SAĞLIK - 18 Şubat 2026 Çarşamba 11:57

Diyetisyen Tayşi’den Ramazan’da beslenme uyarısı

A
A
A
Diyetisyen Tayşi’den Ramazan’da beslenme uyarısı

Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, Ramazan ayında sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemine dikkat çekti.


Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, Ramazan ayında beslenme düzeninin doğru planlanması gerektiğini belirterek vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. Oruç tutacak kişiler için sahur öğününün büyük önem taşıdığını vurgulayan Tayşi, gün boyu tokluk hissinin korunabilmesi için yeterli miktarda sıvı tüketilmesi ve protein ağırlıklı besinlere yer verilmesi gerektiğini ifade etti. İftar öğününde ise ani ve kontrolsüz şekilde yemek yenilmemesi gerektiğini belirten Tayşi, çorba ve kahvaltı tabağı ile başlayarak başlangıç ile ana yemek arasında 10 dakika ara verilmesi gerektiğini, aksi halde mideye bir anda fazla yüklenilmesinin hazımsızlık, şişkinlik ve mide rahatsızlıklarına yol açabileceğini aktardı.



"Sahura kalkmak ve bol su tüketmek son derece önemli"


Oruç tutacak kişiler için sahur öğününün büyük bir önem taşıdığını ve en az 1,5 litreye kadar su tüketilmesi gerektiğini ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Saadet Tayşi, "Ramazan ayı bizim sofralarımızın şenlik olduğu zamanlardır. Bu güzel günümüzde birlik ve beraberlikle içerisinde sofralarımızın dolu dolu olmasını istiyoruz. Fakat dikkat etmemiz gereken unsurlarımız var. Burada öncelikle sahura kalkmak bizim için son derece önemli. Burada hem yeteri düzeyde sıvı almamız ve yeterli düzeyde protein almamıza dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü uzun zaman susuzlukla birlikte böbreklerimiz rahatsızlanabilir ve sıvı ihtiyacımızı yeteri düzeyde alamazsak bu sefer baş dönmelerimiz, halsizliklerimiz ve yorgunluklarımız oluşur. Bundan dolayı mutlaka sahurda en azından 750 mililitre - 1,50 litre sıvı alımlarımıza dikkat edelim. Burada sahurdayken tuzlu besinleri azaltalım ki sıvı ihtiyacımız veya susuzluğumuz artmasın. Mesela kavrulmuş tuzlu etler tüketmeyelim veya tuzlu salamuralı zeytinler tercih etmeyelim. Bunlara dikkat edersek son derece iyi olur" dedi.



"Sahurda tükettiğimiz proteinler bizlere tokluk sağlar ve orucumuzu daha kolay tutarız"


Sahurda yeteri kadar protein alındığı takdirde tokluk sağladığını ve orucun daha kolay tutulmasına yardımcı olduğunu söyleyen Tayşi, "Sahurdayken dikkat etmemiz gereken bir önemli nokta ise yeterli protein almak. Çünkü proteinler bizlere tokluk sağlar ve böylelikle orucumuzu daha kolay tutmamıza yardımcı olur. Mutlaka yumurtamızı ve peynirimizi sahurda ihmal etmeden tüketelim. Bizim burada aynı zamanda tokluğumuzu arttıran diğer bir besin grubumuz, yağlı tohumlar yani ceviz, fındık, fıstık bunları da sahurda beslenmemize ilave ederek daha kaliteli bir sahur yapmış oluruz. Diğer yandan tabağımızda yeşillikleriniz olsun ki yeterli düzeyde lif alalım. Bu liflerle birlikte bağırsak hareketlerimiz de rahat çalışır. Çünkü Ramazan ayında genellikle hastalarımızdan hazımsızlık yaşadıkları yönünde şikayetler geliyor. Burada da yeterli düzeyde lif almak bizim için son derece önemli" ifadelerini kullandı.



