SAĞLIK
Ula Kızılağaç ile Menteşe Yenice Mahalleleri arasındaki içme suyu altyapısı yenileniyor 24 Mayıs 2026 Pazar - 16:05:05 MUSKİ Genel Müdürlüğü, Ula Kızılağaç Mahallesi Çamköy mevkii ile Menteşe Yenice Mahalleleri arasında yer alan 2 bin 600 metre uzunluğundaki içme suyu hattında yenileme çalışması başlattı. Çalışma kapsamında mevcut içme suyu hattı tamamen yenilenirken, hat çapları da büyütülerek özellikle yaz aylarında üst kotlarda yaşanan su basıncı sorunlarının giderilmesi hedefleniyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın içme suyu hatlarının yenilenerek çaplarının büyütülmesi ve basınç sorunlarının giderilmesine yönelik talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, Ula ve Menteşe ilçelerinde yatırımlarına devam ediyor. Bu kapsamda Kızılağaç Mahallesi Çamköy mevkii ile Menteşe Yenice Mahalleleri arasında yer alan 2 bin 600 metre uzunluğundaki içme suyu hattında yenileme çalışması başlatıldı. Yürütülen çalışma ile mevcut hatların çapı büyütülerek bölgede özellikle yaz aylarında yaşanan su basıncı sorunlarının ortadan kaldırılması hedefleniyor. Ayrıca çalışma kapsamında 35 hanenin içme suyu abone hatları da yenilenecek. Kesintisiz içme suyu sağlanacak MUSKİ Genel Müdürlüğü ekipleri, Ula Kızılağaç Mahallesi Çamköy mevkii ile Menteşe Yenice Mahalleleri arasında içme suyu hattı yenileme çalışmalarına başladı. Bölgede artan nüfus ve özellikle yaz aylarında yükselen su kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan yetersizliklerin giderilmesi amacıyla yürütülen çalışma ile içme suyu altyapısının güçlendirilmesi hedefleniyor. Toplam 2 bin 600 metre uzunluğundaki hat boyunca mevcut hatlar yenilenirken, sistemin kapasitesi artırılarak daha yüksek çaplı iletim hattına geçiş yapılıyor. Böylece bölgeye iletilen su miktarının artırılması ve özellikle yüksek kotlarda yaşanan basınç sorunlarının önüne geçilmesi planlanıyor. Çalışma kapsamında ayrıca 35 abonenin bağlantıları da yenilenerek daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir içme suyu altyapısı oluşturulacak. İçme suyu hatlarında yürütülen kapsamlı yenileme çalışmalarından duyduğu memnuniyeti dile getiren Kızılağaç Mahallesi Muhtarı Güler Keleş, "Burada sürekli su kesintileri, patlaklar, depolarımızda su olmuyordu. Böyle çok büyük sıkıntılarımız vardı bizim. Şimdi başvurularımızın sonucunda depolarımız yenilendi, isale hatlarımız yenilendi, içme suyu şebeke hatlarımız yenileniyor. Yani MUSKİ’den o kadar çok memnunuz ki köyümün tüm sorunları gitti desem bir yerdir" dedi. MUSKİ İşletmeler 2. Daire Başkanlığı Ula İşletme Şefi Osman Nuri Özçelik, "Ula Kızılağaç Mahallesi, Çamköy mevkii ile Menteşe Yenice Mahallesi arasında yaklaşık 2 bin 600 metre içme suyu hatlarını yenilemeye başladık. İş kapsamında yaz aylarında, üst kotlarda su basıncı problemi yaşayan mülkiyetlerde boru çapını büyülterek yeterli basınçta su iletebilir hale geleceğiz. Daha kaliteli, kesintisiz bir suya kavuşacak Kızılağaç Mahallesi" dedi.
