SAĞLIK
Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği 03 Nisan 2026 Cuma - 14:45:25 Bursa Büyükşehir Belediyesi, sosyal güvencesi bulunmayan Tip 1 diyabet hastası üniversite öğrencilerine yönelik, ‘Şeker Sensörü Desteği’ başlatıyor. Bursa’da gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve gelecek kaygısı yaşamaması için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçiriyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde hayata geçirilen ‘Sürekli Glikoz Ölçüm Sensörü’ desteğiyle, üniversitelerin örgün eğitim programlarında öğrenim gören 18 yaş üzerindeki Tip 1 diyabetli gençlerin, kan şekeri seviyelerini gün içerisinde anlık olarak takip edebilmesi amaçlanıyor. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu sensörler yalnızca 2-18 yaş aralığındaki hastalar için karşılanırken, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programıyla önemli bir sorun daha çözüme kavuşturulmuş olacak. Projeye, 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında başvurular alınacak. Projeden yararlanmak isteyen öğrencilerin Bursa’da ikamet etmesi, 18 yaşını doldurmuş olması, Tip 1 diyabet tanısına sahip bulunması ve üniversitelerin örgün eğitim programlarında aktif olarak öğrenim görmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecinin ardından uygun bulunan öğrencilere sensör desteği sağlanacak. Başvurular için https://www.bursa.bel.tr/form/?form_id=b8b53cd277 adresi ziyaret edilebilir.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:44 Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
03 Nisan 2026 Cuma - 14:02 Sağlık çalışanları bu kez hayat kurtarmak için sevdiklerini aradı Samsun’da "Biri kalbe, diğeri hayata dokunur" mottosuyla yola çıkılan çalışmada sağlık personeli, mesai saatleri içinde yakınlarını arayarak hem sevgilerini dile getirdi hem de kanser taramalarının önemini hatırlattı. "İkisini de söyle" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü "Ulusal Kanser Haftası" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla ezber bozan bir etkinliğe imza attı. Kampanya kapsamında paylaşılan sloganlarda, "Seni çok seviyorum" demenin manevi değeri ile "Kanser taramanı yaptırdın mı" sorusunun hayati önemi birleştirildi. Erken teşhisin kanserle mücadeledeki yüzde 100’e yakın başarı oranına dikkat çekilen çalışmada, sevdiklerimizin sağlığını korumanın da bir sevgi ifadesi olduğu vurgulandı. "Taramalar ücretsiz olarak yapılıyor" Etkinlik hakkında bilgi veren Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Suvacı, "1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında sağlık çalışanlarımızla birlikte sevdiğimiz arkadaşlarımızı aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Kuru kuru sevmeyelim; sevdiklerimizin sağlığı bizim için önemlidir. Kanser taramalarımızı yaptırmalıyız. Erken tanı hayat kurtarır. Dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanser, aslında önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı ile hayat kurtarabiliriz. Sevdiklerimizin kanser taramalarını hatırlatalım. Bizler sağlık çalışanları olarak sevdiklerimizi aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Sizler de sevdiklerinizi kanser taramaları için KETEM’lere, sağlıklı hayat merkezlerine, toplum sağlığı ve aile sağlığı merkezlerine yönlendirin. Bugün 1 dakika ayırırsanız, kanser taramalarınız için bu, size belki kocaman bir ömür olarak geri dönecektir. Bizler üç farklı kanser taraması yapmaktayız: 30-65 yaş arası kadınları rahim ağzı kanseri için, 40-69 yaş arası kadınları meme kanseri için 50-70 yaş arası hem kadın hem erkek hastaları kalın bağırsak kanseri taraması için merkezlerimize bekliyoruz" dedi.
03 Nisan 2026 Cuma - 14:00 Gördes Huzurevi’nde hem sağlık taraması hem moral etkinliği Manisa’nın Gördes ilçesinde huzurevi sakinlerine yönelik düzenlenen kapsamlı sağlık taramasında yaşlı bireylerin sağlık durumları kontrol edilirken, program doğum günü kutlamaları ve kültürel etkinliklerle renklendi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri ile İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Gördes Huzurevi sakinlerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirildi. Program kapsamında huzurevi sakinlerine kanser taramaları, psikolojik danışmanlık hizmetleri ve obezite taramaları yapılarak genel sağlık durumları değerlendirildi. Gördes Huzurevi’nde düzenlenen programa, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uz. Dr. Metin Gümüş, Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Ümit Atman, İlçe Sağlık Müdürü Emrullah Demirel, Gördes Devlet Hastanesi Başhekimi Nöroloji Uzmanı Bahadır Erdoğan ile sağlık personeli katıldı. Huzurevi Müdürü Hakkı Altunkeyik, "Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı ekiplerimiz tarafından huzurevi sakinlerimize yönelik anlamlı bir sağlık etkinliği gerçekleştirdik. Amacımız, büyüklerimizin sağlığını korumak ve düzenli kontrollerini aksatmadan sürdürmektir. Bu kapsamda her yıl düzenli olarak kanser ve obezite taramalarını gerçekleştiriyoruz. Bugün bizleri yalnız bırakmayan tüm sağlık yöneticilerimize ve fedakâr sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Sağlık taramasının ardından huzurevi sakinlerinin doğum günleri kutlanarak pasta kesildi. Programın devamında ise Gördes Kültür ve Doğa Derneği tarafından yöresel türküler seslendirilip halk oyunları sergilendi. Sağlık hizmetleri ile kültürel etkinliklerin bir araya geldiği program, huzurevi sakinlerine hem sağlık hem de moral açısından destek sağladı.
