SAĞLIK
Parkinson’da erken tanı hayat değiştiriyor 10 Nisan 2026 Cuma - 16:04:38 Manisa Şehir Hastanesi’nde, Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, Parkinson hastalığının belirtileri ve erken tanının önemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Manisa Şehir Hastanesi’nde Dünya Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla düzenlenen bilgilendirme etkinliğinde, Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz vatandaşlara Parkinson hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, hastalığın en sık görülen belirtilerinin titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti. Hastalığın yalnızca bu belirtilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Göz, "Uyku sorunları, depresyon ve koku kaybı gibi farklı belirtiler de Parkinson hastalığında görülebilmektedir." dedi. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak doğru tedavi ve destekleyici yaklaşımlarla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabildiğini belirten Göz, ilaç tedavileri, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemelerinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti. Erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, "Erken tanı, düzenli takip ve güçlü bir sosyal destek, Parkinson ile yaşayan bireylerin hayatında büyük fark oluşturur. Bugün, onların yanında olduğumuzu hissettirelim." ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 15:56 Medicana Ankara’da ‘Küllerinden Doğan Işıklara’ buluşması: Kanserle mücadelede ‘yeniden doğuş’ Ankara’da gerçekleştirilen "Küllerinden Doğan Işıklara" başlıklı panelde, kanserle mücadelede modern tedavi yöntemleri ve hasta motivasyonu konuları ele alındı. Medicana Ankara Hastanesi tarafından kanserle mücadele ve tedavi yöntemleri konusunda vatandaşları bilinçlendirmeye yönelik ‘Küllerinden Doğan Işıklara’ konulu panel düzenlendi. Medicana International Ankara Hastanesi uzmanları ve kanseri yenen Pelin Uzunoğlu’nun konuşmacı olarak katıldığı panelde, kanserin artık "çaresiz bir hastalık" değil, yönetilebilir bir süreç olduğu vurgulandı. "Sözün bıçağı bazen hastalıktan daha çok acıtıyor" Kendi kanser yolculuğunu "Küllerimden Işığa" kitabında anlatan Yazar Pelin Uzunoğlu, hastalık sürecinde moral ve motivasyonun kritik önemine değinerek, "Kanser olmuş olabilirim ama bir şekilde farkındalık çalışması yapayım dedim. ’Meme Kanseri Yenileceksin PLN’ isimli sayfamla başladım, şu an 280 kadınla ’Işığın Kız Kardeşliği’ grubunda bir aradayız. Kitabımda ’Sözün Bıçağı’ dediğim bir bölüm var; insanların bize iyi niyetle söylediği ama canımızı acıtan cümleleri anlattım. Birisi bana ’Hala nasıl gülebiliyorsun? Ben olsam intihar ederdim’ demişti mesela. Amacım insanlara umudu yitirmemeleri gerektiğini anlatmaktı. Erken tanı hayat kurtarır, özellikle kemoterapi almadan bu süreci bitirebilmek en kıymetli olanıdır" dedi. "Radyoterapi güvenle ışığa yürüyebileceğimiz bir yola evrildi" Tedavideki teknolojik gücü ve değişen kanser algısını anlatan Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Petek Erpolat, radyoterapinin artık hastalar için konforlu bir aşama olduğunu belirterek, "Artık kanser çaresiz, adını duyduğumuzda tüylerimizin diken diken olacağı bir durum olmaktan bence çıktı. Hatta çoğu hastalık için bir kronik süreç, yani rutin kontrollerimizi aksatmamamız gereken bir süreç. Radyoterapi çok gelişti, çünkü teknoloji bağımlı. Şu anda müthiş sofistike cihazlarımız var, planlama sistemlerimiz var. Amacımız burada hedef dokuya yüksek doz, hastalığı kontrol edecek dozları uygularken çevre normal dokuları mümkün olduğunca korumak. Dolayısıyla radyoterapi ile lokal kontrol başarılarımız çok arttı ve yan etkileri de minimize ettik. Dolayısıyla korkulacak bir süreç olmaktan çıktı artık, çoğu hasta için güvenli bir süreç haline geldi" ifadelerini kullandı. "Şifa sadece ameliyathaneden geçmiyor" Cerrahinin iyileşme sürecindeki stratejik önemini ve hekim-hasta iletişiminin gücünü anlatan Genel Cerrah ve Başhekim Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız ise şu ifadeleri kullandı: "Bugün bir hastalıktan değil, bir yolculuktan söz ediyoruz. Kanser tanısıyla başlayıp, fiziksel olduğu kadar duygusal ve sosyal yönleri de olan çok katmanlı bir süreç. Bu yolculukta ilk adım genellikle cerrahi ekipler tarafından atılıyor. Ameliyat masasında aldığımız her karar aslında yalnızca o anı değil, hastanın gelecekteki yaşam kalitesini de şekillendirir. Ancak şifanın yolu sadece ameliyathaneden geçmiyor. Bir hastanın elini tutmak, gözlerinin içerisine bakarak ’yalnız değilsiniz’ diyebilmek, bazen bu kadar güçlü teknolojik altyapımızın olduğu yerde aslında daha kıymetli olabiliyor. Biz sadece hastalığı değil, hastayı tedavi ediyoruz." Panel, kanserle mücadele eden katılımcıların deneyimlerini paylaştığı duygu dolu anların ardından toplu hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 15:39 Uzmanından uyarı "Kalp hastalıkları önlenebilir" Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Gülşah Aktüre, 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla önemli bilgiler paylaştı. Kalp ve damar hastalıklarının günümüzde hem dünyada hem de ülkemizde en önemli sağlık sorunlarının başında geldiğine dikkat çeken Dr. Gülşah Aktüre, "Her yıl milyonlarca insan kalp hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Ancak bu hastalıkların büyük bir kısmı, önlenebilir risk faktörlerine bağlı olarak gelişmektedir" dedi. Koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi kardiyovasküler hastalıkların yaşam kalitesini düşürmekle kalmayıp ani ve beklenmedik ölümlere de yol açabildiğini dile getiren Aktüre, "Özellikle son yıllarda genç yaş grubunda kalp hastalıklarında artış, obezite ve diyabet sıklığında yükselme ile hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşması, kalp sağlığını daha da kritik hale getirmiştir" ifadelerini kullandı. Kalp hastalıklarının gelişiminde rol oynayan başlıca risk faktörlerini sıralayan Aktüre, "Hipertansiyon, yüksek kolesterol, sigara kullanımı, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü başlıca risk faktörleridir. Bu faktörlerin büyük bir kısmı kontrol altına alınabilir ve bu sayede kalp hastalığı riski belirgin şekilde azaltılabilir" dedi. "Sigarayı bırakmak, kalp krizi riskini hızla azaltmaktadır" Kalp sağlığını korumak için yaşam tarzı değişikliklerinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Aktüre, şu önerilerde bulundu: "Haftada en az 150 dakika yürüyüş veya egzersiz yapılmalıdır. Tuz, şeker ve doymuş yağdan fakir; sebze ve meyve açısından zengin bir beslenme düzeni benimsenmelidir. Sigarayı bırakmak, kalp krizi riskini hızla azaltır. Bel çevresi ve vücut ağırlığı takibi önemlidir. Tansiyon, kolesterol ve kan şekeri ölçümleri ihmal edilmemelidir." Aktüre, kalp hastalığının habercisi olabilecek şikayetleri ise şöyle sıraladı: "Göğüste baskı, yanma veya ağrı, nefes darlığı, çarpıntı, efor kapasitesinde azalma, baş dönmesi veya bayılma. Bu belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" "İlaç kullanımı ve hekim önerilerine uyum hayati öneme sahiptir" Günümüzde gelişmiş görüntüleme ve tanı yöntemleri sayesinde kalp hastalıklarının erken dönemde tespit edilerek etkin şekilde tedavi edilebildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Aktüre, "Kalp ve damar hastalıklarının tedavisinde en kritik noktalardan biri, hastaların kendilerine önerilen tedaviye düzenli ve doğru şekilde uymasıdır. Hekim tarafından verilen ilaçların aksatılmadan ve önerilen dozda kullanılması; ilaçların doktor önerisi olmadan kesilmemesi veya değiştirilmemesi ve kontrol randevularının ihmal edilmemesi, tedavinin başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Özellikle hipertansiyon, ritim bozuklukları, kalp yetmezliği ve koroner arter hastalığı gibi durumlarda ilaçların düzensiz kullanımı; hastalığın ilerlemesine, ani ataklara ve ciddi komplikasyonlara yol açabilir. Bazı hastalar kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi bırakma eğiliminde olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki kalp hastalıklarının önemli bir kısmı sessiz ilerleyebilir ve ilaçlar bu süreci kontrol altında tutmak için gereklidir" ifadelerine yer verdi. "Hekiminizle iş birliği içinde olun" Sağlıklı bir kalp için sadece tedavi almanın yeterli olmadığını, aynı zamanda hekimle etkin bir iletişim ve iş birliği içinde olmanın da önemine vurgu yapan Aktüre, "Önerilen yaşam tarzı değişikliklerine uyum sağlamak, şikâyetlerde değişiklik olduğunda hekime başvurmak ve kontrolleri aksatmamak, uzun vadede kalp sağlığını korumanın en önemli basamaklarıdır" dedi. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmının yaşam tarzı değişiklikleri ve düzenli takip ile önlenebileceğini ifade eden Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Gülşah Aktüre, "Bu nedenle bireylerin sadece hastalık geliştiğinde değil, henüz sağlıklıyken de kalplerini korumaya yönelik adımlar atmaları büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir kalp, sağlıklı bir yaşamın temelidir. Kalbiniz için bugün atacağınız küçük bir adım, yarınınızı kurtarabilir" şeklinde açıklamasını tamamladı.
