SAĞLIK - 03 Nisan 2026 Cuma 14:44

Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil

A
A
A
Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı.


Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi.



Asıl soru sayı değil, tablo


Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu.



"Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir"


"Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu.



Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı?


Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti:


"Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir."



Hangi durumlarda acile başvurulmalı?


Yücel, şu bilgileri verdi:


"Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır:


Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir."



Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme


Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı:


Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Ercan: "Hedefimiz; teknoloji üreten, üretimi yöneten ve toplumu dönüştüren güçlü bir kadın profilidir" Kayseri’de düzenlenen Kadınlarla Ekonomi Buluşmaları’na katılan AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Tuğba Işık Ercan; "Hedefimiz; teknoloji üreten, üretimi yöneten ve toplumu dönüştüren güçlü bir kadın profilidir" dedi. Kadınların üretimde, yönetimde ve dönüşümde üstlendiği kritik rolü konuşmak, ilham veren başarı hikayelerini paylaşmak amacıyla düzenlenen ’Kadınlarla Ekonomi Buluşmaları’nın ilki Kayseri’de düzenlendi. Programda konuşan AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Tuğba Işık Ercan, bölgedeki ateş çemberine rağmen Türkiye’nin büyüme rotasından sapmadan yoluna devam ettiğini kaydederek; "Bölgemizde yaşanan ateş çemberine, küresel piyasalardaki belirsizliklere rağmen Türkiye, hamdolsun büyüme rotasından sapmadan yoluna devam etmektedir. Bakınız, bugün dünya devleri durgunlukla pençeleşirken, tedarik zincirleri altüst olmuşken, bizler yatırımı, istihdamı ve üretimi merkeze alan ekonomi modelimizle parlayan bir yıldız gibi yükselmeye devam ediyoruz. Sadece son birkaç yıla baksak dahi; savunma sanayiinden enerjiye, ulaştırmadan yüksek teknolojiye kadar her sahada kendi göbeğini kendi kesen, başkasına el açmak yerine el uzatan bir Türkiye gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu başarı; sarsılmaz bir iradenin, doğru zamanda atılan stratejik adımların ve en önemlisi bu toprakların her bir ferdine duyulan sonsuz güvenin meyvesidir. İşte biz Türk kadınları, Türkiye’nin bu dirençli yapısının asıl taşıyıcı sütununu oluşturuyoruz. Küresel fırtınalar dışarıda esedursun; bizler evimizde huzuru, iş yerimizde üretimi, tarlamızda bereketi tesis ederek bu ülkeyi ayakta tutan asıl gücün sahipleriyiz. Siyaset sahnesinde de, ekonominin çarklarında da artık şu gerçeği tüm dünyaya ilan ediyoruz; kadınlar, Türkiye’nin kalkınma hikâyesinin en ön safındaki neferleridir" dedi. Ekonominin her kademesinde var olmak isteyen herkese her Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir kalkan gibi arkasında olduğunu ifade eden Ercan; "KOSGEB üzerinden sağlanılan hibe ve destek limitleri 2 milyon TL seviyesine yükseltirken, sermaye meselesini bir engel olmaktan çıkarttık. KOSGEB desteklerinden faydalanan girişimci kadın oranı yüzde 41’e ulaşırken, Halkbank ve Kredi Garanti Fonu aracılığıyla kadın kooperatiflerimize milyarlarca liralık kefalet paketi sunduk. Benzer şekilde, Kırsal kalkınmada ise devletimiz, kadınlarımızı tarım ve hayvancılığın öznesi kılmak için devrim niteliğinde adımlar atmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığımız bünyesinde yürütülen eğitim faaliyetleriyle; hayvancılıktan modern tarım tekniklerine kadar binlerce kardeşimiz