24 Mayıs 2026 Pazar - 14:46 Kurban Bayramın’nda sağlıklı ve doğru beslenme önerileri İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Özkan Pulat, Kurban Bayramı öncesi sağlıklı ve doğru beslenme önerilerinde bulundu. Kurban Bayramının yaklaşmasıyla birlikte Bartın Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Özkan Pulat, vatandaşların hem zoonotik hastalıklara karşı hem de bayram süresince değişen beslenme alışkanlıklarının etkilerine karşı daha bilinçli ve tedbirli davranmaları gerektiğini vurguladı. Bayramların, aile bireylerini bir araya getiren, paylaşma ve dayanışma kültürünü pekiştiren özel günler olduğunu belirten İl Sağlık Müdürü "Kurban Bayramında geleneksel sofralar daha zengin hale gelirken, kırmızı et tüketiminde artış yaşanmaktadır. Bu nedenle dengeli ve kontrollü beslenmenin önemi daha da artmaktadır. Özellikle kalp-damar hastalığı, diyabet ve hipertansiyon gibi kronik sağlık sorunları olan vatandaşlarımız yağ oranı düşük etleri tercih etmeli, et tüketiminde aşırıya kaçmamalıdır. Bu hem kalp sağlığı hem de sindirim sistemi açısından önemlidir" dedi. Sağlık Müdürü Pulat "yeni kesilen kurban etlerinin hemen tüketilmemesi gerektiğini ifade ederken, "Etlerin bir süre buzdolabında dinlendirildikten sonra, haşlama veya ızgara yöntemleriyle pişirilerek tüketilmesi sağlıklı bir tercih olacaktır. Kızartma yönteminden ise kaçınılmalıdır. Ayrıca etin sebzelerle birlikte hazırlanması, beslenme çeşitliliğine katkı sağlar" açıklamasında bulundu. Etin demir, B12 ve çinko gibi mineraller bakımından zengin olduğunu belirten Pulat, C vitamini yüksek sebze, salata ve meyvelerle birlikte tüketilmesinin demir emiliminin artmasına yardımcı olduğunu hatırlattı. Aynı zamanda "Bayram sabahı dengeli bir kahvaltı yapmak, gün içerisindeki besin tüketimini olumlu etkiler" ifadelerini kullandı. Vatandaşlara yürüyüş yapmaları yönünde de tavsiyede bulunan İl Sağlık Müdürü, "Bayram boyunca sindirim sisteminin düzenli çalışmasına destek olmak ve alınan kaloriyi dengelemek adına günde en az 30 dakika yürüyüş yapılması ve fiziksel aktivitenin sürdürülmesi sağlık açısından büyük önem taşımaktadır. Son olarak vatandaşlarımızın bu mübarek bayramı hem sağlıklı hem de huzur içinde geçirmeleri için beslenme alışkanlıklarında ölçülü olmaları, hijyen kurallarına uymaları ve fiziksel hareketliliği ihmal etmemeleri önemlidir. Tüm vatandaşlarımızın sevdikleriyle bir arada sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir bayram geçirmelerini temenni ederim." dedi.
24 Mayıs 2026 Pazar - 13:55 Bayram beslemesinde gözden kaçan tehlikeyi uzmanı anlattı Zonguldak’ta diyetisyen Gizem Güneş, Kurban Bayramı’nda porsiyon kontrolünün ötesine geçerek etin pişirilme yöntemlerindeki gizli tehlikelere dikkat çekti ve yanlış pişirme tekniklerinin sindirim sisteminde oluşturabileceği tahribata karşı vatandaşları uyardı. Kurban Bayramı’nda sağlıklı beslenme alışkanlıkları büyük önem taşırken, uzmanlar sıklıkla göz ardı edilen kritik noktalara karşı vatandaşları uyarmaya devam ediyor. Toplumda tatlı ve et tüketimi konusunda genel bir bilinç oluştuğunu ancak bazı temel kuralların ihmal edildiğini belirten Diyetisyen Gizem Güneş, bayram döneminde sindirim sistemini korumanın yollarını anlattı. Porsiyon kontrolü ve denge kurma konularında toplumun belirli bir seviyeye ulaştığını ifade eden Güneş, "Artık çoğu kişi eti nasıl yemesi gerektiğini, tatlıyı nasıl tüketmesi gerektiğini ve bayramda nasıl denge kuracağını biliyor. Ancak genel olarak değinmediğimiz bir nokta var. Bu da etin nasıl pişirildiği ve ne kadar dinlendirilmesi gerektiği" dedi. Sindirim sistemini yoran yüksek ateş tehlikesi Özellikle yüksek ateşte işlem gören etlerin mide ve bağırsak fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek rahatsızlıklara yol açtığına değinen Güneş, hazırlık aşamasındaki yöntemlerin önemini vurguladı. Güneş, "Yüksek ateşle pişmiş etlerin sindirim sistemini çok fazla yorduğu, sindirim sistemini bozarak şişkinliğe neden olduğu gözlemlenmiş. Dolayısıyla yalnızca porsiyon kontrolü değil, etin nasıl pişirildiği de oldukça önemli" şeklinde konuştu. Etin yanında mutlaka sebze ağırlıklı menülerin bulundurulması ve yemek sonrasında hareketsiz kalınmaması gerektiğini hatırlatan Güneş şöyle devam etti: "Mutlaka lifli gıdalarla eti tüketmeliyiz. Sindirimimizi kolaylaştırmak için yoğun bir öğünden sonra yapacağımız 10-15 dakikalık hafif fiziksel aktiviteler faydalı olacaktır." Tatlı tercihlerine ve akşam öğünlerine dikkat Ağır şerbetli tatlıların gün içindeki kalori dengesini bozabileceğine işaret eden Diyetisyen Güneş, kapanış öğünlerinin de hafif tutulması yönünde uyarılarda bulundu. Güneş, "Şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli. Gün içerisindeki kalori kısıtlamasını akşam saatlerine bırakmadan, akşam öğünlerini daha hafif geçirmek daha sağlıklı olacaktır" dedi.
