifadelerini kullandı. Kurulda, Koordinatör Üye olan Prof. Dr. Haluk Erdoğan’ın yanı sıra alanında uzman birçok akademisyen ve sağlık profesyoneli yer alıyor.
Kepez Belediyesi’nden 4 ilçede 408 kişiye ücretsiz kanser taraması
16 Ekim 2025 Perşembe - 16:25 Kepez Belediyesi’nden 4 ilçede 408 kişiye ücretsiz kanser taraması Kepez Belediyesi’nin Mobil Sağlık Merkezi, Konyaaltı, Korkuteli, Kumluca ve Demre ilçelerinde vatandaşlara ücretsiz HPV, mamografi ve kolorektal kanser taraması hizmeti sundu. 408 kişi bu hizmetten faydalandı. Kepez Belediyesi, Mobil Sağlık Merkezi aracılığıyla kanser tarama hizmetini hayata geçirdi. Antalya genelinde mahalle mahalle, ilçe ilçe dolaşan mobil ekip, kanser tarama hizmetlerini vatandaşların ayağına kadar götürerek büyük bir kolaylık sağlıyor. "Erken tanı hayat kurtarır" mottosuyla yola çıkan Kepez Belediyesi, bu önemli hizmeti kırsal kesimlere de ulaştırarak taramaların erişilebilirliğini artırıyor. Mobil merkezde görevli sağlık ekipleri, tarama öncesi vatandaşları kanserin riskleri ve erken tanının önemi konusunda bilgilendiriyor. 4 ilçede 408 kişiye kanser taraması yapıldı Konyaaltı’nda 6-7 Ekim’de gerçekleştirilen taramalarda 68 kişiye HPV testi, 54 kişiye mamografi ve 22 kişiye kolorektal kanser taraması uygulanarak, toplam 144 işlem gerçekleştirildi. 7-8 Ekim’de de Korkuteli ilçesinde 11 HPV, 25 mamografi ve 20 kolorektal kanser taraması olmak üzere toplam 56 işlem uygulandı. 13 Ekim’de Kumluca’da yapılan sağlık taramalarında 34 kişiye HPV testi, 28 kişiye ise mamografi çekimi yapılarak, toplamda 62 kişiye ulaşıldı. Mobil Sağlık Merkezi, 14-15 Ekim tarihlerinde ise Demre’de hizmet verdi. Demre’de 53 HPV, 79 mamografi, 14 kişiye kolorektal kanser taraması olmak üzere toplam 146 kişiye kanser tarama hizmeti verildi.
İzmir’den Ağrı’ya sağlık köprüsü
16 Ekim 2025 Perşembe - 15:56 İzmir’den Ağrı’ya sağlık köprüsü İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesinde uzmanlaşan hekimler, ülkenin dört bir yanında çocuklara umut olmaya devam ediyor. Ağrı’da fenalaşan henüz 5 aylık Fatma Ergül isimli bebek, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Nefrolojisi Kliniği’nden Prof. Dr. Nida Temizkan Dinçel’in uzaktan rahberliği ve yine bu hastaneden Ağrı’ya tayin edilen doktorların müdahalesi ile sağlığına kavuştu. Çocuk sağlığı alanında ülkemizin en köklü merkezlerinden biri olan SBÜ İTF Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, sadece İzmir’de değil, yetiştirdiği hekimler aracılığıyla Türkiye’nin her köşesinde çocuklara şifa dağıtıyor. Hastanede uzmanlık eğitimini tamamlayan hekimler, güçlü klinik donanımları ve edindikleri deneyimleri görev yaptıkları illere taşıyor. Bu eğitim mirasının en güzel örneklerinden biri geçtiğimiz günlerde Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşandı. Ağrı’da Başlayan zorlu bir tedavi süreci Beş aylık Fatma Ergül isimli bebek, ailesi tarafından Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne nöbet geçirme ve huzursuzluk şikâyetleriyle getirildi. Muayenelerde, bebeğin her yediğini kustuğu ve vücudundaki tuz dengesinin ciddi şekilde bozulduğu belirlendi. Laboratuvar sonuçlarında ağır hiponatremi (sodyum düşüklüğü) ve metabolik asidoz saptandı. Hastanın tedavisi, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi’nde uzmanlık eğitimlerini tamamlamış olan Uzm. Dr. Neslihan Duman, Uzm. Dr. Kadir Buğra Sarı ve Uzm. Dr. Melike Naz Akbaş tarafından yürütüldü. Yoğun takip ve sıvı tedavileriyle hastanın iyon dengesi