10 Nisan 2026 Cuma - 15:14 Profesör açıkladı: "Evlilik kanseri önlüyor" ABD’de dört milyondan fazla vakayı kapsayan çalışmaya göre, hiç evlenmemiş yetişkinlerde kanser riskinin evlilere kıyasla daha yüksek olduğunun görüldüğünü aktaran Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hiç evlenmemiş erkeklerde kanser oranlarının evli erkeklere göre yaklaşık yüzde 68, hiç evlenmemiş kadınlarda ise yaklaşık yüzde 83 daha yüksek olduğunu belirtti. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, evlilik ile kanser riski arasındaki ilişkiye yönelik yapılan büyük ölçekli bir araştırmayı değerlendirdi. Özkaya, "Geçen hafta yayınlanan ve ABD’de dört milyondan fazla vakayı kapsayan büyük bir araştırmaya göre, evliliğin kanser riskinin azalmasıyla bağlantılı olabileceğini öne sürüyor ve hiç evlenmemiş yetişkinlerin kansere yakalanma riski, evlenmiş olanlara göre önemli ölçüde daha yüksek olduğunu belirtiyor. Hiç evlenmemiş erkeklerde kanser oranları, boşanmış veya dul kalmış erkekleri de içeren evli erkeklere göre yüzde 68 daha yüksektir. Hiç evlenmemiş kadınlarda ise bu oran daha da yüksektir ve yüzde 83 olarak bildirilmiş. Bu yeni gözlem, evlenmenin kanseri önlediği veya insanların evlenmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Ancak evlilik, kanserin daha erken teşhis edilmesi ve daha iyi hayatta kalma oranıyla zaten ilişkilendirilmektedir. Evli bireyler genellikle (ancak her zaman değil) daha güçlü destek sistemlerine, daha büyük ekonomik istikrara sahiptir ve kanser tedavi rejimlerine uyma olasılıkları daha yüksektir. Bundan şunu çıkarmak gerekiyor: Evli değilseniz kanser risk faktörlerine daha fazla dikkat etmeniz, ihtiyaç duyabileceğiniz taramaları yaptırmanız ve sağlık bakımınızı güncel tutmanız gerektiği anlamına geliyor" dedi. Kadın ve erkek arasındaki fark Özkaya şunları söyledi: "Erkekler ve kadınlar biraz farklı örüntüler gösterdi. Hiç evlenmemiş erkeklerin kansere yakalanma olasılığı, evli erkeklere göre yaklaşık yüzde 70 daha fazlayken, hiç evlenmemiş kadınların kansere yakalanma ihtimali, evli veya daha önce evlenmiş kadınlara göre yaklaşık yüzde 85 daha fazlaydı. Bu, daha geniş bir eğilimin küçük ama dikkate değer bir tersine dönüşünü temsil ediyor: Erkekler genellikle sağlık ve sosyal faktörler açısından evlilikten kadınlardan daha fazla fayda görüyor. Bu durumda ise kadınlar evlilikten erkeklerden biraz daha fazla fayda görmüş gibi görünüyor. Evlilik ile kanser arasındaki en güçlü bağlantılar, enfeksiyon, sigara veya alkol kullanımıyla ilgili kanserlerde ve kadınlarda yumurtalık ve rahim kanseri gibi üreme ile ilgili kanserlerde görüldü. Araştırmacılar, meme, tiroit ve prostat kanserleri de dahil olmak üzere, güçlü tarama programlarına sahip kanserler için daha zayıf bağlantılar buldular. Daha az sigara içen, daha az alkol tüketen, kendine daha iyi bakan ve sosyal hayata daha fazla entegre olan kişilerin evlenme ihtimallerinin de daha yüksek olması muhtemeldir. Yine de araştırmacılar, evlilik ile kanser arasındaki bağlantının 50 yaş üstü yetişkinlerde daha güçlü olduğunu buldular; bu da insanların yaşlandıkça ve kanser risk faktörlerine maruz kaldıkça, evlilikle ilişkili faydaların daha belirgin hale gelebileceğini düşündürüyor. Aslında buna şu gözle bakmak gerekiyor. Eğer bekarsanız ve daha izole bir yaşam sürüyorsanız, tarama veya önleme faaliyetlerine katılma olasılığınız daha düşüktür. Sağlık Bakanlığımızın Sağlıklı Hayat Merkezleri ücretsiz olarak tüm halkımıza sadece kanser taramalarında değil her türlü sağlık sorunlarınıza ve sorularınıza evli veya bekar ayırt emeksizin hizmet verdiğini hatırlatmak istiyoruz."
