SAĞLIK
Kadın sağlığı ve iyi yaşam Güven Hastanesi’nde buluştu 07 Mart 2026 Cumartesi - 15:34:44 Güven Hastanesi’nde düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinde kadın sağlığı ve iyi yaşam üzerine uzmanlar tarafından seminer verildi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen ‘Kadının En İyi Hali’ etkinliğinin kapsamında düzenlenen 2 günlük seminer, kadın sağlığını ve iyi yaşamı bütüncül bir bakış açısıyla ele aldı. 2 gün boyunca katılımcılar bir yandan uzmanların gerçekleştirdiği seminerlere katılırken diğer yandan etkinlik alanında kurulan deneyim alanlarını keşfetme fırsatı buldu. Etkinlik kapsamında oluşturulan deneyim alanlarında katılımcılar; bütünleştirilmiş vücut analizi, cilt analizi, saç analizi, profesyonel cilt bakımı ve yüz jimnastiği uygulamalarını deneyimledi. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen analizlerle katılımcılar kendi sağlık ve bakım ihtiyaçlarına dair kişisel değerlendirmeler aldı. "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır" Güven Çayyolu Tıp Merkezi’nden Dermatoloji Bölümünden Uzm. Dr. Sera Kayhan ise konuşmasında cilt yenilemede kullanılan ileri teknolojilere ve ameliyatsız gençleşme yöntemlerine değinerek, "Cilt sağlığı yalnızca estetik bir konu değil, genel sağlığın da önemli bir parçasıdır. Günümüzde gelişen teknolojiler sayesinde cilt kalitesini artırmak ve yaşlanma etkilerini azaltmak mümkün. Ancak en önemli nokta doğru değerlendirme ve kişiye özel planlamadır" diye konuştu. "Farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu" Güven Hastanesi Medikal Estetik Hekimi ve Fonksiyonel Tıp Hekimi Mert Yiğitbaşı ise 8 Mart kadınlar günü için güzel bir deneyim alanı oluşturduklarını belirterek, "Hem kadınların sağlığı açısından hem de güzellik işlemleri açısından danışanlarımızın ve misafirlerimizin deneyimleyebileceği cilt analizleri, saç analizi, cilt bakımları ve farklı uygulamaların dahil olduğu güzel bir etkinlik alanı oluşturuldu. Bu da hem sağlık hem doğal hem de kalıcı bir şekilde iyi yaşlanma işlemleri için danışanlarımıza güzel hizmetler verdiğimizi düşünüyoruz. Herkesin 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır" Uzm. Dyt. Melis Bengisu Demirci ise sağlıklı beslenmenin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerine dikkati çekerek, "Sağlıklı yaşamın temelinde dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları yer alır. Bedenimizi doğru beslemek yalnızca kilo kontrolü için değil, bağışıklık sisteminin güçlenmesi ve genel sağlığın korunması için de büyük önem taşır" dedi. Ayrıca Demirci, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Etkinliğin seminerler bölümünde ise kadın sağlığı, estetik, dermatoloji ve yaşam deneyimlerine uzanan geniş bir perspektifte uzman isimler katılımcılarla buluştu.
07 Mart 2026 Cumartesi - 12:46 Koklear İmplant ile bebekler de yaşlılar da duyabiliyor Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, işitme kaybının erken teşhis ve doğru tedaviyle büyük ölçüde çözülebildiğini söyledi. Özüer, koklear implantın hem doğuştan işitme kaybı yaşayan bebeklerde hem de ileri yaşta ortaya çıkan işitme kayıplarında başarıyla uygulanabildiğini belirtti. Prof. Dr. Özüer anne babalara seslenerek "Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce belirlemek mümkün." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ziya Özüer, yaptığı açıklamada her bin bebekten 1-3’ünün işitme kaybıyla dünyaya geldiğine dikkat çekti. Özüer, Türkiye’de 2008 yılından bu yana tüm yeni doğanlara işitme taraması yapıldığını, doğumdan hemen sonra yapılan taramalar sayesinde işitme kaybının erken dönemde belirlenebildiğini söyledi. Tarama sonucu işitme kaybı tespit edilen bebeklerin öncelikle işitme cihazı ile desteklendiğini belirten Özüer, cihazdan yeterli fayda sağlanamayan ileri derecede işitme kayıplarında ise koklear implant ameliyatının devreye girdiğini ifade etti. İç kulaktaki hücreleri Bypas ederek siniri uyarıyor Koklear implantın çalışma prensibi konusunda bilgi veren Prof. Dr. Özüer, şöyle konuştu: "Koklear implant, ses enerjisini alıp bir işlemciden geçirerek elektrik enerjisine dönüştüren bir yöntemdir. İç kulakta işitmeden sorumlu tüylü hücreler hasarlı olduğunda bu hücreleri baypas ederek doğrudan işitme sinirini uyarır. Böylece ses sinyalleri doğrudan beyne iletilir. Bu yöntem sayesinde ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar yaşıtları gibi konuşabilir, okula gidebilir ve sosyal hayata katılabilir, topluma kazandırılır. Her ne kadar ülke genelinde tarama yapılsa da bazı durumlarda işitme kaybı daha geç fark edilebiliyor. O nedenle aileler uyanık olmalı. Erken teşhis çocukların dil gelişimi ve eğitim hayatı açısından büyük önem taşıyor. Bebek yüksek sese tepki vermiyorsa, ismi söylendiğinde dönüp bakmıyorsa ya da iki yaşına geldiği halde konuşmuyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Günümüzde işitme kaybını bir yaşından önce tespit etmek mümkün." Yetişkin ve yaşlılarda da uygulanıyor Öte yandan, koklear implantın sadece çocuklara yönelik bir uygulama olmadığını belirten Prof. Dr. Özüer, erişkin ve ileri yaş hastalarda da ameliyatın başarıyla yapıldığını söyledi. Özüer, "Ani işitme kaybı, otoskleroz, Meniere hastalığı ya da kronik orta kulak iltihabı gibi nedenlerle gelişen ileri derecede işitme kayıplarında da koklear implant uygulanabiliyor. İşitme cihazından fayda görmeyen yetişkin ve yaşlı hastalarımız da bu yöntemle yeniden duyabiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde artık hem bebekler hem de ileri yaştaki bireyler işitme kaybı nedeniyle sosyal hayattan kopmak zorunda kalmıyor" dedi.