24 Mayıs 2026 Pazar - 13:34 Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca: Modern tıp uygulamaları sayesinde birçok diz probleminde cerrahiye gerek kalmadan başarılı sonuçlar alınabiliyor. Diz problemleri, günümüzde yalnızca ileri yaş grubunun değil; gençler, sporcular, masa başı çalışanlar ve aktif yaşam süren bireyler dahil toplumun geniş bir kesimini etkileyen önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Diz kireçlenmesi, menisküs yaralanmaları, bağ problemleri ve eklem yıpranmaları yaşam kalitesini ciddi ölçüde azaltabiliyor. Son yıllarda ise ameliyatsız tedavi yöntemlerine olan ilgi dikkat çekici şekilde artıyor. Modern tıp uygulamaları, girişimsel tedaviler ve kişiye özel rehabilitasyon programları sayesinde birçok hastada ağrının azaltılması ve hareket kapasitesinin artırılması mümkün olabiliyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, diz problemlerinde artık multidisipliner ve kişiye özel tedavi yaklaşımının ön plana çıktığını belirterek, "Her diz probleminin tedavisinde cerrahi müdahale şart değildir. Günümüzde doğru hasta seçimiyle uygulanan ameliyatsız tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Önemli olan hastanın şikayetini, eklem yapısını, kas dengesini ve günlük yaşam ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek uygun tedavi planlaması yapmaktır" dedi. Uzmanlara göre son dönemde özellikle PRP, Sanakin ve kök hücre uygulamaları; proloterapi, nöral terapi, hyaluronat enjeksiyonları, kitosan içerikli eklem uygulamaları, osteopati ve manuel terapi yöntemleri ile kişiye özel egzersiz programları ön plana çıkıyor. Ayrıca fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları, kinezyobant teknikleri ve geçirilmiş operasyonlara bağlı skar dokularına yönelik fasyal gevşetme tedavileri de destekleyici yöntemler arasında yer alıyor. Bunun yanında glikozamin, kolajen destekleri, D vitamini düzeyinin düzenlenmesi ve uygun beslenme programlarının da eklem sağlığının korunmasında destekleyici rol oynayabileceği belirtiliyor. Prof. Dr. İrfan KOCA, özellikle hareketsiz yaşam tarzının ve kilo problemlerinin diz sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, "Diz sağlığında en önemli unsurlardan biri kontrollü hareket ve kas gücünün korunmasıdır. Uzun süre hareketsiz kalmak eklem üzerindeki yükü artırırken kas yapısını zayıflatabilmektedir. Erken dönemde uzman değerlendirmesi yapılması, ileride gelişebilecek daha ciddi eklem problemlerinin önüne geçilmesi açısından önem taşımaktadır" diye konuştu.
Dr. Özercan: "Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor"
12 Mayıs 2026 Salı - 10:27 Dr. Özercan: "Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor" Pankreas kistlerinin her ne kadar sık olmasa da bir kısmının kansere dönüşme riski taşıdığını belirten Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, "Bu nedenle özellikle çapı 1 cm’nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Abdullah Mübin Özercan, pankreas kistleri hakkında açıklamalarda bulundu. Özercan, "Pankreas kistleri genellikle başka bir nedenle yapılan karın ultrasonu, tomografi, MR gibi tetkikler sırasında saptanan, pankreas dokusu içindeki içi sıvı dolu boşluklardır. Pankreas kistleri genellikle herhangi bir şikayete yol açmıyor ancak nadiren karın ağrısı, bulantı, pankreas iltihabı veya sarılığa neden olabiliyor. Pankreas kistleri her ne kadar sık olmasa da bir kısmı kansere dönüşme riski taşıyor. Bu nedenle özellikle çapı 1 cm’nin üstündeki kistlerin, Fırat Üniversitesi Gastroenteroloji Kliniğimizde düzenli olarak yapılan endoskopik ultrason (EUS) ile ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli, kansere dönüşüm riskinin belirlenmesi ve şüphe olması durumunda ise kist içindeki sıvıdan örnek alınabilmesi açısından önemlidir" diye konuşu. Bazı kistlerin belirli aralıklarla takip edilmesi gerektiğini aktaran Özercan, "Takip sıklığının belirlenmesinde özellikle endoskopik ultrason (EUS) sırasında saptanan bulgular ve kistin büyüme durumu belirleyicidir. Pankreasta gelişen çok büyük kistlerin çevre dokulara zarar vermeleri durumunda ultrason sırasında boşaltılabilir. Kansere dönüşüm riski yüksek olan ve kansere dönüşmüş olan kistler için de cerrahi olarak o bölgenin çıkarılması gerekebilir. Bu nedenlerle pankreas kisti saptanması durumunda kişilerin gastroenteroloji uzmanı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.