"Başlangıçla ana yemek arasına 10 dakika ara olması gerekiyor"


İftarda ani ve kontrolsüz bir şekilde yemek yenilmemesi, başlangıç ile ana yemek arasında 10 dakika ara verilmesi gerektiğini belirten Tayşi, "İftarda başlangıcımızı çorba gibi hafif beslenmeyle başlatarak, küçük bir kahvaltı tabağı ile devam ettirebiliriz. Bu şekilde başlayıp hemen arkasından ana yemeğe geçerseniz mideniz hızlı hızlı çalışmaya başlar ve daha fazla yorulmuş olur. Bundan dolayı mutlaka başlangıçtan ana yemeğe geçene kadar bir 10 dakikalık mesafe koyulması gerekiyor. Aynı zamanda iftardayken hızlı miktarda su içtiğiniz zaman da şişkinliğiniz artabilir. Buradaki su içimlerinizi daha alımlı bir şekilde tutmaya özen gösterin. İftar başlangıcında mutlaka su içmeyi ve çorba içmeyi unutmayın. Bu durum hem susuzluğunuzu giderir hem de tansiyon düşüklüğünüzü engeller. Çorbalarımız da kremalı çorbalar yerine daha çok tahıllı çorbaları, tavuklu veya sebzeli bir çorba içeriklerini tercih edin. Bizim iftardaki diğer bir noktamız ise, yağlı ve kızartmalı yemekler yerine fırınlanmış, haşlanmış, közlenmiş sebzelerle oluşturulan etli veya tavuklu bir sebzeler tercih edilip yanında ise az yağlı pilavlar veya pilavımız yoksa börek tarzında şeyler tercih edilebilir" şeklinde konuştu.



"İftarda, gazlı içecekler tercih etmemelisiniz"


İftarda gazlı içecek, tatlı ve su tüketimine dikkat edilmesi gerektiğini aktaran Tayşi, "İftarda, gazlı içecekler tercih etmemelisiniz. Çünkü gazlı içecekler kalori miktarlarını arttırır ve kan şekeri dengenizi yükseltebilir. Buna dikkat edelim. iftardan sonra tatlı ihtiyacı ortaya çıkar. Öncelik olarak sütlü tatlılar veya meyvelerden yapılan tatlılar tercih edilebilir. Bunlar ise kış ayında çok tüketilen kabak tatlısı, ayva tatlısı gibi daha yumuşak yiyecek meyvelerden oluşabilir. Mutlaka günde suyumuzun içerisine soda koyalım böylelikle mineral yoğunluğunu da artırmış oluruz, daha da iyi olmuş olur. Mutlaka iftardan sonra, bir saat sonra yürüyüş yapılmalı, kan şekeri dengesini daha iyi sağlar. Bu önerileri dikkate almanızı ve bu şekilde Ramazanı güzel geçirmenizi umut ediyoruz" diye konuştu.



Diyetisyen Tayşi’den Ramazan’da beslenme uyarısı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Almanya’dan cinayet için gelmiş: Ablasını öldürdü eniştesini ağır yaraladı İzmir’de arsa anlaşmazlığı nedeniyle Almanya’dan gelerek ablasını öldürüp eniştesini ağır yaralayan cinayet zanlısı, polis ekiplerine teslim oldu. Olaydan sağ kurtulan adam ve kızı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde katil zanlısının en ağır cezayı alması için adalet çağrısında bulundu. Olay, 7 Şubat sabahı saat 06.00 sıralarında meydana geldi. İddiaya göre, Almanya’dan Türkiye’ye gelen A.Ç., arsa anlaşmazlığı yaşadığı ablası ve eniştesinin evine gitti. Bahçeden gelen sesler üzerine dışarı çıkan Mesut Tarhan (47) omuz bölgesinden bıçaklanırken, yardıma koşan eşi Adile Tarhan (53) da kardeşi tarafından defalarca bıçak darbesi aldı. Adile Tarhan 18, Mesut Tarhan ise 9 bıçak darbesiyle kanlar içerisinde kaldı. Olayın ardından kaçan zanlı daha sonra polise teslim olurken, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Adile Tarhan 2 gün sonra hayatını kaybetti. Yoğun bakımdaki tedavisinin ardından taburcu olan Mesut Tarhan, 26 yıllık eşinin öldüğünü günler sonra öğrendi. "Sırtıma bıçak saplandığını hissettim" Yaşadığı dehşet anlarını anlatan Mesut Tarhan, "O gün gece geç yatmıştık. Saatin tam kaç olduğunu hatırlamıyorum ama yaklaşık 12.30 