SAĞLIK
Kanserde kişiselleştirilmiş tedavi dönemi 12 Nisan 2026 Pazar - 09:41:19 Prof. Dr. İlhan Sezgin, kanserle mücadelede genetik biliminin sunduğu yeni imkanlara dikkat çekti. Sezgin, modern tıpta kanserin artık yalnızca görüntüleme ve klasik patoloji ile değil, genetik analizlerle çok daha derinlemesine değerlendirildiğini vurguladı. Kanserin temelinde DNA’da meydana gelen mutasyonların yer aldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Genetik Hastalıkları Değerlendirme Merkezi’nden Prof. Dr. Sezgin, bu değişimlerin iki ana grupta incelendiğini ifade ederek, "Kalıtsal (germline) mutasyonlar anne veya babadan geçerek bireyin tüm hücrelerinde bulunur ve nesilden nesile aktarılabilir. Somatik mutasyonlar ise yaşam boyunca çevresel faktörler veya yaşlanma sonucu oluşur ve yalnızca belirli dokularda görülür" dedi. "Her hastanın kanseri farklıdır" Kanserin artık tek tip bir hastalık olarak değerlendirilmediğini belirten Sezgin, "Her kanser hastası moleküler düzeyde kendine özgü bir profile sahiptir. Bu nedenle tedavi yaklaşımı da kişiye özel olmalıdır" dedi. Genetik testler teşhis ve tedavide yol gösteriyor Tümörden alınan örneklerle yapılan genetik analizlerin, hastalığın nedenini ortaya koyduğunu ifade eden Sezgin, şu bilgileri paylaştı: "Genetik testler sayesinde kanserin moleküler alt tipi belirlenir, erken evrede risk tespiti yapılabilir ve özellikle bazı kan hastalıklarında tanı netleştirilebilir. Ayrıca kişiye özel tarama programları oluşturmak da mümkün hale gelir." Aile öyküsü kritik önemde Kanserlerin yaklaşık yüzde 5 ila 10’unun kalıtsal olduğunu hatırlatan Sezgin, aile öyküsünün önemine dikkat çekerek, "Ailede kanser öyküsü bulunan bireylerde genetik testler, hastalık ortaya çıkmadan riskin belirlenmesini sağlar. Bu sayede erken tarama ve önleyici tedbirler planlanabilir. Aynı zamanda diğer aile bireylerinin de değerlendirilmesine imkan tanır" ifadelerini kullandı. Kişiselleştirilmiş tedavi dönemi Modern onkolojide artık standart tedavi yaklaşımlarının yerini kişiselleştirilmiş tıbbın aldığını belirten Sezgin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Günümüzde birçok kanser türünde, belirli genetik mutasyonları hedef alan akıllı ilaçlar kullanılmaktadır. Genetik testler, hangi hastanın hangi tedaviden fayda göreceğini gösteren bir yol haritası sunar. Böylece gereksiz kemoterapilerden kaçınılabilir, en etkili tedaviye hızlıca başlanabilir." Genetik analizlerin, hastalığın agresifliğini, metastaz riskini ve tedaviye yanıtı öngörmede kritik rol oynadığını vurgulayan Sezgin, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi seçiminde de bu testlerin belirleyici olduğunu sözlerine ekledi. Prof. Dr. Sezgin, kanserle mücadelede genetik biliminin sunduğu imkanların her geçen gün geliştiğini belirterek, "Artık hastalığı değil, hastayı tedavi ediyoruz" dedi.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44 Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Türkiye yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil, üretim alanında da kararlılıkla ilerliyor"
16 Ekim 2025 Perşembe - 12:57 Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Türkiye yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil, üretim alanında da kararlılıkla ilerliyor" Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, "Türkiye, yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil, üretim alanında da kararlılıkla ilerlemektedir. Kendi cihazını, yazılımını, ilacını ve aşısını üreten ülkemiz, sağlıkta üretim kapasitesini her geçen gün güçlendirmektedir" dedi. Afrika ve Türkiye arasındaki sağlık iş birliği kapsamında yer alan "İlaçlar ve Medikal Malzemeler" paneli İstanbul Kongre Merkezi’nde