"Vücuttaki yaygın ağrıların nedeni fibromiyalji olabilir"
12 Mayıs 2026 Salı - 10:22 "Vücuttaki yaygın ağrıların nedeni fibromiyalji olabilir" Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, "Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikayetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir" dedi. İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Gyulnaz Emin, yaygın kas ağrısı, yorgunluk ve dinlendirmeyen uyku şikayetlerinin fibromiyaljiye işaret edebileceğini söyledi. Fibromiyaljinin vücudun birçok bölgesinde hassasiyet ve yaygın kas ağrısıyla seyreden kronik bir ağrı sendromu olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Emin, "Bu tabloya sıklıkla yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, anksiyete ve depresyon da eşlik edebilir. Hastalık, oluşturduğu ağrı ve halsizlik nedeniyle kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir" diye konuştu. "Ağrı vücutta gezici olabilir" Fibromiyaljide ağrının tek bir noktaya bağlı kalmadığını ifade eden Uzm. Dr. Emin, "Ağrı bazen omuzda, bazen belde, bazen de bacaklarda hissedilebilir. Bu gezici karakter, hastaların şikâyetlerini tanımlamasını zorlaştırabilir. Stres, uykusuzluk, yorgunluk, soğuk hava ve nem gibi faktörler ağrıyı artırabilir" diye konuştu. Hastaların zaman zaman eklemlerinde şişlik hissedebildiğini ancak çoğunlukla muayenede şişlik ya da kızarıklık saptanmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, "Bunun yanı sıra kollarda ve bacaklarda karıncalanma, uyuşma hissi de görülebilir. Migren veya gerilim tipi baş ağrıları tabloya eşlik edebilir" ifadelerini kullandı. "Dayak yemiş gibi uyanmak en sık şikayetlerden biri" Fibromiyaljide uyku kalitesinin de etkilendiğini vurgulayan Uzm. Dr. Emin, "Hastaların büyük bir kısmı sabah uyandığında dinlenmemiş hisseder. ‘Dayak yemiş gibi’ ya da ‘savaşmış gibi’ uyanma hissi sık dile getirilen bir durumdur. Uykuya dalmada güçlük ve gece sık uyanma da görülebilir" dedi. "Zihinsel bulanıklık yaşanabilir" Hastalığın yalnızca fiziksel değil, bilişsel etkiler de oluşturabildiğini aktaran Uzm. Dr. Emin, "Konsantrasyon güçlüğü ve dikkat dağınıklığı görülebilir. ‘Fibrofog’ olarak adlandırılan bu durum, zihinsel bir sis hali şeklinde tarif edilir" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Emin, bazı hastalarda huzursuz bacak sendromu, huzursuz bağırsak sendromu ve ağız kuruluğu gibi şikayetlerin de tabloya eşlik edebildiğini ifade etti. "Altta yatan mekanizma ağrının algılanmasıyla ilgili" Fibromiyaljinin ortaya çıkış mekanizmasına değinen Uzm. Dr. Emin, "Santral sensitizasyon olarak adlandırılan durumda, beyinde ağrıyı algılayan sistem normalde ağrı oluşturmayacak uyaranlara karşı daha hassas hale gelir. Bu yüzden ağrının oluşumu ve işlenmesiyle ilgili bir farklılık söz konusudur. Hastalık genetik yatkınlıkla ilişkili olabilir. Kadın olmak, ileri yaş, geçirilmiş travmalar, stres, bazı kişilik özellikleri ve yaşam olayları risk faktörleri arasında sayılabilir" ifadelerini kullandı. "Tanı klinik değelerlendirme ile konuluyor" Fibromiyalji için özel bir test bulunmadığını anlatan Uzm. Dr. Emin, "Tanı hastanın şikayetleri ve klinik muayene ile konur. Ancak benzer yakınmalara yol açabilecek romatizmal hastalıklar, D vitamini eksikliği, anemi ve tiroit hastalıklarını dışlamak için bazı tetkikler yapılabilir" dedi. "Tedavide çok yönlü yaklaşım şart" Fibromiyaljinin yalnızca ilaçla tedavi edilen bir hastalık olmadığını belirten Uzm. Dr. Emin, "Tedavi sürecinde ilaçların yanı sıra egzersiz, uyku düzeninin sağlanması, hasta eğitimi ve psikolojik destek gibi birçok yaklaşım birlikte değerlendirilmelidir. Hastaya bunun gerçek bir hastalık olduğu ve yaşamı tehdit eden bir durum olmadığı mutlaka anlatılmalıdır" açıklamasında bulundu. "Düzenli egzersiz önemli" Düzenli egzersizin tedavinin temelini oluşturduğunu vurgulayan Emin, "Hastalar egzersize yavaş başlamalıdır. Yürüyüş ve yüzme gibi aerobik egzersizlerle başlanabilir, zamanla esneklik ve hafif direnç egzersizleri eklenebilir. Haftada 2-3 gün yapılan, günde 20-30 dakikalık tempolu yürüyüşün olumlu etkileri gösterilmiştir. Ayrıca yoga ve tai-chi gibi egzersizler de fayda sağlayabilir" diye konuştu. Fibromiyaljinin farklı şikâyetlerle ortaya çıkabildiğini ve bu yüzden tanıda gecikmeler yaşanabildiğini belirten Uzm. Dr. Emin, "Farkındalığın artması ve hastaların doğru branşa başvurması tedavi sürecini olumlu etkiler" diyerek sözlerini tamamladı.