Uludağ Elektrik’ten meme kanserine karşı "Pembe Farkındalık"
24 Ekim 2025 Cuma - 16:01 Uludağ Elektrik’ten meme kanserine karşı "Pembe Farkındalık" Uludağ Elektrik, toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket ederek her yıl olduğu gibi bu yıl da Ekim ayı boyunca Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yürüttüğü "Pembe Fatura Projesi" ile dikkat çekti. Şirket, erken tanının önemine vurgu yapmak ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla bu özel dönemde pembe elektrik faturalarının yanı sıra kanaat önderlerine takdim ettiği pembe kutularlada farkındalık mesajlarını yaymayı sürdürüyor. Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da 5 milyondan fazla nüfusa hizmet veren Uludağ Elektrik, kadınlar arasında en sık görülen kanser türü olan meme kanserine yönelik farkındalık çalışmalarını bu yıl da sürdürüyor.Pembe faturalarla, "40-69 yaş aralığındaki kadınların, meme kanseri taraması için aile hekimine, KETEM’e (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) veya SHM’ye (Sosyal Hizmet Merkezleri) başvurabilecekleri" mesajını veren şirket, erken teşhisin hayat kurtardığını vurguluyor. Meme kanserine dikkat Her 8 kadından birinde görülen meme kanseri riski, dünya genelinde giderek artıyor. Özellikle ileri yaşlarda görülme ihtimali daha yüksek olan bu hastalıkta, 20’li yaşlardan itibaren düzenli kontrollerle erken teşhis büyük önem arz ediyor.Uludağ Elektrik farkındalık oluşturmak amacıyla işlem merkezlerinde pembe kurdelelerle müşterilerini karşılayarak her Ekim ayında logosunu ve faturalarını pembe renge dönüştürüyor. Fatura altı mesajlarıyla farkındalık bilincini her haneye ulaştıran Uludağ Elektrik, sosyal medya ve dijital platformlarda yürüttüğü iletişim çalışmalarıyla kampanyayı daha geniş kitlelere taşıyor. Pembe fatura kutuları ile farkındalık büyüyor Faturalarınız iyiliğiniz için vurgusuyla hayata geçirilen pembe fatura kutuları aracılığıyla kamu kurumları ve kuruluşlarıyla iş birliği gerçekleştiriliyor. Hazırlanan bu kutuların, vali, kaymakam ve muhtarlargibi kadın yöneticilere ulaştırılmasıyla farkındalık zincirinin daha da genişletilmesi hedefleniyor.Kutuların üzerinde, kadınların kendi sağlıklarını koruyabilmeleri için düzenli muayene ve erken tanının önemi anlatılıyor.Kutuların içinde pembe kurdele, farkındalık kartları ve sembolik objeler bulunuyor. Şirketin toplumsal sorumluluk bilinciyle yürüttüğü projelere dikkat çeken Uludağ Elektrik Genel Müdürü Remezan Arslan, "Enerji sektöründe hizmet vermek kadar, toplumun sağlığına ve geleceğine katkı sağlamak da bizim için öncelikli bir sorumluluk.Uludağ Elektrik olarak, kadın çalışan oranı yüksek enerji şirketlerinden biri olmanın verdiği hassasiyetle, Ekim ayı