Kalp hastalarına Ramazan uyarısı
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:18 Kalp hastalarına Ramazan uyarısı Kalp hastalarının oruç tutup tutamayacağına ilişkin genel bir kural olmadığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erdal Durmuş, "Her hasta kendi kardiyoloji hekimi tarafından bireysel olarak değerlendirilmelidir" dedi. Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erdal Durmuş, Ramazan ayı öncesinde kalp hastalarının dikkat etmesi gereken hususlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Oruç tutmanın iyi kolesterolü (HDL) artırabildiğini, kötü kolesterolü (LDL) düşürebildiğini kaydeden Durmuş, "Oruç, tansiyonu düşürerek kalp hastalığı riskini azaltabilir. Ayrıca vücuttaki enflamasyonu azaltarak kalp sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterebilir. Her hasta kendi kardiyoloji hekimi tarafından bireysel olarak değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Kalp yetersizliği olanlar risk altında" Kalp yetersizliği bulunan hastaların oruç tutmasının sakıncalı olabileceğini vurgulayan Uzm. Durmuş, "Bu hastalar genellikle yoğun şekilde idrar söktürücü ilaç kullanır. Uzun süreli açlık ve susuzluk, böbrek fonksiyonlarında bozulmaya ve ciddi tansiyon düşüklüğüne yol açabilir. Kalp fonksiyonu ileri derecede bozulmuş hastaların oruç tutmaması gerekir" şeklinde konuştu. "Kontrolsüz tansiyon hastalarına uyarı" Kontrolsüz yüksek tansiyonu olan hastaların da dikkatli olması gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Durmuş, "Uzun süreli açlık ve iftarda fazla miktarda besin tüketimi sağlığı tehdit edebilir. Ancak tansiyonu ilaç tedavisiyle kontrol altında olan hastalarda, ilaç saatleri iftar ve sahura göre düzenlenirse oruç tutulabilir" diye konuştu. Uzm. Durmuş, güncel yaklaşıma göre tedaviyle kontrol altına alınmış tansiyonun ortalama 135/85 mmHg’nin altında olması gerektiğini ifade etti. "Kalp damar tıkanıklığı olanlar dikkat etmeli" Kalp damar tıkanıklığı bulunan hastaların da risk grubunda olduğunu dile getiren Uzm. Durmuş, "Son 6 ay içinde kalp krizi geçiren, bypass ya da koroner stent yapılan hastaların oruç tutması önerilmez. Bu hastalar ikili kan sulandırıcı kullandığı için uzun süreli açlık ve susuzluk pıhtılaşma riskini artırabilir" dedi. Hastalığın kontrol altına alındığı ve tekli kan sulandırıcıya geçildiği dönemde, hekim onayıyla oruç tutulabileceğini belirten Uzm. Durmuş, aktif göğüs ağrısı veya ciddi nefes darlığı olan kişilerin de oruç tutmadan önce mutlaka doktora başvurması gerektiğini söyledi. "Ritim bozukluğu ve kapak hastaları için risk" Kalbinde kontrolsüz ritim bozukluğu ya da ciddi kapak hastalığı bulunan kişilerin de oruç tutarken dikkatli olması gerektiğini kaydeden Dr. Durmuş, "Özellikle metal kapak takılmış ve kan sulandırıcı (oral antikoagülan) ilaç kullanan hastalarda, beslenme düzenindeki değişiklik ve susuzluk ilaç düzeyini bozabilir. Bu durum kanamaya ya da kalp kapağında pıhtı oluşmasına yol açabilir. Ritmi kontrol altında olan ve beslenmeden etkilenmeyen ilaç kullanan hastalar ise doktor kontrolünde oruç tutabilir" açıklamasında bulundu. Kalp pili olanlar oruç tutabilir mi Kalp pili olan hastaların iki gruba ayrıldığını söyleyen Uzm. Durmuş, "Kalp yetersizliği nedeniyle pil takılan ve yoğun ilaç kullanan hastalar için oruç uygun olmayabilir. Ritim bozukluğu nedeniyle pil takılan ve yoğun ilaç kullanmayan hastalar ise genel durumları uygunsa oruç tutabilir" dedi. "Ramazan’da beslenme önerileri" Ramazan ayında kalp hastalarının beslenmesine de dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Durmuş, "Aşırı yağlı ve ağır et yemeklerinden uzak durulmalıdır. Sebze ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tercih edilmelidir. İftar ile sahur arasında yeterli miktarda su içilmeli, çay ve kahve gibi idrar söktürücü içeceklerin tüketimi azaltılmalıdır" dedi.