civarıydı. Eşim beni uyandırdı ve yan taraftan bir ses geldiğini söyledi. Ben tam o sırada kapının kapanma sesini duydum. Bunun üzerine birlikte kalkıp dışarı çıktık. Oturduğumuz ev müstakil olduğu için bahçeye çıktık. Bahçedeki lambalar yanmıyordu; yalnızca kapının önündeki bir lamba açıktı, diğer taraflar karanlıktı. Düz zeminde yürüyordum. Kapının önünden yaklaşık 4-5 metre ilerledikten sonra sağ tarafta zeminin yükseldiği karanlık bir alan var. Tam oraya doğru dönerken bir anda omzuma bir bıçak saplandığını hissettim. O anda sırt üstü yere düştüm. Eşim sağ tarafımdaydı, biraz da gerimde kalıyordu. O sırada saldırgan eşime yöneldi ve ona da üst üste bıçak darbeleri indirdi. Ben kendimi doğrultmaya çalıştım. Yaram hâlâ sıcaktı. O sırada saldırganı gördüm; Aslan Çoban’dı. Kendimi toparlayıp ayağa kalktım, ensesinden tutup yere attım ve elindeki bıçağı almaya çalıştım. Bıçağı almaya çalışırken sağ kolum kesildi. Bıçak onun sağ elindeydi, ben de sağ elimle müdahale ettim. Sağ elim tamamen kesildi. İki parmağım neredeyse kopmuştu, sadece deri parçası tutuyordu. Üç parmağım kesilmişti, sonradan onlara tendon transferi yapıldı" dedi. "Eşimin vefat ettiğini sonradan öğrendim" Tedavi sürecinden bahseden Mesut Tarhan, "Ondan sonrasını hatırlamıyorum. Ne oldu, ne bitti bilmiyorum. Kendime geldiğimde çocukların ve komşumun seslerini duyuyordum. Kızım ambulansı arıyordu. Daha sonra beni ambulansla hastaneye götürdüler. Yaklaşık 5-6 gün entübe kaldım ve o süreçte ne yaşandığını hatırlamıyorum. Ardından 13-14 gün boyunca yoğun bakımda ve serviste yoğun antibiyotik tedavisi gördüm. Geçen hafta taburcu oldum. Kendime geldiğimde hastanedeydim. Doktor bana günün hangi gün olduğunu ve saatin kaç olduğunu sordu, ancak hatırlamıyordum. Sonradan öğrendim ki olay 7 Şubat’ta olmuş. Kendime geldiğimde eşimin vefat ettiğini bilmiyordum. Bunu daha sonra öğrendim" ifadelerini kullandı. "Ortak alınan evin üzerine çökmek istedi" Olayın geçmişine değinen Mesut Tarhan, "Bu olayın arkasında aslında iki yılı aşkın süredir devam eden bir mesele vardı. Biz zaten konuşmuyorduk. Eşim açıkça annesine de söylemişti; ’Huzurumuzu kaçırıyorsunuz, uzak durun’ demişti. Oturduğumuz evi eşimle birlikte almıştık ancak ev onların üzerineydi ve vermiyordu. Bana ’bugün yarın vereceğim’ diyordu ama eşime de vermeyeceğini söylemiş. Eşim ayrıca ona para da vermişti, onu da vermeyeceğini söylemiş. Evet, ortak alınan evi sahiplenmek ve üzerine çökmek istedi. Kendisi o evde oturmuyordu. Yaklaşık iki buçuk yıl önce Almanya’ya kaçmıştı, çocuklarıyla birlikte gitmişti. Benimle bir sorunu yok gibi görünüyordu ama meğer eşimle arasında ciddi sorunlar varmış. Eşim evi istiyormuş, o ise vermiyormuş. ’Annem yanımda kalmak istemedi, sen istemedin’ gibi sudan bahaneler ileri sürüyormuş" diye konuştu. "Cinayet işlemek için Türkiye’ye gelmiş" Saldırganın tehditlerde bulunduğunu belirten Mesut Tarhan, "Almanya’da da sorunlar yaşamış. Psikolojisinin iyi olmadığı söylenmiş. Eşi ve çocuklarıyla birlikte Türkiye’ye dönmek istemiş ancak onlar kabul etmemiş. Onları orada bırakıp tek başına Türkiye’ye gelmiş ve böyle bir olaya kalkışmış. Gelmeden önce bize geldiğini ya da evde olduğumuza dair hiçbir telefon etmedi. Ocak ayının 15’i ya da 16’sında eşimi aramış. Eşim bana söyledi ama telefonu açmamış. Ben de ’Aç, kardeşindir. Bugün kavga edersiniz yarın barışırsınız’ dedim. Eşim de ’Açıyorum ama bana çok ağır küfürler ediyor, tehdit ediyor’ dedi. Daha sonra eşim tekrar konuştuğunda ona ’Ayın birinde