boyunca hem kadın çalışanlarımızı bilinçlendirmeyi hem de müşterilerimizde farkındalık oluşturmayı görev edindik.Bugün yüzde 54 kadın çalışan oranımızla sektörde örnek bir konumdayız; kadın istihdamına verdiğimiz önem, toplumsal sorumluluk anlayışımızın da en güçlü yansımalarından biri. Meme kanseri farkındalığını artırmaya yönelik ‘Pembe Fatura’ projemiz bu anlayışın bir yansıması.Ekim ayı boyunca logolarımızı ve faturalarımızı pembeye dönüştürerek, işlem merkezlerimizde pembe kurdelelerle müşterilerimizi karşılıyor ve kurumlarla yaptığımız iş birlikleriyle farkındalık zincirini büyütüyoruz.Fatura altı mesajlarımız ve dijital iletişim çalışmalarımız sayesinde bu bilinci milyonlarca insana ulaştırıyoruz. Gelecek yıllarda da bu farkındalık hareketini daha geniş kitlelere taşımaya devam edeceğiz" açıklamasında bulundu. Yerel yönetimlerden destek Bu yıl proje kapsamında, kadın sağlığına yönelik farkındalık çalışmalarındaöncülük eden yerel yöneticiler ve kanaat önderleri ziyaret edilerek toplumsal bilincin yaygınlaştırılması amaçlandı.Bu doğrultuda Yalova Valisi Sayın Dr. Hülya Kaya ve Yalova Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Duygu Bayar Öksüz gibi önemli isimlerle bir araya gelinerek "Pembe Fatura Projesi"nin amacı ve önemi paylaşıldı. Gerçekleştirilen bu ziyaretlerle, yerel yönetimlerin desteğiyle farkındalık zincirinin güçlendirilmesi ve projenin daha geniş kitlelere ulaşması hedeflendi.
Okul kantinlerine denetim: Çocukların sağlığı için ürünleri tek tek incelediler
24 Ekim 2025 Cuma - 15:22 Okul kantinlerine denetim: Çocukların sağlığı için ürünleri tek tek incelediler Sakarya Büyükşehir Belediyesi, ilgili müdürlüklerle iş birliği içinde şehir genelindeki okulların kantinlerinde çocukların sağlığı, güvenliği ve gıdaya sorunsuz, huzurlu şekilde ulaşması için her köşeyi. Yapılan incelemede ruhsatlar soruldu, hijyen ile son kullanma tarihi (SKT) testi yapıldı ve görevli personeller kontrol edildi. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanlığı Denetim Hizmetleri Şube Müdürlüğü ve İl Ticaret Müdürlüğü ekipleri, öğrencilerin sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşması amacıyla çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Bu çerçevede gerçekleştirilen habersiz denetimlerde kantinlerdeki ürünlerin son kullanma tarihleri, depolama şartları, hijyen durumu ve fiyat listeleri mevzuata uygunluk açısından dikkatle kontrol edildi. Ekipler, denetimlerde tespit edilen eksiklikler konusunda kantin işletmecilerine uyarılarda bulunarak, öğrencilerin sağlığıyla doğrudan ilgili olan bu konuda azami hassasiyet gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca çocukların güvenli, sağlıklı gıda ürünlerine huzurlu şekilde ulaşması için fiyat listelerinin görünür alanlarda yer alması ve ürünlerin belirlenen standartlara uygun şekilde satılması yönünde hatırlatmalar yapıldı. Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada, "Çocuklarımızın sağlığı her şeyden önce geliyor. Bu çerçevede okul kantinlerinde gerçekleştirdiğimiz denetimleri yıl boyunca sürdürecek, öğrencilerimizin güvenli ve sağlıklı gıdaya ulaşması için çalışmalarımıza titizlikle devam edeceğiz" denildi.