Dakikalar hayat kurtarıyor: İnmede erken müdahale büyük önem taşıyor
07 Kasım 2025 Cuma - 13:12 Dakikalar hayat kurtarıyor: İnmede erken müdahale büyük önem taşıyor İnmede dakikalar hayat kurtarırken, erken müdahale büyük önem taşıyor. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Çabalar, inmenin erken tanısı ve tedavisinin hayat kurtardığını belirterek, "İnme (felç), beyne giden kan akışının ani bir şekilde kesilmesi ya da beyin damarlarında kanama meydana gelmesi sonucu ortaya çıkan, acil müdahale gerektiren nörolojik bir durumdur. Beyin hücreleri oksijen ve besin alamadığında dakikalar içinde hasar görmeye başlar" dedi. İnmenin iki ana türde görüldüğünün altını çizen Çabalar, "İskemik inme, beyin damarının tıkanması sonucu oluşur. İnme vakalarının yaklaşık yüzde 80’i bu türdedir. Hemorajik inme, beyin damarının yırtılıp kanamasıyla oluşur. Daha az görülür ancak ölüm riski daha yüksektir. İnme genellikle ani başlayan belirtilerle kendini gösterir. Yüzde kayma veya asimetri, konuşma bozukluğu veya kelimeleri bulmada zorlanma, kol veya bacakta güçsüzlük ya da hissizlik (özellikle vücudun bir tarafında), görme bulanıklığı veya çift görme, şiddetli baş ağrısı ve denge kaybı inmenin belirtileridir" dedi. Erken tanı için F.A.S.T. kuralının hayati önem taşıdığını belirten Çabalar, "F (Face): Yüzde kayma var mı?, A (Arms): Kollarını kaldırabiliyor mu?, S (Speech): Konuşması anlaşılır mı?, T (Time): Bu belirtiler varsa zaman kaybetmeden 112 Acil Servis aranmalıdır. İnme şüphesi olan kişiye asla yemek veya su verilmemeli, uyutulmamalı ve vakit kaybetmeden acil servise ulaşılmalıdır. İnmede her dakika, beynin kurtarılabilecek hücreleri için kritik önemdedir. İnmede her dakika önemlidir çünkü her geçen dakikada milyonlarca beyin hücresi kaybedilir. Erken tanı konulan hastalarda, pıhtı çözücü tedavi ve girişimsel yöntemlerle kalıcı hasar riski büyük ölçüde azaltılabilir" dedi. Çabalar, inmeden korunmak için şu tavsiyelerde bulundu: "Tansiyon, kolesterol ve kan şekeri düzenli kontrol edilmelidir. Sigara ve alkol kullanımından kaçınılmalıdır. Düzenli egzersiz yapılmalı, ideal kilo korunmalıdır. Sebze, meyve ve tam tahıllardan zengin beslenilmelidir. Stres yönetimi ve düzenli uyku ihmal edilmemelidir". Çabalar, inme riskini artıran faktörleri şöyle sıraladı: "Hipertansiyon Diyabet Kalp hastalıkları Obezite Yüksek kolesterol Hareketsiz yaşam tarzı Sigara ve alkol kullanımı". Çabalar, inme tedavisinde kullanılan yöntemleri şöyle sıraladı: "Trombolitik (pıhtı çözücü) tedavi: Belirtilerin başlamasından sonraki ilk 4,5 saat içinde uygulanabilir. Mekanik trombektomi: Damar tıkanıklığının kateterle açılması işlemi. Yoğun bakım ve rehabilitasyon desteği: Beyin fonksiyonlarının yeniden kazanılmasına yardımcı olur". İnme sonrası rehabilitasyonun önemi Çabalar, "İnme sonrası süreçte fizik tedavi, konuşma terapisi ve psikolojik destek büyük önem taşır. Bu süreç, hastanın günlük yaşamına bağımsız şekilde dönebilmesini sağlar. Hasta yakınlarının sabırlı, destekleyici ve motive edici tutumu iyileşme sürecini hızlandırır. Ailenin doğru bilgilendirilmesi, hastanın moralini ve tedaviye uyumunu güçlendirir. Doğru tedavi ve düzenli takip ile birçok inme hastası yeniden aktif ve üretken bir yaşam sürdürebilmektedir. Yaşam tarzı değişiklikleri, risk faktörlerinin kontrolü ve düzenli hekim takibi kalıcı iyileşmede anahtardır" diye konuştu.