19. SABDEK Toplantısı ESOGÜ ev sahipliğinde gerçekleştirildi
12 Mayıs 2026 Salı - 10:18 19. SABDEK Toplantısı ESOGÜ ev sahipliğinde gerçekleştirildi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi ev sahipliğinde düzenlenen ’19. Sağlık Bilimleri Dekanlar Konseyi (SABDEK) Toplantısı’, yoğun katılım ve verimli oturumlarla gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı üniversitelerinden Sağlık Bilimleri Fakültesi dekanları ve alan temsilcilerinin bir araya geldiği toplantıda; sağlık bilimleri eğitiminin güncel durumu, akreditasyon süreçleri, klinik uygulama eğitimi, dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojilerinin eğitim süreçlerine entegrasyonu gibi birçok önemli başlık ele alındı. Toplantının açılış programında ESOGÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Fatma Deniz Sayıner, SABDEK Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bülent Elbasan ve ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Kamil Çolak’ın; sağlık bilimleri alanındaki gelişmeler, iş birlikleri ve yükseköğretimde kalite süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu konuşmaları yer aldı. İki gün süren program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda; Sağlık Bilimleri Fakültelerinin güncel sorunları ve öncelikleri, sağlık bilimlerinde yapay zeka teknolojileri ve dijital yetkinlikler, ÇEP’e uyum süreçleri, Klinik Uygulama Eğitimi (Beslenme ve Diyetetik, Hemşirelik, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon ile Ebelik örnekleri), SABAK Tematik Analiz Raporu, akreditasyon süreçlerinde program iyileştirme çalışmaları gibi başlıklar alanında uzman akademisyenlerin katkılarıyla kapsamlı şekilde değerlendirildi. Toplantı boyunca gerçekleştirilen bilimsel paylaşımlarda, farklı disiplinlerden akademisyenlerin deneyim aktarımı ve ortak çözüm önerileri ile sağlık bilimleri eğitiminin geleceğine yönelik önemli katkılar ortaya kondu. Toplantının sonunda organizasyonun gerçekleştirilmesine katkı sunan tüm kişi ve kurumlara teşekkür edildi.
Ebelik Bölümü akademisyen ve öğrencilerinin sağlık bilgilendirme ve farkındalık etkinliği
12 Mayıs 2026 Salı - 10:14 Ebelik Bölümü akademisyen ve öğrencilerinin sağlık bilgilendirme ve farkındalık etkinliği Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ebelik Bölümü akademisyen ve öğrencileri, şehir merkezinde vatandaşlara yönelik kapsamlı bir sağlık bilgilendirme ve farkındalık etkinliği gerçekleştirdi. Etkinlik hakkında açıklamalarda bulunan Öğretim Görevlisi Dr. Hülya Tosun, çalışmanın bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında hayata geçirildiğini belirtti. Tosun, özellikle anne-bebek sağlığı, gebelik süreci, doğum sonrası bakım ve genel sağlık konularında vatandaşları bilgilendirmeyi amaçladıklarını ifade etti. Hülya Tosun, etkinliğin yalnızca bilgilendirme ile sınırlı olmadığını vurgulayarak, vatandaşların birinci basamak sağlık hizmeti veren aile sağlığı merkezlerine yönlendirilmesi, düzenli taramaların öneminin anlatılması ve erken teşhise yönelik farkındalık oluşturulmasının da hedeflendiğini söyledi. Etkinlik boyunca Sevgi Yolu’ndan geçen vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini belirten Tosun, özellikle anne adayları ve genç annelerin merak ettikleri konular hakkında birebir bilgi aldıklarını ifade etti. Vatandaşların sağlıkla ilgili sorularını çekinmeden yönelttiğini ve etkinliğe olumlu geri dönüşler verdiğini dile getirdi. Üniversitenin topluma hizmet anlayışına dikkat çeken Hülya Tosun, Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin özellikle sağlık alanında şehirle bütünleşen bir yaklaşım benimsediğini belirtti. Ebelik Bölümü öğrencilerinin de bu tür saha çalışmalarında aktif yer alarak hem mesleki deneyim kazandığını hem de toplumla doğrudan iletişim kurma fırsatı bulduğunu söyleyerek, "Sabah saatlerinden itibaren çok sayıda vatandaşımız standımıza uğradı. Merak ettikleri tüm konuları sordular, biz de elimizden geldiğince doğru ve güvenilir bilgilerle yardımcı olmaya çalıştık. Bu ilgiden oldukça memnun kaldık" dedi. Etkinliğin sadece bir günlük bir çalışma olmadığını, benzer farkındalık faaliyetlerinin devam edeceğini vurgulayan Tosun, üniversitenin Kütahya halkına yönelik sosyal sorumluluk projelerini artırarak sürdüreceğini ifade etti.