geleceğim, orada seni görmeyeyim, öldüreceğim’ dediğini söyledi. Ben de kendisine mesaj yazdım. ’Bir sıkıntı mı var? Varsa konuşalım’ dedim. Bana ’Seninle bir sıkıntım yok, gelince konuşuruz’ diye cevap verdi. Bana açıkçası bu olay çok şaşırtıcı gelmedi. Çünkü aile içinde bu tür meseleler daha önce de yaşanmış. Urfa’da bir evleri var ve o ev yüzünden beş kardeşin hiçbiri birbiriyle konuşmuyor. Ben 2000 yılında evlendim. Yani 26 yıllık eşimi kaybettim. Onu öz kardeşi öldürdü" dedi. "Annem kanlar içindeydi ve babana koş dedi" Olay anını anlatan Sevgi Tarhan (21), "O sırada evdeydim ve en arka odadaki kendi odamda uyuyordum. Kardeşimin seslenmesiyle uyandım. Bana ’Dayım geldi, annemle babam yaralı, kapının önündeler’ dedi. İlk başta gürültüyü duymamıştım ama yataktan kalktıktan sonra annemin bağırışını duydum. Hemen telefonumu şarjdan alıp kapıya doğru koşmak istedim. Tam o sırada annem içeri girdi. Annem kanlar içindeydi ve bana ’Babana koş’ diye bağırdı. O anda babamın yaralandığını düşündüm. Kapının önüne çıktım. Tam o sırada babam bana doğru yürüyordu. Birkaç adım attıktan sonra bayıldı. Babam bayılırken onu tuttum. Yaralarına tampon uyguladım ve kanamanın durması için baskı yaptım. Kardeşime seslenerek telefonu getirmesini söyledim ve ambulansı aradım. Aynı zamanda ailemizi de arayıp haber verdim. Babama baskı uygularken annem içeriden komşuları aradı. Komşu geldi. Ona babamın yarasına nasıl baskı yapması gerektiğini gösterdim ve babamı ona bıraktım. Daha sonra anneme bakmak için içeri koştum" sözlerini kaydetti. "Dayını yaptı kızım dedi ve bayıldı" Sağlık ekipleri gelene kadar ailesine müdahale ettiğini söyleyen Sevgi Tarhan, "İlk çıktığımda kapının önünde saldırganı görmemiştim. Babam tek başınaydı ve bana doğru yürüyüp kapının önünde yere yığılmıştı. Çok kısa bir süre içinde olmuştu her şey. Babamın bilincinin kapalı olduğunu fark ettim. O sırada annem ayaktaydı ve konuşuyordu. Babam bir ara kendine gelir gibi oldu ve ’Dayını yaptı kızım, dayını yaptı’ dedi. Yaralarına baskı yaparken acıdan bağırıyordu. Komşuya ’Sen tut’ dedim, ’Ben anneme bakmam lazım’ dedim ve içeri koştum. Annemin üstündeki tişört ilk gördüğümde hafif kanlıydı. Ancak içeri girdiğimde tişörtünün tamamen kana bulandığını gördüm. Tişörtünü kaldırdığımda daha derin yaralarının olduğunu fark ettim. O sırada ambulans çok kısa sürede geldi. Yaklaşık 5-6 dakika içinde olay yerine ulaştılar. Ondan sonrasını sağlık ekiplerine bıraktık" dedi. "8 Mart’ta annem için adalet istiyorum" Annesini kaybettiği için büyük üzüntü duyduğunu ifade eden Sevgi Tarhan, "Daha önce hayatımda böyle büyük bir korku yaşamamıştım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bir yandan şok içindeydim, bir yandan da müdahale etmeye çalışıyordum. Dayımın böyle bir şey yapabileceğini hiç düşünmemiştim. Kapının önüne çıktığımda annemle babamı kanlar içinde görünce büyük bir şok yaşadım. Olay 7 Şubat’ta oldu. Annem ise 9 Şubat sabahı saat 05.30’da hayatını kaybetti. Çok garip bir durumdu. Bir yandan annemi kaybetmenin acısını yaşıyorum, diğer yandan babamın hayatta olduğu haberini alıyoruz. Çok karmaşık duygular içerisindeydik. Ben dayımın suçunun en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Annemi elimizden aldı. Babam da ağır yaralandı. Almanya’dan Türkiye’ye cinayet işlemek için gelmiş. Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve ben annemi katleden kişinin en ağır cezayı almasını istiyorum. Bunun için ne gerekiyorsa yapılmasını istiyorum" ifadelerini kullandı.
