SAĞLIK - 24 Ekim 2025 Cuma 14:03

Meme kanserinde erken tanı kadınların yaşamında fark oluşturuyor

A
A
A
Meme kanserinde erken tanı kadınların yaşamında fark oluşturuyor

Ankara’da meme kanserinde erken tanıya dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla "Meme Kanserinde Toplumsal Değer Araştırması" konulu etkinlik düzenlendi.


Ankara’da Roche Türkiye’nin katkılarıyla alanında uzman doktorlar ve akademisyenlerin katıldığı ‘Meme Kanserinde Toplumsal Değer Araştırması’ konulu bir toplantı düzenlendi. Toplantıda meme kanseriyle mücadelede sadece tıbbi olarak değil, psikolojik ve sosyolojik boyutların da önemine vurgu yapıldı. Etkinlikte sunulan araştırma sonuçlarına göre, toplumda erken teşhis bilincinin son yıllarda arttığı ancak bazı kültürel ve sosyal tabuların hala engel oluşturduğu belirtildi. Doktorlar, erken teşhisin hayat kurtardığını hatırlatarak, kadınların düzenli olarak tarama programlarına katılmaları gerektiğini ifade etti. Ayrıca toplumun desteğinin hastaların moral ve motivasyonunu olumlu yönde etkilediğine dikkat çekildi. Toplantıda, Roche İlaç Türkiye’nin katkılarıyla Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Simten Malhan ve Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniği Eğitim Görevlisi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur tarafından hazırlanan ‘Erken Evre HER2+ Meme Kanserinde Kişiselleştirilmiş Tedavi Yaklaşımlarının Klinik, Ekonomik ve Toplumsal Değeri’ araştırmasının sonuçları da paylaşıldı. Yapılan çalışma yalnızca bilimsel bir analiz değil, sağlık alanında sürdürülebilir değer oluşturmanın bir yol haritası olarak görülüyor.



Türkiye’de her 100 bin kadından yaklaşık 43’ü meme kanserine yakalanıyor


Meme kanseri hem dünyada hem de Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü olmaya devam ediyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de her 100 bin kadından yaklaşık 43’ü meme kanserine yakalanıyor.



"Yılın ilk 9 ayında 800 bin kadına ücretsiz meme kanseri taraması yaptık"


Toplantının açılış konuşmasını yapan Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı Uzman Dr. Hamit Harun Bağcı, Türkiye’de her yıl 27 bin kadının meme kanseri teşhisi aldığını belirterek, "Kanser, çağımızın en ciddi sağlık sorunlarından biri ve her 6 ölümden 1’ine neden oluyor. Meme kanseri ise kadınlarda en sık görülen tür; dünyada her yıl yaklaşık 2,3 milyon kadına tanı konulurken, 700 bine yakın kişi hayatını kaybediyor. Türkiye’de ise her yıl 27 bin kadın meme kanseri teşhisi alıyor ve 4 bin 500 vatandaşımızı kaybediyoruz. Hastalıkla mücadelede en etkili strateji, erken evrede yakalayabilmektir. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı olarak ücretsiz tarama programlarımızla farkındalık ve erken tanı oranlarını artırmayı hedefliyoruz. 2025 itibarıyla hız kazandırdığımız tarama programlarımız kapsamında, yılın ilk 9 ayında 800 bin kadına meme kanseri taraması yaptık, 42 bin 500 şüpheli pozitif vakayı ilgili merkezlere yönlendirdik. Ayrıca 40 milyon SMS göndererek vatandaşlarımızı taramalara davet ettik; bu sayede başvurularda ve erken tanıda önemli bir artış sağladık" dedi.



"Önemli olan erken tanı ve bu erken tanıyla yakalanmış kadınlara da doğru tedavilerin verilmesi"