Uzmanından kritik uyarı: "Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor"
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:15 Uzmanından kritik uyarı: "Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor" Medicana Sağlık Grubu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Hikmat Jabrayilov, "Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor" dedi. Son zamanlarda erkek üreme seviyesinin kritik seviyede düştüğünü ve bu durumun alarm seviyesine ulaştığını söyleyen Medicana Sağlık Grubu Üroloji Uzmanı Op. Dr. Hikmat Jabrayilov çevresel risklere de ayrıca dikkat çekti. Jabrayilov, haftada bir kez, kredi kartı ağırlığında plastik yuttuğumuzu ve mikroplastik maruziyetinin üremede ciddi sıkıntılar doğurduğunu belirtti. Bir yıl boyunca korunmasız ve düzenli ilişkiye rağmen çocuk sahibi olunamaması olarak tanımlanan infertilite halk arasında bilinen adı ile kısırlık vakalarının arttığını belirten Jabrayilov, her beş çiftten birinin bu sorunla karşı karşıya olduğunu ifade ederek, yaklaşık 30 yıl önce erkek kaynaklı kısırlık oranının yüzde 20 ile yüzde 30 arasıyken bugün erkek kaynaklı kısırlığın yüzde 50’ye yaklaştığını ifade etti. "Mikroplastikler vücudumuza girdiğinde adeta ‘hormon korsanlığı’ yapıyor" Son 20 yılda 30 yaş altı erkeklerin önemli bir bölümünde sperm sayısının düştüğünü belirten Jabrayilov, "Güncel çalışmalar gösteriyor ki 1970’lerden bu yana sperm sayısı yarıdan fazla azaldı. 2000’lerden sonra düşüş hızı daha da arttı. Batı ülkelerinde 30 yaş altı erkeklerin önemli bir bölümünde sperm sayısı düşük, doğal yolla baba olma süresi uzamış durumda ve tüp bebek başvuruları son 10 yılda belirgin artış gösterdi. Bu tablo yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sağlık sorunu. Mikroplastikler vücudumuza girdiğinde adeta ‘hormon korsanlığı’ yapıyor. Sperm fabrikasını (testis) bozarak üretimi azaltıyor. Mikrodalga fırınlarda plastik ile yemek ısıtmak, sıcak içecekleri plastik kaplarda tüketmek, yağlı gıdaların plastikle teması ciddi sağlık riskleri oluşturuyor. Güneş ışınları da bu zehrin etkisini güçlendirerek çevreye saçılmasına neden oluyor" ifadelerini kullandı. "Plastik şişeyi arabada bırakmak ve sonra bundan su içmek ciddi bir mikroplastik maruziyetidir" Plastiğin sadece çevremizde değil, vücudumuzun artık her yerinde olduğunun altını çizen Jabrayilov, "Plastik şişeyi arabada bırakmak ve sonra bundan su içmek ciddi bir mikroplastik maruziyetidir. Plastik sadece çevrede değil, artık kanımızda ve organlarımızda. İnsanlar haftada yaklaşık 5 gram, yani bir kredi kartı ağırlığında mikroplastik yutuyor. Plastikle teması azaltmak, cam ve çelik alternatiflere yönelmek çok önemli. Bu sadece çevre meselesi değil, aile kurma hayali de. Plastikten uzaklaşmak, sadece gezegenimizi değil, çocuk sahibi olma şansımızı da koruduğu unutulmamalıdır. Haftada bir kredi kartı ağırlığında plastik yutuyoruz ve mikroplastik maruziyeti çocuk sahibi olma hayallerini kırıyor" cümlelerine yer verdi.
Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi’nden ‘Menopoz Okulu’ Eğitimi
18 Şubat 2026 Çarşamba - 12:14 Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi’nden ‘Menopoz Okulu’ Eğitimi Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen ‘Sağlıklı Menopoz Okulu’ programı kapsamında, Ankara Yiğit Gençbay Sağlıklı Hayat Merkezi tarafından Kızılcaşar Kültür Merkezi’nde ‘Menopoz Okulu’ eğitimi düzenlendi. Kadınların menopoz döneminde yaşadığı fiziksel, hormonal ve ruhsal değişimlere ilişkin farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitim programında; menopozun fizyolojik süreci, kemik sağlığı, sağlıklı beslenme, duygusal değişimler ve fiziksel aktivitenin önemi ele alındı. Eğitimlerde hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistlerden oluşan uzman ekip, katılımcılara menopoz sürecini daha sağlıklı ve bilinçli geçirebilmeleri için bilimsel veriler ışığında bilgilendirmelerde bulundu. Program kapsamında eğitim veren Uzm. Dr. Feyza Nur Ünsal, menopozun doğal bir yaşam dönemi olduğuna dikkat çekerek, "Eğitimlerimizi biz hekim, ebe, hemşire, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde ücretsiz olarak vermekteyiz. Bu eğitimlerde neler yapıyoruz peki? Menopoz sürecini konuşuyoruz kadınlarla. Menopozdaki kemik sağlığını, yine menopozda beslenme önerileri, fiziksel aktiviteyi ve menopoz sürecindeki kadınların duygu durum değişikliklerinden konuşuyoruz" dedi. Ebe Banı Çiçek Kırdıoğlu Çetin ise verilen eğitimlerle kadınların yaşam kalitesini artırmayı hedeflediklerini belirterek, "Kadınlarımıza verdiğimiz bu eğitimlerle hayat kalitelerini yükseltmeyi amaçlıyoruz. Burada sağlık kontrollerinin düzenli yaptırmalarını, menopoz döneminde yaşayabilecekleri sorunları ve bu sorunlarda yapabilecekleri konusunda onlara yardımcı olup yol gösteriyoruz" ifadelerini kullandı. Eğitime katılan Yeliz Dağıştan (40) da programın kendisi için yol gösterici olduğunu belirterek, "Menopozla beslenme özellikle çok ilgimi çekti. Yani tabii ki sağlıklı beslenmeyi, dengeli beslenmeyi biliyoruz ama beyaz ete yönelmemiz gerektiği söylendi mesela. Balık tüketimi kırmızı etten daha önemliymiş bu süreçte. Bunu öğrendiğime mutluyum" şeklinde konuştu. Dağıştan, alanında uzman kişilerden doğru bilgiye ulaşmanın önemine değinerek, "Günümüzde bilgi çağındayız ve bilgiye çok kolay erişiyoruz. Birçok yerden bilgi alabiliyoruz ama doğru bilgiye erişmek çok önemli. Alanında uzman kişiler tarafından bu bilgilere ulaştığım için çok mutluyum. Herkesin de uzmanlar tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyorum" dedi. Yetkililer, Sağlıklı Menopoz Okulları kapsamında yürütülen ücretsiz eğitimlerin Sağlıklı Hayat Merkezleri, Toplum Sağlığı Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezleri aracılığıyla yaygınlaştırıldığını belirterek, kadınları bu hizmetlerden faydalanmaya davet etti. (FÇ-