Bakan Memişoğlu: "Organ bağışında biz 149 merkeziyle dünyada örnek olan bir ülkeyiz"
07 Kasım 2025 Cuma - 12:49 Bakan Memişoğlu: "Organ bağışında biz 149 merkeziyle dünyada örnek olan bir ülkeyiz" Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Türkiye’nin organ bağışı konusunda Dünyada örnek bir ülke olduğunu söyleyerek, "Elektronik sistemde artık e-Nabız üzerinden e-Devlet kimlik doğrulamasıyla isteyen herkes organlarını bağışlayabiliyor. Organları bağışlamak esasında öldükten sonra, yaşamınızın sonunda dâhil bir insana can verebiliyorsunuz, iyilik yapabiliyorsunuz. Bu konuda biz dünyanın en iyi altyapısına, insan gücüne sahibiz ve nakil konusunda da 149 merkeziyle dünyada örnek olan bir ülkeyi" dedi. Bakan Memişoğlu, yerinde inceleme ve değerlendirme yapmak amacıyla Afyonkarahisar’a geldi. Bakan Memişoğlu, il gezisinde önce Afyonkarahisar Valisi Doç. Dr. Kübra Güran Yiğitbaşı ve ildeki yetkililerle görüşen Bakan Memişoğlu ardından valilikte basın açıklaması yaptı. Afyonkarahisar’ın son 20 senede sağlık hizmetleri anlamında çok büyük gelişim gösterdiğini belirten Bakan Memişoğlu, Afyonkarahisar’da toplam 24 hastane olduğunu, ayrıca ilde sağlık hizmetlerini iyi sunan bir insan gücünün olduğunu vurguladı. Afyonkarahisar’da yapılacak sağlık yatırımlarından bahseden Bakan Memişoğlu, Emirdağ Devlet Hastanesinin 2026 yılının başında hizmete açılacağını duyurdu. "Sağlıklı Hayat Merkezleri bir çok mahallede" Bakan Memişoğlu, ücretsiz hizmet veren Sağlıklı Hayat Merkezlerini (SHM) koruyucu sağlığın önemli unsurları olarak gördüklerini çünkü bu merkezlerin mahallelerde bulunması dolayısıyla insanların diyetisyen, psikolog, fizyoterapist ve çocuk gelişimciye rahatlıkla ulaşabildiği SHM’lerde vatandaşlara spor-egzersiz öğretildiği, kişilerin diş bakımı ve kanser taramalarının yapıldığını ifade etti. Afyonkarahisar’da dört tane Sağlıklı Hayat Merkezi olduğu bilgisini paylaşan Bakan Memişoğlu, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS)’den SHM’lere randevu alınabileceğini söyledi. "Türkiye’nin maalesef akciğer kanseri konusunda dünyada ilk üçte" Kasım ayının ’Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı’ olduğunu belirten Bakan Memişoğlu, "Ben bağımlılıktan uzak kalınmasını çünkü Türkiye’nin maalesef akciğer kanseri konusunda dünyada ilk üçte olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Sigara bunun en büyük nedeni, tütün kullanımı. Bu konuda da toplumun farkında olmasını, hep beraber sigarayı bırakmak için çaba harcamamız gerektiğini, bunun için de mobil araçlarımızla insanlarımızın yanına gittiğimizi ve bu araçları gören sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlarımızın bu konuda ekiplerimizle beraber bu iradeyi göstermesini ve sağlıklı kalmaları için sigaradan kurtulmalarını bekliyoruz" dedi. "e-Devlet kimlik doğrulamasıyla isteyen herkes organlarını bağışlayabiliyor" Bakan Memişoğlu, 4 Kasım 2025 Salı günü, Ankara Bilkent Şehir Hastanesinde düzenlenen Organ Bağışı Haftası Farkındalık Toplantısı’nda tüm organlarını bağışladığını kaydederek, "Elektronik sistemde artık e-Nabız üzerinden e-Devlet kimlik doğrulamasıyla isteyen herkes organlarını bağışlayabiliyor. Organları bağışlamak esasında öldükten sonra, yaşamınızın sonunda dâhil bir insana can verebiliyorsunuz, iyilik yapabiliyorsunuz. Bu konuda biz dünyanın en iyi altyapısına, insan gücüne sahibiz ve nakil konusunda da 149 merkeziyle dünyada örnek olan bir ülkeyiz. Ama bu nakillerimizin çoğunu canlıdan yapıyoruz. Yani canlının karaciğerinin yarısını alıyoruz, böbreğinin bir tanesini alıyoruz. İnsanlar bu kadar özveriliyken lütfen organlarını bağışlasınlar, onlar hayatlarını kaybettikten sonra organları kullanılabilsin. Bu büyük bir iyilik ve mutluluk kaynağı. Onun için ben insanlarımızdan organlarını bağışlamasını, özellikle e-Devlet üzerinden bunu yapmalarını bekliyorum." "Organ bekleyen veya organ nakli olan insanlarımıza pozitif ayrımcılık tanıyoruz" Bakan Memişoğlu, organ bağışında bulunan kişinin beyin ölümü gerçekleşip organları nakil işlemleri için kullanıldıktan sonra o kişinin birinci derece yakınlarının organ bağışı listesinde acil organ bekleyenler haricinde öncelikli olacağı bilgisini sözlerine ekleyerek şöyle devam etti: "Şimdi başka bir şey daha yaptık organ bekleyen veya organ nakli olan insanlarımızı da randevu sisteminde (MHRS) önceliğe aldık. Bundan sonra bu konuda da onlara pozitif ayrımcılık yapacağız."