profesyonel birer girişimciye dönüşmüştür. Bu noktada TKDK ve IPARD programları, kırsaldaki kadın gücümüzün en büyük kaldıraç noktasıdır. Bugün AK Parti Kadın Kolları olarak, Kayseri’de ekonomik bir program olarak başlattığımız bu buluşma; aynı zamanda güçlü kadın, güçlü aile ve güçlü toplum vizyonumuzun bir ifadesidir. Türkiye Yüzyılı, adaleti ve merhameti merkeze alan, fıtratındaki güzellikleri iş dünyasına estetik ve disiplinle yansıtan sizlerin omuzlarında yükselecektir. Bizler, kadınların sosyal ve ekonomik hayatta hak ettikleri en üst seviyeye ulaşana kadar önlerindeki engelleri kaldırmaya devam edeceğiz. Bizim hedefimiz; teknoloji üreten, üretimi yöneten ve toplumu dönüştüren güçlü bir kadın profilidir. Bunu gerçekleştirirken kadının kendi fıtratından, kimliğinden ve aile içindeki kurucu rolünden ödün vermeden; aksine bu değerleriyle güçlenerek, kendi tabiatına uygun bir denge içinde yükselmesini esas alıyoruz" ifadelerini kullandı.
Edirne Edirne’de genç mimar adayları Mimar Sinan’ın izinde Edirne’de Mimar Sinan’ın vefatının 438’inci yılı dolayısıyla düzenlenen anma etkinliğinde genç mimar adayları Selimiye Camii’ni gezdi. Edirne’ye başta Selimiye Camii olmak üzere birbirinden güzel eserler kazandıran Mimar Sinan, vefatının 438’inci yılında Trakya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğrencileri tarafından düzenlenen etkinlikle anıldı. Selimiye Meydanı’ndaki Mimar Koca Sinan Anıtı önünde bir araya gelen üniversite öğrencileri, daha sonra Selimiye Camii’ni gezdi. Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı Prof. Dr. Esma Mıhlayanlar, 438’inci ölüm yıl dönümünde Mimar Sinan’ı anma etkinlikleri olarak bir dizi program düzenlediklerini söyledi. Mimar Sinan’ın eserlerinde mühendislik, tasarım ve sanatsal yönünü çok güçlü yansıttığını belirten Mıhlayanlar, Mimarlık Fakültesi olarak çok şanslı olduklarını ifade etti. Mimar Sinan’ın uzun yaşamında çok önemli eserler bıraktığını vurgulayan Mıhlayanlar, "Ülkemizde çok önemli eserleri var; bunların da en önemli olanlarından birisi Selimiye Camii ve diğer eserleri de Edirne’de bulunuyor. Bu anlamda Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü öğrencileri olarak bizler kendimizi çok şanslı hissediyoruz. Onun eserlerini her gün görebilmek, hissedebilmek, onu daha iyi yorumlayabilmek açısından bizim için büyük bir şans. Mimar Sinan’ın bu uzun yaşamı içerisinde eserlerine baktığımız zaman onun mühendislik, tasarım ve sanatsal yönünün ne kadar güçlü olduğunu ve bunları birlikte nasıl kullanabildiğini görebiliyoruz. Eserlerinin 500 yıldır bu kadar tahribata, depremlere, yangınlara rağmen ayakta kalabilmesi çok çok önemli. Bizlere bir tasarımcının mühendislik yanını, sanatın her yönüne ne kadar hakim olduğunu pek çok eserinde gösteriyor Mimar Sinan. Nur içinde yatsın, kendisini saygıyla anıyoruz" ifadelerine yer verdi. Selimiye Camii’nin restorasyon sürecine de değinen Mıhlayanlar, her yönüyle çok etkileyici ve strüktürel anlamda, sanatsal yönüyle çok güzel bir eser olduğunu belirterek, restorasyon sonucu tekrar ziyarete açılmasından büyük bir memnuniyet duyduklarını söyledi. "Mimar Sinan’ın izinde ilerliyoruz" Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye’ye bir gezi düzenlediklerini belirten Mimarlık Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Arda İdeci, ustanın eserlerini tanıyıp tanıttıklarını ve onun yolunda ilerlediklerini söyledi. Çok şanslı olduklarını belirten İdeci, her gün Mimar Sinan’ın eserlerini yakından görmenin mutluluğunu yaşadıklarını ve geleceğin mimarları olarak güzel eserler bırakmayı planladıklarını ifade etti. Selimiye’nin uzun süre restorasyon süreci dolayısıyla kapalı olduğunu ve yeniden açılmasından dolayı