başladı. Programa; Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, ULTRATEB CEO’su Prof. Dabees Khaled Mohamed LotfyAbdelHamid, City Ambulance Group (Doğu Afrika) Direktörü Dr. Hannington Byarugaba ve sektörden çok sayıda isim katıldı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, yerli ilaç üreticileri ve Afrikalı temsilcilere hitap etti. "Sağlık sistemimizde büyük bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirdik" Türkiye’nin modern ve kapsamlı şehir hastaneleri, dijital sağlık sistemi ve koruyucu sağlık hizmetlerini önceliklendiren bir anlayışla, uluslararası düzeyde örnek gösterilen bir sağlık sistemine sahip olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Türkiye olarak geçtiğimiz çeyrek asırda sağlık sistemimizde, büyük bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirdik. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık Modeli ile ’Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonunu hayata geçirdik. Bugün, modern ve kapsamlı şehir hastanelerimiz, dijital sağlık sistemimiz ve koruyucu sağlık hizmetlerini önceliklendiren bir anlayışla, uluslararası düzeyde örnek gösterilen bir sağlık sistemine sahibiz. Covid sürecini hepimiz yaşadık. O dönem, sadece sağlık sistemlerinin değil, insanlığın da büyük bir sınavdan geçtiği bir dönemdi. Türkiye olarak biz, güçlü sağlık altyapımız ve nitelikli insan kaynağımızla bu süreci başarıyla yönettik ve vatandaşımıza kesintisiz sağlık hizmeti sunduk. Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere birçok ülkeye ventilatörden maskeye, PCR kitlerinden aşıya kadar geniş bir ürün yelpazesini ulaştırdık. Böylece uluslararası dayanışmanın en güzel örneklerinden birini sergiledik" ifadelerini kullandı. "‘Fikirden ürüne’ uzanan bir ekosistem inşa ediyoruz" Konuşmasında Türkiye’nin sağlık alanındaki gelişimine vurgu yapan Bakan Memişoğlu, "Sağlık alanındaki üretim gücümüzü, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) üzerinden yürütüyor ve ’fikirden ürüne’ uzanan bir ekosistem inşa ediyoruz. Bu ekosistemi, Milli Sağlık Teknoloji Hamlemizin taşıyıcısı olarak görüyor üreten sağlık modelimizi, yalnızca kendi ihtiyaçlarımızı karşılayan değil, teknoloji ve ürün ihraç eden, ekonomik büyümeye katkı sunan bir yapıya dönüştürüyoruz. Bu noktada Türkiye’nin yetişmiş insan gücüne, bilim insanlarımızın birikimine, sanayicilerimizin üretim kapasitesine ve girişimciliğine güveniyoruz" dedi. "Türkiye, yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil üretim alanında da kararlılıkla ilerlemektedir" Türkiye’nin Afrika ülkeleriyle ortak çalışmalar yürütmeye hazır olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Türkiye, yalnızca sağlık hizmet sunumunda değil, üretim alanında da kararlılıkla ilerlemektedir. Kendi cihazını, yazılımını, ilacını ve aşısını üreten ülkemiz, sağlıkta üretim kapasitesini her geçen gün güçlendirmektedir. Bu alanda Afrika ülkeleriyle ortak çalışmalar yürütmeye hazırız. Çünkü biliyoruz ki sağlık sadece bir hizmet alanı değil kalkınma, teknoloji ve uluslararası iş birliği için stratejik bir köprüdür. Biz bugün bu köprüyü Afrika ülkeleri ile birlikte daha da geliştirmek için buradayız. Kıtada kurduğumuz sağlık tesislerimizle yalnızca sağlık hizmeti sunmakla kalmıyor; bu merkezlerde, yerel sağlık çalışanlarının bilgi ve becerileri geliştiriyoruz. Ayrıca ileri düzey ameliyatlarla hizmet kapasitesinin güçlenmesine katkı sağlıyoruz. Mogadişu’daki 336 yataklı Türkiye Recep Tayyip Erdoğan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sudan’ın Nyala kentindeki 150 yataklı Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Nijer’deki 44 yataklı Türkiye Dostluk Hastanesi, bu vizyonun somut örnekleridir" diye konuştu.