Yapılan çalışmaların sadece bir analiz olmadığı, sürdürülebilirlik açısından da öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Simten Malhan, "Bu çalışmanın sonuçları sadece bilimsel bir analiz değil. Bunlar aslında sağlık sisteminin sürdürülebilirliğine ait çok önemli ipuçları içeren bir analiz, bir araştırma sonucu. Biz bu çalışmamızda 2019-2030 yılları arasında 10 yıllık bir süreçte eğer her iki pozitif meme kanseri bireyselleştirilmiş tedavilerle metastaz engellenebilirse sonucunda ne gibi kazanımlar ortaya çıkacak bunu bulmaya çalıştık, bunu görmeye çalıştık ve 10 yıllık süre içerisinde 3 bin 859 metastazın önlenebileceğini ve sonuçta da bunun hem ekonomiye hem topluma hem de klinik anlamda kazanımlarının olduğunu gördük. 3 bin 859 hastayla birlikte biz 100 bin yaşam yılını kazanabiliyoruz, sağ kalımı kazanabiliyoruz ki her iki pozitif oldukça agresif bir meme kanseri ve meme kanserlerinin içerisinde yüzde 15’lik bir orana sahip. 3 bin 859 hastanın 100 bin yaşam yılı içerisinde yaklaşık 80 bini kaliteyi ayarlanmış yaşam yılı dediğimiz kaliteli geçirilen yaşam yıllarını temsil ediyor. Hasta başına baktığımızda da 27 sağ kalım yılını sağlamış oluyoruz. Bunun 21’i kaliteli geçirilen yaşam yılları, 16’sı ise üretimle geçirilen yaşam yıllarıdır. Kadını aslında yaşama kazandırdığınızda aynı zamanda üretime de kazandırmış oluyorsunuz. Bu da toplumun kazanımları anlamına geliyor. Kadınları metastazdan koruyarak toplamda da 25,4 milyarlık bir mali tasarruf sağlamış oluyoruz. Dolayısıyla bu da aslında sağlığa ayrılmış kıt kaynakların çok daha anlamlı kullanabileceği, optimum düzeyde kullanabileceğimiz ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini sağlayacağımız önemli bir kazanç haline geliyor. Nüfus artıyor, yaşlanan bir popülasyona sahibiz özellikle Türkiye’de ve kalabalık bir nüfusumuz var. Elbette ki vaka sayısı artacak ve risk faktörleri de çok fazla. Elbette hepsi bir araya geldiğinde meme kanserinin büyüyen bir yükü var. Önemli olan erken tanı ve bu erken tanıyla yakalanmış kadınlara da doğru tedavilerin verilmesi" diye konuştu.



"Türkiye’de sağlık ekonomisi bilim alanında ilk defa yapılmış bir ölçüm olan PALY değerini biz ortaya koyduk"


Yaptıkları çalışmalarla daha fazla kadına ulaşmayı hedeflediklerini vurgulayan Malhan, "Türkiye’de sağlık ekonomisi bilim alanında ilk defa yapılmış bir ölçüm olan PALY değerini biz ortaya koyduk. PALY aslında Production Adjusted Life Years veya üretkenliği ayarlanmış yaşam yılı demek. Son yıllarda dünyada konuşulmaya başlandı. Türkiye’de hiç hesaplanmamış bir değer idi ve biz bu çalışmada üretkenliğe ayarlanmış yaşam yılını hesapladık. Toplamda 3 bin 859 önlenmiş olan metastazlı kadın hastada 100 bin sağ kalım ve 60 bin üretkenliğe ayarlanmış yaşam yılını kazandırdığımızı gördük" dedi.



"Meme kanseri farkındalığı her geçen gün artıyor"


Sağlıklı bireylerde de kanser taramasının yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ise, "Meme kanseri farkındalığı her geçen gün artıyor. Direkt Sağlık Bakanlığı bunun farkındalığının artması için bütün çalışmaları Kanser Erken Teşkilatı Merkezleri’nde bütün gücüyle, var gücüyle çalışıyor. Ek olarak da bizler hekim olarak bütün görevlerini maksimum seviyede yapmaya çalışıyoruz. Ama burada en önemli farkındalığı, özellikle artan yaşı bilim faktörünün olduğunu bilmekle beraber, sağlıklı bireylerde de kanser taraması yapılmasının çok önemli olduğunu uygulamak lazım. O nedenle aile öyküsü olsun olmasın, 40 yaşından itibaren sağlıklı kadınlarda muhakkak hekime başvurmalarını ve 40 yaşından itibaren 1-2 yılda bir mamografi taramalarıyla beraber taramalarını yaptırmalarını öneriyoruz. Meme kanseri sıklığı yaşla beraber arttı, genç yaşlarda da meme kanseri, özellikle aile öyküsü olan veya yüksek virüs faktörü olan kişilerde görüldüğünü biliyoruz. O nedenle virüs faktörü olan veya aile öyküsü olan kişilerde de erken dönemde hekimlerinin 20 yaşından itibaren en azından bir hekime başvurmalarını ve farkındalık anlamında da bu kişilere de kendi kendine meme muayenesi dediğimiz farkındalığı arttırmak için öneriyoruz" ifadelerini kullandı.