Hantavirüs virüsünün temel kaynağı are, sıçan ve hamster gibi kemiriciler
12 Mayıs 2026 Salı - 10:13 Hantavirüs virüsünün temel kaynağı are, sıçan ve hamster gibi kemiriciler Medicana Bursa Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Tülay Şener Özvatan, özellikle kırsal bölgelerde ve depo gibi kapalı alanlarda çalışan vatandaşları, kemirgenlerden bulaşan ve ölümcül sonuçlar doğurabilen Hantavirüs’e karşı uyardı. Hantavirüsün tarihçesinin oldukça eskiye dayandığını belirten Dr. Özvatan, "Bu virüs, MS 960 yıllarına kadar uzanan Çin tıbbi metinlerinde tanımlanmıştır. Modern tıp literatürüne ise 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı sırasında askerlerde görülen ’Kore Kanamalı Ateşi’ ile girmiştir. Virüs ilk kez 1978 yılında Kore’de bir kemirgenden izole edilmiştir" dedi. "Sadece temas değil, solunum da riskli" Dr. Özvatan, virüsün temel kaynağının fare, sıçan ve hamster gibi kemiriciler olduğunu vurgulayarak bulaşma yolları hakkında şu bilgileri verdi; "Hantavirüs, enfekte kemirgenlerin idrar, dışkı ve tükürüklerinde bulunur. En önemli bulaşma yolu, bu atıkların karıştığı tozların ve havanın solunmasıdır. İdrar veya dışkı ile direkt temas ya da ısırılma vakaları daha nadir görülür. İnsandan insana bulaş ise oldukça nadir olup ilk kez 1996 yılında Arjantin’deki bir salgında bildirilmiştir." Hantavirüsün dünya genelinde iki ana klinik tabloya yol açtığını belirten Dr. Özvatan, Türkiye’deki duruma da dikkat çekti. Özvatan, "Avrupa, Asya ve Afrika tipi, genellikle böbrek yetmezliği ile seyreden formdur. Amerika tipi, Ölüm oranının daha yüksek olduğu ve akciğerlerin tutulduğu formdur. Ülkemizde ilk vakalar 1997 yılında İzmir’den bildirilmiştir. İlk yaygın salgın ise 2009’da Zonguldak ve Bartın bölgesinde görülmüştür. O dönemde 31 kişinin hastalandığını ve 2 kişinin hayatını kaybetti. Türkiye’de son yıllarda yıllık 10-15 vaka tespit edilmeye devam etmektedir ve ülkemizde görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyretmektedir" diye konuştu. Hastalığın kuluçka süresinin ortalama 21 gün olduğunu, ancak bu sürenin bazen 8 haftaya kadar uzayabildiğini belirten Dr. Tülay Şener Özvatan, kesin bir tedavisinin bulunmadığını, hastanede destek tedavisi uygulandığını ifade etti. Özellikle belirli meslek gruplarının daha dikkatli olması gerektiğini hatırlatan Dr. Özvatan, risk gruplarını şöyle sıraladı; "Çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşanlar. Liman işçileri. Kullanılmayan eski binaların temizliğini yapanlar. Haşere kontrol çalışanları. Kemirgen dışkısı bulunma ihtimali olan eski depo, bodrum veya kulübe gibi alanları temizlemeden önce mutlaka havalandırın ve temizlik sırasında maske/eldiven kullanmayı ihmal etmeyin."