Diyetisyen Tayşi’den Ramazan’da beslenme uyarısı
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:57 Diyetisyen Tayşi’den Ramazan’da beslenme uyarısı Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti. Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, Ramazan ayında beslenme düzeninin doğru planlanması gerektiğini belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Oruç tutacak kişiler için sahur öğününün büyük önem taşıdığını vurgulayan Tayşi, gün boyu tokluk hissinin korunabilmesi için yeterli miktarda sıvı tüketilmesi ve protein ağırlıklı besinlere yer verilmesi gerektiğini ifade etti. İftar öğününde ise ani ve kontrolsüz şekilde yemek yenilmemesi gerektiğini belirten Tayşi, çorba ve kahvaltı tabağı ile başlayarak başlangıç ile ana yemek arasında 10 dakika ara verilmesi gerektiğini, aksi halde mideye bir anda fazla yüklenilmesinin hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına yol açabileceğini aktardı. "Sahura kalkmak ve bol su tüketmek son derece önemli" Oruç tutacak kişiler için sahur öğününün büyük bir önem taşıdığını ve en az 1,5 litreye kadar su tüketilmesi gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, "Ramazan ayı bizim sofralarımızın şenlik olduğu zamanlardır. Bu güzel günümüzde birlik ve beraberlikle içerisinde sofralarımızın dolu dolu olmasını istiyoruz. Fakat dikkat etmemiz gereken unsurlarımız var. Burada öncelikle sahura kalkmak bizim için son derece önemli. Burada hem yeteri düzeyde sıvı almamız ve yeterli düzeyde protein almamıza dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü uzun zaman susuzlukla birlikte böbreklerimiz rahatsızlanabilir ve sıvı ihtiyacımızı yeteri düzeyde alamazsak bu sefer baş dönmelerimiz, halsizliklerimiz ve yorgunluklarımız oluşur. Bundan dolayı mutlaka sahurda en azından 750 mililitre - 1,50 litre sıvı alımlarımıza dikkat edelim. Burada sahurdayken tuzlu besinleri azaltalım ki sıvı ihtiyacımız veya susuzluğumuz artmasın. Mesela kavrulmuş tuzlu etler tüketmeyelim veya tuzlu salamuralı zeytinler tercih etmeyelim. Bunlara dikkat edersek son derece iyi olur" dedi. "Sahurda tükettiğimiz proteinler bizlere tokluk sağlar ve orucumuzu daha kolay tutarız" Sahurda yeteri kadar protein alındığı takdirde tokluk sağladığını ve orucun daha kolay tutulmasına yardımcı olduğunu söyleyen Tayşi, "Sahurdayken dikkat etmemiz gereken bir önemli nokta ise yeterli protein almak. Çünkü proteinler bizlere tokluk sağlar ve böylelikle orucumuzu daha kolay tutmamıza yardımcı olur. Mutlaka yumurtamızı ve peynirimizi sahurda ihmal etmeden tüketelim. Bizim burada aynı zamanda tokluğumuzu arttıran diğer bir besin grubumuz, yağlı tohumlar yani ceviz, fındık, fıstık bunları da sahurda beslenmemize ilave ederek daha kaliteli bir sahur yapmış oluruz. Diğer yandan tabağımızda yeşillikleriniz olsun ki yeterli düzeyde lif alalım. Bu liflerle birlikte bağırsak hareketlerimiz de rahat çalışır. Çünkü Ramazan ayında genellikle hastalarımızdan hazımsızlık yaşadıkları yönünde şikayetler geliyor. Burada da yeterli düzeyde lif almak bizim için son derece önemli" ifadelerini kullandı. "Başlangıçla ana yemek arasına 10 dakika ara olması gerekiyor" İftarda ani ve kontrolsüz bir şekilde yemek yenilmemesi, başlangıç ile ana yemek arasında 10 dakika ara verilmesi gerektiğini belirten Tayşi, "İftarda başlangıcımızı çorba gibi hafif beslenmeyle başlatarak, küçük bir kahvaltı tabağı ile devam ettirebiliriz. Bu şekilde başlayıp hemen arkasından ana yemeğe geçerseniz mideniz hızlı hızlı çalışmaya başlar ve daha fazla yorulmuş olur. Bundan dolayı mutlaka başlangıçtan ana yemeğe geçene kadar bir 10 dakikalık mesafe koyulması gerekiyor. Aynı zamanda iftardayken hızlı miktarda su içtiğiniz zaman da şişkinliğiniz artabilir. Buradaki su içimlerinizi daha alımlı bir şekilde tutmaya özen gösterin. İftar başlangıcında mutlaka su içmeyi ve çorba içmeyi unutmayın. Bu durum hem susuzluğunuzu giderir hem de tansiyon düşüklüğünüzü engeller. Çorbalarımız da kremalı çorbalar yerine daha çok tahıllı çorbaları, tavuklu veya sebzeli bir çorba içeriklerini tercih edin. Bizim iftardaki diğer bir noktamız ise, yağlı ve kızartmalı yemekler yerine fırınlanmış, haşlanmış, közlenmiş sebzelerle oluşturulan etli veya tavuklu bir sebzeler tercih edilip yanında ise az yağlı pilavlar veya pilavımız yoksa börek tarzında şeyler tercih edilebilir" şeklinde konuştu. "İftarda, gazlı içecekler tercih etmemelisiniz" İftarda gazlı içecek, tatlı ve su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini aktaran Tayşi, "İftarda, gazlı içecekler tercih etmemelisiniz. Çünkü gazlı içecekler kalori miktarlarını arttırır ve kan şekeri dengenizi yükseltebilir. Buna dikkat edelim. iftardan sonra tatlı ihtiyacı ortaya çıkar. Öncelik olarak sütlü tatlılar veya meyvelerden yapılan tatlılar tercih edilebilir. Bunlar ise kış ayında çok tüketilen kabak tatlısı, ayva tatlısı gibi daha yumuşak yiyecek meyvelerden oluşabilir. Mutlaka günde suyumuzun içerisine soda koyalım böylelikle mineral yoğunluğunu da artırmış oluruz, daha da iyi olmuş olur. Mutlaka iftardan sonra, bir saat sonra yürüyüş yapılmalı, kan şekeri dengesini daha iyi sağlar. Bu önerileri dikkate almanızı ve bu şekilde Ramazanı güzel geçirmenizi umut ediyoruz" diye konuştu.