Tunceli’de meme kanseri  farkındalık çalışmaları sürüyor
16 Ekim 2025 Perşembe - 12:36 Tunceli’de meme kanseri farkındalık çalışmaları sürüyor Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, il genelinde yürüttükleri saha çalışmalarıyla kadınları meme kanserinde erken tanının önemi konusunda bilgilendiriyor. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından il genelinde meme kanserine yönelik farkındalık çalışmaları yapılıyor. Bu kapsamda Sağlıklı Hayat Merkezi ve Toplum Sağlığı Merkezleri ekipleri sahada vatandaşlarla birebir görüşerek bilgilendirme ve farkındalık faaliyetlerini sürdürüyor. Tunceli Devlet Hastanesi’nde görev yapan Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Baran Demir, meme kanserinde erken tanının hayat kurtardığını vurguladı. Op. Dr. Baran Demir, "Meme kanseri, günümüzde akciğer kanserini geçerek dünyada en sık görülen kanser türü haline gelmiştir. Bu nedenle, hem hasta sağlığı açısından hem de sağlık sistemine getirdiği yük bakımından büyük önem taşımaktadır. En sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserinde erken teşhis, hem hastanın sağlığı hem de sağlık sistemi açısından yükleri ve riskleri önemli ölçüde azaltmaktadır. Erken tanı için yapılabilecekler; 20 yaşından itibaren her ay kendi kendine meme muayenesi yapılmalıdır. Yılda bir kez, sağlık profesyonelleri tarafından klinik meme muayenesi gerçekleştirilmelidir. 40 yaşından itibaren ise iki yılda bir mamografi kontrolü yapılması gerekmektedir" dedi. Demir, "Bu uygulamaları neden yapıyoruz. Çünkü erken tanı sayesinde hastalığı erken evrede yakalayabiliyoruz. Bu da hem ileri evrede tedavinin zorlaşmaması hem de yapılacak cerrahi işlemlerin daha karmaşık hale gelmemesi açısından büyük önem taşımaktadır. Kendi kendine meme muayenesi, kişinin ayna karşısında dik pozisyonda memelerini muayene etmesiyle yapılır. Klinik meme muayenesi ise Toplum Sağlığı Merkezlerimizde, Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde, Aile Sağlığı Merkezlerimizdeki sağlık profesyonelleri tarafından ya da genel cerrahi polikliniklerine başvurularak yapılabilmektedir. 40 yaşından sonra iki yılda bir mamografik değerlendirme gerekmektedir. Mamografi; Sağlıklı Hayat Merkezlerinde, genel cerrahi polikliniklerinde, ikinci veya üçüncü basamak hastanelerde çekilebilmektedir" ifadelerini kullandı.
Muğla’da 19 bin işletme gıda denetiminden geçti
16 Ekim 2025 Perşembe - 12:18 Muğla’da 19 bin işletme gıda denetiminden geçti Muğla Tarım ve Orman İl Müdürü Seyfettin Baydar, Dünya Gıda Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, 2025 yılında 19 bin 120 işletmeyi denetlerken, 512 İdari yaptırım kararı uyguladı. İl Tarım ve Orman Müdürü Baydar, vatandaşların sağlıklı gıdaya ulaşımı için denetimlerin devam edeceğini açıkladı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından 1945 yılında kurulduğu tarih olan 16 Ekim, her yıl ‘Dünya Gıda Günü’ olarak kutlanıyor. Bu özel gün, dünya genelinde 150’den fazla ülkede düzenlenen etkinliklerle gıdanın önemi, güvenliği ve sürdürülebilirliği konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Muğla’da Dünya Gıda Günü kutlanıyor Bu yıl ‘Daha İyi Gıdalar ve Daha İyi Bir Gelecek İçin El Ele’ temasıyla kutlanan Dünya Gıda Günü kapsamında, Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü farkındalık oluşturmak adına açıklamalarda bulundu. İl Müdürü Seyfettin Baydar, yaptığı açıklamada, Muğla genelinde yürütülen gıda güvenliği çalışmalarına dikkat çekti. "Halkın sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimi için çalışıyoruz" İl Müdürü Baydar açıklamasında, "Muğla’da halkın sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişimi için üretimin her adımında üzerimize düşen görevleri yerine getirmekteyiz. Bu yıl içerisinde 19 bin 120 adet denetim gerçekleştirdik ve 669 numune alarak kontrollerini yaptık. İlimiz genelinde aktif olarak görev yapan 99 gıda kontrol görevlimizle çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz, ALO 174 Gıda Hattına gelen her ihbarı titizlikle değerlendiriyoruz. Bu yılbaşından itibaren 15 Ekim 2025 tarihine kadar 935 adet başvuru değerlendirmesini yaptık ve vatandaşları bilgilendirerek sonlandırdık. 