Periodontitis tedavisinde yenilikçi yaklaşım; Tübitak’tan destek almaya hak kazandı
07 Kasım 2025 Cuma - 12:39 Periodontitis tedavisinde yenilikçi yaklaşım; Tübitak’tan destek almaya hak kazandı Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Didem Özkal Eminoğlu’nun yürütücülüğünü üstlendiği "Deneysel Periodontitis Oluşturulan Sıçanlarda Subgingival İrrigasyon ile Moleküler İyot (I) Uygulamasının Alveoler Kemik Kaybı, İnflamasyon ve Oksidatif Stres Üzerine Etkilerinin TLR4/NF-B Yolağı Aracılığıyla Değerlendirilmesi" başlıklı proje, TÜBİTAK 3501-Kariyer Geliştirme Programı kapsamında yapılan bilimsel değerlendirme sonucunda desteklenmeye hak kazandı. Diş eti hastalıklarının en önemli türlerinden biri olan periodontitisin tedavisinde yenilikçi yaklaşımlar geliştirmeyi hedefleyen proje, moleküler iyot (I) kullanımının antioksidan ve antiinflamatuar etkilerini biyokimyasal ve histopatolojik yöntemlerle inceleyerek ağız sağlığı alanında yeni bir tedavi perspektifi sunmayı amaçlıyor. Deneysel düzeyde yürütülecek bu özgün çalışma, ağız ve diş sağlığı biliminde hem yerli hem de evrensel ölçekte katkı sağlayabilecek nitelikte görülüyor. Üniversitenin bilimsel vizyonuna katkı Atatürk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu, TÜBİTAK tarafından desteklenmeye hak kazanan projesi dolayısıyla Doç. Dr. Didem Özkal Eminoğlu’nu ziyaret ederek tebriklerini iletti. Prof. Dr. Çavuşoğlu, Atatürk Üniversitesinin bilimsel üretkenliği teşvik eden, genç akademisyenleri destekleyen bir araştırma ekosistemine sahip olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: "Üniversitemiz, araştırmacı kimliğiyle öne çıkan akademisyenlerinin yürüttüğü projelerle hem ülkemiz hem de bilim dünyası için önemli katkılar sunmaktadır. Bu tür çalışmalar, bilimsel gelişimin yanı sıra toplumsal faydayı da önceleyen üniversite vizyonumuzun güçlü birer göstergesidir." "Köklü akademik geleneğin içinde yer almaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum" Proje hakkında değerlendirmede bulunan Doç. Dr. Didem Özkal Eminoğlu ise Atatürk Üniversitesinin köklü akademik geleneği içinde yer almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek şu ifadeleri kullandı: "Bilimsel üretkenliği ve köklü akademik geleneğiyle ülkemizin öncü kurumlarından biri olan Atatürk Üniversitesi bünyesinde çalışmaktan büyük bir gurur duyuyorum. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adını taşıyan bir üniversitede, onun kadınlara açtığı eğitim ve bilim yolunda ilerlemek benim için hem bir onur hem de bir sorumluluk kaynağıdır. Bu proje, yalnızca akademik bir adım değil; Türk kadınının bilime, yeniliğe ve üretime katkısının somut bir göstergesidir." Doç. Dr. Didem Özkal Eminoğlu, projenin hayata geçirilme sürecinde destek veren Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’na, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Çavuşoğlu’na, Proje Geliştirme ve Koordinasyon Ofisinden Prof. Dr. Serdar Burmaoğlu’na, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Recep Orbak’a, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Taner Arabacı’ya ve proje danışmanları Prof. Dr. Elif Çadırcı ile Prof. Dr. Serkan Yıldırım’a teşekkür etti.