"Sigara içenler Kovid-19, zatürre gibi hastalıklara yakalandığında daha ağır bir hastalık süreci geçiriyor"
24 Ekim 2025 Cuma - 14:24 "Sigara içenler Kovid-19, zatürre gibi hastalıklara yakalandığında daha ağır bir hastalık süreci geçiriyor" Dünya Sağlık Örgütü’ne göre Türk erkeklerinin yüzde 31 ile tütün kaynaklı hastalıklardan ölümlerde 2’nci sırada olduğunu vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Saliha Ercan, "Sigara içenler Kovid-19, zatürre gibi hastalıklara yakalandığında daha ağır bir hastalık süreci geçiriyorlar. Bu nedenle ülkemizde sigara içenlerin bu konuda dikkatli olması ve nikotin bağımlılığından kurtulma süreçlerini kararlılıkla öne çekmeleri gerekiyor" dedi. Sigaranın akciğer kanseri başta olmak üzere diğer kanserler, kronik obstruktif akciğer hastalığı (KOAH) ve kalp damar hastalıkları riskini artıran en önemli etken olduğunu hatırlatan Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Saliha Ercan, bilgilendirmede bulundu. "Akciğer kanserinde vakaların yüzde 60’ına ileri evrede tanı konuyor" Uzm. Dr. Ercan, "Sigara dumanında bulunan 4 binden fazla kimyasal maddenin 80’den fazlasının kanser yapıcı özelliği bulunuyor. Akciğer kanserine yakalanan her 10 hastadan 8’nin sigara kullanıcısı olduğu biliniyor. Sinsi bir hastalık olan akciğer kanserine yüzde 60-70 vakada ancak ileri evrede tanı konulabiliyor" şeklinde konuştu. "KOAH’ın yüzde 90 sebebi sigara" Sigaranın sebep olduğu zararlardan bahseden Uzm. Dr. Saliha Ercan, "Günümüzde en ölümcül dördüncü hastalık olan KOAH’ın yüzde 90 sebebi sigaradır. Koroner kalp hastalığına bağlı ölümlerin yüzde 10-30’undan sigara sorumludur. Günde 1-4 arası sigara içimi ve hatta pasif sigara içicisi olmak bile kalp ve akciğer hastalıklarına yakalanma riskini artırmaktadır" ifadelerini kullandı. "Alzheimer riskini de artırıyor" Sigara kullananlarda gırtlak kanseri, prostat kanseri ve mesane kanseri görülme sıklığının belirgin şekilde arttığına işaret eden Uzm. Dr. Ercan, "Midede gastrit, ülser ve mide kanseri riskini artırmaktadır. Hamilelikte sigara içiminin bebeğe zararlı olduğu kesin kanıtlanmıştır. Sigara içenlerde Alzheimer hastalığına yakalanma ve inme riski artmaktadır. Kısırlık, erken doğum, erken menopoz riski artmaktadır. Gün içinde yorgunluk, halsizlik, stres ve uykusuzluk görülebilir. Sigaranın ciltte kırışıklık, dişlerde sararma ve ağız içinde kötü koku oluşumu gibi estetik zararları da mevcuttur. Her yönden sağlığımıza zararı olan sigara için söyleyebileceğimiz tek şey, ’sigarayı bırak hayatı bırakma’ olacaktır" dedi. "Sigara içenler Kovid-19’u daha ağır geçiriyorlar" Sigara ve Kovid-19’u da ilişkilendiren Uzm. Dr. Ercan, "Aralık 2019’dan itibaren görünmeye başlayan Kovid-19 enfeksiyonu da hem kalp-damar sistemi hem solunum sistemine doğrudan hasar vermektedir. Mevcut bilgiler göstermektedir ki, sigara kullanımının yol açtığı başlıca hastalıklar olan kalp-damar hastalıkları ve KOAH gibi kronik solunum hastalığı bulunan bireyler, sağlıklı bireylere göre Kovid-19 hastalığını daha ağır geçirmektedir. Dolayısıyla, sigara kullanımına bağlı gelişen bu hastalıklar, ağır Kovid-19, zatürre gibi hastalıklar için doğrudan birer risk faktörüdür. Diğer yandan, sigara kullanımı solunum yollarımızdaki koruyucu mekanizmaları bloke ederek, alt solunum yolu enfeksiyonu gelişimini kolaylaştırmaktadır. Tüm bu gerekçelerle sigara kullanımının terk edilmesi, hastalıkların sağlığımızı tehdit ettiği şu günlerde çok önemli ve önceliklidir" ifadelerini kullandı.