sağlandı. Ardından yapılan ileri tetkiklerde tubulopati (böbrek tüplerinde işlev bozukluğu) ve nefrotik düzeyde proteinüri (yüksek protein kaybı) tespit edildi. Uzaktan rehberlik, ortak başarı Tedavi süreci boyunca Ağrı’daki ekip, eğitimleri sırasında kendilerine rehberlik eden Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Nefrolojisi Kliniği’nden Prof. Dr. Nida Temizkan Dinçel ile sürekli iletişim kurdu. Prof. Dinçel’in uzaktan desteğiyle hastanın tedavi planı başarıyla yönetildi. Kısa sürede genel durumu düzelen Fatma bebek, ileri tetkik ve tedavi için İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Nefrolojisi Kliniği’ne sevk edildi. Buradaki takiplerin ardından sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Bu olayın duyulmasının ardından Ağrı’dan gelen bir mesaj, bu hikâyeyi daha da anlamlı hale getirdi. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servisi’nde görev yapan bir pratisyen hekim, şu sözlerle duygularını paylaştı: "Merhabalar, ben de şu an Ağrı EAH Çocuk Acil’de pratisyenim ve bugün açıklanan TUS sonuçlarında Behçet Uz Pediatri’yi kazandım. Böyle bir denk gelişin olması beni heyecanlandırdı ve duygulandırdı. Sabırsızlıkla başlamayı bekliyorum."
60 yaşında ilk yardım sertifikası aldı
16 Ekim 2025 Perşembe - 15:11 60 yaşında ilk yardım sertifikası aldı Ankara’nın Sincan ilçesinde 60 yaşındaki Nuray Köklü, gerekli eğitimleri tamamlayarak ilk yardım sertifikası aldı. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Sincan İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde ilk yardım kursu düzenlendi. Düzenlenen program kapsamında daha önce Kur’an-ı Kerim kursunda eğitim alan 14 kursiyer, İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen ilk yardım kursuna katılarak, 16 saatlik eğitimi tamamladı. Sertifika almaya hak kazanan kursiyerlerden Nazmiye Köklü, azmiyle dikkat çekti. "Can emanettir, korumalıyız" İlk yardım eğitiminin kendisine büyük katkı sağladığını söyleyen Nazmiye Köklü, "İlk yardım kursuna başvurdu hocamız, biz de gönüllü olarak katıldık. İlk yardımla ilgili her şeyi öğrendik, hem yazılı hem de sözlü sınavları geçtik. Amacımız hayat kurtarmak. Kaza olduğu zaman ne yapabiliriz, insanlara nasıl faydalı olabiliriz, bunları öğretti hocalarımız. Kalp masajı, Heimlich manevrası, akla ne gelirse ilk yardımla ilgili her şeyi öğrendik. Herkesin her an başına bir şey gelebilir. O yüzden zaten can emanettir, korumalıyız" şeklinde konuştu. "O zaman Heimlich manevrasını bilmiyordum" İlk yardım eğitimin öneminden bahseden Köklü, "Misafirliğe gittiğimde bir çocuğun boğazına şeker kaçmıştı. O zaman Heimlich manevrasını bilmiyordum, çaresiz kaldık. Hemen çocuğun boğazından şekeri çıkarmaya çalıştım, Heimlich manevrası yaptım ama o zaman bilinçsizdim. Şimdi olsa direkt müdahale ederdim. Hocalarımız çok iyi gösterdi. Sağlık Bakanlığına ve Diyanet İşlerine ayrı ayrı teşekkür ederim" diye konuştu. "Cana dokunmak, bir hayatı kurtarabilmenin bilgisi" 60 yaşındaki Nuray Köklü’nün azminin herkese örnek olduğunu vurgulayan Sincan İlçe Sağlık Müdürlüğü İlk Yardım Eğitmeni Eda Demirsoy Türker, "İlk yardım sadece bir eğitim değil, aslında bir cana dokunmak, bir hayatı kurtarabilmenin bilgisidir. Her yaş grubunun alabileceği bir eğitim. 60 yaşındaki Nuray teyzemiz de buna çok büyük bir örnek oldu. Bunu başarıyla tamamlayıp, eğitimi geçerek bizi çok mutlu etti. Öğrenmenin yaşının olmadığının, her yaşta öğrenmenin mümkün olduğunun en büyük kanıtı oldu Nuray teyzemiz" ifadelerini kullandı.