Meme kanserinde erken tanı kadınların yaşamında fark oluşturuyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri MHP’den Gesi ve Erkilet hamlesi Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Kayseri Milletvekilleri İsmail Özdemir ve Baki Ersoy tarafından hazırlanan Kayseri’nin Gesi ve Erkilet bölgelerinin ilçe statüsüne kavuşturulmasını öngören kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunuldu. Teklifte, artan nüfus, genişleyen yerleşim alanları ve kamu hizmetlerine erişimde yaşanan yoğunluk gerekçe gösterilerek, söz konusu bölgelerin müstakil birer ilçe haline getirilmesinin hizmetlerin daha etkin ve verimli sunulmasına katkı sağlayacağı ifade edildi. Kayseri’nin tarih boyunca önemli medeniyetlere ev sahipliği yaptığına dikkat çekilen teklifte, özellikle Kültepe gibi merkezlerin şehrin köklü geçmişini ortaya koyduğu vurgulandı. Bu tarihsel birikimin günümüzde artan nüfus ve ekonomik gelişimle birlikte yeni bir idari düzenlemeyi gerekli kıldığı belirtilirken, Gesi ve Erkilet bölgelerinin sahip olduğu potansiyelin altı çizildi. Teklifte Erkilet’in, Hıdırellez Tepesi, Hızır İlyas Köşkü ve Yamula Barajı gibi önemli noktalarıyla dikkat çektiği, aynı zamanda Nuh Naci Yazgan Üniversitesi ile eğitim alanında da gelişim gösterdiği ifade edildi. Gesi’nin ise tarihi dokusu, doğal yapısı ve kültürel değerleriyle öne çıkan bir yerleşim alanı olduğu kaydedildi. Kanun teklifinde, yeni ilçelerin kurulmasıyla birlikte kamu hizmetlerinin daha planlı yürütülmesi, yerel ihtiyaçların daha hızlı karşılanması ve vatandaş memnuniyetinin artırılmasının hedeflendiği belirtildi. Ayrıca düzenlemenin, Kayseri’nin genel kalkınmasına katkı sunacağı ve bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasına yardımcı olacağı ifade edildi.
Kayseri Bu proje ile suça sürüklenen çocuklar topluma kazandırılacak Kayseri’de, suça sürüklenen çocukların suçtan uzaklaştırılması, topluma kazandırılması ve güvenli bir gelecek inşa edebilmeleri amacıyla yürütülen önleyici ve rehabilite edici çalışmaların yer alacağı ’Sensiz Olmaz’ Projesinin tanıtım toplantısı düzenlendi. TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, "Suç bataklığını kurutmadan rahat yok" dedi. Kayseri Valiliği himayelerinde, Kocasinan Kaymakamlığı tarafından koordine edilen, suça sürüklenen çocukların suçtan uzaklaştırılması, topluma kazandırılması ve güvenli bir gelecek inşa edebilmeleri amacıyla yürütülen önleyici ve rehabilite edici çalışmaların yer aldığı ’Sensiz Olmaz’ Projesinin tanıtım toplantısı düzenlendi. Vali Gökmen Çiçek başkanlığında Valilik Toplantı Salonu’nda düzenlenen toplantıya, TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve Kayseri Milletvekili Hulusi Akar, AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, Kocasinan Belediye Başkanı Ahmet Çolakbayrakdar, İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, İl Müftüsü Durmuş Ayvaz, AK Parti İl Başkanı Hüseyin Okandan, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı. Toplantıda konuşan Vali Çiçek, "Biz Kayseri’de suç oranlarının azaltılması, evlatlarımızın tehlikelere karşı terk edilmemesi için mücadele ettiğimizi defalarca haykırdık. Hepinizin bildiği gibi Kayseri’de çocuklarımız için bir proje ortaya koyduk. Bugün 66 ERVA Spor Okulu’na ulaştık. 