"Ramazan’da iftar ve sahur için sağlıklı beslenme önerileri"
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:57 "Ramazan’da iftar ve sahur için sağlıklı beslenme önerileri" Ramazan ayında 14-15 saati bulan açlık süresinin metabolizma hızını yavaşlatabileceğini söyleyen Diyetisyen Evin Güney Tayyar, "Uzun süreli açlık sonrası artan insülin yanıtı nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale gelir. Bu nedenle iftarda ani ve yüksek kalorili yüklenmelerden kaçınılmalıdır" dedi. Ramazan ayında uzun süren açlık sürelerinin metabolizma üzerinde önemli etkileri olduğunu belirten VM Medical Park Mersin Hastanesi’nden Diyetisyen Evin Güney Tayyar, iftar ve sahurda doğru besin tercihleriyle hem sindirim sisteminin korunabileceğini hem de kilo kontrolünün sağlanabileceğini söyledi. Diyetisyen Tayyar, "Ramazan ayında 14-15 saati bulan açlık süresi metabolizma hızını yavaşlatabilir. Uzun süreli açlık sonrası artan insülin yanıtı nedeniyle vücut yağ depolamaya daha yatkın hale gelir. Bu nedenle iftarda ani ve yüksek kalorili yüklenmelerden kaçınılmalıdır" dedi. "İftarda tercih edilmesi gereken besinler" İftara çorba ile başlanmasının sindirimi rahatlattığını vurgulayan Dyt. Tayyar, şu önerilerde bulundu: "İftarda; çorba ile başlanmalı, ardından tam tahıllı ürünler, sebze yemekleri ve yumurta, et, tavuk, balık gibi proteini yüksek besinler tercih edilmelidir. Yoğurt ve salata öğünü dengeleyici etki sağlar." "Uzak durulması gereken gıdalar" Dyt. Tayyar, uzak durulması gereken besinleri şöyle paylaştı: "Kızartmalar ve çok yağlı yiyecekler Kremalı yemekler ve çorbalar Beyaz undan yapılmış ürünler Şerbetli tatlılar Aşırı yağlı hamur işleri Gazlı ve şekerli içecekler Aşırı baharatlı yiyecekler Fazla tuz içeren besinler." Tatlı tüketiminin haftada 1 ile sınırlandırılması gerektiğini belirten Dyt. Tayyar, "Şerbetli tatlılar yerine sütlü ve hafif tatlılar tercih edilmelidir" dedi. İftara nasıl başlanmalı? Uzun süren açlık sonrası hızlı ve büyük porsiyonlarla yemek yemenin hazımsızlık ve şişkinliğe yol açtığını ifade eden Tayyar, ideal sıralamayı şöyle açıkladı: "1-2 bardak su + 1 hurma Çorba 10-15 dakika ara Ana yemek (proteini yüksek besin + sebze) Yoğurt ve salata." Tayyar, tatlı tüketiminin ise haftada 1 kez ve iftardan 1-2 saat sonra yapılması gerektiğini vurguladı. "İftardan sonra dikkat edilmesi gerekenler" İftardan 1-2 saat sonra ara öğün yapılabileceğini belirten Tayyar, ara öğün seçeneklerini şu şekilde sıraladı: "Meyve + yoğurt veya süt 1 porsiyon meyve + yaklaşık 40 gram çiğ, tuzsuz kuruyemiş." Tayyar, günlük su tüketiminin 2-2,5 litre olması ve bu miktarın iftar ile sahur arasına yayılması gerektiğinin altını çizdi. "Tok tutan besinler" Dyt. Tayyar, tok tutan besinleri şu şekilde paylaştı: "Yumurta Et, tavuk, balık gibi protein kaynakları Yoğurt, süt, peynir Kurubaklagiller Tam tahıllı ürünler Ceviz, badem gibi yağlı tohumlar." Dyt. Tayyar, "Protein ve lif içeriği yüksek besinler mide boşalma hızını yavaşlatarak kan şekerinin daha dengeli yükselmesini sağlar ve daha uzun süre tokluk hissi oluşturur" dedi. "Örnek iftar ve sahur menüsü" Tayyar, sözlerine şöyle devam etti: "Örnek iftar: 1-2 bardak su + 1 hurma 1 kepçe çorba 60-90 g et/tavuk/balık 3-4 yemek kaşığı sebze veya bakliyat 1 kase yoğurt Zeytinyağlı salata 1 dilim tam tahıllı ekmek veya 3 kaşık bulgur İftardan 1-2 saat sonra ara öğün: Meyve + yoğurt/süt veya Meyve + 40 g çiğ, tuzsuz kuruyemiş Örnek sahur: 1-2 haşlanmış yumurta veya 1 tatlı kaşığı zeytinyağında hazırlanmış omlet Az tuzlu peynir 2 dilim tam tahıllı ekmek 2 tam ceviz veya 5 badem Domates, salatalık, yeşillik 1 bardak süt veya 1 kase yoğurt." Sahurun atlanmasının açlık süresini 19-20 saate çıkarabileceğini belirten Dyt. Tayyar, bunun kan şekeri düşüklüğüne yol açabileceğini ifade etti. Tayyar; sahurda ağır, tuzlu ve baharatlı yemeklerin susuzluğu artırabileceğini ve sindirim sorunlarına neden olabileceğini söyledi. "Ramazan’da sağlıklı beslenmek için genel öneriler" Tayyar, "Sahur mutlaka yapılmalıdır. Tek öğün beslenilmemelidir. Porsiyon kontrolü sağlanmalıdır. Yemekler yavaş ve iyi çiğnenerek tüketilmelidir. Günlük 2-2,5 litre su içilmelidir. Kızartma yerine ızgara, haşlama ve fırın tercih edilmelidir" dedi. İftardan sonra en az 45 dakika hafif tempolu yürüyüş yapılmasının sindirimi desteklediğini ve kilo kontrolüne katkı sağladığını belirten Tayyar, Ramazan ayında dengeli öğün planlaması, yeterli sıvı alımı ve düzenli fiziksel aktivite ile metabolik dengenin korunabileceğini söyledi. "Ramazan’da sık yapılan beslenme hataları" Dyt. Tayyar, Ramazan’da sık yapılan beslenme hatalarını şöyle sıraladı: "İftarda hızlı ve aşırı yemek Sahuru atlamak Porsiyon kontrolü yapmamak Yetersiz su tüketmek Şerbetli tatlıları sık tüketmek Kremalı, aşırı tuzlu ve baharatlı yemekleri tercih etmek." Dyt. Tayyar, Ramazan ayında doğru beslenme alışkanlıklarıyla hem sağlığın korunabileceğini hem de sağlıklı kilo yönetiminin mümkün olduğunu vurguladı.