"Sigara, gebelik şansını yüzde 40 azaltıyor"
07 Kasım 2025 Cuma - 12:14 "Sigara, gebelik şansını yüzde 40 azaltıyor" Hamilelik döneminden en az 3 ay öncesinde sigaranın bırakılması gerektiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Seher Sarı Kayalarlı, "Araştırmalar, sigaranın gebe kalmayı yüzde 40 azalttığını gösteriyor" dedi. Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Seher Sarı Kayalarlı, gebelikte sigara içmenin bilinen en zararlı etkisinin anne karnında bebeğin gelişme geriliğine sebep olması ve düşük doğum ağırlıklı bebekler doğması olduğunu söyledi. "Erken doğum riskini artırıyor" Opr. Dr. Seher Sarı Kayalarlı, "Hamilelik döneminde sigara içmek erken doğum riskini arttırır. Gebelikte düşük tehlikesi, dış gebelik ihtimali daha yüksek olur. Erken su gelişi, plasentanın erken ayrılması (ablasyo plasenta) riski de belirgin olarak artmış olur. Gebelik sırasında açıklanamayan anormal kanamalara sebep olabilir. Ayrıca perinatal (anne karnında veya doğum sonrası yeni doğan döneminde) bebek ölümlerine sebep olabilir" şeklinde konuştu. "Ani bebek ölümüne yol açabilir" Gebelik sırasında sigara içmenin en ciddi probleminin ani bebek ölümüne yol açması olduğunu dile getiren Dr. Kayalarlı, bunun dışında sigara içen annelerin bebeklerinin akciğerlerinin daha az geliştiğini, ileri aşamada ise astım ve akciğer sorunları yaşama risklerinin daha fazla olduğunu söyledi. "Çocukluk döneminde obezite riskinde artış bulundu" Sigaranın bebeklerin beynini de olumsuz etkilediğini; öğrenme zorluğu, düşük zekâ, davranış bozuklukları gibi etkilere neden olabildiğinin altını çizen Dr. Sarı, "Ayrıca yakın zamanda yapılmış çalışmalarda sigara içen annelerin bebeklerinde çocukluk döneminde obezite riskinde artış bulunmuştur. Yani, gebelikte sigara içimi bebeklerde tüm yaşamı boyunca zarar verecek etkilere sebep olmaktadır" ifadelerini kullandı. "Pasif içiciler zararlı etkilere daha fazla maruz kalıyor" Sigaranın gebelik planı yaptıktan en az 3 ay önce sigaranın bırakılması gerektiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Seher Sarı Kayalarlı, şunları söyledi: "Araştırmalar sigaranın gebe kalmayı yüzde 40 oranında azalttığını belirlemiştir. Sigaranın erkek kısırlığına sebep olması, embriyo kalitesini düşürmesi gibi olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Pasif içicilikte de bu zararlar kişilere etki etmektedir. Hatta pasif sigara içicilik sigara içen bir kişiden daha çok zarar vermektedir. Sigara içen kişi, sigara dumanını filtre ederek almaktayken, pasif içiciler sigaradan çıkan dumanı filtre edilmeden soludukları için zararlı etkilere daha fazla maruz kalmış olurlar. Bu yüzden, gebe kadınlar sigara içmeseler de, pasif içiciliğe maruz kaldıklarında bundan daha fazla etkilenmektedir."
Kumar endüstrisinin gizli silahı: Kazanmaya "ramak kala" hissi bağımlılığı artırıyor
07 Kasım 2025 Cuma - 11:07 Kumar endüstrisinin gizli silahı: Kazanmaya "ramak kala" hissi bağımlılığı artırıyor Bağımlılıkla mücadele uzmanı, sanal bahis ve kumar bağımlılığının nörobiyolojik bir beyin hastalığı olduğunu belirterek, ailelerin duygusal tepkiler yerine profesyonel destek almasının önemine dikkat çekti. Bağımlılık Uzmanı Çağlar Erdem, sanal bahis ve kumar bağımlılığının nörobiyolojik bir beyin hastalığı olduğunu belirterek, ailelere ve gençlere önemli uyarılarda bulundu. Erdem, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, bağımlılığın nörobiyolojik temelleriyle birlikte aile, adli ve sosyal yönleri olan çok katmanlı bir olgu olduğuna dikkat çekti. "Bağımlılıkla mücadelede bütün boyutlarıyla yaklaşılırsa sağlıklı sonuçlar elde edilir" diyen Erdem, sanal bahis, kart oyunu, slot cihazı ve at yarışı gibi oyunlarda bilinmeyeni bilmiş olmanın insanda bir haz ve yükselme hissi oluşturduğunu