Meme kanserinde erken tanı kadınların yaşamında fark oluşturuyor
24 Ekim 2025 Cuma - 14:03 Meme kanserinde erken tanı kadınların yaşamında fark oluşturuyor Ankara’da meme kanserinde erken tanıya dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla "Meme Kanserinde Toplumsal Değer Araştırması" konulu etkinlik düzenlendi. Ankara’da Roche Türkiye’nin katkılarıyla alanında uzman doktorlar ve akademisyenlerin katıldığı ‘Meme Kanserinde Toplumsal Değer Araştırması’ konulu bir toplantı düzenlendi. Toplantıda meme kanseriyle mücadelede sadece tıbbi olarak değil, psikolojik ve sosyolojik boyutların da önemine vurgu yapıldı. Etkinlikte sunulan araştırma sonuçlarına göre, toplumda erken teşhis bilincinin son yıllarda arttığı ancak bazı kültürel ve sosyal tabuların hala engel oluşturduğu belirtildi. Doktorlar, erken teşhisin hayat kurtardığını hatırlatarak, kadınların düzenli olarak tarama programlarına katılmaları gerektiğini ifade etti. Ayrıca toplumun desteğinin hastaların moral ve motivasyonunu olumlu yönde etkilediğine dikkat çekildi. Toplantıda, Roche İlaç Türkiye’nin katkılarıyla Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Simten Malhan ve Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği Eğitim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur tarafından hazırlanan ‘Erken Evre HER2+ Meme Kanserinde Kişiselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımlarının Klinik, Ekonomik ve Toplumsal Değeri’ araştırmasının sonuçları da paylaşıldı. Yapılan çalışma yalnızca bilimsel bir analiz değil, sağlık alanında sürdürülebilir değer oluşturmanın bir yol haritası olarak görülüyor. Türkiye’de her 100 bin kadından yaklaşık 43’ü meme kanserine yakalanıyor Meme kanseri hem dünyada hem de Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü olmaya devam ediyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de her 100 bin kadından yaklaşık 43’ü meme kanserine yakalanıyor. "Yılın ilk 9 ayında 800 bin kadına ücretsiz meme kanseri taraması yaptık" Toplantının açılış konuşmasını yapan Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Uzman Dr. Hamit Harun Bağcı, Türkiye’de her yıl 27 bin kadının meme kanseri teşhisi aldığını belirterek, "Kanser, çağımızın en ciddi sağlık sorunlarından biri ve her 6 ölümden 1’ine neden oluyor. Meme kanseri ise kadınlarda en sık görülen tür; dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadına tanı konulurken, 700 bine yakın kişi hayatını kaybediyor. Türkiye’de ise her yıl 27 bin kadın meme kanseri teşhisi alıyor ve 4 bin 500 vatandaşımızı kaybediyoruz. Hastalıkla mücadelede en etkili strateji, erken evrede yakalayabilmektir. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı olarak ücretsiz tarama programlarımızla farkındalık ve erken tanı oranlarını artırmayı hedefliyoruz. 2025 itibarıyla hız kazandırdığımız tarama programlarımız kapsamında, yılın ilk 9 ayında 800 bin kadına meme kanseri taraması yaptık, 42 bin 500 şüpheli pozitif vakayı ilgili merkezlere yönlendirdik. Ayrıca 40 milyon SMS göndererek vatandaşlarımızı taramalara davet ettik; bu sayede başvurularda ve erken tanıda önemli bir artış sağladık" dedi. "Önemli olan erken tanı ve bu erken tanıyla yakalanmış kadınlara da doğru tedavilerin verilmesi" Yapılan çalışmaların sadece bir analiz olmadığı, sürdürülebilirlik açısından da öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Simten Malhan, "Bu çalışmanın sonuçları sadece bilimsel bir analiz değil. Bunlar aslında sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine ait çok önemli ipuçları içeren bir analiz, bir araştırma sonucu. Biz bu çalışmamızda 2019-2030 yılları arasında 10 yıllık bir süreçte eğer her iki pozitif meme kanseri bireyselleştirilmiş tedavilerle metastaz engellenebilirse sonucunda ne gibi kazanımlar ortaya çıkacak bunu bulmaya çalıştık, bunu görmeye çalıştık ve 10 yıllık süre içerisinde 3 bin 859 metastazın önlenebileceğini ve sonuçta da bunun hem ekonomiye hem topluma hem de klinik anlamda kazanımlarının olduğunu gördük. 