512 adet idari yaptırım kararını uyguladık" ifadelerini kullandı. Gıda israfına dikkat çekti İl Müdürü Baydar konuşmasında gıda israfının küresel ölçekte ciddi bir sorun haline geldiğini vurguladı: Baydar, "Gıda israfı, üretilen gıdaların ölçüsüz veya bilinçsizce tüketilmeden çöpe gitmesidir. Dünyada her yıl gıdaların yaklaşık üçte biri kaybedilmekte ya da israf edilmektedir. Türkiye’de ise kişi başına yılda ortalama 93 kilogram yiyecek çöpe atılmaktadır. Bu, tüketime hazır gıdaların yüzde 17’sinin doğrudan çöpe gitmesi anlamına geliyor" dedi. "Her dokuz kişiden biri açlıkla karşı karşıya" "Küresel olarak bakıldığında, üretilen tüm gıdaların üçte birinden fazlası israf edilerek çöpe atılıyor. Oysa dünya üzerinde her dokuz kişiden biri açlıkla karşı karşıya. Bu tablo, gıdanın ne kadar değerli olduğunu açıkça gösteriyor" diyen Baydar, gıda israfının önlenmesinin insanlık için ahlaki bir sorumluluk olduğunu belirtti. "Sürdürülebilir gıda geleceği için çalışmaya devam edeceğiz" İl Müdürü Baydar, Türkiye’nin güçlü bir tarım ülkesi olduğuna dikkat çekerek, "Tarım sektörü ülkemiz ekonomisinin en önemli yapı taşlarından biridir. Bakanlık olarak, sürdürülebilir, güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşım konusunda farkındalık oluşturmak ve geleceğe daha güçlü bir gıda sistemi bırakmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz" dedi.
Alaşehir Kızılay’dan Devlet Hastanesi Sosyal Marketine 600 kalem yardım
16 Ekim 2025 Perşembe - 11:43 Alaşehir Kızılay’dan Devlet Hastanesi Sosyal Marketine 600 kalem yardım Türk Kızılay Alaşehir Şubesi tarafından Alaşehir Devlet Hastanesi Sosyal Marketine toplamda 600 kalemden oluşan giysi ve gıda yardımı yapıldı. Türk Kızılay Alaşehir Şubesi, Alaşehir Devlet Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Sosyal Market’e 150 adet gıda ve 450 adet giysi yardımı yaptı. Yardımlar arasında pijama, ayakkabı, iç çamaşırı, çocuk, genç ve yaşlılara uygun kullanılmamış kıyafetler ile hasta mamaları yer aldı. Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak, yaptığı açıklamada, "Alaşehir Devlet Hastanesi’nde tedavi gören ihtiyaç sahibi hastalarımız için hastane tarafından kurulan sosyal markette dağıtılmak üzere tüm yaş gruplarını kapsayan giyim ve mama yardımında bulunduk. Hastalarımıza acil şifalar diliyoruz." dedi. Alaşehir Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Nazan Karaman ise, yaklaşık üç yıl önce kurdukları sosyal marketin, ihtiyaç sahibi hastaların gereksinimlerini karşılamak amacıyla faaliyet gösterdiğini belirterek, "Bu konuda bize destek veren Türk Kızılay’a teşekkür ediyoruz. Sosyal marketimiz hastane çalışanlarının özverisiyle oluşturuldu, bugün Kızılay’ın bağışlarıyla daha da zenginleşti" diye konuştu. Alaşehir Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Kadir Çağatay Biçer de, sosyal markete yapılan yardımlardan dolayı Türk Kızılay Alaşehir Şubesi’ne teşekkür etti. Hastane bünyesinde kurulan sosyal marketten, servislerde yatan ihtiyaç sahibi hastalar görevli hemşire eşliğinde hiçbir ücret ödemeden giysi ve mama gibi ihtiyaçlarını temin edebiliyor.