İzmir İzmir’de taksi direksiyonunda kadın gücü İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Erkan Özkan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kadınları taksi şoförü olmaya davet etti. İzmir’de 5 yıldır taksicilik yapan Tuğba Bozkurt ise kadınların direksiyon başında olmasının müşterilere büyük güven verdiğini belirtti. Dünya genelinde kutlanan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların iş gücündeki yerini ve önemini bir kez daha gündeme getiriyor. Hayatın her alanında aktif rol alan kadınlar, zorlu bir meslek olarak bilinen taksicilik sektöründe de başarıyla görev yapıyor. Kadınların çalışma azmi ve gücü taksi duraklarında da kendini gösterirken, kadın şoförler trafikteki dikkatleri ve yolculara verdikleri güvenle öne çıkıyor. "Kadın sürücüleri bekliyoruz" İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası Başkanı Erkan Özkan, kadınların hayatın her alanında varlık gösterdiğini belirterek, "Sektörümüzde de kadınlarımızı görmek bize ayrıca mutluluk veriyor. Kadının elinin değdiği her yer çok daha mükemmel, verimli ve güzel oluyor. Kadının şefkat eli daha fazla hissediliyor. İzmir’de 5 yıldır taksi şoförlüğü yapan Tuğba hanımı örnek gösteriyoruz. Kendisini tebrik ederek topluma bir mesaj vermek istiyoruz. Taksi direksiyonunda çok daha fazla kadın sürücü görmek istiyoruz. Kadınlarımızın olduğu yerde disiplin, saygı, sevgi ve şefkat oluyor. Biz de bunları müşterilerimize yansıtmak istiyoruz. İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası olarak bu konuda öncülük yapmak istiyoruz. Kadın sürücüleri odamıza bekliyoruz. Şoför tanıtım kartı alım süreçlerinde kadınlara gereken kamusal kolaylığı sağlayacağız. ESHOT araçlarında ve şehirlerarası otobüslerde olduğu gibi İzmir sokaklarındaki sarı taksilerde de kadın sürücüleri direksiyon başında görmek bizi mutlu edecek. Şu an İzmir’de 6 veya 7 kadın taksi şoförümüz bulunuyor. Biz bu sayının artmasını ümit ediyoruz. İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası olarak, şoför tanıtım kartları hususunda Esnaf Birliği ile birlikte kadın sürücülerimize destek olacağımızı beyan ediyorum" dedi. "Kadın şoförler güven veriyor" İzmir’de 5 yıldır taksi şoförlüğü yapan Tuğba Bozkurt, kadınların direksiyon başında bir hemcinslerini gördüklerinde büyük mutluluk duyduklarını vurgulayarak, "Kadınlarımız kendilerini çok güvende hissediyor. Yaşlılar ve küçük kız çocukları da aynı güveni duyuyor. Aileler çocuklarını gönül rahatlığıyla bize teslim ediyor. Bu görevi üstlendiğim için çok mutluyum. Mesleğin teknik ve fiziki birçok zorluğu bulunuyor. Profesyonellik tam da bu noktalarda devreye giriyor. Bir gün İzmir Otogarı’ndaki yangının ortasında kaldım. Arabada yolcularım vardı. Hemen ceketimi yırtıp ıslattım. Camları kapatıp yüzümüzü bağladık ve yolcularımı o yangından sağ salim çıkardım. Olayın ardından yarım saat kendime gelemedim. Ancak önemli olan yangın bölgesinden güvenle geçmek ve görevimizi sonuna kadar eksiksiz icra