Doç. Dr. Tarık Yağcı: "Sürekli ağızdan soluma, altta yatan bir sağlık sorununun habercisi olabilir"
18 Şubat 2026 Çarşamba - 11:44 Doç. Dr. Tarık Yağcı: "Sürekli ağızdan soluma, altta yatan bir sağlık sorununun habercisi olabilir" Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Tarık Yağcı, çocukların uyurken ağız açık uyumasının çoğu zaman basit bir alışkanlık sanıldığını ancak bunun önemli sağlık sorunlarının erken belirtisi olabileceğini söyledi. Uyku sırasında sağlıklı solunumun çocukların hem fiziksel hem zihinsel gelişimi için büyük önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Tarık Yağcı, normal şartlarda çocukların da yetişkinler gibi burundan nefes alması gerektiğini ifade etti. Yağcı, "Burun, solunan havayı ısıtan, nemlendiren ve zararlı maddeleri süzen doğal bir filtredir. Burun tıkandığında çocuk bilinçli olarak fark etmese bile ağzını açarak nefes almaya başlar. Bu durum özellikle uyku sırasında daha belirgin hale gelir" dedi. "En sık neden geniz eti büyümesi" Çocuklarda ağızdan solunumun en sık nedenlerinden birinin geniz eti büyümesi olduğunu belirten Yağcı, "Geniz eti, bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ancak bazı çocuklarda normalden fazla büyüyerek burun arkasını daraltır ve hava geçişini zorlaştırır. Bunun dışında burun eti büyümesi, alerjik nezle, sık üst solunum yolu enfeksiyonları ve nadiren burun içi eğrilikler de burun tıkanıklığına yol açabilir" diye konuştu. "Gece horlama ve huzursuz uyku eşlik edebilir" Ağızdan solumanın çoğu zaman tek başına görülmediğini vurgulayan Doç. Dr. Yağcı, "Gece horlama, bölünmüş uyku, sık uyanma ve uykuda terleme gibi belirtiler sıklıkla eşlik eder. Sabah dinlenmeden uyanan çocuklar gün içinde yorgun, huzursuz ve isteksiz olabilir. Dikkat dağınıklığı ve derslere odaklanamama da görülebilir" ifadelerini kullandı. Bu durumun sık enfeksiyon geçirme, kulakta sıvı birikimi ve işitme problemleriyle de ilişkili olabileceğini belirten Yağcı, öğretmenlerin zaman zaman dile getirdiği "derste dalgın" ya da "çok çabuk yoruluyor" gibi gözlemlerin uyku kalitesiyle bağlantılı olabileceğini söyledi. Uzun süre devam eden ağızdan solumanın yüz ve çene gelişimini de olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Yağcı, "Üst çenenin daralması, dişlerde çapraşıklık ve kapanış bozuklukları görülebilir. Sürekli ağız açık kalması yüz kaslarının gelişimini etkileyerek yüz şeklinde değişikliklere yol açabilir. Ayrıca uyku kalitesinin bozulması büyüme hormonu salınımını da olumsuz etkileyebilir" dedi. "Her çocuk için ameliyat gerekmez" Toplumda yaygın inanışın aksine ağızdan soluyan her çocuğun ameliyat edilmediğini belirten Doç. Dr. Tarık Yağcı, "Öncelikle detaylı bir kulak burun boğaz muayenesi yapılır. Gerekirse endoskopik inceleme ile geniz eti ve burun yapıları değerlendirilir, işitme testleri yapılır. Alerjik zemini olan çocuklarda ilaç tedavileri ve burun spreyleri fayda sağlayabilir. Ameliyat yalnızca gerçekten gerekli ve fayda sağlayacağı net durumlarda gündeme gelir" diye konuştu. "Aileler çocuklarının uykusunu gözlemlemeli" Ailelerin çocuklarının uyku alışkanlıklarını dikkatle izlemesi gerektiğini vurgulayan Yağcı, "Çocuk sürekli ağız açık uyuyor, horluyor, sık hastalanıyor, sabahları yorgun uyanıyor ya da gün içinde enerjisiz görünüyorsa bu durum basit bir alışkanlık olarak görülmemelidir. Erken değerlendirme ileride oluşabilecek sorunların önüne geçer. Unutulmamalıdır ki kaliteli uyku sağlıklı büyüme, güçlü bağışıklık ve başarılı bir öğrenme süreci için temeldir. Ağızdan solumayı hafife almamak gerekir" ifadelerini kullandı.