Menteşe Devlet Hastanesi’nden geleceğin hemşirelerine anlamlı destek
12 Mayıs 2026 Salı - 09:41 Menteşe Devlet Hastanesi’nden geleceğin hemşirelerine anlamlı destek Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi tarafından düzenlenen Hemşirelik Haftası Paneli ve Üniforma Giyme Töreni’ne katılan Menteşe Devlet Hastanesi yönetimi, hemşire adaylarının heyecanına ortak oldu. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen "Hemşirelik Haftası Paneli ve Üniforma Giyme Töreni", sağlık camiasını bir araya getirdi. Etkinlikte Menteşe Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Şadi Ballı, Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Elif Akkaya ve Sağlık Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcısı Ayşe Çiçek hazır bulundu. Hemşirelik mesleğinin kutsallığına ve sağlık sistemindeki kritik rolüne vurgu yapılan panelde, mesleğe ilk adımı atan öğrencilerin üniforma giyme heyecanı paylaşıldı. Hastane yönetiminden yapılan açıklamada, etkinliğin mesleki dayanışma açısından önemine dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi: "Hemşirelik mesleğinin önemini vurgulayan, deneyimli meslektaşlarımız ile genç hemşire adaylarını bir araya getiren bu anlamlı etkinlikte yer almaktan büyük memnuniyet duyduk. Bu vesileyle, insan hayatı için özveriyle görev yapan tüm hemşirelerimizin Hemşirelik Haftası’nı en içten dileklerimizle kutluyor; sağlık hizmetlerine sundukları kıymetli katkılar için teşekkür ediyoruz "ifadesi kullanıldı.
Diyarbakır’da lohusa anneler için bilgilendirme toplantısı düzenlendi
12 Mayıs 2026 Salı - 09:33 Diyarbakır’da lohusa anneler için bilgilendirme toplantısı düzenlendi Memorial Diyarbakır Hastanesi tarafından düzenlenen lohusa toplantısında kadın sağlığı, doğum sonrası süreç, emzirme ve anne psikolojisi konularında annelere uzman hekimler tarafından bilgi verildi. Memorial Diyarbakır Hastanesinde kadınlara yönelik lohusa bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Düzenlenen etkinlikte doğum sonrası annelerin yaşadığı fiziksel ve psikolojik değişimler ele alınırken, uzman doktorlar ve sağlık personeli tarafından katılımcılara önemli bilgi aktarıldı. Toplantıda özellikle emzirmenin önemi, anne sütüyle beslenme, lohusalık döneminde dikkat edilmesi gerekenler, uyku düzeni ve annelerin psikolojik destek süreçleri hakkında bilgilendirme yapıldı. Katılımcı anneler merak ettikleri soruları uzmanlara yöneltme fırsatı buldu. Etkinlikte annelere sunum yapan Uzm. psikolog Elif Gültekin, Memorial Dicle Hastanesinde lohusa annelerle buluştuklarını söyledi. Gültekin, "Daha önce hamilelik sürecini geçirdiğimiz annelerle lohusalık döneminde neler yaşadığımızı, eş desteğinin ve aile desteğinin önemini konuştuk. Süreç içerisinde yardım istemenin aslında bize bir yük olmadığını, tamamen yükü hafifleten bir destek olduğunu konuştuk. Süreç içerisinde depresyon yaşayıp yaşamadığımız ya da farklı konularda psikolojik olarak depresyon yaşayıp yaşamadığımızı görüştük. Beraber değerlendirdik ve süreçlerimizi tamamlamış olduk" dedi. Annelerden Zemzem Meriç, fikir ve ortamın çok güzel olduğunu dile getirdi. Meriç, "Bizden önceki nesilden farklı olarak kendi hayatını kurmaya çalışan kadınlar olduk. Maalesef hamilelikle birlikte bu durum biraz kısıtlandı. O yüzden böyle şeylerin herkesin başına geldiğini duymak bize çok iyi geliyor. Bu süreçleri yaşayan kadınlar varsa kesinlikle tavsiye ederim" diye konuştu. Bir diğer anne Duygu Doğan ise çok güzel bir etkinlik gerçekleştirdiklerini aktardı. Doğan, "Bir lohusa toplantısı yaptık ve gerçekten çok keyifli, çok verimli geçti. Eminim ki buradaki bütün anneler, buradan çıktıktan sonra evlerine daha aydınlanmış, daha rahat ve bebeklerine çok daha fazla şefkatle yaklaşabilecekleri bir zihinle döneceklerdir diye düşünüyorum. Çok keyifliydi. Bu güzel toplantı için doktorumuza çok teşekkür ediyorum. İnşallah devamı da gelecek" şeklinde konuştu.