etmekti. Bunun gururunu yaşıyorum" diye konuştu. "Yeri geldiğinde ambulans şoförü, yeri geldiğinde itfaiyeci de olabiliyoruz" Taksi şoförü deyip geçmemek gerektiğinin altını çizen Bozkurt, "Bir keresinde yapay kalbi olan ve pili bittiği için aracımda fenalaşan bir yolcuyu hastaneye yetiştirdim. Biz yeri geldiğinde ambulans şoförü, yeri geldiğinde itfaiyeci de olabiliyoruz. Yolda giderken kilit arızası nedeniyle kaput açılabiliyor. Ön cam kırılabiliyor. Ellerinize camlar batabiliyor. Ancak siz o yolcuyu sağ salim evine ulaştırmak zorundasınız. 25 yıllık şoförlük ve 5 yıllık taksicilik geçmişimle bu konuda iyi olduğumu düşünüyorum. Kendine güvenen tüm kadınlarımızı Şoförler Odası’na bekliyoruz. Avrupa’daki kadınların başardığı her şeyi Türkiye’deki güçlü kadınlar da rahatlıkla yapabilir. Güçlü kadın unvanını taşımak tam da buradan geliyor. Elbette herkesin yapabileceği bir iş değil. Araca binen yolcunun beden dilini çok iyi okumanız ve mutlaka yakın savunma bilmeniz gerekiyor. Taksicilik kolay değil. Şoförlüğünüzün de çok üst düzey olması şart. Bütün araçlarımızda ses ve kamera kaydı bulunuyor. Emniyet güçlerimiz ve Gece Kartalları her zaman yanımızda. Gece Kartalları, kadın şoför gördükleri zaman aracı mutlaka durdurup yanımızdaki yolcuları sorguluyorlar. Bu meslekte korkulacak hiçbir şey yok. Kadınların kendilerine güvenmeleri ve ’yaparım’ demeleri her şeyin başlangıcı olabilir" ifadelerini kullandı.
Osmaniye Osmaniye’de öğrenciler Kadınlar Günü’nde gül şeklinde mum dağıttı Osmaniye’de üniversite öğrencileri, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla üniversite kampüsünde öğrencilere gül şeklinde kokulu mum dağıttı. Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Arkeoloji Kulübü öğrencileri, üniversite kampüsünde gerçekleştirilen etkinlikte Kadınlar Günü’nün anlam ve önemine dikkat çekmek amacıyla hazırladıkları gül şeklindeki kokulu mumları öğrencilere hediye etti. Kampüs içerisinde gerçekleştirilen etkinlikte öğrenciler dağıtılan hediyelerden dolayı memnuniyetlerini dile getirirken, etkinlik renkli görüntülere sahne oldu. Arkeoloji Kulübü öğrencileri, kadınların toplumdaki önemine dikkat çekmek ve Kadınlar Günü’nü anlamlı bir şekilde kutlamak amacıyla böyle bir etkinlik düzenlediklerini belirtti. Hayatımızın her alanında bizlerin yanında olan kadınlarımıza ufakta olsa teşekkür etmek istedik diyen Kulüp Başkanı Emre Taylı, "Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Arkeoloji Kulübü olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için hayatımızın her alanında destekçimiz ve yardımcımız olan fedakarlığı, emeği ve zarafetiyle bilim ve sanata kadar hayatın her alanında var olan Türk kadını geçmişten bugüne güçlü duruşuyla hayatımızın her alanına aydınlatmaktadır. Türk kadını tarih boyunca milletin temeli olmuştur. Bilimden sanata her alanda bulunan kadınlarımız için küçük birer hediye dağıttık. Hayatımızın her alanında bize destekçi olan kadınlarımıza, annelerimize minnettarız" Dedi.