söyledi. Kumar endüstrisinin bu psikolojik eğilimi iyi bildiğini belirten Erdem, "Bütün kumar cihazları, özellikle gençlerin dikkat etmesi gereken şekilde, kazanca değil kayba uyarlanmıştır. ’Ramak kala’ anlayışı vardır. Kumar endüstrisi bunu çok iyi bildiği için ’kıl payı kaybetmek’, kişide bir dahaki sefere kazanacağı düşüncesini diri tutar ve tekrar risk alarak oynamasına sebep olur" dedi. "Adeta kangren haline getiriyor" Kumar bağımlılığında kişinin en büyük yanılgısının, ’artık kazanmayı öğrenecek kadar tecrübem var’ düşüncesi olduğunu ifade eden Erdem, bunun bağımlılığı daha da pekiştirdiğini söyledi. Türkiye’de ailelerin bağımlılıkla mücadelede en büyük hatasının durumu gizlemek veya kendi başına çözmeye çalışmak olduğunu dile getiren Erdem, "Problem ister kumar bağımlılığı, ister madde bağımlılığı olsun, insanlar kafalarındaki kalıplarla çözmeye çalışıyor, saklıyor, gizliyor ya da utanıp kimseyle paylaşmıyor. ’Ben çözerim’ sanıyor. Bu tutum bağımlılığı daha da pekiştiriyor, adeta kangren haline getiriyor" diye konuştu. "Mutlaka profesyonel bir destek alınmalıdır" Ailelerin ilk yapması gerekenin duygularını kontrol etmek olduğunu vurgulayan Erdem, "Kumar bağımlısına ya da diğer bağımlılara öfkeyle yaklaşmak, onlara acımak veya aşırı merhamet göstermek, bağımlılığı artırdığı gibi aileyi de dibe çeker. Ailenin profesyonel bir yardım alması bu noktada çok önemlidir. Duygularını kontrol etmek, bana göre tüm bağımlılıkların temel tedavi prensibidir. Hastanın kendi sorumluluğunu alması, kurallı bir yaşama adapte olması gerekir. Aile bunu tek başına yapamaz, mutlaka profesyonel bir destek alınmalıdır" ifadelerini kullandı. Kumar bağımlılığında dört evre olduğunu açıklayan Erdem, "İnsan, acıdan kurtulmak için intihar eder. Baş edemeyeceği bir acı vardır. Acı çok genel bir kavramdır. Kumar bağımlılarında dört evre vardır: Kazanma evresi, kaybetme evresi, tükenme evresi ve koyuverme evresi. Kişi bilinçsiz bir şekilde bahis oynamaya başlar. Tamamen tükenmiştir, borçlarını ödeyemeyeceğini, yalnız kaldığını düşünür. O acıdan kurtulmak için intihar yolunu seçer" uyarısında bulundu. "İntihar konusunda toplumda yanlış bir anlayış var" İntihar eğilimi gösteren kişilerin mutlaka uzman desteği alması gerektiğini belirten Erdem, "İntihar konusunda toplumda yanlış bir anlayış vardır: ’İntihar edecek kişi bunu söylemez, gider eder.’ Oysa bu doğru değildir. Eğer bir kişi intihardan bahsediyorsa, çok bunaldığını söylüyorsa, vasiyet veya hatıra bırakıyorsa, o kişi büyük ihtimalle intiharı düşünüyordur. Böyle birini gördüğünüzde mutlaka bir uzmana yönlendirmenizi tavsiye ederim" diye konuştu. Bağımlılıkla mücadelede devletin önemli adımlar attığını belirten Erdem, "Umarım bu çabalar daha başarılı şekilde devam eder" dedi.
Çocuk Gelişim Uzmanı Karakaş: "Güçlü çocuklar, sevgi ve güvenin hakim olduğu ailelerin içinde yetişir"
07 Kasım 2025 Cuma - 10:54 Çocuk Gelişim Uzmanı Karakaş: "Güçlü çocuklar, sevgi ve güvenin hakim olduğu ailelerin içinde yetişir" Ege Üniversitesi Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı bünyesinde hizmet veren Çocuk Gelişimi Değerlendirme ve Aile Danışmanlığı Birimi, ailelere ve çocuklara yönelik rehberlik hizmetlerini sürdürüyor. Üniversitenin güçlü akademik birikimiyle uzman kadrosunu bir araya getiren birim, Ege Üniversitesi personeli ve onların 0-18 yaş aralığındaki çocuklarına ücretsiz olarak psikososyal destek sağlıyor. Birim Danışmanı Burcu Karakaş, aile danışmanlığı ve çocuk gelişimi alanındaki bilgi ve tecrübelerini paylaşarak, çocukların her gelişim evresinde karşılaşabilecekleri duygusal, sosyal ve akademik güçlüklerde ailelere rehberlik etmeyi ve sağlıklı, sürdürülebilir bir aile ortamı oluşturmalarına katkı sunmayı amaçladıklarını belirtti. Çocuk gelişimi ve aile danışmanlığı