16 bin öğrenciye ulaştık. Bu 16 bin öğrenci aktif lisanslıdır. Bu Türkiye’nin en büyük sportif projelerinden biridir. Göktim Akademi 13 atölyeye ulaştı. Göktim Akademi ile mühendislik alanına meraklı çocuklarımızı teknolojiyle buluşturmak için imkânlar oluşturuyoruz. Bunların yanında hiçbir evladımızı ayırmadan, suça karışmış olan çocuklarımızı; bir şekilde dezavantajlı ortamlarda büyümüş ve yaşanan süreçler nedeniyle suçla aşırı şekilde iç içe olmuş çocuklarımızı ne yapacağız? Bununla ilgili Kocasinan Kaymakamlığımızla bir proje gerçekleştirdik. İl Aile ve Sosyal Hizmetler bu konuda çok büyük bir gayret gösteriyor. Aile Müdürlüğümüzün de tecrübelerine dayanarak Kocasinan Kaymakamlığımızla "Sensiz Olmaz" projesini ortaya koyduk. Bakın, 15 yaşında 23 suç kaydı olan; henüz 17 yaşında olup 32 suç kaydı bulunan çocuklarımız var. Kendi hayatlarını yok ettikleri gibi yarın gelip bizim ve sizin evlatlarımızla şehirde bambaşka meselelerle karşımıza çıkmaları da muhakkaktır. Bu çocuklarımızın bir şekilde o ortamdan kurtarılması gerekiyor. En azından İbrahim A.S.’ın ateşine su taşıyan karınca gibi bir mücadele verilmesi gerekiyor. Biz ilk başladığımızda sadece suça karışan çocukları o ortamdan çekip çıkarmak için yola çıktık. Ancak bir eve gittiğimizde, evdeki üç çocuğun da suça karıştığını ve annenin hapiste olduğunu gördük. "Sensiz Olmaz" projesi, bütün bu projelerle birlikte, en son noktada çocuklarımızdan bir tekini bile o ortamdan kurtarabilirsek bunu başarı sayacağımız bir meseledir" dedi. "Bataklığı kurutmadan rahat yok" TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı Hulusi Akar, suçun önüne geçmek için sineklerle tek tek uğraşmak yerine bataklığın kurutulması gerektiğini söyleyerek, "Bugün bir bakanlık gelip de valimize ‘Sen neden ERVA’yı kurmadın?’ diye bir soru sormaz. İstese olmazdı fakat bizde ERVA var. Çeşitli illere gidiyoruz, konuşmalar yapıyoruz, insanları dinliyoruz. Burada biz, Kayseri olarak ne kadar övünsek azdır. Bu durumda Valimiz, il başkanlarımız, ilçe başkanlarımız gerçekten bir uyum ve dayanışma içinde. Kimseyle yarış içerisinde değiliz; şehrimizi layık olduğu yere getirmek için elimizden gelen samimiyeti gösteriyoruz. Kayseri dışında olan bazı gelişmeler var. Her yıl özetlemek gerekirse, 2000 yılı ile bugün arasında ne fark var? İletişim ve ulaşım farkı var. İstanbul’dan Ankara’ya telefon edeceğiz diye bir günümüzü harcıyorduk. Kayseri’den İstanbul’a gitmek en iyi şartlarda 12 saat sürüyordu. İletişim hızlandı, ulaşım hızlandı. Sosyal medya öyle bir ortam ki iyisi de var, kötüsü de var. Sosyal medyayı kullanarak dil, matematik, tarih öğrenebilirsiniz. Fakat diğer taraftan kumar dâhil her işe girebilirsiniz. Bunların hepsinin yönetimi için çalışmamız lazım. Bizim sineklerle tek tek değil, bataklıkla uğraşmamız lazım. Bataklığı kurutmadan rahat yok. 4-12 yaş arasındaki eğitim çok önemli. Buna ‘Bed-i Besmele’ diyorlar. Bir çocuk 4 yıl, 4 ay, 4 gün olduğunda okula başlıyor. Bu çocuk geldiğinde değerler sistemi ve her şey inançla başlıyor. İnançlar topluluğu, dinî ve millî inançlar toplumun, bizim de değerler sistemimizi meydana getiriyor. Değerler sistemi de sizin tutumunuzu meydana getiriyor. Tutum, sizin davranışlarınızı belirliyor. İşin başlangıcından itibaren çocuklarımıza millî ve manevi değerlerimizi ortaya koymakta fayda var. Biz dünkü devlet değiliz. Bizim 2 bin 500 yıllık büyük Türk hakanlığı geçmişimiz var. Bu değerler sisteminden varacağımız yer, pratik sonuç olarak otokontroldür. Herkesin başına polis, herkesin başına savcı koyamayız. Onun için başlangıçta çocuğa değerler sistemini yükleyeceksiniz. Emniyet Genel Müdürlüğümüzün duvarında yazılı olduğu gibi: ‘Herkesin vicdanı kendi polisidir. Polis, vicdanı olmayanların peşindedir.’ Anneye babaya gerek kalmadan çocuk kendi kararını verebilmeli: ‘Benim bu saatte eve gitmem gerekir, ben sigara içmem, kopya çekmem, hırsızlık yapmam, uyuşturucu kullanmam’ gibi çocuğun kendi kendini kontrol edebilmesi için bizim 4-12 yaşta mutlaka eğitimi kullanmamız lazım. Bizim 5-10 yıllık geleceğimizin temelinde bu var" ifadelerini kullandı.