Kocaeli Bir zamanlar Türkiye’nin kağıdını üretiyordu, şimdi tarihini anlatıyor Kocaeli’de bulunan Seka Kağıt Müzesi, 1934’ten 1990’lı yıllara kadar kullanılan dev üretim makineleriyle Türkiye’nin kağıt sanayisindeki tarihi gelişimini ziyaretçilerine sunuyor. 70 metrelik kağıt makinesi, tonlarca ağırlığındaki çelik silindirler, Alman üretimi hamur sistemleri ve dönemin enerji panoları müzenin en dikkat çeken bölümleri arasında yer alıyor. Dünyanın en büyük kağıt müzesi olma özelliğini taşıyan 12 bin 345 metrekarelik alanda kurulu 4 katlı ve 18 salonlu yapı, endüstriyel mirası gelecek nesillere aktarıyor. Türkiye’nin kağıt ihtiyacının önemli bir bölümünü uzun yıllar boyunca karşılayan ve binlerce kişiye istihdam sağlayan tesis, 2004 yılında faaliyetini durdurmasının ardından uygulanan endüstriyel dönüşüm projesiyle 2016’da müze olarak hizmete açıldı. Müzenin sergi alanlarında 70 metre uzunluğundaki kağıt makinesi, tonlarca ağırlığındaki çelik silindirler, hamur sistemleri ve dönemin enerji panoları öne çıkıyor. "Bu makineler ileri mühendislik örneği" Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şefi Hüseyin Saban, müzede sergilenen makinelerin dönemin ileri mühendislik örnekleri olduğunu belirtti. Makinelerin yaklaşık yüzde 90’ının Alman menşeli olduğunu aktaran Saban, "1934’lü yıllarda Almanya’dan trenlerle getirilen parçalar burada monte edildi. O dönemin endüstriyel üretim standartlarına göre oldukça gelişmiş bir sistem kurulmuş" dedi. "Türkiye’nin ilk kağıt mühendisleri ve ustaları burada yetişti" İlk yıllarda üretim hattında Alman mühendislerin görev yaptığını, kurulum ve ilk işletme süreçlerinin onların kontrolünde yürütüldüğünü anlatan Saban, aynı dönemde Türk gençlerinin de çıraklık ve kalfalık sistemiyle üretim hattında eğitim aldığını kaydederek, "1950’li yıllara gelindiğinde tesis tamamen Türk mühendis ve ustaların kontrolüne geçti. Yani burada yalnızca kağıt üretilmedi; aynı zamanda Türkiye’nin ilk kağıt mühendisleri ve ustaları da yetişti" diye konuştu. Tek başına üretim hattı: 1 numaralı kağıt makinesi Fabrikanın en eski üretim hattını oluşturan "1 numaralı kağıt makinesi" hakkında teknik bilgiler veren Saban, J.M. Voith firmasına ait 1934 yapımı makinenin 70 metre uzunluğunda ve 2,65 metre eninde olduğunu dile getirdi. Saban, makinenin tek başına komple bir üretim hattı gibi çalıştığını belirterek, şöyle konuştu: "Sistem; oluşum bölümü, pres sistemi, 48 kurutma silindiri ve perdah kalenderden oluşuyor. Tüm üniteler mekanik olarak senkronize çalışacak şekilde tasarlanmış. Hamur ilk olarak tel bölümünde ince bir tabaka halinde yayılıyor. Vakum sistemiyle suyun büyük kısmı burada uzaklaştırılıyor. Ardından pres bölümünde mekanik basınç uygulanarak nem oranı düşürülüyor. Daha sonra 48 silindirli kurutma grubuna giriyor. Silindirler kademeli ısı transferi sağlayarak kağıdın kontrollü şekilde kurumasını sağlıyor. Son aşamada kalender bölümünde yüzey düzgünlüğü ve kalınlık standardı sağlanarak bobin haline getiriliyor." Hamur hazırlamada fiziksel parçalama süreci Hamur hattındaki makinelerin üretim kalitesi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Saban, "Schleifer makinesi"nin tomrukları yüksek mukavemetli taş sistemiyle mekanik olarak liflerine ayırdığını, bunun tamamen fiziksel bir parçalama süreci olduğunu anlattı. Liflerin daha sonra teksif makinelerinde elenerek yabancı maddelerden arındırıldığını ifade eden Saban, "Refiner’lar lifleri saçaklandırarak yüzey alanını artırıyor. Liflerin birbirine tutunma kapasitesi bu aşamada yükseliyor. Bu da doğrudan kağıdın mukavemet değerini etkiliyor. Yani dayanıklılık burada belirleniyor. Politiks çoklu karıştırıcı sistemdir. Hamurun homojenliği, yoğunluğu ve katkı maddelerinin dağılımı bu aşamada kontrol edilir. Üretimde kalite standardının korunması için kritik bir ünitedir" şeklinde konuştu. Saban, enerji altyapısının da mekanik üretim sistemine entegre planlandığını bildirerek, sözlerini şöyle tamamladı: "1934’lü yıllara ait Siemens marka elektrik panosu hala sergileniyor. Alternatörle üretilen enerji bu pano üzerinden dağıtılıyordu. Güç santrali sistemi, beş ayrı üretim hattına enerji sağlayacak şekilde tasarlanmıştı. Schleifer’den başlayan süreç, teksif, refiner ve hamur depoları üzerinden 1 numaralı kağıt makinesine ulaşıyordu. Tüm makineler entegre bir sistem olarak çalışarak üretimi tamamlıyordu. Bu yapı, döneminin tam anlamıyla endüstriyel mühendislik örneğidir."