Böbrek hastalıkları ölüm nedenleri arasında 7’nci sırada yer alıyor
16 Ekim 2025 Perşembe - 11:40 Böbrek hastalıkları ölüm nedenleri arasında 7’nci sırada yer alıyor Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Dr. Eray Erdem, böbrek hastalıklarının, dünya genelinde milyonlarca insanı doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etkileyen, çoğunlukla sinsi bir şekilde ilerleyen ciddi sağlık sorun olduğunu söyledi. Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Dr. Eray Erdem, böbrek hastalıklarının küresel ölüm nedenleri arasında yedinci sırada yer almakta olduğunu söyledi. Bu hastalıkta erekli önlemlerin alınmaması halinde önümüzdeki yıllarda beşinci sıraya yükselmesi beklendiğini anlatan Erdem sözlerine şöyle devam etti: "Uluslararası Nefroloji Topluluğu tarafından yapılan çalışmalara göre; dünya çapında, bu hastalıktan etkilenen tahminen 850 milyon insan bulunmaktadır ve her yıl yaklaşık 11 milyon kişi, böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Yüksek gelir düzeyine sahip ülkelerin yıllık sağlık bütçelerinin neredeyse yüzde 3’ü diyaliz ve böbrek nakli maliyetleri ile ilişkilidir. Ülkemizde, Türk Nefroloji Derneği tarafından yapılan bir çalışmaya göre, her 6-7 erişkinden birinde çeşitli evrelerde Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) bulunmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan 2023 yılı ölüm ve ölüm nedeni istatistikleri incelendiğinde de ülkemizde gerçekleşen ölümlerin yüzde 3,1’inin böbrek yetmezliği nedenli olduğu görülmektedir." "Erken teşhis, etkili tedavi ve periyodik izlemler de kronik böbrek hastalıklarının ilerlemesinin durdurur" Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Dr. Eray Erdem açıklamasının devamında, "Dağılımı ülkeye, ırka, yaşa ve cinsiyete göre farklılıklar göstermekle birlikte, dünyada, kronik böbrek hastalığına yol açan en sık nedenler diyabet ve hipertansiyondur. Türk Nefroloji Derneği Böbrek Kayıt Sistemi verileri, ülkemizde de benzer bir eğilimi göstermekte; hipertansiyon, diyabet ve kalp hastalığı olanlarda kronik böbrek hastalığı sıklığının, normal popülasyona göre daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu hastalıklara neden olan risk faktörleriyle mücadele etmek, söz konusu hastalıklarından korunmada ya da ilerlemesini durdurmada birincil korunma yöntemidir. Erken teşhis, etkili tedavi ve periyodik izlemler de kronik böbrek hastalıklarının ilerlemesinin durdurulması ve bu hastalıklara bağlı yeni hastalık oluşmasının engellemesine yönelik önemli mücadele basamaklarıdır. Kronik hastalıklar ve risk faktörleri ile etkin bir şekilde mücadele etmeyi amaçlayan Bakanlığımız, Hastalık Yönetimi Platformu (HYP) adını verdiği bir uygulama geliştirerek kronik hastalıkların erken teşhisi, etkili tedavisi ve izlemlerini içeren süreçlerin, birinci basamak sağlık kuruluşlarında kanıta dayalı klinik uygulama yönergeleri doğrultusunda yürütülmesini sağlamıştır. Böylelikle hastalıkların kontrol altına alınması, bireylerin fonksiyon kaybı yaşamalarının ve engelli hale gelmelerinin önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Hâlihazırda aile hekimlerimiz HYP kapsamında hipertansiyon, diyabet, obezite, kardiyovasküler risk değerlendirmesi ve çok yönlü yaşlı değerlendirmesi yaparak kendilerine kayıtlı bireylerin ilgili hastalıklara ya da durumlara yönelik risk durumlarını belirlemekte; risk değerlendirmesi sonucuna uygun yaşam tarzı değişiklikleri konusunda danışmanlık vermekte; hastaların tedavilerini düzenlemekte; gerekli hallerde bu kişileri bir üst basamağa ya da sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirmektedirler" dedi.