alanından bahseden Burcu Karakaş, "En güçlü motivasyonum, her zaman çocuklara duyduğum koşulsuz sevgi ve onlarla kurduğum doğal bağ oldu. Çocuk gelişimi alanının hem kişiliğimle hem de yaşam felsefemle tam olarak örtüştüğünü düşünüyorum. Kendimi bu alanda geliştirmek benim için bir zorunluluk değil, keyifle sürdürdüğüm bir öğrenme yolculuğu. Çünkü biz eğitimciler, çocuklara bir şeyler öğretirken aslında onlardan da çok şey öğreniyoruz" dedi. "Çocuk, ailesinden bağımsız değerlendirilemez" Aile danışmanlığı ile çocuk gelişimi arasındaki ilişkiye değinen Burcu Karakaş, iki alanın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı. Karakaş, "Aile, çocuğun doğduğu andan itibaren güvenle sığındığı ilk sosyal çevredir ve gelişiminde belirleyici bir rol oynar. Benim yaklaşımım, çocuğu değerlendirirken aile sistemini bir bütün olarak ele almak üzerine kurulu. Çünkü sağlıklı bir gelişim için çocuğu yalnızca bireysel değil, çevresiyle birlikte görmek gerekir. Günümüzde değişen aile yapısı, iş yaşamı ve teknolojinin etkisiyle farklı bir dinamik kazandı. Ancak çocuğun temel ihtiyacı değişmiyor. Aileyle geçirilen nitelikli zaman, etkili iletişim ve koşulsuz sevgi, her dönemde sağlıklı gelişimin temelini oluşturuyor. Güçlü çocuklar, sevgi ve güvenle büyüdüğü ailelerin içinde yetişir" diye konuştu. "Danışmanlık gelişim sürecinin her aşamasında değerli" Aile danışmanlığı desteğinin yalnızca sorun dönemlerinde değil, her zaman aileler için faydalı olabileceğini vurgulayan Burcu Karakaş, "Çoğu zaman uzman desteği ancak ciddi bir problem yaşandığında alınır sanılıyor. Oysa biz bu hizmeti yalnızca krizleri çözmek için değil; aileleri güçlendirmek, farkındalık kazandırmak ve iletişim kalitesini artırmak için sunuyoruz. Sunduğumuz bu hizmetin en önemli yönü, önleyici ve geliştirici olması. Özellikle 0-6 yaş dönemi, çocukların gelişim temellerinin atıldığı çok kritik bir evredir. Bu dönemde yapılan değerlendirmeler, hem çocukların gelecekteki becerileri hem de ailelerin farkındalığı açısından büyük önem taşır. Kısacası danışmanlık, bir müdahaleden çok, önleyici ve güçlendirici bir rehberlik sürecidir. Her aile, yaşamının bir döneminde bu desteğin kapsayıcı gücünden fayda görebilir" dedi. "Aile içi iletişim, çocuğun dünyayı algılama biçimini belirler" Aile içi iletişimin çocuğun gelişiminde belirleyici olduğunu vurgulayan Burcu Karakaş, "Ailede kurulan iletişim biçimi, çocuğun kendini nasıl algıladığını, duygularını nasıl ifade ettiğini ve çevresiyle nasıl ilişki kurduğunu şekillendirir. Empati, saygı ve anlayış temelli bir iletişim dili, çocuğa değerli olduğunu hissettirir ve güven duygusunu pekiştirir. Ebeveynlerin birbirleriyle kurduğu dengeli ilişki de çocuğun duygusal temelini oluşturur; çünkü çocuklar dünyayı büyüklerin duygusal tepkilerini gözlemleyerek öğrenir. Huzurlu bir aile ortamı, özgüveni yüksek, sosyal becerileri gelişmiş bireylerin yetişmesini sağlar. Kısacası, çocuğa verilebilecek en büyük armağan; ilişkilerini saygı, iş birliği ve anlayış üzerine kurmuş ebeveynlerdir" diye konuştu. "Güçlü aile, güçlü toplumun temelidir" Birimin hedeflerini paylaşan Burcu Karakaş, "En temel amacımız, Ege Üniversitesi ailesinin her dönemde ihtiyaç duyduğu desteği alabilmesini sağlamak. Yalnızca sorun odaklı değil, önleyici ve geliştirici bir yaklaşımla çalışıyoruz. Ebeveynlerin farkındalığını artırmak, çocukların gelişim süreçlerini yakından izlemek ve her çocuğun kendi potansiyeline ulaşabileceği bir ortam yaratmak önceliklerimiz arasında. Güçlü aile bağlarını desteklemek ve bu modeli uzun vadede diğer kurumlara da örnek olacak bir yapıya dönüştürmek istiyoruz. Çünkü güçlü aile, güçlü toplumun temelidir. Gelişimi anlamak, yaşamı anlamaktır; biz de bu yolculukta ailelerin yanında olmaya devam edeceğiz" dedi.