Dış gebelik ihmal edilirse ölüme yol açabilir
16 Ekim 2025 Perşembe - 13:28 Dış gebelik ihmal edilirse ölüme yol açabilir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sami Şahin, dış gebeliğin ihmal edilemeyecek kadar önemli bir hastalık olduğunu belirterek, tedavi edilmediğinde ise ölümcül sonuçlara yol açabileceğini söyledi. Dış gebelik hakkında uyarılarda bulunan Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sami Şahin, "Vajinal lekelenme ve kanama, keskin ağrılar, karnın tek tarafında meydana gelen ağrı, kilo kaybı, sindirim sisteminde bozukluk, baş dönmesi bayılma ve rektal basınç dış gebelik belirtileridir. Dış gebelik hastanın tıbbi durumuna göre çeşitli yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. Eğer ihmal edilerek zamanında tedavi edilmezse ölümcül sonuçları olabilir. Dış gebelik, rahim içinde yerleşmesi gereken gebelik kesesinin rahim dışında başka bir yerde yerleşmesi durumudur. En sık tüplerde izlenen bir durum olmasına rağmen, yumurtalıklarda, rahim ağzında, eski sezaryen skarında, batında da görülebilmektedir" dedi. Risk grubundakilerin dikkatli olması gerektiğine değinen Opr. Dr. Şahin, "Daha önce dış gebelik geçirenler, tüplerinden ameliyat olanlar, ria (spiral) kullanmış veya kullanmakta olan hastalar, İVF (tüp bebekle) gebe kalanlar, doğum kontrol ilacı kullananlar, daha önce cinsel yolla bulaşan hastalık kapanlar (gonore, klamidya), pelvik inflamatuar hastalık geçirenler, sigara içenler veya daha önce içmiş olanlar, karından ameliyat geçirenler, spontan düşük yapanlar risk gruplarıdır. 40 yaş üzerindekiler, ilk ilişkileri 18 yaşından küçük olanlar, vajinal duş alanlar, infertilite hastaları dış gebeliğin daha çok görüldüğü bireylerdir. Dış gebelik belirtileri; vajinal lekelenme ve kanama, keskin ağrılar, karnın tek tarafında meydana gelen ağrı, kilo kaybı, sindirim sisteminde bozukluk, baş dönmesi bayılma ve rektal basınçtır. Dış gebelik tedavi edilebilmektedir. Bu tedaviler; ilaç tedavisi, erken tanı alıp gebelik ilerlememişse (gebelik değeri ve kese boyutuna göre değişir) veya dış gebelik yırtılmadıysa; ameliyat, tüpün alınması, tüpün ağızlaştırılmasıdır" diye konuştu.