"El hijyeni enfeksiyonlara karşı en güçlü kalkan"
16 Ekim 2025 Perşembe - 11:31 "El hijyeni enfeksiyonlara karşı en güçlü kalkan" Dünya El Yıkama Günü kapsamında minik öğrencilerle buluşan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Meltem Öner Karaçay, hijyenin temel adımı olan el yıkamanın önemini vurgulayarak, ""El hijyeni enfeksiyonlara karşı en güçlü kalkan" dedi. Her yıl kutlanan Küresel El Yıkama Günü kapsamında Özel Tunçsiper Okulları’nda ilkokul öğrencilerine el hijyeninin toplum sağlığı açısından taşıdığı öneme dikkat çeken anlamlı bir seminer veren Doruk Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Meltem Öner Karaçay, el temizliğinin hastalıkların önlenmesindeki kritik rolüne dikkat çekti. El yıkamada 20 saniye kuralı Uzm. Dr. Karaçay, "Özellikle yemeklerden önce, tuvaletten sonra ve dışarıdan eve gelindiğinde ellerin sabunla en az 20 saniye yıkanması büyük önem taşıyor. Ellerimiz gün boyunca birçok yüzeye temas ediyor ve gözle görülmeyen mikroplar bu temaslar sırasında kolayca bulaşabiliyor. Bu nedenle sadece su ile değil, sabunla detaylı şekilde yıkamak, hem kendi sağlığımızı hem de çevremizdekilerin sağlığını korumada en etkili yöntemlerden biri" dedi. Uzm. Dr. Meltem Öner Karaçay’ın, öğrencilere pratik el yıkama tekniklerini de uygulamalı olarak gösterdiği etkinlik boyunca öğrenciler hem eğlendi hem öğrendi. Etkinliğin sonunda, miniklerin yoğun ilgisi ve katılımıyla gerçekleşen bu faydalı sunum için Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Meltem Öner Karaçay’a okul yönetimi tarafından teşekkür edilerek bir hediye takdim edildi.
Nilüfer’de göz hastalıkları ve tedavileri anlatıldı
16 Ekim 2025 Perşembe - 11:31 Nilüfer’de göz hastalıkları ve tedavileri anlatıldı Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği "Sağlık Buluşmaları" etkinliğinde göz sağlığı ele alındı. Op. Dr. Adnan İpçioğlu, vatandaşlara göz hastalıkları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Nilüfer Belediyesi, halkı sağlık konusunda bilinçlendirmeye yönelik düzenlediği "Sağlık Buluşmaları" programında bu kez göz sağlığını ele aldı. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde gerçekleştirilen ve vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği söyleşiye, TEV Hayri Tokaman Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri de katıldı. Etkinliğin konuğu olan Op. Dr. Adnan İpçioğlu, göz hastalıkları, güncel tedavi yöntemleri ve göz bakımı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Gözlerin dünyaya açılan pencereler olduğunu vurgulayan Op. Dr. İpçioğlu, bu değerli organların öneminin genellikle görme duyusu azaldığında fark edildiğini belirtti. Göz hastalıklarını üç ana kategoride inceleyen İpçioğlu, en yaygın sorunun kırma kusurları olduğunu açıkladı. Doğru sanılan yanlışlar Miyop, hipermetrop ve astigmatın uzakta bulanıklığa yol açtığını, presbiyopinin ise yakını net görememe sorunu oluşturduğunu anlatan İpçioğlu, toplumda yaygın bir yanlış bilgiyi de düzeltti. İpçioğlu, "Gözlük kullanımının numaranın artmasını engellediği ya da gözlük kullanmamanın numarayı artırdığı doğru değil. Gözlük sadece görmeyi düzeltir" diye konuştu. Katarakt hastalığının yaşla birlikte arttığını belirten İpçioğlu, 50 yaş üstü bireylerin yarısında bu rahatsızlığın görüldüğünü söyledi. Sarı nokta hastalığının ise 55 yaş sonrası, sigara içenlerde ve yetersiz beslenenlerde daha sık rastlandığını, tedavi edilmezse görme kaybına neden olabileceğini aktardı. Tedavi yöntemleriyle ilgili bilgi veren Op. Dr. İpçioğlu, kırma kusurlarının lazer tedavisi, gözlük veya lens ile düzeltilebileceğini, kataraktın protez merceklerle başarıyla tedavi edildiğini, sarı nokta hastalığında ise enjeksiyon ve ilaç tedavilerinin uygulandığını açıkladı. Op. Dr. Adnan İpçioğlu, söyleşinin sonunda katılımcıların sorularını da yanıtladı.