Ekran bağımlılığı gözleri kurutuyor: 20-20-20 kuralı kurtarıcı olabilir
18 Şubat 2026 Çarşamba - 10:56 Ekran bağımlılığı gözleri kurutuyor: 20-20-20 kuralı kurtarıcı olabilir Uzun süre ekran karşısında kalmanın dijital göz yorgunluğunu tetiklediğine dikkat çeken Op. Dr. Duygu Erdem, özellikle ekran kullanımına bağlı olarak göz kırpma sayısının azalmasının göz kuruluğunu artırdığını, yakın mesafeden uzun süre odaklanmanın göz kaslarını zorladığını ve çocuklarda kontrolsüz ekran süresinin miyopi riskini yükselttiğini vurguladı. Dijital ekranlar artık yaşamın vazgeçilmez bir parçasıyken; eğitimden iş hayatına, sosyal ilişkilerden günlük iletişime kadar pek çok alanda bilgisayar, tablet ve akıllı telefon kullanımı artıyor. Yalnızca yetişkinler değil; çocuklar ve gençler de ders, ödev, oyun ve sosyal medya nedeniyle uzun süre ekran başında kalıyor. Medicana Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Duygu Erdem, "Özellikle uzun süreli ve aralıksız ekran kullanımının göz yorgunluğu ve kuruluk şikâyetlerini artırmaktadır. Gözler uzun süre aynı mesafeye odaklandığında hem kas yapıları hem de göz yüzeyi zorlanır. Düzenli ara verilmediğinde şikâyetler gün içinde belirgin şekilde artabilir" açıklaması yaptı. Göz kırpma azalıyor, göz kuruluğu artıyor Ekrana bakarken normalde dakikada 15-20 kez kırpılan gözlerin farkında olmadan çok daha az kırpıldığını söyleyen Op. Dr. Duygu Erdem, "Bu durum gözyaşı film tabakasının bozulmasına ve göz kuruluğuna yol açar. Göz kırpma refleksi azaldığında göz yüzeyinin yeterince nemlenemez ve rahatsızlık hissinin artar. Özellikle klimalı ortamlarda çalışanlar ve kontakt lens kullanan bireylerde şikâyetler daha belirgin hâle gelir. Bu kişilerde yanma ve batma hissi daha yoğun yaşanabilir, günün ilerleyen saatlerinde bulanık görme şikâyetleri artabilir" şeklinde konuştu. Yakın mesafe göz kaslarını sürekli çalıştırıyor Uzun süre yakın mesafeden ekrana bakmanın göz kaslarının sürekli çalışmasına neden olduğunu belirten Op. Dr. Duygu Erdem, "Gün sonunda göz çevresinde baskı hissi, şakaklarda gerilme ve odaklanmada zorlanma gibi yakınmalar ortaya çıkar. Çocuklarda ve gençlerde uzun süreli ve kontrolsüz ekran kullanımı, miyopi (uzağı görememe) gelişimi ve ilerlemesi açısından önemli bir risk faktörü olarak kabul edilir. Ekran kullanım süresi kadar ekranın hangi şartlarda ve ne kadar düzenli aralar verilerek kullanıldığı da önemlidir" dedi. En etkili yöntem: 20-20-20 kuralı Göz sağlığını korumak için en etkili yöntemlerden birinin 20-20-20 kuralı olduğunu belirten Op. Dr. Duygu Erdem, "Her 20 dakikada bir 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre uzaklıktaki bir noktaya bakmak göz kaslarını rahatlatır. Bu basit yöntem, ekran karşısında uzun süre kalan kişiler için etkili bir destek sağlar. Ekranın göz hizasından biraz aşağıda konumlandırılması, ortam ışığının uygun olması ve düzenli göz kırpmaya özen gösterilmesi de önemlidir. Gerektiğinde suni gözyaşı damlalarının kullanılması fayda sağlayabilir. Tüm bu önlemler dijital göz yorgunluğunu azaltmada önemli rol oynar. Ekranlardan tamamen uzak durmak günümüz şartlarında pek mümkün olmasa da bilinçli kullanım ve basit önlemlerle göz sağlığının korunabilir" ifadelerini kullandı.
Yüzde 90 tıkalı boyun damarına kritik müdahale: Felç riski önlendi
18 Şubat 2026 Çarşamba - 10:54 Yüzde 90 tıkalı boyun damarına kritik müdahale: Felç riski önlendi Samsun’da felç geçiren ve boyun damarında yüzde 90 darlık tespit edilen 71 yaşındaki hasta, yüksek ameliyat riski nedeniyle kasıktan girilerek yapılan anjiyografik stent işlemi ve doktorların başarılı müdahalesiyle sağlığına kavuştu. Samsun’da yaşayan Zekai Bozyel (71), 15 yıl önce bypass ve kalp kapak ameliyatı geçirdi. Rutin kontrolleri devam eden Bozyel, 20 gün önce kolunda güçsüzlük şikayetiyle nöroloji servisine yatırıldı. Yapılan tetkiklerde hastanın sağ boyun damarında yüzde 30, sol boyun damarında ise yüzde 90 oranında darlık tespit edildi. Sol taraftaki ciddi darlığın hastanın felç geçirmesine neden olduğu belirlendi. Hastanın daha önce kronik akciğer rahatsızlığı bulunması ve geçirdiği ameliyatlar nedeniyle anestezi açısından yüksek risk taşıdığı değerlendirildi. Bunun üzerine hastanın durumu kardiyoloji ekibi tarafından yeniden ele alındı. Akabinde Medicana International Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Yanık, boyun damarında yüzde 90 darlık tespit edilen ve daha önce baypas ile kalp kapak ameliyatı geçiren hastaya ameliyatla kasıktan girerek uygulanan anjiyografik yöntemle stent yerleştirdi. Gerçekleştirilen başarılı müdahaleyle yeniden felç riskinin önüne geçildiğini belirtti. "İşlem sonrası herhangi bir sorun yaşamadık ve hastamızı taburcu ettik" Hastanın filmlerini inceleyip muayenesini yaptıklarını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Yanık, "Zekai bey 15 yıl önce bypass ve kalp kapak ameliyatı olmuş, rutin takiplerinde devam eden bir hastamız. 