3 bin 859 hastayla birlikte biz 100 bin yaşam yılını kazanabiliyoruz, sağ kalımı kazanabiliyoruz ki her iki pozitif oldukça agresif bir meme kanseri ve meme kanserlerinin içerisinde yüzde 15’lik bir orana sahip. 3 bin 859 hastanın 100 bin yaşam yılı içerisinde yaklaşık 80 bini kaliteyi ayarlanmış yaşam yılı dediğimiz kaliteli geçirilen yaşam yıllarını temsil ediyor. Hasta başına baktığımızda da 27 sağ kalım yılını sağlamış oluyoruz. Bunun 21’i kaliteli geçirilen yaşam yılları, 16’sı ise üretimle geçirilen yaşam yıllarıdır. Kadını aslında yaşama kazandırdığınızda aynı zamanda üretime de kazandırmış oluyorsunuz. Bu da toplumun kazanımları anlamına geliyor. Kadınları metastazdan koruyarak toplamda da 25,4 milyarlık bir mali tasarruf sağlamış oluyoruz. Dolayısıyla bu da aslında sağlığa ayrılmış kıt kaynakların çok daha anlamlı kullanabileceği, optimum düzeyde kullanabileceğimiz ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini sağlayacağımız önemli bir kazanç haline geliyor. Nüfus artıyor, yaşlanan bir popülasyona sahibiz özellikle Türkiye’de ve kalabalık bir nüfusumuz var. Elbette ki vaka sayısı artacak ve risk faktörleri de çok fazla. Elbette hepsi bir araya geldiğinde meme kanserinin büyüyen bir yükü var. Önemli olan erken tanı ve bu erken tanıyla yakalanmış kadınlara da doğru tedavilerin verilmesi" diye konuştu. "Türkiye’de sağlık ekonomisi bilim alanında ilk defa yapılmış bir ölçüm olan PALY değerini biz ortaya koyduk" Yaptıkları çalışmalarla daha fazla kadına ulaşmayı hedeflediklerini vurgulayan Malhan, "Türkiye’de sağlık ekonomisi bilim alanında ilk defa yapılmış bir ölçüm olan PALY değerini biz ortaya koyduk. PALY aslında Production Adjusted Life Years veya üretkenliği ayarlanmış yaşam yılı demek. Son yıllarda dünyada konuşulmaya başlandı. Türkiye’de hiç hesaplanmamış bir değer idi ve biz bu çalışmada üretkenliğe ayarlanmış yaşam yılını hesapladık. Toplamda 3 bin 859 önlenmiş olan metastazlı kadın hastada 100 bin sağ kalım ve 60 bin üretkenliğe ayarlanmış yaşam yılını kazandırdığımızı gördük" dedi. "Meme kanseri farkındalığı her geçen gün artıyor" Sağlıklı bireylerde de kanser taramasının yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ise, "Meme kanseri farkındalığı her geçen gün artıyor. Direkt Sağlık Bakanlığı bunun farkındalığının artması için bütün çalışmaları Kanser Erken Teşkilatı Merkezleri’nde bütün gücüyle, var gücüyle çalışıyor. Ek olarak da bizler hekim olarak bütün görevlerini maksimum seviyede yapmaya çalışıyoruz. Ama burada en önemli farkındalığı, özellikle artan yaşı bilim faktörünün olduğunu bilmekle beraber, sağlıklı bireylerde de kanser taraması yapılmasının çok önemli olduğunu uygulamak lazım. O nedenle aile öyküsü olsun olmasın, 40 yaşından itibaren sağlıklı kadınlarda muhakkak hekime başvurmalarını ve 40 yaşından itibaren 1-2 yılda bir mamografi taramalarıyla beraber taramalarını yaptırmalarını öneriyoruz. Meme kanseri sıklığı yaşla beraber arttı, genç yaşlarda da meme kanseri, özellikle aile öyküsü olan veya yüksek virüs faktörü olan kişilerde görüldüğünü biliyoruz. O nedenle virüs faktörü olan veya aile öyküsü olan kişilerde de erken dönemde hekimlerinin 20 yaşından itibaren en azından bir hekime başvurmalarını ve farkındalık anlamında da bu kişilere de kendi kendine meme muayenesi dediğimiz farkındalığı arttırmak için öneriyoruz" ifadelerini kullandı.