Uzmanı açıkladı: "Erken teşhis ve farkındalık hayat kurtarıyor"
16 Ekim 2025 Perşembe - 11:30 Uzmanı açıkladı: "Erken teşhis ve farkındalık hayat kurtarıyor" Sivas Medicana Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Celal Alandağ, dünyada her 8 ila 10 kadından birinde kanser görüldüğünü ve kansere yakalanmış 3 kadından 1’inde ise meme kanseri görüldüğünü söyleyerek, erken teşhisin hayat kurtardığını söyledi. Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak öne çıkıyor. Dünyada her 8 ila 10 kadından biri kansere yakalanıyor ve kansere yakalanan her üç kadından biri ise meme kanseri ile mücadele ediyor. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerin başlıca nedenlerinden biri olan meme kanseri, erken teşhisle büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalık olarak biliniyor. Bu nedenle her yıl ekim ayı ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak belirleniyor ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli projeler gerçekleştiriyor. Bu duruma dikkat çekmek isteyen Sivas Medicana Hastanesi ve Sivas Belediyesi iş birliğiyle ‘Bir Sonraki Durak Mamografi’ adlı farkındalık projesini hayata geçirdi. Proje kapsamında otobüs durakları pembeye boyanarak, vatandaşlarda erken tanı bilinci oluşturulması hedeflendi. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Celal Alandağ ise meme kanserinin kadınlarda hem en sık görülen hem de en çok ölüme neden olan kanser türü olduğunu belirterek, "Dünyada ortalama 8 ila 10 kadından biri kansere yakalanıyor. Kansere yakalanmış her 3 kadından 1’inde ise meme kanseri görülüyor" dedi. "Farkındalık çok önemli" Celal Alandağ, kanserde erken teşhisin önemine vurgu yaparak,"Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü. Maalesef hem sıklık olarak hem de en çok ölüme neden olan kanserlerden bir tanesi. Dünyada ortalama 8 ila 10 kadından 1 tanesinde kanseri görüyoruz ve kansere yakalanmış her 3 kadından 1 tanesinde de bu meme kanserini görüyoruz. Meme kanserine farkındalık ayı çok önemli. Daha öncelerde meme kanserine farkındalık günü vardı daha sonra haftası oldu ve en sonunda da ayı olarak bunu belirlediler. Henüz toplumda farkındalık istenilen düzeyde değil. Meme kanseri taraması yeteri kadar yapılmıyor, erken teşhis çok önemli. Kanseri erkenden teşhis ettiğimiz zaman bunun evresi hastanın yaşam süresini çok belirliyor. Örneğin erken evre diye adlandırdığımız evre 1,2,3 hastalarımızda 6 ay ila 1 yıl kadar tedavi aldıktan sonra tamamen düzelip hastayı sadece kontrollere çağırırken 4. evre hastalık olduğu zaman hastanın ömür boyu tedavi alması gerekiyor. Erken dönemde hastalığı tespit ettiğimiz zaman, yeni koruyucu tedavilerle tedavi edebiliyoruz. Bunun içerisinde ameliyat, kemoterapi, hormonel tedavi, akıllı ilaçlar ve ışın tedavisi gibi tedavi yöntemleriyle hastalık yüzde 90 oranında tekrarlamıyor" dedi. "Projeler üretildi" Alandağ, yılda bir kez muayene yapılması gerektiğini söyleyerek, "İnsanlara meme kanseri teşhisi konulduğu zaman erken evrede ise çokta korumalarına gerek yok. Yeni tedavilerle yüzde 90 oranında hayat boyu kurtulabilirler. İleri seviyede bir kanser evresi tespit edildiyse o zaman bu hastaların ömür boyu yüzde 100 iyileşme şansı yok ve hayat boyu tedavi almak zorundalar. Meme kanserinin taraması özellikle 40 yaşından sonra Mamografi ile birlikte taramalar öneriyoruz. Ancak 30 yaşından sonra her kadının bu kansere karşı farkındalığının olması ve kendi kendine meme muayenesini yapabilmesi lazım. Yılda bir de hekim eşliğinde meme muayenesinin yapılması lazım. Medicana hastanesi ve Sivas Belediyesinin yapmış olduğu bir proje ’Bir sonraki durak Mamografi’ projesi Mamografi meme kanserinin taramak için en sık kullanılan yöntem. Dolayısıyla Medicana Hastanesi de Türkiye genelinde bazı illerde farkındalık oluşturmak için böylesi projeler üretildi. Farkındalık oluşturulduğu zaman 1 kişide bile kanserde erken teşhis edilse bu çok önemlidir" diye konuştu.