mutluluk duyduklarını söyleyen İdeci, "3 sene hiç girememiştik. Bu süreçten sonra ilk defa girdik. Güzel bir eser, büyüleyici" dedi. "Selimiye’ye hayran kaldım" 5 yıldır Edirne’de olduğunu söyleyen Mimarlık Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Nuran Selahiye ise, daha önce Selimiye’yi bu kadar detaylı görme fırsatı olmadığını, restorasyon sürecinin ardından gezdiğinde hayran kaldığını belirtti. Bir mimarın izlerinden yürümenin büyük sorumluluk olduğunu söyleyen Selahiye, okulda aldıkları eğitimin buna çok güzel zemin hazırladığını aktardı.
Aydın Bozdoğan Belediyesi 2025 Faaliyet Raporu meclisten geçti Bozdoğan Belediyesi’nin 2025 yılı faaliyet ve denetim raporu, Belediye Meclisi’nde görüşülerek onaylandı. Tasarruf odaklı yönetimle bütçe fazla verdi, borç yükü önemli ölçüde azaltıldı. Bozdoğan Belediye Meclisi toplantı salonunda gerçekleştirilen oturumda, 2025 yılına ait faaliyet ve denetim raporları meclis üyelerinin oylarıyla kabul edildi. Toplantıda belediyenin mali ve idari performansına ilişkin veriler paylaşıldı. Rapora göre, belediye 2025 yılında bütçe disiplinini koruyarak güçlü bir mali tablo ortaya koydu. Toplam 367 milyon 866 bin 501 TL gelir tahakkuku oluşurken, 335 milyon 417 bin 385 TL tahsilat gerçekleştirildi. Bu verilerle bütçe gerçekleşme oranı yüzde 92 oldu. Aynı dönemde 335 milyon 345 bin 491 TL gelir ve 329 milyon 816 bin 680 TL gider oluştuğu, belediyenin yılı bütçe fazlasıyla kapattığı belirtildi. Tasarruf belediyeciliği anlayışının mali sonuçlara doğrudan yansıdığı vurgulandı. Borç yükü düşürüldü 2025 yılının sadece tasarruf değil, aynı zamanda hizmet ve mali toparlanma yılı olduğu ifade edildi. Göreve devralındığında yaklaşık 200 milyon TL seviyesinde olan belediye borcunun, yapılan ödemelerle 110 milyon TL seviyesine kadar gerilediği açıklandı. Böylece bir yandan hizmetler sürdürülürken, diğer yandan ciddi bir borç azaltımı sağlandı. Öte yandan 31 Aralık 2025 itibarıyla belediyede 36 memur, 10 kadrolu işçi ve KHK’lı personeller dahil toplam 319 personelin görev yaptığı bildirildi. Onaylanan faaliyet raporunun, belediyenin mali disiplin ve hizmet performansını ortaya koyduğu ifade edildi.
Çanakkale Çanakkale’de suç örgütü çökertildi: 19 kişi yakalandı Çanakkale’nin Ezine ilçesinde ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve tefecilik’ suçu işlediği tespit edilen örgüte düzenlenen operasyonda 19 şüpheli yakalanırken yaklaşık 2 milyar 800 milyon TL’lik mal varlığına da el konuldu. Çanakkale’de, Jandarma Genel Komutanlığı KOM Daire Başkanlığı ve Ezine Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; Çanakkale İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu vatandaşları yüksek faizle borçlandırıp baskı altına aldıkları, teminat olarak boş veya yüksek meblağlı çek/senet imzalattıkları, ödeme yapamayan vatandaşlara ait mal varlıklarını tehdit ve baskıyla devraldıkları tespit edilen örgüte operasyon düzenlendi. ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve tefecilik’ suçlarına yönelik jandarma ekiplerince düzenlenen operasyonlarda 19 şüpheli yakalandı. Savcılık şüpheliler hakkında soruşturma başlattı. Ayrıca; Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) verileri sonucunda şüphelilere ait; 88 adet taşınmaz, 58 adet araç ve bin 417 adet banka hesabına el konuldu. İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan sosyal medya paylaşımında, "Organize suç örgütleri ve çetelerle mücadelede gösterdiğimiz kararlılığı, vatandaşlarımızı mağdur eden tefecilik faaliyetlerine karşı da aynı şekilde sürdürüyoruz. Çanakkale İl Jandarma Komutanlığımızı, kahraman jandarmamızı, Ezine Cumhuriyet Başsavcılığımızı ve emeği geçenleri tebrik ediyoruz" ifadelerine yer verildi.