Özel öğrencilerin el emeği eserleri hastanede sergilendi
12 Mayıs 2026 Salı - 09:22 Özel öğrencilerin el emeği eserleri hastanede sergilendi Samsun’da Engelliler Haftası kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinlikte, özel öğretim öğrencilerinin yıl boyunca hazırladığı el emeği eserler hastanede sergilendi. Sergi, Samsun’daki Büyük Anadolu Hastaneleri lobisinde gerçekleştirildi. Engelli bireylerin toplumsal hayattaki görünürlüğünü artırmak ve yeteneklerini desteklemek amacıyla düzenlenen sergide öğrencilerin büyük özveriyle hazırladığı el sanatları, resimler ve çeşitli sanatsal çalışmalar yer aldı. Açılışın ardından Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Genel Müdürü Dr. İsmail Şen ile Hastane Başhekimi Dr. Ahmet Muhlis Korur da sergiyi gezerek eserleri inceledi. Okul yönetimi tarafından yapılan açıklamada, Engelliler Haftası’nın toplumda duyarlılığı artırmak adına önemli bir fırsat olduğu belirtilerek, öğrencilerin üretkenliklerini ve başarılarını kamuoyuyla paylaşmaktan mutluluk duydukları ifade edildi. Destek veren kurumlara teşekkür edilen açıklamada, bu tür etkinliklerin özel bireylerin sosyal hayata katılımına katkı sunduğu vurgulandı. Hastane yetkilileri ise anlamlı etkinliğe ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirterek, ortaya çıkan eserlerden dolayı öğrencileri ve öğretmenlerini tebrik etti. Hastane lobisinde sergilenen çalışmalar vatandaşlardan da yoğun ilgi gördü. Ziyaretçiler eserlerin büyük emek ve sabırla hazırlandığını ifade ederken, serginin iki gün daha açık kalacağı öğrenildi. Etkinliğin açılışına Büyük Anadolu Samsun Hastanesi İcra Kurulu Üyesi Yasemin Turan, Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü Meral Kıvırcı, Zafer Özel Eğitim Meslek Okulu Müdürü Mustafa Yiğit, okul yönetimi, doktorlar, öğretmenler, öğrenciler ve veliler katıldı.
Evlenmeden önce talasemi taşıyıcısı olup olunmadığına bakılmalı
12 Mayıs 2026 Salı - 09:21 Evlenmeden önce talasemi taşıyıcısı olup olunmadığına bakılmalı Denizli Talasemi ve Lösemililer Derneği Başkanı Turgay Besim, Başkan Yardımcısı Mustafa Boran ve Üye Semra Albayrak, Dünya Talasemi Günü kapsamında İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk’ü ziyaret etti. Gerçekleşen ziyarette talasemi hastalarının tedavi süreçleri, sağlık hizmetlerine erişim, talep ve önerileri ele alınırken, Dünya Talasemi Günü kapsamında gerçekleştirilen ve planlanan etkinlikler hakkında da bilgi verildi. İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, talaseminin dünyada en sık görülen kalıtsal kan hastalıklarından biri olduğunu belirterek, toplumda "Akdeniz Anemisi" olarak bilinen hastalığın anne ve babadan çocuğa geçtiğini, çocuk 3-4 aylıkken başlayarak düzenli kan nakli gerektirdiğini ifade etti. Talasemi ile mücadelede en etkili yöntemin korunma olduğuna dikkat çeken Öztürk, toplum eğitimi, hastalığı taşıyan kişilerin tarama yöntemiyle saptanması, genetik danışmanlık ve doğum öncesi tanının büyük önem taşıdığını vurgulayarak şöyle konuştu: "Türkiye’de 2018 yılından bu yana 81 ilde akdeniz anemisi ve talasemi gibi hastalıkların da içinde bulunduğu genetik bozukluk "hemoglobinopati"nin tespiti için ‘Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı’ başlatıldı. Bu program kapsamında, tarama testleri Aile Hekimliklerinde tamamen ücretsiz olarak yapılmaktadır. Denizli’de yapılan taramalarda; 2025 yılında 14 bin 670 kişi tarandı ve 484 taşıyıcı tespit edildi. 2026 yılının ilk dört ayında ise 6 bin 317 kişi taranarak 238 taşıyıcı tespit edildi. 2021 yılından bu yana da talasemi tanısı alan hiçbir bebeğimiz olmadı" dedi. "Evlenmeden önce talasemi taşıyıcısı olup olmadığına bakılmalıdır" Denizli Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren 7 yataklı Talasemi Merkezi’nin 2003 yılından bu yana faaliyet gösterdiğini de ifade eden İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, merkezde 2026 yılı mevcut durumda 65 kayıtlı hastanın takip ve tedavisinin sürdürüldüğünü ifade etti. Öztürk, talasemiyle mücadelede evlilik öncesi taramaların hayati önem taşıdığına dikkat çekerek; "Taşıyıcı bireyler genellikle kendilerini sağlıklı hisseder ve bir test yaptırmadıkları sürece bu durumu bilmezler. Ancak iki taşıyıcının evlenmesi durumunda, çocuklarının %25 ihtimalle ağır talasemi hastası olarak doğma riski bulunur. Bu durum, çocuk için ömür boyu sürecek düzenli kan nakilleri ve zorlu tedavi süreçleri anlamına gelir. Halbuki talasemi önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı, taşıyıcılık taramaları ve bilinçlendirme çalışmaları sayesinde sağlıklı nesillerin korunması mümkündür. Toplumumuzun bu konuda daha duyarlı olmasını istiyoruz ve çiftlerin evlenmeden önce Aile Hekimlerimizde talasemi taşıyıcısı olup olmadığına baktırmasını önemsiyoruz" diye konuştu.