20 gün önce nöroloji servisine yatıyor. İnme hikayesi ve kolunda güçsüzlük var. Yapılan tetkiklerinde boyun damarında darlık saptanıyor. Sağdaki boyun damarında yüzde 30, soldaki boyun damarında ise yüzde 90 civarında bir darlık var. Bu felç geçirmesine sebep olan bir darlık. Öncelikle ameliyat düşünüldü ancak kronik akciğer öyküsü ve diğer rahatsızlıkları nedeniyle anestezi açısından riskli bulundu. Biz damarın bu şekilde bırakılmasının daha riskli olacağını düşündük. Hastamızla görüşerek işlemi yapmaya karar verdik. Başarılı bir şekilde soldaki boyun damarına kasıktan girerek, herhangi bir kesi yapmadan anjiyografik olarak stent yerleştirdik. İşlem sonrası herhangi bir sorun yaşamadık ve hastamızı taburcu ettik. Müdahale edilmemesi durumunda daha ciddi bir felç riski söz konusuydu" dedi. Operasyon sonrası sağlığına kavuştuğunu belirten Zekai Bozyel ise, "Hastaneye geldiğim zaman kafamda ve boynumda bir daralma hissi vardı. Şimdi durumum gayet normaldir" diye konuştu. Babasının felç geçirdiğini ifade eden Recep Bozyel de, "Babam riskli bir hastaydı ve sürekli kontrol altındaydı. Ahmet hocamızla tanıştık. ’Bu işin üstesinden gelirse Ahmet hoca gelir’ dediler. Babamın geçmişini de biliyordu. Ameliyat oldu ve şu ana kadar hiçbir problem yaşamadık. Başarılı bir operasyon gerçekleştirildi" ifadelerini kullandı.
Doç. Dr. Gülcü: "Herkes için oruç güvenli değil"
18 Şubat 2026 Çarşamba - 10:48 Doç. Dr. Gülcü: "Herkes için oruç güvenli değil" Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oktay Gülcü, Kardelen Televizyonu’nda yayınlanan Analiz programına konuk oldu. Ramazan ayı öncesi önemli uyarılarda bulunan Gülcü, bazı kalp hastaları için oruç tutmanın ciddi riskler taşıdığını belirterek, "Riskli hasta gruplarına oruç tutmalarını önermiyoruz" dedi. Kardelen Televizyonu’nun ilgiyle takip edilen programı Analiz, alanında uzman isimleri ağırlamaya devam ediyor. Programın son konuğu Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oktay Gülcü oldu. Gülcü, programda Genel Yayın Yönetmeni Soner İstanbullu ve Gazeteci-Yazar Esat Bindesen’in sorularını yanıtladı. Yayında, yaklaşan Ramazan ayı öncesinde özellikle kalp hastalarının dikkat etmesi gereken konular ele alındı. "Kalp hastaları oruç tutabilir mi?" Programda ilk olarak "Kalp rahatsızlığı olanlar, stent takılan hastalar Ramazan’da oruç tutabilir mi?" sorusu gündeme geldi. Doç. Dr. Gülcü, bu soruya net yanıtlar verdi. Sıvı kaybının yalnızca yaz aylarında yaşanmadığını vurgulayan Gülcü, kış aylarında da vücudun ciddi sıvı kaybına uğrayabileceğini söyledi. Her hastanın durumunun ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gülcü, riskli grupları şöyle sıraladı: Ciddi kalp yetersizliği bulunan, Son bir yıl içinde iki veya daha fazla kez kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatışı olan, Kontrol altına alınamayan hipertansiyonu bulunan, Birden fazla ilaç kullanmasına rağmen tansiyonu düşmeyen hastalar, Kontrolsüz diyabeti olan ve diyabete bağlı koma geçirmiş hastalar, Yakın zamanda büyük cerrahi operasyon geçirenler, Son bir ay içinde kalp krizi geçiren, son üç ay içinde bypass ameliyatı olan hastalar, Ciddi ritim bozukluğu bulunanlar, Diyalize girmemiş ancak ileri derecede böbrek yetersizliği olan hastalar. Bu gruplardaki hastalara oruç tutmayı kesinlikle önermediklerini ifade eden Gülcü, "Bu hastalarımızın ilaçlarını düzenli kullanmaları, yeterli sıvı almaları ve beslenmelerine dikkat etmeleri hayati önem taşıyor. Diğer, stabil seyreden hastalar ise doktor kontrolünde oruç tutabilir" dedi. "Ani hava değişimleri kalp krizini tetikleyebilir" Programda kalp krizine yol açan faktörlere de değinen Gülcü, özellikle Erzurum gibi yüksek rakımlı ve soğuk iklimli bölgelerde yaşayan vatandaşları uyardı. Soğuk havanın damarlar üzerinde büzüştürücü etkisi olduğunu belirten Gülcü, bunun pıhtılaşma riskini artırdığını söyledi. "Soğuk havalarda vücut, hayati organları korumak için kanı beyin ve kalp bölgesine yönlendirir. Bu durum kol ve bacaklardaki dolaşımı yavaşlatır. Dolaşımın yavaşladığı yerde pıhtılaşma riski artar" diyen Gülcü, yüksek rakımın da kalp üzerindeki yükü artırdığına dikkat çekti. Yüksek rakımda oksijen oranının düşük olduğunu belirten Gülcü, "Kalp, vücudun ihtiyacı olan oksijeni karşılamak için daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Talep artıyor ama arz düşüyor. Bu da kalp hastaları için ciddi bir risk oluşturuyor. Özellikle ani hava değişimlerinden hastalarımız mutlaka uzak durmalı" ifadelerini kullandı.