İzmir Çiğli’deki trafik yükü azalacak İzmir Büyükşehir Belediyesi, Çiğli Ataşehir ile Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ni birbirine bağlayacak Çiğli Kipa Taşıt Köprüsü’nün yapımına başladı. Köprü tamamlandığında çevre yolundaki trafik yükü azalacak. Üç kilometrelik güzergah 100 metreye düşecek; hastane ve fabrikaların yoğun olduğu bölgede ulaşım süresi 15 dakikadan 1 dakikaya inecek. Böylece acil müdahale araçlarının bölgeye erişimi de önemli ölçüde hızlanacak. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın kent trafiğindeki düğümleri çözmeye yönelik ulaşım yatırımlarından biri daha hayata geçirildi. Çiğli Ataşehir Mahallesi ile Atatürk Organize Sanayi Bölgesi’ni (AOSB) dere üzerinden birbirine bağlayacak Çiğli Kipa Taşıt Köprüsü’nün yapımına başlandı. Tamamlandığında çok sayıda hastane ve sağlık kuruluşunun yer aldığı Ataşehir Mahallesi’ne ulaşımı büyük ölçüde rahatlatacak köprü sayesinde yaklaşık 3 kilometrelik güzergah 100 metreye; trafik süresi ise 15 dakikadan 1 dakikaya düşecek. Çevre yolunun yükü iki projeyle hafifleyecek AOSB ve Çiğli Kipa’ya ulaşımı kolaylaştıracak köprü ile Caher Dudayev Bulvarı ve çevre yolu üzerindeki trafik yükü alternatif bağlantıyla azalmış olacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eş zamanlı sürdürdüğü Şemikler Taşıt Üst Geçidi Projesi’nin de tamamlanmasıyla, uzun yıllardır sıkışıklığa neden olan çevre yolunun Çiğli-Karşıyaka aksı büyük ölçüde rahatlayacak. İtfaiye ve ambulans ulaşımı hızlanacak Yol Yapım Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığı İnşaat Mühendisi Aşkın Şenyürekli, Çiğli Kipa Alışveriş Merkezi’nin bulunduğu bölgede Ataşehir’deki hastane yoğunluğuna hizmet edecek çelik bir taşıt üst geçidi inşa ettiklerini belirterek, "Bu köprünün öncelikli amacı ambulans ve itfaiye araçlarının hızlı erişimini sağlamak. Şu anda bölgeye gelen araçlar çevre yolunu kullanarak uzun bir güzergah kat etmek zorunda kalıyor. Özellikle fabrika giriş-çıkış saatlerinde ciddi trafik oluşuyor. Yapacağımız düzenlemeyle mesafe 100 metreye inecek ve ulaşım 1 dakika içinde sağlanabilecek. Böylece çevre yolundaki yoğunluk da önemli ölçüde azalacak" dedi. Afete dayanıklı uzun ömürlü çelik köprü İzmir’in deprem bölgesi olduğunu hatırlatan Şenyürekli, köprünün Türkiye’nin güncel deprem yönetmeliğine uygun olarak projelendirildiğini vurgulayarak, "Fore kazık ve derin karıştırma yöntemiyle zemin güçlendirmeleri planlandı, çelik imalatlarımız başladı. Çalışmalar yaklaşık bir yıl sürecek. Zemin sıvılaşmasına karşı gerekli önlemleri aldık. Yaklaşım duvarlarının kalıp ve demir imalatına başladık, önümüzdeki günlerde zemin ve çelik imalatları hız kazanacak. Dayanıklı ve uzun ömürlü bir köprü inşa ediyoruz. Tamamlandığında İzmir’e uzun yıllar hizmet edecek. Planladığımız süreden daha kısa sürede bitirerek bir an önce hizmete açmayı hedefliyoruz" diye konuştu. Bisiklet ve yaya yolu da yer alacak Çiğli Ataşehir Mahallesi’nde yapımına başlanan köprü, Çiğli KİPA Alışveriş Merkezi’nin bulunduğu 8280 Sokak ile Ataşehir Mahallesi’ne yeni giriş sağlayacak 8019/14 Sokak’ı birbirine bağlayacak. Yaklaşık 65 metre uzunluğunda ve 13 metre genişliğinde inşa edilecek çelik köprüde, tek gidiş-tek geliş olmak üzere iki şeritli taşıt yolu ile birlikte bisiklet ve yaya yolu da yer alacak.