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Türkiye yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil, üretim alanında da kararlılıkla ilerliyor"
16 Ekim 2025 Perşembe - 12:57 Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Türkiye yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil, üretim alanında da kararlılıkla ilerliyor" Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, "Türkiye, yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil, üretim alanında da kararlılıkla ilerlemektedir. Kendi cihazını, yazılımını, ilacını ve aşısını üreten ülkemiz, sağlıkta üretim kapasitesini her geçen gün güçlendirmektedir" dedi. Afrika ve Türkiye arasındaki sağlık iş birliği kapsamında yer alan "İlaçlar ve Medikal Malzemeler" paneli İstanbul Kongre Merkezi’nde başladı. Programa; Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, ULTRATEB CEO’su Prof. Dabees Khaled Mohamed LotfyAbdelHamid, City Ambulance Group (Doğu Afrika) Direktörü Dr. Hannington Byarugaba ve sektörden çok sayıda isim katıldı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, yerli ilaç üreticileri ve Afrikalı temsilcilere hitap etti. "Sağlık sistemimizde büyük bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirdik" Türkiye’nin modern ve kapsamlı şehir hastaneleri, dijital sağlık sistemi ve koruyucu sağlık hizmetlerini önceliklendiren bir anlayışla, uluslararası düzeyde örnek gösterilen bir sağlık sistemine sahip olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Türkiye olarak geçtiğimiz çeyrek asırda sağlık sistemimizde, büyük bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirdik. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık Modeli ile ’Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonunu hayata geçirdik. Bugün, modern ve kapsamlı şehir hastanelerimiz, dijital sağlık sistemimiz ve koruyucu sağlık hizmetlerini önceliklendiren bir anlayışla, uluslararası düzeyde örnek gösterilen bir sağlık sistemine sahibiz. Covid sürecini hepimiz yaşadık. O dönem, sadece sağlık sistemlerinin değil, insanlığın da büyük bir sınavdan geçtiği bir dönemdi. Türkiye olarak biz, güçlü sağlık altyapımız ve nitelikli insan kaynağımızla bu süreci başarıyla yönettik ve vatandaşımıza kesintisiz sağlık hizmeti sunduk. Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere birçok ülkeye ventilatörden maskeye, PCR kitlerinden aşıya kadar geniş bir ürün yelpazesini ulaştırdık. Böylece uluslararası dayanışmanın en güzel örneklerinden birini sergiledik" ifadelerini kullandı. "‘Fikirden ürüne’ uzanan bir ekosistem inşa ediyoruz" Konuşmasında Türkiye’nin sağlık alanındaki gelişimine vurgu yapan Bakan Memişoğlu, "Sağlık alanındaki üretim gücümüzü, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) üzerinden yürütüyor ve ’fikirden ürüne’ uzanan bir ekosistem inşa ediyoruz. Bu ekosistemi, Milli Sağlık Teknoloji Hamlemizin taşıyıcısı olarak görüyor üreten sağlık modelimizi, yalnızca kendi ihtiyaçlarımızı karşılayan değil, teknoloji ve ürün ihraç eden, ekonomik büyümeye katkı sunan bir yapıya dönüştürüyoruz. Bu noktada Türkiye’nin yetişmiş insan gücüne, bilim insanlarımızın birikimine, sanayicilerimizin üretim kapasitesine ve girişimciliğine güveniyoruz" dedi. "Türkiye, yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil üretim alanında da kararlılıkla ilerlemektedir" Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle ortak çalışmalar yürütmeye hazır olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Türkiye, yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil, üretim alanında da kararlılıkla ilerlemektedir. Kendi cihazını, yazılımını, ilacını ve aşısını üreten ülkemiz, sağlıkta üretim kapasitesini her geçen gün güçlendirmektedir. Bu alanda Afrika ülkeleriyle ortak çalışmalar yürütmeye hazırız. Çünkü biliyoruz ki sağlık sadece bir hizmet alanı değil kalkınma, teknoloji ve uluslararası iş birliği için stratejik bir köprüdür. Biz bugün bu köprüyü Afrika ülkeleri ile birlikte daha da geliştirmek için buradayız. Kıtada kurduğumuz sağlık tesislerimizle yalnızca sağlık hizmeti sunmakla kalmıyor; bu merkezlerde, yerel sağlık çalışanlarının bilgi ve becerileri geliştiriyoruz. Ayrıca ileri düzey ameliyatlarla hizmet kapasitesinin güçlenmesine katkı sağlıyoruz. Mogadişu’daki 336 yataklı Türkiye Recep Tayyip Erdoğan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sudan’ın Nyala kentindeki 150 yataklı Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Nijer’deki 44 yataklı Türkiye Dostluk Hastanesi, bu vizyonun somut örnekleridir" diye konuştu.