Etlik Şehir Hastanesi 3. yılında 15 milyonun üzerinde muayene hizmeti verdi
07 Kasım 2025 Cuma - 09:58 Etlik Şehir Hastanesi 3. yılında 15 milyonun üzerinde muayene hizmeti verdi Etlik Şehir Hastanesi 2022 yılından bugüne kadar 15 milyonun üzerinde poliklinik muayene hizmeti verdi. Ankara Etlik Şehir Hastanesi, açılışının üçüncü yılı dolayısıyla hazırladığı özel tanıtım videosunu sosyal medya hesaplarından paylaştı. Videoda, hastanenin üç yıllık süreçte kaydettiği sağlık hizmetleri, teknolojik altyapısı ve insan odaklı vizyonu anlatıldı. Hazırlanan videoda, Etlik Şehir Hastanesi’nin yalnızca bir sağlık kurumu değil, ‘bilimin, teknolojinin ve insan sevgisinin birleştiği bir yaşam merkezi’ olduğu vurgulandı. Avrupa’nın en büyük sağlık komplekslerinden biri olan hastane, 1 milyon metrekare kampüs alanı, 207 bin metrekare oturum ve 1 milyon 145 bin metrekare kapalı alanıyla modern tıbbın merkezlerinden biri haline geldi. Üç yılda 15 milyonun üzerinde poliklinik muayenesi 2022 yılında hizmete giren hastanede, bugüne kadar 15 milyonun üzerinde poliklinik muayenesi, 3 milyondan fazla acil muayene ve 452 bini aşkın ameliyat gerçekleştirildi. 4 bin 50 tescilli yatak, 771 yoğun bakım yatağı ve 5 bin 753 araç kapasiteli kapalı otoparkıyla hastane, her gün binlerce kişiye sağlık hizmeti sunuyor. Videoda; Cyber Knife, tomoterapi, robotik cerrahi, hiperbarik oksijen tedavisi, göz anjiyosu ve hibrit ameliyathaneler gibi ileri teknoloji birimlerine de yer verildi. Hastane, her yıl 34 binden fazla doğum, 655 hiperbarik tedavi, 3 bin 459 diyaliz ve 378 suda doğum ile sağlık hizmetlerinde önemli bir kapasiteye ulaştı. "Sağlığın kalbi burada atıyor" Etlik Şehir Hastanesi’nde 3 bin 750 akademisyen ve 4 bin 500’ün üzerinde sağlık çalışanı görev yapıyor. Videoda, "Etlik Şehir Hastanesi, gücünü teknolojiden, ruhunu insandan alan bir iyileşme merkezi. Modern tıbbın ışığında Türk hekimlerinin tecrübesiyle görünmeyen görünür oluyor, bir hücrede bir yaşam yeniden yazılıyor, sağlığın kalbi burada atıyor" ifadeleri yer aldı.
Medical Point Hastanesi ve Stanford Üniversitesi arasında bilimsel iş birliği
07 Kasım 2025 Cuma - 09:50 Medical Point Hastanesi ve Stanford Üniversitesi arasında bilimsel iş birliği İEÜ Medical Point Hastanesi, olağan hekim toplantısında önemli bir ismi ağırladı. Toplantıya katılan Dr. Laurel Crosby, Stanford Üniversitesi’yle yapılacak iş birliği ve sağlıkta yenilikçi uygulamalardan bahsetti. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi, dünya çapında bilimsel gelişmeleri yakından takip etmeye ve sağlıkta öncü uygulamalara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda, Stanford University ile yürütülen bilimsel iş birliği süreci kapsamında, her ay gerçekleşen Olağan Hekim Toplantısı’nda bilim dünyasının önemli isimlerinden Dr. Laurel Crosby ağırlandı. Multidisipliner sağlık yaklaşımı Stanford Genom Teknoloji Merkezi’nde Mühendislik Araştırma Görevlisi olarak görev yapan Dr. Crosby, nadir hastalıklar, moleküler tanı teknolojileri ve genetik mühendisliği alanındaki yenilikçi araştırmalarını Medical Point hekimleriyle paylaştı. Sunumda, genetik tanı süreçlerinde kullanılan ileri teknoloji yaklaşımlar, moleküler biyoteknolojideki son gelişmeler ve multidisipliner bilimsel iş birliklerinin geleceği ele alındı. Yenilikçi uygulamalar Toplantıda, bilimsel bilgi paylaşımının sağlık hizmetlerinin kalitesine katkısı bir kez daha vurgulandı. Medical Point Hastanesi’nin araştırma odaklı vizyonu doğrultusunda yürütülecek bu tür uluslararası vizyon sağlıkta yenilikçi uygulamaları destekleyeceği belirtildi. Medical Point Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Veysi Kubba, katılım gösteren tüm hekimlere ve değerli katkılarından dolayı Dr. Laurel Crosby’e teşekkür ederek, bu iş birliğinin sağlıkta sürdürülebilir bilimsel ilerlemeye önemli katkılar sunacağını ifade etti.